YARGI FETÖ’DEN NE KADAR TEMİZLENDİ?

25 Mart 2019Sema Maraşlı28 Yorum »

semaHer geçen gün hızla artan cinsel istismar iftiraları ve bunların karşısında, kişinin masum olduğu yüzde yüz belli olduğu, delil ve şahitle ispatlandığı halde, deliller dikkate alınmadan verilen on, on beş, yirmi yıl gibi ağır cezalar ve sebepleri üzerinde ciddi şekilde durup düşünülmesi gerekiyor.

Tamam İstanbul sözleşmesi gibi acilen iptal edilmesi gereken imzalanmış baş belası bir sözleşme var.

Tamam buna bağlı çıkarılan 6284 nolu adaleti yerle bir eden güya kadını şiddetten koruma adına çıkarılan fakat her geçen gün şiddeti artıran bir kanunumuz var.

Fakat yine de kimse masum bir insana bütün delillere rağmen on beş, yirmi yıl ceza verilmesini kanunla ve mantıkla açıklayamaz.

Özellikle aile ve cinsel suçlarda söz konusu olan “Kadının beyanı esastır” ilkesi, her durumda geçerli olan bir ilke değil aslında. Delil yetersizliği olan durumlarda kovuşturma aşamasına geçilmesi ve kadının beyanının esas alınarak yargılama aşamasına geçilmesi için delil niteliği taşıyabilmesi anlamına geliyor.

Yani 6284’e göre korunma talep eden kişi, ya da cinsel şiddete uğradığını iddia eden kadın tedbir için aile mahkemesine veya savcılık veya kolluk birimlerine delil olmadan talepte bulunabilir. Tedbir kararı verilmesi için de delil aranmaz. Aynı iddialarla ilgili olarak soruşturma açılmasını da talep edebilir. Fakat kanun yargılamada, kadın sözü esastır, demiyor aslında.

Suç isnat eden, ispat etmek zorundadır. Kişinin taciz ve tecavüz etmediğini ispat etmesi her durumda mümkün olmayabilir. Fakat suç isnat eden kişinin kendine yapıldığını zaman, yer, devlet kurumlarından alınan raporlar gibi pek çok delille ispat etmesi daha mümkün.

Kanun en fazla iki tarafın da hiçbir delili olmadığı durumlarda hakimin vicdani kararı ile suçun  kesin işlendiği kanaatine uyanması üzerine kadın beyanına göre karar verilebilmesinin yolunu açıyor. Fakat bu da aslında masumiyet karinesine aykırı. Ya yapmadıysa?

Böyle bir durumda bile delil olmadığı için hakim en fazla birkaç yılı geçmeyecek cezalar verebilmeli. Fakat bizim kanunlarımız maalesef ki hakime neredeyse sınırsız denecek kadar, kanaat ile ceza verme hakkı veriyor. Fakat hakimin kanaati kullanabilmesi için elde delil olmaması gerekiyor.

Fakat son yıllarda kadınların taraf olduğu dava sonuçlarına bakıyoruz, suç isnat edilen kişi bütün delileri ile o suçu yapmadığını ispat ettiği halde, devlet kurumlarından alınan bütün raporlar, kamere kayıtları olduğu halde, hakim kanaati ile bütün deliller yok sayılarak, kadın beyanı esas alınarak, masum kişiye on beş, yirmi yıl gibi ağır cezalar veriliyor.

Mesela kız, şu kişi bana tecavüz etti diyor. Adli tıp ve doktor raporlarında kız bakire çıkıyor, fakat erkek on beş, yirmi yıl tecavüzden ceza alıyor. Kaç tane böyle örmek var. İnanılır gibi değil.

Ya da kız, erkek arkadaşından ayrıldıktan sonra, “şu kişi beni taciz etti” diyor fakat cep telefonu mesajları, tanıdıkların şahitlikleri, aralarında gönüllü bir durum olduğunu ya da kızın erkeği rahatsız ettiğini gösterdiği halde; çıplak fotoğraflar, videolar attığı ispat edildiği halde erkeğe beş yıl, on yıl, on beş yıl ağır cezalar verilmesi yine çok yaşanan durumlar oldu artık. Ki bu erkeklerin çoğunun da devletin çocuk kabul ettiği 18 yaş altında olmalarına rağmen haksız yere ağır cezalar verilmesi ayrı bir tutarsızlık. Gözgöre göre adaletin katli.

Evet kanunlarınız da çok hatalar var. Evet 6284 mutlaka kaldırılmalı fakat 6284 de hakimlere yargılama safhasında delilere bakmadan hatta delileri görmezden gelerek, delillerin aksine, bu kadar ağır ceza verme hakkı vermiyor.

Kadın karşısında erkeklerin savunması ve delilleri işe yaramayacaksa o zaman olay hiç mahkemeye yansımasın. Tek bir ceza süreci belli olsun, mesela cinsel istismar yaptığı iddia edilen erkekler yargılanmadan doğrudan yirmi yıl ağır ceza ile  hapse atılsın. Şu anki uygulamaların çoğu bunu gösteriyor.

Şimdi gelelim masum olduğu belli olan kişilere, bütün delilleri, adil tıp raporlarını bile görmezden gelerek ağır cezalar veren hakimlere. Kanun onlardan bu cezaları vermesini istemiyor ama onlar bu cezaları veriyorlar. Neden olabilir???

Feminist kadın lobisinin yargı üzerinde baskısı var, hakimler kadınların korkusu ile böyle ağır cezalar veriyorlar desek, ülkedeki bütün davaları feministler takip ediyor değiller. Onların takip ettiği davalar sınırlı sonuçta. Ayrıca kadın lobisinin korkusu bile olsa bu durum hakimin haksız kararlar vermesinin haklı sebebi olamaz. Bu bir zulümdür. Her zalim de bir gün muhakkak cezasını çeker.

Bu durumda benim aklıma gelen tek şey yargının henüz FETÖ den temizlenmemiş olması. Yıllar önce FETÖ cü mevki sahibi birinden bizzat duymuştum “hakim ve savcıların çoğu bizim adamımız” diye. Yargının en az yüzde seksenini ele geçirmişlerdi.

On beş temmuz darbe girişiminden sonra bütün kurumlarda olduğu gibi yargı da temizlenmeye çalışılsa da haksız yere insan kıyımı sayılacak mahkeme kararlarına bakarak yeterince başarılı olunmamış gibi görünüyor. Çünkü asker, yargı ve emniyet mensupları kendilerini çok iyi gizlemeyi başarmışlardı.

