"Sevgili"nin Yüzüne Bakabilmek

Son günlerdeki yüz nakli operasyonları, onların medyada, toplum zihninde ve de vicdanında yarattığı etkileşimler malumunuz. Toplum içine çıkamayacak derecede olanlar veya çıktıklarında sokağa, kendilerini rahat hissedemeyenler için tıp sahasındaki bu gelişmeler, bir başa çıkma aracı olarak umut verici. Alanın uzmanı olmamamızdan dolayı, bu durumdaki insanların yaşadıkları tecrübelere ve ihtiyaçları hakkında gerekli bilgiye ve de empatiye sahip olmadan, sadece gördüklerimizden, okuduklarımızdan hareketle konu hakkında bir değerlendirme yapmak çok sağlıklı olmayacaktır. Görünen o ki, ülkemizde yüz nakli bekleyen insanların ruhsal durumlarıyla ilgili alan araştırmalarının yapılması, mülakatlarla durumlarının derinlemesine tespit edilmesi ve konunun tıp sahasındaki popülerliğinin yanında dinsel, sosyal, ekonomik ve de kültürel boyutlarının da incelenmesi elzemdir.

Çocuk ve aile penceresinden bakıldığında “yüz” konusundan hareketle eşler arasındaki ilişkilerin daha iyi seviyelere ulaşmasına bir katkıda bulunmak amacıyla bu yazı kaleme alınmıştır. Okunduğunda insanların gönül dünyalarına seslenip, orada nasıl tatlı bir iz bırakırız-ın niyeti ve bundan sonraki ilişkilerde acaba, onların duygu ve davranışlarına olumlu bir etki yapabilir mi-nin gayesinin dışında bu yazı hükümsüzdür.

Var olan hâlin niteliğini tespit etmek amacıyla kendimize şunları sorarak yazıya başlayalım: Eşimizin yüzüne günde kaç defa bakıyoruz? Eşinizin yüzüne içten, samimi bir şekilde bakabiliyor musunuz yoksa bundan rahatsızlık mı duyuyorsunuz? Sevgiliniz, yüzüne bakılacak bir insan mı ve yüzüne bakınca sevgilinizin onda neler görüyorsunuz? Gördükleriniz sizi mutlu ediyor mu? Yoksa oradaki izlerde (gamzelerde) kayboluyor musunuz? Yaşadıklarınızın, işlediklerinizin kalbinizde bıraktığı izler, eşinizin yüzüne saf bir şekilde bakmanızı, vicdanen engelliyor mu?

Geçen yılları geri verseler, bir ömür boyu yüzüne bakılacak “kadınım”sın/”erkeğim”sin diyerek, tekrar “evet” der misiniz? Hem kendinize hem de ona ve çocuklara ne olur diye korktuğunuzdan, yüzüne baktığınızda eşinizin, gerçekleri itiraf etme cesaretini gösteremeyip bir şeyler boğazınızda düğümleniyor mu yoksa? Temizlenme, arınma, eşinizin ayaklarına kapanıp af dileme, O’ndan magfiret ihtiyacı mı hissediyorsunuz?

Bu soruları çoğaltmak elbette mümkün ancak, önemli olan verdiğimiz cevaplar ve bu cevaplara benliğimizin ne derece hazır olduğudur. Yüzleşebiliyorsak, karşılıklı hataları konuşarak affedebiliyorsak birbirimizi (tabii öncelikle kendimizi, içimizdeki öteki benliği), tüm imkanlarımızla söz verebiliyorsak O’na ve kendimize, ne mutlu bizlere. Günahlarının ve sevaplarının farkında olup sonsuzluk diyarına aday olanlara, ne mutlu ki O’nun ipine sarılmak için biat ederek o ülkeye eşlerini de götürebilenlere, selam olsun size.

