Rahat Kızlar

25 Eylül 2014Ademler & Havvalar, Haberler56 Yorum »

192133-3-4-5e2a2

Bir Adem Diyor ki… (Rahat-sız-lık devam)

Beyler RAHATlar hem de çok.  Hanımlar ise onlardan daha rahat! Bu kısımda da gerçekten HANIMEFENDİ olan hanımları ayrı tutuyorum. Evet rahatsınız hanımlar, hem de çoook rahatsınız. O kadar rahatsınız ki cesaret bile veriyorsunuz şu mangalda kül bırakmayan sözde delikanlılara. Hanımefendilik nedir Allah aşkına bir düşünün.

Yolda yürürken, insanlarla konuşurken, tartışırken ve hatta kavga ederken bile ne olur bozmayın hanımefendiliğinizi. Hele hele de bir erkekle samimiyet tesis etmek hususunda sınırı aşmayın ne olur. Bir kadın istemeyince erkek fazla ileri gidemez hadsizlikte ama hadsizliği bir kadın yapıyorsa eğer, erkeklerin işi çok zorlaşıyor. Kadınlar çekinse erkeklerden, biraz rahatsız olsalar, dünya daha güzel bir dünya olurdu diye düşünüyorum.

Belki okuyanlar şaşıracak ama evet erkekler kadınlarla arasındaki mesafeyi korumakta zorlanıyor artık. Normalde bir kadının erkekten daha dikkatli olması gerekmez mi? Aksine mesafeyi biz erkekler korumaya çalışıyoruz. Ne yazık ki kendini kapalı zanneden arkadaşlarda bile bu durum geçerli. Kadınların o rahat üslubu çok zorluyor bizi, bazen de zorlamaktan çok tiksindiriyor. Misaller çok, anlatayım:

Geçen sene katıldığım üniversitede kulüp etkinliklerinden birinde yeni tanıştığım bir arkadaş, öyle samimiyet tesis ediyordu ki, hızına hayran kaldım! Önce siz diye hitap etti, çay dağıtırken teşekkür etti ama sonuna canım ekledi ve öyle sıradan bir canım değil, gözümün içine bakarak. Öğle yemeğinden sonra sen oldum, akşama doğru adımın sonuna –cım, -cim eklemeye başladı. 2 saat daha kalsam adımın sonuna –iş, -oş vb. şeyler ekler diye korktum hakikaten:)

Nisan ayında ağabeyime yardım için gittiğim bir iş gezisinde, iş adamının güzel kızı, tanıştıktan ve anlaşma tamamlandıktan sonra ona hep “siz” diye hitap etmeme rağmen ‘canım akşam beraber takılalım’ diye kolayca samimiyet tesis etmeye çalıştı. Çağırdığı yer de boğaz manzaralı güzel bir yer bile değil, kopmaya çağırıyor. Vay be, kopacakmışız, kendi kopmuş zaten farkında değil densiz. İnsanın aklına gelmiyor değil, acaba maddi kaygıdan dolayı mı diye ama ailesi bizi en az 50 ye katlar maddi yönden…

Sadece bayramdan bayrama ailem ailesini ziyaret ettiği için ziyaret etmek zorunda kaldığım bir uzaktan akrabamız ve bir kızı var. Bayram ziyaretlerimizden birinde önemli bir telefon gelince evin girişinde kısa bir konuşma yapıyordum ki, ikram için mutfağa geçerken kolumu sıktı, zavallı güya şaka yapıyor, takılıyor.

Hele şu en son akrabamın düğününde yaşadığım aklıma geldikçe, hem sinirleniyorum hem de üzülüyorum. Aynı arkadaş, ben ailemle masada otururken gelmiş, geçerken merhaba diyorlarmış ana-kız, yanlış anlamayın illa kötü niyetleri var demiyorum.

Kendi açımdan anlatayım, ailecek oturuyoruz, yuvarlak bir masanın etrafında, zaten sevmem kına düğün falan, sıkılıyorum ama ayıp olmasın diye belli etmemeye çalışırken, birisi iki eliyle omzumu sıktı, ben de yakın arkadaşlarımdan biri zannettim hiç dönmedim bile arkama. Ablamın yüz ifadesi aniden değişince, kafamı çevirdiğimde dondum kaldım, fazla sürdüremedim şaşırmayı ama çok sinirlendim. Okulda kız arkadaşlarım var elbet , ama hazırlıkta beraber okuduğumuz dört yıllık arkadaşım bile bunu yapmaz, hangi kafanın samimiyeti bu?

İşte bunlar hep kız-erkek arkadaşların kankalık muhabbetlerinin berbat sonuçları, normlarımız değişmiş durumda. Şimdi lafım herkese; İmtihanı unutmayıp Allah’tan isteyelim, en cömert olandan…

Ne olur gençler olarak ahlak ve edebi elden bırakmayalım. Namusun, ahlaklı ve ilkeli duruşun cinsiyeti yoktur, erkek de en az bir kadın kadar korumalı kendini, TEMİZ SAKLAMAlı herkes kendini. Özellikle hanımefendiler ne olur sahip çıkın çeyizinize…

Beyefendiler! Namus kavramının cinsiyetle alakalı bir şey olmadığını idrak edelim. Unutmayalım nasıl yaşarsak bırakın karşımıza öyle biri çıkmasını(dünyalık bu en fazla 100 yıl çekeriz), öyle ÖLECEĞİZ ve nasıl ölürsek öyle dirileceğiz.

Ha bir de ne yazık ki kına gecesinde gelinle birlikte elele tutuşan kadınların ellerinin altından geçmeyi hala nasıl bir ayin şekli olduğu tespit edilememesine rağmen yaptıracaklar ve nişanlı olduğumuz süre boyunca haftanın yarısından fazlasını düğün alışverişi için harcatacaklar, ömrümüzü alışverişte tüketecekler.

Hanımefendiler! Çeyizinizde sonradan hiç kullanmadığınız iğne oyası, dantel türü şeylere yapacağınız masrafa kitap alın ve her evde senede en fazla bir ay kullanılan misafir odası yerine kütüphane kurun kendi evinize, kitap da çeyiz olsun, olmaz demeyin siz isterseniz kitapları da gelenek olarak çeyize sokarsınız, eminim. Çeyiziniz belki daha ağır olur ama korkmayın nasıl olsa erkek tarafı taşıyor çeyizi.

Allah’a emanet olun arkadaşlar…

 

Okunma Sayısı : 12.999

Yorum yapın

“Rahat Kızlar” için 56 Yorum

  1. Misafir diyor ki:

    İFFET TAHTININ SULTANI Hz.FATIMA (r.a.) NEDEN GECELEYİN DEFNEDİLMESİNİ VASİYET ETTİ?

    “Peygamberimiz’in (sav) vefatından sonra, Hz. Fatıma, ahiret hazırlığını daha ciddi bir şekilde yapmaya başlamıştı. O her haliyle “yolcu” olduğunu belli ediyor ve hazırlığını ebedî âleme göre yapıyordu. Peygamber Efendimiz’in (sav) vefatının üzerinden altı ay geçmişti ki Hz. Fatıma (ra) validemiz hastalandı. Halife Hz. Ebû Bekir’in (ra) hanımı, büyük sahabe Hz. Esmâ (ra) ziyaretine gelmişti. Konuşurlarken Hz. Fâtıma annemiz günlerdir kalbini huzursuz eden bir hususu açmak istedi.

    Hz. Esmâ; “Ya Fâtıma, seni üzen şey nedir, söyle de Ebû Bekir’i haberdar edeyim, bir çare bulsun.” dedi. O iffet ve fazilet timsali, o hayâ örneği, o nezahet membaı Hz. Fatıma’nın (ra) son demlerinde kalbini dilhûn eden şey elbette mühimdi. Bakınız o peygamber neslinin son çiçeği ne istiyordu:

    “Ya Esma, beni günlerdir düşündüren şey, vefatımdan sonra üzerine konarak götürüleceğim tabutun şeklidir. Çünkü bu tabutlar dümdüz tahtadan ibarettir. Bu tabuta konan cesede, bir kilim örtülmekte ise de, cesede yapışan örtü mevtanın vücudunu belli ediyor. Bakanlar cesedin iriliğini, ufaklığını anlıyorlar. Benim cesedimin de namahreme böyle görülmesini istemiyorum. Kalbimi huzursuz eden, şimdiden üzüntüsünü çektiğim şey budur.”

    Hz. Fatıma (ra) validemizdeki hassasiyete bakınız ki, vefatından sonraki durumu düşünmektedir. Zaten kefenlenmesine, kefenin üzerine kilim örtülmesine rağmen, o vücudunun ana yapısının belli olmasından rahatsızlık duymaktadır.

    Hz. Esma (ra), Hz. Fâtıma’nın bu problemine şu çözümü getirmişti:

    “Yâ Fâtıma, biz Habeşistan’a hicret ettiğimizde, onların cenazelerini taşıdıkları tabutları gördüm. Dümdüz tahtaların üzerine çatı yapıp, bu çatının üzerine de hasır örtüyorlar ve böylece tabutun içinde bulunan cesedi başkaları görmüyor.”

    Hz. Esma, böyle dedikten sonra, eline aldığı ince hurma dallarının iki ucunu yere saplayıp, ortasını yukarı doğru kamburlaştırarak, “İşte böyle yapıyorlar.” diye tabutun şeklini de gösterdi.

    Hz. Fâtıma sevinmişti. Şöyle dedi: “Bunu çok beğendim, vasiyet ediyorum, beni taşıyacağınız tabutu böyle yapın ve kefene sarılı cesedimi, bakanların nazarından gizli tutun. Hz. Esma’ya (ra) su kaynatmasını ister ve gusül abdesti alır. Temiz kıyafetlerini giyer ve yatağını odanın tam ortasına yaptırır. Hz. Esma’ya sessizce; “Ben şimdi öleceğim, beni hiç kimse açmasın ve gasil etmesin. Vasiyetimdir beni kabre gece yerleştirin.” der.

