Yürüyen Bir Ölünün Yaşadıkları

13 Mart 2017Ademler & Havvalar776 Yorum »

jq2nhkBaşkasının derdini bilmeyen ” dünyada ki en büyük dert benim” dermiş.

Kendilerini “sütten çıkmış ak kaşık” gibi gösteren erkeklere teselli verenler,

Şimdi birde beni dinleyin, “benim de derdime derman” olmayı deneyin.

15 yıllık evli, iki çocuk annesi, mütedeyyin bir kadınım. Evlenene kadar elime erkek eli değmedi. Anadolu da bir şehirde kendi küçük dünyamda yaşarken (takdiri ilahi bu ya hiç aklımdan geçmeyen bir yerde) kızlarımın babası beni ilk görüşte beğenmiş. Çevresinden sorup soruşturmuş ve kısa bir sürede neyin nesi, kimin kızı olduğumu kolayca öğrenmiş. Zaten o yıllarda bulunduğum şehirde benim gibi tesettürlü bayanların sayısı az olduğu için adımı sanımı öğrenmesi çok zor olmamış. ( Keşke hiçbir zaman öğrenemeseydi)

Sonuçta ortak tanıdıklarımız vasıtasıyla benimle tanışmak istemiş. Ortak tanıdıklarımız vasıtasıyla benimle görüşmek istemiş. Niyetinin ciddi (evlenmek) olduğunu öğrenince bende görüşmekte bir mahsur görmedim ve kendisiyle meşru sınırlar içerisinde tanıştım.

İlk görüşmemizde kalbimin çarpıntı sesi duyulacak diye ödüm koptu neredeyse. O zamanlar kocam 27 yaşında İstanbul’da yaşayan üniversite okumuş sosyal çevresi olan bir erkek; ben ise henüz daha 20 yaşında ve daha önce hiç bir erkekle (evlilik amacıyla da olsa ) konuşmamış bir “ev kızıydım”. Size garip gelebilir ama anlayacağınız kocam (bir erkekle konuşmakta dâhil) her anlamda benim ilk’im oldu.

Bu ilk görüşmenin sonrasında ailemin bilgisi dâhilinde ve aynı şekilde (meşru sınırlar içerisinde) iki görüşme daha yaptık. Ama o hiç beklemediğim bir sırada (üçüncü görüşmemizde) bana evlenme teklif ettiğinde az kalsın kalbim duracaktı. Ne yalan söyleyeyim, aslında yüksek tahsil görmüş ve İstanbul da yaşayan bir erkeğin benim gibi ilkokul mezunu taşralı bir ev kızıyla “neden” evlenmek istediğini hem merak ediyor, hem de için için bundan dolayı gururlanıyordum. Aynı zamanda da bunun sebebini mutlaka öğrenmek istiyordum. Üzerimde ki şaşkınlığı atar atmaz sordum ona

–Neden, İstanbul dan veya üniversite çevrenden tanıdığın birisiyle değil de benim gibi hiç tanımadığın birisiyle evlenmek istedin”  hafif bir tebessümle gözlerimin içine baktı ve bana

–“ Doğacak çocuklarımın iyi bir anne elinde yetişmesi için” cevabını verdiğinde karşısında oturduğum sandalyeden kalkıp boynuna sarılmamak için kendimi zor tuttum. Çünkü birçoğuna göre kafa yapısı, dış görünüş olarak “İstanbullu” olan bu erkek kendisine eş, çocuklarına anne olarak beni seçmişti. Bu o zamanlar “Allah’ın bir lütfüydü” benim için (şimdi ise kesinlikle aynı duyguları taşımıyor, hatta kendimi seçilmiş kurban olarak görüyorum)

Çünkü ben onu daha ikinci kez gördüğümde içten içe sevmiştim. Ama O,…

Velhasıl ailelerin devreye girmesi, tanışması, istenme faslı, nişan hepsi 3-4 ay içerisinde oldubitti.

Hem ailemin istemesi, hem de onun “nişanlıda olsak harama bulaşmamak için şerri nikâhımızı da yapalım” demesi ile nişanla birlikte dini nikâhımızı da yaptık. Her ne kadar o dönemde o İstanbul’da, ben  …… da yaşadığım için çok sık görüşemesek de (toplasanız yüz yüze 2-3 defa ancak görüşmüşüzdür.) aramızda dini nikahın olması beni de manevi anlamda rahatlatıyordu.

Onun İstanbul da ki işlerini yoluna koyması ve bizimde aile olarak düğün hazırlıkları yapmamız gerektiği için tam bir yıl sürdü nişanlılık dönemimiz. Bu süre zarfında İstanbul dan günübirlik yanıma geldiği zamanlar,aramızda ufak tefek sorunlar olsa da onunla yaşadığım anlar hayatımın en güzel zamanlarıydı.

Çünkü henüz resmi nikahımız olmasa da o Allah indinde benim kocamdı ve ben ona âşık olmuştum.

Bir yılın sonun da (her genç kızın hayali olduğu üzere) telimle duvağımla, yüzüm ak ve başım dik bir gelin olarak, hüznüle karışık buruk bir sevinç ile baba ocağından, ait olduğum yuvadan ayrıldım. Bundan sonra ki hayatıma sevdiklerimden çok uzakta, hiç bir tanıdığımın olmadığı, daha önce hiç bilmediğim büyük bir şehirde, İstanbul da devam edecek olmam beni düşündürse de, içimde,

“Ailemden ayrıldım, gurbete gidiyorum. Ama yalnız değilim, yanımda beni çok seven bir kocam var. Artık bende bir yuva kurdum, bizde bir aile olduk, bundan sonra kocamın ve nasip olursa çocuklarımın mutlu olması için çabalayacağım” düşüncesi özellikle kocamın mesaisi düzensiz olan işi nedeniyle evde yalnız kaldığım gecelerde beynimde yer eden korkularımı ve aile özlemini yenmem de bana yardımcı oluyordu.

Kocam o zamanlar çok para kazanamıyordu ama mutluyduk. Zaten evlenirken de kendi göbeğimizi kendimiz kesmiştik. Benim babamın maddi durumu iyi değildi. Kıt kanaat geçiniyorduk. Onun da evlenmek için bir birikimi yoktu. Evlenmeden hemen önce İstanbul’da kiraladığı evimiz küçük, ev eşyalarımız ise tam değildi. Varsın eşya olmasın, ne önemi vardı. Yanımda beni seven bir kocam vardı ya gerisi umurumda bile değildi. İlk 15-20 gün mutluluktan ayaklarım yerden kesilmişti adeta…

Fakat;

Hayat her zaman bazı pembe dizilerde olduğu gibi “tozpembe” sürmüyor, mutlu sonla bitmiyordu. Kimilerine göre nazardan, kimilerine göre gizliden gizliye kocamı seven (kocamın bundan haberi bile yokmuş) kocamın patronun kızı kara bir bulut gibi çöktü mutluluğumuzun üzerine. Daha doğrusu kendi içinde kocamı sevdiği için onun evlenmesinden dolayı kocama çok kızmış. Aklı sıra bize zarar vererek kocamdan intikam almayı düşünmüş. Bunun için de babasının patron olmasından aldığı güçle tepeden inme bir şekilde kocamın iş yerinde ki mevcut pozisyonunu gasp etmişti. Bununla da yetinmedi, babasının gücünü kullanarak kocamı aşağılamak için kocamı daha alt bir pozisyonda çalışmaya zorladı.Normalde böyle bir durumlarda hiç düşünmeden “alın atınızı ….. tımarınızı” şeklinde tepki vereceğinden emin olduğum kocam evliliğin üzerine yüklediği maddi sorumluluklar  nedeniyle bu aşağılamaya da (kendi tabiriyle) eyvallah dedi.

Eyvallah dedi, dedi ama…

Kocamın yaşadığı beni de ilgilendiren ve hiç beklemediğimiz bu olumsuz gelişme evliliğimizde ki ilk kırılmanın yaşanmasına sebep oldu. Kocam gece yatakta bile kendisine yapılan bu zalimce davranışı hak etmediğini düşünüyordu. Bazen de sadece düşünmüyor, adeta kahrından kuduruyordu. O’nun içinde bulunduğu bu ruh hali daha emekleme aşamasında olan evliliğimizde çatırdamalara sebep olmaya başlamıştı. Bu sancılı süreç uzun sürmedi.

Bir akşam işten eve geldi ve bana daha fazla dayanamadığını, normalde pozisyonu değiştirildiği ilk gün yapması gereken şeyi yaptığını; Kendi ifadesiyle “ atı sahibine iade ettiğini” söyledi.

Aslında o akşam bizim için uzun süreli bir kâbusun başlangıcıydı ve bu kâbus tam 6 ay sürdü. Bir erkeğin sabah yataktan kalkması için bir sebebinin (işinin) olmamasının ne demek olduğunu işte o zaman anladım.

Aslında yeni evli olduğum için kocamın sürekli yanımda olması çok hoşuma gidiyordu. Ama ödenmesi gereken kira, faturalar, özetle ayakta tutmamız gereken bir yuvamız vardı. Evliliğimizin 6 ayına girdiği bir zamanda normalde ikimizin de mutluluktan ayaklarımızı yerden kesmesi gereken bir şey oldu.

Hamileydim, bir bebeğimiz olacaktı.

Kocamla benden birer parça taşıyan bir yavrumuzun olacağını öğrenmek ilk anda sıkıntı yaşadığımız bir dönemde ikimiz içinde moral olmuştu. Fakat, kocamın aylardır işsiz oluşu bu sevincimizi gölgelemeye yetti de arttı bile. Çünkü hazır dağları da karşısında güçsüz bırakan mevcut masraflara bir de hastane masrafları eklenmişti.

Sanki tüm bunlar yetmiyormuş gibi birde normal zamanlarda bile kocamla yatağa girmemek, girsem bile biran önce bitmesi için çabaladığım kadınlık vazifemi hamileliğimi bahane ederek tam ve hakkıyla yap(a)mamamın stresi kocamı daha da sinirli bir erkek haline getirmişti. Kabul ediyorum bu süreçte ben hatalıydım belki, ama kocam da bu konuda bana hiç anlayış göstermemişti. Bu yüzden aramızda ciddi tartışmalar yaşanmaya başladı, hatta bazı geceler yalnız yatmak zorunda kalmıştım.

Sıkıntıların ardı arkası kesilmiyordu. Sanki mevcut sorunlarımız yetmiyormuş gibi dul olan kaynanamın ve görümcemin bana yaptığı hakaretler, zulümler ve kocamın yapılanlara sessiz kalması, hatta çoğu zaman onlardan yana tavır alması beni çok yıpratıyordu. Kayınvalidemin ve görümcemin yaptıkları yetmiyormuş gibi kocamında bana sırtını döndüğünü görmeye dayanamıyordum. Kendisine âşık olduğum adam gitmiş yerine zalim birisi gelmişti adeta. Kocamın beni şaşırtan bu tavırları bir türlü çözemediğimiz problemlerimizin üzerine tuz biber oldu.

Bütün bunlar olurken kızım Esra normalden 1,5 ay önce dünyaya gözlerini açtı. Yaşadığım stres erken doğum yapmama neden olmuştu. Kızımın yaşaması zor görünüyordu. Ama beklenen olmamış; kızım kendisiyle beraber beni de hayata bağlamayı başarmıştı. O zamanlar beni hayata bağlayan tek neden; kızım olmasa ciddi ciddi intiharı bile düşünmeye başlamıştım.

Bu şekilde aylar yılları kovaladı . Nedenini anlayamadığım bir şekilde ve biz fark etmeden kocamla aramızdaki bağlar kopmuş, evliliğimiz sıradanlaşmış, ilişkimiz yalama olmuştu. Psikolojimin çok kötü olduğu bir dönemde yaşadığım bir korku mevcut sıkıntılarımın artmasına sebep oldu. Artık ne insanlara nede binalara güveniyordum. Zaman zaman Allah’ın “adil” sıfatından bile şüphe etmeye başlamıştım.

Ben ne tür bir günah işlemiş, ne yapmıştım da bütün bu acıları hak etmiştim.

Yürüyen bir ölü gibi dolaştığım bu süreçte başka bir çocuk istemediğim için itinalı bir şekilde korunduğum halde ikinci kez anne olacağımı öğrendim. Ben tekrar anne olmaya hazır değildim, ama kocam ikinci kez baba olacağını öğrendiğinde sevinmişti.

O ana kadar geçen süre içerisinde başımıza gelen en güzel ve sevindirici olay eşimin düzenli güzel yeni bir işe girmiş olmasıydı. Ama bununda benim için yeni bir hayal kırıklığı ve eşimin beni terk etmesine sebep olacak bir faturayı önüme koyacağı kimin aklına gelirdi.

Şairinde değdi gibi zaman su misali akar ya, gerçekten de doğruymuş. Göz açıp kapayana kadar geçen bir sürede ikinci kızımı da kucağıma almıştım. Doğumumu bahane eden kaynanam yine evimize gelmiş, kara bir bulut gibi üzerimize çöreklenmişti.

Keşke tek derdim kaynanam olsaydı, belki bir şekilde üstesinden gelirdim. Ama asıl sorun (bunu sonradan fark ettim) ikinci kızımın doğumuyla ortaya çıkmıştı. Evlenmeden önce de “en büyük korkum” kocamın elimden alınmasıydı.

İşi dolayısıyla bir süredir yanımızda kalan kardeşim ile kayınvalidem kaşla göz arasında birbirlerine girdiler. Akşam eve geldiğinde yaşanan kavgayı annesinden dinleyen kocam kardeşimi evden kovdu. Annesi ise savaş kazanmış bir komutan edasıyla “ ben size dememiş miydim burası benim oğlumun evi bu evde ben ne dersem o olur” tavrıyla bana gözdağı veriyordu. Bende kardeşimi evden kovduğu için annesinin yanında kocama bağırdım ve hakaret ettim. Sonradan bir anlık öfkeyle yaptığımdan pişman olmuştum ama bu olayın evliliğimizin sonunun başlangıcı olacağı hiç aklıma gelmemişti.

Kocamın bu olayda ki tavrı onun evliliğe nasıl baktığına dair düşüncelerimi yeniden gözden geçirmeme neden oldu. Bu gözden geçirme sonunda kafamda ulaştığım sonuç benim için hiç açıcı değildi. Kocam yuvasının huzurunu değil zalim annesinin bana yaptığı zulmün destekçisi olmayı tercih etmişti.

Koruyucum, aşkım, çocuklarımın babası, yol arkadaşım, dostum olduğunu düşündüğüm kocama artık güvenmiyordum. Bu güvensizlik daha fazla korkmama, korkularım düşünmeme, düşüncelerim ise ona olan güvensizliğimin artmasına sebep oluyordu. Bir taraftan da en büyük korkumla yüzleşmekten; kocamın yavrularımı ve beni yüz üstü bırakmasından çekiniyordum.

