Yapma ile Büyütülen Çocuklar

11 Ekim 2017Mehmet Emin Karabacak11 Yorum »

mehmet1-150x150Günümüz anne babalarının çocuklar ile ilgili en büyük sıkıntılarının başında; söz dinlememeleri ve ders çalışmamaları gelmektedir. Çocukların söz dinlememenedenleri ve çözüm yollarını Ensar Neşriyat’tan çıkan; “Tabakaları Ayırdık Çocuklar Söz Dinlemez Oldu” kitabımda ele aldığım için bu yazıda bundan bahsetmeyeceğim. İsteyen okurlarımız adı geçen kitabımdan faydalanabilirler.

Anne babaların rahatsız oldukları diğer bir konu da çocukların ders çalışmamalarıdır. Bugün çocuklarının ders çalışmasından hoşnut olan anne baba sayısı, parmakla sayılacak kadar azdır. Anne babaların büyük çoğunluğu, çocuklarının yetenekli olduğu ancak istenilen şekilde ders çalışmadıklarından şikâyetçidirler.

Çocukların ders çalışmamasının birçok nedeni olsa da temelinde girişimcilik ruhlarının engellenmesi ve sorumluluk duygularının gelişmemesi yatmaktadır. Çocukların bu duyguları anne babaları tarafından geliştirmek bir yana engellenirse, çocuklarda ister istemez ders çalışmak istemeyeceklerdir.

Girişimcilikleri Engellenen Çocuklar

Cenab-ı Hakk:“Allah, sizi analarınızın karnından, siz hiçbir şey bilmez durumda iken çıkardı. Şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi.” (Nahl, 16/78)buyurmaktadır.

Çocuklar; anne karnından hiçbir şey bilmezken doğduklarına göre duygu, düşünce ve davranışlarının şekillenmesinde anne babasının katkısı büyüktür. Bu çocuklar, her şeyi tanıyarak ve deneme yanılma yöntemiyle öğreneceklerinden gördükleri her şeyle oynamak isteyeceklerdir. Çocukların bu istekleri, anne babalarıtarafından evin düzenini bozmak olarak algılanacağından özellikle de annelerin olmaz ve hayır tepkileriyle karşılaşacaklardır.

Çocuklar yürümeye başlamadan önce ellerine aldıkları her şeyi ağızlarına götürürler. Çocukların bu davranışının temelinde her şeyi ağızlarıyla tanımaya çalışmalarından kaynaklanmaktadır. Bu dönemde çocukların girişimcilik adına tanımaya çalıştıkları şeyleri yasaklamak yerine yutamayacağı ve zararsız olanlardan elleyebileceği, ısırabileceği, oynayabileceği değişik materyallerden vermek gerekir.

Yine çocuklar özellikle de yeni yürümeye başladıkları zaman zihinsel gelişimlerinin bir özelliği olarak,evdeki her şeyle oynamak isteyeceklerdir.  Çocukları tanımak için her şeyle oynamak isteği, anne-babalar tarafından evi karıştırmak olarak algılandığından, çocukların girişimcilik duyguları engellenecektir.

Oysa bu çocukların küçük yaştan itibaren zihinsel gelişimlerinin bir gereği olarak her şeyle oynamak isteyişi anne babaların, ona dokunma, onu elleme, oraya gitme, yapma, etme gibi emirler çocukların girişimciliklerini olumsuz etkilemektedir.Bunun sonucunda bu çocuklar, okula başlayınca da ders çalışmayan, araştırma yapmayan, çevresini incelemeyen, kitapları karıştırmayan birer öğrenci olacaklardır. Bu çocuklar büyüdükleri zaman sadece etrafı gözlemleyen, araştırma şevki kırılmış, ne yapacağını bilmeyen, iş beğenmeyen insanlar olacaklardır.

Çocuklar girişimcilik ruhlarını daha iyi anlayabilmek için aşağıdaki deneyi iyi okuyup iyi değerlendirmek gerekir.

Berkley’deki California Üniversitesinde, iki psikolog, bir biyo-kimya ve bir de anatomi uzmanından oluşan ekibin yaptığı araştırmalarda, yeni doğmuş on iki ikiz fare deney için ayrılıyor. Bu ikizlerden birer tanesi bir araya toplanıyor. İkiz eşleri ise tek tek kafesler kapatılıyor. Bunlara kafeslerinden çıkma, çevreyi tanıma imkânı verilmiyor ve bakıcıları da ancak yiyecek verme zamanlarında farelerle ilgileniyorlar.

