Öğrendim ki…

02 Ekim 2016Not Defterimden67 Yorum »

bilgiÖğrendim ki,

Bilmediğim ne çok şey varmış.

Öğrendim ki,

Bilgi paylaşıldıkça artarmış.

Öğrendim ki,

Birbirimizden öğrenecek çok şey var.

Sitemizde artık bu bölüm öğrendiğimiz bilgileri birbirimizle paylaşacağımız bir bölüm olacak. Belki okuduğunuz kitaptan bir cümle, birinden duyduğunuz bir söz, hayat tecrübelerinizin size öğrettiği bir ders, sizi hayrete düşüren ilginç bir bilgi ya da günlük hayatta işe yarayacak basit bir bilgi… Güncel ya da geçmiş bilgi fark etmez, ne zaman öğrendiğimiz de önemli değil.

Haydi öğrendiklerimizi birbirimizle paylaşalım.

 

Okunma Sayısı : 12.261

Yorum yapın

“Öğrendim ki…” için 67 Yorum

  1. Hafız diyor ki:

    İmamı Muhammed e (99 kitap telif ettiği ilmihal de yazıyor)”takva ile ilgili bi kitap yazmalıydın?dedıklerınde ;alış veriş hukukunu yazdım ya”buyuruyor.
    Hz ömer “eğer bir kişiyi ailesi arkadaşları ve komşuları övüyorsa onun iyi bi insan olduğuna kannaat getirin” buyurmuştur.(çünkü insan bu üç gruba oynayamaz)
    Yine hz ömer sakın insanların namazına orucuna bakmayın.Konuştuğu zaman doğru soyluyormu,emanete dikkat edıyormu,helal haram çizgisi varmı ona bakın .buyurmuştur.
    Yine bir insanın alışveriş,geceleme ve yolculuk hallerinde ki tavrını iyi ölçün buyurmuştur.
    Hz ömer den karakter analizleri

  2. .../nisa diyor ki:

    “İnsan kendisini tamir edecek şeylere yakın durmalı. Şiire, sohbete, arkadaşa, seyahate, kitaba, gökyüzüne, ağaca, toprağa, müziğe, duaya.”

    Tuğba hanımın internette paylaştığı bu söz çok hoşuma gitti. Benimde huzur bulduklarım.

    Bir dua Hz. Yunus As.’ın duası

    Bir şiir Urfalı şair Yusuf Nabi – Sakın terki edepten

    Bir sohbet Sadettin Ökten – Medeniyet

    Bir seyahat Talha Uğurluel – Kudüs Mekke Medine Kurtuba

    Bir kitap Ducane Cundioğlu – Hz. İnsan

    Bir müzik Le trio Joubran ( Filistinli 3 Kardeş ) – Masar

    Ve bebekler, çocuklar. Başını omzunuza koyan bir bebeğin verdiği huzur paha biçilemez.

    • fatma diyor ki:

      şu sıralar aynı ruh hali ile dolaşıyoruz galiba kardeşim çok güzel yazmışsın,teşekkürler

  3. Hafız diyor ki:

    Acizane ögrendimki;Peygamber dışında kimse masum değil,kimsede yaptığı hatadan ötürü tamamen silinmeye layık değil.Sınanmadan konuşmak,büyük laflar etmek ne kolaymış.Sosyal hayatın mesajları kitaplara değil, meğer sokaklara ve insanların alınlarına yazılmış.Kibir kaderimizin en kötü düşmanıymış.Kendimiz ve çevremizdekilerle alakalı hayaller kurarken dengeli olmalıymışız,aksi takdirde büyük kırıklıklar yaşarmışız.Takıntı ne kötü hastalıkmış.En büyük acı vicdan sızısıymış.Onur ve iffet ne güzel kazanımlarmış.Para ve makam kaliteyi ölçmek için ne iyi kıstasmış.Dışarıda gösterdiğimiz hoşgörü ve sabrın aileden esirgenmesi büyük ahmaklıkmış.kimin nerden kazanacağını bilemediğimiz için hayrın her türlüsüne yapışmak ne akıllıcaymış.Adananlar ne kadar şanslıymış.İdealler ve menfaat arasında bocalamak ne büyük imtihanmış.Allah cc bizi affetmezse halimiz ne yamanmış.Nebevi öğretiden mahrum kalmak ne kayıpmış.

  4. cihad diyor ki:

    Öğrendim ki 23 nisan bayramlarında ki gibi milli bayramlarda çocuklarımıza yaptırdığımız rezil gösterileri kaldırmadan evlatlarımızda edebi ve hayayı muhafaza etmek veya öğretmek mümkün değilmiş ve değildir.
    erkek-kız beraberce ponpon kız kiyafetinde yabancı müzik eşliğinde ahlaksızca dans ettirmek en az evladını diri diri toprağa gömmek kadar şefkatsiz, cahilce ve ahmakça bir iştir. Ama öyle anne-babalara şahit oluyorum ki bu gösteriyi videoya kaydedip sosyal medyada paylaşıyor.

    Şah-ı Nakşibendi Hazretlerinin Evrad-ı Kudsiye’sinde geçen güzel bir dua ile bitireyim….çünkü vakit iltica vaktidir.

    “” Ya Muhavvilel havli vel ehval, havvil halena ilel ahsenil- hal..””

    yani: Ey halleri halden hale değiştiren Rabbim, bizim halimizide en güzel haller ile değiştir..AMİN

    Selametle….

    • Sadece Fatih diyor ki:

      Cihad Bey.

      Benim memleketimin bir ilçesinde altı yaşındaki çocuklara dansöz kıyafeti giydirmişlerdi, ortalık ayağa kalktı. (Olması gereken ayağa kalkılmasıydı. Şaşılacak olan ise o ilçenin yöneticileri muhafazakar geçinirken böyle bir şey yaşanmasıydı.)

      Allah razı olsun, lise müdürümüz dindar bir insandı, zorunlu olan gösteriyi erkek ve kızlara bol eşofman takımı giydirerek yaptırmıştı. Ne dünürü küstürdü ne de kızı verdi. (Cuma’ya gitmeye de izin verirdi.)

    • Hafız diyor ki:

      O dua hadisi şeriftir.

  5. MUTLU HIRA diyor ki:

    Oyrendimki hayatda bizi yaradandan basqasina etibar etmeyeceksin.

  6. Özkan Atay diyor ki:

    Öğrendim ki Türkiye de adalet yokmuş…

  7. Nurten diyor ki:

    Anladımki sorululuğunu taşımayan erkek anne babaya yüktür, eşine yüktür, çocuklarına yüktür, topluma yüktür.

    • sennur diyor ki:

      maalesef kadınlar bu erkeklerden çekerken ,erkek çoçuğunu da kendi yetiştirdiğinin farkında olmadan büyütüyor. sonunda ben evlatlarım için bu adamı çektim ,benim çoçuklarım kıymetli derken , çoçuğuna yaptığı zararı ,yükü farkında değil.

      önce ANA lar düzelmeli , vazifelerini bilmeli .
      Bir şeyi yük olarak görüyorsanız , onu taşıma sürecinde kendinizi yıpratırsınız.
      farkında olmadan sorumluluk alanlarına mi giriyorsunuz eşinizin ?
      bunun için en güzel dua ; RABBİM sorumluluklarımı yerine getirmeyi nasip eyle ,
      farkında olmadan yakınlarımın üzerime aldığım sorumlulukları yerine iade etmeyi nasip eyle,dir.
      rabbim takat getiremeyeceğimiz durumlardan koru,
      rızana lyaklaştırcak ameller nasip eyle.

  8. Ahmet DEMİREL diyor ki:

    Öğrendim ki İyiler kötüler kadar cesur olmadıkça ve kötülüğü yayanlar kadar çalışmadıkça iyilik yeryüzüne hakim olmayacak

  9. Fethiye Kaya diyor ki:

    Bir ziyaretin bana kazandırdıklarını şu şekilde anlatmıştım

    Editör: Fethiye hanım özel durumlar dışında link vermiyoruz, isterseniz yazınızı buradan da paylaşabilirsiniz.

