Sesini Değil Sözünü Yükselt

18 Ekim 2011Selma Aşıkoğlu28 Yorum »

Söze “söz” ile başladım. Çünkü kadim bilgilerde, “Daha hiçbir şey var olmamışken, söz vardı’’ denir. Biz de biliyoruz ki her var oluş ‘kün’ hitabı ile var oldu ve söz ile başlayan hayat yine bir ses ile nihayete erecek.

Kaf ile nun arasına sıkışmış kâinat, vakti gelince ‘Sur’un sesiyle aslına rücu edecek. Beşerlikten insanlığa yükseliş yine söz ile… Öyle ki Hz. Âdem’in kalbine bildirilen isimler O’nu meleklere rehber eylerken, yeryüzüne halife kıldı.

Söz ile hayat bulan düşünce ve fikir imha da eder ihya da. Tek nefes ile göğe yükselen ah, felekleri yakar da insanı yakmaz mı? Öyleyse her sözümüzün her sesimizin önemi çok büyük. Zira insanın hayvani yönü gıdalardan, ruhani yönü ise sözlerden beslenir.

“Dervişlik kulaktan olur” sözü boşuna söylenmemiş. Bedenimizi besleyen gıdaların temiz olmasına sağlıklı olmasına bu kadar özen gösterirken gönlümüze, zihnimize tesir eden sözlere neden bu kadar ehemmiyet vermiyoruz?

Devlet-i Aliyye’nin son dönemlerinde İstanbul’da zengin bir zat, evinde konuklarını ağırlar. Bir ara kızının başı döner ve yere yığılıverir. Konuklar arasında bulunan bir şeyh efendi de hasta kız için dua eder, Kur’an-ı Kerîm okur. Dönemin sağlık bakanı da davetliler arasındadır;Fransa’da eğitim görmüş olan bu zat, “Bu dönemde bu tip hurafelere inanılmaması gerektiğini” söyleyerek kızar. “Artık modern ilaçlar, bilimsel yöntemler varken bu saçmalıklar ilerlemelerimizi önlüyor” der.

Şeyh, sağlık bakanı için “Böylesine cahil ve aptal bir adam bırakın bakan olmayı, doktor bile olamaz.” diyerek hakaret etmeye başlar. Yüzü kıpkırmızı olan sağlık bakanı sinirden titremeye başlar. Bunun üzerine şeyh nazik bir şekilde “Sözlerinin maksadının hakaret olmadığını, niyetinin basit ve kaba sözlerin, insan bünyesinde bir anda nasıl kötü tesir bıraktığını göstermek olduğunu” söyler.

Kötü sözler bunu yapabiliyorsa, Allah kelamı olan Kur’an-ı Kerîm’in insanın bünyesi üzerinde iyileştirici bir gücü olduğunu inkâr etmek mümkün müdür?

Bir milletin ahlakını o ülkenin sokaklarında terennüm edilen şarkılarından anlayabiliyorsak, kulağından beslenen insanoğlu için aşina olduğu sözler onun hallerini de belirleyecektir. Edepten yoksun çocuklar, en çok çirkin sözlere en erken yaşta maruz kalan çocuklar arasından yetişiyor. Çoğunlukla çirkin sözlere muhatap olan çocuk tıpkı suyun yapısının bozulup kokuşması gibi gönül hanesi kararıyor ve doğruyu yanlışı ayırt edemeyecek halde zihni bulanıyor.

Kimi seslerden huzur bulur ferahlarsınız kimi seslerden de gönlünüz yorulur, yüreğiniz daralır.

Şaire göre ;

Dilde kim sûz ola ney gibi nefesden bilinir,

Hanenin şenliği içindeki sesten bilinir.

Hanelerden yükselen sesler hane halkının neşe ve kederini yansıttığı gibi ahlakını, edebini ve eğitimini de yansıtır. İşte çocuklarımızın etrafa huzur ve neşe dağıtan bir çehreleri olmasını arzu ediyorsak, dahası istikbal vaat eden salih evlatlardan olması için gayret sarf ediyorsak, onlara Hz. Mevlana’nın dediği gibi:

“Sesimizi değil sözümüzü yükseltelim, yaprakları büyüten yağmurlar gibi olalım, yüreğe korku salan gök gürültüsü gibi değil.”