Yargıda yapılan temizlik elbette kendini iyi gizleyenlerin hepsine ulaşılmasını mümkün kılmamıştır. Yargıda yüksek mahkeme üyeleri de dahil, FETÖ yüzde seksenden yüzde yirmi beşe düşmüş olsa bile bu şu demektir: Dört hakim ya da savcıdan biri FETÖ cü. Bu ülke adına çok büyük tehlike.

FETÖ cü hakimlerin cinsel istismar bahanesi ile delil ve belgeleri yok sayarak, suçsuz insanlara ağır cezalar vermesi, ülkede kaos çıkarmaya çalışmaları, tankla tüfekle durduramadıkları erkekleri, kanunla ezip onları ve ailelerini devletine düşman haline getirmeye çalışmaları çok açık görülüyor. Böyle giderse ülkede güven ortamı kalmayacak. Erkeklerle kadınları birbirine düşman haline getiriyorlar.

Cinsel istismar iftirası ile bütün delil ve şahitlerine rağmen ceza verilen mağdurların aileleri bu kararları veren hakimlerin FETÖ ile bağlantısının olup olmadığının araştırılması için gerekli kurumlara başvuruda bulunsunlar.

Belki böylece yargıda kendini gizleyen FETÖ cüler de temizlenmiş olur.

Ak Parti de bir an önce geçmiş yıllarda içlerine sinen FETÖ cülerin oyununa gelerek imza attıkları İstanbul Sözleşmesini ve 6284 nolu kanunu kaldırsınlar.

Partinin isminde yer alan “Adalet” i yerine getirmek için son hızla harekete geçsinler. Yoksa suçsuz yere cinsel şiddet iftirası ile cezaevine doldurulan gençlerin, aile babalarının ve onların gözü yaşlı yakınlarının, bu mazlumların bedduası herkese ve en ağır olarak da sebep olanlara dokunur.

Haksız yere verilen bu cezalar FETÖ kumpasına benziyor. Yetkililer bu cezaları veren hakimleri araştırsınlar. Ailelerin bilgileri bende mevcut. Aileler de gerekli yerlere FETÖ soruşturması kapsamında şikayette bulunsunlar.

ÇocukAile sitemizde yayınlanan cinsel istismar iftirası ile mağdur ailelerin mektupları.

Delillerin İşe Yaramadığı Adalet Sistemi

http://www.cocukaile.net/delillerin-ise-yaramadigi-adalet-sistemi/

Erkeklere Suç Olan Kızlara Neden Suç Değil

http://www.cocukaile.net/erkeklere-suc-olan-kizlara-neden-suc-degil/

Erkeğe Ceza Verin Olay Kapansın

http://www.cocukaile.net/erkege-ceza-verin-olay-kapansin/

Adalet Sadece Kadınlar mı Doğru Söyler Diyor

http://www.cocukaile.net/adalet-sadece-kadinlar-mi-dogru-soyler-diyor/

Günümüzün Modası Cinsel İstismar İftirası

http://www.cocukaile.net/gunumuzun-modasi-cinsel-istismar-iftirasi/

Erkeklere Kurulan Tuzaklar

http://www.cocukaile.net/erkeklere-kurulan-tuzaklar-6284-2/

Beyanı Esas Olan Kızların Hali

http://www.cocukaile.net/beyani-esas-olan-bir-kisim-kizlarin-hali/

Yargıya Nasıl Güveneceğiz?

http://www.cocukaile.net/yargiya-nasil-guvenecegiz/

Kız Çocuklarını Satmanın Yeni Kapısı

http://www.cocukaile.net/6284-kiz-cocuklarini-satmanin-yeni-kapisi/

İmamlara Kurulan Tuzaklar

http://www.cocukaile.net/imamlara-kurulan-tuzaklar/

 

 

 

 

Okunma Sayısı : 5.429

Yorum yapın

“YARGI FETÖ’DEN NE KADAR TEMİZLENDİ?” için 28 Yorum

  1. ANA YÜREĞİ diyor ki:

    “DİLİPAK”tan;
    Fıkradır. Adamın biri rüyasında kendini ölmüş olarak görmüş. Yıkamışlar, cenaze namazını kılmışlar, gömmüşler. Kiramen katibin gelmiş, dili tutulmuş, yarı doğru yarı yanlış bir şeyler söylemiş. Seni Arasat’ta bekleteceğiz demişler. İyiliklerin de var, kötülüklerin de. Tamam demiş, ama bir yandan da merak ediyor ne olacak diye. Oradaki meleklerden birinden rica etmiş, ben her iki tarafa da bir girip çıksam olmaz mı? Melek, cennet de cehennem de çok büyük ve sen her ikisinde de çok ileriye gidemezsin. İyi ya zaten ikisinin de en beri tarafından birinde olacağım, şöyle kapıdan bir bakıp dönsem. “Tamam” demiş melek. Önce cennete göndermiş, kapıdan içeriye bir bakmış, bir bahar havası, yemyeşil bir vadi, kuşlar uçuyor, çocuklar kuzularla oynuyor. Harika ama burada pek tanıdığım yok galiba diye geçirmiş içinden. Bir de cehenneme bakayım demiş. Kapıya gelmiş, kapıda bakmış bir reklamcı, “Çalışma var” diye bir bariyer koymuşlar. Kapıdaki adam tanıdık gelmiş, “içeriye bir bakacaktım” demiş. “Şimdi olmaz, görüyorsun çalışma var” demiş. “Hayırdır ne çalışması” demiş. “Bugün büyük bir gemi battı, çok sayıda politikacı, sanatçı, işadamı, sporcu, tanınmış insan geliyor” demiş. Onun için onları karşılamak üzere, giriş kapısını süslüyoruz” demiş. “Ama şimdi dönmem gerek, bir kapıdan baksam” diyince o reklamcı kılıklı Şeytan, “Peki demiş, içeriye girmen olmaz da ben sana 3D bir gözlük vereyim, sen içeriyle ilgili bir sanal tur yap” demiş. Gözlüğü bir takmış, Aman Allahım, içeride tanıdığı bir sürü insan, vur patlasın-çal oynasın eğleniyorlar. “Tamam” demiş adam. Bu kadar yeter. Geri Arasat’a dönmüş, “beni cehenneme gönderin” demiş. “Nasıl olur, emin misin?” demişler. “Cennette canım sıkılır, benim arkadaşlarım hep öbür tarafta, ben oraya gideyim, zaten ikisinden biri olacaktı, ben öbür tarafı seçtiğime göre, sorun yok. Hem bugün yeni sanatçılar, politikacılar da geliyormuş, karşılamaya yetişeyim” demiş. Tamam demişler. Adamı zebaniye teslim etmişler. Zebani kapıyı açıp adamı kolundan tutup içeri fırlatmış. Adam kaynar kazana düşmüş. Bağırmaya başlamış, beni buradan çıkarın, yanlış yere gönderdiniz beni diye. Zebani gelmiş, “Ne bağırıyorsun, sen istedin” demiş. “Ama bana gösterdiğiniz yer burası değil” deyince, “sana orayı gösteren reklamcı kılıklı Şeytandı, o senin 3D gözlükle gördüğün de bir reklamdı” demiş!

