"Toplumdan Alacaklı Olduğum Hissine Hiç Kapılmadım"



"Toplumdan Alacaklı Olduğum Hissine Hiç Kapılmadım"
Demirhan Kadıoğlu karikatürist yazar ve radyo programcısı... Hikayesini ben de birlikte çalıştığımız dönemlerden ve programlarda yaptığımız sohbetlerden biliyordum. Elbette bizimle paylaştığı kadarını...Nesil yayınlarından çıkan "Yetiştirilmiş Hayatlar " isimli otobiyogratif romanıyla pek çok duygusuna şahitlik ettim bir okur olarak . Ben de kitabı okuyan diğer insanlar gibi çokca ağlayanlardanım. Ama bir çocuğun yaşadıklarından daha çok , bir çocuğu anlamayacak kadar yüreği katılaşmış büyükler için ağladım en çok...Zaten bu hikayenin kaybedeni de onlar bence.




Bir buçuk yaşında yetiştirme yurduna bırakılmış bir çocuğun bu zamana uzanan hikayesi çok şey anlatıyor okumak isteyene. Bizi görün , bizi duyun diyen çocukların en cesurlarından biri olan Demirhan Bey ile kitabı ve duygularını konuştuk...

demirhan-hayatinin-kitabi

-Kitabın yazılış sürecinden bahsedelim isterim öncelikle… Neler anlatırsınız?

Bu kitabın yazılış süreci uzun bir zamana dayanıyor. Daha doğrusu bir zaman kısıtlaması yaşamadım. Acele etmedim.Çünkü öncelikle küçük notlar halinde aklıma gelen her ayrıntıyı yazdım. Sonra bu bölük/pörçük notları bir bütün haline getirdim. Ama neredeyse kitabın hacmi kadar sayfa da attım diyebilirim. Bazı mahrem bilgilerin deşifre edilmesiydi sözkonusu olan.

Çünkü insan kendi hayatından kesitler aktarınca, hayatınıza değer katan insanları küstürmek istemiyorsunuz. Değer katmayanları da isim vermeden es geçiyorsunuz. Önemli olan olayları birebir aktarmaktı. Bunu dillendirmeye çalıştım mümkün olduğu kadar.

-Yaşadıklarınızda acılar daha yoğun… İnsanlara kin ve öfke biriktirmeden yaşamayı nasıl öğrendiniz?

Ben yaşadıklarıma acı demedim. Tecrübe dedim. İnsanlar ileri yaşlarda hayat tecrübesi kazanacak diye bir sınırlama yok. Her tecrübe, bize kazanım olarak geri döndü. Erken olgunlaştık belki de. O yüzden insanları erken tanıyorsunuz, nasıl davranılacağı konusunda tecrübeleriniz devreye giriyor. Toplumdan alacaklı olduğum hissine hiç kapılmadım. Kader inancım bana kin ve öfkeyi yasaklıyor zaten.

-Yaşadığınız hüzün dolu çocukluğa rağmen hep iyi bir çocukmuşsunuz. Seçilmiş ve tercih edilmiş bir iyilik miydi bu?

-Elbette. Bebek bile oyun oynarken oyuncağını seçer. Tercihini yapar yani. Yaşamış olduğumuz olumsuzluklar belki de bizi bu yöne sevketti diyebilirim. Çünkü her olumsuzluk bir acı getiriyor. Sebep sonuç ilişkisini görebiliyorsunuz… Ama yaptığınız iyilikler bir ağaç gibi büyüyor, gelişiyor. Hatta ileride meyvesini veriyor. Çünkü bana yapılan iyilikleri asla unutmadım. Aynı şekilde elimi uzattığım insanlara yaptığım iyiliklerin yansıması ve tezahürü müthiş.

image

-Var olmalarına rağmen bir gün kavuşma umudu mu? Şimdi yoklar hiç olmasalar keşke mi?

Umut, duygusal bir tanım. Beklemenin bir başka adı… Beklemek ve kavuşmak… Bazen koşarak kavuşmazsınız, bekleyerek kavuşursunuz. Ben hep “var” olduklarını bildiğim için zaten kavuşacağımı biliyordum. “Hiç olmasa” veya “keşke” sözcüklerinin “bekleyen,” ya da “sebat” eden kişinin defterinde yazmaz. İyi ki “var”lar. Çok mu iyimser bir cevap oldu?