Korktuğumun başıma gelmesi çok uzun sürmedi.

Kocam aramızda yaşanan bir tartışma sonucu evi terk etti ve üç gün boyunca ne aradı ne sordu. Bulunduğumuz apartmana yeni taşınmışız, kimseyi tanımıyorum. Birisi 3 yaşında, diğeri ise birkaç aylık iki yavrum ile yapayalnız kalmıştım koca şehirde. Elektrik sobasıyla “eh işte” kıvamında ısınmaya çalışıyoruz. Bizim yaşadıklarımıza daha fazla şahit olmamak için olsa gerek yalnızlığımın üçüncü günü soba da isyan etti, çalışmıyordu artık. Mevsim kış, aylardan şubat ve hava çok soğuk… Çocuklarım ve ben üşüyoruz… Üçüncü günün sonunda bebeğimin sütü, evde ekmek alacak paramız yok, açız…

Ne derdimi paylaşacağım bir kimse, nede sığınacağımız bir yer… Koca şehirde bizim derdimize derman olacak hiçbir kimsem yok Allah’tan başka…

Kalabalıklar içerisinde yapayalnızım, çocuklarım ve ben annesi tarafından terk edilmiş kedi yavruları gibiyiz…

Sahipsiziz ve korkuyoruz…

Beynimde ki düşünceler bir köpeğin kediyi kovalaması gibi birbirini kovalıyor.

Ya çocuklarım hastalanırsa ben ne yaparım, kime giderim.

Ya kocam bir daha eve dönmez, bizi tamamen terk ederse, ben aileme ne derim, desem bile onların derdi zaten kendilerine yetiyor, birde benim ve iki yavrumun yükünü nasıl yüklerim babamın çökmüş omuzlarına.

Daha da korkuncu ya kocam bu boşlukta gönlünü önceden tanıdığı bir kadına kaptırırsa.

Daha fazla dayanamadım bir yolunu bulup telefonda babama ağlayarak içinde bulunduğumuz durumu anlattım. Babamın ve annemin telefondaki şefkatli sözleri bir nebzede olsa beni rahatlatmıştı. Canım babam (borç aldığı para ile)  tıpkı telefonda söylediği gibi daha o gece ilk otobüse atlayıp İstanbul’a, yanıma geldi. Yavrularım ve ben babamın bizi sahiplenmesi sayesinde hiç zaman kaybetmeden,  ilk otobüsle baba evine döndük

Telli duvaklı ve mutlu bir şekilde ayrıldığım baba evine kucağımda iki kızım ile çaresiz ve mutsuz bir şekilde, dönmek beni kahrediyordu. Ama mecburdum…

Evden ayrıldığımı öğrenen kocamın bir kaç gün içinde beni arayacağını düşünüyordum, yanılmışım aramadı. Yaklaşık bir hafta sonra ben onu aradım.  Evi terk ettiğim içi hala bana kızgındı. Bana ”sen tercihini yaptın, bundan sonra olacaklardan ben sorumlu değilim.” çıkışını ilk zamanlarda pek önemsemedim. Nasıl olsa evli bir erkek olarak hem bekârlığa hem de bir baba olarak çocuklarının özlemine dayanamaz diye düşündüm. Ben hesaplarımı bu düşünce üzerine bina ediyordum. Ama evdeki hesabım çarşıya uymadı.

Yanılmıştım…

Ne o tavrından geri adım atıyordu nede ben haklı olduğum için onun bu konuda hatalı olduğu ve  onun özür dilemesi gerektiği düşüncesinden.

Ben babamın evinde mutlu olmasam da huzurluydum. Ama onun yalnızlığa ve çocuklarının hasretine fazla dayanacağını düşünmüyordum. En azından bir süre sonra çocuklarını özleyecek, kızlarının hatırına da olsa benden özür dilemek ve beni almak için gelecekti yanıma.

Bir sürede bu şekilde birbirimizle inatlaşarak geçti.

Fakat onun bekârlığın getirdiği şartlara alışkın olduğunu, yemek yapmak da dâhil elinden her iş geldiğini ve birisini sildiği zaman o kişiyi hayatından tamamen çıkarttığını bu hesaba dahil etmemiştim.

Günler günleri, haftalar ayları kovaladı.

Ara sıra telefonda görüşsek de ikimizin düşüncesinde her hangi bir değişiklik yoktu. O benim hatalı olduğumu ve özür dilemem gerektiğini; ben ise onun bize zulüm ettiğini ve geri adım atması gerektiğini; özür dilemesi gereken birisi varsa onun da kendisi olduğunu söylüyordum. Bu tavrımda babamın ve çevremdeki insanların benim haklı olduğumu ve asla bu tavrımdan vazgeçmemem gerektiğini söylemeleri de etkili olmuştu.

Aslında sade bir özür ile bile evime dönmeye hazırdım. Ama kocam resmen inatlaşıyordu benimle.

Neredeyse son bir aydır telefonda  dahi (çocukların sesini duyma bahanesiyle aradı genellikle) kocamla konuşmamıştık. Artık iyiden iyiye kocamın benden özür dilemeyeceği, beni almaya gelmeyeceğini hatta iki kızımla babamın evinde genç dul bir kadın olarak sürekli kalacağıma inanmaya ve  korkmaya başlamıştım.

Telefonda son görüştüğümüz günden bu güne kadar yaklaşık 40 gün geçmişti. Tüm kadınlık gururumu ayaklar altına almak pahasına da olsa kocamı aradım. Çünkü içimde ki kurt her geçen gün beni kemiriyordu. Keşke daha önce arasaymışım veya söylediklerini duymamak için hiç aramasaymışım. (Hala anlatırken ve kocamın o anki sözleri aklıma geldikçe gözlerim doluyor.)

Kocam o an telefonda söylediği sözlerle bir kadın olarak yaşayabileceğim en kötü anı yaşattı bana. O an telefonda bir kadının başına gelebilecek en büyük felaket ile yüzleşmek zorunda kalmıştım. Korktuğum ve olmasını hiç istemediğim şey gerçekleşmiş; ayrı olduğumuz süre içerisinde kocam gönlünü başka bir kadına kaptırmıştı.

Bana “artık hayatımda başka bir kadın var haberin olsun” dediğinde yaşadığım acıyı tarif ve ifade etmemin imkanı yok. Normalde çok duygusal ve merhametli bir erkek olan kocam nedense bana hiç acımamış, hayatında yapmayı düşündüğü değişikliği (sanki normal bir şeymiş gibi) telefonda, hiç beklemediğim bir şekilde ve soğukkanlılıkla yüzüme söyleyecek kadar zalimleşmişti.

Ben henüz duyduklarımın şokunu üzerimden atamadan ikinci darbe geldi. Beni bırakmak istemediğini, eğer ben istersem ve kabul edersem ikinci hanımı olarak aynı anda benimle de evli kalacağını söyledi. O an yüreğimin derinliklerinden bir şeylerin koptuğunu ve içimde bir yerlerin acıdığını hissettim. Hiçbir şey söyleyemeden telefonu suratına kapattım ve olduğum yere çökerek için için ağlamaya başladım.

Farkında değilim sessiz sessiz ağlarken bayıldığımın. Büyük kızımın anneme haber vermesi üzerine annemin beni ayıltmaya çalışırken suratıma vurduğu tokatların ve keskin limon kolonyasının genzimde ki acı kokusuyla kendime geldiğimde o an evde olan tüm hane halkının başımda olduğunu gördüm. Kendime geldiğimi gören herkes ne olduğunu soruyordu bana. O an annemim sorduğu “ne oldu kızım” sorusu ile kocamın bana söyledikleri tekrar aklıma geldi ve yeniden ağlamaya başladım.

Fakat bu kez biraz önce ağladığım gibi değil; içimi çeke çeke, avazım çıktığı, gücümün yettiği kadar yüksek bir sesle. Tıpkı uyandığında yanında annesini bulamayan, annesinin kokusunu arayan bir bebek gibi. Hoş ağlamasam da ne diyebilirdim ki anneme ve kardeşlerime. Canım annem kocamla aramızda ciddi bir sıkıntı olduğunu anlamış ve benim uyuyacağımı söyleyerek kardeşlerimi telefonun bulunduğu o odadan çıkartmıştı. Annemle baş başa kalmıştık. Ve annem o soruyu tekrar sordu

“Seni bu hale getiren şey ne kızım”

Gizleyemezdim, kocamın telefonda bana söylediği her şeyi tek tek anlattım anneme. Annemin o an yaşadığı sok, içindeki acının ve yaşadığı üzüntünün yüzüne vuran ifadesi hala gözümün önünde.

Ah benim bahtsız kızım, ah benim kadersiz yavrum, bunlarda mı gelecekti başına…

Bir hafta da ancak gelebildim kendime. Odadan çıkmadığım o bir hafta düşünmek ve kararımı vermek için yetmişti bana. Bu teklifin kocamın bir blöfü ve asıl amacının benden boşanmak olduğuna hükmettiğim için olsa gerek kocamın teklifini kabul edecek, evime dönecek, yuvama, yarısına da olsa kocama sahip çıkacaktım.

Öyle de yaptım. Kocamı aradım ve teklifini kabul ettiğimi söyledim. Ben şaşırmasını ve evime dönmemem için yeni şartlat öne sürmesini beklerken o bu kararıma sevindiğini söyledi. O değil ama ben kararıma böyle bir tepki vermesine çok şaşırmıştım. Diğer taraftan da bu sonuca sevinsem mi, üzülsem mi karar veremiyordum bir türlü.

Dert ortağım ve biricik anneme anlattım kocamla telefonda konuştuklarımızı ve yapmayı düşündüğüm şeyleri..

Annemin “Sen bilirsin kızım, yalnız iyi düşündün mü” sorusuna verdiğim “evet anne düşündüm “cevabımdan sonra annem “hakkınızda hayırlısı olsun yavrum” dedi sadece, gözleri sulanmış bir halde.

Evet, sonu nereye varırsa varsın ben kararımı vermiştim, o kadının eline bırakmayacaktım çocuklarımın babasını. Yarısı da olsa o hala benim kocamdı.

Ertesi gün kızlarımı da yanıma alarak İstanbul’un ve son zamanlarda asla bir daha geri dönmeyeceğimi düşündüğüm yuvamın yolunu tuttum. Kocam bizi bekliyordu otogarda. Önce küçük kızımıza sonrada büyük kızım Esra ve bana sarıldı. Yüzünde gizlemeye çalışmadığı mutluluk ifadesi ve dudaklarında “ait olduğunuz yere, yuvanıza hoş geldiniz” cümlesiyle.

Bir kez daha şaşırmıştım. Böyle bir şey mümkün müydü?  Bu gördüklerim ve yaşadığım o an gerçek miydi, yoksa ben hala otobüste uyuyor ve rüya mı görüyordum. Hayır, bu bir rüya değildi. Bu adam kocamdı ve yaşadığımız o sahne gerçekti. Çünkü aylardır hissedemediğim için unuttuğumu düşündüğüm o kokuyu, onun teninin kokusunu almıştım hoş geldin demek için bana sarıldığında.

Üzerinden bu kadar  zaman geçtiği halde böyle bir şeyin nasıl mümkün olabildiğini hala anlamış değilim.

Daha birkaç hafta öncesinde bana söylediği “hayatımda başka bir kadın var”  sözleriyle evliliğe, mutluluğa dair hayallerimin hepsini bir anda yerle bir eden ve adını dahi anmak istemediğim, bana yaptıkları aklıma geldikçe “ onu elime verseler bir bardak suda boğarım” diye düşündüğüm adam sanki aramızda geçen bunca tartışmanın hiç biri yaşanmamış, tatilden dönüyormuşuz gibi gayet sakin ve mutlu bir şekilde karşılamıştı bizi.

Ama sonra…

Hikayenin sonrasını sizin tahmin etmenizi ve tahminlerinizi yorumlar bölümünde paylaşmanızı rica ediyorum.

 

Yorumlar İçin Teşekkür Ederim. Hikayenin sonu:

Yuvam  benim tercihlerim yüzünden daha da kötü bir şekilde yıkıldı. Evliliğim benim tercih ettiğim sekil de ve zamanda bitti.

Hem de benim kaprislerim, gereksiz kıskançlıklarım ve incir çekirdeğini dahi doldurmayacak sebepler yüzünden. Yani bu kez kocam değil ben istediğim için bu yuva dağıldı.

Yaptıklarım ve yapmak zorunda olduğum şeyleri yapmadığım için çok pişmanım.

Ölmedim, hala yaşıyorum, ama “dul ve mutsuz” bir kadın olarak.

 

Okunma Sayısı : 22.839

Yorum yapın

“Yürüyen Bir Ölünün Yaşadıkları” için 776 Yorum

  1. esra diyor ki:

    Gözlerime inanamayarak okudum yayınladığınız bu yazıyı !
    Çıkan sonuç ikinci eş olmayı kabul etmeyip sonunda mutsuz dul olan kadın mıdır ben mi yanlış anlıyorum?
    Adam kadına zulmetmemiş olsa kendi istekleriyle iki kuma olsa kadınlar kendileri bilir der geçerim ama kurulan bu mizansende sanki kadının durumu kabul etmeyişenden dul kalması mutsuz olması! inanılır gibi değil.
    Tam olarak neyin mesajını veriyorsunuz su hikaye ile??

    • Feyza diyor ki:

      Birkaç kez daha okursanız inanırsınız Esra hnm :)
      İlk okuduğumda ben de inanamamıştım ama benim inanamama sebebim sizden farklıydı. Kurmaca gönderilen bir yazı olduğunu düşündüm o dönem yaptığımız hararetli teaddüd-i zevcat konusunun üzerine yayınlanmış bir yazı olduğu için.
      Üstelik sonucu da muğlaktı, belirsizdi. Sonradan ekledi yazan kişi ve yazının başıyla uyumsuz bir son oldu. Yazının başında tamamen erkeği suçlayan hanım altta birilen yorumlardan sonra sonunu kendi pişmanlık sözleriyle bitirdi ve tutarsızdı.
      Yani inandınız mı derseniz, açıkçası hala inanamıyorum ama inanamadığım şey ifadelerdeki tezatlık ve hikayenin gerçekliği. Allahu a’lem.
      Ama gerçeklik bir kenara, bakın bu yazının altında öyle çok ve çeşitli konu tartışıldı ki. Yorumları okursanız anlayabilirsiniz.
      Burada ilk etapta verilmek istenen mesaj ile son mesaj tamamen farklı.
      Sizin rahatsızlığınız son mesaja fakat benim rahatsızlığımsa ilk başta verilen mesaja olmuştu ardında okuduğum satır aralarının bende oluşturduğu izlenime istinaden.
      Kurgu ya da gerçek, yazıyı dikkatli okursanız en sonda zoraki de olsa yaşanan pişmanlık satırlarının asıl sebebinin bu gerçek ya da hayal hanımın ikinci eş olmayı kabul etmediğinden değil, ilk ve tek hanım iken kocasına gösterdiği soğuk ve mesafeli tavırdan, k.valide ve görümcesine kendi evinde yaptığı saygısızlıktan, kavga ve kocasının evi terketmesi sonrası büyüklerinden gelip yardım istemeleri yerine evini terkedip baba evine gitme hatasından ve ayrılık öncesindeki küslük sürecinde ailesi ve yakınlarının sözünü dinleyip evine dönmemesi ve yuvasının bu sebepler sonrası bir sonuç olarak yıkılmış, kendisinin de ikinci eş olma ya da boşanma dışında bir çaresinin kalmamış olduğundan kaynaklı yazılmış satırlar olduğunu anlayabilirsiniz.