  2. ANA YÜREĞİ diyor ki:

    Müslüman bir ülkede, İslam topraklarında bir seçim yapılacak. Kendi ülkemizin gidişatına toplum olarak yön vereceğimiz bir seçim. Seçimlerin ciddiyetini toplum olarak yeterince kavrayamıyoruz. Herkes çıkarı, sevgisi, nefreti ya da umursamazlığı, intikamı doğrultusunda oy kullanıyor.

    Hiçbir olay ve durum sizleri VATAN sevgisinden uzaklaştırmasın.
    Kırgınlık, kızgınlık, sitem zamanı değildir. Zaafa düşersek hep birlikte yok oluruz.

    Yaşanılan birçok adaletsizlik ve düzensizlik var. Bunlar huzursuzluğa yol açıyor. Açmaya da devam edecek. Yeni bir dünya düzeni oluşturuluyor. Bu düzende her şey yerinden oynayacak. Eskisi gibi bir aile düzeni kalmayacak. Bunu hiçbir yönetici engelleyemeyecek. Ne kadar az zarar alırsak o kadar iyi. Her taraftan saldırı var. Kendi içlerinde ayrıma düşmeden durmaya çalışan partiler, bu yenidünya düzeni karşısında nasıl mücadele edecek? Milletini nasıl konumlandıracak? Hangi parti, hangi cemaat, hangi dernek olursa olsun, içlerinden şeytani akla hizmet edenler olacak. Birde bu akla karşı mücadele edenler. Etmek için uğraşanlar. Bizler, içlerinde mücadele ruhu taşıyan insanların, azınlık dahi olsa var olduğuna inandığımız insanların yanında durmalıyız.

    Nükleer bir savaş, terör, çevresel felaketler ve doğal afetler, gök taşları, salgın hastalıklar, susuzluk, uzaylılar, yapay zeka, yarı insan robotlar, Mesih’in geri dönüşü, Yecüc Mecüc, dini yorumlar, insanların kafası karıştı. Neye kime inanacaklarını bilemez oldu. Komplolar insan nesli üzerinde korku oluşturmaya başladı. Hepsi doğru hepsi gerçek. Şeytan boş durmuyor. Allah’u Teala’yı kıyamete zorluyor(kendince).

    Onlar hileli bir düzen kurdu. Biz de (onların hilesine karşı) onların farkında olmadığı bir düzen kurduk. (Neml Suresi, 50)

    İnkarcıların ve tuzak kuranların tuzakları her zaman bozulmuş ve kendi aleyhlerine çevrilmiştir.
    Buda ilahi bir kanundur.
    Hile, tuzak, düzen, iftira ve komplo sonuçta Allah’ın rızası ile Müminler için hep hayra dönüşmüştür.
    İnşallah sonuçta kaybeden Allah’ı inkâr eden ve bizlere karşı bu oyunları kuranlar olacaktır.
    UNUTMAYIN; ZALİMLERİN HESABI VARSA, BU HESAPLARIN ÜSTÜNDE ALLAH’IN KUTLU BİR HESABI VARDIR!!!

    Bize düşen KUR’AN VE SÜNNETE sımsıkı sarılmaktır.
    Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın. PARÇALANIP BÖLÜNMEYİN!
    Allah’ın size olan nimetini hatırlayın.” (Âl-i İmrân, 103)
    Hadisi şerifte:“Size, sımsıkı sarıldığınız sürece sapıtmayacağınız iki şey bıraktım: Allah’ın kitabı ve Rasûlü’nün sünneti” (Muvatta, Kader, 3)
    “Her kim bana itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim de bana isyan ederse Allah’a isyan etmiş olur.” (Buharî, Ahkâm, 1)

    Gelelim aile meselesine.

    Aileyi partiler mi dağıtıyor? Neden bu aklı anlamamakta, bunu kurumlara mal etmekte ısrar ediliyor? Olayları geniş kapsamlı değerlendirmektense, kısır bir bakış açısına bürünülüyor?
    Dini, dili, düşüncesi, yaşamı özellikle cinsiyeti, yediği, içtiği, giydiği, parası, devleti aynı TEK TİP İNSAN kurgusu, komplo bir teori değil. Bu teoriyi gerçekleştirecek çalışmalar nesillerimiz üzerinde devam ederken, bazı noktalardan patlak verdi diye İslam şuuru düşüncesi olanlara yüklenmek haksızlık. Güç büyük, savaş büyük. İslam-i şuuru olanlara rağmen bu kadar zaafa, adaletsizliğe maruz kalıyorsak, İslam-i şuuru olmayanlarla nasıl bir hale düşeriz sizler düşünün…

    Amaç korku politikası uygulamak, yönlendirme yapmak değil. Şuurlu olarak faturayı doğru kesmek. Aynada kendimize bakıp muhakeme etmek. Bizler hayatımızı hangi İslam-i şuurla, adaletle, merhametle yaşıyoruz? Günah işleme korkusu, tövbe etme arzusu ne oldu? Her şey benlik sevgisine bürünmedi mi? Dünya zevkine, eğlencesine, şehvetine düşülmedi mi?

    ”Yaptıklarından dolayı zalimleri, zalimlere hükmeder kılarız. “(El-eman-129)

    “Bir millet nefislerini (kendini) bozmadıkça, Allah onların durumunu değiştirmez.” (Ra’d, 13/11)

    Bir başka hadislerinde de Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurur: “Nasıl olursanız, öyle idare edilirsiniz.”
    Her insan suçu önce kendinde aramalıdır. Tolumda bir bozulma olursa bu elbette yukarıya da yansır. İdare edecekler idare edilenlerin haline göre yol belirler.

    Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğününüz takdirde Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız onu Allah ve Resûlüne var edin. Bu, daha iyidir sonuç bakımından daha güzeldir.(Nisa Suresi: Ayet 59)

    “Zalim devlet reisi, kıyamet (hesap) gününde, insanların en şiddetli azap görenlerindendir.”
    Herkes Allah katında hesaba çekilecek. Bizim ahiret inancımız var! Hesap gününe yemin olsun diyen Rabbimiz var!