  10. Kaniye diyor ki:

    Mutlu olmak için, içinde bulunduğumuz andan daha iyi bir zaman olduğuna karar vermek için beklemekten vazgeçin.
    Mutluluk bir varış değil, bir yolculuktur aslında.
    Pek çokları mutluluğu insandan daha yüksekte ararlar, bazıları ise daha alçakta arayıp durur.
    Oysa mutluluk, insanın boyu hizasındadır.
    (Alfred D. Souza)

  11. Abdullah Bir diyor ki:

    ÖĞRENDİM Kİ HER SEY BOŞ ALLLAH’a OLAN TESLİMİYETTEN BAŞKA

    *Birkaç yıl önce, bir vilayetimizde, bir bakanlığın il müdürüydüm. Bağlı bulunduğumuz genel müdürlük, başka üç ilin de il müdürüyle birlikte beni, diğer bir ilimizde personel almak üzere görevlendirdi. **Biz dört arkadaş birleşerek sözünü ettiğim ile gittik. Önceden bizim için ayrılan misafirhaneye yerleştik, şehre gelişimizi kimsenin duymasını istemiyorduk. Zaten ben ve arkadaşlarım bu ile ilk defa geliyorduk. Ne kimseyi tanıyorduk, ne de kimse bizi tanıyordu.
    Arkadaşlar olarak hepimizin kanaati aynıydı, hak edeni kazandırmak. Biliyorduk ki, katılım yoğun olacak ve herkes, maalesef bir referansla, bizi rahatsız edecekti. Bunun için çok dikkatli olmalıydık.
    **İle ikindi vakti vardık. Kimseye görünmeden şehrin biraz dışındaki kenar bir mahallede, tarihi bir camiye gittik. İkindi namazı kılınmış, caminin avlusu boştu. Osmanlı’dan kalma, mimarisi insanda manevi duygular uyandıran şirin bir caminin avlusundayız. Dört arkadaş şadırvana oturarak abdest almaya başladık. Mayıs ayının serin, sıcak havası da ayrı bir güzellik katıyor çevreye. **Ayakkabılarımı çıkarıp çoraplarımı da sıyırmaya başlamıştım ki ayaklarımın önüne bir çift takunya kondu. Takunyaların geldiği tarafa doğru şaşkınlıkla başımı çevirdim. Yüzüme tebessümle bakan, orta boylu, esmerimsi ve yakışıklı diyebileceğimiz yirmi beş yaşlarında bir gençle göz göze geldim. Utangaçlığın vermiş olduğu çekingenlikle;
    “Ben buraları bilirim, siz yabancıya benziyorsunuz, namaz kılana hizmet etmek, Allah’ın rızasını kazandırır. Allah kabul etsin!” dedi.
    Gencin tebessümü, davranışı, kibarlığı, her şeyden önce içten davranışı hepimizi çok etkiledi. **Sordum:
    “Sen kimsin?, Adın nedir?”
    “Adım Bilal, bu mahallede oturuyorum.”
    Bir an abdest almayı bırakarak gençle ilgilenmeye başladım.
    *”Ne iş yapıyorsun Bilal?”
    Biraz durakladı; ama yüzündeki gülümsemeyi hiç eksik etmeden sorumu cevaplandırdı:
    “Şimdi işim yok; ama inşallah yakında işe gireceğim”
    O kadar inanarak söylüyordu ki bunu,
    “Nasıl olacak o, Bilal?” dedim.
    *Müthiş mütevekkil ve huzurlu bir yüzle:
    “Üç gün sonra” dedi, ” … Müdürlüğü’nde sınavla personel alınacak. Rabbim, oraya girmeyi nasip edecek inşallah!” demez mi?..
    Ben bir an neye uğradığımı şaşırmıştım. İşe alacak olan bizdik. Arkadaşlarım da artık, Bilal ile aramızda geçen konuşmalara dikkat kesilmişlerdi.
    **”Peki, Bilal” dedim, “Bu zamanda işe girmek zor, hem de çok zor! Senin torpilin var mı? Referansın kim? İşe nasıl gireceksin?”
    Bilal o mütevekkil ve mütebessim halini kuşanarak (ki bu halini hiç unutamıyorum.), hepimizin üzerinde bomba tesiri bırakacak sözü söyleyiverdi:
    “Bir yetimin referansı kim olur?
    Benim referansım Allah Celle Celaluhu’dur. Ne güzel vekildir O. Dün gece O’na teheccüd namazından sonra dilekçemi sundum. Hiç yetimin duasını geri çevirir mi O?”
    **Ya Rabbi! Ne işe tutulmuştuk?
    Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum! Gözlerimin buğulandığını ona göstermemeliydim. Musluktan avucuma su alıp yüzüme serptim.
    “Bilal, baban yok mu?”
    “Yok, ben üç yaşındayken ölmüş. Anneciğim büyüttü beni”.
    **Temiz bir saflık üzerindeydi. Bütün söylediklerini gönülden söylüyordu. Bu o kadar meydanda idi ki kalbi adeta yüzüne vurmuştu.
    “Askerliğini yaptın mı Bilal?”
    “Yaptım ya, hem de çavuş olarak”.
    Artık Bilal’ı daha yakından tanımalıydım; çünkü o tanınmayı çoktan hak etmişti.
    *”Evli misin Bilal?”
    Bir anda gözleri yere düştü. Yine o mütevekkil hali üzerindeydi. Utanarak sözünü sürdürdü; “He ya, evli değil de sözlüyüm. İnşallah, işe girer girmez düğünümü yapacağım”.
    Yine o kadar kesin konuşuyordu ki!
    **”Ama Bilal, üç gün sonraki sınav için o kadar kesin konuşuyorsun ki, sanki sınavı kazanmış gibisin!”
    Sustu. Başını kaldırdı ve gözlerini ufka dikti hemen cevap vermedi, daldı. Yüzünün rengi bir beyazlaşıyor, bir sararıyordu. Biraz sonra gözleri ufka dikili olarak ve sesine bir gizemlilik katarak şunları söyledi:
    “Ben Rabbimi çok seviyorum, inanıyorum ki o da beni seviyor. Seven seveni korumaz, ona yardım etmez mi? Seven seveni hiç yüz üstü bıraktığı görülmüş müdür?”
    **Ona söyleyecek laf bulamıyordum. Bilal öylesine bir kalp taşıyordu ki, Allah bizi kocaman kocaman müdürleri, Bilal kuluna hizmet ettirmek için ayağına göndermişti.
    Kim müdürdü, kim işçi olacaktı? Bilal dilekçesini en büyük makama sununca melekler harekete geçtiler; daireler, müdürler harekete geçtiler ve hep birlikte Bilal kulun ayağına koşmaya başladılar. Çünkü emir büyük makamdandı. Allah’a malik olan insanın mahrumiyeti söz konusu olabilir miydi?
    *Sormaya devam ettim, içim titreyerek:
    “Bilal, sözlünü nasıl buldun? Bu zamanda hem yetim, hem işsize kim kız verir ki?”
    Başını salladı ve “doğru” diyerek ekledi;
    “Zor nişanlandım ya, Allah razı olsun, kayınpederim olacak olan insan, ‘sözde Müslüman’ değil, hakiki mümin. ‘Bu zamanda namazında niyazında damat nerde bulunur, hem rızkı veren Allah’tır’ dedi ve kızını bana verdi. Rabbim rızkımızı verir inşallah.”
    **“Bilal, senin bu tarz yetişmene neden olan, seni bu mütevekkil hale getiren bir sır olsa gerek.”
    “ Eğer ona sır denilirse, var. Sevgili anneciğim bana hiç haram lokma yedirmediğini söyler.”
    **Bilal lise mezunuydu, üç yüz kişinin katıldığı yazılı sınavı başarıyla geçerek ilk yetmiş kişinin arasına girdi. Şimdi mülakata girecekti.
    Ve bizler, önümüze sunulan, Bakanlık dâhil, bütün referansları bir kenara koyarak Bilal’ın referansını en öne aldık!
    *Mülakat gününe kadar bizi göremedi, kim olduğumuzu da zaten bilmiyordu. Mülakat günü geldi çattı. Tüm arkadaşlar merak ediyorduk, bizi karşısında görünce acaba nasıl tepki verecekti?
    *Adı okundu, içeri girdi. Heyecandan olacak, bizi birden fark edemedi, zaten kıyafetlerimiz de değişmişti. Biz susmuştuk, o da başını yavaş yavaş kaldırarak bize baktı.
    Birden şaşırır gibi oldu, yüzü kızardı ve gözleri yere düştü, sessizliği bozdum;
    “Bilal, bizi tanımadın mı?”
    “Evet”.
    “Peki, ne diyeceksin şimdi?”
    Ağlamaya başladı, çocuk gibi hıçkırıyordu. Artık biz de dayanamamıştık, ona uyduk. Sabah makamında hıçkırıklar boğazımıza düğümlenmişti. Oda öylesine bir havaya bürünmüştü ki bazı manevi şeylere elle dokunmak mümkündü, adeta. Bilal ellerini Rabbine kaldırdı ve:
    *”Ey Rabbim! Ben halimi sana sunmuştum, içimi sana açmıştım, şimdi burada müdürlerime karşı mahcubum. Ey Allah’ım, ben Sen’den, başkasından istememeyi istedim. Beni yalnız Sana muhtaç eyle Allah’ım” dedi.
    Bir an bir sessizlik oldu. Arkasından hüzün dolu bir sesle;
    “Ne olur, izin verin çıkayım” dedi.
    “Peki, Bilal” dedik, “Güle güle git. Allah işini, aşını, eşini mübarek kılsın!”
    ***Allah’tan isteyenler muratlarına erdiler de, O’ndan başkasından isteyenler helak oldular. Allah dilerse bütün dünyayı Bilal’lere hizmetçi yapar (Bizi yapmadı mı?)
    Fakat Bilal yüreğine ve saflığına ulaşmak gerek.
    “Referansım Allah’tır” diyenlerden olabilmek duasıyla…
    (Alıntıdır)

