Sn. Erdoğan’a mı M.Akşener’e mi İnanacağız?

02 Haziran 2018Sema Maraşlı19 Yorum »

7_bKonu ne olursa olsun bu sorunun doğru cevabı elbette “Kim iddiasını ispat ediyorsa, elinde delil belge varsa ona inanmalı” olmalı fakat kanunlarımız öyle demiyor.

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Kanunumuz diyor ki; bir kadın ve erkek arasında bir mesele varsa, delil beyan istenmez kadın haklıdır, erkeğe ceza verilir.

Bazıları bu kanunun başında “Aile” kelimesi olduğu için sadece aile ile ilgili şiddeti kapsıyor zannediyor.

Oysa 6284 sayılı kanunun adı “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi” Aileyi korumaktan çok parçalayan ve kadına karşı şiddeti önleme konusunda da adaletsizliğin doruk yaptığı hatta şiddeti artıran bu kanunumuza göre kadına karşı şiddet sayılan şeylerin aile içinde olması gerekmiyor.

Dikkat edilirse “kadın” ailenin içinden ayrılmış. Kanun “Ailede Şiddetin Önlenmesi” isminde olabilirdi fakat öyle değil. Şiddet kadına karşı değilse bir problem yok. “Kadına karşı şiddet kabul edilemez” deniyor sürekli. Erkeğe ve çocuğa yönelik şiddet kabul edilmiş oluyor bu durumda. Şiddete uğrayan kadın değilse problem yok.

Kanun kadına yönelik şiddeti, hatta gelme ihtimali olan şiddeti de önlemeyi kapsıyor. Şiddet tabii önlensin diyeceğiz ama bu şiddet bizim bildiğimiz şiddet değil.

6284 sayılı kanunda şiddet şöyle tanımlanıyor.

“Şiddet: Kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfî engellenmesini de içeren, toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranışı.”

Şimdi bu durumda Tayyip Erdoğan’ın Meral Akşener’in canını sıkacak her sözü kadına şiddete giriyor. Zira sözlü tutum ve davranışlarda şiddet sayılıyor.

Hatta medyatik bazı isimler birbiri hakkında uzaklaştırma ve hakkında aylarca konuşmama kararı aldırdı bu kanuna dayanarak.

Eğer mesele iki kadın arasındaysa kim haklıysa ona göre hüküm veriliyor. Birbirlerini rencide edecek bir şey söylemişlerse suçlu bulunan kişiye ceza veriliyor.

Fakat mesele bir kadın ve erkek arasında ise kadının beyanı esas kabul ediliyor ve erkeğin beyanı hiçbir şekilde önemli olmuyor. Kadın “beni öldüresiye dövdü dese”  hakim “hani bir darp izi göster ya da rapor getir” diyemez, suç. Kadın dövdü dediyse dövdü, sövdü dediyse sövdü, istismar etti dediyse istismar etti sayılıyor ve erkeklere cezalar yağdırılıyor.

Bakınız kanunumuz ne diyor?

“(3) Koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için, şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmaz. Önleyici tedbir kararı, geciktirilmeksizin verilir. Bu kararın verilmesi, bu Kanunun amacını gerçekleştirmeyi tehlikeye sokabilecek şekilde geciktirilemez.”

Kanunun amacı tanrça sayılan kadınlarımız, erkekler tarafından hiçbir şekilde üzülmesin.

Delil ve belge olmadan bir adalet sistemi olur mu, olmaz ama oldurdular.

Binlerce erkek bu kanundan dolayı evinden atıldı, hapis cezası aldı, fiziksel herhangi bir şiddet olmadı halde. Hatta kadınların “bu erkek bana cinsel istismara girecek söz söyledi ya da bana dokundu” deyip iftira attığı binlerce erkek, cinsel istismardan 15 yıl gibi en ağır cezaları aldılar ve gerçek tecavüzcülerle aynı koğuşta kalıyorlar. Tabii ki kadınlardan iddialarını ispatlayacak bir belge istenmedi, zira kadından belge istemek yasak.

“Kadınlar melektir ve asla yalan söylemez, iftira atmazlar” diye kanunen kadınların melekliği kabul edilmiş oluyor. Aksi durumda kadınların yalan söyleme ihtimalini kabul etmelerine rağmen bu kanun varsa, durum daha da vahim!

Geçen haftalarda kadına yönelik şiddet ile ilgili mobil uygulamayı tanıtırkan Aile Bakanımız Fatma Betül Sayan, şöyle söyledi “Kadın, sevginin, şefkatin, merhamet ve hoşgörü ikliminin adeta teminatıdır.”

E bir taraftan da bir kaç yıldan beri “kadına şiddet var, erkek şiddeti” diye bütün erkekler sapık, cani, şiddet yanlısı ilan edildi. Hatta KADEM erkeklerin hayvanlardan aşağı olduğunu vurgulayan erkeklerin hayvanlardan öğrenmesi gereken çok şey olduğu ile ilgili ayılı kurtlu videolar çekip yayınladı. KADEM in “Kadın varsa Demokrasi var” sloganı sanki Meral Akşener için yapılmış. Demokrasiyi Meral Akşener mi getirecek acaba? Erkek varsa demokrasi yok mu demek istiyorlar?

Şimdi seçim zamanı erkeklerle ilgili algımız bu kadar kirlenmişken ve bütün kadınlar melek ilan edilmişker bir erkeğe oy vermek insanın içinden gelir mi?

Ayrıca Meral Akşener 6284 sayılı kanunu seçim üstü kullanmak istese ne olacak? Siyasiler bu adaletsiz kanunları çıkarırken, bir gün gelip onların ayaklarına dolaşacağını düşünmüyorlar mı? Hep mazlumlar mı yanacak sanıyorlar?

Meral Akşener, Tayyip Erdoğan hakkında bir iddia ortaya atsa ve ceza almasını istese 6284 e göre delil göstermek zorunda değil. Kanun gayet açık, kadından delil istenmez, diyor.

Ya da Meral Akşener, Devlet Bahçeli ya da MHP nin üst düzey yetkilileri hakkında bir iddia ortaya atsa, ispat etmesi gerekmiyor. Kadının beyanı esastır ve doğru kabul edilir ne de olsa.

Ya da Meral Akşener çıksa ve dese ki “Tayyip Erdoğan’ın ya da Devlet Bahçeli’nin hakkımdaki sözleri kadına karşı şiddete giriyor, ben kadınım ve üzülüyorum, benim hakkımda konuşma yasağı getirilmesini istiyorum” dese ne olacak?

Bu konuda karar alınsa ve kanunlarla susturulan kişi yasağı delip konuşsa hapis cezası var. Kaç kişi hapse girdi bu kanun sebebiyle. O zaman ne olacak?

Ceza verilmezse kadına yönelik şiddeti önlemek adına büyük bir hevesle ilk bizim imzaladığımız hiç bir çekince bile koymadan kabul ettiğimiz uluslararası İstanbul Sözleşmesine aykırı davranmış oluruz. Uluslararası sözleşmelere aykırı davranmak suç. Ya imzalamayacaksın ya uyacaksın.

Kısacası Sn. Tayyip Erdoğan ve Meral Akşener arasında bir mesele olsa ikisi de bir konuda birbirlerini suçlasalar kime inanacağız sorusunun cevabını kanunlarımız veriyor: Kadının beyanı esastır, kadına inanılacak, kadın herhalükarda haklıdır.