      • Feyza diyor ki:

        Düzeltiyorum görümce yokmuş, yaşlanıyorum kusuruma bakmayın :)
        Aşağılarda zaten bu k.valide sorunsalı ile ilgili bir yorum yazmıştım. Tekrar açmak istemiyorum.
        Selamlar.

    • seysey diyor ki:

      :) ben bunu ilk okuduğumda erkek yazmış dedim ve yorumlara bakınca yalnız ben böyle düşünmüyo muşum

  2. abdullah16 diyor ki:

    ben de sizler gibi çok üzüldüm. olanda da olmayanda da hayır varmış. sabır ve dua ile Allah tan yardım isteyin. böylesi hakkınızda hayırlı imiş. ama katlanması zor işte. Allah yardımcınız olsun. ümitli olun evlatlarınızı salih saliha bir kul olarak yetiştirin. size en büyük teselli onlar olacaktır inşAllah… ”hayr-ı mutlaktan hayır gelir, Cemil-i mutlaktan güzellik gelir, Hakîm-i mutlaktan abes birşey gelmez.” risale-i nur.. selam ve dua ile…

  3. alone diyor ki:

    Gerçekten içim cız etti.. ama şunuda merak ediyorum bu olay yaşanmış gerçek olaymı? yoksa bir kurgu/hikayemi..?

  4. Abdullah Bir diyor ki:

    YAHYA ve CİHAD Bey Kardeşlerime…

    Şahsıma gösterdiğiniz saygı ve fikirlerime verdiğiniz değer için her ikinize de çok teşekkür ederim, Allah ikinizden ve bu garibanın bilgisine, tecrübesine ve şahsına hürmet eden samimi, dürüst herkes den razı olsun.

    Ben her ikinizin de ARANIZDA KİBUZLARI ERİTMEK İÇİN kendinize yakışanı yapacağınızı hissediyorum, İnşaAllah yanılmıyorumdur.

    Hayırlı düşünce, iş ve eylemlerinizde Allah yar ve yardımcınız olsun kardeşlerim.

    • cihad diyor ki:

      Abdullah abi,

      Sizin hatırınız için sıkılarak bu yorumu yazıyorum. Hem bu platformu böyle şeylerle meşgul etmemek, hem de artık namazlarıma bile ilişen bu durumu unutmak adına pek gündeme getirmek istemiyorum.

      Abdullah abi yorumları sizde okuduğunuz için özet geçiyorum. Ben elimden geleni yaptım. Defaatle helallik isteyip, özrümü beyan ettim. Buna rağmen bilgi ve zekâ yarıştırır gibi iğneleyici ve özensiz bir üslupla meselenin devam ettirilmesi kişinin niyetini ve amacını ortaya koyar.
      Hüsn-ü zan edemeyenin hüsn-ü zannı tavsiye etmesi kabilinden tüm tavsiye ve eleştirilere de biz Zazaların dediği gibi “” sare çımun ser”” (göz baş üstüne) de dedik. Kifayet etmedi abi ben ne yapayım ki. Çareyi muhatap almamakta buldum beni bağışlayınız.
      yoksa,
      kardeşlik ayeti paylasınca kardeş, muhabbet fedaisiyiz deyince fedai olunmuyor maalesef. Yorumun başına münakaşa etmeye gelmedim yazınca münakaşa etmemiş olunmadığı gibi.

      Not: Samimi niyetiniz ve gayretiniz için hasseten teşekkür ederim. Kıymetli vaktinizi de böyle şeylerle zayi ettiğimiz için bizi(daha doğrusu beni) affediniz.

      Selam ve dua ile..

      • Feyza diyor ki:

        Cihad abi yorumunuzu okuyunca uzuldum, namazlariniza dahi aksetmesine uzuldum abi.
        Ne kadar ortam sanal olsa da duygularimiz gercek, hassas bir insansiniz belli ki. Ben de oyleyim emin olun. Bazen burada bile olsa birinin kalbini kirdim mi diye huzursuz oldugum zamanlar oluyor ve gercek dunyada aklima geliyor. Dillendirmez ve kalben mutmamin olmazsam icim rahat etmiyor.
        Aslinda resmi bir dil kullanmak yerine ikiniz de soyle guzel birer gulucuk koysaydiniz coktan unutulur giderdi. Gulucuk deme sebebim su, gercek hayatta oyle olur ya, tartismanin hararetli oldugu bir anda bir taraf durumu espriye vurup ortami yumusatir bir tebessum yeterlidir o soguk havayi dagitmak icin. Burada da hislerimiz kelime karakterleriyle ve gulucuklerimiz de iki nokta bir parantezle sınırlı ne yapalim :) Iki nokta bir parantez deyip gecmeyin, bazen buyuk kirginliklarin onune geciyor ve sohbetin yonunu busbutun degistiriyor.
        Emojilere mahkumuz burda ne yapalim, Gelincik hnmdan ozel ders alacagim bu konuda. Yahya bey’den bu yorumumun altina gulucuklu ve esprituel bir cevap bekliyorum azicik hatirim varsa :)
        Selam ve dua ile.

        • Sadece Fatih diyor ki:

          Ben de burnumu sokmuş olayım. Bazen dışarıda sıkıntılı şeyler yaşayabiliyoruz. Bu duygularımıza yansıyabiliyor. Boşanmanın eşiğinde olanlar var, mahkemesi olanlar var, aileyle ilgili binbir türlü sıkıntı yaşayan insanlar var. Bu durum yorumlarımıza yansıyabilir. Hatta bazen ters laflar etmemize de yol açabilir. Bakıyorum burada yorum yazan herkes zaten epey duygusal ve empati sahibi insanlar. Kıymet bilelim. Bazen duygular bizi doğru yoldan saptırabilir, mantığımıza da kulak verelim :)

          • Feyza diyor ki:

            Evet Fatih bey katiliyorum, insanlarin gergin oldugu donemlere denk gelmis de olabiliriz, hesaba katalim.

        • cihad diyor ki:

          Tüm Kardeşlerime Beyanımdir.

          İlgi gösteren kardeşlerimizin hatırına ve Risale-i Nur’daki aşağıya alintiladigim Kur’ani mananın irşadı ve uhuvvet-i islamiyeye olan hürmetim sebebiyle bu meseleyi Yahya Bey’e olan muhabbetimi iade ederek kapattığımı ilan ediyorum.

          “” mü’min kardeşinden sana gelen bir fenalığı, bütün bütün ona verip onu mahkûm edemezsin.
          Çünkü evvela, kaderin onda bir hissesi var.
          Onu çıkarıp o kader ve kaza hissesine karşı rıza ile mukabele etmek gerektir.
          Sâniyen, nefis ve şeytanın hissesini de ayırıp o adama adâvet değil belki nefsine mağlup olduğundan acımak ve nedamet edeceğini beklemek.
          Sâlisen, sen kendi nefsinde görmediğin veya görmek istemediğin kusurunu gör; bir hisse de ona ver.
          Sonra bâki kalan küçük bir hisseye karşı en selâmetli ve en çabuk hasmını mağlup edecek af ve safh ile ve ulüvv-ü cenablıkla mukabele etsen, zulümden ve zarardan kurtulursun.
          Yoksa sarhoş ve divane olan ve şişeleri ve buz parçalarını elmas fiyatıyla alan cevherci bir Yahudi gibi beş paraya değmeyen fâni, zâil, muvakkat, ehemmiyetsiz umûr-u dünyeviyeye; güya ebedî dünyada durup ebedî beraber kalacak gibi şedit bir hırs ile ve daimî bir kin ile mütemadiyen bir adâvetle mukabele etmek, sîga-i mübalağa ile bir zalûmiyettir veya bir sarhoşluktur ve bir nevi divaneliktir.
          İşte hayat-ı şahsiyece bu derece muzır olan adâvete ve fikr-i intikama -eğer şahsını seversen- yol verme ki kalbine girsin.
          Eğer kalbine girmiş ise onun sözünü dinleme.
          Bak, hakikatbîn olan Hâfız-ı Şirazî’yi dinle:
          ﺩُﻧْﻴَﺎ ﻧَﻪ ﻣَﺘَﺎﻋِﻴﺴْﺘِﻰ ﻛِﻪ ﺍَﺭْﺯَﺩْ ﺑَﻨِﺰَﺍﻋِﻰ

          Yani “Dünya öyle bir meta değil ki bir nizâya değsin.” Çünkü fâni ve geçici olduğundan kıymetsizdir.
          Koca dünya böyle ise dünyanın cüz’î işleri ne kadar ehemmiyetsiz olduğunu anlarsın!
          Hem demiş:
          ﺍَﺳَﺎﻳِﺶِ ﺩُﻭ ﮔِﻴﺘِﻰ ﺗَﻔْﺴِﻴﺮِ ﺍِﻳﻦْ ﺩُﻭ ﺣَﺮْﻓَﺴْﺖْ

          ﺑَﺎﺩُﻭﺳِﺘَﺎﻥْ ﻣُﺮُﻭَّﺕْ ﺑَﺎﺩُﺷْﻤَﻨَﺎﻥْ ﻣُﺪَﺍﺭَﺍ
          Yani “İki cihanın rahat ve selâmetini iki harf tefsir eder, kazandırır: Dostlarına karşı mürüvvetkârane muaşeret ve düşmanlarına sulhkârane muamele etmektir.”
          Mektubat[Y] – 298.

          Selam ve muhabbetlerimle…

          • ismi gereksiz adam diyor ki:

            cihad bey, yahya bey

            Allah razı olsun doğrusunu yaptınız emin olun.

            cihad bey, aslında ben yahya beyle olan diyaloğunuzda size hak versem de bu aranızın limoni olması durumu benim gözlemlediğim kadarıyla biraz sizin yanış anlamanızdan oldu. ayrıca bizden daha tecrübeli kişilerin bu şekilde tabiri caizse atışması gerçekten şık olmuyor hele ki bu sitede. yani tartışma hep olur ama kırıcı üsluplar hoş olmuyor.

            yahya bey, cihad beyle tartışmanıza neden olan mevzu ile ilgili ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. bunları yazma sebebim konuyu sulandırmak, tahrik vb. değil. ben samimiyetinize binaen bir daha böyle durumlar olmaması adına birkaç şeye dikkat çekmek istiyorum.

            gözlemlediğim kadarıyla sizde biraz gülpembe hanım havasındasınız ama biraz daha ılımlı. yani bir mevzu konuşulurken özeleştiri buyutunu ön plana alıyorsunuz ilk olarak. muhakkak doğru tespitleriniz vardır. amma ben şahsen gereğinden fazla yüklenildiğini görüyorum. bu eleştiri boyutu bence insaf boyutunu aşıyor maalesef. özellikle siyasi ve cemaatlerle ilgili yorumlarınız hiç hoş durmuyor. bence bunları yazmaktan vazgeçsin. aile kanunundan girip başka yerlerden çıkılıyor. herşey tadında güzel. bu ihtilaflı meseleleri çok kaşımayalım bence. ayrıca devamlı bu kötü şeyler gösterilip ”hükümet ekonomiyi düzeltse ne olur…” tarzı bir noktaya geliyor ki bence bu insaf boyutunu aşıyor. tamam kabul etmeyin ama bari bahis de etmeyin ki muhabbetimiz bozulmasın. geçenlerde fatih beyle bu tarz yaptığımız yorumlardan sonra geçici bir soğukluk hissettim. yani bu meseleler uğruna sizin gibi istikametli müslümanlardan uzaklaşmak istemem.

            cemaat mevzusuna gelirse: cihad bey daha önce size tepki gösterince ona ”sizden başka kimse alınmadı” gibi birşey demiştiniz. şahsen ben yorumunuzdan hoşlanmamıştım. ama ifade etmedim sadece. buna benzer bir de diyetle ilgili konuda bir yorumunuz vardı. siz isim vermiyorum diyorsunuz ama böyle yapınca tam aksine tüm cemaatleri zan altında bırakmış oluyorsunuz. bu mevzu birinin cemaatten olup olmamasıyla da ilgili değil. cemaatten olmayan biri de haksız şekilde bir cemaat yeriliyorsa tepki göstermelidir. özeleştiri ise bence burada yapılmamalı. çünkü bunları herkes okuyor. bizim özeleştirimizi başka zihniyetten biri okusa ” vay be bunlar da şöyleymiş, böyleymiş.” diyebilir.

            bir yanlış anlaşılma olmamıştır umarım, herkese saygılar…

          • Yahya diyor ki:

            Sn. iga (size isim veya mahlasla hitap etmek isterdim)

            Yorumunuzu okudum, teşekkür ederim.

            “İlim ihtilafı bilmektir” dedikten sonra,

            Selam ve dua ile bitiriyorum.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            İGA kardeş, soğukluk olmasın. Bizim ihtilafa düştüğümüz hususlar inşAllah hadis-i şerifte geçtiği gibi rahmet olan ihtilaflar. :)

            Hiçbirimiz nefsimiz için yazmıyoruz, hiçbir maddi ya da siyasi kazancımız da yok. Mesela referandumdan sonra bir arkadaş fotoğraf gösterdi, bir tanıdığı başbakanın yanına gitmiş, çocuğuyla fotoğraf çektirmiş vb. o adam nasıl muhalif olsun. :) Peki aramızda kimsenin siyasi bir kazancı var mı. Ben olduğunu sanmıyorum, herkes Allah rızası için çaba gösteriyor.

            Benim üzüldüğüm nokta şuydu. Hayır diyenler arasında doğrudan terörle mücadeleye katkıda bulunan insanlar olmasına rağmen teröristlerle bir olmakla itham edildi o insanlar, bazı tanıdıklarım var öyle. Hani şu var. Belki siz benim gördüklerimi görseniz benim gibi düşüneceksiniz ben sizin gördüklerinizi görsem sizin gibi düşüneceğim belki.

