YA CİNSELLİK YA ŞİDDET!

25 Mart 2019Haberler5 Yorum »

kavga kızlar

Ana Yüreği  Diyor ki,

Cinsel şiddet iftiralarında 12-15 yaş arası kız çocukları daha fazla görülmekte. Bu dönem, tam ergenliğe girdikleri, inanç ve otorite benimsemesi ve kendini ispat çağıdır.

Genç bu dönemde kendini bir yere, bir fikre, bir inanca, bir gruba mensup hissetmeye başlar. Bu süreç aynı zamanda kimlik kazanma sürecidir.

Bu yaşlardaki küçük hanımlar, insan yerine konmadığı, kişiliğine saygı gösterilmediği, kendini ifade etme fırsatı ve imkânı bulamadığı ortamlarda, başka arayışlara girebiliyor. Kendini ispatlamaya çalışabiliyor. Aradığı, kabul görme isteğini yanlış yollarda değerlendiriyor. “Ben de varım” deme çabasına düşüyor.

12-15 yaş, ilk aşk duygusu hissettikleri ve bu duyguyu hayat boyu taşıyacaklarına inandıkları bir dönem. Bu yüzden, ilerde ki evlilik, düğün, ev, çocuk hayalini bile kurmaya başlıyorlar. Aslında hissettikleri, adına “aşk” dedikleri duydu, ailesi tarafından tatmin edilmemiş, bir sevgi açlığından başka bir şey değil.

Birde yetiştirme yurtlarında kalan kız çocuklarımızı düşünürsek, onların sevgi açlığı daha çok. Aslında aradığı baba sevgisi, ama adı ona göre “aşk” oluveriyor. Kadın olma yolundaki yolculuğunu yanlış yerde ispatlama çabasına giriyor.

O kadar boşluk içindeler ki, kim hangi yöne çekse, hangi düşünceyi benimsetse kabul ediyorlar. Farkında olmadan, farklı fikirlere hizmet ediyorlar.

Normal hayatta çocukların zihinlerinde oluşan objeler bile, hayvanlar, insanlar ve olaylarla ilgili bağlantılar, şiddet ve cinsellik üzerine kurgulanmakta. Maruz kaldıkları programların, hemen hemen hepsi ya “şiddet” ya “cinsellik” içerikli.

12 yaş altı çocuklar, olaylara şiddet açısından bakıp, şiddetle yorumlayıp, şiddetle değerlendirip, şiddetle çözümlerken, 12 yaş üstü çocuklar olaylara cinsellikle bakıp, cinsellikle düşünüp, değerlendiriyor.

Hayatları yalnızca “ya şiddet ya cinsellik” üzerine kurulmuş durumda. Bu durum hemcinslerine ve akranlarına karşı şiddet üzerinden dönüşü olurken, yaşça büyüklerine karşı ise cinselliği ortaya çıkarıyor. Farkında olmadan kapıldıkları bu “hipnoz”, onları suç işlemeye teşvik ediyor.

Kendi hayatlarını da, zan altında bıraktığı insanları ve ailelerini de mahvediyorlar.

Bu attıkları iftiralar, yalnız karşı tarafa değil, kendisine de zarar veriyor. Maalesef bunun kimse farkında değil. İftira attıktan sonra hayatlarının güllük gülistanlık olduğunu sanmıyorum. Bir müddet öyle gibi gözükse de, aradan zaman geçince mutlaka değişecektir.

Bir başkasına attığı iftiranın vebali ile hayatının dönüm noktasını yaşamış oluyorlar. İleride pişman olacağı, vicdan azabı çekeceği yaşa geldiğinde, dönüp arkaya bakınca “ben ne yaptım?” diye, geri dönüşü olmayacak.

Bu suç, ona kim bilir hangi suçların kapısını aralayacak? Bir gün bu attığı iftiraya belki gerçekten maruz kalacak. Kendi elinden, hanımlığını, evliliğini, sevmeyi, sevilmeyi, çocuk doğurup anne olmayı almış olduğunun farkına vardığında, iş işten geçmiş olacak. Bir kız evladı daha, yuva kurma, anne olma hakkını kaybetmiş olacak. Belki de gerçekten namusuna zeval getirttirmiş olacak.