    Çocuklarını yanına ister ve onlara “Sizleri şerefli bir babaya teslim ediyorum.” der. Yaşları küçüktür, çocukları ne olduğunu anlayamazlar, onları odadan çıkarttırır. Sağ tarafı üzerine yan bir şekilde elini yüzünün altına koyar. Hz. Esma O’nun dinlendiğini zanneder. Biraz sonra Hz. Fatıma (ra) annemize seslenir ama cevap yoktur. Yanına gelir ve Resulûllah’ın (sav) vefatından sonra ilk defa bu mübarek yüzde hafif bir tebessüm ve buğulu gözlerinde donuk bir bakış görür. Ruhunu teslim ettiğini anlar, ağlayarak O’nu öper, koklar ve “Resulûllah’ın (sav) narin çiçeği işte babana kavuştun. Resulûllah’a (sav) benden selam söyle!” der ve dışarı çıkar.

    Kapıda Hz. Ali vardır, Hz. Esma’yı üzgün görünce sorar, N”e oldu?” Esma hıçkırıklar içinde: “Resûlullah’ın son çiçeği de soldu. Babacığına kavuştu.” der. Hz. Ali (ra) içeri girer, odanın ortasında bir nur yumağı yatmaktadır. Hz. Ali (ra) üzgün ve yıkılmış bir şekilde eşinin yanına varır ve; “Seni ne kadar çok sevmiştim.” der ve biricik eşinin güzel gözlerini kapatır. Hz. Fatıma annemiz (ra) geride dört nur çekirdeği bırakmıştır.

    Annemiz’in cenaze namazını, Hz. Abbâs veya zevci Hz. Ali’nin kıldırdığı rivayet edilmektedir. İslâm’da tabuta konarak kabre götürülen ilk kadın cenazesi, Hz. Fâtıma’nın mübarek naaşı olmuştur. O, vasiyeti üzerine gece defnedilmiştir. Medineliler vefatı ancak sabah öğrenmişlerdi. Medine ağlıyor, Medineliler çok üzgün ve hüzünlü. O’nun kabrinin Baki’ül-Gar-kad Kabristanı’nda ya da Akîl b. Ebû Tâlib’in evinin köşesinde olduğu bildirilmektedir. Hz. Abbas’ın (ra) türbesinin içinde olduğu da rivayetler arasındadır.”

    -ALINTIDIR-

  2. Misafir diyor ki:

    ÜNLÜ BİR RAKKASENİN İTİRAFLARI…

    “Gencligini Allah’in lutfettigi guzellik nimeti yuzunden simarikca harcayip aile buyuklerini dinlemez hale gelerek sahnelerde rakkaselik yapan, simdi ise seksen yasinda tam bir terk edilmislik hissi icinde bunalimlara giren bir kadincagizin sorulara verdigi ibretli cevaplari ‘Olaylar Konusuyor’ kitabindan ozetleyerek arz ediyorum.
    Bakalim siz de ibretli bulacak, okunmaya deger gorecek misiniz?

    – Tahrikci bir giyim kusam icinde sahnelerde herkesin ilgilenmek istedigi guzel bir kadin olmak nasil bir sonuc getirdi hayatiniza? Mazbut bir ailenin kizi oldugunuz halde boyle bir sona nasil yoneldiniz gencliginizde?

    – Sorma evladim… 1940’li yillarin eglence dunyasinda en guzel sahne sanatcisiydim. Cazibem herkesi buyulerdi. Benim dans ettigim gazinoya girebilmek bir ayricalikti. O sohretli gunlerin bir gun bitecegini, yaslanacagimi, hayranlarimin beni terk edip de tek basima Galata’daki su dokuntu evde bir kediyle bas basa kalacagimi hayal bile edemezdim. Herkesin bana hayran oldugu o gunlerde azicik bir tebessumle baktigim erkekler, dunyanin en sansli erkegi sayalardi kendilerini.

    – Simdi o sohretli gunleri hatirladikca pismanlik duyuyor, keske simarik bir guzel kiz olmasaydim diye pismanlik duyuyor musunuz?

    – Simdi o kadar pismanim ki hic sorma. Keske diyorum ailemin ikazlarini dinleseydim. Keske oyle guzel bir kiz olmasaydim. Vasati bir fiziki goruntu yeterdi mutlu bir yuva kurmam icin. Eger yeniden dunyaya gelecek olsam, sadece beni seven tek erkegin dikkatini cekmeyi kafi bulur, baska hicbir erkegin sevgisine ihtiyac duymazdim. Beni simartarak, soz dinlemez hale getiren o guzellik, simdi beni nasil bir sonuca getirdi; iste perisan akibetimi siz de goruyorsunuz. Konfucyus : “Guzel kadina kirk gunde doyulur, guzel ahlakliya ise kirk yilda doyulmaz!” demis. Bana herkes doymus olacak ki simdi yakinimda kimsecikler yoktur. Evlenemedim, cocuklarim, kocam olmadi. Âsik olanlarin hicbiri gercekte yuva kurmak niyetiyle degil, bir muddet eglenmek kastiyla pesimde kosuyorlardi. Simdi diyorum ki ; keske herkesin pesimde kostugu o guzel kiz olmasaydim. O gunku hayranlarim bugun adimi dahi unuttular. Yeniler zaten bilmezler. Neye yaradi benim guzelligim, sohretim? Eger birlikte yasadigim su kedim de olmasa kimsesizlikten cildiracagim. Bir eglence kulubunden her ay aldigim kuru ekmek parasiyla gecinmeye calisiyorum. Onu da yillarca suren takipten sonra alabildim.

    – Bir kadinin tahrikci giyimle yabancilarin dikkatlerini uzerine cekmesini faydali bulmuyorsunuz oyle ise?

    – Tahrikci giyimle herkesin dikkatini cekmek bir sey kazandiracak olsaydi, benim boyle ibretlik hale dusmemem gerekirdi. Genclere tavsiyem su : Sevdikleri ve kendi ozelliklerine uygun bulduklari bir namus ehli ile mutlu olmayi tercih etsinler. Dis gorunusu esas almasinlar. Bu dis gorunus yagmurla akip giden kirli boya gibidir. Bir muddet sonra yok olup gidiyor, insan icine dustugu itibarsizligiyla bas basa kaliyor. Hatta diyorum ki, olmasin ama olur ya, insan dinden ciktigi zaman yine ‘Eshedu’sunu cekip dine donus yapabilir. Ama namusunu kaybettigi vakit tovbe edip de eski haline tekrar donus yaptigina kimse inanmiyor. Yakinlari utancindan bir daha kendisine sahip cikamiyor. Herkes ona eski haliyle asagilayarak bakmayi surduruyor. Eger zamaninda aile buyuklerimin ikazlarina uyarak simarmayip kendimi korusaydim, ehli namus biriyle mutlu bir yuva kurar, bana sahip cikmaktan utanmayacak yakinlarimla simdi ben de mutlu bir hayat yasardim. Ama artik is isten gecti. Simdi tek faydam, benim bu sonumdan genclerin ders almasidir!..”

    -ALINTIDIR-

    • Yahya diyor ki:

      unutuldukları bile, unutuldu..!

    • Gulpembe diyor ki:

      “Yakinlari utancindan bir daha kendisine sahip cikamiyor” bunun adi tanridan cok tanriciliktir. Allah utanmiyor tevbeleri kabul ediyor da kokusmus camurdan yaratilan insana ne oluyor acaba? Eger insanlardan cok Allaha ibadet etselerdi/insanlardan cok Allahtan utansalardi o kadina sahip cikarlardi. Kimi Namus zabitalarinin kendileri de ancak insanlar icin namuslu kalirlar.oysa Insanlarin gorunmedigi yerde en cok bayagilasanlar yine bunlardir.

      • Yahya diyor ki:

        Aradım yıllardır seni her yerde
        Bir türlü karşıma çıkmadın namus
        Nihayet bir yerde rastladım ama
        Utançtan yüzüme bakmadın namus

        Yaklaşıp yanına dedim nerdesin
        Dedin ki yorulma gelmiyor sesin
        Gayretleri boşa gitti herkesin
        Kimseyi yanına sokmadın namus

        Fazilet dediğin meğer masalmış
        Namuslu görünmek kimlere kalmış
        Zenginmiş, fakirmiş, halkmış, kralmış
        Gördüm ki kimseyi takmadın namus

        Hadi yandan
        Hadi hadi yandan

        Ben senden ne saray ne ev istedim
        Seni sevenleri sen sev istedim
        Kıvılcım aradım alev istedim
        Bir tek mumu bile yakmadın namus

        Azizken gözümde sudan ekmekten
        Yoruldum uslu dur yapma demekten
        Yüzyıllardır namussuzluk etmekten
        Bir türlü uslanıp bıkmadın namus

        Hadi yandan
        Hadi hadi yandan

        Şarkı sözü…

    • Misafir diyor ki:

      ÇIKARILACAK DERSLER:

      1-Kimseyi geçmişinden dolayı yargılama,
      Unutma! işlenmezden önce elmas da kömürdü.

      2-Babayla oğlu kumsalda yürüyorlardı.
      Oğlu babasına sordu:
      -Babacığım!
      Bu kumlardan daha çok ne var?
      -Babanın günahları yavrum!
      -Peki, senin günahlarından daha çok ne var?
      -Allah’ın RAHMETİ yavrum!

      3-“Bir kimsenin “İnsanlar helak oldu!” dediğini duyarsanız, bilin ki o, kendisi, herkesten çok helak olandır.”
      (Müslim, Birr 139, (2623); Muvatta, Kelam 2, (2, 989); Ebu Davud; Edeb 85, (4983)

      4-Ebû Nüceyd İmrân İbni Husayn el-Huzâî radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Cüheyne kabilesinden zina ederek gebe kalmış bir kadın Peygamber aleyhisselâm’ın huzuruna geldi ve:

      – Yâ Resûlallah! Cezayı gerektiren bir suç işledim. Cezamı ver, dedi.