            Mesela zamanında Irak’ın işgali, süt bankası gibi yanlışlardan döndürüldü bu hükümet. Her yaptığı doğru diyemem ama emin olun ki hükümeti eleştiriyoruz ayağına muhafazakar kesimi hor gören alay eden, göbeğini kaşıyan adam diyen insanlara da ağzının payını verdim zamanında, emin olun 😉

            Dün de haberlerde gördüm mesela S.Arabistan abd başkanına devlet nişanı vermiş. “Türkiye Müslümanlığı” diye bir kavramdan bahsedip bizi beğenmezler. Nasıl olur da bir İslam devleti göz göre göre bu şekilde bir iş birliğine gider anlayamadım. Hırsımdan kudurdum gördüğümde, o an Filistin’li yetimlerin hesabını veremeyeceğiz dedim içimden…

          • ismi gereksiz adam diyor ki:

            yahya bey

            benim ya da buradaki hiçbir kimsenin eleştirilmekten yana derdi yok sanıyorum. fakat bazı yorumlar tabiri caizse zülf-i yare dokunuyor. ayrıca referandumla ilgili bu sitede yapılan yorumlar bence bu sitede bu tür mevzuların konuşulmamasının daha iyi olduğunu gösterdi.

            ihtilafı bilmek ilimse yorumun sizinle ilgili kısmına da bir cevap verseydiniz de ilmimiz artsaydı keşke. demek siz de rahatsız olmuşsunuz ki cevap yazmadınız. ama ben amacımın sizi kırmak olmadığını, benzer durumlar yaşanmasın diye yazdığımı belirttim. anlaşılan siz memnunsunuz halinizden. yalnız şunu bilmenizi isterim; bu üslubunuz hiç hoş olmadı. ben dediğim gibi cihad beyle olan mevzuda yanlış anlaşılma olmuştur diye size hak vermiştim. ama maalesef yanılmışım gibi görülüyor.

            yaptığınız (daha doğrusu yapmadığınız) bu kısa yorumu kendisini muhabbet fedasi olarak gören birine yakıştıramadım. ben cihad beyin size söylediği bir sözü tekrar edeyim. muhabbet fedaisiyim demekle muhabbet fedaisi olunmuyor maalesef.

            sizin adınıza ve kendi adıma üzüldüm. keşke daha farklı ve size yakışan bir cevap verseydiniz…

          • Yahya diyor ki:

            Sn. ismi gereksiz adam,

            Bu son yorumunuza çok güldüm :) ve bunu bekliyordum.
            Öncelikle zahmet edip yazmışsınız, 2 satır cevapla kurtulabileceğinizi mi zannettiniz? :) Sizi biraz düşünmeye sevk etmek istedim.

            Öncelikle beklediğiniz cevabı vereyim:
            Gurbet tecrübem olduğu için bir şeylerin yokluğunu, değerini ve sevgisini iyi biliyorum. Ülkemi bıraktığımda ortalık çok karışıktı; inanç özgürlüğü yok, enflasyon canavarı var, ortaya karışık bir hükümet … kısacası buruk duygularla gittik. Geri dönüp dönmeme hususunda da çok zor karar verdim. Çünkü son derece rahattım, hocalarım gelme dediler vs… Uzatmayayım, dolayısıyla varlık ile yokluk arasındaki farkı iyi biliyorum. Ortaokulda X partisinin programlarına giderdik, oralarda tanıdık Tayyip beyi ve hoşumuza giderdi… Bizim sevdalığımız eskidir kendisiyle…
            Yaptığım eleştiriler 1. samimiyetinize güvenilerek yapılmaktadır 2. çözümleriyle beraber sunulmaktadır 3. sadece kuru gürültü olarak değil aynı zamanda ankaraya gittiğimde veya fırsatını bulduğumda muhatabına da iletilmektedir…

            Cemaatlerle ilgili bir problemim yok. Bir çok yorumumda da bunu bir çok kez belirttim. Siz karşınızdaki insanın samimiyetini ve üslubunu dikkate alarak, tepkinizi ortaya koyacaksınız ki karşınızdaki insan da kendine çeki düzen versin. Bu vesileyle yorumlarımı okursanız lütfen bir çift kelam ilave edin, çekinmeyin. Abdullah abiye yazdığım yorumumda belirttiğim gibi, hali hazırda yorumlarımın yanlış anlaşılacağını düşünerek sayfa kapattığım, yani yorum yazmadığım olmuştur.
            Cihad beye de yazdığım gibi, eğer münakaşa, polemik yapmak istesem yazabileceğim o kadar eğlenceli forumlar var ki… Ki niyetim bu değil. (eğlenceli derken, ör. ateistlerin sitesi, kadınların sitesi – imam nikahını tartışıyorlar vs., okurken ağlayım mı, güleyim mi, ya da neresini düzelteyim?)

            Ve son olarak;
            bu sitenin başkaları tarafından okunduğunu sadece bizlerin müptelası olmadığını, yazdıklarımıza dikkat edelim diye yaptığım genel uyardan sonra bu durumlara geldiğimizi tekrar hatırlatarak, şahsen bu konuştuğumuz mevzulara dikkat etmemiz taraftarıyım!

            Selam ve dua ile…

          • Yahya diyor ki:

            Sn. ismi gereksiz adam,

            lütfen 2. yorumunuza cevap vermediniz diye sitemde bulunmayınız. :)
            Dediğim gibi bu beklediğim bir yorumdu.

            Yazdıklarınıza üzülmedim, kırılmadım, alınmadım; lütfen müsterih olunuz.

            Selam ve dua ile…

  5. Abdullah Bir diyor ki:

    Sevgili Kardeşim İGA’ya…

    Yabancılarla evlilik konusunda ARMUT PİŞ AĞZIMA DÜŞ :-) misali 25 kuruşa üç köfte yok 😉

    Şaka şaka…

    Sen ve bu konuda samimi olan erkek kardeşlerime yakın zamanda ANA HATLARIYLA BİLGİLENDİRME yapacağım, biraz sabır…

    Ama bunun dışında bu konuda ki ÖZEL SORULARA bildiğim kadarıyla ve imkanlar ölçüsünde cevap vermeye calışırım. Bilmediğim seyler için ise söylediklerim sadece TAHMİNDİR veya ben bunu BİLMİYORUM derim.

    Çünkü bu iş VEBALİ- SORUMLULUĞU olan bir konu.

    Selam ve dua ile kardeşim.

  6. adem diyor ki:

    Bu makaleyi yazan kadın kötü bir kadın değil. ama hataları olan ve hatalarından ders çıkarabilen bir kadın. eski eşinin de duyguları vardır. ondan da dinlemek lazım. benim içim gerçekten acıdı okurken. keşke olmasaydı. ama hayat önümüzdeki günlerde onlara başka kapılar açabilir. belki geri bile dönebilirler birbirlerine. ama erkek kadını tekrar kabul eder mi bilemem. ama bence sabredip denemeli doğru zamanda .

  7. anıl diyor ki:

    kendim dahil çevremde bosanan ciftleri görüyorum.artık kadınlar eslerini bırakıyorlardı simdi ise moda olmuş cocuklarıda bırakıyor.hayatlarına hic bir sey olmamıs gibi devam ediyorlar.cocuklar baba evinde kalıyor kadın malesef kendi ne yeni dünya kurma hayalinde..

  8. MEHMET diyor ki:

    Okurken kendimden geçmişim, bir erkek olarak çok üzüldüm. Beni de terk ettikleri için çok az olsun anlamaya çalışıyorum. Yazıdan çok kötü etkilendim. fazla duygusallık bünyeye zarar. Ben o kadar dikkat ederken karşıma her haltı yemiş bir kadın çıkarken, iyi bir kadına nasıl kötü bir adam denk geliyor. yani dünyanın adaleti burada kaybediyor. Ben de 1 yıldır ne çekiyorum ama kimseye anlatamıyoruz.

    • Sadece Fatih diyor ki:

      Allah sabır versin Mehmet Bey.

      • MEHMET diyor ki:

        Teşekkür ederim, Hz Allah bizler gibi imtihandan geçenlere sabr-ı cemil ihsan etsin, yoksa kaybedenlerden olacağız..

    • Gelincik diyor ki:

      Allah yardımcınız olsun Mehmet Bey anlatmak isterseniz biz dinleriz

      • MEHMET diyor ki:

        Hz Allah hepimizin yardımcısı olsun.
        Ben buradakiler gibi güzel bir anlatım yapamam, sıkıntılar hala devam ediyor(mahkeme), bu imtihan bittiğinde düşünüyorum tabiki her ne kadar profesyoneller gibi yazamasamda.
        Görünen o ki Hz Allah’ın verdiği (eş,çocuk) imtihan, vermediği de (eş,çocuk) imtihan. Az verse imtihan, çok verse imtihan. yani kurtuluş yok gibi, en az zararla atlatmak için uğraş veriyoruz.
        Buradaki yazıları okuyunca insan kendini muhasebeye çekiyor, gerçekten faydalı bir platform.

        • Yahya diyor ki:

          Mehmet bey,

          Yalnız değilsiniz, benimde benzer sürecim devam ediyor. Hukuki süreçte 2. yılı bitireceğim inş. Öncesi daha da uzun…!

          Kanunlar, yaptırımlar, mahkemede yaşananlar komedi filimlerini aratmaz herhalde.. ben artık gülüp geçiyorum. İnceldiği yerden kopsun diyorum. Zararın azı çoğu kalmadı artık, dünyadan hesabı sıfırlayıp gidersek ahirette görülecek hesap kalmayacak… Bırakın hesabınızı ahiret gününe, havale adin TEK Hüküm Sahibine…

          Canım sıkıldı mı soluğu adliyede alıyorum… stres atıp, neşelenip geliyorum. AdaletKart almayı düşünüyorum, giriş çıkışlarda ödemelerde kolaylık olsun diye… Siz düşünün gerisini artık :)

          Anlatın, dertleşelim.
          Selam ve dua ile, hayırlı Cumalar.

          • .../nisa diyor ki:

            Yahya bey,

            Siz mahkemeyle ve Türkiye’deki adalet sistemiyle ilgili tecrübelerinizi paylaştıkça aklıma şu söz geliyor.

            “Aslolan hakkın helâl edilmesi olmalıdır. Helâlleşmek mahkemede davâ kazanmaktan daha üstündür. Her yasal hak helâl değildir. Alev Alatlı”
            Allah’ın huzurunda vicdanınız rahatsa ilahi adalet yerini bulur

          • Yahya diyor ki:

            Nisa hnm,

            Hanım efendi alıntı yaptığınız ifadelerden sonra “…helâl olanı, yasal olanla örtüştürmek olsa gerektir” demiştir. Doğrusu budur, gayemiz bu olmalıdır…
            Bunun ise nasıl olacağı bellidir… saç baş yolmaya… bilmem nereyi tekrar keşfetmeye gerek yoktur.
            Ümidim olmasa da inşaAllah böyle olur. Benim için olmasa da çocuklarım, torumlarım için böyle olur…

            Geçenlerde bizim adliyede (benim takıldığım adliyede😀) rüşvet skandalı olmuştu… suç üstü yapmışlar… hakimi adliyeye sevk etmişler (burda bir paradoks var çözemedim🙃)… bu yakalanan, ya yakalanamayanlar ???
            Neyse…

            Vicdan hususunda ise, otla samanın bir birine karıştığı, Allah’ın adaletinin olmadığı bir ortamda vicdanım rahat mı? ben bunu evlili olduğum dönem ve boşanma dönemi olarak ikiye ayırıyorum. Teferruatlı düşündüm ve araştırdım. Netice olarak vicdanen son derece rahatım. Ülkemizde bu konuda adaletli bir çözüme ulaşacağıma inanmıyorum. Ayrıca daha ailesi/akrabaları var. Onlarla da hesap günü hesaplaşacağız!

            Dediğim gibi eli boş gitmemek lazım!

          • .../nisa diyor ki:

            Yahya bey,

            Kurumları inşa etmek kolay da liyakatli insan yetiştirmek zor. Adalet sarayı adaleti dağıtmaya yetmiyor. Bu sadece hukuk için değil diğer mesleklerde de aynı tehlike var. Hitlerin kampındaki gibi zihniyeti olan tahsillilerin şerrinden Allah insanları korusun.

          • Yahya diyor ki:

            Nisa hnm,
            Tam üzerine bastınız!!!
            Aynen öyle fakat var mı liyakatlı insan? ahlaklı? edepli? saygılı? sevgili? (…)
            Boş verin biz adliyelerimizin büyüklüğü ile övünelim…
            biri avrupanın en büyüğü, diğeri dünyanın… (en büyüğüne de merdiven koymayı unutmuşlar😂)

            diğer ülkeler ile kıyaslayayım mı? (tepki almamak için susuyorum)

            Selam ve dua ile…

          • .../nisa diyor ki:

            Yahya bey,

            Fuzuli’nin dediği noktaya geliyoruz. Söylesem tesiri yok sussam gönül razı değil. Yalnız doğruyla yanlışı idrak edebilmek için kıyas şart. Biz bazı şeylerin omurgasını yitirdik en azından hatırlayacağımız bir derdimiz olsun. Kıyas yapacağınız noktalar bizim için önemli.

          • Yahya diyor ki:

            Nisa hnm,

            :)

            Beyhude gamlanma divane gönül!
            Cümle alemin rızkını veren vardır.
            Yaptığın hatayı görmüyor sanma.
            Kalpte gizli en derin sırları bilen vardır.

            Mal-ı emlakım var deyu güvenme!
            Arkam var deyu dayanma!
            Sırt üstü insanı yere varan vardır.

            Beyhude gamlanma divane gönül!
            Cümle alemin rızkını veren vardır.

            Derdime vakıf değil canan.
            Beni handan bilir.
            Hakkı vardır şad olanlar.
            Herkesi şadan bilir.

            Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil.
            Çektiğim alamı bir ben birde Allah’ım bilir.
            ———————–

            Selam ve dua ile…

          • Yahya diyor ki:

            Nisa hnm,

            Dün ilave etmeyi unuttum;
            size küçük bir örnek vereyim.
            Benim boşanma davama bakan yargıç hanım benden yaş olarak küçük. Ve istanbulda kullanılan tabirlerden bir haber. Bilmediği kelimelerden, yaptığı yorumlardan ve fiziki durumuna bakarak bekar olduğu aşikar.

            Aile mahkemelerinde bir çok gri alan yargıcın insafına (inisiyatif değil) ve kararına (vicdan değil) bırakılıyor. Hem mesleki hem hayat tecrübesi olarak (diğer tecrübe ve melekelere girmiyorum) henüz olgunluğunu tamamlayamamış insana nasıl bu gri alanda muhakeme yapma müsaadesi verilir?

            Daha şahsi neler var bende… diğer yargıçlarla yaşadıklarım, savçılarla yaşadığım komediler… Arkadaşlarımın yaşadıkları… Şirket olarak yaşadıklarımız..!

