Tartışalım…Sonra oturup Çay İçelim…

Birçoğumuz tartıştığımızı görmemeleri için çocukları başka bir odaya göndeririz. Fatih Üniversitesi Öğretim Görevlisi Uzman Pedagog Adem Güneş, bunun doğru bir davranış olmadığını, aile içi tartışmalara çocukların da şahit olması gerektiğini söylüyor. Ama bir şartla… Aile içinde yapılan tartışmaların bir başka muhatabı daha var ki onlar da çocuklar. Her şeyden etkilenen hassas çocuk ruhunun bu durumdan etkilenmemesi mümkün değil. Bunun için ne yapmalı, nasıl davranmalı? Fatih Üniversitesi Öğretim Görevlisi Uzman Pedagog Adem Güneş, konuyla ilgili yaptığımız söyleşide anne-babalara rehber olacak çok önemli açıklamalarda bulundu…

Anne-babasının tartıştığına şahit olan bir çocuk, bu olayı kendi dünyasında nasıl değerlendirir, bu olay ruh dünyasında nasıl bir etki bırakır?

Bu sorunuza cevap vermeden önce müsaadenizle aile içi tartışmayla kavga arasındaki farkı belirtmek istiyorum. İkisi farklı şeylerdir. İkisi arasındaki fark bilinmezse söylediklerimiz yanlış anlaşılabilir. Kavgada şiddet ve darp söz konusuyken tartışmada böyle bir şey yoktur. Ailede kavgaların yaşanmaması için tartışma kültürünün oluşması gerekir. Aslında aile içerisindeki tartışmalar o ailenin tuzu biberidir, olmazsa olmazıdır. Nasıl ki bir yemek tuzsuz ve çeşnisiz olduğu zaman lezzeti kaçıyorsa; aile içerisindeki tartışmalar, ki biz buna sınır belirleme mücadelesi diyebiliriz, kişinin kendi kişilik sınırını belirleme mücadelesi, eşinin kişilik sınırını görme mücadelesi olmazsa o takdirde ileride kişilik ihlalleri oluşabilir. Yani eş eşe bir söz söylediğinde, bir davranışta bulunduğunda, hoşnut olmayan bir şeyi yaşadığında kendi düşüncesini ifade etmesi ve eşin de bunun karşısında kendi düşüncesini ifade ediyor olması gerekir. Çünkü bu eşin eşe karşı olan kişilik sınırlarını tanımasında yardımcı olacaktır. Aile içerisinde pasif kişilik özelliklerinde ise bu sağlıklı durum yaşanmaz. Ailede baskın olan karakter, karşı tarafı eğer sindirmiş ise ve pasif olan taraf kendi sınırlarını çizemiyor ve kendi kişiliğiyle ilgili üzerine gelmelere engel olamıyorsa bu tarz evlilikler bir süre sonra depresif evliliklere dönüşür. Dışarıda çok mutlu gibi görünmüş olsa da pasif olan taraf kendi kişiliğini yaşayamama sorunuyla karşılaşır. Bu yüzden kavgaya dönüşmemiş olan tartışmaların aslında mutlaka olması lazım. Hatta bu tartışmaların aile içerisinde cilveleşme olarak değerlendirilmesi gerekir. Ama kavgadan da ayırt edilmesi lazım. Kavga diye ayırt edeceğimiz sınır da şu olabilir: Eğer kişilik ihlallerinde zorlamalar oluşur ise, şiddete başvurulmuş ise, müdahaleye dönmüş ise, işin içerisine karşı taraftaki kişiyi yenebilmek için o kişinin zaafı olduğu taraflar, önceden yaptığı yanlışlar, ailesinin bir takım sorunları aktarılmaya başlanmış ise o takdirde bu artık tartışmanın ötesinde bir kavgaya dönüşme hali diyebiliriz.

 Çocuk, sizin belirttiğiniz sınırlar içerisinde kalan, yani kavgaya dönüşmeyen tartışmaya şahit olduğunda, ki burada anne-baba mutlaka sesini yükseltecektir, el kol hareketleri yapacaktır, belki bağıracaktır, çocuk bu durumu nasıl algılar?