      Bunun üzerine Peygamber aleyhisselâm kadının velisini çağırttı. Ona:
      – “Bu kadına iyi davran! Doğum yapınca bana getir!” buyurdu.
      Adam Resûl-i Ekrem’in buyurduğu gibi yaparak kadını doğumdan sonra getirdi.

      Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kadının üzerine elbisesinin iyice bağlanmasını emretti; sıkı sıkıya bağladılar. Sonra Peygamber aleyhisselâm’ın emri üzerine taşlanarak öldürüldü. Daha sonra Resûl-i Ekrem kadının cenaze namazını kıldı.

      Hz. Ömer:
      – Yâ Resûlallah! Zina etmiş bir kadının namazını mı kılıyorsun? diye sorunca Hz. Peygamber şunları söyledi:

      – “O kadın öyle bir tövbe etti ki, şayet onun tövbesi Medine halkından yetmiş kişiye taksim edilseydi, hepsine yeterdi.
      Sen Cenâb-ı Hakk’ın rızasını kazanmak için can vermekten daha üstün bir şey biliyor musun?”

      Müslim, Hudûd 24.
      Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Hudûd 24;
      Nesâî, Cenâiz 64

      5-“İnsanoğlu gayri meşru olan her zevki ona muadil bir elemle öder”

      6-İnsanları bir dakikada kahraman yapmak,
      Sonra aynı insanı bir dakikada hain yapmak sürü psikolojisinin bir özelliğidir.

      7-Eski sanatçılardan Canan CEYLAN tövbe edip tesettüre girmişti.Sonra bazı hanımlara konferanslar vermişti. Bir hoca da onun geçmişini başına kakarak;
      Hanımlarınızı bu kadının konferanslarına göndermeyin demişti.
      Canan Ceylan bu hocaya Necip FAZIL’IN bir sözüyle cevap verdi:
      -” Ben geçmişimi çöpe attım. Çöplüğü karıştıranlar köpeklerdir!

      • Misafir diyor ki:

        ÇIKARALABİLECEK DERSLER-2

        1-Gayri meşru olan her zevkin, meşru dairede bir tatmin sahası vardır. O yüzden meşru daire keyfe kafidir. Harama girmeye luzum yoktur. Meşru dairenin keyfe kafi olması için, sunum, servis vb bütün aşamaların da nezih, nazif ve estetik olması gerekir.

        2-Ruh ebediyeti ister. Dünya ve içindeki her şey ise fanidir. Ruhu tatmin edemez. O yüzden dünya tadımlık, ahiret doyumluktur. Dünya da doymaya çalışmak, deniz suyuyla susuzluğunu gidermek gibidir.

        3-“Öğrenmenin de maliyeti vardır:
        Önceden öğrenenler indirimli fiyattan öğrenir;
        Otoriteden öğrenenler özgürlük bedeliyle öğrenir;
        Deneyerek öğrenenler etiket fiyatından öğrenir;
        Hayattan öğrenenler gecikme zammıyla öğrenir;

        Hayattan da öğrenemeyenler “boşa gitmiş hayatlarıyla” öğrenirler.”

        4-“Günde bir taşı binâ-yı ömrümün düştü yere,
        Can yatar gafil, binası oldu viran bîhaber”

        “Dil bekası, Hak fenâsı istedi mülk-ü tenim,
        Bir devâsız derde düştüm, ah ki Lokman bîhaber.”

        Bir ticaret yapmadım, nakd-i ömür oldu hebâ,
        Yola geldim, lâkin “göçmüş cümle kervan” bîhaber.

        Ağlayıp, nâlân edip, düştüm yola tenhâ, garip,
        Dîde giryan, sîne biryan, akıl hayran, bîhaber

        5- Gençliğinde yaşlıları çok dinleyesin ki
        Yaşlılığında çok “yaşarmasın” gözlerin.

        6-“Ulu sözü dinlemeyenler, ulurlar.
        Geçmişten ibret almayanlar, gelecekler için ibret olurlar”

        7-“Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (düşmanına) teslim etmez. Kim, (mümin) kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir müslümanı(n kusurunu) örterse, Allah da Kıyamet günü onu(n kusurunu) örter.”
        (Buhârî, Mezâlim )

        “Ey Allah’ın kulları kardeş olun. Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona zülüm etmez. Ondan yardım elini çekmez ve onu küçük görmez. Takva işte buradadır. Kişiye şer olarak Müslüman kardeşini hakir ve küçük görmesi yeter.”
        (Müslüm)

        • Misafir diyor ki:

          ” Yerin altında cehennem; fokur, fokur kaynarken,
          Yerin üstünde insan; fıkır, fıkır oynamaktadır”
          Elmalı Hamdi Yazır.

        • Yahya diyor ki:

          Ya misafir bey, işte böyle:

          ben “müslüman müslümanın kardeşidir” sözünden o kadar korkuyorum ki anlatamam. elimden geldiğince gönül almaya, kalk kırmamaya, helallik almaya çalışıyorum. aman benden gitsin, ben alacaklı olayım diyorum.
          ama insanın kendi karısı dahi hain çıkabiliyormuş. ne acı değil mi?
          hem dinen Rabbimiz iki müslümanı kardeş yapıyor, hem de nikah yoluyla karı-koca yapıyor. ilk göz ağrın, göz bebeğin oluyor. nasıl el üstünde tutacağını şaşırıyorsun. bir de Allah’ın emaneti!!! istersen kötü davran.
          aman rahat etsin, aman yorulmasın, aman hastalanmasın, aman mutlu olsun, aman sevsin, aman istediği olsun üzülmesin, derken bir bakıyorsun ki sende bir şey kalmamış… ona da razıyız, hanımımız değil mi?
          sonra yıllarca o baktığın, kıyamadığın, dokunamadığın, çocuklarımın anası dediğin kadın, yıllarca sinsi sinsi haince beklemiş, ne zaman nasıl sokarım diye… hiç düşünmemiş bu adam (elin herifi – el oğlu) yıllarca bana baktı, kocalık yaptı, çocuklarıma babalık yaptı, helalinden evimi dayayıp, döşedi, yedirdi içirdi… dememiş; gelmiş o zehir dolu iğnesini en can alıcı yerime batırmış.
          hiç mi sormazsınız bu adam ne yaptı sana? dövdü mü, sövdü mü, evinden mi kovdu, açta açıkta mı bıraktı, içip içip eve mi geldi, karı kızı mı oldu, aileni mi kovaladı ………….
          bana değil, çocuklarıma yaptığı zulüme ve bu zulüme ses çıkarmayanlardan davacıyım.
          hani müslümandık? hani kardeştik?
          unutmadan Allah’ın hükümleriyle, hükmetmeyenler de… siz bu zulme ortak oldunuz ya… Allah’ım ateşinizi bol etsin.

          • Misafir diyor ki:

            Sevgideğer Yahya Bey;

            Acınızı paylaşıyorum. Allah’u Teala hepimizin acılarını dindirsin ve sürür ve huzura kalbeylesin. Gönüllerimize itminan ve inşirah ihsan buyursun. Amin.

            Allah’u Teala kimsenin ahını kimsede bırakmaz.

            İnşaAllah geçmişten dersler çıkararak muhteşem ve harika bir evlilik yapmanızı (eğer yeni bir evlilik yapmadıysanız ) Rabbimden diliyorum. Size bu gece ismen dua edeceğime söz veriyorum.

            Selam, sevgi ve dua ile.

  3. Misafir diyor ki:

    “Berrak pınarın tadını bilmeyen,
    bulanık suyu şerbet sanır”

    Ay görmüşün, yıldıza mihneti olmaz.
    Hele, hele ateş böceklerine hiç olmaz!

    Şahinin beğenmediğini kargalar kapışır.

    Vesselam.

  4. hosnuma diyor ki:

    Paylaşımı okurken söyle bi hisse kapildim yazıyı yazan beyfendi eleştirdiği o rahat kızlar gibi rahat beylerden. Kullandığı ifadelerden bu anlasiliyo. Sizin gibi rahat erkeklerin rahat kızları eleştirmeye hakkı var mı acaba?

  5. ağasarlı diyor ki:

    çeyiz tercihi olarak kitap olayını beğendim. kitap düşünmenin, araştırmanın, hakikate açılan yolun simgesidir. çeyiz ise anlık ihtiyacı karşılamanın. çeyiz ile anlık ihtiyaçlarını karşılarken kitap ile bir ömür boyu gideceğin yolda sana rehberlik edecek bilgeliği elde edersin ki bu çeyiz normal çeyizden daha üstündür.

  6. muzsen diyor ki:

    Başlık Rahat Kızlar olmuş ama her konuya değinilmiş.Tebrik ederim.Hele ki son paragraftaki evlerimizde kütüphane olsun temennisini çok beğendim.Olayın özeti son paragraf zaten..Okuyalım,araştıralım, boşa vakit harcamayalım.Misafir odamız olmayıversin.Ama küçük bir kütüphanemiz mutlaka olsun.Çocuğum kitap okumuyor diyen anne balar, en son elinize ne zaman kitap aldınız
    ? Ortaokulda mı?

  7. kubra diyor ki:

    yazıya hak verıyorum. baştakı yorumada katılıyorum yazar kendısı durumu kötu bulmus ama durumun içinde tepki koysa ıkıncıde bu olmazdı. eşine bu yapılsa eşide o yaptı ben napayım dese eşine ne der acaba?
    çeyize gelince bayalar tabak alacagını evlılıkle ılgılı hadıslerı okusa toplum bu halde olmazdı.