            Selam ve dua ile…

          • cihad diyor ki:

            Yahya’ya

            Anladığım kadarıyla muhalif bir fikre pek tahammülünüz yok. Demokatik ülkelerle ilgili tecrübenizin fazla olması ile ilgili olabilir pek tabii olarak.

            ben yine de size bir ipucu vermiş olayım..

            Asıl ve aslının bir kopyasını kıyaslamak size bir fayda sağlamaz beyefendi.

            1) Adliye binaları gayet modern ve ekseriye avrupai mimari ile yapılıyor ya da özenti ile.

            2) Yetişen hukukçular laik ve seküler bir eğitimin mahsulü olarak yetişmiş ve modern ve beşeri hukuku benimsemiş kişiler(büyük çoğunlukla)

            3) Hukuk sistemimiz avrupadan alınma, yasalarımız avrupai yasalar yani tamamen beşeri hükümler ile adalet dağıtılıyor.

            şimdi

            bu düzenin önüne TÜRK kelimesi koyunca bize mi ait oluyorki diğer ülkelerle kıyas edilsin.
            zaten oradan alınmış düzeni tekrar oraya kıyaslayarak nasıl bir hayır ümit ediyorsunuz doğrusu ilginç. Hem bu kıyaslar tanzimattan beri yapılıyor hangi netice alınmış. Kıyaslaya kıyaslaya geriye gidiyoruz niçin hiç tefekkür etmezsiniz ki.

            Eleştirilerimde anlaşılmayan bir noktayı lüzum üzerine tekrar açıklıyayım.
            Avrupalılar batıl bir dini veya anlayışı kısmen terk ettikleri için Allah kendilerine bazı noktalarda muvaffakiyet vermiş olabilir ancak bu bize bir miheng veya terakki yolu olamaz çünkü bizim elimizde Hak bir Din var.
            Avrupa dine dogma diyerek bu noktaya geldi, bizde din namına ortaya çıkmış birisi avrupayı taklit edemez veya örnekleyemez. bu İslamiyet’ten pişmanlık olur çünkü elinde KUR’AN gibi bir kitap ve Hz. MUHAMMED (A.S.M) gibi bir rehber olan bir müslüman için Avrupadan hüküm ve ahlak dilenmek zillettir. Ben bu zilleti irtikap etmek istemem.

            Dünya için telaşlanıyorsanız, niçin biz onlar kadar güçlü ve zengin olamıyoruz, dünyanın nimetlerinden faydalanamıyoruz diyorsanız zaten bir müslüman için bütün hataların başı bu anlayıştır. Evvela niyeti sahih tutmak gerektir.

            hem şu da var,

            Paslanmış bihemta(eşsiz,benzersiz) elmas, daima mücella(cilalı) cama müreccahtır.

          • MEHMET diyor ki:

            Sn Cihad

            Yahya Bey 2 yıllık tecrubesi ile eminim daha bilgilidir ancak acizane benim de ufak tecrübelerim oldu. Maalesef işin içine girmeden anlamıyor insanlar.
            Anlaşılan siz adliyelerde adalet arayışında olmadınız (inş. düşmezsiniz) daha bulan çıkmadı zaten. Medeni hukuku güncel incelemediginizi düşünüyorum. Ana maddeler benzerlik gösterebilir ancak İslam hukuku uygulayan ülkelerde, Avrupada veya Uzak Doğudaki ülkelerde böyle bir kanun yok. Biraz araştırırsan 2012 tarihindeki çıkan yasa (6284) medeni kanunun lokomotifi konumunda olup Aileyi beraber yıkıma götürüyor.
            Bu ülkede evdeki temel eşyalar(masa, buzdolabı, tek kanepe vb) ve ev hayvanları (hayvan hakları sebebi ile) haczedilemezken çocuklar haczediliyor.

          • Yahya diyor ki:

            Mehmet Bey,

            Estağfurullah, 2 yıllık ve devam eden tecrübemi devletimin bana yaptığı zulüm olarak görmek daha doğru olur. Tabii insan ister istemez pişiyor… ve oyunu kuralları gereği oynamak gerektiğini öğreniyor. Rakamlarını telaffuz dahi etmek istemediğim o menfur kanundan 2 defa ağzımın payını aldım. İlkinde ne olduğunu dahi anlamadan yuvamdan kapı dışarı edildim. O gündür bu gündür evime giremiyorum/girmiyorum zaten takribi 2,5 sene oldu. Avukatlarım 10-12 sayfa dilekçe ve ahim vs. kararlarıyla itiraz ettiler ancak nafile… :) Daha sonra karşı taraf yine kurnazca bir hamle ile 2. kez karar çıkarttılar fakat duvara tosladılar. Avukatlar zaten abi boşuna uğraşma tedbir kararının kaldırıldığını görmedik vs. dediler. Mahkeme çalışanları da aynı kafadalar, boşuna uğraşmayın itirazları kabul etmiyoruz zaten dediler. 3-4 mahkeme kalemiyle görüşmüştüm, yanlış hatırlamıyorsam. Bende o duygu düşünce ve hırsla son gün son 1 saat kala itirazımı yaptım. Elhamdülillah, itirazım kabul edildi. İstihbarat sağ olsun, bu itirazım karşı tarafa ve avukatlarına bomba gibi düştü :)
            Bu arada duruşmalar vs… Baktım ki karşı taraf teamülleri zorluyor bu seferde ben kanunu hakkımı kullandım. Bir bomda daha düştü karşı tarafa… tabii karakolda falan beni tebrik ediyorlar. :) detaylarına girmiyorum. Karşı taraf itiraz etmiş, kadın olan biziz, mağdur biziz vs. diye ama itirazları kabul edilmemiş. Şu an karşı taraf son derece tırsmış durumda, ipler elimde :) Hiç ses seda yok, intikamını alır tabii … (fırtına öncesi sessizlik)

            Bakmayın böyle tebessüm ettiğime, bu kadar ah bir yerden elbet çıkar.
            Ne güzel eğleniyorum değil mi, Bunca yıllık aynı yastığa baş koyduğum karım dediğim insanla, çocuklarımın annesi dediğim insanla geldiğim noktaya bakınız… nerede bizim hasletlerimiz?

          • Abdullah Bir diyor ki:

            Yahya Bey Kardeşime…

            Burada değer verdiğim ve saygı duyduğum insanlardan ikiisi (siz ve Cihad hocam) arasında YANLIŞ ANLAMADAN-ANLAŞILMADAN kaynaklanan bir KIRGINLIĞIN yaşanmasına şahit olmayı hiç istemezdim, ama malesef oldu :-(

            Tahminimce sizin “Türk adliyeleri ve yasaları” konusunda yaptığınız İRONİ’nin Cihad Hocamın gözünden kaçtığını düşünüyorum.

            Bence Cihad Hocam bu konuda ki yorumunuzu TEKRAR OKUDUKTAN SONRA sizin ironi yaptığınızı anlayacak ve bu iş karşılıklı helalleşme ile tatlıya bağlanacak, ben buna inanıyorum Yahya bey kardeşim.

          • Yahya diyor ki:

            Abdullah ağabey,

            Ben büyüklerimin sözüne önem veririm ve dinlerim. Hele bu sitenin müdavimlerine karşı ayrı bir muhabbetim var. Geçmişi ne olursa olsun, tecrübesi ne olursa olsun, dini bilgi ve birikimi ne olursa olsun herkes bu çiçeğe konmuyor.

            İlaveten bu sitede paylaşılan bilgiler çok değerli. Kimse alalade bilgi paylaşmıyor. Bilgi haricinde, dertlerimizi mutluluklarımızı da paylaşıyoruz. Birbirlerimizi müstear isim ve fikirlerimiz dışında da tanımıyoruz ancak bir aile gibiyiz – en azından ben öyle hissediyorum.

            Yorum ve cevap yazarken, bazen kendimi “omzunda kereste taşıyan adam” gibi hissediyorum. Gözümün önündekilere çarpmamak için manevra yaparken, arkamda devirdiğim vazoların, kırdığım camların sesini duyar gibi oluyorum; bu yüzden bir çok yorumumu yazıp, sayfayı kapattığım olmuştur. Müsaade ve müstesnalarım ise cabası…

            49/Hucurat-10 Ayetinde emredildiği gibi biz kardeşiz ve aramızda bir husumet, kırgınlık, küslük olması söz konusu değildir.

            Bu vesileyle de Cihad bey’in 17 Mayıs 2017, 19:55 tarih ve 151280 sayılı cevabını; görmediğimi, okumadığımı, duymadığımı beyan ediyorum. Eğer kendisi de kararından rücu ederse memnun olurum. Rücu etmezse de saygı duyarım.

            “Bizler muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yoktur.”

            Selam ve dua ile…

          • cihad diyor ki:

            mehmet bey’e

            zannedersem önceki yorum ve münazaralar ile ilgili bilginiz olmadığından benim yorumumu yanlış anlamışsınız. aslında ben yorumumda adalet sistemini yahya bey’den daha çok eleştiriyorum.isterseniz yorumumu bir daha okuyun.
            şu andaki adalet sistemini ve yasalarını savunmaktan Allah’a sığınırım. bunun için adliyeye düşmeye gerek yok. Adalet-i İlahiyeden uzak,beşeri ve batı taklidi bir adalet sistemi yerin dibine batsın.

            Yahya beyin diğer ülkeler ile kıyaslıyayım mı(tepki almamak için susuyorum) ifadelerine cevaben yazdım çünkü önceki tartışmalarımıza ima olduğu için. yahya beyle yanlış anlaşılmalardan doğan kırgınlıkla sert bir üslupla yazıldı.

            netice-i kelam: batılı batılla kıyaslayarak bir yere varamaycağımızı, Kur’an ve Sünnet’i mikyas alarak eleştirmek gerektiğini ifade etmeye çalıştım yani mesele adalet sistemi ve yasalar değil, ümmetin kurtuluşunu nerede aramalıyız konusunda bir fikir tedaisidir…selametle

          • cihad diyor ki:

            Abdullah Abi,

            ilginiz ve bu fakire verdiğiniz kıymet için teşekkür ederim.

            Yahya bey’le böyle bir şeyi yaşamak istemezdim fakat dediğiniz gibi yanlış anlamalardan maalesef oldu. ben bana düşen kısmını özür ve helallik isteyerek kabul ediyorum.

            Yahya bey’in ironisini anladım abi. bence az bile söylüyor. ben daha ziyade kıyaslama meselesinde farklı düşündüğümü ifade ettim. tabi yaşanan durumla ilişkili olarak biraz sert oldu. inşaallah aşarız bunları.

            Hürmetlerimle…

          • .../nisa diyor ki:

            Yahya bey,

            Yazmış olduklarınız keçi değil koç kadın değil erkek evliya değil peygamber neresini düzelteyim hikayesini anımsattı.

            Kadınların hakim olmaları ne kadar doğrudur duygusallar ve bu kararlarına yansıyor kadınlara kalsa kocalarını günde kırk defa boşarlar böyle bir durumda var.

            Başörtülü hakim laik yasaları dine taban tabana zıt yasaları savunuyor burada çok yaman bir çelişki var.

            Bekar evlilik tecrübesi olmadan yaşın tecrübenin verdiği olgunluk olmadan muhakeme yapıyor gri alanları kendi hayal dünyasına göre boyuyor.

            Aynı durum daha önce aile danışmanları içinde tartışılmıştı.

            İnşaAllah çocuklarınızla daha fazla vakit geçirebileceğiniz durum gerçekleşir yasalaşır. Yasalar insan fıtratına ve dinimize uygun hale getirilir.

          • Yahya diyor ki:

            Nisa hnm,

            Amin, Allah razı olsun.

    • Abdullah Bir diyor ki:

      Mehmet Bey’e…

      Bu konuda ki ilk yorumunuzla sonra ki yorumunuzda ki bilgileri üst üste koyduğumuzda ortaya cıkan sonuç sizin MERHAMETLİ, VAZGEÇME ÖZÜRLÜ, DUYGUSAL, NAZIK, KARSISINDAKİ İNSANA KOLAY GÜVENEN ve TESLİM OLAN, güveninizin boşa cıkması durumunda ise çabuk yıkılan, yerle bir olan kişiliğiniz/karakteriniz evliliğinizde yaşadığınız ve bundan sonra ki boşanma sürecinde de yaşayacağınız acılarınızın, sıkıntılarınızın TEMELE SEBEBİ gibi görünüyor.

      Başka bir ifade ile siz “kadınların duygusal sömürülerine ve yaptırımlarına” çabuk inanan ÇOK SAF bir insansınız. ( SAF değimi masumiyet manasındadır)

      Bu yapınızı değiştirmek mümkün değil ama en azından bundan sonra ki hayatınızda kuracağınız yuvada karşınızda ki kadına hemen TESLİM OLMAYIN, GÜVENMEK DE ACELE ETMEYİN. Aksi taktirde aynı süreci, acıları, kayıpları, hayal kırıklıklarını bir kez daha yaşamanız kaçınılmazdır.

      İstiyorsanız yaşadıklarınızı burada gönlünüzden geçtiği gibi burada yazın. Bunu yapmak çok bir işe yaramasa da en azından içinizi dökmüş ve rahatlamış olursunuz.Hatta bunu yapmak umduğunuzdan daha fazla fayda sağlar size.

      Dua ve Sabır ile Allah’tan yardım isteyin.

      Hayırlı işlerinizde Allah yar ve yardımcınız olsun.

      • MEHMET diyor ki:

        Abdullah Bir Bey,
        yorumunuzu okurken hem gülümsedim hem de sağa sola baktım, eyvah beni tanıyan biri çıktı diye.
        Yani bu kadarcık yorumlara bu tespiti nasıl yaptınız gerçekten mükemmel. (Babam ve annem dışında en iyi tanımlama yapan kişisiniz)
        Maalesef bu kötü huylarımı bırakamıyorum, yaşadıklarım bile beni bu durumdan kurtaramadı,belki çıkacak kötü sonuçlar farkındalık sağlar. Bu hastalıktan kurtulmak için devamlı okumaya bilgi sahibi olmaya çalışıyorum ancak hedefe ulaşamadım daha.
        Bu konuda tavsiye edebileceğiniz her türlü bilgiye açığım.
        Benim yaşadıklarımı da en kısa sürede yazmaya çalışacağım.
        Allah’a emanet olun.

        • Abdullah Bir diyor ki:

          Mehmet Beye…

          Öncelikle sende ki bu özellikler kötü değil, aksine ÇOK İYİ ve İNSANİ hasletlerdir, sakın bu özelliklerin için PİŞMAN olma. Aynı acıları tekrar yaşamaman için biraz daha DİKKATLİ ol ve Allah’ın seni hayırlı insanlar ile karşılaştırması için DUA ET.