    Biraz durup düşünmek gerek. Dış güçler tarafından her şeye karşı KARŞITLIK ve DÜŞMANLIK tetikleniyor. Ağaca sahip çıkalım, gıdaya sahip çıkalım, kadına sahip çıkalım, çocuğa sahip çıkalım, aile sahip çıkalım derken vatan toprağından vaz geçirip devlet düşmanlığı oluşturuyorlar. Doyduğum yer önemli, doğduğum yer değil dedirtiyorlar. Bizi bizden vazgeçirip kendimize, özümüze, fıtratımıza, değerlerimize, toprağımıza, devletimize düşman ediyorlar. Kendi elimizle, Hakkın peşinde gözükürken şeytana hizmet ettiriyorlar. Şeytan en tehlikeli sağdan gelir doğru, peki partilerin bulunduğu sağ, cemaatlerin bulunduğu sağ da, bizim doğru amel olarak gördüğümüz fiili yatlarımız sağ değil mi? Bize hayır gözüktürüp sağdan yaklaşarak şer yola sokan şeytan, nefis yok mu? Zulme uğramak, namustan tamamen vaz geçmek mi?

    “Sizin emirlerinizin (amme hizmeti görenlerin) hayırlısı, sizin onları, onların sizi sevdiği ve sizin onlara ve onların size dua ettiği emirlerdir. Ve sizin emirlerinizin şeriri, sizin onlara ve onların size buğz ve beddua eylediği emirlerdir.” (Hz. Ali (r.a.))
    İMTİHANLARIMIZ İNTİKAMLI BEDDUALARA DÖNMESİN, BEDDUALARIMIZ DÖNÜP BİZİ BULMASIN HAYIR DUA EDELİM HAYRA DÖNSÜN

    Biz millet olarak hayırlı değil şerli yoldayız. Bu yola hep beraber girdik. Herkes önce ben dedi ayrıldık. Üsttekilerin makam derdi, yaşam statüsünü kaybetme korkusu, aşağıdakilerin umursamazlığı, dünya meşgalesi bizleri birliktelikten ayırdı.

    Saf tutmak gerek yeniden. Millet olarak el ele olmak gerek. Komşusu açken tok yatmaktan vazgeçmek gerek. Açlık büyüyor, eldekini paylaşarak aç olanı doyurmak gerek. Açlık karın şişirmekle değil, ehlî-i sünnet şuuruyla doyar.

    Biz birleşirsek; neslimize, imanımıza, inancımıza, toprağımıza, kadınımıza, erkeğimize, yiyeceğimize, giyeceğimize sahip çıkarsak, kısacası değdirmezsek “mağbedimize namahrem eli”, ni o zaman yönetici bizi hakkıyla yönetmek zorunda kalır. O zaman aileyi, yuvayı kimse yıkamaz.

    Oy kullanmak büyük bir sorumluluğu üstlenmek demektir. Oyların da vebali vardır unutmayalım. En kötü karar bile kararsızlıktan iyidir. Araf’ta kalmamak gerek.
    KARINCA (ya da karga) MİSALİ SAF BELİRLEMEK GEREK!!!

  3. Cihad diyor ki:

    İktidarın zihniyeti malum ancak nasıl oluyor da bu kararlara imza atacak adamları bu kadar kolay buluyorlar. Meselenin bir de bu yönü var. Ziya Paşa’nın Terkib-i Bend’ine kulak verelim..

    Lâyık mıdır insan olana vakt-i kazâda,
    Hak zâhir iken bâtın için hükmü imâlet?

    (Hüküm zamanında insan olana yakışır mı,
    Gerçek ortadayken gizli şeylere göre karar vermek?)

    Kâdı ola da’vâcı vü muhzır dahî şâhid,
    Ol mahkemenin hükmüne derler mi adâlet?

    (Hakim hem davacı, hem mübaşir hem şahit oluyorsa,
    O mahkemenin verdiği karara adalet denir mi?)

    Ey mürtekib-i har bu ne zillet ki çekersin,
    Birkaç guruşa müddet-i ömrünce hacâlet!

    (Ey rüşvetçi eşek, bu ne alçaklık ki,
    Birkaç kuruş için ömrün boyunca utanç çekersin.)

    Lâ’net ola ol mâle ki tahsîline ânın,
    Yâ dîn ola, yâ ırz u yâ nâmus ola âlet.

    (Lanet olsun o mala ki kazanılmasında,
    Ya din, ya ırz ya da namus alet edilmiş olsun.)

    Âdem olanın hayr olur âdemlere kasdı,
    İnsanlığa insanda budur işte delâlet.

    (İnsan olanın amacı insanlara faydalı olmak olur,
    İnsanda, insan olmanın göstergesi işte budur.)

    İnsan, ona derler ki ede kalb-i rakîki,
    Âlâm-ı benî-nev’i ile kesb-i melâlet.

    (İnsan ona derler ki şefkatli kalbinde,
    Çocukların elemlerini hisseder.)

    Âdem, ona derler ki garazdan ola sâlim,
    Nefsinde dahî eyleye icrâ-yı adâlet.

    (İnsan ona derler ki kinden uzak durur,
    Kendi benliği için bile adaletli davranır.)

    • Yahya diyor ki:

      Cihad Bey’e: Haram yemek olabilir mi acaba?

      • Cihad diyor ki:

        Yahya bey boşanma davalarının arabuluculuk sistemine geçişine ilk olarak barolar tepki vermişti. ne olduran-ne öldüren, süründürerek sömüren bir zihniyet maalesef!! Allah kimseyi bu kapılara düşürmesin, size de sabırlar versin..AMİN

    • Alptekin diyor ki:

      Eğer feraset ve dirayet eksikliğinden değilse acı gerçek şudur:

      ” Benzerler birbirlerini çeker çünkü!”

  4. Abdus selam diyor ki:

    Allah razı olsun. Dedikleriniz yalan demiyoruz ama inandırıcılığın artmasi için ve örnek teskil etmesi için bu davalarin mahkeme tutanaklarini vs yyoorumlara veya yazılara ekleseniz çok memnun oluruz. Bu şekilde bu hukuk facialari daha cok gun yüzüne çıkar
    . Bu davaları yaşayanlardan mahkeme tutanaklarini isteseniz. Çünkü günümüzde bilgi kirliliği çok artmış durumda bildiğiniz gibi. teşekkürler

    • semamarasli diyor ki:

      Abdusselam bey, burada yazanlar masumiyetlerinden emin oldukları için yazıların içinde de geçiyor dosyaları Yargıtayda.