En büyük mağdur elbette hapiste olup iftiraya uğrayan insanlar, onların aileleri ve çocukları. Bu insanların evlatları, bu olaydan sonra nasıl hayata bağlanacak? Nasıl sevecek, sevilecek? İnsanlara nasıl güven duyacak? Nasıl evlenecek? Bir kadını nasıl kabul edecek? Çocuklarını sağlıklı büyütebilecek mi? Babalarına karşı içlerine, şeytan bir şüphe vesvesesi getirecek olsa, bununla nasıl başa çıkacak? Etraftaki insanların ağzını nasıl kapatacak? Bu olanlarla yaşamak zorunda kalmak çok güç. Bir taşla bir sürü kuş vuruyorlar…

Bu tarz olayların araştırılması gerektiği kanaatindeyim. Sanki belirli illerde, seçilmiş belirli çocukların üzerinden uygulanan, belirli savcı ya da hakimler tarafından karar verilen, pilot bir uygulama gibi. Toplumun algısını zedelemeye, toplumun yapısını çözmeye ve nabzını tutmaya yönelik bir operasyon!!!

Uyanık olmak lazım. Ne tür bir komplo ile karşı karşıya bırakılıyoruz millet olarak, iyi analiz etmek lazım. Şuurlu ve ferasetli davranmak gerek. Çocuk kaçırma olaylarında da asılsız olanlar olduğu gibi, bire bin katarak anlatan, uyduran, ya da gerçek bir kadın beyanı mağdurlarının yanına asılsızların da gelmesi muhtemeldir. Biri ikisi üçü gerçekse eminim beşi onu da asılsız olaylar gerçek gibi yansıtılmaya çalışılacaktır.

Toplumu neye sürüklüyorlar, uyanacaklar mı acaba? Derdimiz, davamız bu şekilde bir HAK HAKİKAT duygusu olmalı. Bu komplolara kanmamak uyanık olmak lazım. Allah üç maymunu oynayanların gözlerini, kulaklarını ve kalplerini açsın. Allah millet olarak bizi bilinçlendirsin.

Gençlerimize çocuklarımıza sahip çıkma şuuru nasip etsin. Bu çocuklar, toplum içinde, bizlerin gözü önünde bağıra bağıra, haykıra haykıra kayboluyorlar. Onları biz yetiştiriyoruz. Bizlerin evinden çıkıyor.

O zaman dönüp kendi anne ve babalığımızı sorgulamamız lazım…

Okunma Sayısı : 6.112

Yorum yapın

“YA CİNSELLİK YA ŞİDDET!” için 5 Yorum

  1. ANA YÜREĞİ diyor ki:

    Neden bizim ailelerimiz ve onların aileleri çocuk yetiştirme konusunda kitaplar okumadı?
    Bir tek bile çocuk yetiştirme kitabı ellerine alma ihtiyacı hissetmediler?

    Onlar hiçbir zaman oturup annelik ve babalık üzerine kafa yormadılar. Onların döneminde böyle bir konunun mevzusu dahi yoktu. Çocuk yetiştirmek hayatın normali ve herkesin yadırgamadan, çaresizliğe düşmeden yaptığı bir şeydi sadece.

    İnsanlar büyük ailelerde büyür ve birlikte yaşarlardı. Her insan daha çocukken üstleneceği rolü, rol model olan büyükleriyle usta-çırak ilişkisi misali yaşamın içinde yaşayarak öğrenirdi. Küçük çocuklarla uğraşmak gayet normaldi.

    Artık yaşamlarımız değişti. Toplum değişti. Aile kavramı daraldı.
    Eskiden toplum aileyi korumak ve desteklemek için oldukça donanımlı idi. Olurlar ve olmazlar net bir otorite ile belirgindi.

    Çocuklar, ailelerine, büyüklerine ve öğretmenlerine saygı duyar, imrenir ve onları dinlerdi.
    Herkes helal ve haram kavramlarına bağlı olarak yetki sahibi olana saygı duyar ve uyum gösterirdi.

    Anne, baba, çocuklar ve büyükler birlikte ya da birbirlerine yakın bölgelerde yaşarlardı.
    Boşanmalar nadirdi. Anneler, analığın verdiği sorumlulukla evde kalır, evin her türlü düzenini ve sevgi bağını sağlardı. Babalar geçimi sağlamak için helal yoldan rızık kazanmaya çalışırdı.

    Televizyon yoktu. Bilgisayar yoktu. Akıllı telefon ve İnternet yoktu. O dönemde çocuğunu döven veya alkol kullanan aileler olsa da, yine de o dönemin tipik sorunları, günümüzde çocuklarımızın yaşadığı, karşılaştığı sorun ve mücadelelere yaklaşamaz.

    O dönemin okullarındaki disiplin sorunları; ödevin gecikmesi, sakız çiğnemek, derste konuşmak, etek boyu, saç örgüsü ya da sırayı bozmak gibi pürüzlerdi.