Bir araya toplanmış olan fareler ise, bol ışıklı, kalabalık, gürültülü bir laboratuvardaki kafese yerleştiriliyorlar. Kafese merdivenler, döner tekerlekler ve daha başka “beş duyuya yönelik” fare oyuncakları konuluyor. Her gün otuzar dakika fareler kafesten çıkarılarak diledikleri gibi dolaşmalarına izin veriliyor. Fareler büyüdükçe, onlara çeşitli öğrenme görevleri yükleniyor ve öğrendikleri her yeni şey için şekerle ödüllendiriliyor. Bu uyarı ve eğitim programı seksen gün sürdürülüyor.

 Uyarıcı ve eğitici çevrede büyüyen farelerle öteki fareler bir araya geldiğinde, birinci gruptakilerin ötekilerden daha zeki ve problem çözmede daha becerikli olduğu ortaya çıkıyor. Daha sonra bu farelerin beyinleri inceleniyor. Ve uygun çevrede yaşayan farelerin beyninin öteki farelere oranla daha büyüdüğü, kıvrımlarının fazlalaştığı ve ağırlaştığı görülüyor. Beyin hücreleri çoğalıyor.

Anne Babalar Neler Yapmalı?

Anne babaların ellerinde yazılı olamasa da sözlü olarak, evde dokunulmaması ve ellenmemesi gereken kurallar listesi vardır. Başka bir ifadeyle çocuklara evde yapabileceklerinden daha çok yapamayacakları şeyler söylenmektedir. Bu süreçte her hareketine elleme, dokunma, yapma, etmelerle karşılaşan çocuğun gelişimi de sağlıklı olmayacaktır.

O kadar yapılmaması gerekenler içinde evde hiç dokunulacak ya da yapılacak bir şey yok mu dediğimizde anne babalar: “Gitsin oyun oynasın, internete girsin ya da televizyon seyretsin!” demektedirler. Tamam, oyun oynasın, internete girsin, televizyon seyretsin de nereye kadar. Her şeylerine karışılan, yapması gerekenlerden daha çok yapmaması gerekenler söylenen çocuklarda yapması gereken dersleri de yapmayacaklardır.

Anne babaların yapacağı ilk şey,  evin düzenini çocuğa göre düzenlemedirler. Çocuk kırıp dökecek diye çocukların hareketlerini kısıtlamamak gerekir. Sadece çocuğu yaralayacak eşyalarla, kırılıp dökülecek şeyleriortada bulundurulmaması gerekir. Yoksa her şeyi ilginç bulacak olan çocuklar; bunlarla oynayacak bu da hem kendisine hem de eşyalara zarar vermesine neden olabilecektir.

Çocukların zihinsel gelişimler gereği evdeki uygun eşyalarla oynamak isteği engellemenin aksine teşvik edilmelidir. Özellikle evde kullanılmayan eşyaların kullanmalarına müsaade edilmeli ve bunlardan yeni şeyler yapması içinde özendirilmelidirler.

Sonuç olarak;

Yukarıdaki fare deneyinde de olduğu gibi çocukların zihinsel ve psiko-sosyal gelişimlerinin sağlıklı olabilmesi için öncelikle çocukların kabul görülmeleri gerekir.  Çocukların kendilerini değerli hissetmeleri ve sosyal kabul görülmeleri içinde çocuklara uygulama olanakları verilmelidir.

Çocuklara evde çok fazla müdahale etmeden dilediği şekilde hareket etme özgürlüğü imkânı sağlandığında kendilerinin değerli olduğunu hissedeceklerdir. Kendilerinin önemli olduğunu hisseden çocuklarda girişimcilikleri gelişecektir. Bu da çocuklara güven getirecek ve bir şeyleri yapabileceği inancını geliştirecektir. Başka bir ifadeyle yeni denemeler için risk almaktan korkmayacak ve yeteneklerini fark etmeye başlayacaklardır.