Gerçekten kimin haklı olduğu ise önemli değil.

Adalet mi? Neydi o? Semt adı mıydı?

 

Okunma Sayısı : 6.165

Yorum yapın

“Sn. Erdoğan’a mı M.Akşener’e mi İnanacağız?” için 19 Yorum

  1. HÜSEYİN BULUT diyor ki:

    Aşağıda sunmuş olduğum “Liderde Aranan Özellikler” yazısını okuyup öncelikle; Liderleri ve sözlerini öğlece değerlendirmemiz gerektiği kanaatinde olduğumu bildirmekle birlikte: 6284 Sayılı Kanunun çıktığı günden beri yanlış düşünmekteyim. Bizatihi Sayın Bakan Fatma Şahin Hanımefendiye bu kanunun “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi” yerine; aileyi parçalayan bir kanun olduğunu savunmuştum. Hatta Zamanın Konya Valisiyle dahi aynı şeyi paylaşmıştım. Aynı zamanda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Genel Müdürü, bana STK’ları yönlendirerek bu kanunun kaldırılması için hükümete teklifte bulunulması gerektiğini söylemiştir.
    Ancak bu yönde STK’lar “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışından kendilerini bir türlü alamamışlardı. O günden bu güne hep bu: 6284 Sayılı Kanunun kardırılmasından yana olmuşumdur. Bundan sonra bu gibi kanunlar çıkarılacağında hükümetin STK’ların da görüşünü alması gerekmektedir.

  2. mete han MGTOW diyor ki:

    Beyler evlenmeyin. Kadınlarla her türlü ilişkiden koparak sadece kendi hedeflerinize yönelin. Evlilik erkeğin kendi idam fermanını imzalamasıdır. Sakın ha bu tuzağa düşmeyin. Mutlu bir yaşantı için MGTOW olun. (Yani kendi yoluna giden erkekler) Bu akımda evlilik ve kadınlarla uzun süreli ilişkiler yasak, sadece kendi hedeflerine yönelme var. Kesinlikle tavsiye ederim.

  3. HÜSEYİN BULUT diyor ki:

    LİDERDE OLMASI GEREKEN ÖZELLİKLER

    “İnsanlar yüzlük deve katarı gibidir. İçlerinde (istediğin özel¬liklere uygun) binecek bir deveyi neredeyse bulamazsın” (Buhari, Kitabu’r-Rikak, Bab, 35)
    İmamlık “Liderlik” (Halifelik): “Din ve dünya işlerinde peygam¬bere vekillik yapmak üzere Müslüman hal¬ka başkanlık etmektir.” Aslında bu tarif yalnızca halifenin değil, küçük veya büyük herhangi bir Müslüman gurubun başı, li¬deri olan kimselerin de tarifidir. Zira her lider başı olduğu gurubun din ve dünya işlerine başkanlık yapmaktadır.
    Bu yönüyle bir halifede aranan ilim, takva, güzel ahlak, siyaset, idare kabiliyeti ve adalet vasıfları Müslüman liderde de olmalıdır. Bu özel¬likleri ele alalım:
    Müslüman lider İslami bilginin yanında, ya¬şadığı çağın özelliklerini de bilmelidir. Bir doktor yalnızca ilaçları bilmekle doktor¬luk yapamaz. Hastalıkları bilmesinin yanında, hastaları tedavide doğru teşhis koymalı, te¬davi yollarını da bilmelidir. Nasıl dok¬tor, bu iki özellik olmadan doktorluk ya¬pamaz ise Müslüman lider de Kur’ân ve Sünneti bilmekle beraber, çağını da çok iyi bilmelidir.

    İlim: Müslüman liderde olması gereken en mü¬him özellik, ilimdir. Allah (Celle Celalühü), Âdem (Aleyhisselam)’ı ar¬za halife kılacağını söyleyince melekler, iti¬raz etmişlerdi. Allah (Celle Celalüh) da Âdem (Aleyhisselam)’ın hila¬fete layık olduğunu ilmi üstünlüğünü izhar ederek göstermişti. Madem ilim Âdem (Aleyhisselam)’ın arza halife kılınmasının en mühim özelliğidir, öyleyse Müslümanların başına geçecek şahsın da ilim yönünden diğer insanlardan üstün olması zaruridir.
    Peygamberler içerisinde Davud ve Süley¬man (Aleyhisselam) aynı zamanda hükümdar idiler. Onlar hakkında şöyle buyrulur: “Hiç kuşkusuz biz Davud’a ve oğlu Süleyman’a derin bir kavrayış, üstün bir yetenek, engin bir bilgi ve hikmet verdik. Bundan dolayı her ikisi de, “Bizleri inanan kullarından birçoğuna üstün kılan Al¬lah’a hamd olsun!” diye dua ederlerdi. (Neml: 27/15) Onların bu hamdi kendilerine verilen ilmin, hüküm¬darlıktan daha üstün olduğunu gösterir.
    Peygamber (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) Efendimiz gazveye göndereceği bir birliğin her bir ferdine Kur’ân’dan ne kadar sureler bildiklerini soruyordu. Onların en gençlerinden birisi “Şu ve şu sureleri bir de Bakara Suresini biliyorum” dedi. Rasûlüllah (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) Efendimiz: “Bakara Suresini de biliyor musun?” dedi. Genç “Evet” dedi. Peygamberimiz “Git! Onların komutanı sensin” buyurdu. [Sünen-i Tirmizî, Kitabu Fezailü’l-Kur’an, Bab 2, hn: 2876.]
    Kur’ân bilgisi komutanlıkta bir tercih un¬suru olduğuna göre, yöneticilik konu¬sunda daha çok tercih unsuru olmalıdır. Müs¬lümanlara liderlik yapan şahıs, Pey¬gam¬bere vekâlet ediyor demektir. Kur’ân ve Sün¬neti bilmeyen birinin de vekâlet yap¬ma¬¬sı düşünülemez. “Âlimler, peygamberlerin va¬¬ris¬leridir” hadisi, Müslüman liderin âlim olması gerektiğini göstermektedir.
    Taberani İbn-i Abbas (radiyallahü anh)’den Peygambe¬r (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) Efendimiz’in şöyle dediğini rivayet etmiş¬tir: “İçlerinde Allah’ın kitabını, Rasûlünün Sünnetini daha iyi bilen kimsenin bulun¬duğunu bildiği halde (onu bırakıp da) başka birini idareci yapan kimse, Allah’a, Rasûlüne ve bütün Müslümanlara ihanet etmiş olur.” Halifeliğin şartlarından bahseden kelam ki¬tapları, halifenin müctehid olmasını şart koşmuşlardır. [Seyyid Şerif Cürcani, Şerhü’l-Mevakıf, Darü’l-Kütübü’l-İlmiye, 1998, c. 8, s. 380-381.]
    Müctehid olmanın zor¬lu¬ğunu göz önüne alan bazı âlimler, hali¬fenin müctehid olmasa da, Kur’ân ve Sün¬net hakkındaki bilgisinin toplumdaki ins¬anların en yükseği olması gerektiğine dikkat çekmişlerdir.
    İslam âlimleri, “İlm ü hal farzdır” demiş¬lerdir. Bununla da her insanın hangi hal üzere ise o hal ile ilgili ilmi öğrenmesini kastetmişlerdir.
    Örneğin, doktor, doktor¬luk ilmini ve İslam’ın doktorlukla ilgili hükümlerini, tüccarın ticaretle ilgili İsla¬mi hükümleri bilmeleri farzdır. Her in¬san meşgul olduğu meslekle ilgili İslami hükümleri öğrenmekle mükelleftir. İdareci¬lerde idarecilikle ilgili İslami bilgileri bil¬mek zorundadırlar.
    Müslüman lider İslami bilginin yanında, ya¬şadığı çağın özelliklerini de bilmelidir. Bir doktor yalnızca ilaçları bilmekle doktor¬luk yapamaz. Hastalıkları bilmesinin yanında, hastaları tedavide doğru teşhis koymalı, te¬davi yollarını da bilmelidir. Nasıl dok¬tor, bu iki özellik olmadan doktorluk ya¬pamaz ise Müslüman lider de Kur’ân ve Sünneti bilmekle beraber, çağını da çok iyi bilmelidir.