Sözün muhtevasını, manasını güzelleştirelim öyle sunalım, vara yoğa öfkelenip olur olmadık sözlerle kirletmeyelim, köreltmeyelim tertemiz zihinleri ve minik yürekleri.

Tek bir sayha (ses) ile yok olan kavim, klakson sesi ile yıkılan asma bir köprü ya da soprano bir kadın sesi ile parçalanan kadeh… Hepsi sesin yıkıcı gücünü anlatıyor bize. Maddeyi kıran bir ses, manaya neler yapar düşündünüz mü? Hele bu ses öfkeyle bağıran bir kadın sesi ise ruhta açacağı yaraları kim bilebilir? İpi kopup etrafa savrulan tespih taneleri gibi kontrolden çıkmış sözlerin tesirini varın siz tasavvur edin.

Oysa güzel söz karşıdakinin kalbine işleyip vicdanı harekete geçirirken, hayırdan mahrum söz de vicdanı köreltip kalpleri katılaştırıyor. Muhtevasız ve gönle hitap etmeyen sözler, hedefine ulaşamadığı gibi sahibine bin bir gam ve keder bırakıyor. Sözle gönle dolan hayaller ve uzayıp giden gölgeleri acaba kaçıncı perdeyi kapatıyor hakikatimize karşı?

Kişinin kelamı ya kemaline ayine ya cahiliyetine. Sözlerimiz ya hikmete giden bir yol, Yunus misali savaşı kesip selamet bahşeden, ya inancı şüpheye teslim edip, cehlin babası misali ebediyeti kaybettiren…

Laf-u güzaf ile nefes tüketenlerden değil ehli irfanın sözünü dinleyip kelam ile bezenenlere ne mutlu!

                   selmaskoglu@gmail.com

 

 

Okunma Sayısı : 6.625

Yorum yapın

“Sesini Değil Sözünü Yükselt” için 28 Yorum

  1. Naime diyor ki:

    Çok anlamlı güzel bir yazı teşekkür ederim 😊

  2. didem kuz diyor ki:

    بسم الله الرحمن الرحيم

    HZ.RASULLALLAH (SAV) EFENDİMİZ ŞÖYLE BUYURUYORLAR;

    GAZAP, CEHENNEM ATEŞİYLE VURULMUŞ BİR DAMGADIR.BU DAMGAYI YÜCE ALLAH C.C. KIZGINLIK BAĞIMLISI OLANLARINIZA VURMAKTADIR.(HAKİMİ TİRMIZİ,NEVADİRUL USUL)

    BİR DE ŞÖYLE BİR RİVAYET VARMIŞ;ŞEYTAN LAİN ŞÖYLE DER; KİŞİ KIZGIN OLDUĞUNDA ONU, ÇOCUKLARIN ARALARINDA TOP DÖNDÜRDÜKLERİ GİBİ DÖNDÜRÜRÜZ.EĞER BU KİŞİ ÇAĞRISININ KANITI OLARAK ÖLÜLERİ BİLE DİRİLTMİŞ OLSA BİZ ONDAN YİNE UMUDUMUZU KESMEYİZ.ÇÜNKÜ O BİR ŞEY BİNA EDER, VE BİZ DE ONU TEK BİR KELİMEYLE YIKARIZ.

    SÖZÜMÜZÜ EFENDİMİZ (SAV) İN TAVSİYESİYLE BİTİRELİM;

    ” KIZMA”

    الحمد لله رب العلمين

  3. ayse satıcı diyor ki:

    Selma hanım yazınız bir cok ınsanın bakış açısını değiştirir inşallah teşekkür ederiz.Böyle güzel yazılarınızın devamını beklıyoruz.