    Yüksek gelirli ailelerin çocuklarının çok az bir kısmı uyuşturucu denemişti, alkol almak ise pervasızlık olarak nitelendirilirdi. Arada bir ergenlik çağında bir kız hamile kalırsa, teyzesinin ve ya halasının yanına gönderilir ve kimse nedenini bilmezdi. Çocuklar cinsel ilişkiyi bilmediği gibi, öpmenin hamile bırakacağı korkusunu ve günahını yaşardı.
    Çoğu çocuk boş zamanını dışarıda oyun oynayarak geçirmeyi ister, saklambaç, yakan top oynar, ağaca tırmanır ve toprağa el sürerdi.

    PEKİ BUGÜN NEREDEYİZ???

    Öncelikle aileyi oluşturan temellerimiz tamamen değişti. Bugün çocukların çoğunun anne ve babası ayrı. Hemen hemen her ailede anne ve baba çalışıyor. Eskiden çocuklara ayrılan zamanın ve enerjinin çoğunu, başka yerlere yönlendiriliyor. Çocuklar bugün ailesinin ve öğretmeninin otoritesini hiç olmadığı kadar zorluyorlar ve bu şansa sahipler.

    Televizyonlar evlerimizi, şovların çılgınlığıyla dolduruyor.
    İnternet ise şiddet ve cinsellik üzerine yayınlarla ve görsellerle hipnotize ediyor.

    Bugün okul çağındaki çocukların sorunları, UYUŞTURUCU ve ÖLÜM TEHLİKESİ içeriyor.
    Eskiden nadiren yaşanan ve duyulmayan cinsellik ve intihar vakaları bugün yaygınlaşmış durumda.

    Çocuklar, eskiden açık havada geçirdikleri zamanın tamamını internette geçiriyor.
    Helal ve haram kavramlarını sorguluyor, ahiretin varlığından şüphe ediyor, ibadet kalpte fiiliyata amele gerek yok diyor. İmanını, inancını kendi belirliyor. Hatta özgürlük diye cinsiyetini bile belirlemeye kalkıyor.

    BUGÜN NEDEN ANNE VE BABALIĞI ÖĞRENME İHTİYACI HİSSETTİĞİMİZ KONUSUNDA ve ÇOCUK YETİŞTİRMENİN DAHA ZOR OLDUĞUNA DAİR AKLINIZDA HERHANGİ BİR ŞÜPHE KALDI MI???

    Öncelikle internetin oluşturduğu cinsellik ve şiddet sarmalından, anneliğim-izi, babalığımızı, kadınlığımızı, erkekliğimizi, HİPNOZ-LANMIŞ, FREKANSLARLA YÖNLENDİRİLEN aklımızı ve ruhumuzu kurtarmamız, temizlememiz gerek…

    Hiç bir şey için geç değil. Af edici bir Rabbimiz olduğunu unutmamak ve ümit var olarak, çocuk yetiştirmede annelik-babalık otoriterimizi İslam-i şartlarda ortaya koymalı, ele almalıyız…

    Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun.

  2. ANA YÜREĞİ diyor ki:

    Alman kamu yayıncısı Deutsche Welle’nin (DW) öncülüğünde kurulan Türkçe yayın yapacak YouTube kanalı +90 yayına başladı.

    Alman Deutsche Welle ( DW)
    +
    İngiliz BBC
    +
    France 24 (F24)
    +
    Amerika’nın Sesi (VoA)

    Birlikte Türkiye için Türkçe yayın yapacak.

    Anlamı?

    +90 kanalının ilk 4 saatte upload edilen videoları ortada:
    “Trans kadın olmak ne demek?”

    Hepsi birleşmiş CİNSİYET İÇİN GELİYOR!

    Anlaşılan filmler yetersiz oldu. Zihinlere format atmaya geliyorlar. Daha öncede yazmıştım Yeni savaşımız bu_ Zihin kontrol savaşı!

    Zihnine, İnancına, İmanına sahip çık medyayı yönlendirmek için geliyorlar. Bizim medyalarımız ve sosyal hesaplar yeterli olmadı savaşa hız vermeye geliyorlar!

    Her zamankinden daha çok Uyanık olmak gerek. Toplumsal bölünme, toplumsal ayaklanma, toplumsal isyan, toplumsal inanç, toplumsal algı için, neye inanılması gerekiyorsa, neyin doğru olduğu benimsetilmesi gerekiyorsa, öğretmek için kolları daha fazla sıvamışlar!!!

  3. ANA YÜREĞİ diyor ki:

    FITRATA MÜDAHALE

    Şeytan “… Onlara muhakkak emredeceğim de Allah’ın yarattığını -tabii şekil ve hallerini değiştirmelerini ve onlarda bunu yapacaklar- değiştirecekler” (Nisa 119)

    Feyzü’l Kur’an isimli meal ise, bu ayeti kerime için; “DNA ile oynayıp bozarak, farklı yaratık elde etmeye çalışacaklar. Mahlûku/yaratılmışı “Halık” –yaratıcı- yerine koyacaklar, Allah’ı sever gibi onları sevecekler. Tevhit den çıkacaklar, ‘izm’leri/ideojileri din haline getirecekler, dini yaşantıyı bırakıp, batıl fikrin, şeytan ve tagut’un peşinden koşacaklar. Allah’ın yaratışının değiştirilemeyeceğini ve kendilerine lanet olduğunu bilmeyecekler.” şerhine yer veriyor.