    Takva:
    “Ne irfandır veren ahlaka yükseklik, ne vicdandır.
    Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.” Mehmed Akif

    Müslüman lider, Allah’tan korkmalı, mut¬taki olmalı, Allah (Celle Celalüh)’ın emir ve yasaklarına son derece riayet etmelidir. İmam Gazali, hilafetin şartlarını sayarken veranın, yani şüpheli şeylerden kaçınma hasletinin en mühim şartlardan biri olduğunu söyler.
    Der ki: “Bu sıfat, üzerinde en fazla durulmaya layık olanıdır. Sıfatların en yücesi, en büyüğü ve en önemlisidir. (…) Vera, esastır, asıldır. Bütün işler onun üzerinde dönüp durur. Allah, korusun bu sıfata halel gelse imametin (halifeliğin) gerçekleşmesi için yapışılacak kulp kalmaz.” [İmam Gazali, Bâtıniliğin İç Yüzü, TDVY, 1993, Ankara, s. 118.]
    Allah (Celle Celalühü) Kur’ân-ı kerim’de şöyle buyuruyorlar: “Andolsun Biz, diğer bir adı da Zi¬kir olan hikmetli öğüt ve uyarılarla dolu Tevrat’ı gönderdikten sonra, Zebur’da dayazdık ki; “Yeryüzüne, ancak ayetlerime iman eden dürüst ve erdemli kullarım vâris olacak ve sonunda cennet yurdu, onların ebedî vatanı olacaktır.”
    İşte bu anlatılanlarda, yalnızca Al¬lah’a kulluk ederek huzura, mutluluğa ulaşmak isteyen bir toplum için, doğru yola ileten nice öğütler vardır.” (Enbiya: 21/105,106) “Gerçek şu ki, Allah katında en üstün, en değerli olanınız, takva bakımından en ileride olanınızdır. Irk, renk, zenginlik, güzellik, makam, şöhret, güç gibi özellikler, İslâm’a göre asla üstünlük ölçüsü değildir. İlâhî değer ölçülerine göre en kıymetli, en saygıdeğer insan ahlâkî erdemler bakımından en önde olan takvalı insandır. Ey insanlar! İyi-kötü, doğru-yanlış, güzel-çirkîn, üstün-aşağı gibi bütün değer ölçüle¬rinizi Allah’ın kitabından almalısınız! Çünkü Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdar olandır.” (Hucurat: 49/13) “Sakın dünya hayatının göz kamaştırıcı cazibesine kapılıp da, gözlerini onların üzerinden bir an olsun ayırma! Bencil arzularının kölesi olan, bu yüzden yüreğini Kur’an’da dile getirdiğimiz öğüt ve uyarılarımıza, yani Zikrimize karşı duyarsız kıldığımız ve işi gücü zulüm, haksızlık ve taşkınlık olan kimselere sakın itaat etme!” (Kehf: 18/28)
    Rasûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurmuş¬tur: “Bir topluluk Allah’ın rızasından baş¬ka bir şey düşünmeksizin O’nu zikretmek için bir araya gelirse, gökten bir münâdî onlara şöyle seslenir: Bağışlanmış olarak kalkıp gidin; çünkü kötülükleriniz iyilik¬lerle değiştirildi.” (Ahmed b. Hanbel; Müsned, III, 142).
    Müslüman lider, Kur’ân’a hizmet için var¬dır. Bu hizmet ise Kur’ân’a muhalefet ede¬rek olmaz. Kur’ân’da şöyle buyrulur “Siz insanlara iyiliği öğütler de, ken¬dinizi unutur musunuz? Oysa Kutsal Kitabı okuyup duruyorsunuz, hiç aklınızı kullanmaz mısınız?” (Bakara: 2/44).
    Söylediğinin aksini yapmanın kıyamet gününde insanı ne hale düşüreceğini Rasûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) Efendimiz şöyle anlatmıştır: Cehennem halkı, karnından dışarı fırlayan bağırsaklarıyla kendi etrafında dönüp duran bir adama: “Yahu sen dünyadayken iyiliği emredip kötülükten sakındırmaz mıydın?!” diye soracak; o da: “Evet, iyiliği emreder, fakat kendim yapmazdım, kötülükten sakındırır, ama kendim yapardım” diye cevap verecektir. (Buhari, Bed’ü’l-halk 10; Müslim, Zühd 51)
    Bu ifadeler açıkça, söylediği şeyleri yaşamayanları kö¬tüler. İslamiyet’te bilgi-amel ayrılığı kabul edilmez. Lider, ilim sahibi olmakla beraber, aynı zamanda ilmiyle amel etmeli, İslam’ı yaşamalıdır. Müslüman lider, etrafındaki insanlar tara¬fından, model olarak algılanan insandır. Bir insanın hem model olup hem de bu model olmanın özelliklerine muhalefet etmesi birbiriyle çelişen bir durumdur.
    Muaz (radiyallahü anh), şöyle der: Peygamber (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) Efendimize “Ya Rasûlallah! Bizim üzerimizde idareciler olsa ve onlar Senin Sünnetine göre hareket etmezlerse Senin emirlerini tutmazlarsa onlar hak¬kında bize ne buyurursun?” dedim. O da “Allah Azze ve Celle’ye itaat etmeyene itaat edilmez” buyurdu. [ Müsned-i Ahmed, c. 3, s. 213.]
    İslam’ın örnek liderleri olan dört halifenin hepsi de Allah (Celle Celalühü)’tan korkan insanlardı. Hz. Ebu Bekir (radiyallahü anh)’ın “Keşke kesilen bir ağaç olsaydım. Ne olaydı hayvanların yiyeceği bir ot olsaydım” dediği rivayet edilir. Bir gün bir bahçeye uğradı, orada yatmakta olan bir hayvanı görünce içini çekerek şöyle dedi: “Sen ne kadar rahatsın; yiyorsun, içiyorsun, ağaçların gölgesinde dolaşıyorsun. Ahirette de hesaba çekilmeyeceksin. Ne olaydı, Ebu Bekir de senin gibi olsaydı.”
    Hz. Ömer (radiyallahü anh)’ın Kur’ân’dan bir ayet duy¬duğu vakit bayılıp düştüğü anlatılır. Al¬lah korkusundan dolayı o, “Anam beni doğurmasaydı” derdi.
    Liderler, emirleri altındaki insanları kontrol eder, disiplin altında tutarlar. Fakat onların da kontrol edilmesi gerekir. Yabancı bir yazar “Kontrol edenleri kim kontrol ede¬cek?” diye sorar. Bu gerçekten önemli bir sorudur. Müslüman bir lideri kontrol al¬tında tutacak en mühim şey, Allah kor¬kusudur. Allah (Celle Celalüh)’tan korkan bir liderin, me¬suliyet anlayışı olur.
    İdareci olmak, bir imtihan vesilesidir. Allah (Celle Celalühü) Kur’an-ı Keriminde şöyle buyurur: “Allah sizi, önceki ümmetlerin ardından yeryüzünde ilâhî adaleti gerçekleştirmekle görevli yönetici ve halîfeler yapmış ve bahşettiği türlü nîmetler ve verdiği belâlar çerçevesinde sizi imtihan etmek ve böylelikle her açı¬dan gelişip olgunlaşmanızı sağlamak için akıl, güç,, zenginlik, toplumsal statü ve yetenek bakımından kiminizi diğerinden daha üstün derecelere yükseltmiştir. İmtihan sonunda hak edenleri cezalandır¬mak istediği zaman, Doğrusu Rabb’in yeri ve zamanı geldiğinde ceza vermekte çok hızlıdır. Bahşettiği bunca nîmetlere karşı nankörce davranan kâfirleri, istese anında yok edebilir! Fakat sonsuz merhameti sayesindedir ki, tövbe edip hakikate yönelmeleri için onlara mühlet veriyor. Çünkü O, gerçekten çok bağışlayıcı, çok merhametlidir!” (En’am: 6/165)
    Allah (Celle Celalühü), idarecilerle halkı, halk ile idarecileri imtihan eder. Bu imtihanı Allah korkusu olanlar kazanabilir, olmayanlar kaybeder.
    Fasık bir kimsenin Müslümanlara lider¬lik yapma hakkı yoktur. Çünkü Allah (Celle Celalüh)’tan kork¬mayan biri vazifesini hakkıyla yerine getir¬mez, başkalarının hukukuna teca¬vüz eder. Fasık bir kimse lider yapılmamalı, şa¬yet lider olduysa veya sonradan fasık ol¬¬du ise liderlikten azledilmelidir.
    Vitir na¬ma¬zında okuduğumuz Kunut Duasının son kısmı şöyledir: “Günah işleyen kimseyi ma¬ka¬mından alaşağı eder ve onu terk ede¬riz.” (وَنَخْلَعُ وَنَتْرُكُ مَنْ يَفْجُرُكْ) Bazı hadislerden yola çıkarak âlimler fıskı (günahkârlığı) liderin azil sebebi say¬mışlar¬dır.
    Hanefi âlimlerinden İbn Abidin “Fısk sebebiyle imam azledilir. Ancak bir fitne çıkacaksa azledilmez” der. [İbn Abidin, Reddü’l-Muhtar Tercümesi, Şamil y, İst. 1982, c. 2, s. 383.]
    Müslüman liderin güzel ah¬la¬kı, etrafındaki Müslüman¬ları yönlendirmede en büyük unsurdur. Kur’ân’da Pey¬gam¬¬berimiz hak¬kındaki şu ayet oldukça manidardır. “Ey Peygamber! Allah’ın sana bahşettiği o engin şefkat ve rahmeti sayesin¬dedir ki, Uhud imtihanında başarısız olan ashabına, arkadaşlarına son derece nazik ve yumuşak davrandın. Azarlanmayı hak ettikleri durumlarda bile, kusurlarını yüzle¬rine vurup onları rencide etmedin. Eğer onlara karşı kaba ve katı yürekli olsaydın, seni terk ederek etrafından dağılıp gitmiş¬lerdi.” (Al-i İmran:3/159)