 

Okunma Sayısı : 1.664

Yorum yapın

“Yapma ile Büyütülen Çocuklar” için 11 Yorum

  1. ibrahim diyor ki:

    evet evler buna göre düzenlenmeli yeni evli bi abinin evine gitmiştim evde yaşam alanı kalmamış nasıl rahat oturuyorlar bilmem heryer süs püs luzümsuz eşya.
    bu abinin büyüdüğü evde böyle birşey yoktu zaten böyle şeyleri hep kadınlar istiyor.
    çocukları olsa hergün kafasını yarar :) yapmayın kendinize eşinize ve doğmamış çocuğunuza eziyet etmeyin

  2. İsa diyor ki:

    “Çocuğum gelişecek” şeklinde düşünen anneler kendi evlerinde yapıyor diye gittikleri evlerde ve camilerde çocuğum gelişecekmiş diye her türlü saygısızca ve bencilce uygulamalara izin vermektedir. Cami havası alacakmış diye bırakılan, Fatih camiinde minbere çıkan çocuk az kalsın tepe taklak düşüp ölecekti; kütüphane görsün diye getirilen çocuk kedi yavrusunun yapmadığı gürültüyü yaparak koskoca binanın huzurunu bozarken anne çocuğunun ne şirin şey olduğunu düşünüyordu…Çocuğu yetiştirmek de özgürlüğün sınırları ne olmalı….düşündürücü?

    • esra diyor ki:

      olayın birde bu yönü var evet, hepsi hiperaktif hepsi çok zeki çünkü. kendi evlerinde bunları yaptıklarını da hiç sanmıyorum.

  3. Meryem diyor ki:

    BUNU MU İSTİYORSUNUZ ?

    Bunu mu İstiyorsunuz?
    • Çocuğunuz;
    – Varsın, bir çivi bile çakamasın…ama, dersleri iyi olsun.
    – Varsın, omuzlarda cenaze taşıyanlara bön bön baksın…ama, matematiği düzgün olsun.
    – Varsın, evin çalan telefonuna cevap veremesin…ama, notları yüksek olsun.
    – Varsın, eve gelen misafirlerinizle üç kelime konuşamasın…ama, fen lisesine gitmiş olsun.
    – Varsın, ağlayan bir çocuk görünce ona gülsün…ama, sınıfın birincisi olsun.
    – Varsın,kendisinin fazladan harçlığı olduğu halde; kantinden simit alamayan çocuklarla alay etsin…ama, öğretmenlerinin gözdesi olsun.
    – Varsın, başını okşayıp hatırını soran bir yetişkine dönüp; “ Ya siz nasılsınız efendim…” diyemesin…ama, yabancı dili mükemmel olsun.
    – Varsın, oyun arkadaşları olmasın…ama, sınavlarda “on” çeksin.
    – Varsın;
    – Taziye nedir,bilmesin,

    – Başın sağ olsun ne demek, anlamasın,
    – Geçmiş olsun kime denir,niçin denir, haberi olmasın,
    – Uğurlar olsun, ne anlama gelir farkında olmasın,
    – Ama… karneleri süper olsun.
    – Evet…varsın, tek dostu olmasın…ama, iyi gelir getiren bir mesleği olsun…öyle mi…
    Bu çocuğu bu hale nasıl mı getirdiniz:
    – Bandı üç ay geriye sararak, çocuğunuzla “nelerden ibaret” olan iletişiminizi dinlemek ister misiniz;
    – “Oğlum, çıkar üstünü-başını…doğru derslerinin başına…
    – Kızım, öğrenemedin gitti şu işi…hafta içi sokak-mokak yasak…
    – Ne gezmesi…sen önce ödevlerini bitir.
    – Oyun mu…gelmeyeyim yanına…
    – Geçen dönemin berbat karnesini unuttuğumu sanma…
    – Birazdan tek tek bakacağım ödevlerine…
    – Yavrum, bıktım ama her akşam ders çalış demekten…
    – Şu odanın hali ne küçük bey…
    – Hayır efendim…siz de ana-baba olunca her akşam bol bol televizyon izlersiniz…
    – Haftaya veli toplantısı var biliyorsun değil mi küçük hanım…
    – Çocuklar…kesin şamatayı da elime sopa almayayım…
    • Çocuğunuzla bilmem ama,bu tarzınızla kimseyle iletişim kuramazsınız.
    • Mesela, çocuğunuz hakkında şunları hiç merak ettiniz mi:
    – Elinin neye yatkın olduğunu,
    – Gönlünün neler arzuladığını,
    – Dilinin neye uyumlu olduğunu,
    – Gözlerinin zevkini,
    – Hangi oyunlardan hoşlandığını,
    Hangi oyunlarda başarılı olduğunu,
    – Futbolla ilgisini, basketle arasını, satrançla havasını…hiç merak ettiniz mi acaba.
    – Bisiklet sürmeyi öğrenip öğrenmediğini,
    – Resim dersiyle ilgisini,
    – Müzikle arasını…hiç mi sormadınız…
    • Öyleyse çocuğunuzla:
    – Ayağı yere basan bir iletişim kuramazsınız.
    – Her sözünüze tepkili olması,
    – Lafı ağzınıza tıkaması,
    – Bazen de sizi terslemesi,
    – Hayallerinizin suya düşmesi…hep bundandır…canım kardeşim.