  8. Uğur diyor ki:

    Şimdi ben olaya başka bir açıdan bakacağım. Bu yazıyı yazan beyefendi hem çok yakışıklı hem de çok özgüvenli olsa gerek. Yoksa kızlar öyle herkese bunları yapmıyorlar. Ben 32 yaşıma geldim, hiçbir kız bana böyle şeyler yapma ihtiyacı hissetmedi, meğer ki ciddiyetsiz bir şekilde, alay etmek için olsun.

    Ben çirkin değilim, hatta yakışıklı sayılırım, ama yırtık olmadığım için zemane kızlarınca hiç beğenilmedim. Bazı kanallardaki dizilerde görüyorum ki başörtülü kız karakterin sevgilisi var, öyle dindar değil, ama sevimli bir küstah, bir özgüven abidesi, yırtıklık şaheseri. [Bir “varoş çocuğu” olduğumdan, bu tip herifler ve bunlara meftun zemane kızları hakkında burada çok “renkli” kelimeler kullanma kabiliyetini haizim, lakin bunu yaptığım takdirde, kaç dakikadır yazmaya çalıştığım yorum yayımlanmayıp boşa gideceğinden, lisanımı daha sakin ve renksiz tutmayı tercih ediyorum :)).]

    Rasulullah’ın da “peçesinin içindeki bir bakire kız kadar utangaç/çekingen” olduğuna dair sahih hadisler var, ama kimse bunlardan bahsetmiyor. Yırtık karakterli, dar kot pantolonlu, anasının gözü ve kendini beğenmiş erkekler revaç buluyor. Zaten dindar kızların çoğu eşlerini kendi hizipleri dışından seçmiyor veya bazen de seçtirilmiyor (onların hizbinden olmayanlar hakiki Müslüman değil, sümlüman ya, fırka-i naciye onlar ya, ondan.). Neyse, zaten böyle şeylere tav olan veya kendi hizipleri dışındaki Müslümanları Müslüman saymayıp kendi hiziplerinden koca arayan kafasız kızlar ve aileleri benden uzak dursunlar. Bunlarla evleneceğine bekar kal, daha iyi. Eski zamanda olsa derdim ki “yine de evlenmek daha iyi, adam karısını yola getirebilir, buna yetkisi var”, ama bu zamanda laikçi faşist yasalar sebebiyle evin reisi erkek değil, kadın olduğundan, koca karısı üzerinde yetki sahibi olmayıp kadın koca üzerinde otorite ve üstünlük sahibi bulunduğundan, böyle bir şey bu zamanda söylenemez. Ya akıllı ve mümin bir kadın ya bekarlık. Evet, aklı başında Müslüman erkekler, feminist yalakası olmayan, dar kot pantolon veya şort giyip kalçalarını etrafa sallamayan, yırtık sevimli küstah olmak yerine Rasulullah gibi “peçesinin içindeki bakire misali utangaç” olmayı tercih eden erkekler, bu laikçi faşist yasalar altında, feminist tahakküm düzeninde, aklı bir karış havada değil 20 bin fersah yerin dibinde olan zemane kızlarıyla evlenerek hayatlarını zehir etmemeli.

  9. esra diyor ki:

    Dediginiz gibi pek ceyiz hazirlamadim, salonuma da sacma vitrin takimlari yerine boydan boya bir kitaplik yaptirmak istedim ama kaynanam kabul etmedi ve esimi de ayartip engel oldu, salonda kitaplik mi olur diye. Ceyizlerim az diye bin tane laf ettiler ve hala ediyorlar. Dugun alisverisine de cikartmadim zaten. Esim ve esimin ailesiyle aram cok iyi yanlis anlasilmasin. Fakat bu yazida istenilen bazi ozellikleri ulkemiz kaldirmiyor bence.

    • esra diyor ki:

      Hatta evin icinde baska yerlere koydugum kitaplarimi kaynanam gelip kapali dolaplara kaldirdi bi gun. Bikac yil sonra ezildigimi farkettim ve artik evime davet etmiyorum kendisini. Tabi hicbir kavgamiz olmadi, hep alttan aldim.

    • Zeki diyor ki:

      Ulkemizin henuz bunlari kaldirmiyor olmasi, ve bunun yenilerden dolayi degil eskilerden dolayi olmasi umut verici birsey, siz de kaim-i valide oldugunuzda boyle bir durum olursa musaade edersiniz:-))
      Ceyiz hususunda ise musterih olunuz, en guzel ceyiz gecmisi temiz olmak gerisi hikaye, konusur konusur dururlar, yerinizde olsam size ceyizinizin azligiyla ilgili elestiri gecirenlere guler gecerdim. Ama ozellikle kutuphane hususunda hemfikir oldugum birini gormek guzel oldu, tesekkurler.

  10. ibrahim diyor ki:

    Toplu tasimalarda musade istiyoruz yol bile vermiyorlar :/

    Ben 4 4 lük degilim ama kızları sadece ddış güzellik olarak beğeniyorum evlenecek olsam (daha is guc sahibi olamadım) kız begenemiyecegim belki kendimi korumak için boyle oluyor.

    Hakikaten mutlu yuva hanımı eşinin çocuklarının cenneti mala, paraya düşkün olmayan pantolon giymeyen başörtüsü nu omuzlardan aşağı salan topuklu giymeyen tv de pislik dizileri izlemeyen erkeklesmemis hanim hanimcik kkavgacı olmayan kız yok mudur :)

    Sen 4 4 lük degilsin niye böyle istiyorsun demeyin kadının fitrati bu :/ kadinlar çok erkeklesti :(

    • seçil diyor ki:

      Doğrudur kadınlar erkekleşiyor. Bunun bir çok sebebi var ve maalesef benzer sebeplerle erkeklerde kadınlaşıyor.’akıllı erkek kadının içindeki erkeği uyandırmaz’ demişti bir seminerinde Adem Güneş… bence çok doğru. ..

    • bir kadın diyor ki:

      Kadının fıtratında açılıp saçılıp süslenip dişiliğini sergileyerek erkekleri peşinden koşturmak ve kadın rakiplerini de diskalifiye etmek vardır !!!Bu süslenme ve ilgi ihtiyacı karşılanmazsa kadın kendini kadın gibi hissetmez. Fıtrata uymamaktan sorun çıkar. Dinimizde de bunun sınırları vardır zaten. Eğer kadını tutan dini inanç/kişisel ilkeler, toplum baskısı ya da güvenlik sorunu yoksa kadın içindeki dürtüyü dilediği gibi dışa vurur. Vuruyor da zaten. Buna karşılık Allah’ın bizden istediği şeyler de fıtrata aykırı değildir. Ancak insan zayıf yaratıldığından ve imtihan halinde olduğundan ilk başta bu emirler zor gelir. Tesettür de açılıp saçılmak da kadının fıtratıdır. Ancak zaman içerisinde insanlar Allah’ın emirlerinin insan için iyi ve fıtri olduğunu kavrar. İmtihan da budur. Kadının fıtratı yumuşaktır, tesettürdür deyip kendinizi aklamayın.

      • bir kadın diyor ki:

        Ayrıca belirtmeliyim ki mala, paraya düşkünlük de kadının fıtratıdır. İHTİYACIDIR. Kadın hipergamiktir, kendinden yüksek statülü ve ailesine bakabilecek güçte/zenginlikte bi adam arar.Zira çok yakın bi geçmişe kadar hayatta kalmanın koşulu fiziksel insan gücüydü.Ev işleri ve savunma için makineler yoktu. Yemek yapmak için odun taşımak gerekiyordu. Sağlık alanı bu kadar gelişmediğinden, yaşam şartlarının da zorluğundan doğan bebeklerin bi kısmı çocuk olamadan ölüyordu. Salgın ve savaşları da ekleyin.Toplumun refahı için kadının biçok çocuk doğurması gerekiyordu, ölenleri de ekleyince 8-10 kere hamile kalması lazım. Bi bebeğin hayatta kalması eskiden anne sütüne bağlıydı, yoksa ölür.Topluma daha değerli olan şeyi yani insan gücünü kazandıracak olan kadını da kazma kürekle yol yapmaya göndermek çok mantıklı bi toplum düzenlemesi olurdu(!) Zira ne çocuk doğurabilir ne de işte verimli olur. Evdeki işler bile çok zorlayınca, hamilelik vs çok zayıflatınca kadınlar gerçekten de ev dışında çalışamadılar. Bu da geçim/hayatta kalma sorunu demek kadın için. İşte bu yüzden kadınlar erkekte para/statü/mal ararlar ki adam kendisini çalıştırmasın kendisini ve çocuğunu iyi beslesin ki hamilelikte çok zayıf düşüp doğumda ikisi de ölmesin, salgınlara karşı güçlü olsunlar. Bugün yaşamımız çok değişti ama yaşam hala bu dürtüler üzerine kurulu ve biz hala zayıfız. Hala doğum yapıyoruz ve bu bizi hala zayıflatıyor(eskisi kadar olmasa da, ama zaten eskiden sizin bizim kadar zayıflar da hemen ölürlerdi. Tıp, teknolojik gelişmeler ve sosyal devlet sayesinde artık zayıf bünyeliler de hayatta kalıyor ve ürüyorlar yani insanlık gün geçtikçe biraz daha zayıflaşıyor bünye olarak. Beyin gücü öne çıkıyor.) Doğum yapana maddi destek/ücretli izin vs var ama bunlar ancak ekonomisi güçlü, tükettiğinden çok üreten ülkelerde olur. Bugün bile dünyanın her yanı için geçerli değildir. Kalıcı değildir! Bu yüzden bizim kendimizi güvende hissetmemiz için her zaman ve her yerde mala mülke ihtiyacımız var. Evet bugün kadınlar abartıyor ve bu sorun çıkartıyor. Fakat bilin ki kadınlar ancak tamamen erkekleştiğinde sizin malınızı/mülkünüzü sormayı bırakıcak. Normal erkekler kadının malını çok sorgulamaz çünkü. Bu arada bugün çok farklı hayatlar yaşıyoruz eskisine göre ama annelik hala önemli. Yalnızca çok çocuk değil nitelikli çocuk yetiştirmek gerek bugün. Bu da ortalama okullar ve bakıcılarla olacak iş değil. Anneye çok iş düşüyor. Bu durumda kadın yine çalışamıyor, çocuğun geleceği için erkeğin maddi imkanları yine devreye giriyor. Beslemek için değil belki ama nitelikli eğitim ortamı sunabilmesi ve annenin eğitimi için.