    Değişim nelerle başlar?

    -Bir kadının bir erkeğe, bir erkeğin bir kadına benzemeye çalışmasını da, erkeklerin kadınlar gibi süslenerek, kadınların erkekler gibi giyinmesi de,
    ( Tefsirlerde yapılan açıklamalara göre, şekilce kadını erkek, erkeği kadın yapmaya çalışacaklar. Bıyıklarını ve sakallarını yolacaklar, suratlarını boyayacaklar, her iki cins de kılıklarını değiştirecekler. Organlarını yaratılış vazifelerinin dışında ve tersine kullanacaklar. Nikâhlı yaşamak yerine sefil hayatı yaşayacaklar. Güzel olsun diye vücutlarına dövme, estetik ameliyat gibi görünümlerini değiştirecek şeyler yapacaklar. Bazı kadınlar kimi yerde soyunacak veya sokaklarda yarı çıplak giyimleri ile hayâ ve utanma duygularını öldürecekler.)

    -Anne ve babanın, temiz ve masum çocuğunu yanlış eğitim vererek bozması da,
    (Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre, Allah Rasulü (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:
    “Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra anne babası onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar.” (Buhari, Tefsir (Rûm), 2))

    -Bir âlimin doğruyu yanlış, yanlışı doğru, helali haram, haramı helal göstermesi de,
    Rasûlullah’ın şöyle buyurduğu da rivayet edilmiştir: “Bunlar onlara ibadet etmediler; fakat onlar bunlara bir şeyi helâl kıldıklarında bunu helâl, haram kıldıklarını da ise haram biliyorlardı” demiştir. (Tirmizi tefsiru suret 9.10.)

    -Bir bilim adamının, bir canlının tabii yapısını değiştirerek bozmasını da,

    -Özellikle bitki ve hayvanların genlerinin, farklı canlı genleriyle değiştirilmesi de fıtratı bozma (değiştirme) kapsamındadır.

    Allah’u Teâla’nın yarattığı her şeyin paralelini yapma çabasında olanlar her şeyin fıtratını bozmaktadırlar. Bugünkü ahlaki çözülme ve imanın bozulmasının ana sebeplerinden en önemlisi, temiz bir beslenme olmamasıdır. Vücuda giren her türlü gıda artık bozulmuş, değişime uğramış ve dahi kirlenmiştir. Helal sertifikalı içkinin yapılması bunun ‘helal’ olduğunu göstermez. Bu, helal kapsamlı haramlara rağbet edenler için, yakında helal domuz, helal eğlence mekânı hatta helal genel ev bile yapılmasının yolunu açıyor.

    Durum bu iken neslimiz bundan nasıl etkilenmesin? Geçmişte buluğ çağına giren her çocuk evlenmeye hazırdı. Ahlaken yetişmiş, farkında ve sorumluluk alabilir durumda olan nesil şimdilerde vücut olarak şişmiş, ama içi ahlak ve şuur bakımından boştur. Yenilen gıdaların şeklini almışlardır. Hormonlu ve gdo’lu gıdalar nasıl ki iri, şekli bozuk, kabukları kalın ve içleri boşsa, nesilde aynen gdo’lu ve hormonlu durumdadır. Özellikle östrojen içeren gıda tüketimi, kızlarda ve kadınlarda bu hormonun çok fazla çalışması sonucu cinsel istek artırımına, erkeklerde ise kadınlaşmaya erkek hissiyatından ve bedeninden uzaklaşmaya neden olmaktadır.

    “Çocukta ruh ve beden eğitimi ve gelişimi beraber yürütülmelidir.” -İbni Sina-

    12-15 yaşındaki kızlar 17-20 yaş, 17-20 yaşındakiler ise rahat 30 yaşında ki kadın gibi gözüküyor. Erkek çocukları ise kadınlaşıyor. Yenilip içilen her şey vücudun yapısını bozuyor. Gebelikten-ergenliğe kadar maruz kalınan endokrin (hormon) bozucular ise en tehlikelileridir.

    Bu da bize erken ergenliği getiriyor. Peki, ergenlik nedir?

    Ergenlik: En basit tanımıyla cinsel olgunlaşma ve üreme yeteneğinin kazanıldığı, çocukluktan erişkinliğe geçiş dönemidir. Kızlarda östrojen ve erkeklerde testosteron hormonlarının artmaya başlamasıdır.