  4. Necdet salman diyor ki:

    Selma hanım yazınızı okudum çok beğendim yıllarını bu güzellikler içinde yoğrularak geçiren birisi olarak yazıya dökmenize de çok sevindim

    yılanın avını ilk önce ses ile uyuşturduğu doğru ise insanın da insanları söz ile uyuşturduğu çok net gerçektir yani umut satmak eskidende vardı şimdide ve gelecektede hep var olacak

    öyle ise uyuşmadan dinlemek için akıl üzerine serdiğimiz tülbentin sıklığı çok önemli ki her gelen aşağıya düşmesin ince ince süzülsün

    selamlarımla

  5. hüzün diyor ki:

    yukarıdaki verdiğiniz hikaye verdiği mesaj itibariyle doğrudur.ama kur’an için böyle bir şey düşünmeniz beni şaşırttı.
    haklısınız güzel söz insanda olumlu etki yapar.kötü sözde insanda olumsuz bir etki bırakır.hemfikiriz
    ama kur’anı kerimi hastaların hizmetine koyan bir anlayış islam peygamberinin getirdiği mesaja terstir.
    çölün en kaba ve en dağınık toplumlarını 23 gibi kısa bir zaman zarfında bir araya toplayıp bizans-sasani toplumlarını yerle bir edip insanlığı en kamil toplum haline getiren bir kitabı hastaların şifahiyetine ve ölülerin hizmetine sokmak kur’ana yapılan en büyük haksızlıktır..

    • Selma Aşıkoğlu diyor ki:

      Orada bahsettiğim hikaye Yahya Galip Efendi ile dönemin sıhhıye nazırı(sağlık bakanı) arasında geçen gerçek bir hikayedir.

      Kur’an-ı kerimin her âyeti, her harfi şifadır.
      bunu hem ayetlerden hem hadisi şeriflerden öğreniyoruz.

      Üç surede, üç farklı âyette Kur’ân kendisini bir “şifa” kaynağı olarak anlatır:

      “Rabbinizden size bir öğüt, gönüllerin derdine şifa, mü’minlere hidayet ve rahmet gelmiştir” Yunus, 10:57

      “İman edenler için o hidayet ve şifadır” İsrâ, 17:82

      “Biz Kur’ân’dan mü’minlere şifa ve rahmet olan şeyi indiriyoruz”Fussilet, 41:44

      Hadis-i şerifte, (İlaçların en iyisi Kur’an-ı kerimdir) buyuruldu.(İbni Mace)

      (Kur’an-ı kerimden şifa beklemeyen, şifaya kavuşamaz.) [Deylemi]

      ”kur’anı kerimi hastaların hizmetine koyan bir anlayış islam peygamberinin getirdiği mesaja terstir”
      bu bilgiye nasıl ulaştınız bilemiyorum, ama yukarıdaki deliller umarım yeterli olmuştur, daha dikkatli değerlendirme yapılınca Kuran’nın şifa olması diğer tesirlerine mesela kamil toplum olmaya engel olmadığı açıkça görülecektir. Kur’an şümullüdür,
      belki Kur’an-ı Kerim’i tek bir konuya hasrederek hakikatten uzaklaştırmak niyetinde olanlar vardır. ama ben konum itibariyle, sadece bu yönüne değindim.

      • hüzün diyor ki:

        Kur’anı kerimin insanlara bir şifa olduğunda hemfikiriz.ama bir farkımız var.
        ben kur’anın ahlaki hastalıklara şifa olduğunu düşünüyorum siz ise ”hem bedeni hastalıklara hem ahlaki hastalıklara” şifa olduğunu düşünüyorsunuz.

        kültürel seslendirmedeninde verdiği bir yanlıştan ötürü sizin beyan ettiğiniz şey doğrudur(ki bu kültür yanlıştır dolaysıyla o bakış açısıda yanlıştır).vaktiyle sizin gibi düşünüyordum…

        kuran mesaj getirici bir kitap değil ama mesajı var.bu mesajlar insana Allahı tanıtmada ve kendine çeki düzen vermesinde kullanılan bir yol göstericidir.

        kur’anın mesajı insanların psikolojisine etki eder ve onu terbiye eder.bedeni hastalığa yakalanan bir insan onu eline alıp , bedeni hastalığın ona verdiği ruhsal etkiyi kuran okuyarak şükr edip o bedeni hastalığın verdiği ruhsal psikolojiyi def edebilir.ama o yarayı iyileştiremez…

        ayetlerin yorumuna gelince ; fussilet 44 ayetini , isra 82 ayetiyle tefsir edersek şöyle ki