          Ve asla unutma ki bizi MÜSLÜMAN ve İNSAN yapan bu tür özelliklerimiz olmasa, hayatımızın hayvanların hayatından (yeme-içme, uyuma, üreme ) ne farkımız kalırdı?

          Seninle ilgili tespitlerim konusunda ki sözlerime şaşırma Mehmet bey.

          Çünkü bu benim işim. Ben bir MÜNECCİMİM

          Saka, saka…. :-)

          Ben Sosyal İletişim Uzmanıyım.

          Hayırlı karar ve işlerinizde Allah yar ve yardımcınız olsun

      • Sadece Fatih diyor ki:

        Abdullah Bir Bey(abi)

        Önceki yorumlarımda da yazmıştım. Benim gibi olup, evlenip de başı yananları görünce kendi halime şükrediyorum, ucuz yırtmışım, bir arkadaş büyük badire atlatmışsın kurban kes dediydi de anlayamamıştım o zaman. Aracıların sorumsuzluğu benim de başımı yakıyordu. Bu gibi durumlarda karşımızdaki kız biraz da güzelse inanın kanmamak elde olmuyor bazen. Kızı bırakmam için bizi ömür boyu vicdan azabında bırakma dediler. Niye tanıştırdınız deyince senin gözün kapalı kız da uyanık birbirinizi dengelersiniz diye düşündük dediler. Çok şükür ben bu kız kıymet bilmeyecek kararını evlenmeden alabildim, Allah’ın hikmeti bu durumu gösterdi bana.

        Aman ha aracılık yapan kişiler, kız huysuz oğlan efendi ya da kız hanım oğlan serseri bunlar dengelensin anlayışıyla insanların başını yakmasın. O iş onların düşündüğü gibi denge sağlamıyor. Tam tersi bir taraf diğer tarafı eziyor çoğunlukla.

        • Gelincik diyor ki:

          Ya bu nasıl bi kafa gerçekten anlamak mümkün değil o aracılar kendi çocuklarına gelince nasıl da ince eleyip sık dokurlar 😠😠😠😠

          • Sennur diyor ki:

            İmtihan boyutu , ben de aracı kurbaniyim .ayrıldıktan sonra bana anlatıyor, aile şöyleydi , böyleydi vs diye ….ben de madem biliyordun niye söylemedin diyorum ,oğlan iyiydi babaannesi Mürüvveti ni görsün istedim dedi ..şimdi durumumu kadın kendi oğlunu da Nisanlisindan ayırdı, maddi sebeplerden ötürü. Oğlan 38 yaşında evlenemedi oğluyla savaş halinde başıma kaldın diye. Ve evlenen küçük oğlu ile yine imtihan da. Gelin aileye hiç uyum saglamiyor. Şimdilik görünen bu .Rabbim yine de iyiliklerini versin .

          • Gelincik diyor ki:

            Allah yarına bırakıyor ama yanına bırakmıyor işte Sennur Hanım …

        • Abdullah Bir diyor ki:

          Sadece Fatih Kardeşim

          Bence sen o arkadaşının KURBAN KES tavsiyesini yerine getir, hatta bizi de davet et de midemiz et görsün :-)

          Evet malesef söylediklerin doğru.

          Bu kültürde BASİRETSİZ diyeceğimiz insanların sebep olduğu ARACI FELAKETLERİ tahmin edilenden çok daha fazla.

          Buna ayakları yere basmayan KIZLARIMIZ’ın kendilerini beğenmişliği eklendiğinde konuştuğumuz konular ( evlenenmeme, boşanma, boşanamama, huzursuzluk, mutsuzluk vb ) FELAKET boyutuna ulaştı.

          Müslüman Türk toplumunun Allah yar ve yardımcısı olsun, aksi taktirde Müslüman Türk milleti olarak işimiz çok zor.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Abdullah Bir abi.

            Çözüm basit.. Türk kızlarıyla uğraşmayı bırakıp başka müslüman toplumların kızlarıyla ilgilensek kızlarımız belki akıllanır :) Arz talep dengesi oturur.

            Benim için son nokta geçen yazdığım yorumdaki arkadaşımın anlattığı durum. Bir kızın aracılara oğlan çok efendi diyerek görüşmeyi sonlandırması. Daha da bir şey diyemiyorum artık. Çünkü edepsiz atasözlerini kullanmak gerekiyor artık durumu izahat için başka izahı yok…

            Kurbanı evlenirsem keseyim o halde ikisi bir aradan çıksın :)
            Son paragraftaki duanıza da amin diyorum.

          • Yahya diyor ki:

            Fatih bey,

            Gel beraber bir açılalım seninle şöyle… civar ülkelere :)

            Aracı olayına gelince,
            pek takılmayın böyle şeylere… aracılar özellikle bilmedikleri hususları biliyormuş gibi anlatıyorlarsa ve/veya menfi yönleri bilip özellikle saklıyorlarsa ve/veya yine bilerek yaptığı şeyleri yapmıyor, yapmadığı şeyleri de yapıyor şeklinde anlatıp, yalan söylüyorsa veballeri kendi üzerine. Ancak siz yinede sorup araştıracaksınız.
            ör. namaz, yalan, kötü alışkanlık vs gibi…
            Esas karakter/kişilik bozukluklarını tespit etmek çok zor. Bunlar için ya kafası iyi olacak, ya uzun seyahat edeceksin, ya damarına basacaksın, ya stres altında kalacak vs…

            Selam ve dua ile…

        • .../nisa diyor ki:

          Sadece Fatih bey,

          Müslüman olan farklı milletlerden Boşnak, Doğu Türkistanlı ve Malezyalıları öneririm.

          Boşnaklar ve Doğu Türkistan hem kültür olarak bize yakın soykırım yaşadıklarından kadir kıymet biliyorlar bunu yaşlı bir teyzeden dinlemiştim hemde Türkiye’de yaşadıklarından dil sorunu az olur. Özellikle Malezyalılar benim çok hoşuma gidiyor hem dindar ahlaklılar kibarlar hemde tahsilli ve tüketim alışkanlıkları bize göre az. Biraz ingilizceniz yada arapçanız varsa onlarla da anlaşabilirsiniz.

          Benim naçizane düşüncem imkanınız ve aracı olacak birileri varsa Müslüman olup farklı kültürden biriyle evliliğe sıcak bakabilirsiniz.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Ben sıcak bakıyorum hatta gayri müslim olup sonradan islama geçebilecek birisi olsa da olur.

            Kısmet. Herhalde bir gün kapım çalınacak ve ben geldim diyecek. Başka türlü olacağı yok çünkü :)

          • .../nisa diyor ki:

            Sadece Fatih bey,

            Kesinlikle nasip kısmet. Kiminin nasibi kapı komşusu oluyor kimininki kıtalar ötesinde. 15 temmuz şehitlerinden birinin hanımı Moritanyalı. Kaderde karşılaşmak varsa Allah nasip ediyor. Böyle birkaç evliliğe şahit oldum. Irktan önce en önemlisi insani hasletlerinin olması Allah’ın iki tarafı birbiri için hayırlı eylemesi.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Nisa Hanım.

            Nasip kısmet elbette. En doğrusunu Allah bilir ama hep yazıyordum ya perşembenin gelişi çarşambadan bellidir diye, şu an o şekilde ilerliyorum. Kriterlerimdeki paradoksları çözemedikten sonra zor gözüküyor. Hem akıllı uysal olsun hem eğitimli olsun ancak hem de gözü açılmamış olsun, dinden imandan haberi olsun istiyorum. Zor iş :) Hayırlısı olsun diyoruz.

            İnşAllah bu Ramazan ayı benim için sorunsuz geçer. Genelde Ramazan başlamadan biriyle tanıştırırlar, Ramazan ayı zehir olur Bayramdan sonra da bırakırdık. Allah’ım diyorum bu sene bari böyle geçmesin. :)

            Bir de evvelki yorumlarımda da yazdım. Hayat görüşü farklı olup da iyi olan hanımlar elbette var, etrafımda da var ama mutlu olamam onları mutlu edemem diye girişimde bulunmuyorum. Çok iyi huylu bir hanım vardı mesela ama dünyası farklıydı. Yoksa ailemin beklediği bu, bulsun birini evlensin gitsin…

            Benim için hayal kırıklığı olan muhafazakar diye tanıştırdıkları kişilerden gördüğüm muameleyle etrafımdaki zamane kızlarının muamelesinin ve kafa yapısının aynı olmasıydı. Bir başkası gibi nasıl olsa buluruz birini diyemiyorum bu sebeple…

          • .../nisa diyor ki:

            Sadece Fatih bey,

            İnşaAllah bu ramazan ayınız huzurlu geçer. Yapmış olduğunuz eş adayı tarifinde paradoks yok insan düşüncesinden geçiriyorsa böyle birinin olabilme ihtimali vardır ki kuvvetli ihtimal. Kötü örnekleri zihninizden çıkarmaya çalışın.

        • MEHMET diyor ki:

          Aynen söylediğiniz gibi oluyor, aracı kişi ailemi 40 yıldır tanıdığı halde bize son iyiliğini(!) yaptı. oğlanın gözü kapalı zaten, kız da gözü açık çok mert (ne zamandır yalan söyleyebilmek mertlik sayılıyor anlayamadım) uyum sağlarmışız.
          Zamanında bizim de hatalarımız olmuş mudur diye annem babam ben hala geçmişimizi hesaba çekiyoruz. Manevi anlamda üzülsem de vicdanen rahatım, karşı taraf ta madden rahat (6284, yasalar sağolsun) aracılar da hız kesmeden katliama devam ediyor.
          Sanırım aracılara eğer ki varsa -oğluna istemez misin veya kızını isteseler- diye sormak lazım. (Bunları ifade etmem iyi olursa Allah’tan kötü olursa aracıdandır anlamına gelmesin, sözüm suistimal edenlere)

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Mehmet Bey.

            Bir arkadaş da benzer şekilde birini tanıştırmak istedi. Kız huysuz değil belki ama rahatmış erkeklere karşı.

            Ben de aracılığa hevesli arkadaşa sorduydum sen böyle erkeklerle dışarıda takılan biriyle evlenir misin diye. Hayır dedi ve konu kapandı :)

            Aracılar epey empati yapmalı. Gıda satanlar der ya kendi yemediğimi başkasına satmam diye. Aracı olanlar da içlerine sinmeyen kişilere kefil olmamalı…

        • Abdullah Bir diyor ki:

          Sadece fatih Kardeşim’e…

          Aklın yolu birdir.

          Yerli Üretim veya yerli kaynaklar istenildiği kadar ve arzu edilen kalitede değilse aynı ürünlere veya daha kalitelisine (biraz daha maliyetli ve zor olsa da) İTHALAT yaparak sahip olmak daha mantıklı ve daha karlı bir iştir.

          Çünkü;

          ARZ’da ki ÇEŞİT’lilik ve ÇOK’luk TALEP’in daha KALİTE’li, daha İYİ, daha GÜZEL MAL’a, ÜRÜN’e, HİZMET’e, BİLGİ’ye ve İNSAN’a daha KOLAY ULAŞMA’yı ve daha ÇABUK sahip olmayı sağlar.

          Bundan 5 yıl önce ( bu konuda hala fikrim değişmedi ve aynı) bu konuda senin söylediklerini burada ilk defa dile getirdiğimde bir kısım bayanlar veya zihinleri bayanlaşmış, çok boyutlu düşünemeyen erkekler tarafından neredeyse AFOROZ ediliyordum.

          Ama çok şükür ki artık bu konuda benimle aynı düşünen akıllı insanların sayısı her geçen gün dahada artıyor.

          Not: Bu konuda sana veya yabancılar ile evlenmek veya bilgi isteyen diğer MÜSLÜMAN ERKEK’lere bilgi aktarımı yapabilirim.

          • mustafa _/) diyor ki:

            Abdullah Bir bey,
            bu konuda ben de düşünceliyim. Bir arkadaşım sağolsun aracı olup yabancı bir bayanla tanışmama vesile oldular. Dili türkçe dini islam fakat pek bilgili değiller. Ama temiz ve iyi insanlar.

            Fakat benim içimde bu konuda da çok endişeler var

          • MEHMET diyor ki:

            Sn Abdullah Bir,
            Yıllar önce benim de böyle düşüncelerim vardı, Kültür çatışması yaşayabilirim diye uzak durmuştum. Güzel ülkemde İslami eğitim almış biriyle bu kadar olay yaşayınca keşke Kültür çatışmamız olsaydı da inançlarımız (aynı kitabı okuyup yasalardaki menfaatlere göre farklı şeylere inanabiliyoruz) çatışmasaydı diye düşündüm.
            Benim yaşadıklarımı bizzat gören yabancı arkadaşlarım hem inanamadılar hem de çok üzüldüler, haliyle Ülkelerine davet ediyorlar. İslamda Kavmiyetçiliğin olmaması benim de sınırlarımın kalkmasına vesile oldu, Nasip olursa düşüncem hayata geçecek. Önceliğim tabikide Müslüman ülkelerden.
            Bilgilerinizden faydalanmak beni ziyadesiyle memnun edecektir,
            saygılarımla.

            (6284 sayılı kanun Aile kurumunu yıkmak için çıkarılan ve hedefine her geçen gün ulaşan başarılı bir uygulamadır.)

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Abdullah Bir abi sağ olasın.