İşten eve yorgun olarak gelen eş, kapıyı açan eşinin yüzünü görmeden içeriye girer. Kısa bir diyalogdan sonra ayağına dolanan, kucağa alınmak, oynamak isteyen çocuğu pas geçerek ya da evladını odasında dersleriyle; ergenlik dönemi dertleriyle veya gelecek kaygısıyla boyanan gençlik hayalleriyle baş başa bırakarak odaya atar kendini. İşlerini, dışarıda yaşadıklarının sıkıntılarını beraberinde getiren eş, üstünü değiştirmesine, elini yüzünü yıkamasına, maddi temizliğe rağmen onları taşımaya devam etmektedir ve eşinin yüzüne bakmamıştır hala.

Tv karşısında dinlenmeye çalışan eş, o haberi izlemese, okumasa ne değişiri sorgulamadan daha sonra çağrıldığı sofrada, uzatılan yemek tabağını alırken, suyu, tuzu isterken bile, beraberinde getirdiklerinin etkisiyle gözü kulağı haberlerdedir. Oysa gerçekte o haberlerin arkasına gizlediği düşünceleri, sıkıntıları ve uzak-yakın geleceğe dair hesapları, onu hala zamanın dışında bırakmaktadır. Görünen o ki yemekten kalkarken eline sağlık dediğinde bile hala bakmamıştır eşinin yüzüne. Aklına gelen manevi temizlik, maalesef ruhunu etkilemeden yattığında düşünceleriyle beraber yatağa, yanındaki eşinin yüzüne bakmadan öbür tarafa dönerek iyi geceler demiştir. Oysa bakmak istiyordur eşinin yüzüne ve anlatmak, içinden geçenleri. Anlaşılmama endişesiyle vazgeçiyordur duygularını paylaşmaktan ve cesaret edemiyordur eşinin yüzüne bakmaya, çünkü gözlerinde saklı olan kendi gerçekliğidir.

Neler oluyor bize diye sorgulayan eş, ilk adımı hep ben mi atacağım diye düşünmeye devam etmekten vazgeçmediğinde, ailenin geleceğini ıskalamaktadır oysa. Bir soruverse neler oluyor diye; eşinin kalbine, zihnine giden yolları biraz olsun arşınlasa, sıradanlaşan ev hayatını değiştirmek için küçük bir çaba gösterse eşin dilinin bağı çözülüverecektir, anlatacaktır mutluluklarının önündeki engelleri, birbirlerine karşı varolan sevgilerinin üstünü örten kara lekeleri. Zordur kadın olmak, tüm evi çevirirken varlığının farkında olmak için zaman ayırmak kendine ve bunun yanında her akşam yüreğine sığınan eşinin yüzüne bakabilmek ve de arkasındakileri görebilmek. Hissedebilmek, ansızın bir gün gidebileceğini ve ardında acı hatıraları bırakabileceğini.

Eşinizin yüzüne günde kaç defa bakıyorsunuz? Her gün, günde beş vakit bakmalısınız, çünkü yüzündeki o izlerde sizin de emeğiniz var. Eşinizin yüzüne dikkatli bakın, o yüzün beraberinde getireceği mesuliyetten kaçarak, eşinizin üzerindeki hakları görmezlikten nereye kadar geleceksiniz. Oysa dinlemek gerek Hz. Peygamberin müjdesini: “Evli kadın ve erkek, birbirlerine sevgiyle bakıp birbirlerinin elini sevgiyle tuttuklarında, Allah da onlara rahmetle bakar. O gün işledikleri küçük günahlar parmakları arasından dökülür gider.”

Yüzüne bakılacak kadın, yüzüne bakılacak erkek, siz hangisisiniz. Benliği ortadan kaldırarak adeta ilk bakışta aşkı yaşayabiliyorsanız; yaşanan acılara tatsızlıklara ve de hatalara rağmen ilk tecrübelerdeki heyecanla tekrar bakabiliyorsanız eşin yüzüne, orada rahmeti, sevgiyi, huzuru hatta güveni ve de geleceği görebiliyorsanız; kaybolabiliyorsanız hala sevgilinin gözlerinde ne mutlu size. Bu birliktelik sizi, emin olun, sonsuzluk diyarına götürecektir. Muhabbetle …


Bunlar da ilginizi Çekebilir

1 Yorum Yorum Yaz

Yorum Yaz