    ÜSTÜN DÖKMEN (Okuyunca paylaşmadan edemedim. Belki bir anne-babaya faydası olur diye paylaşayım dedim :)
    ÜSTÜN DÖKMEN

    • Ferhadi diyor ki:

      MEB’de 15 yıllık Türkçe Öğretmeniyim. % 100 katılıyorum. Lütfen çocuklarınızın fıtratını bozmayın.

      • Uğur 017 diyor ki:

        Ferhadi bey, yalnız Üstün Dökmen aşırı ciddiye alınarak bu sefer de çocuklara aşırı sosyallik ve sosyal beceri baskısı yapılmasın. O zamanlar teşhis konmadı, ama ben hem dikkati eksik hiperaktif hem de hafif otizmliyim (başka bir tabirle Asperger sendromluyum). O yüzden sosyal becerilerim kendi hatam olmaksızın, nörolojik bir gerçeklik olarak ve doğuştan olarak çoğu insanınkinden geriydi ve hâlâ öyledir. Sosyal becerilerimin geriliği ve âlemin çocukları gibi sosyal olamayışım, sadece derslerimin iyi oluşu sebebiyle ebeveynim dahil pek çok beni ömrüm boyu aşağıladı ve örseledikçe örseledi. Halbuki bu doğuştan, beyin gelişimimle ilgili bir şeydir ve benim hatam değildir. Nitekim Edison, Einstein ve zamanımızda Bill Gates gibi kişiler bile az çok benim gibidir. Kanaatimce sahabeden Hz. Ömer ve hele hele Hz. Ebu Zer de öyleydi. Bu iki sahabinin sosyal beceri yönünden zorlukları sebebiyle ikisi de çok sıkıntılar çekmişti. İnsanlar Hz. Ömeri “kabalık”la itham ederlerdi, Hz. Ebu Zer ise aynı sebeple kimseyle anlaşamadı ve Resulullahın övgüyle karışık ifadesiyle yalnız yaşadı, yalnız öldü (Resulullahtan yıllar sonra çölde vefat ederken yanında sadece vefakâr hanımı vardı) ve ahırette de yalnız diriltilecek. Velhasıl her çocuğu sosyal becerikli olmaya da zorlamayınız. Becerilerini geliştirmesine yardım etmeye çalışın, ama bilin ki Hz. Ömer, Hz. Ebu Zer, Einstein, Edison, Gates ve ben gibi kişiler hiçbir zaman “âlemin açıkgöz çocukları” gibi sosyal becerilere sahip olamayacağız, zira bizim nörolojik çatımız doğuştan farklı çatıldı.

      • elif diyor ki:

        Üstün Dökmenin bu yazısını beğendim.Gerçekten de çocuklarımıza sürekli ”okusun, dersleri iyi olsun,iyi bir yer kazansın vs.” düşünceleri ile baskı kurmamak lazım. Okuyan ama bir çivi çakamayan insanlar var. Bence bir çocuğu her anlamda yetiştirmek lazım sadece okul, ders, başarı üçgeni arasında kalmamalı. Sosyal beceriler de kazandırılmalı, örneğin ahşapla bir şeyler yapabilmek, evdeki teknik bozuklukları tamir edebilmek ( lavabo, musluk vs) bunları da öğrenmeli bir insan. Nasıl ki kadınlarda hem iyi bir aşçı, iyi bir temizlikçi ,iyi bir bir anne, ve her şeyden önce iyi bir eş olmaları gerek ki mutlu olsunlar. Erkek çocuklarını da yetiştirirken bir aile reisi, bir baba gibi yetiştirmek lazım. Bazı kadınlar ve erkekler sadece okumuş diplomaları var onun dışında başka hiç bir şey bilmiyorlar. Yani sahip oldukları iş olmazsa başka yapabildikleri bir şey yok. İnsanın her zaman bir B planı olmalı bu hayatta. ”Okudum, iş bulamazsam elimden şu iş gelir her halükarda ekmeğimi kazanırım ”diyebilmeli. Yaşı 25’i geçmiş bir kadının soğanı bile kesemeyecek kadar beceriksiz olması hiç yakışmıyor, ayrıca yaşı otuzu geçmiş bir erkeğin bir keser bile tutamaması, elinde diplomasından başka bir meziyeti olmaması çok itici geliyor.Kadın dediğin dikiş bilecek, hamur yoğurmayı, temizlik yapmayı yemek yapmayı bilecek, erkek dediğin de evde bozulan ufak tefek şeyleri tamir etmeyi bilecek, köyde yaşamasına rağmen soba yakamayan erkek ve kadınlar var. Yani sadece okumak değilde diğer lazım olan şeyleri de öğrenmek gerek hayatımızı kolaylaştırmak için.

        • Feyza diyor ki:

          Bunu yapabilmeleri için çocukların biraz nefes alabilmeleri de gerekiyor işte fakat sonavlar öyle çok ve öyle geniş bir rekabet ortamı var ki.
          Her çocuk henüz ergenliğe geçmeden bu stresin içerisinde buluyor kendisini ve artık çalışmaya ailesi tarafından neredeyse mecbur edilen kız öğrenciler erkeklere nazaran daha da hırslı. Bu durum erkek çocukların durumunu güçleştiriyor zira rakip sahası genişliyor.
          Rekabet bu denli yoğun olunca haliyle sınavların yükü altında boğulan çocuklara sosyal beceri kazandırmak için de ek puan avantajı sunuluyor ki çocuklar hayata dönsün ancak ne yazık ki bunu pek mümkün görmüyorum.
          Kızlar illaki okuyup çalışacaksa fıtratına uygun ve sadece olmaları gereken sahalarda belli başlı mesleklere yönelseler hem kendi yükleri azalr hem bu kadar sert bir rekabet ortamına sürüklenmezler, istihdam azalır ve erkek çocuklarına da biraz hareket sahası açılır.
          Hayat bu çocuklar için çok zor buna inanıyorum ve aileler de bu yüzden endişeyle çocuklarına yükleniyorlar. Buna birçok insan katılmıyor biliyorum. Herkes emeğinin karşılığını alır ve kimse kimsenin rızkına mani olamaz vs…
          Fakat ortada bir de istatistiksel rakamlar var ki şu an belli mesleklere akın eden kız sayısı azalmış olsa erkeklerin önü açılacaktır. 2×2=4 kadar doğal ve basit bir hesap bu. Bu konu biraz da Sema ablanın yazdığı son konu ile bütünlük arzediyor.

  4. Zeynep diyor ki:

    Çok güzel bir yazı bende oğlumu küçük yaştan beri hiç kısıtlamadım kendine zarar vereceği şeyler dışında hiç Hayır demedim. Zaten evimiz sade döşenmiş bahçe de olunca çok rahat oluyor .Küçükken temizlemek çok zamanimi alıyordu ama şimdi iyiki 1 yaşından beri kendi yemesine izin vermişim diyorum .ilkokul ödevleri ile ilgili birsey sormak istiyorum oğlum seneye 1.sınıf olacak okula severek gitsin örselenmesin istiyorum o yüzden çok ödev veren bir öğretmen istemiyorum .bir yandan da eşim temel önemli diyor disiplinlj bir öğretmen olsun istiyor nasıl davranmaliyiz .Biliyorsunuz öğretmen seçme hakkı oluyor her okulda bağış karşılığı .Araştırıyorum çok iyi diye ovdukleri öğretmen çocukları muma çeviriyor diye seviliyor.Oğlumu mum gibi düşününce ağlayasim geliyor .Nasip diyorum nasibine hangi öğretmen gelirse karismiyalim diyorum da işte insan çocuğu için de en iyisini istiyor. İlkokul dönemi ödevler için birseyler yazabilir misiniz ne kadar olmalı nasıl olmalı .Birinci sınıf anneleri kabusu olmuş durumda şimdi eskiden ne rahatti gayet de güzel ogrenmistik ben annemin bir gün bana odev yaptırdığıni hatırlamıyorum şimdi ebeveyn canavarı diye birşey var gördüğü kadarıyla annelerin çocuklari ile kötü oluyor ödevler yüzünden