        Eğer biz onu yabancı dilden bir Kur’ân yapsaydık onlar mutlaka: “Bu kitabın âyetleri genişçe açıklanmalı değil miydi? Arap bir peygambere yabancı dil, öyle mi?” derlerdi. Sen de ki: “O, iman edenler için bir hidayet ve şifadır.” İman etmeyenlerin kulaklarında ise bir ağırlık vardır. Kur’ân onlara göre bir körlüktür. Sanki onlar uzak bir yerden çağrılıyorlar (da duymuyorlar).fussillet 44
        Biz Kur’ân’dan, iman edenler için bir şifa ve rahmet kaynağı olan âyetler indiriyoruz. Zalimlerin de ancak zararını artırır.isra 82
        isra 82 fussilet 44’ü müfessir edasıyla tefsir ediyor.dikkatinizi şuraya çekmek istiyorum ‘iman edenler’ için şifa olduğu söyleniyor.’hidayet ve şifadır’ yani doğru yola ileten bir şifa…kim? kur’an.

        • Selma Aşıkoğlu diyor ki:

          Günümüzde modern tıp da artık kabul etmiştir ki hastalıkların iyileşmesi morale bağlıdır. her yara her hastalık ancak Allahın şifa dilemesyle iyileşir. ama işiten kulak lazım sadece kulak yetmiyor.

          yarayı, hastalığı iyileştirmesi hidayete engel midir?

          ”iman edenler için bir şifa”

          İnanmayanlara ve zalimlere sözümüz yok.

          bilgi anacak batıdan gelirse inanırım diyenlere küçük ilave.
          Mind/Body Medicam Enstitüsü’nün kurucusu Dr. Herbert Benson tarafından 10 yıl boyunca devam eden ve 1800 kişinin katıldığı bir araştırma, bu alanda şimdiye kadarki en geçerli sonuçların elde edildiği araştırma olarak nitelendirilmektedir. ABD’de federal hükümetin 2.3 milyon dolar fon ayırdığı araştırmalarla ulaşılan sonuç, dua ve hastalıkların iyileşmesi arasında birebir bağlantı olduğudur.

          • hüzün diyor ki:

            ”bilgi anacak batıdan gelirse inanırım diyenlere küçük ilave” dediniz.
            bu göndermenizi kabul etmiyorum.
            batıya teknolojik muhtaciyet ahlaki benzeşmeyi beraberinde getirir.ama ben bu konuda dikkatli bir ayıklayıcıyım ve batıdan gelen ama kur’ani ahlaka ters her türlü maneviyatı red ediyorum…

            dua kişide içten çoşup gelen bir güçtür.ve duanın moral verdiğine yürekten inanan biriyim.ama kur’anın kast ettiğiniz manada bir misyonu olduğunu düşünmüyorum.

            dua ihtiyactan doğar.ihtiyac ve ihtiyaç için edilen duanın içeriği bir birini karşılayıp tamamlamalı.
            diyelim ki ; başınız ağrıyor , mideniz acıyor , kansersiniz , veremsiniz(ki hepsinden rabbim sizi korusun) bu acıları dindirecek ve bu acıları karşılayabilecek anlamlı bir dua gösterebilir misiniz?.örneğin; mideniz ağrıyor ‘ey midesi ağrıyan müminler mideniz için rabbim midemi bu ağrıdan kurtar ve bir daha ağrımaması için onu iyileştir’ gibi karşılayabilek bir ayet var mı? mide yerine başka bir hastalık ismini kendinizde verebilirsiniz.cevabınızı bekliyorum

            yine kur’ana soralım.ey kitap sen niçin indirildin? sözü kur’anı kerime bırakıyorum

            Bu (Kur’ân) insanlar için bir açıklama, Allah’dan gereğince korkanlar için doğru yolu gösterme ve bir öğüttür. ali imran 138

            O (Kur’an), alemlere bir ÖĞÜT VE HATIRLATMADAN BAŞKASI değildir.enam 90

            (Bu,) Bir Kitap’tır ki onunla uyarman için ve mü’minlere bir öğüt olmak üzere sana indirildi. Öyleyse bundan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın. araf 2

            bu örnekleri çoğaltabiliriz.kur’anı kerime ‘öğüt ve hatırlatma’ dışında başka bir şekilde yaklaşmamamızı yine kendisi istemektedir.bu benim görüşüm değildir.