Çocuklar çok defa anne-babasının neden tartıştığını bilmezler. Çünkü anne-baba çocuklardan ayrı özel bir dünya yaşıyor. Maddi durumları, aile içindeki ilişkiler, akrabalar arasındaki ilişkiler aslında kırmızı bir hattı takip ediyor. O hattın tüm unsurlarını anne-baba biliyor. Nereye dokunulduğu zaman nerede, kim patlayacak onlar bilir ama çocuk genelde bunu bilmez. Yani anne-babası niye tartıştı, ne oldu, niye şu anda kavga çıktığı konusunda hemen hemen bilgi sahibi değildir. Bu durumda da çocuk kendisini suçlu hisseder.

Niçin?

Tartışmayı önleyemediği için suçluluk hisseder. Örneğin; eğer baba yemeğin soğuk gelmesinden hoşlanmıyorsa ve eğer yemekler soğuduysa çocuk böyle bir ortamda kendisini de suçlu hisseder. Anneye yemeğin soğumaması gerektiğini söyler, hatta kendisi ocağın üstüne koymak ister ki, tartışma çıkmasın diye. Çocuk, babasının soğuk yemekten hoşlanmadığını biliyor ve annesi o sırada telefonla bir arkadaşıyla konuşuyor ve yemek içeride soğuyorsa, çocuk “Babam birazdan gelecek, yemekler soğuk olacak ve babam kızacak” diye huzursuz olur. Babası geldiği andan itibaren yemek konusunda yeniden bir tartışma çıktığında, “Ben bunu niye önleyemedim? Anneme söyleyebilirdim, yemeği ben ısıtabilirdim” diye kendini suçluluk içerisinde hisseder. Çocuk anne-babanın tartışmaya neden olan konuyu bilemediği için, kendi küçük dünyası içerisinde bunu büyütür. Mesela; altını ıslatan bir çocuk, annesi eğer her altını ıslattığında, bağırdığında, eşi de hanımına “bağırma, çocuğa kızma” diye engel olmaya çalışıyorsa, muhtemelen çocuk, “Yine benim yüzümden tartışıyorlar” diyebilir. Hâlbuki tartışmanın kendisiyle hiç alakası bile yoktur.

Bu durumda çocuğun anne-babasının tartışmalarına şahit olmaması, görmemesi mi gerekiyor?

Aslında ben burada çok farklı bir şey söyleyeceğim. Çocuğun aile içerisinde sınırlarını çizdiğimiz tartışmalara mutlaka şahit olması lazım. Görmeli ve yanında olmalı. Ancak, her tartışma çocuğun yanında çözüme kavuşturulacaksa, çözüme kavuşturuluyorsa çocuk o tartışmanın içerisinde olmalı. Çocuğun yanında yapılan tartışmalar mutlaka bir sonuca bağlanmalı. Ancak eğer çocuğun yanında yapılan tartışmalar çözüme kavuşmuyorsa, işte o zaman sıkıntılar başlar.

Ne gibi sıkıntılar mesela?

En belirgin sıkıntı çocukta dikkat dağınıklığına sebebiyet vermesidir. Yani akşam anne-baba tartışmış ve sabah küs olarak evden çıkmışlarsa çocuk bu vaziyette okula gittiyse anlatılan konuyu anlamayacaktır. Çünkü aklı hep başka yerde olacaktır. Tabi, “Babam çok sinirli çıkmıştı, eve geldiğinde annemi döverse, annem evden kaçarsa” vesaire gibi düşünceler çocuğun zihnini hep meşgul edecektir. Çocukların hayal dünyası o kadar geniştir ki. “Annem bıçağı alır karnına sokarsa, dedem babamı yolda yakalar da onu döverse” gibi olmadık şeyler düşünür. O sırada matematik öğretmeni karşıda işlem çözerken çocuğun zihninde bunlar vardır. Bir başka dramdan daha bahsedeyim. Mesela; böyle huzursuz ailelerde, yani bir türlü problemi çözemeyen ailelerde çocuklar genelde iki tane problemle karşı karşıya kalır. Birincisi dikkat dağınıklığı, bunun nedenini söyledik. İkincisi hiperaktiflik.