    Ahlak: İdris-i Bitlisî şöyle der: “Bir cemiyette en yüksek makama oturanlar, en şerefli sıfat¬larla muttasıf ve en ulvi ahlakla mü¬tehallık olmalıdırlar. Aksi takdirde, şeklen hilafet makamında oturduğu halde, manen Hz. Sü¬leyman’dan saltanat yüzüğünü çalıp ora¬ya muvakkaten geçen Ehriman Devi gibi olur.”
    Müslüman liderin güzel ahlakı, etrafındaki Müslümanları yönlendirmede en büyük unsurdur. Kur’ân’da Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz hak¬kın¬daki yukarıdaki şu ayet oldukça manidardır. “Ey Peygamber! Allah’ın sana bahşettiği o engin şefkat ve rahmeti sayesin¬dedir ki, Uhud imtihanında başarısız olan ashabına, arkadaşlarına son derece nazik ve yumuşak davrandın. Azarlanmayı hak ettikleri durumlarda bile, kusurlarını yüzle¬rine vurup onları rencide etmedin. Eğer onlara karşı kaba ve katı yürekli olsaydın, seni terk ederek etrafından dağılıp gitmiş¬lerdi.” (Al-i İmran:3/159) Bu ayet Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimizin insanları etrafı¬na ancak yumuşaklığı, güzel ahlakıyla top¬¬¬la¬dığını göstermek-tedir. Katı kalpli, kı¬rı¬cı insan peygamber bile olsa insanlar tara¬fından terk edilmektedir.
    Müslüman li¬der, Müs¬lü¬manları etrafında toplayıp, bir¬leş¬ti¬rip, ortak gayelerine yönlendire-cekse, bu an¬cak onun güzel ahlakıyla olabilir. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurmuştur: “İdare¬cilerinizin en hayırlısı, sizi seven ve sizin de kendisini sevdiğiniz, dua ettiğiniz, onların da size dua ettiği kimselerdir. Liderlerinizin en şerlisi, kötüsü de sizin kendisine buğz ettiğiniz, onların da size buğzettiği; sizin lanet ettiğiniz, onların da size lânet ettiği kimselerdir.” [Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İmare, Bab 17, hn: 1855.]
    “Allah size, emânet ve yetkileri o konuda güvenilir ve yetenekli olan ehline vermenizi ve insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman, kim olursa olsun ada¬letle hükmetmenizi emrediyor. Bakın, Allah size ne güzel öğüt veriyor! Hiç kuşkusuz Allah her şeyi işitendir, bilendir.” (Nisa: 4/ 58)
    Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyur¬muştur: “Şüphesiz yüce Allah, zulmet¬mediği sürece hâkimle beraberdir. Zul¬metmeye başladığında, ondan uzaklaşır.” (İbni Mâce, Ahkâm 2)