      Hatta bana buna benzer durumlarını yazıp dosyaları Yargıtay da olduğu için dava sonuçlanana kadar yayınlanmasını istemeyenler de oldu. Fakat bu yazıları yayınlıyorum adam suçsuz yere iki yıldan beri tecavüzcülerle ayın koğuşta yatıyor aileleri perişan. O yirmi yıl beş yıla bile inse ki çoğu zaman şu ana kadar bana gelenler de on beş yıla iniyor en fazla 18 yaş üstünde. 18 yaş altında sadece on yılın altı olabiliyor.

      Bu insanların bilgileri bende var. Burada sayfa sayfa mahkeme kararları yayınlamak ne kadar mümkün olur. Sadece kararı yayınlasak bir şey anlaşılmaz suçlu olduğuna karar verildi yazılacak. İddia sahibinin iddialarını zaten cinsel şeyler olduğu için yine buruda yayınlamamız uygun olmaz zaten hukuki olarak da karşı tarafın izni olmadan yayınlama hakkımız olmayabilir. Savunmayı ise zaten bu yazılarda yakınları anlatıyor.

      Burada Twitter da yazıların altında yakınları zaten destekliyorlar kim olduğu belli olmayan insanlar değilller ki ne belli diyeceksiniz. Bir de dava dosyaları sayfalarca iddialar ve savunmalardan oluşuyor. Onları iki tarafın izni olmadan yayınlayamayız. Karşı tarafta zaten iftira atan taraf böyle bir izin de vermez.

    • Yahya diyor ki:

      Başka bir yorumcu daha sormuş…

      yargılama süreci devam ederken bu tarz mahkeme tutanaklarını paylaşmak daha fazla mağduriyet yaşatabilir…

      gizlilik kararı olabilir veya daha sonra gizlilik kararı verilebilinir, bu paylaşımlar siteye zarar verebilir…

      taraflardan birisi şikayet eder, Sema hanım için mağduriyete sebebiyet verebilir ya da siteye/ o sayfaya erişim engellenebilir…

      “…katılandan sorulmuş, adli tıp raporu alınmış, tanıklar dinlenmiş …. sanığın suçu işlediği kanaat edilmiş olup …….. maddesi gereğince 10 yıl 6 ay hapis cezası verilmesine…” şeklindeki kararından ne anlayacağız?

      inandırıcı olmuş mudur acaba? yine de inandırıcı olmamış ise google size yardımcı olabilir…

  5. ANA YÜREĞİ diyor ki:

    İFTİRA ve TOPLUMSAL AHLAK

    Toplum olarak cinsellik ve şiddet içerikli olaylara daha fazla ilgi duyuyoruz.
    Bu olayların nedeni, çözümü ve engellenmesi ile ilgilenmiyoruz.
    Gayet doğalmış gibi duyarsızlaşıyor-uz.
    Tek yaptığımız, mağdur olana dua etmek, zulmedene beddua etmek.

    Olayların içeriğinden çok, neden olduğu, (sebebi) ve sonucu, bizi nereye sürüklediği hangi fikri kabul ettirdiği, bakış açımızı nerede tutturduğu daha önemli olması gerekir. Maalesef olayın kurgusu daha fazla pirim yapıyor. Eee malum şeytan dedikoduyu sever.

    “Müslümanların ayıplarını (ve gizli şeylerini) araştırmayın…” (el-Hucurât, 49/12).

    Toplumu ve insanları kötülüklerden korumak için, işlenen ayıpları örtmek ahlâkî faziletlerin başında gelir.

    Resulullah da bir hadiste: Birbirinizin özel ve mahrem hayatını araştırmayın” (Müslim, Birr ve Sıla, 30) diye buyurmaktadır.

    Resulullah (s.a.s.) başka bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır:

    “Her kim bir Müslüman kardeşinin ayıp ve kusurlarını, kimsenin görmediği ve görmesini istemediği şeylerini örterse, Allah’u Teâlâ da kıyamet gününde onun ayıplarını örter. Her kim Müslüman kardeşinin meydana çıkmasını istemediği bir şeyini ortaya çıkarır ve dile verirse; Allah da onun ayıplarını, kimsenin bilmesini istemediği hallerini meydana çıkarır. Bu suretle kendi evi içinde de olsa onu rezil eder. Müslüman kardeşinin ayıplarını örten, bir ölüyü diriltmiş gibidir. ” (Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58; Tirmizî, Birr ve Sıla, 85)

    Peygamber Efendimiz (s.a.s.): Kendi ayıbı, insanların ayıbını görmekten alıkoyan kimseye müjdeler olsun. ” (Aclûnî, Keşfu’l-Hafa, II, 46) buyurmuştur.

    Resulullah: Müslümanların ayıplarını, gizli hallerini araştırmaya kalkışırsan, onları ifsat eder (ahlâklarını bozar) veya ifsada yaklaştırmış olursun, ” (Riyazü’s-Sâlihin, III,154) buyurmuştur.

    Israrla tekrar belirtiyorum. SOSYAL MEDYANIN YAPAY ZEKÂSINI FİTNECİ OLARAK KULLANIYORLAR.
    En önemli savaş ZİHİN KONTROL SAVAŞI!

    Peygamberimiz ve ashabı, kimsenin ayıplarını araştırmamış ve araştıranları da şiddetle kınamıştır. Ayıpları, günahları araştırmak, bunları yaymak, toplumsal ahlaka zarar vererek, toplum içinde kırılmalara sebep olur.

    Peygamberimiz ‘in: “Din kardeşini bir suçundan dolayı ayıplayan kimse, o suçu (günahı) kendisi de işlemedikçe ölmez. ” (Tirmizî, Kıyâme, 53) uyarısını da hiç bir zaman unutmamak gerekir.

    Günahları teşhir etmek insanın ar damarını çatlatır…

    Biz ayıp örtmektense teşhir etmeyi tercih ediyoruz. Toplum olarak bu olaylar madem teşhir ediliyor, toplumsal bir sorun olarak görüp, üstümüze bireysel, ailesel ya da grupsal olarak düşeni yapmak, taşın altına elimizi koymak lazım.

    Belli ki Sema Hanımın (hakikatli ve hukuksal yönüyle de gayet açık olan) yazısını anlayamayanlar ve ya anlamak istemeyenler ve ya ters fikir savunucuları mevcut.
    Suç suçtur. Suç teşkil eden unsurlar, topluluklar, fikirler ve bu amaç için yönlendirilen, kullanılan insanlar elbette bellidir.

    Müslüman akıllıdır. Gözü var gören, kulağı var işten, feraseti var akıl edendir. Körü körüne bir zihniyeti savunurken, şeytani aklı yok saymak ŞUURSUZLUKTUR!