  12. zeynepp diyor ki:

    Ögrendim ki..Hayat her zaman düz çizgide ilerlemiyormus, bazen zikzaklarda olabiliyormus.
    Ögrendim ki..Bazi seylerin kiymeti yoklukta anlasiliyormus..
    Ve farkettim ki elindekilerin kiymetini görüp anlamak gerekiyormus ve hayat cok kisa bu kisalikta her ani sevdiklerinle gecirdigin her ani altini cize cize yasamak gerekiyormus, oylesine veya üstünkörü degil

  13. ... diyor ki:

    Trt Diyanet’te Cennet Çocukları adlı programda cam kemik hastası, bir gözünü kaybetme tehlikesi atlatmış, ilik kanseri tedavisi görmüş güzel bir çocuk gördüm.Ağzından dökülen kelimelere baktığımda ne bir isyan gördüm nede bir şükürsüzlük.

    Öğrendim ki sabır ve şükür benim bildiklerimden ötede cennet lüzumsuz değil cennet kolay değil.

  14. Abdullah Bir diyor ki:

    Bir kadın koca buluncaya kadar, erkek ise evlendikten sonra GELECEĞİNİN NASIL OLACAĞI konusunda endişelenir…
    (Bernard Shaw)

  15. selma diyor ki:

    öğrendimki layıkıyla çocuk yetiştirmek, dünyanın en zor işlerindenmiş….

  16. hasret diyor ki:

    Öğrendim ki ;
    Evlilik gönül işi olsa da akıl ile yürür,yürütülür…
    Ve
    Gördüm ki ;
    Evlilikte aklı ile hareket eden sultan…duyguları ile hareket edenler ise bin pişman…

    • Süleyman diyor ki:

      Hayatta her iş böyle değil mi Hasret Hanım. Duygular akılın tekelinde ise çok büyük kazanımlar elde ediyor. Hatta bununla ilgili akademide bir terim bile var. Duygusal Zeka diye. Yapılan deneylerde de Duygusal Zekası yüksek olan kişiler hayatlarında, evliliklerinde ve işlerinde daha mutlu oluyorlar.

      Duygularını doğru yerde, doğru şekilde kullanmak büyük kazanım sağlıyor. Tabii duyguları kontrol etmek denildiği kadar kolay değil ve bazı kişilerin duygusal zekası düşük ama bu bireylere de büyüklerin yönlendirmesi ve telkini önemli derecede katkı sağlıyor.

      Geçen seferde anlatmıştım ama hani evlilik görüşmesi yapacak gençlere ders olsun diye anlatıyorum. Evlilik görüşmesi için gittiğim hanım siz sanırım mantığı önemsiyorsunuz dedi. Bende evet duygularım çok önemli ama mantığımı duygularımdan bir adım önde tutarak onları yönlendirmeye çalışıyorum dedim. Görüştüğüm hanımefendi ise benim için duygular daha önemli ve ben duygularımı önde tutarım demişti. Saygı duyuyorum ama evlilikte dediğiniz gibi duyguları ile hareket edenler pişman olabiliyor çünkü duygular çok değişken olabiliyor.

      Bu siteye başladığımdan beri yorumları okuyorum ve sizin yorumlarınızı çok mantıklı buluyorum. Eğer dediklerinizle amel edebiliyorsanız çocuklarınız ve eşinizle çk huzurlu bir yuvanız vardır. Allah daim eylesin.

      Bu arada merak ettim. Bir zamanlar Ahsen Hanım vardı bu sitede evlendi mi o acaba? Artık hiç yorum yapmıyor da :)

      • ... diyor ki:

        Süleyman Bey,

        Yaklaşık 2 seneye kadar bende genellikle mantıkla hareket eden biriydim. İnsanın neyi seveceği neyi sevmeyeceği aslında kendi tekelindedir seçebilir ve bu sevgisinin temelini nedenlerini de açıklayabilir.

        Bahsettiğiniz duygusal zeka kavramını da biraz araştırdım. Düğünde gülmek cenazede ağlamak kadar duyguları doğru kolay şekilde ifade edebilmek. Ama sizinde dediğiniz gibi hayat ve duygularımız bazen bu kadar kolay ve anlaşılır olmayabiliyor. Dürtülerimizi doğru zamanda kontrol etmek, yanlışta değil de doğruda azim gösterebilmek bazen yerlerini karıştırabiliyoruz.

        Birde daha önce tartışma konusu da olmuştur her mantıklı olan doğru mudur her doğru olan mantıklı mıdır? Yada sadece akıl ile hayata yön vermek yada sadece kalp ile hayata yön vermek ne kadar doğrudur fıtrata uygundur? İnsanı bazen mekanik bir makine gibi düşünebiliyoruz ama değil. Mesela kendi başıma çokça gelen bir durum bazen görünürde her şey doğrudur iyidir ama dersiniz beni bu kişide yada bu durumda rahatsız eden bir şey var sebebini bilmediğiniz ve o dediğiniz şey doğru çıkar. Bu önyargı değildir bazen histir bazen daha önce karşılaştığınız durumların benzerliğidir bazen hakikat için birazcık zamanın geçmesidir.

        Mantık ve duyguyu karşıt olarak değil de doğru şekilde kullanmayı öğrenmeliyiz sanırım. Çünkü bir erkeğe de duygu bir kadına da mantık bu hayatta lazım. Sizin yaşadığınız durumda dozunda erkeğin mantıklı olması ve dozunda kadının duygusal olması fikrimce fıtrattan.

        Geçenlerde Heiran diye bir film izlemiştim. Bahsettiğiniz mantık ve duygu sorununa güzel bir örnekti. Bazen filmlerin insan davranışlarını anlamada yardımcı olduğunu düşünüyorum.

        • Süleyman diyor ki:

          Hz. Ali(r.a) bir seferinde beinm mantığıma/ aklıma göre ayağın altının mesh edilmesi lazım gelirdi çünkü orası kirleniyor ama Resullullah (s.a.s) ayağımızın üstünü mesh etmemizi söyledi diyor. Mantık tek başına doğruyu ve hakikati bulmada yetersiz kalabiliyor ve mantıklı olan herşey doğru olmayabiliyor fakat bu mantığı vasıffız ve kullanışssız bırakmayı gerektirmez.