    Dirayet: “Eğer bir ülkede cücelerin gölgesi uzamaya başlamışsa o ülkenin güneşi batıyor demektir.” Çin Atasözü Dirayetten kastımız, idarecilik kabiliyeti¬dir. İdarecilik makamına getirilen şahıs, insanları idare etme sanatını bilmelidir. Kur’ân’da şöyle buyrulur: “Allah size, emânet ve yetkileri o konuda güvenilir ve yetenekli olan ehline vermenizi ve insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman, kim olursa olsun ada¬letle hükmetmenizi emrediyor. Bakın, Allah size ne güzel öğüt veriyor! Hiç kuşkusuz Allah her şeyi işitendir, bilendir.” (Nisa: 4/58)
    ((Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyur¬muştur: “Şüphesiz yüce Allah, zulmet¬mediği sürece hâkimle (İdareciyle) beraberdir. Zul¬metmeye başladığında, ondan uzaklaşır.” (İbni Mâce, Ahkâm 2) ))
    Burada ‘emanete ehil olmak’tan kasıt -diğer şartlarla beraber- idarecilik kabiliyetidir.
    Bir bedevi, Peygamberimizden “Kıyamet ne zaman kopacak?” diye sordu. Peygam¬ber (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) Efendimiz, “Emanet zâyi edildiği zaman, kıyameti bekle” dedi. Yine o bedevi: “Ya Rasûlallah! Emânet nasıl zayi edilir?” diye (tekrar) sorunca: “İş, ehil olmayanlara ve¬rildiği zaman, kıyameti bekle” buyurdu. [Sahih-i Buhari, Kitabu’l-İlm, Bab 2.] Bu hadisi “Bir toplumda işler ehil olma¬yanlara verildiği zaman, o toplumun kı¬yameti kopar” manasında anlamak da mümkündür.
    İdarecilik, bir kabiliyet me¬selesidir. Bazı insanlar, bilgili ve takva sahibi olabilirler, fakat idarecilik kabiliyeti olmadığı takdirde bunlara idarecilik ver¬mek doğru değildir. İdarecilikte salahat aranır, fakat maharet de şarttır.
    Bu yüz¬den Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz sahabenin ileri gelen¬lerinden, ilim ve takva sahibi olduğu halde, Ebu Zer (ra)’e “Ey Ebu Zer! Ben seni zayıf görüyorum. Ben kendi nefsim için neyi seviyorsam, senin için de onu seviyorum. Sen iki kişiye de olsa başkan, idareci olma; yetim malına da veli olma!” buyurmuştur. [Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İmare, Bab 4, hn: 1826.]
    Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz, Amr ibnü’l-As, daha yeni Müslüman olduğunda, sahabeler içinde ondan daha bilgili ve takva sahibi kimseler olduğu halde, kabiliyetin-den dolayı onu ordu komutanı tayin etmiştir. Ebu Zer ve Amr ibnü’l-As’a davranışlarından yola çıkarak Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz görev verdiği şahısların takva ve bilgisine dikkat etmekle beraber, kabiliyetlerini de göz önünde bulunduruyordu, diyebiliriz.
    Adalet, her hak sahibine hak¬¬kını vermektir. Diğer ifa¬deyle mükâfatı hak ede¬ne mükâ¬fat, cezayı hak ede¬ne ceza vermektir. Zu¬lüm ise hak sa¬hiplerini mah¬rum etmektir. Müslü¬man li¬deri lider yapan şey, ida¬relerini üzerine aldığı insan¬lara adaletle muame¬le et¬mesidir. Zalim bir insanı ida¬¬reye getirmek en büyük gü¬¬nahlardan (günah-ı kebî¬re¬¬¬den) biridir.