        • Abdullah Bir diyor ki:

          BİR KADIN

          “Ayrıca belirtmeliyim ki mala, paraya düşkünlük de kadının fıtratıdır. İHTİYACIDIR. Kadın hipergamiktir, kendinden yüksek statülü ve ailesine bakabilecek güçte/zenginlikte bi adam arar.Bu yüzden bizim kendimizi güvende hissetmemiz için her zaman ve her yerde MALA MÜLKE İHTİYACIMIZ VAR.” DEMİŞ…

          Bu kadarı ile kalsa ve yazdığı bu ifadeleri yazısının geri kalanı ile NORMALLEŞTİRMEYE, MASUMLAŞTIRMAYA ÇALIŞMASA biz de kendisine,

          HELAL OLSUN, EN AZINDAN İNANDIĞI/DÜŞÜNDÜĞÜ ve YAŞADIĞI GİBİ YAZIYOR, BU KADIN NEYİN PEŞİNDE OLDUĞU, DÜRÜST, NAMUSLU, EVCİMEN BİR ERKEK/KOCA DEĞİL DE KENDİSİNE YAŞAM SPONSORU, SAĞILACAK BİR “MAL/İNEK” ARADIĞINI DÜRÜSTCE İFADE EDİYOR, BU DAVRANIŞI BİLE BÜYÜK BİR ERDEMDİR.

          Der, dürüstlüğünden ötürü kendisini taktir ederdik. Ama yaptığı demagojiden sonra kendisine sadece IYI DENEMEYDİ, AMA YEMEZLER diyoruz…

        • Misafir diyor ki:

          BİR KADIN RUMUZLU BAYANA HİTABEN:

          Bu bahsettiğiniz “zenginlik ve kudret” kriterlerine bir de bu işin uzmanı tarafından verilmiş tarihi bir cevap açısından bakınız lütfen. Belki görmediğiniz taraflar olabilir:-)

          ZENGİN ERKEK AVCISI BAYAN GÜZELE ;
          J.P. Morgan’ın CEO’su James Dimon’un VERDİĞİ TARİHİ CEVAP:

          Dünyanın en büyük finans şirketlerinden J.P. Morgan’ın CEO’su James Dimon, zengin koca avcısı bir kızın attığı elektronik postaya bakın nasıl cevap veriyor.

          Önce kızın J.P. Morgan’a yolladığı elektronik postaya bir göz atalım:
          “Sayın Morgan, size karşı dürüst olacağım. Bu yıl 25 yaşına giriyorum. Çok güzelim, iyi bir stilim var ve kaliteli şeyleri severim. Yıllık geliri en az 500 bin dolar veya daha fazla olan bir adamla evlenmek istiyorum.

          Açgözlü olduğumu düşünebilirsiniz, fakat New York’ta yıllık geliri 1 milyon dolar olan insanlar maalesef orta sınıf sayılıyor. Çok şey istemiyorum.
          Sizin sitenizde yıllık geliri 500 bin dolar veya daha fazla olan birileri var mı? Hepiniz evli misiniz? Bu konuları merak ediyor ve sormak istiyorum, sizin gibi zengin insanlarla evlenmek için ne yapmam gerek?

          Bugüne kadar birlikte olduğum erkekler arasında en zengini yılda 250 bin dolar kazanıyordu. Central Park’ın batı yakasında, yüksek bütçeli rezidanslarda yaşamak isteyen biri için yıllık 250 bin dolar yeterli değil.

          Size alçak gönüllülükle soruyorum;
          1) Zengin bekârlar nerede takılır? (Lütfen bar, restoran, spor salonu, kulüp vs. gibi mekânların isimlerini ve adreslerini yazar mısınız?)

          2) Hangi yaş kategorisine odaklanmalıyım? 3) Çoğu zenginin eşleri neden ortalama güzellikte? Birkaç kızla tanıştım; güzel veya ilgi çekici değiller ama zengin erkeklerle evlenebilmişler.

          4) Kimin karınız, kimin yalnızca sevgiliniz olabileceğine nasıl karar veriyorsunuz? Benim hedefim evlenmek. Zengin bir adamla evlenebilmek için ne yapmalıyım?”
          Saygılarımla
          Bayan Güzel

          İŞTE DIMON’UN KIZA CEVABI:

          “Sevgili Bayan Güzel, yazınızı büyük bir ilgiyle okudum. Tahmin ediyorum ki sizin gibi aynı soruları soran pek çok genç kız vardır.

          Lütfen profesyonel bir yatırımcı olarak durumunuzu analiz etmeme izin verin. Benim yıllık gelirim 500 bin doların üzerinde, sizin kriterlerinize uyuyor, bu sebeple zamanınızı boş yere çalmadığımı umut ediyorum.

          Bir işadamı gözünden bakarsak, sizinle evlenmek kötü bir fikir. Nedeni ise çok basit, lütfen açıklamama izin verin.

          Detayları bir kenara bırakırsak, yapmaya çalıştığınız şey
          ‘güzellik’ ile ‘para’ ikilisini takas etmek:
          A kişisi güzelliği sağlar,

          B kişisi de bunun için ödeme yapar, gayet adil.
          Fakat burada ölümcül bir problem var; sizin güzelliğiniz kaybolacak ama benim param iyi bir sebep olmadıkça tükenmeyecek.

          Aslına bakarsanız, benim gelirim yıldan yıla artabilir, ancak siz yıldan yıla güzelleşemezsiniz.
          Bu sebeple, ekonomik açıdan bakarsak, ben değer kazanan bir varlıkken siz değer kaybeden bir varlıksınız.
          Hem de sıradan bir değer kaybı değil, katlanarak artan bir değer kaybı.

          Eğer güzellik sizin tek varlığınızsa, değeriniz 10 yıl sonra çok daha düşük olacak.
          Wall Street’te kullandığımız bir terimden yola çıkarsak, sizin için ‘takas pozisyonu’ diyebiliriz, ‘satın al ve bekle’ değil.

          Sizi satın almak iyi bir fikir değil, bu sebeple kiralamayı tercih ederim. Çünkü alışveriş değeri düşen bir şeyi uzun süre elde tutmak hiç de akıllıca değildir.
          Şüphesiz; aynı şey sizin istediğiniz evlilik için de geçerli.

          Bu yazdıklarım size zalimce geliyorsa bir de şöyle düşünün; tüm paramı kaybetseydim, beni terk etmez miydiniz? Aynı şekilde güzelliğinizi kaybettiğinizde, benim de çıkış yolunu bulmam gerekmez mi?

          Yıllık geliri 500 bin doların üstünde olan insanlar aptal değil; sizinle yalnızca çıkarız ama evlenmeyiz. Size, zengin bir adamla evlenme fikrini unutmanızı öneririm.

          Bu arada, yılda 500 bin dolar kazanan o zengin siz olabilirsiniz. Zira o kadar parayı kazanmak, zengin bir aptal bulabilme ihtimalinizden daha yüksek.”

          CEO J.P. Morgan

          • bir kadın diyor ki:

            Merak etmeyin zengin erkek avcısı değilim, milyon dolarlar edecek bi güzelliğim de yok ne yazık ki :) Ancak her kadın gibi baba evinden koca evine gittiğimde kendi geldiğim yere göre biraz daha iyi koşullarda yaşamak istiyorum. En azından alışkanlıklarımı fazla değiştirmek zorunda kalmak istemiyorum.

          • Misafir diyor ki:

            ” Olsayla, bulsayı evlendirmişler,
            çocukları KEŞKE olmuş.”

          • Misafir diyor ki:

            Evlilik,
            “Kovalarsan kaçar, kaçarsan kovalar” sözüne uygun
            KELPÇE bir oyun değildir.
            İffet ve istikamet dairesinde elde edilen
            KALPÇE bir doyumdur.

      • Abdullah Bir diyor ki:

        BİR KADIN

        “Kadının fıtratında AÇILIP SAÇILMAK süslenip dişiliğini sergileyerek erkekleri peşinden koşturmak (AYARTMAK, YOLDAN ÇIKARTMAK) ve kadın rakiplerini de diskalifiye etmek vardır… Kadının fıtratı yumuşaktır, tesettürdür deyip kendinizi aklamayın.” DEMİŞ

        BİZDE DİYORUZ Kİ;

        Bizim sözümüz kendisine MÜSLÜMAN KADIN denilmesini isteyenler, diyenler içindir, sen bizim muhatabımız değilsin, senin gibi düşünenler ÜSTÜNE ALINMASIN, sen istediğin gibi AÇILIP SAÇILABİLİRSİN, PEŞİNDEN KOŞTURABİLİRSİN, ERKEKLERİ AYARTABİLİRSİN…

        • bir kadın diyor ki:

          Abdullah Bey.
          Benim kızgınlığım bi önceki erkeğin pişkin yorumunaydı. Zira bi yandan kusursuz bi eş arıyor ve bu kadın fıtratıdır diye işin içinden çıkıyor ancak kendine bakmıyor. Ben buna kızdım ve bu yüzden “kadının fıtratı şöyledir deyip kendinizi aklamayın” yazdım. günümüz halkında kadını tutan pek fazla şey olmadığından içindeki süs arzusunu da rahatlıkla dışa vuruyor dedim. Kadının fıtratında tesettür olduğu vurgulanır hep ancak İKiSİ DE vardır. Bu noktaya dilkat çekmek istedim ben. Mal mülk konusundaki yorumumda her şeyi uzun uzun anlattım çünkü bu sitede gördüğüm yorumlarda sürekli erkekler kadınların mal mülk arzusından şikayetçi ve kadınlar sürekli olarak bu noktada eleştiriliyor. Günümüzdeki aşırılıktan ben de şikayetçiyim. Ancak kadınlar her zaman mal mülk konusunda hassas olmaya devam edecekler bu çok normal. Uzun uzun anlatıyorum ki açık olsun, erkekler neden kadınlar buna takıntılı hale gelmişler anlasın, eleştirmek işe yaramıyor çünkü. Kadının zayıflığını da inkar etmiyorum. Zayıf olduğumuz için mal mülk edinerek güvence sağlamaya çalışıyoruz zaten.