            kitabın ayetlerini değiştirmeye çalışanlar başaramayınca insanların kurana bakış açısını ve yaklaşımlarını değiştirirerek başarmışlardır (sizide bu yaklaşım içinde görünce üzüldüm)

            kitabın kapakları düşmanın istediği şekilde açıldıktan bu yana bu kitabın metni terk edilip cildine verilen değer kitabı asıl misyonundan çıkarıp hastaların şifahiyetine ve ölülerin hizmetine sokup kuranı kendi gönderiliş gayesine zıt bir şekilde algılamaya neden oldu.

            dostun cehaleti düşmanın hilesine mağlup kalıp ”düşmanın hilesine bilinçsizce” kapılması müslümanları tarih sahnesinden söküp atmıştır.ve bu dinin dostu akla veda ettiği günden beri tarihede veda etmiştir.ve kişiyi bilinçten yoksun bırakmıştır.bilinç diyorum.neden? atasoy müftüoğlu diyor ki ; eğer müslümanlar bir kereliğine BİLİNÇLİCE hacc etseler amerika ıraka giremezdi…

            oku ile başlayan bu kitap okunmaz oldu.ve size bir soru sormak istiyorum.bana bedeni şifa veren bir ayet gösterebilir misiniz? (hangi hastalık olursa olsun yeterki bedeni olsun)

        • Fatih YILMAZ diyor ki:

          Hüzün Hanım;

          Kur’an-ı Kerim,ahlaki hastalıklara şifa ama bedeni hastalıklara şifa değil öylemi!!! Bende size şaşırdım doğrusu…!!
          Selma hanımın vermek istediği mesajı ve Kur’an-ı Kerimi anlayabilmeniz için ilminizi artırmanız,bunun içinde çok farklı sahih kaynaklardan beslenmenizi tavsiye ederim.At gözlüğü ile bakıp okumamak lazım.ALLAH TEALA kolaylıştırsın ve fehminizi artırsın.

          • hüzün diyor ki:

            fatih kardeşim ben erkeğim.bunu belirttikten sonra size şunları söylemek istiyorum.
            bedeni hastalıklara şifahiyet veren bir ayet gösterebilir misiniz?

            bana demişsiniz ki ‘Allah kolaylaştırsın ve fehminizi artırsın’ bu duanız için size teşekkürü bir borç bilip teşekkür ediyorum.gerekli duayı sizin için düşünüp derhal kur’an dönmenizi ve kur’anla çelişmeyen kaynaklara dönmenizi Allahtan diliyorum…

        • emine çayır diyor ki:

          hüzün … konüya neden dürbün deliğinden bakıyorsünüz ki.. sizin söyledikleriniz de yalnış olmamakla beraber sema hanımın söylediklerinde de bir tutarsızık yok. kuranın mahiyetine sınır koymaya gerek yok ki. kuran hem bedene şifadır, hem kalbe miftahtır, hem hayata pusuladır, hem ruha hidayet rehberidir, hem dine rehberdir,hem…… bu sonsuz faideleri olan insanlığa yol gösterici, kullanma kılavuzu olsun diye gönderilen bu ilahi kitabi neden bir başlığa hapsedelim ki? selma hanım bu yazısında kuranın bedene şifa yönünden bahsetmiş. bu kuranın diğer özelliklerini yok etmez ki..

  6. Fatih YILMAZ diyor ki:

    Bolkarlardan Selam Olsun;

    Selma Hanım,hayatın akışı içinde,ehemmiyetine pekte vakıf olamadan kullandığımız kelime ve sözlerin önemine dikkat çekme adına kaleme aldığınız sözleriniz adedince ve ağırlığınca,Zülcelal-i Vel İkram size ecir versin ve indinde ameli salih olarak kabul buyursun.
    Söylenen sözün ne olduğu kadar,söyleme şeklininde nasıl olması gerektiğini Kur’an-ı Kerim den anlıyoruz.Allah Teala, Taha suresi 44. ayetinde,Hz Musa(A.S) ve kardeşi Hz. Harun (A.S)’ı, azmış olan Firavun’a gönderdiğinde, yumuşak söz (kavlen leyyinen) söylemelerini emrederek; karşı tarafın değerlendirebilmesi ve haşret uyandırması için,sözün yumuşak söylenmesi gerektiğini bildirmiştir.
    Selma Hanım,konu sözden açılmışken,sözün ve söyleyenin afeti olan YALAN ve toplumun vebası haline gelmiş GIYBET ten de bahseden yazıları,sizin kaleminizden okumak, bizler için ayrı bir kapı,ayrı bir mutluluk olacaktır.Başarılarınızın devamını diliyorum.Selam üzerinize olsun.