Dikkat dağınıklığının sebebini anlattınız, aklı hep başka yerde. Peki, hiperaktif olmanın konuyla ne gibi bağlantısı var?

 Çocuk akşamki sonlandırılmamış, tatlıya bağlanmamış tartışmanın ardından sabah okula gitti. Okulda anne-babasını düşünüyor. Üstünde baskı olan, ruhunda acı duymaya başlayan çocuk hızlanır. Çocuk içindeki acıyı duymamak üzere hızlanır ki, kendini başka şeylerle meşgul etsin. Böylesi çocuk devamlı koşar, devamlı koşar. Birine çarpar, yere düşer, sonra ayağa kalkar, zıplar, koşar, bir daha zıplar. Kendini yorar… Niçin? Kendini yordukça içini duymamak için. Kavga ettikçe, problem çıkarttıkça kendi içindeki huzursuzluğu duymaz. Arkadaşından yumruk yedikçe, arkadaşının üstüne saldırdıkça, arkadaşını ısırdıkça, öğretmen ona ceza verdikçe anne-babasının problemini artık içinde duymamaya başlar. Duymadığı için aslında aldığı o cezalar, oradaki itilmişlikler, kakılmışlıklar bir taraftan da onun hoşuna gider. Tuhaf bir rahatlama hisseder. Çünkü anne ve babasını düşünmüyor. Ama eve gittiğinde tekrardan aynı sıkıntı evde de başlar. Böylesi çocuklar anne-baba tarafından şöyle algılanır. Okulda çok yaramazmış, ama evde öyle birisi değil. Evde çocuk anne-babasının tartışması karşısında sünüyor çünkü. Okulda gittiğinde ise üzerindeki bütün negatif enerjiyi orada atıyor, rahatlıyor. Ama asıl dram şurada ortaya çıkıyor. Çocuk ailedeki sonlandırılmamış, bir sonuca bağlanmamış tartışmalar sonucu hiperaktif olurken, bir de çocuk problemli imiş gibi bir psikiyatra götürülüyor. Çocuğun çok hareketli olduğu ve dikkatinin dağınık olduğundan dolayı bir de bakıyorsunuz çocuğa ilaç veriliyor. İlaçlı bir tedavi uygulanıyor. Hâlbuki bu aslında çocuğun bir problemi değil, anne-babanın çocuk üzerinde bıraktığı bir baskının neticesinde oluşan bir şey. Ama bazen hekimler de, psikiyatristler de yanıltılıyor. Olayın aslından bahsedilmeden ve geniş olarak da dinlenilmeden sanki çocuk hiperaktifmiş gibi söndürülmeye çalışılıyor.

Ne kadar acı bir durum…

Evet, haklısınız, çok acı bir durum. Onun için anne-babanın çocuğun şahit olduğu tartışmayı mutlaka çözmesi, sonuca bağlaması lazım ve bunu da çocuk görmeli. Eşlerden bir tanesinin “Bayağı tartıştık, gel sana bir çay ısmarlayayım da şöyle bir keyfini çıkartalım” diyebilecek olgunluğa erişmesi lazım. Veya eşlerden birisinin bir noktada frene basarak “Ya ben seni bu kadar yoracağımı bilseydim başlangıçta ben de biraz hazırlıklı olurdum. Benim enerjim tükendi. En iyisi bu işi, bu tartışmayı başka zaman devam ettirelim” demiş olsa bile mutlaka bir sonuca bağlanmalı. Konu kapanmış ve defterler kapatılmış olarak bir sonraki aktiviteye geçilmeli. Yani çay içilmesi lazım veya “Gel dışarıda biraz dolaşalım, ayaklarımızı denize sokalım, gel biraz salıncağa binelim, stres atalım. Bayağı bir stres biriktirdik birbirimizde” diyerek o anın aşılmış olması lazım ki çocuk üzerindeki negatif tesiri dışarıya taşınmasın. Çocuğun konuyu dışarıya aktarmaması, biraz önce de bahsettiğimiz okul hayatına yansıtmaması için meselenin çocuğun yanında halledilmesi gereklidir.