          • Abdullah Bir diyor ki:

            BİR KADIN’a…

            Benim sizin ifadelerinize karşı yazdığım cevabi yoruma yazdıklarınızın İÇERİĞİ İÇİN DEĞİL ama ÜSLUBUNUZ ( sakin, nazik ve üzüm yeme amaçlı) dan ötürü öncelikle diğer BİR ÇOK KADINDAN FARKLI olduğunuz için tebrik ve size teşekkür ederim hanımefendi.

            Ancak cevabi metinde;

            “bu sitede gördüğüm yorumlarda sürekli erkekler kadınların mal mülk arzusından şikayetçi ve kadınlar sürekli olarak bu noktada eleştiriliyor. Ancak kadınlar HER ZAMAN mal mülk konusunda hassas olmaya devam edecekler bu ÇOK NORMAL.” demişsiniz.

            Sizin yanıldığınız temel konu da burası zaten. Çünkü;

            1- Kadınlar her zaman böyle değildi, sonradan (son 20-25 yılda) zıvanadan, hatta bir çoğu dinden-imandan çıktılar

            2- Tüm kadınlar böyle değil, kendisini Müslüman olarak tanımlayan ama gerçekte Süslüman olan yeni jenarasyon kızlar/kadınların erkeklerden bu konuda ki ( söz, nişan, düğün alışverişi, fotosu, atraksiyonu, takı, elbise vb) nispet, beklenti/talep, söylem ve eylemleriyle YABANCI-GAVUR-RUS diye aşağıladıkları kadınları mumla aratıyorlar. Çünkü yabancı gelin adayları kendilerini bulunmaz hint kumaşı zanneden bizim SÜSLÜMAN kızlardan ( Feyza hanım kardeşim ve onun gibileri tenzih ederim) çok daha güzel, eğitim sahibi, kadınsı ve latif olmalarına rağmen kocası olacak erkekten maddi beklentileri bizim süslümanların maddi isteklerinin yarısından daha az (bilgi ve tecrübe ile sabit).

            Dış görünüşe baktığımızda bizim sonradan görme vasat süslümanlar MÜSLÜMAN, amacı sadece evlenmek ve yuva kurmak isteyen namuslu Rus kadını GAVUR. Söylem, beklenti ve eylemleri göz önüne aldığımızda ise Elin Gavur Rus’u daha insani ve İslami bekletilere sahip.

            Yani özetle;

            MESELE SADECE KADINLARIN ZAYIFLIĞI ve FITRATI İLE AÇIKLANAMAZ. OLAY İNANDIĞI GİBİ YAŞAYIP YAŞAMAMAK.

            Çünkü bizim kızların çoğunun dışı Müslüman kafa yapısı GAVUR, Rusların/Yabancı (müslüman olmayan) kadınların dışı gavur evlilik konusunda ve kocaya saygıda ise düşünce yapısı, davranışları MÜSLÜMANCA.

            Şimdi siz erkek olsanız EVLENMEK İÇİN hangi kadını tercih edersiniz?

            Dip Not: Benim eski karım sözde Radikal Müslümandı ama hem evliliğim hemde boşanma sürecinde tam anlamıyla anamdan emdiğim sütü burnumdan getirdi. Ancak yeni karım yabancı bir hanımefendi, ayrıca 7 yakın arkadaşımın da (yerli hanımlarından boşandıktan sonra yeniden evlendiği) yeni hanımları RUS veya YABANCI onlarda bende Müslüman birer erkek olarak yeni karılarımızdan razıyız.

          • Misafir diyor ki:

            Çok zengin bir iş adamı sadece kendisi için üretilen saatin üzerine şöyle yazdırmıştı:

            “HERKESİN DOKUNDUĞU “ÖZEL” OLAMAZ.”

          • bir kadın diyor ki:

            Abdullah Bey.

            Ben de teşekkür ederim. Olaylara geniş açıdan bakmaya çalışan biriyim. Eğer bi yerde herkes aynı şeyi söylüyorsa orda bi muhalefet edip farklı açıdaki bi şeyi gösterme dürtüsü çıkıyor. Bu feminist sitelerde de böyle oluyor, dinin yerden yere vurulduğu yerlerde de, dini sıhbetlerde de. Hep şeyleri duymaktan sıkılıyorum.

            Kadınlar her zaman böyle değildi demişsiniz. Aşırılıkların ben de farkındayım ve rahataız oluyorum ama işin içinde de değilim pek. Sitedeki yorumları okuyunca içim kararıyor, evlilikten soğuyorum ve “Bu insanlar nerde yaşıyorlar?” diye soruyorum. Siz de bana ” Sen nerde kaldın?” diyeceksiniz galiba. Yabancı gelinler hakkında bilgim yok. Tecrübenizi de biliyorum. Bi süredir siteyi takip ediyorum. Daha önce görmüştüm :)

            Kadınların hepsi böyle değil. Bazıları iyi niyetli ve nerdeyse hiçbişi istemiyorlar evlenirken, tek istekleri mutlu yuva. Fakat tecrübe sahiplerinden öğrendiğime göre onların bu iyi niyeti suistimal ediliyor. Erkek kadına harcama yapınca kadını sahipleniyor yoksa kadını değersiz görüyor. Sanırım koruma/gözetme dürtüsüyle ilgili. O yüzden aşırılık evet aşırılık ama galiba evliliği çok kolaylaştırmamak da gerekiyor ki bi cazibesi olsun.

            Son olarak: Bana gelen yorumlarda gördüm ki açılıp saçılma meraklısı ve zengin koca avcısı olarak algılanmışım. Ben en başta yorumdaki pişkinliğe karşılık olarak abartılı ifadeler kullandım ki vurgulayıcı olsun. (Fazla vurgulayıcı olmuş:) ) Bu sitedeki yazılar/yorumlar hepsi çok aynı. Biraz farklı bi açıyı da görmenizi istedim.

          • bir kadın diyor ki:

            00:13 saatli yorumum için: Hep aynı şeyleri duymaktan sıkılıyorum.

      • Yahya diyor ki:

        Bu anlattığınız “kadın fıtratı” evrim zımbırtısının ürünü olup; evrime göre bunun adı “animalistic instincts” yani hayvansal içgüdülerdir.

        Ve bu görüşe göre fıtrat kelimesini kullanamazsınız. Çünkü fıtrat kelimesi yaratılışa ait bir terim olup, kökeni itibariyle yaratılıştan gelen /verilen demek ve nihayetinde yaratıcısını bulmak içindir.

        Dolayısıyla yazdığınız tüm safsatalar hayvansal içgüdüye aittir ve aynıları hayvanlarda da gözlenir. Yani hayvanlarda çiftleşmek için sağlıklı eş arar, sürü yaşantısı olan hayvanlarda ise sürünün lideri (en güçlüsü) dişilerle çiftleşir vs… Fakat biz hayvan değiliz, hayvandan da gelmedik. Hipergamik, poligamik olayı…

        Hayvanlarda bulunan bu güdüler; yani çiftleşme, yemek yeme, uyumak vs. insanlarda nefsi duygular olarak meydana gelmiştir, güdüsel değildir.

        İnsan akıl ve hikmet ile nefsini, fıtratı üzerine ehilleştirir ve yaratılanların en şereflisi olur, Rabbini bulur.
        Aksi durumda ise, insan nefsinin atına biner ve yaratılanların en aşağısı olur. Cehennem ehli olur!

        Netice olarak, kadına hipergamik olmayı, açılıp saçılmayı, süslenmeyi vs. emreden fıtrat değil, nefisdir.

        • bir kadın diyor ki:

          Evrim zımbırtısı deyip geçmeyin. Birçok farklı görüş var kendi içinde. İlla ki Darwinin anlattığı gibi olmak zorunda değil. İlla ki şempanzeden muhabbetini açmak zorında değiliz evrimden söz ederken. Dil, kültür, teknoloji hep hareket halindedir. Üreme yoluyla aktarılan genlerin, kültür ve dille aktarılan duyguların bi etkisi/evrimi/gelişimi olacak elbet tıplumda/insan beyninde. Batı dünyasından çıkan her şey kötü müdür? Bu insanların hiç mi iyi ürünü yoktur? Ayrıca Tanrı öyle yaratmayı seçebilir. Bu Onun kararı olur. Müslümanların arasında da bu teoriye sıcak bakanlar var. Yaratılışla çelişmediğini söylerler. Bu bahsettiğim kişiler cahil kişiler değiller. Evet kadın hipergamiktir, her zaman kendinden daha güçlü ve statülü erkek arar. Suriyeli kadınla evlenen erkekleri çok duydum ama mülteci bi erkekle evlenen kız duymadım. Varsa bile muhtemelen meslek sahibi/yabancı dil bilenlerdendir. Erkek de poligamiktir. Şartlar elverse ikinci, üçüncü eşi alır. Nefis de fitrat değil midir? Nefs sahibi varlıklar olarak yaratılmışız ve imtihan da bu yüzden var. Sadece fıtrat sahibi varlıklar olsaydık imtihana gerek kalmazdı o zaman. Ben ikisini de aynı görüyorum, çünkü ikisi de yaratılışımızda/içimizde vs var ayrıca aşırılığa kaçmadıkça nefsi doyurmak da yanlış değildir. Çikolata yemek, sporla ilgilenmek, gezip tozmak gibi.