            Bilgi aktarımı yapılacak kıvama gelirsem yardım isterim. Benim yerli kaynaklara karşı aracı sıkıntım varken yabancı kaynaklara hiç arayüzüm yok :) Siz geçenlerde de yazdıydınız da ben geçiştirdiydim. İnternet üzerinde yazdıklarıyla bir insan hakkında iyi şeyler düşünebiliriz belki ama aracılık işi biraz sıkıntılı olabilir, bir başkasını mahçup etmekten korkarım…

            Ayrıca sizin yorumunuzun altına yazmış olayım umuma ithafen. Ne zaman bu sitede bir konuyu konuşsak iki gün sonra dışarıda karşıma çıkıyor. Bir arkadaş Bosna’ya gittiydi izlenimlerini aktardı, bir tanıdığı oralardan evlenmiş. Geçenlerde gavurlara karşı olması gereken tutumu tartışıyorduk, beş dakikalık yola gideceğim bari dedim radyoyu açayım, arkadaşın açtığı akra fm kalmış, işlenen konu müslümanların kutsallığı ve gavurlara olan muhabbetti. Feminizmi tartışıyorken birebir zararlarına tanık oldum. Her şeyin altında bir şey aramak pek doğru değil belki ama bu siteyi seviyorum bu açıdan, hep tevafuk oluyor böyle. Çok istifade ediyorum. Bu arada yazdıklarıma hanım arkadaşlar alınmasın. Eskiden benim karşılaştığım tipler istisnayken şimdi buradaki hanımlar istisna olmuş :)

          • ismi gereksiz adam diyor ki:

            Abdullah bir abi, sen hele bir söyle bakalım belki düşünen kişiler vardır. :) ben merak ettim açıkçası vereceğin bilgileri…

  9. sekku diyor ki:

    Yazıyı yeni okuyabildim.Maddi sıkıntılar problemdir ama eşini rencide etmeyen bir hanım kocası tarafından ne yapılıp ne edilip el üstünde tutulur.Kocanın eşini ezdirmesi yada tam tersi karısının kocasına cephe alması da problemdir,kimse kaktüse sarılmak istemez.Ama kadının zaten yarışmacı mücadeleci bir yapısı olan erkekle(kocasıyla) dikleşmesi tavır alması çok ama çok daha büyük bir sorundur,olabilecek en uç nokta bütün bağların koparılmasıdır.Erkek huzur sinyali vermeyen bir eve girmek istemez.
    Gelelim cinselliğe,Cinsellik konusunda kadın özel durumları(hastalık,adet,aşırı yorgunluk) hariç erkeğini reddetmesi en iyi ihtimalle,cinselliğin kadına nazaran yemek içmek nefes almak konumunda olan erkeğin asabileşmesine,ters davranmasına yetip artacaktır.Şahsen evimin hergün otel odası gibi silip süpürülmesinden,yemeğin hazır olup,çocuklarla ilgilenilmesinden daha öncelikli olması gerektiğini düşünüyorum.Millet ne der yerine kocam ne der diyecek eş inanın o erkeği eşine eskimeyecek bir bağla bağlar.En ufak sorunda sessizleşen,somurtan kadın o kadar itici,o kadar rahatsız edici ki anlatamam.Gönül fethedilmediyse kimi pantolunun ütüsünü,kimi yemeğin tuzunu bahane eder.

  10. Abdullah Bir diyor ki:

    Sayın yorumcular (kendimde dahil) hepinizi tebrik ediyorum.

    Gözünüz aydın,

    Nasıl oldu bilmiyorum ama TÜM ZAMANLARIN yorum rekorunu kırdık ve el birliği ile bu yazıyı “en çok yorumlananlar” listesinde önce top 10’a sonra da LİSTE BAŞI yaptı(nız)k ya helal olsun b(s)ize… :-)

    • Feyza diyor ki:

      Abdullah abi, bunu farkedince ben yazacaktim ki tam, sonra bir baktim siz benden erken davranmissiniz :)
      Evet, gazamiz mubarek olsun.
      Bu yazi altinda oyle yorumlar yapildi ki bir ara, gunumuzun kadin erkek arasindaki lackalasmis diyaloglari, gayrimesru iliskileri, ilkokul duzeyine inmis flort muhabbetlerini,yayginlasan zinayi, sirazesi kaymis tesettur anlayisini gozonunde bulundurarak karma egitime ve karma calisma hayatina olan mesafemizi ortaya koydugumuzda, muhalef olarak yoksulluk icerisindeki hz.Fatima validemizin el degirmeninde arpa ogutmesi kiyasiyla dahi karsilastik.
      Gulelim mi… :) aglayalim mi… :( bilmiyorum..?
      Ama bazi konulardaki tartismalarin, yanlis fikirlerin empoze edilmesine daha fazla zemin hazirladigini farkedince dogruyu telkin edip, vazifeyi ifa edip, sonra susmanin evla oldugunu farkediyorum.
      Bu yazi altindaki son yorumum olsun :)

      • Sadece Fatih diyor ki:

        Feyza Hanım, cevap yazmak zorunda değilsiniz :)

        Eğer bir kişi size ısrarla fikrini empoze etmeye çalışıyorsa ya bu işten bir menfaati vardır ya da kendisi de o fikrine güvenmiyordur ancak destekleyecek doneler bulmaya çalışıp önce kendisini sonra başkalarını kandırmaya çalışıyordur. Tabi farkında olmadan…

        İnsanları kandırabiliriz, kendimizi bir şeylere ikna edebiliriz ama Allah’ı asla kandıramayız.

        Psikolojide mantığın üç hali diye bir yazıda yazıyordu. Malum, mantık iki halden oluşur bir şey ya vardır ya da yoktur. Ancak psikolojide üçüncü hal vardır, o da var olduğunu zannetmek.

        Ben şahsen kimsenin kötü niyetli olduğunu düşünmüyorum. Ancak şunu biliyorum önemli olan insanın niyetidir. Eğer adamın amacı bu dünyaysa çok da güzel kılıfına uydurur her şeyi… Daha doğrusu uydurduğunu sanır.

        Bir de biz ülkemizde ne kadar kafası çalışan adam varsa maşallah İslami İlim dışında her şeye yönlendirdik. Hiçbir iş yapamazsan Cami’de İmamlık yaparsın, çok rahat diyecek seviyeye geldi insanlar.

        Efendisinin insafına kalmış bir köle gibi olduk, materyalizmin, kapitalizmin köleleri…

        Bu yazdığım son cümleyi ev geçindirme yükümlülüğü olan insanlar daha iyi anlayacaktır…

        • Feyza diyor ki:

          Joker hakkimi kullanayim :)
          Eskiden yas itibariyle daha heyecanli donemlerimde (16-18) karsimdaki bir yanlisi savundugu zaman ve bunda israr edip inada dustugu zaman, iceri gecip uzuntuden veya sinirden agladigimi biliyorum.
          Nasil anlamazlar, nasil goremezler diye kendimi yiyip bitiriyor ve cok uzuluyordum.
          Ama zamanla ogrendim ki, siz kendinizi de parcalasaniz, gozlerine ve gonlune perde inen insanlara hakikati gostermeye gucunuz yetmez.
          Tabi bu bize susma luksunu de vermez. Cunku soyledigi sozden, ettigi yanlis telkinden cevresindeki bir kisi dahi etkilenip supheye dusse o bir kisinin vebali uzerinizde olur. Bir kisinin de olsa dilsiz seytani olmama adina dogru olani soylemeye mecburuz.
          Ama bayilana kadar tartismanin da sakincali oldugu alanlar var. Birincisi, karsinizdaki, fikrini savunma adina hatasinda ileri gidip imanini tehlikeye dusurecek sozler sarfedebilir. Kufrune vesile olursunuz. Ikincisi, yanlis saplantilarini empoze etme adina konusan kisinin ilgi alani buyudukce zihni bulaniklasabilecek insan sayisi da artis gosterebilir.
          Buna da imkan vermemek lazim.
          O yuzden dogru olani telkin edip, yanlisi gosterdikten sonra hatasinda israr edene karsi benim deyimimle susmak, Abdullah abinin deyimiyle de yok saymak en efdali.
          “Rahman’ın kulları ise, öyle kimselerdir ki, yeryüzünde tevazu(ve vakar) içinde yürürler; cahiller onlara bir laf attıkları zaman, ‘Selam (Allah selamet versin)!’ derler(geçerler).” Furkan-63
          Not: Bu yazdiklarim genele yonelik sahislar uzerine alinmasin.

      • Abdullah Bir diyor ki:

        Feyza Hanım Kardeşim’e…

        “Ama bazi konulardaki tartismalarin, YANLIŞ FİKİRLERİN empoze edilmesine daha fazla zemin hazirladigini farkedince DOĞRUYU TELKİN, vazifeyi ifa edip, sonra SUSMANIN evla oldugunu farkediyorum.”

        “Doğruyu telkin ve vazifeyi ifa” konuları Müslüman olarak bizlerin görevi, bu konuda seninle aynı düşüncedeyim kardeşim, ama bu türdekinlere karşı “susma” konusunda düşünce olarak senden ayrılıyorum.

        Benim bu konuda (bağcıyı dövme niyetinde olanlarla karşılaştığımda) iki farklı düşünceyi ve davranışı tercih ediyorum.

        1- Us ile uslanmayanı etmeli tektir, tektir ile uslanmayanın hakkı kötektir.

        2- Hatalı-yanlış düşüncelerini bilerek ve ısrarla insanların gözüne sokmaya çalışanlara, haddini bilmeyenlere, şirretleşenlere, yüzünde maske ile gezenlere birinci maddeyi uygulamak, hala akıllanmıyorsa KAALE ALMAMAK- YOK SAYMAK o tür insanlara (!!!) verilecek en doğru ve en güzel cevap yöntemidir.

        Selam ve dua ile kardeşim…

  11. Abdullah Bir diyor ki:

    Tahkiki İman Sahibi Site Sakinlerine…

    (Yahya, Cihad, İGA, AZMO, Adem, Sadece Fatih, Feyza, Kevser, Meryem vb kardeşlerim)

    Bu sitede yaklaşık 5 yıldır bilgilendirici, hatalı bilgileri düzeltici, yönlendirici, sıkıntılara derman olan (sıkıntılara ve dertlere derman olma İDDİASI-TEZİ-TESPİTİ bana değil derdine çare olduğum insanlara aittir) yazılarımla, yorumlarımla samimi ve mağdur gördüğüm kadın ve erkeklere yardımcı olmaya çalışıyorum.

    Bu süre zarfında farklı kültürden, yaştan, cemaatten, inanç grubundan, düşünceden, normal-piskolojık sorunları ve yardıma ihtiyacı olan bir çok insan ile muhatap oldum, onları tanıma ve inceleme fırsatı buldum.

    Ve gördüm, anladım ki;

    1- İnsanların coğu TAHKİKİ ( gerçek-makbul) İMAN’dan yoksun, sahip olduğu TAKLİDİ ( fake-geçersiz-hatalı-sahte) İMAN’ı mutlak doğru zannediyor.

    2- Yine aynı şekilde bu insanların tamamına yakını MÜSLÜMAN* olmak ile MÜMİN** olmayı aynı şey zannediyor veya farkını bilmiyor.

    3- Bazıları ise Kuran da ki ALLAH ile gündelik hayatta kullanılan TANRI’nın etimolojık, kapsamsal (rahman-rahim) farkını ve bu tanımlamaların olumlu-olumsuz subminal etkisini bilmiyor.

    4- İnsanların bir kısmı konuları, olayları, Allah’ın emir ve yasaklarının AMACINI (hikmetini) ya tam olarak bilmiyor, yada yanlış biliyor. Hatta bazıları BİLMEDİKLERİNİ dahi bilmiyor.

    5- Bazı insanların Şeyhine, Hocasına, Efendisine, sözde Mürşidlerine, El-Alem Putuna olan imanları ( bağlılıkları, itaatları, teslimiyetleri) ALLAH’a olan İMANLARI’ndan daha fazla. ( 15 temmuz gecesinde bunun ne kadar doğru-gerçek olduğunu hep birlikte gördük ve halen de görmeye devam ediyoruz)

    6- Bazı insanlar ise gerçekleri bildikleri halde nefislerine-çıkarlarına-beklentilerine uygun olmadığı için BİLEREK, İSTEYEREK Allah’a karşı geliyor ve Şeytanın safında yer alıyorlar. Çoğunluğu kadın olmak kaydıyla bu tür de davrananların sayısı azımsanmayacak kadar çok.

    7- Fakat; gerçekleri bilmeyen ve cahil Müslümanlar için bunların hepsinden daha tehlikeli olan bir grup daha var. Bunlar şeytana bile papucunu ters giydirecek kadar ZEKİ, görünürde TATLI DİLLİ ama gerçekte etrafına zehir saçan İŞİNİ İYİ YAPAN MÜNAFIKLAR dan başkası değil.

    Bu tipler özellikle sanal ortamlarda gerçek kimliklerinin açığa çıkma ihtimali olmadığı veya çok az olduğu için daha rahat ve pervasızca davranarak AMELİ konularda söyledikleri 9 doğrunun yanında İMANİ konuda söyledikleri 1 yalan ile insanların İMANINI şeytana peşkeş cekiyor.

    “İMANI olmayanın İBADETİ de makbul olmaz”

    Kriterinden haberi olmayan yurdumun insanları ise şeytanın bu tür de ki taşeronlarının sözleri nefislerine hoş geldiği için nefislerinin kabul ettiği yanlışları “mutlak gerçek” zannederek farkında olmadan da olsa ebedi hayatlarını sıkıntıya sokuyorlar.

    Dip Not: İslâm çok geniş bir kavramdır ve kısaca “İhlâs, inkıyat ve teslimiyet” demektir.
    Teslimiyet ise üç türlü olur:
    Ya kalben olur ki; bu kat’î inanç demektir.

    Dil ile olur ki; bu da ikrardır.

    Organlarla olur, bunlar da ibadetlerdir.

    Bu üç şeklin en üstünü kalp ile olanıdır. İşte İslâm’ın üç şeklinden biri olan kalbin teslimiyet ve bağlılığına iman denilir.

    *Müslüman: Allah Teala’nın emirlerine kayıtsız şartsız “MUTLAK BİR TESLİMİYET” ile teslim olan kişi anlamına gelir.

    **Mümin: Allah’ın emirlerine İNANAN kişi.

    Bu açıklamalardan sonra herkes kendisinin ne ve imanının-yaşantısının hangi tanıma daha uygun olduğunu bir daha düşünsün.

    Selam ve dua ile…

    • cihad diyor ki:

      Abdullah abi;

      tespitlerinizin hepsi güzel ama 7 numara tam isabet olmuş. Allah razı olsun,teşekkürler.

  12. Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

    Tüm Site Sakinlerine ve Site Editörlerine,

    Arkadaşlar bu konu başlığı altında epey yorum birikti her günde en az 10 yorum daha geliyor anlaşılan bu başlık altında kelam bitmeyecek. Benim site sakinlerine tavsiyem artık bu başlık altına yazmayalım. Çünkü şahsen ben bu başlık altına yazmaktan sıkıldım. Editörlerden de ricam bu başlık altına yorum almayı kapatsınlar artık. Kim kime ne yazmak istiyorsa başka bir başlık altında yazsın hiç yorum almayan yada az yorum almış başka bir konu başlığı altına yoğunlaşalım diyorum. Ne diyorsunuz hanımlar-beyler.?

    Vesselam…

    • havva diyor ki:

      evet katılıyorum, yorumların hepsini okumak istiyorum ama bilgisayardan okumak gözleri çok yoruyor. Okuyamayınca da mahrum kalıyorum. Çünkü kaliteli yorumlar yapılıyor.