Aile içi tartışmaların adabına uygun yapılmamasının çocuk üzerindeki olumsuz etkisi sadece okulla sınırlı değil sanırım…

Tabii, evin içerisinde bir baba, anneyi yenebilmek için elindeki bütün argümanları kullanıyor, kişiliğine saldırıyor, ailesine saldırıyor ve ortalığı birbirine katıyorsa bunu gören kız çocuğu evlenmekten korkar hale gelir. Bu çocuk eşine bir gün soğuk yemek götürecek olsa veya bir problem çıkacak olsa babasını içinde yaşatmaya başlar. Babasınınki gibi içinde bir ses duyar. Eşi çok iyi dahi olmuş olsa bir gün her şey bozulacak ve eşi babası gibi bir gün onun da kişiliğini bozacak diye edilgen bir hale gelir. Evin içerisinde mutluluk için her şey yolunda ama kadın mutlu değil. Her an bir şey olacak diye panik atak. Eşini mutlu edebilmek için aşırı bir hassasiyet gösterir. Eşi bundan rahatsız olduğu gibi çocukları da rahatsız olur.

Yani aslında eşler birbirleriyle yaptığı tartışmalarda çocuklarının evlilik yıllarına tesir edecek bir takım izler de bırakıyorlar. Aile içi tartışmalar çocuk ruhu üzerinde öyle basit bir etki değil de belki bütün bir hayatını etkileyebilecek tesirler bırakıyor.

Tamamen öyle. Çözüme kavuşmamış olan tartışmalar çocuğun ileride nasıl bir insan olacağının şekillenmesine neden oluyor.

Evde bir çocuk var ve tartışılması gerekiyor. Burada tartışma ortamının nasıl hazırlanması gerekir? Burada çocuğa “Yavrum sen hadi git odanda otur, biz annenle görüşeceğiz” mi denmeli? Çocuğun duymaması mı lazım? Tartışma ortamına veya tartışma şekline çocuk açısından baktığımızda orada nasıl bir ortam hazırlamamız lazım?

Hayır, anne-baba seviyeli bir anne-baba ise, kişilikli bir anne-baba ise ve eşinin kişiliğine saygı duyan bir anne-baba ise çocuğunu asla odaya göndermemesi gerekir. Çocuğun olduğu yerde bunu yaşamak lazım. Çünkü çocuk odaya gittiği zaman çok defa anne-babanın seslerini yükseltmesinden, birbirlerine kızıyor, bağırıyor olmasından hayalen daha büyük şeyler düşünür. “Babam şimdi bıçağı aldı, annem bağırıyor. Babam şimdi üstüne gitti, şimdi bıçağı mı batıracak” gibi şeyler düşünür. Vuracak diye düşünür. Dolayısıyla çocuğun hayali her zaman gerçek yaşanan tartışmalardan çok daha tehlikeli şeyleri kendisine hissettirir. Çocuğun tartışma ortamında bulunması gerekir, böylece bir tartışmanın nasıl idare edildiğini de görür. Eğer bir kız çocuğu ise annenin bir tartışmayı nasıl idare ettiğini, eğer erkek çocuk ise babanın tartışmayı nasıl idare ettiğini, tartışmanın sonuca nasıl bağlanabildiğini çocuğun görmesi gerekir. Sonuca bağlama aslında o tartışmanın öğreticiliği açısından burada en önemli kısımdır. Yani tartışma olacak, şunlar olacak, bunlar olacak ama eş eşe hem problemin nasıl çözüldüğünü göstererek kendisine olan hayranlığı artıracak hem de çocuk kendi evliliğinde kendi sorunlarını yaşarken babadan öğrendiği problem çözme yeteneğini, tartışmayı idare etme yeteneğini kendi evliliğinde de uygulayacak. Yoksa çocuk odaya gönderilirse ona acemilikler yaşatmış oluruz.