          • Yahya diyor ki:

            Batı dünyasından çıkan her şey kötü müdür?
            batıdan ne çıkmış ki? hemen hemen tüm icat ve buluşlarını müslüman bilim adamlarından kopyalamıştır hatta çalmıştır.
            Medeniyeti bile bizden öğrenmiştir…!

            bizim teorilerle uğraşacak vaktimiz yok. isteyen istediğine inanır, yapar, eder vs…
            bu arada düz dünya teorisi peşinden koşan çoook “cahil olmayan” kişiler var, mürekkep yalamışlar var, vs… yazdıklarınız kıstas değil.

            diğer hususlarda da yeterince açıklama yaptığımı düşünüyorum, “bence”lerle değilde, biraz araştırıp, öğrenirseniz sizin için daha iyi olacaktır “bence”.

            kolay gelsin!

          • Feyza diyor ki:

            Bir kadin hnm,
            Sosyolojik evrim teorisine sicak bakan Muslumanlar da var fakat bu gorusleri ile beraber sakincali bircok gorusu de var bu isimlerin, iyi arastirmanizi tavsiye ederim sizin de. Bilim ve teknik anlamda ileriye dogru giden insanoglu bu teknolojiyi menfi yonde kullandiklari icin ve siidetin zulmun bu denle yayginlasip siradanlastigi baska bir cag olmadigi icin bilgi anlaminda gelisen insanoglu sosyal acidan gerilemistir ve evrimini tamamlayamamistir. Bilgi her zaman gelisimin adresi degildir kisacasi.

          • bir kadın diyor ki:

            Feyza Hanım. Size hak veriyorum. Bu isimlerin sakıncalı başka görüşleri olduğunu söylemişsiniz. Haklılık payınız vardır ancak ben zaten bi kişinin görüşlerini olduğu gibi kabul etmeyi reddediyorum. Öyle yaptığım zaman daha çok şüpheleniyorum çünkü kusursuz alim de yok. Ben bildiğim ve deneyimlediklerime uyum sağlayan, akla yatan kısımlarını alıyor, kalanını sonraya bırakıyorum. Bazen ilk başta anlayamadığımı sonradan kavrıyorum. Bütüncül/orta yolcu/dengeli bakmaya çalışan biriyim. Yani bi görüş karşısında “Şu açıdan bakınca böyle düşünürüm, burdan bakınca böyle, öte yandan bakınca da öyle.” diyorum. Birisi duymaya alışkın olmadığım bişi söyleyince de kulaklarım kabarıveriyor. Her şeyin olumlı ve olumsuz yanları var. Bunları görmek ve her şeyiyle kabul etmek lazım. Ve şu zamana kadar gördüğüm şey şu ki inanmak gerçekten de tamamen kişisel bi seçim. Zira aynı şey çok farklı yorumlanabiliyor. Ordan bakınca öyle, burdan bakınca böyle.

          • Gulpembe diyor ki:

            Bir Kadin kardesim,
            Bir gorusu kabul etmeyebilirsiniz ama yok sayamazsiniz fehvasinca evrimsel teorilerin de elbet tutarli olduklari noktalar vardir, inancimiza ters dusmedigi muddetce bunu almamizda kullanmamizda da bir sakinca yoktur tipki batidan gelen herseyin kotu olmadigi gibi.
            3.Murat , Ulug Beyin calisma yapacagi rasathaneyi “gokyuzunun sirlarini ogrenmek kustahliktir” gibi asilsiz fitnelerden dolayi kapatmak zorunda kalmistir. Kepler o vakit sadece 9 yasindaydi:)

          • Yahya diyor ki:

            Osmanlı astronomisinin “güneşi” olarak nitelendirilen bu rasathane ne yazık ki¸ 1580 yılında tam olarak bilinemeyen sebeplerden ötürü talihsiz bir şekilde kapatılmıştır. Ayvansaraylı Hafız Hüseyin’in yazdığı “Hadikat’ül Cevami” adlı kitapta geçen bilgiyi esas alırsak¸ kısmen yıkılmış ve metruk bir biçimde kalmıştır.

            11 Eylül 1577’de görülen kuyruklu yıldızı rasat edip¸ Padişah III. Murad ve Şeyhülislam Aziz Efendi’ye sunduğu rapor üzerine¸ rasathanenin ve burada yapılan çalışmaların¸ o sırada baş gösteren veba salgını gibi uğursuzluk getirdiğine inanılmasının yıkımda rol oynadığı iddia edilse de¸ Salih Zeki¸ Muammer Dizer gibi konunun uzmanı bilim adamlarınca ispat edilemeyen bir görüş şeklinde nitelendirilmiştir. Yıldızın görüldüğü yıl ile rasathanenin kapatıldığı yıl arasındaki zaman farkı bunun en büyük delillerindendir. Şeyhülislam Kadızâde Ahmed Şemseddin Efendi’nin fetvasının¸ yıkıma cevaz verdiği ileri sürülse de¸ fetvanın aslı bulunamadığından ihtiyatla yaklaşılmaktadır.

            Biraz araştırınız (ör. prof fuat sezgin). Osmanlıya ve osmanlı padişahlarına atfedilen bu iftiralara dikkat ediniz. Dönemin en iyi rasathanesi ve çok önemli buluşlarda bulunan rasathane ne sebeple kapatılmış olabilir?

            Ki dönemin batılı bilim adamları da Takiyüddin’in yaptığı aletleri taklit etmiş, yaptığı çalışmaları ve ölçümleri kullanmıştır. Tabii bunlar ikrar edilmemiş ve bizlerin yaptığı tüm çalışmalar batılılarca sahip çıkılmış…
            Eee bizde atalarımıza sahip çıkmadığımız için, eserleri eski yazı olup, yasakladığımız ve okuyamadığımız için….

            (bitmez)

          • Feyza diyor ki:

            Bir kadin hanim,
            Esasinda karsit fikirlerdeki insanlari okumak benim de aliskanligimdir, bunu genelde yapmaya calisirim ki neyi neden elestirdigimi ikinci ucuncu agizdan degil, bizzat kendisinden okuyup muhakeme edebileyim. Yalniz etkilenmiyorum, okuyorum ve orada kaliyor. Etkilenirsem veya kafama takilirsa bunun antitezini de okuyup tatmin olmaya calisiyorum. Ancak bu muhakemeyi yaparken yurumekte oldugum kaygan olmayan bir zemin var ve bu cizgiyi terketmemeye calisiyorum.
            Supurup atmak ve supurup almak aslinda dogru degil, ama neyi attigimizi ve neyi aldigimizi iyi ayirtedebilmek icin gozlerimizin yakini cok iyi gormesi gerekir. Aksi halde bazen supurup aldigimizin icine alerjik ve oyle minik toz zerrecikleri de dahil olabilir ki bunlari ayirdedebilmemiz icin yakini iyi gormemiz de yetmez, iyi donanimli yuksek teknolojili mikroskoplara ihtiyac duyabiliriz yoksa bunyemiz alerjik reaksiyon gosterebilir, sebebini anlayamayiz..
            Iyi niyetle ve samimiyetle yapilmis kucuk bir tembih.
            Selamlar.

          • Gulpembe diyor ki:

            Yahya bey
            Osmanli hayrani yada dusmani degilim. Tarihi onemsiyorum. Fakat tarihcilere bel baglamiyorum.Tipki sizin alintiladiginiz pasajin en dogruyu soylemiyor olma ihtimali gibi okuduklarimi suzgecten geciriyorumm. Fetva olayi bir detay degildir tarihciler bu meseleyi kabul ediyorlar, islam ansiklopedisinde bunun fetva degil rapor olarak sunulmus olma ihtimaline deginiliyor. Yine fuat Sezgin bu yikimda diger kiskanc ilim adamlarinin da parmagi oldugunu soyluyor.
            Cok da gizli yada karmasik bir durum yok,kapatilmiyor yikiliyor.
            Yikim emri Kilic Ali pasaya veriliyor. En dogrusunu Allah bilir.

      • Misafir diyor ki:

        Kadın KİŞİLİĞİYE saygı uyandırır. ( Bütün bir topluma)
        Kadın DİŞİLİĞİYLE arzu uyandırır.( Kocasına)

        ALLAH’a ve Ahiret gününe imanı içselleştirmiş mümin bir erkeğe ve mümine bir kadına,
        helalınin beğenmesi “zevk ve tatmin” olarak yeter.

        • Misafir diyor ki:

          KADINLARIN SOKAĞA ÇIKARKEN GÜZEL KOKU SÜRÜNMESİNİN ERKEKLERİ NASIL ETKİLEDİĞİNİ ANLATAN İLGİNÇ BİR HİKÂYE.

          “Vahşi Kadınlar” adlı makalenin yazarı güzel koku sürünen kadınların erkekleri nasıl etkilediğini ifade için köpeklerin dünyasından bir öykü anlatmıştır:

          Erkek köpeklerin birleşmek isteyen dişi köpek etrafında toplanmalarının sırrı nedir biliyor musunuz? Bu konu bir çok bilginin uzun seneler boyu dikkatini çekmiştir. Sonunda şu neticeye varmışlardır: Dişi köpek uzak mesafeden erkek köpeği çeken bir dişilik kokusu yaymaktadır. Erkek köpek bu büyüleyici kokuyu duymadan birleşme isteği duymamaktadır. Hayvan kokuyu aldığında, cinsel yönden uyarılır ve kokuyu yayan dişiyi arar.