    Bu dönemde çocuk, hem fiziksel ve cinsel, hem de psikolojik değişim ve gelişim gösterir. Bu birkaç yıl içinde uğrayacağı yoğun değişim çocukta çalkantılı bir dönem olarak geçer. Önemini biraz düşünürsek, bu döneme çocuk olarak girer ve bir yetişkin olarak çıkar. Tamda bu geçirdiği zaman diliminde ki, kendini arayışı hem vücut bakımından, hem inanç ve fikir bakımından kendini konumlandıracağı andır. Dikkatli olunması gereken en hassas ve tehlikeli andır.

    Geçmiş yıllarda 13-15 yaşında evlenenlerin hissettiği cinselliği, bizim 7-9 yaşındaki çocuklarımız hisseder durumda. Kaldı ki 7-9 yaşında cinsellik hissetmeye başlayan çocuk daha buluğa ermeden cinsel denemelere girebilmektedir. Cinsel yaşamın ne olduğunu bilmese de, içinden gelen cinsel dürtüyle başa çıkamamaktadır. Yalnızca tüketilen gıdaların değil elbette verilen ahlakın, yaşadığı ortamın da çok fazla etkisi bulunmakta. Gıdadaki tehlikeler ve ahlaktaki tehlikeler olmak üzere ayıralım. Bunları şöyle sıralayalım. 1- Gıdada ki tehlikeler 2- Ahlakta ki tehlikeler

    Gıdada ki tehlikeler;

    1- Tüketilen hormonlu ve GDO’lu gıdalar
    2- Katkı maddeleri
    3- Ambalaja girmiş hazır gıdalar
    4- Özellikle içinde yazmasa da alkol bulunan gıdalar (bknz: Kemal Özer Şeytan Ye Diyor sf:166,299)
    5- Jelatindeki tehlike (bknz: Kemal Özer Şeytan Ye Diyor sf:162)
    6- Hızlı büyütülen yapısı değişmiş hayvan eti, sütü ve yumurtası

    Bu gıdalar çocuklarda erken ergenliğe, ergenliğe girmeden çocukluk döneminde ise anlam veremedikleri cinsel dürtülere sebep olmaktadır. Mevsimsiz tüketilen meyve-sebzeye, hızlı yetişmesi için verilen ilaçlar sonucu yüksek oranda östrojen taşıyan tavuğa, katkı maddeleri ile dolu hazır gıdalara maruz kalan çocuklar, bebeklikte de hazır mamalarla büyütülüyor. Katkı maddeleri; dikkat eksikliği-dağınıklığı, hiperaktivite, erken vücut gelişimi (büyümesi ve bozukluğu), astım, kısırlık, huzursuzluk, hiçbir şeyden zevk almama hali, mutsuzluk, hayattan bezmişlik, bağırsak hastalıkları, doğum kusurları, alerji, obezite, diyabet, migren, görmede/işitmede kusur ve kansere yol açmaktadır. Her gün bu gıdalarla neslimizi de, kendimizi de zehirlemekteyiz. Yapımızı bozmaktayız.

    Ahlakta ki tehlikeler den korunma;

    1- Gebelik sırasında mümkün olduğunca büyüyen karın bölgesini muhafaza etmek (teşhir etmemek)

    2- Bebeğin avret mahallîni, altının bakımını yapan kişi haricinde kimseye göstermemek (zaruretten doktor hariç )

    3- Çocukla birlikte banyo yapmamak (Annelerin hele de muhafazakâr kesimin yaptığı en büyük yanlışlardan biri çocuğunu (kız ya da erkek) kucağına oturtarak banyo yapmasıdır. Banyoda bile yalnızken edepli olunması gerekirken, çocuğuyla haddinden fazla ten teması kurmak, çocuğuna kendi vücudunu da teşhir etmek büyük bir ahlaki sıkıntıdır. Umuma açık havuzlarda ve denizlerde büyüyen çocukların maruz kaldığı sıkıntı ise porno filmine maruz kalmış gibidir.

    4- Evin içinde bile olsa aile üyelerin yanında, kız çocuğunun babasının, annenin erkek evladının yanında kıyafet mahremiyetine küçük yaşlardan itibaren uyulması

    5- Bebekliğinden itibaren sevgimizi gösterirken fazla vücudunu mıncıklamamak ve şapur şupur öpücük yağmuru yapmamak (özellikle bebeğin, çocuğun dudaklarından öpmemek) İster yakın olsun ister uzak, hiçbir insanın kendini tatmin etmesi için çocuğunuzu öpmesine, mıncıklamasına, sevmesine izin vermeyin. “Sevgi” öpmek demek değildir.
    “Şunu denemenizi rica ediyorum; hangi yaşta olursa olsun evladınızın bir yanağını öpecek kadar yaklaşıp yanağını öpmeden ve dokunmadan koklayıp misss gibi kırmızı bir gül, diğer yanağına da aynı davranışla misss gibi beyaz bir gül kokuyorsun deyin. Emin olun şimdiye kadar ki öpücüklerinizden daha fazla mutlu olacak.”