  5. esra diyor ki:

    Çocuğa okula başlayıncaya kadar tek sayfa kitap okumamış anne/baba okula başlayınca hemen kitapları sevsin okusun istiyor. Bir kere çocuğu alıp masaya oturtup etkinlik, boyama yada herneyse yaptırılmamış ama okula başlayınca her akşam oturup ödev yapsın isteniyor?
    okulda öyle bir sihirli değnek yok ne yazıkki.
    İmkan yok diyenler varsa sanırım artık imkansızlıklarımız da pek kalmadı, bir defter bir boya çok bir şey değil. en olmadı evdeki eşyalarla çocuğu konsantre olmaya alıştırma, masada oturmaya teşvik etme çok zor olmasa gerek.

  6. feyza diyor ki:

    Çok güzel bir yazı.
    Evde anneler yaptıkları işlere çocukları ortak edince çocuklar hem eğlenip hem öğreniyor hem anneleri ilevakit geçirebiliyorlar. Annelere de kolaylık aslında.
    Hamur açan bir anne çocuğa da küçük bir hamur parçası verse bir de küçük merdane. İşte oyun ortamı.
    Salata yaparken marul yapraklarını ayırması için verebilir, temizlik yaparken içi sadece su dolu bir spreyi ve temiz bir bezi eline verse çocuk da toz alıyorum diye mutlu olur. Erkek çocuklar için profesyonelce hazırlanmış tamir setleri var. Kız çocuklar için takı tasarım setleri.
    Mutfakta çocukların en çok açtığı dolaplara plastik yani zararsız eşyalar konabilir ki açma demek yerine açıp oynayabilsin. Ceviz verilebilir oturduğu yerde kırsın ve yesin.
    Bir arkadaş çocuğun eline bidon ve içinde ayran veriyordu. Annesi iş yaparken çocuk onu ileri geri sallaya sallaya tereyağı çıkarıyordu. Hem içinden çıkan sesler hoşuna gidiyor.
    Plastik bıçakla ve kesme tahtasıyla salatalık
    Elma mantar gibi çok sert olmayan yiyecekleri kesmesi sağlanabilir çocukların anne yan tarafta yemek yaparken. Bir yandan da yer.
    Süpürge makinesi korkmayan çocukların en büyük eğlencesi. Kullanmak isterler birçoğu ne zararı olabilir ki.
    Ama cok süsllü evlerde bu imkan olmuyor. Çünkü kırılma endişesi var eşyaların.
    Titiz annelerin çocuklarıiçin hayat hakikaten çok zor olmalı.

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Yeni müfredatta cinsiyet eşitliği ne kadar yer aldı bilmiyorum. Bilgi sahibi olan okuyucular yazarlarsa memnun olurum.) Yeni okul dönemi açıldı, Allah sonumuzu hayreylesin. Özellikle "okul dönemi" dedim, ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Bir eylemin, iyi ya da kötü olduğuna işaret eden tek bir nitelik vardır; eğer dünyadaki sevgi oranını arttırıyorsa iyidir ancak insanları ayırıyor ve aralarında düşmanlığa sebep oluyorsa kötüdür. “ ( Le Tolstoy)

Kitap

Çocuğunuzun Sahibi Değilsiniz

“Sormamız gereken soru şu: Geçmişimizin şimdiki yaşamımızı ne kadar süre daha yönetmesine izin vermek istiyoruz? Daha ne kadar başka bir zamanın hayaletleriyle savaşmak istiyoruz?" #drshefalitsabary nin kitabını internette kitap araştırmaları ...
Devamını Oku