          Hayatında mantığı ve iradeyi kutsayan ve iş konusunda kendini kapatan insanlar duygularını harakete geçiren bir olay yaşadıklarında ne yapacaklarını ne yaptıklarını bilemiyorlar. Mesela hanım-erkek ilişkilerinde düşülen yalnışlar genellikle böyle hep. Kişi diyor ki ben işimde gücümde bir insandım. Başka birşeyi hiç düşünmezdim. Birden şu şahıs veya bu şahış karşıma çıktı elim ayağım birbirine dolandı. Sonra şöyle yalnış oldu, böyle sıkıntı oldu. Bu sitede okumuştum bu konularda en fazla hataya düşenler iradesine ve mantığına fazla güvenenler oluyormuş. Yani mantık tek başına ele alınabilecek bir şey değil.

          Ben fıtratın üstünü bu sebeplerden hep çiziyorum. İnsanlar zannediyor ki sineye çektikleri şeyler, erteledikleri şeyler onlara zarar vermiyor. Mesela bir duygunuz var. Onu bastırdığınız zaman birşey olmaz zannediyorsunuz fakat bi süre sonra daha başka bir noktadan sıkıntılarla patlak veriyor. Mesela sinirlenenen bir insan kendini tutuyor ve tutmalı ama siniri geçtikten sonra bunu sinirlendiği kişiye yüzeysel olarak ifade etmeli. Bu davranışın beni kırdı, üzdü diye. İfade edemediği bir durumda spor yapması, zikir çekmesi (ki bence en etkilisi) o sinir halini notralize ediyor. Yoksa siz ister isteyin ister istemeyin bu duyguyu unutsanız dahi içinizi kemiriyor ve hayatınızı belli bir oranda etkiliyor.

          Mesela ben çok duygusal bir insanım. Özellikle hanım erkek ilişkilerinde çok hassasım. Önceden de bir yorumda bahsetmiştim. Bir yer tarifi almak için tesettürlü bir hanıma soru sormuştum. Böyle yüzüme bakıp gülümseyince bütün dünyam 2 takla attı desem yeridir. Üniversitede de böyle hassasiyetim olduğunu bildiğim için gerekmedikçe hiç bir hanımla konuşmazdım. Ders notları bile almazdım. Dersten kalacağımı bilsem dahi. Çok ciddi ve sinirli dururdum hep. Bir gün hoca derste kişiliğiniz nasıl ve nasıl birisiniz diye sormuştu bana. Bende evde çok güler yüzlüyüm, şakalaşırım dedim. Ben seni şaka yaparken ve gülerken bile hayal edemiyorum demişti. Niye böyle yapıyorum? Çünkü biliyorum ki duygusalım ve duygularım var. Mantığımla bu durum ve hallerden sakınamayacağımı tespit ediyorum. Ondan tümden uzak duruyorum.(tabi bol bol da dua ediyorum) Çok temkinli davranıyorum. Mesela dinlemek istediğim bir konferans var yalnız böyle tesettürlü hanımlarında geleceğini biliyorum konusu gereği. Gitmiyorum. Evden ulaşabilirsem ulaşıyorum konferansa ya da aynı konuda konuşan kişileri dinliyorum çünkü gidince çok kötü hissediyorum. Sanki gelecekteki eşim burada ve onu bulmam gerekli gibi geliyor. Yanlış olduğunu biliyorum ama ne mantığım ne duygularım kabul ediyor. Inanın böyle bir konferansa gitmek zorunda kalıp çıktığımda o kadar kötü hissediyorum ve başım öyle çok ağrıyor ki bu vesveselerle cedelleştiğim için.

          Yani demek istediğim bende çok duygusalım hemde aşırı derecede. Yalnız mantığımı her zaman bir adım önde tutmaya çalışıyorum. Bu mantıkta kendi bireysel nefsi mantığım değil, İslami kaidelerle süslemeye çalıştığım bir mantık anlayışı oluyor. Gene hataya düşebilir miyim buna rağmen evet fakat ben elimden geldiğince sakınmaya gayret ediyorum.

          Duygusal Zeka ile ilgili her tez ve yazımın başında geçen bir söz ile yorumu bitireyim. Aristo demiş ki:
          “Herkes kızabilir, bu kolaydır. Ancak doğru insana, doğru ölçüde, doğru zamanda, doğru nedenle ve doğru şekilde kızmak, işte bu kolay değildir.”

          • Süleyman diyor ki:

            Mesela hisle ilgili bir şeylerde eklemek istiyorum. 6. his diye adlandırılan bir şey var. Mesela bazı kişilerin hakikaten başkalarının halini anlayabilme, nazarların kuvvetli olması veya nazardan etkilenebilmeleri gibi şeyler mevcut. Bunun din ve maneviyatla alakası olmasına karşın bazı şeylerin sonucu olduğu malum. Mesela İmam Rabbani (k.s.) mektubatta Hindistan yöresindeki budistlerin çok aç kaldıkları, çok az uyudukları, çok az konuştukları bu sebeble bazı olağanüstü haller gösterebileceğini fakat bunlara kanılmaması ve itimat edilmemesi lazım geldiğini söylüyor. Aç kalmak, uykusuz kalmak ve bir meditasyon hali içinde bir düşünceye yoğunlaşmak bir şekil bu hali geliştiriyor.

            Mesela deneyimde çok önemli. Bir büyüğünüz bakıyor 2-3 saniye diyor ki bu kız sana uygun değil. Bir bakıyorsunuz hakikaten hiç uygun değilmiş. Çünkü çok görmüş ve biliyor ne olduğunu.

            Başka bir boyutu da kişinin fıtratı. Mesela benim durumumda ben nazardan fazla etkileniyorum. Küçükken arkadaşlarımla oynadığımda hep ben düşer, yaralanırdım. Başıma çok şeyler gelirdi. Yani çocuk düşer, yaralanır ama 5 kişiye bir şey olmazken her seferinde benim başıma bir şeyler gelirdi. Bir gün biri seni dışarıda yürürken gördüm. Ne acayip yürüyordun demişti. İnanır mısınız bende tam o sıra yav bana ne oldu birden niye doğru düzgün yürüyemiyorum demiştim. Sanki beni birinin izlediğini fark etmiştim. Geçen gün birinin yanında sesizce oturduğumda sanırım aklına şu soru geldi diye düşündüm. 1 dk sonra o kişi bana o soruyu sormuştu. Mesela ilk talip olduğum zaman reddedildiğimden bir gün önce rüyamda beni reddeden kişinin babasının nasıl reddettiğini bile gördüm. Kalktım olmadı bu iş dedim. Yani daha çok örnek var. Bunun böyle tam anlamıyla maneviyatla alakası olduğunu zannetmiyorum. Maneviyatın bir etkisi var evet ama 6. hissi yada ferasetin bir boyutu diyelim bazı kişilerde doğuştan var ve aç kalmak, uykusuz kalmak ve az konuşmakla, düşüncede bir hale yoğunlaşmakla gelişiyor.

            Ben mesela kendi cinsimden (karşı cinsi konuşmadan tam anlayamıyorum) bireyleri ilk gördüğümde çoğunlukla anlıyorum. Ama şunu farkettim yanıldığımda oluyormuş. Hani bu kişi sıkıntılı olabilir dediğim kişiler bazen çok iyi çıkabiliyor. Ondan evet hislerime önem veririm ama dikkatli olurum. Bir gün bugün okula kesin gitmemeliyim kötü bir şeyler olabilir demiştim. Dua edip çıktım. Hiçbir şey olmadı hatta pek iyi geçti. Bu hislerin yanılma payı var. Bazen ilk anda hoşlanmazsınız fakat sonra bir şey sizi ısındırır bir insana karşı. Ondan ne kadar kuvvetli olursa olsun bazen hisleri bir kenara bırakmak lazım. O mantık, his dengesini tutturmak önemli.

            Peki mesela bu kadar hassas olmanın dezavantajları neler. Önceki yorumda da bahsettim. Kalabalık ortamlarda bir farklı hissediyorsunuz. Mesela bazen otobüse bindiğimde omuzlarımda başkalarının nazarları birikiyor ve bende bir ağırlık oluşuyor gibi hissediyorum. Mesela okula gittiğimde çok garip ve kötü hissediyorum. Sanki 80 kilosunuz ama 160 kiloyu taşıyormuşunuz gibi oluyor. Başınız ağrıyor vb.