    • Selma Aşıkoğlu diyor ki:

      Fatih Bey, geçte olsa cevap verme ihtiyacı hissettim,
      Öncelikle dualarınıza yürekten amin. ecmain.
      Ses te , söz de sihirdir aslında, tıpkı yılanın avını yakalamadan önce sesiyle uyuşturup sonra yakalaması gibi, bizler de özelilkle müzik, sinema,film gibi bilinçli hazırlanmış yayınlarla önce hipnotize ediliyor, sonra istedikleri kıvama gelince , sonrası malum…
      Her birimiz sahte dertler ile ve yalanlarla oyalanırken, asıl derdimizi unutuyoruz.
      Allah hepimizi hakikate uyandırsın.
      Haklısınız, yalan ve gıybetle nice canlar yanmış, nice yuvalar yıkılmış, kısmetse ilerleyen günlerde konuyu ele alamaya çalışırım. (Kişinin söylediği söz önce kendine tesir edermiş)
      Hep hayırda buluşmak dileğiyle.
      Bolkar’lara Çamlıca’dan selam ile.

  7. ZEYNEP diyor ki:

    Herşeyde ölçülü olunmalı. kabalıkla öfkeyle hayat düzeltilmez. tebessümü eksik etmeki hayatin mutlu olsun.

  8. muhteşem hazırlamıssınız

  9. Guldane Kalyon diyor ki:

    Amerikadan merhabalar,
    Selma hanim yazinizi buyuk zevkle okudum, kaleminize saglik. cok onemli bir konuya deginmissiniz.
    Buyuk bir fikir ustadinin da dedigi gibi;
    “Dil, Rahmet-i Sonsuz’un insanlara lütfettiği en büyük armağanlardan biridir. İnsan, onunla insanlığını şakır, onunla ilimlere doğru açılır ve onunla gelecek nesiller arasında yaşar… Bilmem ki, onu bozup kuş diline çevirenler, işledikleri hıyânetin büyüklüğünün farkında mıdırlar?”
    Dinlediklerimiz, izlediklerimiz, okuduklarimiz hep kus diline donmus. Insallah asina oldugumuz bu sozler dediginiz gibi hallerimizi etkilemeden kendimize ceki duzen veririz.

  10. islam yıldırm diyor ki:

    Söz ile hayat bulan düşünce ve fikir imha da eder ihya da. Tek nefes ile göğe yükselen ah, felekleri yakar da insanı yakmaz mı? Öyleyse her sözümüzün her sesimizin önemi çok büyük. Zira insanın hayvani yönü gıdalardan, ruhani yönü ise sözlerden beslenir.

    “Dervişlik kulaktan olur” sözü boşuna söylenmemiş. Bedenimizi besleyen gıdaların temiz olmasına sağlıklı olmasına bu kadar özen gösterirken gönlümüze, zihnimize tesir eden sözlere neden bu kadar ehemmiyet vermiyoruz?
    (Selma Aşıkoğlu)

    Teşekkür ederim kaleminize ve yüreğinize sağlık yazınızın bütünü güzel ama özellikle bu bölüm beni daha çok etkiledi
    sizin isminizle birlikte bu bölümü sayfamda paylaşacağım hakkınızı helal ediniz

    • Selma Aşıkoğlu diyor ki:

      Öncelikle gayretli çalışmalarıyla siteyi oluşturan ve beni yazmaya teşvik eden Sema Maraşlı’ya

      ve değerli yorumlarıyla beni şevklendiren siz kıymetli okuyuculara ayrı ayrı teşekkür ederim.