    Şeytani akıl hangi parti ya da cemaatten, kurumdan olduğuna bakmaksızın amacına hizmet edecek insan aramaktadır. Biz hiç kimsenin savunucusu olmamalıyız. Taraf tutarak, bölücülük oluşturmak, bizi zillete düşürür.
    Tüm olaylar karşısında ki ölçümüz ALLAH’ın rızasını kazanmak olmalı. Allah’u Teala’nın hoşuna gitmeyenden uzak durmak lazım. Şeytani aklın çekmek istediği tuzağa düşmemek gerekli.
    Şeytani akla bireysel maruz kalanlar, geneli kapsamadığı gibi, genel olarak maruz kalanların ise, içinden şuurlu insan çıkmaz gibi ifrat ya da tefrit noktasında durmamalıyız.

    İsra suresinde 36. ayette, “Hakkında gerçek bilgin bulunmayan şeyin (lafın-sözün) peşine düşmeyin. Çünkü kulak, göz ve kalp görüp duyduklarından mesuldür, sorgulanacaklardır” buyurur.

    “Bir de dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? Mademki, bu şahitleri getiremediler, o halde onlar, nezdinde, yalancıların da kendileridir” Nur/13
    Olaylara şahitlik yapmak bizim üstümüze düşen vazife değildir. İftirayı tasdiklemekte, inkâr etmekte vebaldir.

    Oyun büyük ve dışardan. Bu oyuna alet olmayalım! İçerde birbirimizi yemeyelim! Birbirimizi parçalamayalım! Safımızı sıkı tutalım!
    Müslüman akıllıdır. Gözü var gören, kulağı var işiten, feraseti var akıl edendir. Körü körüne bir zihniyeti savunurken, şeytani aklı yok saymak ŞUURSUZLUKTUR!

    Bizlerin tek düşüncesi milletin refahı, gençliğin selameti (ahlakı), çocukların mutluluğu (sevgisi) olmalı.

    Bunların aksi için uğraşıp, algı operasyonu yapma mücadelesi içinde olanlara karşı ise en büyük silahımız “DUA” larımızdır…

  6. aadem diyor ki:

    Erkeğin bitirilmesi beka meselesidir.Ailenin bitirilmesi beka meselesidir.Erkegi yikanlar aileyi, aileyi yikanlarda vatani yikiyorlar.erkegi ve aileyi yıkan kimler ve kimlerle ortaklık yaparak yıktılar. PKK nin başaramadıgini kim başardı. Pkk Türk erkeğini ve Türk ailesini yikamadi.Ama kripto olimposun çocukları Türk erkegini ve ailesini yıktı. Askerlikte basit bir kural vardır kimligini tespit edemedigin unsur dostmu düşmanı mı konusunda.o kuralda şudur. Sen düşmana ates ederken kimligini tesbit edemedigin unsurda sana ateş ediyorsa o unsur düşmandir ve senin bekani tehdit ediyordur.eger senin kimligini bilemedigin unsur senin düşmanına ateş ediyorsa o unsur dosttur.

    öyleyse soralım su soruyu: pkk nin bitiremedigi Türk erkegini ve Türk ailesini kim bitirmeye çalışıyor.Türk erkegini ve Türk ailesini yikarak kim vatanin yıkılması icin çalışıyor.pkk Türk erkegini, Türk ailesini ve dolayisiyla Türk vatanini yikmak icin saldirirken pkk nin yaninda gorunmeden Türk Erkeğini ve ailesini yikan ve dolayısıyla Türk vatanini yıkmaya çalışan kimlerdir.

  7. Cihad diyor ki:

    Fetö neyse Akp odur. Hocamız bilmiyor ile liderimizin haberi yok arasındaki fark kelime ve harflerle sınırlıdır. Aynısının tıpkısı. Fetö bağıra bağıra geldi. Suç hep aşağıların(veya başkaların), şeref ve marifet hep yukarılarındı. Muhterem(!) hocamız bilmiyordu, bilse müsade eder miydi hiç. Sonra bir kez daha öğrendik ki balık baştan koksa da, dere başından bulanırmış.

    Kendi siyasetlerine dokunan bir yargı kararı çıktığı zaman tüm Akp medyası FETÖ diye manşet atmasını gayet iyi biliyor. Böylesi kararlar niçin yansımıyor. Yoksa medyada da fetöcüler mi var.

    Ben doğuda yaşayan biriyim. Burada belli bir oy oranını korumak için İŞKUR kamu kurumlarına işçi alımı yapar. Yapılan 1000 alımın 800’ü kadındır. Hatta karı koca beraber başvuruyorlar, kadına çıkıyor erkeğe çıkmıyor. Soruyorum: Bu fetö müdür yoksa zihniyet kardeşliği midir?

    “Ak Parti de bir an önce geçmiş yıllarda içlerine sinen FETÖ cülerin oyununa gelerek imza attıkları İstanbul Sözleşmesini ve 6284 nolu kanunu kaldırsınlar.”

    bu ifadelerinizi hayretle okudum. KADEM’i de fetö mü kurdu. Hergün İstanbul sözleşmesinin faziletini anlatıp duruyorlar.

    Seçimin evvelinde biraz baskı görüyorsunuz gibi tahmin ediyorum.( bknz: Ahmet TAŞGETİREN ve Altınoluk)

    Cesur ve özgün duruşunuzun devamını dilerim. Sizi beğenerek takip ediyorum. Allah yar ve yardımcınız olsun..AMİN

    • mehmet-mehmet diyor ki:

      Ben de söylediklerine katılıyorum kardeşim, Fetö bir yere kadar ama herşeyi de onun üzerine yıkmak birşeyleri örtmek için çok kullanışlı bir araç haline geldi..

    • Sadece Fatih diyor ki:

      Cihad abi.