            Bununla ilgili son bir örnek vereyim ve bitireyim. Hz. Osman, yanına gelen birine, “Gözünde zina eseri var. Bir kadına bakmışsın.” dedi. O kimse “Nereden bildin?” diye karşılık verdi. Hz. Osman da, “Müminin ferasetinden korkun, o Allah`ın nuru ile bakar.” hadis-i şerifini bildirdi.

          • Feyza diyor ki:

            Kadin ‘hasbi’dir, erkek ise ‘hesabi’. Yaratilisimiz her ne kadar buna meyyal olsa da bu duygusalligi ve karsilik beklemeksizin sunma icgudumuzun annelik ve iyi bir es olmak icin fitratimiza yerlestirilmis bir vasita oldugunu aklimizdan cikarmadan ve akli devre disi birakmadan yasayabilme becerisini kazanabilirsekutedil bir cizgiyi yakalamis oluruz ve gerisi corap sokugu gibi gelir. Ornegin ergenlik caginda isyan, dikbaslilik gibi donemsel ozelliklerin de bir hikmeti var fakat o yastaki genclere bunu anlatabilecek ebeveynler lazim.
            Gayrimuslim bir aile cocuguna nasil ki cocuklugundan itibaren kendi dinini asilar ve ergenlik cagina gelen genc, artik dinen mukellef sifatina haizdir ve hakikati bulmakla mukelleftir. Kuzu gibi itaatkar bir cocugun eger Musluman ve dindar bir ailede yetismemisse ailesinin gosterdigi istikameti terk edip sorgulamasi ve hakikati bulmasi pek mumkun olmayacagi icin, Rabbimiz bir nimet olarak o yastaki genclere biraz itiraz, dikbaslilik, sorgulayicilik gibi ozellikler yikleyerek ikram etmistir ki bu cocuk eger yanlis yoldaysa ailesinin izinden gitmesin.

            Yani bu, aslinda hakikate ermek icin gosterilen bir yol kilavuzu fakat, hikmet ile ikram edilmis bu vasitayi ergenlik cagindaki gencler dogru kullanmayi bilemedigi icin belki de mutedeyyin ailelerine kafa tutarak ve onlarin dogru istikametinde ilerlemeyerek, bu asi tavrini Allah’a karsi gelen degil de Allah’in gosterdigi yolda yuruyen ailesine karsi takinarak malzemeyi yanlis kullanip telafi edimez veya edilse de hasarlari uzun sure kalici tesirler gosteren genclik hatalarina dusmesine sebep oluyor.

            Kisaca biz kullar olarak bize verilen akil, zekâ, duygu, irade, isyan gibi nimetleri iyi ve dogru yolda kullanma muhakemesine eristigimiz zaman zaten bu sirri cozmus olacagiz. Duygusallik kadinlara yakisir ama gunumuzde bu baska seylerle karistiriliyor. Mesela kadinlarin bu duugusal yonunu boraz torpulemesi iffetini koruyabilmeleri acisindan da ne kadar muhimse, erkegin de hesabi yonunu duygusal yonuyle taclandirmasi, kadinlarin zaaflarini suistimal etmesinin onune gecebilir. Iman konusundan ayri degerlendirerek soyluyorum elbette bunlari.

            Diger bir konu ise su altinci his midir nedir adini tam bilemiyorum biz buna aslinda kendi muktesebatimizda ‘firaset/feraset’ diyiruz. Ama yayginlasmis haliyle altinci his diyelim farketmez. Yazilanlari okuyunca aklima annem geldi. Bu alanda etrafinfakilerin kendisinden cekindigi bir insan haline gelmisti rahmetli annem. Bir olay olacagi zaman veya oldugu sma kendisi haberdar olmadigi zaman ruyasinda o olayi ayniyle gorurdu ve herkesi saskina cevirirdi. Kendisi cok yuksek ilim sahibi biri degildi sadece samimi bir Muslumandi.

            Bununla ilgili oyle cok sey yasadim ki anneme dair, cok onemli olaylar veya jararlar asamasinda ona sordugumuz zamanlar olurdu oyle bir guven tesis etmisti. Mesela bir gun kirsta velim tutulmus, ama oyle bir tutulma ki yuruyemiyordum dahi. Istirahat halindeydim. Kursa telefon geldi halbuki telefon gunleri belliydi o gun telefon gorusmesi yasakti. Annem rica etmus benimle gorusmek icin ve ozel rica uzerne gorusmeme izin verdiler. Telefonda nasilsin dedigi zaman durumumu soylemedim ki uzulmesin, zaten uzakta ve elinden birsey gelmez bari soyleyip de uzmeyeyim istedim. Elh.iyiyim anne dedim ve annem bana iyi degilsin senin belin tutuldu degil mi? Dedi ve cok sasirmistim. Birinden duydugunu dusundum ama degilmis.

            Bu sadece gunluk bir olaya dair kucuk bir anim. Hayati konularda onun keskin hisleriyle cok hatalarin esiginden donmustur ailem. Mekani Cennet olsun.
            Riyazet ile bu gibi hislerin pekistigi zaten tasavvuf eserlerimizde yazili ama inanci zayif kisilerde de buna benzer orneklere rastliyorum. Yabanci filmlere dahi konu olduguna gore bunun tek boyutu inanc olmamali ama bir boyutunun da inanc oldugu muhakkak.

          • ... diyor ki:

            Süleyman Bey,
            Mesleğiniz tam olarak nedir bilmiyorum ama sanırım sosyal hayatta biraz daha göz önünde olan birisiniz. İnsanları tanıma ve evlilik konusunda bu sizin için avantaj olabilir. Güzel bir söz okumuştum ara sıra kitap okumakla ara sıra insan tanımak aynı şeydir. Aslında insanları gözlemlerken tanırken bir bakıma kendimize de yolculuk yapıyoruz. Aradığımız soruların cevabını hemen bulamıyoruz yada aradığımız ihtiyacımız olan insanlara hemen ulaşamıyoruz imtihan da bu zaten. Şuan ki yaşınızdan 5-10 yıl sonra çoğu noktada değişimler yaşayacaksınız hem mantık hem duygu hem düşünce hem davranış olarak. Çünkü şartlar ortamlar değiştikçe insan öğrendikçe tecrübe kazandıkça sabit kalamıyor.

            Bir büyüğünüz olarak tavsiyem öncelikle geçmişe takılı kalmayın bu hatayı ben yaptım siz kendinizi bu noktada geliştirin. İnsanların olumlu yada olumsuz kararlarını eleştirilerini değerlendirin ama sonuç gelmiyorsa kendinizi yormayın.

            İnsanları tanımak için muhakkak soru sorulmalı ve gözlenmeli. Bu noktada sorular sorun ve sorduğunuz sorulara geri dönüş cevaplarlardaki samimiyet ciddiyet önemli. Evli bir tanıdığım nişanlıyken olumlu noktalarını değil olumsuz noktalarını araştırın ve bu durumuyla kabul edip edemeyeceğinizi sorgulayın demişti.

            Evlilikle ilgili yazdığınız daha önceki yorumlardan biliyorum sizinde insanlar konusunda birçok tecrübeniz olmuş. Bizi olduğumuz gibi kabul eden ve huzur bulacağımız insanla henüz karşılaşmadık bu pencereden bakınız. Huzur kelimesinin bizim için ne anlam ifade ettiği de önemli.

            Niyetiniz temiz ve gayretiniz doğru yolda oldukça kapılar açılır. Duygusal yada hassas olmak olaylara bakışımızı ve tahammül etmemizi etkiler. Ağrı eşiği ifadesi gibi düşünün. Kimisi çok büyük ağrılara tahammül edebilir kimisi en ufak bir ağrıda feryat edebilir. Duygusal olarak doğru kabul ettiğiniz bir durumun yanlış olması mantık olarak doğru kabul ettiğiniz durumun yanlış çıkmasından daha fazla acıtır.