      İslam Bey,
      Söz emanetini yazıya teslim ettim, hayra vesile olması umuduyla ve daha iyi anlayanlara ulaşsın diye.
      bu açıdan hak söz konusu değil, ama yine de helal olsun.

  11. dilan diyor ki:

    Boş kuru seslerin yükseldiği zamanımızda sözün değerine vurgu yapmanız benim için çok faydalı oldu teşekkür ederim… Ayrııca yazınız çok akıcı, bi çırpıda okuveriyor insan.. devamını bekliyoruz inşallah..

  12. Selma Aydın diyor ki:

    Hayvanlar midesinden, bitkiler köklerinden , insanlarda kulaklarından beslenir. Eğer kulaklarımız yeterince güçlü olsaydı gökteki gezegenlerin , yıldızların dönüşlerindeki musiki ne ilham verici olurdu. Kulağımızın ayarını yükseltmek elimizde değil kuşkusuz. Ancak bilgilerimizi derinleştirebilir ve bakış açımızı bileyleyebilirız. Bakışlarımız yeterince keskin , ufkumuzda yeterince geniş olursa herşeyi daha farklı algılayabilir ve duyabiliriz.
    Selma Hanım bu yazınızla bize bir bakış açısı sundunuz ve yol gösterdiniz . Size olan hayranlığım daha da çok arttı. Yazılarınız daim olsun , istifade edelim inşaallah …

  13. Fazilet Yavuz diyor ki:

    “Sesimizi değil sözümüzü yükseltelim, yaprakları büyüten yağmurlar gibi olalım, yüreğe korku salan gök gürültüsü gibi değil.” ne güzel söylemiş Hz. Mevlana çok beğendim bu sözü yüreğinize sağlık selma hanım yazılarınızın devamını bekliyoruz.Allaha emanet olunuz

  14. Erol Yavuz diyor ki:

    Siz radyoda program yapan Selma Hanım mısınız acaba. Kardeşim söyledi de emin olamadım.

  15. Sultan Yavuz Masrafoğlu diyor ki:

    Söz söylemek bir sanattır.Bu sanatı başarıyla icra edenler hedeflerine ulaşırlar.Bizim hedefimizde müslümanlar olarak cennete ulaşmaksa sözlerimizin güzel ve faydalı olmasına özen göstermeliyiz ve sözlerimizle tüm insanlığa örnek olmalıyız.Güzel sözlerinizin ve yazılarınızın devamı dileğiyle.

  16. Hüseyin Levent Kaptan diyor ki:

    Acizane bir sosyolog adayı olarak şunları söyleyebilirim ki, çok konuşup az anlaşan “iletişim çağı insanları”yız biz. Ve bu yazınızla sorunun en temel nedenine ışık tutmuşsunuz. Başarılarınızın devamını diliyorum.

  17. Erol Yavuz diyor ki:

    “Söz ola kestire başı, Söz ola kestire savaşı, Söz ola ağulu aşı, Bal ile yağ eder bir söz”
    Yunus Emre ne de güzel söylemiş. Çok konuşmak, bağırarak konuşmak,yüksek sesle konuşmak insanlığın varoluşundan beri hiç kimseye hiç bir fayda sağlamamıştır.
    Yerinde ve güzel sözler söylemek ise insanlığa barış ve huzur getirmiştir.
    Bu yürek yazınız için teşekkürü bir borç bilirim.

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Şu an ocak 2019, bu süreçte ders kitaplarından bütün cinsiyet rolleri çıkartıldı ve 162 okul pilot okul olarak seçildi "cinsiyet eşitliğine duyarlı okul" adı altında cinsiyetsiz ...
Devamını Oku

Güzel Söz

" Allah erkeğin eşi ile muhabbet etmesinden memnun olur, bundan dolayı ikisine de sevap yazar.Ve rızıklarını arttırır. (Hadis-i Şerif) "

Kitap

Algı Yönetimi ve Manipülasyon

Algı Yönetimi ve Manipülasyon "Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi" kitabı nasıl kandırıldığımızı çok iyi gözler önüne seren bir kitap. Mücahit Gültekin kitapta bilimsel açıklamalarla birlikte günümüzden ve İslam tarihinden örneklerle  yalın bir ...
Devamını Oku