      Bir banka reklamı var hani, siz de şunları şöyle şöyle yapıyorsanız aslında bizim bankamızdansınız ama farkında değilsiniz diye. Maalesef günümüzde yaşananlar da öyle. Hükümetin izlediği politikaları birisi değerlendirmiş olsa o banka reklamındaki gibi sizde fetöcüsünüz ama farkında değilsiniz der. Birçok noktada halen diyalog vb. işleri halen ortada öyle duruyor. 23 nisan’da temsili olarak bakan olan çocuğun öğretmeni az daha ceza alacaktı ki hazırladığı yazı devletin resmi sitesindeki yazı olduğundan kendisini kurtardı. Temel anlamda izlenen politikalar anlamında geçmişle çok farkımız yok. Evvelden ne sağ ne sol hiç bir hükümet bu terör örgütüne dokunamadı, dokundurmadılar. Şimdi izlenen politikalara bakıyorum yine aynı. Ekonomi reçetesi diye sunulanlara bakıyoruz eskisinden farkı yok. Peki o halde ne değişti? Neyin değiştiğini bilmiyorum ama değişmediğini bildiğim şey ılımlı islam projesinin varlığı. Şu anki politikaların da ılımlı islam denilen safsataya ifsada dinler arası diyalog sahtekarlığına hizmet edip etmediğine de değerli yorumcular karar versin…

      • Cihad diyor ki:

        Fatih kardeşim,

        Sana harfiyen katılıyorum. Bu projeye İslam’ın modernleştirilmesi de diyebiliriz. Fiilen güncelledikleri gibi “güncellenmeli” de denildi, daha ne olsun. Bu konunun bahse değer çok yönü var aslında ve her yönü itibari ile de muazzam bir örtüşme müşahede olunuyor. Tesadüf olunamaz. Olsa da ne fark eder.

  8. Misafir diyor ki:

    ” Tutulduğunuz fırtınanın şiddetine değil,
    Limana getirdiğiniz geminin sayısına bakılır”

    Bir bilgenin sözüydü, adını hatırlayamadım.

  9. A. AYDIN diyor ki:

    Sema Hanım!
    Madem hatalı mahkeme kararı ile ilgili çok örnek var, diyorsunuz. Bu kararlardan birini olsun -isimleri silip- yayınlar mısınız?
    Madem mağdur olduğunu iddia eden aileler size mektup yazıyor. Kararı da gönderiyorlar mı?

  10. Yahya diyor ki:

    Kusura bakmayın ama ben hemfikir değilim.

    Olayları fetö terör örgütüne bağlamak makul bir izahat değildir.
    İşin kötü tarafı; esas müsebbipler arada kaynar gider, hedef şaşırtılır ve faydadan çok zarar verilir.
    6284’ü fşahinden bilmek ne kadar hatalı ve kasr-ı nazar ise, bu durumda aynı şekildedir.
    Hakimleri mezkur terör örgütü ile bağdaştırmak faydadan çok zarar verecektir. Hadi diyelim yerel mahkeme fetöcü ve böyle bir vicdansız/kanunsuz karara imza attı, üst mahkemesi de mi fetöcü? sonra ya yargıtay? Ayrıca ağır cezada görülen tüm davalar en az 3 kişilik mahkeme heyeti ile yürütülür. Bu heyette mi fetöcü? Savcıda mı fetöcü?

    İşin gerçeği; kararın üstten gelmesidir. Bu tarz davalara “cinsel istismar, kadın cinayeti vb.” aile bakanlığı müdahil olur ve sanığın en ağır/en fazla ceza alması için mahkemeye tazyikte bulunur. Hatta durum muhtelif feminist derneklerinin kulağına giderse, onlarda davaya müdahil olurlar. Unutulmaması gereken diğer husus ise savcı veya mahkeme bu tarz suçları aile bakanlığına bildirme zorunluluğudur.

    mesele istismar/taciz/tecavüz değil siz hala anlamadınız mı?

    • Feyza diyor ki:

      Bu konuda sizinle ayni dusuncedeyim.

    • Misafir diyor ki:

      Aynen Yahya Bey Kardeşim,
      Her harfine imzamı atıyorum.
      Allah senden razı olsun. Amin.

    • mehmet-mehmet diyor ki:

      Daha geçen burda yayımlanan bir mektupta masun olan delikanlıya eski bakan betül sayan ceza verilsin diye kendisi talimat vermiş diye yazılmıştı, herşey de fetö olmasın artık biraz insaf…

    • Feyza diyor ki:

      Bu yorumunuzun son paragrafinin tekrar ve tekrar okunup altinin cizilmesini istiyorum. Butun bu hukuksuzluklarin kaynagi iste bu paragraftaki dipnottur, esasinda bu konu uzerine bir makale yazmanizi isterim ki bu ayrinti yorumlar arasinda gozden kacip buhar olup ucmasin Yahya bey.

      • Feyza diyor ki:

        Zaten Aile bakanliginin kayitsizligi sikayet eden ailelerin yazilarinda da acik secik ifade ediliyordu. Musluman kisveli ve halkin kendinden gordugu bir iktidar doneminde bu tarz magduriyetlerin yasanmasi da ayri bir trajedi.

        • Yahya diyor ki:

          Allah razı olsun Feyza hanım.

          …ancak bakanlık kayıtsız ve tarafsız değil;
          o mağdurdan yana…

          “trajedi” neye göre, kime göre :)

          Selam ve dua ile…

    • semamarasli diyor ki:

      Yahya bey sürece biliyorum haklısınız fakat hakimlere dikkat çekmek hükumetin bu konuda hatalarını mazur göstermez. Hakimlere dikkat çekmek isteme sebebim ise son katıldığım aile çalıştayında yüksek yargıdan gelen kişinin ısrarla “kanunlarda bir sıkıntı yok problem hakimlerde, kadın beyanı ancak soruşturma safhasında geçerlidir yargılama aşamasında” demesi yüzünden.
      Orada da itiraz ettim kanunlar sıkıntılı ve kötü kanun yapıp insanları hakimlerin insafına bırakamazsınız diye.

      Aile bakanlığından da kanunların uygulamasında olup rahatsız olanlar oluyor ve Sema hanım işin fetö boyutuna da dikkat çekin dedikleri için bu yazıyı yazmak istedim.

      Hakimler de fetöcü ya da değil biraz vicdanlarını dinlesinler rüzgara kapılıp delilleri yok sayarak masum insanlara ağır cezalar vermesinler. Belki bir kaç ay sonra hükumet diyecek ki “olur mu delilleri yok saymak kanun böyle değil” bu hakimler soruşturulsun diyecek. Bunu demeye hakları var mı ayrı konu.

      Ve ister fetöcü ister kadın derneklerinden ya da bakanlıktan korkup bir masuma ceza veren hakim de her şekilde cezasını bulsun. En azından hakimler de yargılansın. Hükumeti aklamak değil, hakimlerin kulağına su kaçırmak istedim. Hükumeti, bakanlığı, kanunları zaten defalarca uyardık.

      Yargıda ki insanlar da kanun böyle ne yapalım demesinler. Bunun ceremesini iki dünyada da çekeceklerini unutmasınlar.

      • Yahya diyor ki:

        Sema Hanım,
        Cevabınız için teşekkür ederim.