          • Süleyman diyor ki:

            … Hanım

            Gencim ve toyum. Elhamdülillah bu haliminde farkındayım. Bu sebeple önemli işlerimin hepsinde olmasa da çoğunda istişare yapmaya gayret ediyorum. Bir konu hakkında deneyimli kişilerin sözlerine çok önem veriyorum. Biliyorum çok deneyimsizim. Yaşıtlarıma nazaran kişiler çok olgun olduğumu belirtiyor çevremde ama genede yaşım daha çok genç ve bilmediğim, öğrenmem gereken çok şey var. Bilmekle yaşamanın aynı şey olmadığının farkındayım. Böyle çok iddialı konuşmakta istemiyorum.

            Bu arada dediğiniz filmi izledim. Bazı İran filmleri çok hoş oluyor. Yalnız hem olayı, hemde oradaki kızın davranışlarını fazla uç buldum. Yalnız oradaki örnek gibi olmasa da böyle durumlar var. Bazen çok temiz bir ortamda büyümüş gençler karşı cinse karşı çok hassas olabiliyor. Millet diyor ki işte mantıklı olsun gençler, tutsun kendini. Bazılarının elinde değil ki. Bizim kültürümüzde de olan pek çok kızın evden kaçıp evlenmesi durumu hala var. Evet büyütülüş tarzı ile de alakalı fakat yani tutamıyor kendini. Öyleyse büyüklerde bu durumları bilmeli ona göre davranmalı. Sizinde belirttiğiniz gibi şunu bireylerin bilmesi lazım herkesin duygularına karşı dayanma eşiği farklı. Uygulamaların farklı örnekler ve kişilikler bilinerek ele alınması lazım. Tek tip askerlik bitsin, okul bitsin, iş olsun uygulaması bu sisteme uyamayanları mağdur bırakıyor. Zaten olan oluyor.

          • ... diyor ki:

            Süleyman Bey,

            Estağfurullah. Bu hayatta 15 yaşında adam olan 60 yaşında çocuk olan insanlar vardır. Yaş ile insan olgunlaşmaz bildikçe gördükçe idrak ettikçe olgunlaşır. İstişare etmeniz, güzel bir sünneti uygulamanız çok iyi. Bu site sayesinde bende eksik olan yönlerimi yada tıkandığım noktaları öğrenme şansı buluyorum. Bazen yaptığımız hataları yapmayın demek geliyor aklımıza. Daha önce yazdığınız yorumlardan hatırlıyorum sabit değil çözüm odaklı konulara yaklaşmanız sizin için avantaj.

            Evet filmdeki kişinin uç noktalarda hareket etmesi duygularını kontrol edememesi durumun seyrini değiştirdi.Belki eşinin sözünü dinleyip okulun bitmesini bekleseydi biraz akıl ile hareket etseydi aile razı olurdu. Ve filmde aslında tek bir konuda yok. Kültür farkı, tabular, mülteci sorunu, anne babanın rızası, evlilik ve çocuğun geleceği işlenmiş.

      • hasret diyor ki:

        Süleyman bey
        Öncelikle duanız için amin diyorum..Rabbim sizede ve bütün bekarlara da huzurlu bir yuva ihsan etsin..

        Ben 18 yaşında evlilik yapmış,eşinin ailesi ile aynı evde yıllarca yaşamış. Esiyle kultur farki olan.isle evi ic ice olan bir evde yasamis..Halen de aynı apartmanda yaşayan 3 çocuk annesi bir ablanız olarak nacizane yaşadığım tecrübeyle yazma gereği duydum.

        Evlilikte duyguları ile hareket eden insanlar çok hata yapar ,duygular degiskendir. Bir dk önce nefret ettiğimiz ,kızdigimiz eşimiz bir dk sonra hayatta en çok sevdiğimiz bizi mutlu eden belkide tek kişi olabiliyor.akilli insanlar bu kızgınlık anında duygularına hakim olup bunu 3.sahislara anlatmazlar özellikle kendi ailesine.cunku bilirki eşi onun bir şekilde gönlünü alır bu sayede olay unutulur.ama anlattığımız 3. Kişiler asla (ailemiz )yapilani unutmaz.bu sebeple evliliğe zararı olur…

        Akıllı insan susması gereken yerde susar ,konuşması gereken yerde konuşur.duygularini kontrol etmeyi başarır. Bu durum onu toplumda da eşinin yanında yüceltir. Eşinin ona saygısını ,sevgisini artırır.

        Ben yaşımın verdiği cahillikle duygularımla hareket eden duygusal bir insandım. Bu duygu hali hep hata yaptırıyordu.ben hep üzülen taraf oluyordum.esim duygusallığıma kızıyordu. Çünkü yüzüme davranışlarıma,Konuşmalarıma her şeye yansitiryordum mutsuzluğumu,üzüntümü ve öfkemi..böylece aramızda mesafeler olusmaya başlıyordu.ben daha çok üzülüyor eşimle konuşmayı bile bilmiyordum.dertlerimi bile ona ifade edemiyordum🙁

        Bir yakınımla dertleştik..oda bana duygularımla hareket ettiğimi,yüzüme bakınca bile anlaşıldığını bununda bana zarar getireceğini söyledi..düşündüm gerçekten doğruydu. Duygularım hep bana yanlış yaptırıyor hayal kırıklığı yaşatıyordu

        Değişmeye karar verdim kitaplar okumaya başladım..daha sonra ayrı eve çıkınca daha güzel olmaya başladı herşey..
        çocuk aile sitesi ile tanıştıktan sonra eksik yanlarımida düzelttim..elhamdülillah şimdi güzel bir yuvam var..eşimle sevgimiz daha da arttı..bana olan merhameti,şefkati de buna paralel arttı..

        Yani demem o ki evlenecek gençler evlilikte yapacağınız bir işi ,bir davranışı mutlaka sorgulayın..sonuçlarını düşünerek hareket edin..özellikle aileniz ile herseyinizi paylaşmayın illada paylaşma gereği duyacaksınız bir güvendiğiniz arkadaşınızla paylaşın. Çünkü ailerde bir anlık kızgınlık ile olaylara yaklaşabilir..buda daha kötü sonuçlara yol açabilir…düşünüyorum da ozaman cahillikle bile aileme hiç bir şey yansıtmadım.yansitsaydim şuan evli olamzdim ,evli olsamda ailem eşime, eşimde aileme karşı olumsuz duygular içinde olurdu. Arada sevgi saygı kalmazdı..

        Velhasıl aklı ile hareket eden sultan etmeyen ise bin pişman..😊

        • Süleyman diyor ki:

          Küçükken bir arkadaşım annesinin kendisini hırpaladığı bir durumu anlatmıştı. Annesi iyi bir şahıs ve böyle şeyler kimi zaman çocuk yetiştirirken olabilir. Yalnız ben ne zaman arkadaşımın evine gitsem aklımın bir köşesinde bu anlattığı olay geliyor. Muhtemelen arkadaşım çoktan bu anlattığı bu olayı unutmuştur. Hatta o hali unutmuştur ama ben nedense hatırlıyorum. Teyzeyi görünce de anımsıyorum. O teyzeye karşı tabii ki tavır koymuyorum ama arkadaşımın ailesini düşününce bu olay aklıma geliyor.

          Yanınızdaki birey, anneniz, eşiniz kötü davranışlarda bulunsada yanınızda olduğu için (işte Allah’ın bir hikmeti) bir süre sonra unutuluyor. Sineye çekilebiliyor. Fakat dışarıdaki bir şahış için öyle olmuyor. Siz o olayı anlattığınızda o kişiyi o olayla anımsıyor. Bu sefer özellikle evlenen bireylerin yakınıysa bu kişiler o anlatılan şahısa tepki gösteriyor.