    6- Çocuğa atılan dayaklar da, vücudu üzerindeki hissiyatını artırmaktadır.
    “Çocuğu döversen yüzsüz, bir şey vermezsen arsız yaparsın.” -Türk Atasözü-

    7- Emzirme döneminin 2 yaşta bırakılması (Bakara 233)
    “Çocuğun sütten kesilmesi, iki yıl içindedir” (Lokmân 31/14)

    8- Tuvalet eğitimi sırasında yapılan yanlışlarda çocuğun ilgisini cinsel organına çekmektedir. Temizliği esnasında çok fazla hırpalamamak ve mantar oluşumuna da dikkat etmek

    9- Cinsel organlarıyla (özellikle erkek çocuklarına karşı) ilgili elle veya sözel olarak şaka yapmamak

    10- İster iç çamaşırını, ister kıyafetini çok fazla dar giyindirmek cinsel organını aşırı duyarlı hale getirir. Kız çocuklarının bacaklarının birbirine kıyafetsiz temas etmesi cinsel dürtü oluşturur. Giyinilen kıyafetlere dikkat etmek

    11- Yaşına uygun giyinmesi. Çocuk diye mahremiyetten vazgeçilip vücudu ortaya çıkartılmamalı. Transparan kıyafetlerden küçük-büyük kız çocuklarını uzak tutmalı.

    12- Karı-kocanın ve ya iki sevgilinin birbirine olan hitabını (aşkım, sevgilim, erkeğim vb.) çocuğumuza karşı kullanmamak

    13- Çocuğunu aşırı eleştirip, kınamamak ahlakını tehlikelere karşı muhafaza eder.

    Büyüyen ve gelişen vücutlarına karşı olumsuz verilen tepkiler. Sanki günahkâr oluyormuş ya da kirleniyormuş yahut tiksindirici bir olay gerçekleşiyor gibi Allah’u Teala’nın yarattığı bu eyleme iğrenç olarak bakıp gencin üstünde suçlu psikolojisi oluşturmak onu başkaları tarafından kabul edilme yoluna iter. Oysaki ergenliğe girmek, genç için anne ve baba olma lütfudur. Kız çocuğu için hayız görmek, anne olabileceğinin güzel bir sebebi olarak bakılmalıdır. Erkek çocuğu ise babalığa, sorumluluğa hazır yiğit biridir artık.

    Amerika da, 11-12 yaş kız çocuklarının bebek bakarak, erkek çocuklarının ise bahçe işlerinde çalışarak para kazanabilir anlayışı hâkimdir. 2-3 yaşından itibaren birçok ev içi görev vererek, sorumluluk kazandırılmaya çalışılan çocuklar 16 yaşına geldiğinde kendi evine ayrılmaktadır. Yapılan bu doğru yaklaşım maalesef ehlisünnet şuuru ışığında gerçekleşmediği için tamama ererek yuvalarını daim ettirememektedirler. Bizde ise ne eylem ne şuur hak getire. Her yerden sallanmış durumdayız. Tamamen değerlerimiz boşaldı. En alttan aileden (nesilden) çatırdıyoruz. Kobay gibi her duyduğumuzu benimsiyor ve çok kolay hayatımıza sorgulamadan uyguluyoruz.

    Erken evlilik yasallaşsa bile bizde o evliliğe vücut olarak hazır şuur olarak bom boş bir nesil mevcut. Evlenenler hızlı yoldan ayrılmayı seçiyor. Mesele bu gençlerin yuvalarını bilinçli daim ettirmesidir. Yukarıdaki maddeleri uygulamadan, dikkat edip hassasiyet göstermeden büyütülen bir genç nasıl şuurlu olacak? Soralım kendimize, İslam inancı ve ehlisünnet şuuru içinde batı özentisi yapmadan, kendimize çekidüzen vererek neslimizi besmele ile dünyaya getirip büyütebilecek miyiz? En azından bunun bilinci ile mücadele edecek miyiz? Aile içi sıkıntılarla ve ambalajlı gıdalarla büyümemeleri için mücadele edecek miyiz?