        Yüksek yargıdan gelen kişinin söylediği teorikte doğru olabilir ancak uygulamalar ortada… benzer “cinsiyetsiz” kanunlar nafaka ve velayet içinde var. yani kadın yada erkek bir birinden nafaka talep edebiliyor, velayet her iki ebeveynden birine verilebiliyor vs. problem yok. ama uygulamada velayet %80 anneye bırakılıyor, nafaka alabilen erkek sayısı ise parmakları geçmiyor.

        Eğer problem hakimlerde ise; bir üst mahkeme (istinaf), 1. derece mahkemenin kararını bozmalıdır, niçin bozmuyor veya bozamıyor? Üst mahkemede kararı onaylıyor, sonra dava yargıtaya gidiyor… yargıtayda verilen kararı onaylıyor. Peki nerede problem?

        Problem şurada: yukarıdan aşağıya doğru hakimlere/savcılara talimatlar geliyor; bunlar kanun değil. Bu talimatlar ile hakimlerin ve savcıların takdir yetkisi ve inisiyatif kullanma hakları sınırlanıyor. Bununla beraber talimatlara uymayanlara cezai yaptırımlar geliyor. Yani bir kadın alenen yalan dahi söylese ve savcı bunu gözüyle görüp şahit olsa, yine de kadının beyanını kabul edip, soruşturma başlatmak zorunda. Aksi bir durum savcıyı çok zor durumda bırakır, bırakıyor.

        Benzer durum hakimler içinde geçerli. Hakim yargılama esnasında kadının beyanını “sözüm ona sadece soruşturma açmak için gerekli…” kabul edip yargılamaya başlıyor ve karşı taraftan (sanıktan) kendini ispatlamasını bekliyor. Yani mantık çok basit, bir taciz olayı varsa ve herhangi bir delil, tanık yok ise, kadının beyanı geçerli oluyor. Niye çünkü hiç bir kadın kendi namus ve şerefini ayaklar altına alıp, kendisine böyle bir iftira atmaz, gerek duymaz…. vs. Hele bir çocuk mümkün mü…? Kanun nazarında da eğer sanık gerçekten bir şey yapmadıysa bir şekilde yapmadığını ispatlar mantığı ile olaya bakılıyor.

        Hakimlerin yargılanması hususu ise yine teoride mümkün ama realite de uygulanması zordur. Hakimin verdiği karar en fazla yanlış olur, devlete tazminat davası açarsın… devlette gerekli görürse hakim hakkında soruşturma başlatır vs.. yani kısacası kimi kime şikayet edeceksiniz?

        kısacası sistem fena halde çökmüş durumda. devasal ve modernize edilmiş adliye sarayları görüntüden ibaret. adalet saraylarının ihtişamı, sistemin internet üzerinden ışık hızında çalışıyor olması, avukatların çokluğu vs. adaletin tecelli ettiğini göstermese de, ekonomisinin inkişaf ettiğini çok güzel gösteriyor.

  11. Erhan diyor ki:

    Belki bu gibi hukuk faciası kararlarda çok cüzi oranda Fetö parmağı da olabilir. Fakat ben asıl sorunun bu kanunları çıkartanların zihniyetinde olduğu kanaatındayım. İlgili çarpık zihniyet değişmeden, bu sorunların ortadan kalkması imkansız gibi bir şey.
    Bu hukuk facialarının asıl kaynağının etkili ve yetkili koltuklarda oturan idarecilerimiz olduğunu şu şekilde delillendireyim.
    Bu sitede, “kadın beyanı esastır” kaynaklı, bütün deliller ve kanıtların aksini ispat etmelerine rağmen verilen bir çok hukuk faciası mahkeme kararlarına karşı, mazlum tarafların adeta çırpınırcasına haklarını aramak için gösterdikleri tüm çabaların sonuçsuz kaldığını sürekli okuyoruz.
    Eğer adalet maskesi altında ortaya konulan bu hukuk cinayetlerinin kaynağı, kendilerini yargı kurumları içinde gizleyen Fetö üyeleri olsaydı, bunca mazlum ailelerin bakanlıklara yaptıkları baş vuruları dikkate alınırdı ve ilgili kararları veren hakimlere karşı bir inceleme vs başlatılırdı.
    Halbuki bu sitede yer alan, “Erkeğe ceza verin olay kapansın” ve “İmamlara kurulan tuzaklar” benzeri bir çok yazılarda da açıkça görüldüğü gibi, “balık baştan kokmuş.” Et kokarsa tuzlarsın, tuz kokarsa ne çare. “Kadın beyanı esastır.” Diyen Adalet Bakanı’nın ve Aile Bakanı’nın olduğu bir ülkede ne kadar adalet olabilir?
    Sözlerimi yukarıda başlıklarını verdiğim şu iki numuneye ait yazılardan çarpıcı alıntılarla nihayetlendireyim.
    Selam ve dua ile.
    İmamlara kurulan tuzaklar başlıklı yazıdan.
    “Aile bakanlığına gittim, olayı anlattım. Bana dediler ki “biz çocuk mağdurun yanındayız, size de Allah yardım etsin” Zaten nereye gittiysem ağlayarak geri döndüm.”
    Erkeğe ceza verin olay kapansın başlıklı yazıdan.
    “Kızın iftiraları sanki gerçekmiş gibi gazetelere çıkmıştı. O zaman Aile Bakanı olan Fatma Betül Sayan: “Erkeğe ceza verin, bu olay kapansın. Bu kız devletin çocuğu ben bunu korumak zorundayım.” diye emir vermiş.
    Bakan hanım, ortak tanıdığımız kişiye de “Bu olay kapanmazsa Aile Bakanı olarak ben bununla anılırım, ben bu konu ile anılmak istemiyorum.” demiş. Allah’tan korkmadı da yalan yazan basından korktu.”

  12. Orhan diyor ki:

    Muhteşem tahşidatlar.

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Şu an ocak 2019, bu süreçte ders kitaplarından bütün cinsiyet rolleri çıkartıldı ve 162 okul pilot okul olarak seçildi "cinsiyet eşitliğine duyarlı okul" adı altında cinsiyetsiz ...
Devamını Oku

Güzel Söz

Rasulullah Efendimizin yaptığı bir dua. Bu kıymetli hadisi Şerifi öğrenelim bolca okuyalım inşallah. Kaynak: Ebu Dâvud

Kitap

Algı Yönetimi ve Manipülasyon

Algı Yönetimi ve Manipülasyon "Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi" kitabı nasıl kandırıldığımızı çok iyi gözler önüne seren bir kitap. Mücahit Gültekin kitapta bilimsel açıklamalarla birlikte günümüzden ve İslam tarihinden örneklerle  yalın bir ...
Devamını Oku