          Bundan doalyı ben bir bireyle olumsuz bir olay yaşadığım zman mümkün mertebe anlatmamaya çalışıyorum. Yalnız insanlık hali arada tutamıyorsunuz ve anlatıyorsunuz bazı şeyleri :)

  17. özen diyor ki:

    öğrendimki….
    hiç bir şeyi zamanında öğrenememişim… kendi hatalarımla yüzleşmek yerine hayatımdaki sıkıntıları sadece sebeplere ve kişilere bağlayıp imtihan edeni görememişim

  18. emin diyor ki:

    ögrendim ki
    az insan
    az eşya
    çok huzur

    az laf
    çok sükut

    iktisad eşittir bereket

    daha yazmak istediğim çok şey var ama havada kalcak diye zahmet etmek istemyorm

  19. MEHMET MERT diyor ki:

    Hz.Ali (r.a.)’nin : “ Çocuklarınızı yaşadığınız çağa göre değil, onların yaşayacakları zamana göre yetiştirin. ” Tavsiyesine kulak ver. Zira “ Kamilin oğlu nakıs, nakısın oğlu kamil ve Âlimden zalim, zalimden Âlim doğar. ” hakikatının en mühim sırrı buna bakıyor.
    (TAVSİYET-ÜL VELED)

  20. mehmet diyor ki:

    öğrendim ki, az insan çok huzur…

  21. Akif diyor ki:

    Eşime çok değer vermişim ama geri dönmesi için ve bende kalması için kanat vermemişim. Annesini, babasını, kardeşlerini ve teyzesini bana tercih etti, 2 aydır ayrıyız.

    Ben, biz dedim,o annem dedi,
    Ben, biz dedim,o babam dedi,
    Ben, biz dedim,o kardeşim dedi,
    Ben, biz dedim,o teyzem dedi.

    .

    • sennur diyor ki:

      akif bey ,
      öncelikle eşler yakınlarını tercih etmez ,tercih ettirilme durumları olur ,
      ben de aynı durumdan müzdarip olarak yuvası yıkılan ,kızıyla başbaşa kalmış bir anneyim.

      çok zor bir imtihan , ancak eşler konuşamaz ve her söyleneni yanlış anlayacak duruma geliyor ,
      yavrunuz varsa gururu bırakın ,eşinizin ailesi ile hep birlikte BİZ deyin ,çünkü evlilik sadece eşler arasında değil ,
      aile yakınları da aile içi huzura dahil ,inanın inatlaşmalar ,haklıyım ben amalar ,huzur getirmiyor ,
      yıkmadan önce ONARmaya bakın lütfen,
      sonrası ZOR ,daha ZOR bir süreç.

  22. MEHMET MERT diyor ki:

    Öğrendim ki, “Hayatta kendimden sonra bırakabileceğim en güzel sermaye; sıdkla(doğrulukla) yetiştirmiş olduğum evlatlarım.”

  23. ömer diyor ki:

    Çirkin huylu bir arkadaş sarayları bile zindan eder
    Güzel huylu insan ise zindanları bile saray eder.
    Dr. M.Bozdağ

  24. ömer diyor ki:

    Güzeli güzel yapan edeptir
    Edep ise güzeli sevmeye sebeptir.

  25. aslı diyor ki:

    Anladım ki :
    Parayı , makamı bulunca insanlığı kaybetmemek gerek
    Yoksa defterde birikir bir sürü kırılmış yürek …

  26. ihsan diyor ki:

    Anneannem derdi ki;

    Evlilikte gurur ve inat olmaz
    Güzel bir sözü vardır
    Sen ağa ben ağa bu ineği kim sağa

    Sema hanım da der ki;

    Evlilikte gurur ve inat olmaz
    Güzel bir sözü vardır
    Sende gurur bende gurur bu evlilik nasıl yürür

  27. ihsan diyor ki:

    Peygamber efendimiz (sav) buyurmuşlardır ;

    Bir genç kız kısmeti açılsın istiyor ise ellerine kına yaksın (veya güzel islama uygun boyalar sürsün) inşallah

  28. ihsan diyor ki:

    Gözünüz veya kulağınız ağrıdığında kız çocuk doğurmuş bir bayan bulun ve sütünden biraz rica edin
    Gözünüze veya kulağınıza damlattığınızda ağrınız hemencecik kesilir inşallah

  29. ihsan diyor ki:

    Bir çay bardağı suyun içine biraz limon sıkıp için sindirim kolay olur mide ağrılarına iyi gelir ve de yatmadan önce yaparsanız sabah kalktığınız da ağız kokusu olmaz inşallah

  30. ihsan diyor ki:

    Olgun insan ;
    Söyleyip yapan
    Yaptığını da gören insandır

  31. tükenmez kalem diyor ki:

    anladım ki seni senden başka düşünen olmaz anladım ki tırnağın varsa başını kaşı sözünün ne kadar doğru olduğu ve Rabbim den başka da dostun olmadığını…

  32. semamarasli diyor ki:

    Öğrendim ki…
    Nikahı öğleden önce kıymak efdalmiş. Bir kaç ay önce “Huzur Bulalım Diye” kitabını yazarken Diyanetin kütüphanesinde pek çok kitap bir arada açmıştım, onların birinde denk geldi. Hatta bir de olay anlatıyordu. Bir padişah (padişahın adı da aklımda kalmadı) kızının nikahını kıysın diye bir alimi saraya davet ediyor. Alim de diyor ki “Benim öğleye kadar derslerim var gelemem, sizde kızınızın nikahının sonraya kalıp bereketinin kaçmasını istemezsiniz, nikah için başkasını çağırın” padişah da öyle yapıyor. Normalde kaynakları not alırım fakat bu kez diğer konuya odaklandığım için not almadım, sonra da pişman oldum. Zira biz de dini nikah genellikle akşamları kıyılır. Oysa sabahın bereketinden faydalanmak lazım. Sitenin bekarlarına duyurulur:)

    • Feyza diyor ki:

      Bizim cevrede tam tersi olarak dini nikahlar kusluk vaktinde kiliniyor ekseri. Aksam kiyilanina pek rastlamamistim ama sebeb-i hikmetini bilmiyordum, tevafuk zannediyordum. Belki de bu bilgiden dolayidir iclerinde bilmeyen bir bendim belki, vesilenizle ogrenmis oldum :)

    • Sülhal diyor ki:

      Benim yatsıdan sonra Kıyıldı acaba yuvama kötü etkisi olurmu

  33. mehmet diyor ki:

    öğrendim ki, ne kadar az şeye ihtiyacın olursa o kadar rahat ve huzurlu oluyorsun..

  34. meryem diyor ki:

    Anladım ki neye yaklaşmışsam sonu kırgınlık ve uzaklık. Anladım ki yok Allah’tan başka yakınlık.( Necip Fazıl )

  35. Feyza diyor ki:

    BIr musibet isabet ettigi zaman kendinden kotu durumdakilere bakip teskin olacaksin. Ahiret islerinde ise kendinden takvali insanlara bakip kendini yetersiz gorecek, kendi kusurlarinla hemhal olacak ve hep daha iyiye ulasma gayretinde olacaksin. Bu sekilde dusunmeye basladikca insan, ic huzuru yakaliyor, bunu aliskanlik haline getirin, sozde kalmasin. Bu, insanin hayata ve diger insanlara, yasadigi olaylara bakisini degistiriyor.
    Insana yonelik genellemeler yapmanin sakincali oldugunu ogrendim, cunku ben de bir insanim, hataliyim, benim goremedigim ama mutlaka cevremin gordugu bircok kusurum vardir.
    Sucu dunyaya atmanin hicbir zaman cozum olmadigini, derdinden anlamayacak insana derdini acmanin vakit kaybi oldugunu ogrendim. Neden boyle oldu demek yerine bu sorunu nasil atlatirim seklinde sorun odakli degil cozum odakli dusunmek de insani guclu ve mutlu kiliyor.
    Hicbir acinin sonsuza dek surmedigini ogrendim en azindan bu dunyaya dair hicbir acinin.
    Insan neyden mahrum kilinirsa gozunde en degerli sey o mahrum olundugu oluveriyor veya cok buyuk ozlemler degerini vuslatla yitiriyor. Bunu ogrendigim zaman dunyaya dair kurulan hayallerin o hayali elde etmekten daha buyuk zevk verdigini de ogrenmis oldugum icin, hayalini kurdugum seyi elde etmekten korktugumu ogrendim. Hayali daha guzel sanki..
    Allah icin kurulan dostluklardan baska arkadasliklarin yalan oldugunu ogrendim. Allah rizasi icin birbirini seven insanlar ise dunyayi ahiret yolculugu ve arkadasini da bu yolda bir yol arkadasi gibi gordugu icin dostlugu baki kaliyor.
    Yapayligin bulasici oldugunu ogrendim
    Zeytinyagli fasulye kadar kiymali fasulye pisirmenin de kolay oldugunu zaten biliyordum :) :)
    Hayat bir okul ve biz talebeyiz. Ogrenecekler bitmez, her yasadigimiz aci tecrube bir sonraki tercihlerimizde birer belirleyici, kilavuz, isaret taslarimiz. Arada ayagimiz tasa takilir sendeleriz. Muhim olan takildigin taslari heybene koyup kaldigin yerden devam edebilmek. Dustugun yere yigilip kalmak cozum degil bunu ogrenme surecim hala devam ediyor.