Burada iki tür tartışma ortaya çıkıyor. Birisi sonuca bağlanacak tartışmalar, bu tartışmada çocuğun bulunmasında fayda var. Fakat eşler biliyor ki tartışmada bir sonuç alınmayacak. Belki yeri gelecek sesler yükseltilecek, el kol hareketleri yapılacak vesaire bu tartışma uzayacak, yani bir günün tartışması değil, bir hafta veya aylar sürecek bir tartışma ise burada nasıl davranmak gerekiyor? Orada da yine bir sonuca bağlamak gerekir. Şöyle bir sonuca bağlamak lazım: “Tamam, galiba biz bu işi şu anda çözemeyeceğiz”. “Biz bu işi çözemeyeceğiz” değil, “Şu anda çözemeyeceğiz. Şimdilik çözemeyeceğiz. En iyisi bir kenara bırakalım. Daha sonra yine konuşalım. Galiba çok yoruldun. Hadi bir çay içelim de biraz dinlenelim.” Bu da bir sonuca bağlamadır. Sonuca bağlanmamış olan bir problemi o an için sonuca bağlamadır, çocuk bunu da görmeli. Ama anne-baba her halükarda bunu beceremeyecek bir kişilik yapısında ise, küsüp yatıyorlarsa, birbirlerini hırpalamışlarsa, istediklerini dinletebilmek için saygısızca davranıyorlarsa o takdirde çocuğun yanında asla tartışmamalılar. Eğer çocuklarına saygıları varsa tartışmayı çocuğun olmadığı bir yer ve zamanda konuşmak üzere birbirleriyle anlaşmaları lazım.

Moral Dünyası Dergisi Ekrem Altıntepe

“Tartışalım…Sonra oturup Çay İçelim…” için 5 Yorum

  1. esmasultan diyor ki:

    Ben bu yazıdan çok faydalandım Allah razı olsun. Çocuğun önünde tartışmamak gerekir diye biliyordum. Şimdi daha netleşti tartışma mevzusu

  2. mukadder diyor ki:

    çok güzel anlatmış hocam.ne yazıkki biz eşlerde öyle olgnluk yok taryışmalarımızda kim üstün çıkacak kimin dediği olacak hep üstün olma çabası ezik yetiştirilmiş kız çoculkları ata erkil yetiştirilmiş erkeklerve olan yine çocoklarve bozul nesiller .bu siteden çok öğreneceğimiz şeyler var ve hocalarımızdan hepinize teşşekkür ediyorum emekleriniz için Allah razı olsun

  3. hasret diyor ki:

    çok güzel bir yazı ….inşallah hayatımıza uygularız ,hem çocuklarımız huzurlu bir yuvada büyümüş olur ,hem de biz karı-kocalar düzeyli bir şekilde tartışıp konuyu güzel birşekilde çözüme ulaştırırız….
    çözüm önerileri çok güzel teşekkürler….

  4. Deniz diyor ki:

    Guzel yazi icin cok tesekkurler. Ozellikle cozum noktasinsindaki onerillrin altini cizmek lazim.Hakikaten tartisma kulturunden yoksunuz. Keske hersey yazildigi gibi pratik bulsa. Ama soyle bir sey var tartisma esnasinda sesler yukselmeye baslamissa taraflardan birinin susmasi isi cikmaza suruklenmekten koruyor cunku “ofke ” bir sure sonra istemedigin seyleri soylemene sebep olabiliyor. sonuclari bizi daha cok acitiyor. Susan taraf genellikle hanim olur en azindan bizde boyle. Bir sure sonra o’ da sesinin yuksekliginden veyahut suclayici tavrindan rahatsizlik duyar ve daha makul olur mesele karsilikli tatliya baglanir.

  5. kardelen diyor ki:

    Ne yazıkki çok deneyip eşimle böyle sohbet eder gibi problemleri çözmeyi başaramıyoruz.Tplum olarakta kanayan bi yaradır bence.En zora düştüğümüzde ,karşımızda ki bizi anlamadığında bağırarak,korkutarak karşı tarafı sindirmeye çalışıyoruzBey hanıma;hanım çocuğa;çocuk kardeşine ……böyle sürüp gidiyoruz.Çocuklarımıza bile bağırmayı aslında biz öğretiyoruz.

Yorum yapın