    Adalet: “Allah size, emânet ve yetkileri o konuda güvenilir ve yetenekli olan ehline vermenizi ve insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman, kim olursa olsun ada¬letle hükmetmenizi emrediyor!” (Nisa:4/58) Adalet, her hak sahibine hakkını vermektir. Diğer ifadeyle mükâfatı hak edene mükâfat, cezayı hak edene ceza vermektir. Zulüm ise hak sahiplerini mahrum etmektir. Müslü¬man lideri lider yapan şey, idarelerini üzerine aldığı insanlara adaletle muamele etmesidir.
    Zalim bir insanı idareye getirmek en büyük günahlardan (günah-ı kebîreden) biridir. Allah (Celle Celalühü), Kur’ân’da şöyle buyuruyor: “Hani bir zamanlar Rabb’i, İbrahim’i birtakım emir ve yasaklar içeren sözlerle imtihan etmişti. İbrahim, tam bir teslimiyetle Allah’ın emirlerini yerine getirerek hepsini başarıyla tamamlayınca, Allah: “Seni insanlara önder yapacağım!”demişti.
    İbrahim: “Soyumdan da önderler çıkar, yâ Rab!” deyince, Allah: “Hayır! Önderlik, liyâkat ve ehliyet ge¬rektiren bir iştir, hiçbir ırk veya sınıfın imtiyazında olamaz. Dolayısıyla, bu verdi¬ğim söz, sadece önderliğe lâyık olanları kapsar, zalimler için geçerli değildir.” buyurdu.” (Bakara: 2/124)
    Allah (Celle Celalühü), Davud (aleyhisselam)’a şöyle buyurmuştur: “Ey Dâvud; şunu da unutma ki, Biz seni Allah’ın yeryüzünde insanlar tarafın¬dan yaşanmasını istediği, hayatı gerçekleş¬tirmekle yükümlü bir yönetici, bir halîfe yaptık ve sana, bu göreve uygun güç, yetki ve yetenekler bahşettik. Öyleyse, insanlar arasında adaletle hükmet! Sakın arzu ve heveslere uyma, yoksa seni Allah yolundan saptırırlar! Allah yolundan sapanlar ise, Hesap Gününü göz ardı etmelerinden dolayı, cehennemde çetin bir azaba mahkûm edilecekler!” (Sa’d:38/26)
    Bu konuda diğer bir ayet şöyledir: “Ey iman edenler! Allah için gerçeğe şahitlik ederek adaleti tam yerine geti¬ren dosdoğru şahitler ve hâkimler olun; bir kişi veya topluma karşı duyduğunuz öfke, onlarla ilgili vereceğiniz kararlarda sizi adaletsizliğe sevk etmesin! Siz her zaman, herkese karşı âdil davranın! Çün¬kü Allah’ın sevgisini kazanmak, yani iyilik ve takvaya ulaşmak için en uygun olan davranış, düşmanlarınıza karşı bile olsa, adaletten zerre kadar ayrılmamaktır.
    O hâlde, Allah’tan gelen ilkeler doğrul¬tusunda hayata yön vererek, kötülükler¬den titizlikle sakının! İyi bilin ki Allah, yaptığınız her şeyden haberdardır.” (Maide: 5/8)
    Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz, pek çok hadisiyle adalete teşvik etmiş, zulümden de nehyetmiş ve korkutmuştur: “Kıyamet günü, insanların Allah’a en sevgili ve meclis olarak en yakın olanı, âdil idarecilerdir. Kıyamet günü, in¬sanlar içinde Allah’a en nefret edileni, ondan meclis olarak en uzak olanı da zalim idarecilerdir.” [Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-Ahkâm, Bab 4, hn: 1329.] “(Cehennemde) insanların en şiddetli azab çekeni, zâlim imam(lar, ida¬reciler)dir.” [Kenzü’l-Ummal, c. 6, s. 15, hn: 14634. (Taberani)]
    Bu konuda diğer bazı hadisler de şöyle¬dir: “Bir saat adaletle hükmetmek, gecesi namazla, gündüzü oruçla geçirilen altmış yıllık ibadetten hayırlıdır. Bir hükümde zulmün bir saati altmış yıllık masiyetten (isyandan, günahlardan) daha şiddetli ve daha büyüktür.” [Ebu Nuaym El-İsbehani. Faziletü’l-Adilin ] “Adil bir idarecinin bir günü, altmış senelik nafile ibadetten üs¬tündür. Bir yerde de haddin (şer’i ce¬zanın) uygulanması, oraya kırk gün yağ¬murun yağmasından daha güzeldir.” [Kenzü’l-Ummal, c. 6, s. 12, hn: 14624./ Et-Tergib ve’t-Terhib, c. 3, s. 246.]
    Aişe (radiyallahü anha) annemiz şöyle demiştir: “İbn Mes’ud ev yapmak istedi. Kureyş (Peygamberimize) ‘İbn Ümmü Abdin (İbn Mes’udun) bizim içimize ev yapmasına engel olmayalım mı?’ dediler. Rasûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz, ‘Eğer ben bunu emredersem ben zalimim demektir. Zayıfın hakkını kuvvetliden almayan bir ümmeti Allah, takdis etmez (yüceltmez)” buyurdu. [Taberani, Mu’cemü’l-Evsat, c. 7, s. 178, hn: 7208.] “Muhakkak ki adil olanlar Allah katında nurdan minberler üzerinde ve Rahman Azze ve Celle’nin sağ tarafında olacaklardır. Onlar ailelerine ve idare ettikleri kimse¬lere hükmettiklerinde adaletli olanlardır.” [Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İmâre, Bab 5, hn: 1827.] “Adil devlet başkanı ve idareciler mahşer ye¬rinde Allah’ın yüce lütfuna ve himâyesine mazhar olacakların öncüleridir.” [Sahih-i Buhari, Edep, 36.]
    Kınalızade Ali Efendi’nin meşhur eseri “Ahlak-ı Alâi” de: “Adalet, devletle; devlet, toprakla; toprak, askerle; asker, hazine ile; hazine, reaya (halk) ile; reaya ise adaletle olur” der. İdris-i Bitlisî de “Zulüm bir ateştir; küçüğünü hakir sanma. Zira çok zaman bir kıvılcım koca bir şehri yakar” der. Nasıl koyunlar çoban için değil, çoban koyun için ise idareci de toplum içindir. Toplum, idareci için var olmuş değildir. Zalim bir idareci, koyunlara çoban olmuş kurt gibidir. Zalim lider, İslam toplumları için en büyük felakettir. Adaletin olmadığı yerde anarşi olur ve devlet, yıkılır. Bu yüzden “Küfür devam eder, zulüm devam etmez” denilmiştir.
    Müslüman lider, haklı olan zayıfın hak¬kını, zalim olan kuvvetliden almalı, za¬yıfı güçlendirmelidir. Hz. Ebu Bekir (radiyallahü anh), hut¬be¬sinde şöyle demişti: “Sizin zayıfınız, hak¬lı olduğu takdirde benim yanımda en kuvvetlinizdir. En kuvvetliniz de haksız olduğu takdirde en zayıfınızdır.”
    Adaletin en mühim özelliklerinden biri de insanlara eşit davranmaktır. İslam şe¬riatı, bu konuda çok titiz davranmış, pek çok ayet ve hadisle eşitlik ilkesine dikkat çekilmiştir. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz “İnsanlar, tarağın dişleri gibi (eşit)dir” buyurmuştur. İdareci, idare ettiği insanlar arasında prob¬lemler vuku bulduğunda hissi ve nefsi ol¬mayıp insanların yaş, mal, makam, ak¬rabalık gibi durumlarına bakmadan eşit muamele etmelidir. Diğer ifadeyle cezayı hak edene ceza, mükâfatı hak edene mü¬kâfat vermek ve bu konuda hissi ve nefsi davranmamaktır.
    Bu konuda Cenab-ı Hakk (Celle Celalühü) Kur’an’ı Keriminde bir ayet şöyledir: “Ey iman edenler! Kendinizin, ana babanızın ve diğer dost ve akrabalarınızın aleyhine bile olsa, Allah için gerçeğe şahitlik ederek adaleti tam yerine geti¬ren dosdoğru şahitler ve hâkimler olun! Davacılar ister zengin, ister fakir olsun, ne zengine dalkavukluk etmek, ne de fakiri kayırmak için adaletten ayrılmayın! Zira, zengin de olsa fakir de olsa, Allah ikisine de sizden daha yakındır. Dolayısıyla, onların hakkını sizden daha iyi gözetir.
    O hâlde, sakın keyfinize uyup doğru¬luktan sapmayın! Çünkü eğer şahitlik ederken gerçeği çarpıtırsanız, ya da şahit¬likten kaçınarak yüz çevirecek olursanız, bunun cezasını çok ağır ödeyeceksiniz! Çünkü Allah, yaptığınız her şeyden ha¬berdardır.” (Nisa: 4/135)
    Rasûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Size şâhitlerin en hayırlısını haber vereyim mi? O, kendisine sorulmadan şâhitlik görevini yerine getiren kimsedir.” (Müslim, Akdıye 19; Ebu Dâvûd, Akdıye 13; Tirmizi, Şehâdet 1)
    Bu konuda bir hadis şöyledir: “Sizden ön¬cekileri helâk eden şey şudur: İçlerinden şerefli birisi hırsızlık yaptı mı onu terk edip (ceza vermezlerdi). Aralarında kimsesiz za¬¬yıf birisi hırsızlık yapınca derhal ona ce¬za tatbik ederlerdi. Allah’a yemin olsun! Mu¬hammed’in kızı Fatıma hırsızlık yapmış ol¬sa mutlaka onun da elini keserdim.” [ Et-Tergib ve’t-Terhib, c. 3, s. 247]
    Ceza konusunda eşit davranmak adaletin bir gereği olduğu gibi, mükâfat konusunda da eşit davranmak adaletin bir gereğidir. Sahabelerden biri, çocuklarından birine hi¬bede bulunmuştu. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz bu sa¬ha¬beye “Başka çocukların var mı?” diye sordu. Adam “Evet” deyince Peygamberimiz “Bu¬na yaptığın hibe gibi diğerlerine de hibe yaptın mı?” diye sordu. Adam “Hayır!” de¬yince Peygamberimiz “Allah’tan korkun ve çocuklarınız arasında adil davranın!” bu¬yurdu. [Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Hibat, Bab 3, hn: 1623.] Bir başka hadiste Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz, “Muhak¬kak ki Allah çocuklarınız arasında –hatta onları öpmekte bile- adaletli olmanızı se¬ver” buyurmuştur. (Kenzü’l-Ummal, c. 16, hn: 45350.)
    Çocuklar arası ay¬rım ço¬cukları birbirine düşürür, aynı za¬manda çocukların anne ve baba-larından soğu¬ma¬larına sebep olabilir. İdareci mevkiindeki şahıs da idaresi altın¬da¬kilere davranış-larında ölçülü olma¬lı, ada¬¬¬¬letli davranmalıdır. Bazılarına meyle¬dip diğerlerine iyi davranmaması, onlar ara¬¬¬¬sında hasetleşmeye sebep olacağı gi¬bi, on¬ların kendisinden soğumalarına da se¬¬bep olabilir. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz, saha¬belerin her biriyle öyle ilgilenirdi ki bü¬tün sahabeler “Allah Rasûlü, en çok be¬¬ni seviyor” diye düşünürdü.