    • ... diyor ki:

      Sonradan fark ettim fasulye konusu ülke gündeminde ve bizim hayatımızda önemli bir yer tutuyormuş. Güzel tevafuk olmuş. :)

      • Feyza diyor ki:

        Yemeklerin hepsi birbirine benziyor, fasulyeyi yapabilen digerlerini de yapar zaten, etlisini de yaparsin sadece pisme suresi uzar zor degil ama ayiklamak pisirmekten daha cok vakit aliyor ve sanirim ugrasmak istemiyorlar.
        … hanim, yazinizda bahsettiginiz boyama konusu hosuma gitti. Daha iki gun once evde sehpa yenileme hakkinda bir video izledim internette ve eski sehpa bulup yenileme yapmak geldi icimden. Fasulye kadar bu konu da tevafuk oldu benim icin :) Oyle hayalgucu gerektiren calismalar oldum olasi ilgimi cekiyor ve deneyimlerim de oldu. Cok guzel bir konuya deginmissiniz hem insanin kafasini da dagitiyor.

    • Süleyman diyor ki:

      Öyle demeyin fasülye önemli.

      Ben öğrenci evinde hiç kalmadım ama kalanlar neden sürekli makarna yapıyor? Yani makarna güzelde hep yemek çok sağlıksız. Durmadan karbonhidrat. Çabuk pişiyor diye tercih ediliyor birde erkekler hiç bakmıyor. Yani fasülye sadece hazırlaması biraz uzun bir yemek. Ama çok kolay. Çokta sağlıklı yani. Gençler kendilerini yıpratmasın. Yani abartıkları kadar da zamanları kısıtlı değil. Bir fasülye, etsiz türlü çok rahat hazırlanabiliyormuş.

      Ben öğrenci evinde kalmadım ondan yemek yapmayı bilmiyordum ama ciddi anlamda bir kaç kez yapınca milletin durmadan makarna ile kendine zulmetmesine üzüldüm.

  36. ... diyor ki:

    Başkalarının hatalarından ders alın. İnsan bütün hataları kendi yapacak kadar uzun yaşamıyor.Güzel ve faydalı bir bölüm olmuş.

    1. En kötü karar kararsızlıktan iyidir sözüne çok fazla itibar etmeyin. İstişare etmeye önem verin.

    2. Kendi evliyasını beğenmeyen başkasınınkinde çarpılırmış.

    3. İlahi adalet hakikatini hiçbir zaman aklınızdan çıkarmayın. Birine söylediğiniz iyi yada kötü bir söz yaptığınız iyi yada kötü bir davranış muhakkak gün gelir sizi bulur. Bu yüzden başınıza ne gelmesini ümit ediyorsanız o şekilde söz söyleyin ve yaşayın. Ve kimseyi kınamayın.

    4. Maddi durumunuz el vermiyor ve eşyalarınızı değiştirmek yenilemek istiyorsanız boyayın ve uygun kumaşlarla kaplayın.

    5. Yeşil fasulyeyi daha kolay hızlı pişirmek için yağ ve tuz koymadan önce soğuk suyla pişirin. 10-15 dakikada fasulye pişiyor daha sonra yağ ve tuzunu ilave edin.

    6. Evde çiçekleriniz var ve uzun süre evde olmayacaksanız küçük su şişesinin kapağını delin su dolu şişeyi toprağa yerleştirin. Damlatma tekniğiyle çiçekleriniz susuz kalmaz.

  37. Tahsin YAZICI diyor ki:

    “Bugün kimse kimseyi beğenmez, herkes bir benlik dâvası içinde eriyip gidiyor.” Mehmed Zahid Kotku Hazretleri (rah.al.)

  38. U-mutlu diyor ki:

    Ogrendim ki ; hic yapamam dayanam dedigimiz seylerle sınanıyoruz…

  39. Tahsin YAZICI diyor ki:

    Aslında insanların gerçek yüzleri her zaman ortadadır. Sadece bakmakta ve anlamakta geç kalırsın. /Bukowski/

  40. Tahsin YAZICI diyor ki:

    Ne çok gülmüşümdür, içinde binlerce kötülük bulunan ama kendini iyi biri zanneden zayıflara. /Nietzsche/

  41. Tahsin YAZICI diyor ki:

    “Seni uyaran kimseyle dostluk kurmaya bak, çünkü o seni tehlikelerden korur ve sana yol gösterir…” Hz. Ali (r.a.)

  42. duck diyor ki:

    geç oldu ama güç oldu.acı bir şekilde ogrendimki.
    ..kıymet verirsen kendi kıymetin den eksilirsin.
    ..kıyamam dersen sana kıyarlar.
    ..kişiler goründüğü değil yaşattığı gibi dir.
    ..ogrendimki..mesele kadın erkek eşitliği değil..şahsiyet ve vicdan merhammet olmaması..kadın ve erkekde namus ve seref yoksa nasıl yaşadığın değil nasıl YAŞATTIĞINDIR.
    ..hayırsızca istenilen her dua her imkan ya bela yada musibetler getiriyor..
    …imkan kime verilirse doğru kullanılmadığı sürece kendisine bela ve zahmetli bir yaşam sağlar..
    ….ogrendimki oğrenmenin sonu yok..

  43. mehmet diyor ki:

    herkes doğru insanı bulmak ister, oysa kimse uğraşmaz “doğru insan” olmak için.

  44. Süleyman diyor ki:

    Emel gurbetinin yoktur ucu,
    Daima yollar uzar, kalp üzülür,
    Ömrü oldukça yürür her yolcu,
    Menzile varmadan bir yerde ölür.

    Bu dörtlüğü ezberledim bir kaç gün önce. Professör doktor Saadettin Ökten Hikmet adlı (internete var) bir konferansında okumuştu. Professör olmuş birinin böyle şeyler söylemesi hoşuma gidiyor çünkü böyle düşünerekte bir yerlere gelinebiliyormuş. Onu görüyorsunuz.

    Birde Haçlılar kafir sözcüğü için “heretic” sözcüğünü kullanırken müslümanlar daha çok “infidel” sözcüğünü kullanıyormuş. Yani İngilizcede.

    Zeytinyağlı fasülye yapmak çok kolaymış. Niye bu kadar büyütülüyor anlamadım. Hatta makarnadan bile daha kolay nerdeyse. Tarifi aldım yaptım çok güzel oldu. Önyargılarımızı aşalım:D

    Günde yarım saat yapılan yürüme en iyi antidepresandan bile daha fazla mutluluk hormonu salgılanmasına sebeb oluyormuş.

    Daha çık şey var ama aklıma ilk bunlar geldi :)

  45. İhsan diyor ki:

    Güzel sözler ancak yaşandığında bir anlam kazanır

    Bulanlar ancak arayanlardır

  46. Rumeysa diyor ki:

    Ogrendim ki insanlar seni yanlis anliyor , kimse kiymetini bilmiyor ayette gectigi gibi insanoglu nankordur ve tek dostun Allah (c.c).

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Yeni müfredatta cinsiyet eşitliği ne kadar yer aldı bilmiyorum. Bilgi sahibi olan okuyucular yazarlarsa memnun olurum.) Yeni okul dönemi açıldı, Allah sonumuzu hayreylesin. Özellikle "okul dönemi" dedim, ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Sıkıntılar akıllıca idare edildikleri takdirde karakteri terbiye ederler. “ ( S. Smiles )

Kitap

Çocuğunuzun Sahibi Değilsiniz

“Sormamız gereken soru şu: Geçmişimizin şimdiki yaşamımızı ne kadar süre daha yönetmesine izin vermek istiyoruz? Daha ne kadar başka bir zamanın hayaletleriyle savaşmak istiyoruz?" #drshefalitsabary nin kitabını internette kitap araştırmaları ...
Devamını Oku