    Ahlakımızı, bedenimizi ve zamanımızı temizlemezsek 9-12 yaşındaki kadınlaşmış kızları yetiştirmeye devam ederiz…

    “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun!..” (et-Tahrîm, 6)

    (Ana Yüreği)

  4. ANA YÜREĞİ diyor ki:

    Çocuk yazın Google bakın ne yazıyor: anne karnında ya da bebeklik çağı ile erginlik çağı arasındaki gelişme döneminde bulunan insan.
    “BEBEKLİK ÇAĞI İLE ERGENLİK ÇAĞI” diyor farkında mısınız? Demek ki ergenliğe giren artık çocuk değil yetişkindir. 3-5-10 yaşında ki çocukların başına gelen istismarla, 15-16 yaşında artık ergenliğe girerek yetişkin olmuş bir insanın evlenmesi aynı kefeye nasıl konur? Bunun adı “çocuk yaşta evlilik” tabiri nasıl olur? Yetişkin evliliğidir bu başka bir şey değil. Allah’ın helal kıldığı yoldan birleşmenin adı istismar değildir.

    İşleri güçleri Allah’a başkaldırmak. Yaradan’la harp etmek.

    Her türlü cinsek aktivite ile büyüyen çocuklar, küçük yaşta izlediği animasyonlar ya da basit çizgi filmlerde bile gizli cinsel karelere maruz kalan çocuklar, 13 yaşından sonra bu dürtüyü nasıl bastırsın? Tabi, evlenmesin ki yerinde duramayan 13-16 yaş çocuklar birilerinin sömürüsüne maruz kalmak için kucaklarına düşsün. Bu genç yetişkinleri istedikleri gibi kullansınlar.

    -Cinsellik çocuklar için bir sömürü aracıdır- bu anlayış hâkim olmalı ki, cinsel birleşme rezil, iğrenç hatta insan hakkını ihlaldir diye gösterilmeli ki, cinsellik kalksın ve biyonik insanlar gelsin. Robotlarla evlilikler bu olaylardan sonra daha fazla duyulacak. Bekleyin yakındır. Artık, masal olan ama gerçekleşmesi için yıllardır uğraşılan, “bebek” bile leylek siparişi ile gelecek. Biz buna masallarla alıştırıldık. Hazırız. Yargılamayız. Ne oluyor demeyiz.

    Olayların arkasında ki şeytani aklı iyi fark eder, basit bir lbgt ya da feministlik savunması olmadığını anlarsak, gerçek bir çözüm ancak sağlanabilir.

    Bakın 15-16 yaşında evlenenler haricinde genel itibariyle söylüyorum ki ortaokul dönemindeki lisede ki –sevgili- anlayışı çocuklardan kalktı. Artık diğer cinse karşı bir ilgi yok. Bu nesil fark edilmiyor. Fark edilmesin diye de “çocuk evlilik” oluyor yaygarası koparılıyor. Çocuk evlilik denilenler şurada 5-10 yıllık mesafede kaldılar. Yeni gelen nesil de zaten bu yok.
    Sevgili yok. Sevgi yok. Evlenme isteği yok. Anne olacakmış baba olacakmış kavramı yok. Kadın-erkek kavramı yok. Çocuk kavra mı da yok.

    Bambaşka bireyselleştirilmiş, kendi varlığını şeytani akla hizmet olarak adamış, onun komutu haricinde, sizin söylediğiniz her şeyi sorgulayarak karşı çıkan hipnoz edilmiş, bir nevi ruhları şeytana teslim edilmiş, helal, haram, üzüntü, sevinç, sevgi, aşk, anne, baba, kardeş, teyze, hala, amca, ahiret, inanç, İslam, ibadet, yeme, içme, aklınıza gelebilecek her türlü kavramın değiştirildiği, zihinlerinin kontrol edildiği yeni bir nesil geliyor. YENİ DÜNYA İNSANI YETİŞİYOR.

    Kimse görmüyor. Başka yaygaralarla olayın farkında-lığının önüne geçiliyor. Amaç karı- kocadan meydana gelen nesil kavramını yok etmek. Aile kavramını, akraba kavramını yok etmek. Bunun için, kız çocuklarını diplomalı meslek sahibi yaptırarak aydınlaşsın deniliyor. Amaç diploma değil. Meslek değil. Kadının çalışması de değil. Amaç doğurganlığı elinde olan kadın neslini aile kavramından uzaklaştırarak nesil çoğalmasını ve nesle olan sevgi bağlılığını kaldırmak.

    Çocuk istismar olayı, meclisteki konuyu sabote etmek için değil sadece bu bahsettiğim olayın gerçekleşmesi için karı-kocanın birleşmeye karşı iğrençlik duymasının istenmesi içindir.