    FARABİ’YE GÖRE DEVLET BAŞKANINDA BULUNMASI GEREKEN YETENEKLER –
    Karahanlılar döneminde (870-950) yılları arasında yaşamış olan, Aristo’dan sonra kendisine muallim-i sani (İkinci öğretmen) denilen Farabi, Türk Milleti’nin yetiştirdiği ender insanlardan biridir.
    Farabi’ye göre, devlet başkanı milletin eğitimcisidir. El Medinetü-l Fazıla (Erdemle Kent) isimli eserinde bir devlet başkanında doğuştan şu yetenek ve özelliklerin bulunması gerektiğini belirtmektedir.
    Vücudu tam, organları sağlam olmalıdır. Güzel konuşma sanatını bilmelidir.
    Kavrayışı yüksek olmalıdır. Uyanık ve zeki olmalıdır. Hafızası güçlü olmalıdır.
    Öğretme ve öğrenmeyi sevmeli, kendini bu uğraşıya kaptırmalı, her şeyi kolayca öğretmesini bilmelidir.
    Yeme ve içmeye, kadınlara düşkün olmamalı, oyundan sakınmalıdır.
    Doğruluk ve doğruları sevmeli, yalandan ve yalancıdan nefret etmelidir.
    Ulu olmalı, yüce ve asil şeyleri sevmeli, altın, gümüş ve çeşitli dünya mallarına göz dikmemelidir.
    Adaleti, adil olanları sevmeli, isdibdat, zulüm ve zalimlerden nefret etmelidir.
    Mutedil huylu olmalı, kendisinden adalet istenince inatçı olmamalı, kötülük yapması istenince buna şiddetle karşı koymalıdır.
    Azimli, iradeli olmalıdır.
    Farabi’ye göre bir devlet başkanı sonradan şu yetenekleri de kazanmalıdır.
    Hâkim (Bilge) olmalıdır.
    Önceki yöneticilerin koydukları kanun ve kuralları bilmeli, onlara uymalıdır.
    Eskiden kanun ve kural konmamış konularda akıl ve mantığını kullanarak kendisi hükümler getirmelidir.
    Koyduğu hükümler ülke çıkarlarından kaynaklanmalıdır.
    Eski kuralları ve kendi koyduklarını iyi konuşarak halka öğretmelidir.
    Savaş sanatını bilmeli ve savaş yorgunluklarına dayanıklı olmalıdır.
    Farabi, bilge olmayan bir hükümdarın ülkesinin kalıcı olamayacağı; saydığı özellikleri taşıyan bir yöneticiye sahip olan kentin halkının erdemli olduğunu söylemektedir.
    Erdemli olmayan kentleri de; Cahil kent, fasık kent, değişmiş kent, şaşkın kent olarak sınıflar. Bunlardan cahil kent halkını tanımlarken; mutluluğu düşünmez, bilmez, kendisine öğretilse de kabul etmez. Onlar, servet, şehvet, sağlık, saygı ve itibar kazanmak gibi bazı zevahire hayatın gayesi gözüyle bakarlar. Bu kentin yöneticileri de bu olumsuz özellikleri taşır ve keyfi bir yönetim uygularlar. diye tarif eder.
    Yaşadığımız yüzyılda da geçerli olan bu ilkeleri uyarlayarak, devletin merkezi ve mahalli yöneticilerini kıyaslayın, yaşadığınız şehri de bu tanımlamalardan birisine oturtun bakalım nasıl bir sonuca ulaşacaksınız.

  4. Kutalmışoğlu Süleyman ( adem) diyor ki:

    Kesinlikle doğru zaman bu zaman. Hükümet gitse artık mağdur olan binlerce erkek namına uzulmeyecegim. Hamas Filistin Suriye bugün akparti tarafından yonetilse erkeklerin kuyusu kazilirdi. Güzel Arap kadınları da parti de vitrin olurdu. Arap kadınlarının Arap erkeklere karşı haklarını savunurlardi. Üstelik Arap erkekler siyonistlerce öldürülurken. Axidigimiz için acınacak duruma geldi türk erkekleri.

  5. mevlüt diyor ki:

    Sema hanım size katılıyorum kanun insanları korumalı ama aksine mağdur ediyor erkeğe su kadar kanun kadına su kadar kanun olmamalı o denge astımı sımarırlar mesela çarşıya gidiyorum kaldırımda yürürken kenara doğru çekiliyorum ama çoğu kızlar kenara çekilmeden kabadayı gibi yürüyorlar basına bela kanuna güveniyorlar benim tanıdık hocam var genç yaşta kızla evlendi zorla bi evlilikte değil 2 tane kızları var sehir dışından cezaevine ziyarete geliyorlar o mağdur olanlar öbür dünyada hakkarını helal ederlermi sence vebalı çok ağır olur ALLAH yardımcıları olsun

  6. zafer genç diyor ki:

    Meral Akşener üzerinden örnek vermeniz doğru olmamış. Bu yasa yüzünden öfkeli kişilerin bilinçaltına sanki Meral Hanım bir kadın olarak her an bu yasayı çıkarına kullanabilir mesajı gönderiyor. Ve büyük ihtimalle bu yasaya karşı olan Meral Hanım potansiyel istismarcı, hakiki müsebbip erdoğan ise mağdur konumuna sokuluyor.
    Ben bu konuyu sadece Saadet Partisinin çözebileceğini düşünüyorum. Özellikle kadın kolları ağırlıklı olarak bu konuyla zaten meşgul. Bunu internetten kolayca anlayabilirsiniz. Ülke sorunlarına değindikleri neredeyse herbasın açıklamasında ailenin önemine vurgu yapan, önce ahlak ve maneviyat diyen bir camia sizi ikna etmek adına daha ne yapmalı bilemiyoruz. Ancak siz aklınızı kullanıp kimin ehil kimin değil olduğunu bulamazsanız, türlü bahaneler öne sürüp gerçeği görmemek için direnirseniz Allah cc sizin sorunlarınızı çözecek insanları iktidar yapmaz. Önce siz toplum olarak kendinizi düzelteceksiniz. Yoksa toplum tamamen çökünceye kadar aynı tas aynı hamam böyle devam eder gider.

  7. Darusselam diyor ki:

    M.Akşenere inanıp bu konuda bir şeyler yapacağını zannetmem hayalcılıktir….Başkanlık sistemi gelince işler değişecektir…İnş…

  8. Nihat Yörük diyor ki:

    Sayın S.Marasliya yürekten katılıyorum. Tam da bu gunlerde bu ve buna benzer yazıların devamını bir bayan olduğu gerçeği ve ilgili yasadan aldığı güç ile inşallah diyorum .Allah burdaki yorumcu K. Gibi bu zulmü bilipte sessiz kalanlardan bizlere kuran da geçtiği üzre gereği inşallah yapılacak oluşu ve bu yazi oruclu günde yüreğimi serinleten .Geçenlerde elime geçen 1944 2. Baskı Evlilik ve Mahremiyetleri adlı eserden inanılmaz zevk aldım . Ancak sözü edilen değerlerin hatta hoş ve ince sozlerin bugün tamamiyle bitirildiği gercegiydi balyoz gibi bana çarpan .«kimi vicdana dokundu kimi cismu cana » «zevk namile ne yaptimsa pesiman oldum» diyen Namık Kemal i rahmet le anarken bu pişmanlığın zerresini duymayanlar i bu musibetler in birgün mutlak muhatabı olmalarını Yüce Allahtan Dilerim .Allah Razı Olsun Sayın Sema Maraşlı HANİMEFENDİ

  9. semamarasli diyor ki:

    Ak Parti hükümeti 6284 başta olmak üzere aileye ciddi zararlar veren pek çok kanunu getirdi ve bütün mağduriyetlere rağmen de geri adım atıp hata etmişiz demedi.