          Bilginlerden biri erkek köpekleri cezbeden maddeden bir miktar alarak bunun hakikatını araştırmaya başlar. Bir gün laboratuarından çıkarak yaya olarak evine doğru yürür. Elbisesine bu kokudan biraz sinmiştir.Yolda arkasına bir sürü töpek takılır. Sanki sessiz bir gösteri yürüyüşü yapmaktadırlar. Etraftaki insanlar bu duruma çok şaşırırlar ve olan bitene bir anlam veremezler.

          Dişi köpeğin cinsel isteği dayanılmaz ölçülere varmadıkça kokusu yayılmaz. O sanki bu koku ile çevredeki bütün erkek köpeklere havanının taşıdığı gizli davetiyeler göndermiş olmaktadır. Erkek köpek bu kimyevi yada fıtri çağrı olmaksızın asla cinsel istek duymamaktadır. O kokuyu burun koku sinirlerine nakleder. Sinirlerden beyine, beyinden de cinsiyet bezlerine nakledilir. Böylece kokuyu alan cinsi yönden uyarılmış olur.O zaman köpekler toplanır ve aralarında kızgın bir savaş başlar. Böylece dişi köpek oyuncağı ile oynamış olur…”

          Bu örnek biraz ağır olabilir ama kokunun insanları ve hayvanları ne denli etkilediğini gösteren ibretli bir öyküdür.

          ALINTIDIR.

          ÇIKARACAĞIMIZ DERS:
          insanlar, hayvanlardan dersler çıkarabilir ama hayvanları örnek alır, hayvan gibi davranmaya başlarsa, hayvandan aşağı düşer esfel-i safiline yuvarlanır, kendine yazık eder.

          “Her mekan müşterisini bulur. Bitli baklanın kör alıcısı olur!”

          • Misafir diyor ki:

            Zamanın birinde, zalim bir kral, bir İslam Aliminin de bulunduğu bir toplantıda toplu yemek vermişti.

            Yemekler herkese ayrı, ayrı ve altınla kaplanmış tabaklarda sunulmuştu.

            Yemekten sonra zalim kral, İslam Alimine sordu:
            -Yemeği ve yeni tarzımızı nasıl buldun?

            İslam alimi şöyle cevap verdi:

            Yemeğin herkese ayrı, ayrı gelmesini soruyorsan,
            Bu İbrahim a.s. sünnetidir.
            Köpekleri birbiriyle boğuşmasın diye her birine ayrı kapta yal verirdi.
            Altın tabakları soruyorsan,
            O da ibrahim a.s. sünnetidir.
            “Dünyaya tamah eden köpektir!” mesajını vermek için köpeklerin boynuna taktığı tasmayı altından yaptırmıştı.

          • Yahya diyor ki:

            (EN) pheromone – (TR) feromon

          • Gokce diyor ki:

            Konuyu acmisken, kadinlarin surundugu her perfume/ deodorant ,erkekte de, kopeklerde oldugu gibi bir etki mi yapiyor? Kadin oldugum icin anlamiyor olabilirim.
            Hadis te,
            “Bir kadın koku sürünerek dışarı çıkar ve koku ulaşsın diye bir topluluğun yanına giderse, zinâya bir adım atmış olur.” (Tirmizî, Edeb, 35)
            Burda anlatilan kadin OZELLIKLE koku ulassin diye karsi cinsin yanina giderse.. diye devam ediyor..
            Yaz gunlerinde bilhassa kat kat giyinen ortunen Musluman hanimlar in halini dusunebiliyor musunuz. Bilhassa ucuz polyesterlerden yapilmis kiyafetler icinde.. Sabunlar da kokulu..

            Ben de yanimdan gecen bir hanimda ya da -azda olsa- beylerde guzel bir koku hosuma gider. ter kokusu yerine guzel bir dedodorant/ perfume ( alkolsuz) kokusunu tercih ederim.

            Guzel koku surunmek Peygamberimizin sunneti degil mi?
            Kadinlar da bu sunneti uyguluyamazlar mi? Uygularsalar maksatlari erkek kopekleri etkilemek midir acaba..
            her koku hep aynimidir?
            Cinselligi uyarmak icin mi yapilir, surunulur.
            Belki kotu kokmamak icin surunuyorlardir.
            Bazi seyleri ozellikle de kadinlar la ilgili yasaklari oyle genelliyor ve cirkinlestirerek anlatiyorsunuz ki, Musluman erkekler hep mi uckur duskunu diye dusunmeden edemiyorum.

          • Misafir diyor ki:

            Gökce hanıma,

            Sualinizin muhatabı ben değilim.Onu hangi kuruma soracağınızı biliyor olmalısınız.

            Ben yayımlanmış ilmi bir makaleyi burada paylaştım. Herkes üzerine düşeni alır. Ayrıca teşbih ve temsilleri hakikat telakki etmek ancak ehl-i cehlin şiarıdır. Bunu böyle tesbit ettikten sonra…

            Kendi adıma sorunuza
            ” erkeklerin hepsi uçkur düşkünü mü”
            Necip Fazıl’ın bir sözüyle cevap vermek isterim:

            “250 lik bir top üzerine sinek kondu diye patlamaz.”

            Erkeklerin uçkurperestliğinden önce kadınların kendilerini kendi ifadelerinden cinsel meta olarak tanımlayıp bunu da kadınlığın bir muktezası olarak sunmalarına dikkat ederseniz bu yazının onlara cevabi bir yazı olduğunu anlarsınız. Lütfen yazının mahiyetini ve siyak ve sibak ilişkisini bilmeden çalakalem yazmayınız. La Havle…
            Selam ve dua ile.

          • Misafir diyor ki:

            Eyvallah Yahya Bey Kardeşimiz,
            Sizin, Abdullah bir, Cihat ve Feyza rumuzlu kardeşlerimizin yazılarını elimden geldiği kadar takip ediyor ve istifade ediyorum. Allah hepinizden razı olsun. İlminize bereket ihsan eylesin. Hepinize gıyabınızda özel dualar ettim. Selam, saygı, sevgi ve dua ile.

          • Feyza diyor ki:

            Misafir kardesim,
            Dualariniz icin kendi payima cok tesekkur ediyorum. Allah razi olsun. Biz de sizin paylasimlarinizdan istifade ediyoruz, lutfen devam edin.
            Esen kalin.

  11. Mustafa diyor ki:

    Ne kadar doğru ve okadar halimize acınası durumlar değilmi ? Gerçekten bir bayana,erkek el uzatsaydı eskiden eli boş kalabilirdi, lakin bir bayan el uzatınca hiç el sıkmadığı olmuyor erkeklerin… Detaylar çok önemli,ne yazıkki Allah korkusu olmadığı için (HAFİZANALLAH) iffet,ar gibi kavramlar unutulmuş,isimleri başka kültürlere kaymış,birkere geleceğim dünyaya sözü aşılanmış insanlara, kişide bunun arkasına sığınmış ohhhhhh çekmekte.. Oysa namaz nasıl ki dinin direği,kılınsa bağlar ömrünü,oruç tutsa sakındırır gözlerini,zekat verse haramdan kaçınır… ben 31 yaşına girdim inanın evlenmekten korkuyorum,Rabbim selamet versin..

  12. bilal diyor ki:

    yapılacak şey belli : kendinizi ve ehlinizi (aile,eş,dost ) yakıtı taşlar ve insanlar olan cehennemden koruyun… diyor rabbimiz olan rahman. islama sımsıkı sarılmaktan baska kurtuluş yok.bunun temel yolu da kuran ve hadis okumak,anlamaya gayret etmek ve uygulamakla olur.inşaallah bu yol üzere oluruz. islam sadece namaz,oruç,kurban demek değildir. islam hayat sisteminin adıdır. ekonomi,sokak,para,gece gündüz her şey ama her şey allahın elindedir. allah karışır. ne diyelim söz bitiyo bazen. ama yine de dua etmek lazım…

  13. Fatma diyor ki:

    çok haklisiniz, yaziyi yazan beyefendiyi tebrik ederim. kizlarimiz maalesef edebi, hayayi, edepli giyinmeyi çoktan unuttu.. Bunun sebebi buyuk olasilikla TV, bilgisayar, eglence sektörünün fazlasiyla yayilmasi.. Ve dahi köylere kadar inmesi.. Insanlar dünyaya o kadar çok dalmislar ki, eski gerçek “hanimefendi”leri özler olduk..

  14. himneja diyor ki:

    Sağolasın abi, bu yazıyı yazmakla ne iyi ettin bir bilsen. Kadınlar çığırdan çıktı artık ne olacak bilmiyorum bunun bir sonu gelmeli. gerçekten iffetli ve edepli olanlar hariç açık kapalı bütün kadınlar zıvanadan çıktı. ben bir kız olarak artık erkeklere acır ve onlara hak verir oldum. sağ sol yukarı aşağı her yer günah akıyor. Allah yardımcısı olsun bütün erkeklerin… gerçekten birşeyler yapmak lazım bu böyle devam etmemeli ama ne?? :(

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Şu an ocak 2019, bu süreçte ders kitaplarından bütün cinsiyet rolleri çıkartıldı ve 162 okul pilot okul olarak seçildi "cinsiyet eşitliğine duyarlı okul" adı altında cinsiyetsiz ...
Devamını Oku

Güzel Söz

Beğenmiyorsan değiştir, değiştirmiyorsan bakış açını değiştir ama asla şikayet etme. ( Maya Angelou)

Kitap

Algı Yönetimi ve Manipülasyon

Algı Yönetimi ve Manipülasyon "Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi" kitabı nasıl kandırıldığımızı çok iyi gözler önüne seren bir kitap. Mücahit Gültekin kitapta bilimsel açıklamalarla birlikte günümüzden ve İslam tarihinden örneklerle  yalın bir ...
Devamını Oku