    Birçok sömürü altındaki ülkelerde kadınlar ama en çok ta çocuklar sex kölesi olarak kullanılıyor. Hangisini duyuyoruz? Derdine yanıyoruz? Müslüman kardeşlerimizin yada masum insanların derdiyle dertlenmezsek Allah’u Teala bizim başımızda da aynı oyunların oynanmasına müsaade eder.

    Allah’u Teala İblise kıyamet saatine kadar mühlet vermiştir. Biz kendi iradelerimiz doğrultusunda İblisi başımıza musallat etmeyelim. Şeytanın gözü bizim toprağımızda, bizim insanımız da. Kadın hakları yada cinsiyet savunucuları birer şeytani aklın kuklasıdır. Onlar da ŞUUR da FERASET te yoktur.

    BİZ ŞUURLU VE FERASETLİ OLALIM. TOPRAĞIMIZA İNSANIMIZA SAHİP ÇIKALIM. NE BİR AVUÇ TOPRAĞIMIZI NE DE HANGİ ZİHNİYETTE OLURSA OLSUN KENDİ İNSANIMIZI ŞEYTANA KAPTIRMAYALIM. BİRLİK VE BERABERLİK İNANCIMIZ BİZİ AYAKTA TUTACAK TEK ŞEYDİR!

    NOT: Biliyorum çok uzun oldu. Daha da yazamadıklarım var. Konu hem çok kısa hem de anlamayana anlatmak için çok uzun. Yazı bana aittir. Başka hesap kullanmadığımdan kimseye ulaştıramıyorum. Allah rızası için istirham ediyorum, bu yazıyı çoğaltalım herkese ulaştıralım. Bir kişiyi yanlışından döndürmeye vesile olabilirsek kazanan biz oluruz. Şeytan değil.

    Sema Hanım ferasetli duruşunuzdan ve şuurla olayları aydınlatıp sakinliği muhafaza ettiğinizden dolayı Allah razı olsun!

  5. ANA YÜREĞİ diyor ki:

    Biz devleti anamızın ak sütünde, yârimizin kokusunda sevdik

    Anladık ki yârimizin kokusu da, annemizin sütü de güzelse, devletimiz vatanımız var diyedir.

    Bu bir gönül kavgası değildir, bu bir iman kavgasıdır. Biz gönlümüzü çoktan imanımıza teslim ettik, ne yaşadıksa, ne işledikse, ne çektikse imanımız içindir elhamdülillah.

    Düşman dışardan olunca savaşmak kolay da, kendi kanından milletinden olunca zor.
    Gördüğünüzü, bildiğinizi kendi aklınızı unutup, onun gördükleriyle onun söyledikleriyle uyumaya meyl ediyorsunuz. Ama biz her daim uyanık olmak zorundayız, bu memleketin her çocuğu bizim evladımız, diğer evlatlarımız için de gözümüzü açık tutmalıyız. YALANLARLA DOLU NİNNİLERİN FISILTISINA KAPILIP GÖZÜMÜZÜ KIPMAYACAĞIZ!

    Mucizelerin ve kerametlerin imansız kalbe tesiri yoktur. Mucizeler ve kerametler imanlı kalplerin imanını kuvvetlendirmek içindir. Hakkı kelam da ancak imanlı ruha tesir eder. Vatan sevgisi imandandır. İmanlı kalplere şirk sokmayalım. Vatan sevgisinden vazgeçirip, İslam dan ayırıp, namusumuza göz diken şer akla fırsat vermeyelim…

    Eğrisi ile doğrusu ile millet bizimdir, vatan bizimdir, nesil bizimdir, aramızdaki anlaşmazlığı düşmana açıp yol eğletmeyelim. Biz talep edeceğiz yanlış doğrulatacak, biz talep edeceğiz eğri düzelecek, vaz geçmek bu kadar kolay değil. Bizi düzeltecek gene biziz. Biz bizden vazgeçerken, birilerinin sömürüsüne maruz kalırız. Şuurlu ölçüp, tartmak lazım.

    ALLAH SIRAT-I MÜSTAKİMDEN DEVLETİDE MİLLETİDE AYIRMASIN!

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Şu an ocak 2019, bu süreçte ders kitaplarından bütün cinsiyet rolleri çıkartıldı ve 162 okul pilot okul olarak seçildi "cinsiyet eşitliğine duyarlı okul" adı altında cinsiyetsiz ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Mutlu bir evliliğin reçetesi gayet basittir: Birbirinize karşı oldukça nazik davranın.” ( Marie France)

Kitap

Algı Yönetimi ve Manipülasyon

Algı Yönetimi ve Manipülasyon "Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi" kitabı nasıl kandırıldığımızı çok iyi gözler önüne seren bir kitap. Mücahit Gültekin kitapta bilimsel açıklamalarla birlikte günümüzden ve İslam tarihinden örneklerle  yalın bir ...
Devamını Oku