-Baba olmayı “modelleme” olmadan, el yordamıyla öğrenmek zorladı mı sizi?

Kuşkusuz… Ama el yordamıyla da olsa, size bir kazanım olarak geri dönüyor. Bir başka seferinde aynı hatayı tekrar etmiyorsunuz... Bir büyüğün küçüğüne nasıl davranması gerektiğini siz ancak, yetiştirme yurdu görevlilerinden görmüşsünüz. Bu modelleme doğru olmazdı. Ancak tek bir model vardı, o da hikaye veya masal kitaplarındaki iyi adamlar. Dahası, Efendimiz Peygamberimizin (asm) hayatı… Müthiş bir baba, müthiş bir şefkat deryası, müthiş bir sabır, metanet… Müthiş bir model. Biz Efendimizin yüzde birini yapabilirsek ne ala!

-Aile ne demek Demirhan Kadıoğlu için?

Kayıp bir cennet… Bir liman… Karı koca ve çocuklardan meydana gelen ve küçük bir sosyal varlık olarak görmek, sadece teknik bir kavram… İlk kültür ocağı, ilk sevgi menbaı… İlk dostlarını tanıdığı bir yuva… Ve “Yaratıcı”nın koyduğu kurallara göre kurulan sağlam ve toplumun biricik mutluluk kaynağı.

 

-Baba olduktan sonra kızgınlıklarınız daha da mı arttı? Yoksa anlamaya mı çalıştınız onları?

Kızgınlıklarım oldu mu? Eh… Anlamaya çalıştım mı? Evet… O dönemin şartlarını ve yaşananları alt alta koydum. Hiç kimsenin hayatı “simetrik” değildir. Düzgün bir hayat yaşamak yanılgı olur. Gel-gitlerin yaşandığı bir atmosferden “mutlu” bir aile tablosu beklenemezdi. Yaşananlar oldu/bitti. Bundan sonrası için yapmamız gereken şu; aynı ve benzer hataları bizim tekrar etmememiz.

-Biz yetiştirme yurdunda kalan veya sevgi evlerindeki çocuklar için ne yapmalıyız sizce?

Ziyaret edin. Ama acınacak bakışlarla değil. Gerçek bir ziyaretçi gibi gidin, onlarla birlikte konuşun, top oynayın, ip atlayın. Çocuğunuza davrandığınızın aynısını uygulayın. İnanın çocuk sizin yapmacık veya gerçek davranışınızı sezer, bilir. Eğer mesafeli duruyorsa, size inanmamıştır. Yok eğer sarılıyorsa, ona güven vermişsiniz demektir. Küçük hediyeler alırsanız, mutlu edersiniz. Ama göstere göstere değil, onurlandırarak verin.

-Hikayenizi okuyan insanlar , en çok neyi fark etsinler istersiniz?

Burunların dibinde yetiştirme yurdu binalarını göremeyenler bu kitapla “yetim”leri fark etsin istedim. Bu gün bazı kurumlar hastalık veya benzeri durumlar için “farkındalık” oluşturmak için etkinlikler düzenliyor. Ben de karınca kararınca bu kitapla, bir “farkındalık” oluşturma derdine girdim. Ailelerin kıymetini bilmeyen, kadına şiddet uygulayan, çocuklarını öteleyen ve gazetelerin üçüncü sayfalarına konu olanlar, bu kitapla ailenin kıymetini bilsin istiyorum. Yaşaması muhtemel cinnet veya benzeri felaketlerin bıraktığı acıları görsünler istedim. Bir gün bıraktıkları çocukların yarın öbür gün karşılarında olacaklarını ve belki de onlara hesap sorabileceklerini hesap etsin istedim. Adımlarını dikkatli atsınlar. Bir aile kurmak zordur, yıkmak kolay… Acılarına katlanamayacakları işi yapmasınlar istedim.

Tuğba Akbey İnan- Çocukaile.net



Bunlar da ilginizi Çekebilir

0 Yorum Yorum Yaz

Yorum Yaz