    Şimdi seçim vakti ve bu kanunların konuşulması lazım. Bu konuda bazı partilerden cılız sesler çıkıyor fakat gümbür gümbür konuyu gündeme getirecek birisi henüz çıkmadı. Aileyi koruyamayan vatanını da koruyamaz.

    Partilerin tüzüklerine aile ahlak konularını yazmaları benim için bir önem arzetmiyor. Liderlerin konuya candan sahip çıkması, basın önünde dile getirmeleri gerekin ancak o zaman samimi olduklarını görebiliriz.

    • Cetin oz diyor ki:

      Tamamen katılıyorum hocam.Bi şeylerin değişmesi gerekiyor.Aile çürümesi vatanın bitmesiyle eşdeğer.Ne yazıkki Avrupa istediği şeyleri bize dayatti.Özümüze dönmemiz gerekiyor.Allah kaleminize kuvvet versin, amin.

    • Feyza diyor ki:

      Sema abla bu konuda sizin cikisinizdaki zamanlamanizin gayet yerinde oldugunu dusunuyorum. Bazi kardeslerimiz husni niyetle de olsa, secim arefesinde konusulmamasi ve bu tartismalarin secimden sonra yapilmasinin daha dogru oldugunu zikretmis olsalar da sahsen tam aksine, dogru zamanin tam da bu zaman, secim oncesi kritik zaman dilimi olduguna inaniyorum ki iktidarimiz titreyi kendine gelsinler. Secimden sonra gumbur gumbur de gelseniz sesini duyulmaz, su an duyulmayan sesler secimden sonra davulla zurnayla ifsa edilse de protokole yukselmez. Halk arasindaki sinek viziltilari gibi yayilmaktan ote gitmez. Destekcinizim. Selamlar.

    • NEZİR diyor ki:

      Kaleminize sağlık.Bu yazı laik bir bayan yazara ait olsaydı eminim çok etkili olurdu ama söz konusu yazar mahalleden olunca bari sen yapma sitemleri.Siz yuvanın dağılmasını yaşadığınızda ateşin acımasızlığını his edeceksiniz.Reisten bihaber feministlerle beraber bu mezarı aileye,erkeğe kazdılar.Bu kanunu hazırlayanların çoluk çocuğuna kalmaz bizden perişan olurlar eminim …..

  10. Birol diyor ki:

    Ülkedeki adalet düzeni bu, bazı özel kişiler bu kanundan müstesnadır.Keşke kanuna da yazmış olsalardı!

  11. Kübra ULUDAĞ diyor ki:

    Merhaba Sema hanım sizi takip ederim yazılarınızı vs kitaplarınızıda okudum fakat bu seçim arifesinde amacı hoş olmayan bi yazı olmuş siz bari yapmayın muhalefet her türlü üç kagıdı kullanırken hakeza bunun üzerine atlasa sebeb olsanız nasıl bi vicdan olur sizde amacınız nedir size yakıştıramadım tamam kanun sorunludur değişir ama zamanlama ve örneğinizin tutulacak tarafı yok……

    • semamarasli diyor ki:

      Kübra hanım merhaba,
      Muhalefetten birisi bu yazının üstüne atlasa inanın zerre vicdan yapmam. Zira bu kanunu getirenler yüzbinlerce erkeğin kadın keyfi için evden atılması ve suçsuz yere hapis yatması, fiziksel bir şiddet olmadığı halde anne-baba tartışması sonucu polisin evden babayı attığını gören yüzbinlerce psikolojisi bozulan çocuğu düşünüp siyasiler vicdan yapmıyor da ben mi vicdan yapacağım? Tam aksi yazmasam vicdanım rahat etmez, bu kanunların acil değişmesi lazım. Herkes güçten yana mazlumlara pek kimse sahip çıkmıyor. Özellikle seçim zamanı yazıyorum ki diğer siyasi partiler işin vehametini görüp konuyu dillendirsinler ki bi çözüm üretilsin.
      Siyasiler Avrupa ya efeleneceklerine Avrupa’nın oyunlarını görüp alet olmasınlar. Aile yoksa vatan da yoktur.

      • BÜŞRA diyor ki:

        SEMA HANIM SİZ YAZILANLARIN MUHALEFET TARAFINDAN SAHİPLENİLECEĞİNİ VE KANUNLARIN MUHALEFET ELİYLE DEĞİŞECEĞİNİ Mİ DÜŞÜNÜYORSUNUZ. BU YAZDIKLARINIZ SADECE AKPYİ YIPRATMAK İÇİN KOZ OLARAK KULLANILACAK KARARSIZLARIN KAFASINI KARIŞTIRIP OYLARINI DAHA DÜNE KADAR MUHAFAZAKAR KESİMİ BİR KAŞIK SUDA BOĞMAK İSTEYEN MUHALEFETE VERMELERİNE NEDEN OLACAKTIR. AİLE BÖYLE KURTARILMAZ EVET İKTİDARIN ÇOK BÜYÜK HATALARI VAR PEKİ ŞİMDİKİ MUHALEFET BAŞA GELİRSE NE OLUR Bİ DÜŞÜNÜN İSTERSENİZ

    • Orhan Oğuz diyor ki:

      Toplumun temel yapısı olan AİLEYE bir çok ecnebi komite açık açık saldırırken Hükümet cam filmiyle, Uberle uğraşıyor. Açıkcası Sema hanım doğru yerde ve doğru zamanda güzel tahşidatlarda bulunmuş.

    • Nazif diyor ki:

      Kübra Hanım galiba gençlik kollarında çalışıyor. İslamı, hayatı, zulmü falan pek takmıyor. Ona göre parti esas mesele gibi konuşmuş.

  12. Orhan diyor ki:

    Aile saadetini ifsad eden komiteler kahrolsunlar!..

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Yeni müfredatta cinsiyet eşitliği ne kadar yer aldı bilmiyorum. Bilgi sahibi olan okuyucular yazarlarsa memnun olurum.) Yeni okul dönemi açıldı, Allah sonumuzu hayreylesin. Özellikle "okul dönemi" dedim, ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Çocuklarınızla yedi yaşına kadar oynayın, onbeş yaşına kadar onlarla arkadaş olun, on beş yaşından sonra da onlarla istişare edin.” ( Hz.Ali)

Kitap

Çocuğunuzun Sahibi Değilsiniz

“Sormamız gereken soru şu: Geçmişimizin şimdiki yaşamımızı ne kadar süre daha yönetmesine izin vermek istiyoruz? Daha ne kadar başka bir zamanın hayaletleriyle savaşmak istiyoruz?" #drshefalitsabary nin kitabını internette kitap araştırmaları ...
Devamını Oku