  13. cihad diyor ki:

    mutlu hatun/hanım,

    yazıdaki hanımın ilk aylarda kadınlık vazifesini yap(a)mamasını anormal bulmuşsunuz…

    aslında anormal değil bunun çok anlaşılır sebepleri var. Konu biraz mahremce olduğu için ayrıntısına giremiyorum. Evlenen eşe dosta(erkek) hususi olarak ancak ifade edebiliyoruz.

    burdaki hemcinslerime şunu ifade edebilirim,

    cinsellik evde sizin inşa edeceğiniz bir alan. İlk zamanlardan çok ümitli olmayın istediğinizi siz oluşturacaksınız. Yazıdaki hanım kendi hatasını kabul etse de kocasından anlayış görmediğini söylüyor. Bu çok önemli nokta.
    zaten ilk olan,yeni olan her zaman noksan olur, sizin alacağınız tavırlara göre gittikçe tekamül eder.
    kadınlar cinselliği aşk ve romantizim ile değil büyük bir güven ve ait olma duygusuyla yaşarlar.(mesela ilk aylar yatağı sizin yatağınız olarak algılıyorlar bir ürkeklik hakim, zamanla kendisini size ait görerek yatağını sahiplenecektir. bunun içinde erkeğinden sabır ve anlayışa çok muhtaçtır)

    bu konunun evlilikte sorun oluşturmasının en büyük nedeni uzun bir bekleyişten sonra evlenen erkeğin, artık rahatladığı düşüncesiyle gevşeyerek büyük beklentiler oluşturmasıdır, eğer biraz da kadının fıtratından ve psikolojisinden bihaberse yandı gülüm keten helva. O evin içinde neler yaşanacağını, birbirlerini neler ile itham edeceklerini az-çok tahmin edebiliyorum

    not: bu konu çok geniş bir konu sadece bir açıdan ve bir çok ihtimali nazara almadan yorumladım. yoksa çok şeyler söylenebilir tabiki.

    • Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

      “cihad” kardeşim bir ara Sema hanım kendine güvenen “cinsel sağlık” konusunda yazmak isteyen varsa yazı gönderebilir meailinde yanlış hatırlamıyorsam bir şey söylemişti. Yanlışsam Sema hanım okuyorsa yorumları düzeltsin lütfen.

      Sizinde bu konuda malumatınız var görünüyor. Bence müstear isimle yazıp gönderin Sema hanımda burada yayınlasın biz erkekler olarak ta istifade edelim :)

      Ne dersiniz ? :)

      Vesselam…

      • cihad diyor ki:

        sevgili azmo kardeşim,

        estağfurullah çok bilgim olduğu söylenemez biraz tecrübe diyelim. Tecrübelerimi de toparlayarak bir yazıya dönüştürebilir miyim pek sanmıyorum doğrusu.
        yeri geldikçe buraya yazmam bana daha kolay geliyor, onu da yaparım inşaallah.
        sevgili kardeşim,
        bu işin püf noktası bakış açısı,beklentilerin yoğunluğu,muhatabınızı tanıma diyebiliriz.
        bunları da sağlayan hanımla olan diyaloğunuz. Sürekli olarak birbiriyle iletişim halinde olmak lazım.
        mesela ben ilk dönemler sorun yaşadım ama bunu hanımla sürekli samimi bir şekilde konuşarak aştık. Hatta şunu söyleyebilirim altı yıllık evliliğimizde bu altıncı yılımın bir ayını evliliğimin birinci yılının tamamına değişmem. bu konu zamanla bu kadar inkişaf ediyor yani.

        daha önce değinmiştim evde tv, bigisayar gibi zaman alan meşgul edici şeyler bulundurmuyorum. Evde olduğum akşamlar beraber kıldığımız namazlar arasında arasında kitap ,çay-kahve, ilerleyen saatlere doğru meyve fasılları ile hanımla muhabbet ediyoruz. Biz evimizdeki her problemi muhabbetle çözdük,çözüyoruz. yani evin içindeki problemi 3. şahıslarla değil doğrudan hanımla konuşarak(sabırla) çözebiliriz.

        mütedeyyin kızlar ehl-i takvadırlar, takvaya o kadar alışıyorlar ki ailedeki mahrem hayata alışmaları kesinlikle zaman alıyor. hanıma bazen takılarak ta şöyle söylerdim “sen niye evlendin ki senin rahibe falan olman lazımdı,istiyorsan seni bir manastıra götüreyim.””

        eğer eşler birbirlerine duygularını ve düşüncelerini açarlarsa hem birbirlerini tanırlar hem de yaşadıkları sorunların altında yatan nedenleri fark etmiş olurlar. sorun kesinlikle ikimizden birinin yanlış anlayışı veya uygulamasından kaynaklanıyor. kadınlar çok hassastırlar, bazen o kadar küçük önemsiz bir ayrıntıya takılabilirler ki fark edilip çözülmezse mesele gereksiz yere o kadar büyür ki evde huzuru kaçırabilir.

        özetleyecek olursak…

        ailede saadetin, iki beden tek ruh olacak şekilde birbiriyle imtizac etmekle olduğu, bununda ilk zamanlar mümkün olmadığı(tabii olarak) zamanla gayret gösterek, dua ve iltica neticesinde bir ihsan-ı İlahi olarak verildiğini söyleyebilirim.
        Allah herkese imtizac edebileceği,samimi bir refika-i hayat nasip etsin inşaallah..AMİN

  14. Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

    “mutlu hanım” rumuzlu kardeşimiz demiş ki:

    “14 yıllık evli, 3 çocuk annesi ve her akşam eşimi heyecanla bekleyen, her Allah’ın günü hiç eksilmeden, kendimi dünyanın en mesut insanı hisseden biriyim yıllardır.”

    Bu cümleyi okuyunca insan acaba bu zamanda böyle kadınlar böyle evliliklerde var mı? diyor. Hakikaten çok ütopik geliyor insana 14 yıl evli kalıp aynı heyecanla akşam eşini beklemek. Şimdiki modern kadın tipine çok çok uzak gelen bir anlayış.

    “mutlu hanım” kardeşim rabbim mutluluğunuzu daim eylesin bu sitedeki hanım kardeşlerin aslında size bu 14 yıllık heyecanın aynı kalmasının sırrını sormaları gerekirdi. Artık nedense sormadılar onlara da belki çok ütopik geldi :) onların adına da tüm site sakinleri adına da ben sorayım o zaman.

    Biz site sakinlerine Bu mutluluğunuzun sırlarını veya varsa formüllerini söyler misiniz? özellikle bekar hanımlara yönelik nasihatleriniz ve kocanızın size olan davranışları üzerinden biz bekar erkeklere yönelik tavsiyeleriniz neler olabilir merak edip bekliyoruz…

    Vesselam…

  15. cihad diyor ki:

    Tüm Site Sakinlerine;

    Bugün bir toplantı vesilesiyle Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı ve eski bir Bakana burada müzakere ettiğimiz bir çok başlığı(sizlerin ve tabiki hak adına) ifade etme fırsatı buldum..Ümit ederim ki bir farkindalik oluşturur.(olumlu tepkiler aldım)..en azindan fiili dua olarak vazifemizi yaptık.(Esas ümidim Allah’adır)

    İfade ettiğim konular şöyle;

    1) Karma eğitim
    2) Daha yoğun ve kaliteli din eğitimi.
    3) Annelik ve ev hanımlığının özendirilmesi
    4) Aile ve kadın ile ilgili feminist yasalar(nafaka,tazminat ve velayet vs)

    Selam ve dua ile…

    • Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

      Allah razı olsun sizden “cihad” kardeşim…

      Aslında herkes sizin gibi her gördüğü hükumet yetkilisine bu ailevi ve toplumsal sıkıntıları iletse bir mahalle baskısı olur ve bakarsınız mecliste görüşülmeye başlanır…

      Hadi hayırlısı diyelim…

      Vesselam…

    • havva diyor ki:

      Cihad Bey, sorunlarımızı dile getirdiğiniz için sağolun. Birkaç konu daha ilave etmek istiyorum. Ahlak- edep, görgü kuralları- saygı, adalet- hak yememe, kılık kıyafet… bu konularda toplumumuzda ciddi yozlaşma var, acilen el atılması gerekiyor.

    • cihad diyor ki:

      Sayın azmo kardeşim ve havva hanım bilmukabele Allah sizden de razı olsun. Elimizden geldiği kadar yukarılara ulaşmaya çalışıyoruz..inşaallah israf olmuyor.

  16. cihad diyor ki:

    feyza hanım kardeşim,

    az-çok manevi hizmetlere aşina biri olarak anlattıklarınızı çok takdir ettim,hakikaten isabetli uygulamalar.. iyi ki varsınız ve varlar.

    Hangi ilimleri okutuyorsunuz(hafızlık,tefsir,kelam vb.)
    ayrıca ev işleri ve el sanatları var mı? İstanbul dışından talebeniz var mı?
    bir kız babası olarak merak ettim:)))..umarım sizi sıkmıyoruz böyle sorularımızla..Cevap vermeyebilirsiniz sizin için sorun oluyorsa.

    • Feyza diyor ki:

      Cihad bey kardesim, estagfirullah sorun tabi,
      ne demek. Yorumunuzu yeni gordum.
      Normal okullar gibi dusunun dort asamali bir egitim sistemi. Nasil ki normal okullar ilkokul ortaokul lise ve universite seklinde dort bolume ayrilir. Iste bizimki de dort asamali herbiri azami ucer seneden mutesekkil bir tedrisat. Zeki ve istidatli takebe bu sureyi daha kisaya indiredebilir.
      Isimlerini tek tek zikretmeyeyim.
      Yalniz ilki ibtidai egitim. Yani nasil ki ilkokula giden bir cocuga temelde ilk olarak okuma yazmayi ogretirsiniz ve nereye gitseniz aynidir. Bu da onun gibi. Once ilk iki ila uc sene temel Kur’an-i Kerim’i yuzunden okuma, genel itikad bilgileri, ahlaki egitim, adab, itikadi ana hususlar vs gibi temel egitim verilir.
      Bu esnada cocuk zaten belli bir disipline de alisir ve devam edip edemeyecegi belli olur. Ya ayrilir ya kalir.
      Kalirsa ikinci asamada Arapca Sarf egitime gecer. Bu egitim ezber ve hukum icerir. Bunu da tamamlayan ucuncu asamada Nahiv okur. Bunlari okurken aldigi notlari ya da okudugu diger eserleri de (fikih, hadis, akaid) hep Arapca uzerinden yaptigi icin hem okumasi, hem anlamasi, hem yazmasi ve hem de surekli ayetlerden misal verildigi icin Kur’an a olan asinaligi artar.
      Son asamaya gelince ise usul, mantik, feraiz ve belagat gibi ilimlere dair eserler okutulur. Arapca egitimi tamamlanir ve maneviyata dair de tasavvufi bilgiler bu asamada daha fazla verilir. Mektubat-i Serif okutulur.
      Bu egitimi de tamamlayan uni.mezunu kisiler nasil bir meslek sahibi olmaya hak kazaniyorsa onlar gibi hizmete hak sahibi olurlar. Daha evvel birakanlar da okuduklari miktarda disarda okutmakla mukelleftir. Ama belli bir yetkinin otesine gecemezler.
      Hafizlik okumak isteyenler tahsil hayatinin ilk orta veya son doneminde kendini hangi donem hazir hissediyorsa bu egitime baslayabilir. Hafizliktan kalan vakitlerinde yine Arapca ve diger ilimlere yonelik okumalara katilabilir.
      Yalniz hafizligi tahsilin basinda tamamlamak her ne kadar cok guzel olsa da, benim.sahsi tercihim su ki, bir talebe once bu tedrisattan gecip belli bir ilme ve olgunluga sahip olduktan sonra hafizlik egitimine baslaesa hem sahip oldugu emanetin degerini daha iyi kavrar hem de hafizligi kisa surede tamamlar.
      Cunku Arapca egitimi zaten ezber uzerine ve surekli Kur’an ayetlerinden yillarca siz edildigi ve hicbir ders ayetsiz gecmedigi icin son derece asina olur kisi. Ezberi de derslerden dolayi cok kuvvetlendigi icin hafizlik yapmasi daha kolay olur. Zaten okudugu ayeti anlayacak duzeye geliyor insan ve hem ezber yapip hem ezberledigini anlayabiliyor olmak emin olun hafizligin verimini iki kata cikartiyor. Elbette karakter olarak da daha olgunlastigi icin kisi, hafizliga da layik olmaya daha cok gayret ediyor.
      Aksi halde kucuk yasta manaya vakif olmadan ezberlenip bu istikrar devam etmezse vebali de buyuk olur.
      Yine de kisinin istidadina bagli diyelim.
      Istanbul disinda tabi ki talebeler var. Hatta yurtdisindan bilhassa Turki ulkelerden ve Endonezya Malezya yoresinden katilim da oluyor.
      Zaten ilk uc asama tamamlandiktan sonra son asama icin Istanbul zorunlu. Cunku son egitim her yerde verilmiyor.
      Elisleri derseniz. Bu yok. Yalniz, bizden onceki hocahanimlarimizin hemen hepsi mutlaka dikis nakis mefrusat uzerine cok yetenekliler. Adeta bir galk egitim.hocasi gibi.
      Bunun sebebi ise bir donem zorunlu egitim sebebiyle talebelerin kalmasi yasaklandigindan o donem elisi kurslarinda okuyor gosterildiler. Orada elisi egitmi alirken hocaliklarini da tamamladi ve iki yonlu egitim alan becerikli bir hoca nesli yetisti.
      Simdi oyle bir sorun olmadigindan bu egitime gerek kalmadi. Ama bazi organizasyonlar sebebiyle ister istenez bu islerin ucundan tutan her talebenin el yatkinligi oluyor ozel ders olmasa da gonullu calismalar ve el goz asinaligi mutlaka olusuyor.
      Cok teknik detaya girmeden anlatmaya calistim. Umarim yeterli olmustur sevgili kardesim.

      • cihad diyor ki:

        Feyza hanım kardeşim,

        Çok teşekkür ederim. Allah razı olsun. Gayet yeterli bir izahat verdiniz. Allah hayırlı hizmetlerinizde muvaffak etsin inşaallah.

        Ev işleri ve el sanatlarını şunun için sordum Erzurum da hatuniye medreseleri var. Onlar bu eğitimi veriyorlarmış. Bazen kadınlarda ilim nuşuze sebep olabiliyor. Bu sebeple fıtratına uygun bir mesguliyet iyi gelebilir,hem ilerdeki yuvasına menfaati olur cihetiyle önemsediğim bir konudur. Tekrar Allah razı olsun.

        Selametle…

        • havva diyor ki:

          evet ilim öğrenmek güzel fakat, günümüzde genç kızların ev işleri, ev ekonomisi, yemek, dikiş, el sanatları gibi işlerle meşgul olmaları zaruridir.

  17. cihad diyor ki:

    Yahya kardeşim

    Tasavvufu devletten bağımsız olduğu için örnek vermiştim. Talebe medrese iken bile oraya giderdi..tekyeler imanın,feyz ve bereketin kaynağı olarak görülürdü.

    Merkez-i Hilafet olan İstanbul’u beşyüz elli sene bütün âlem-i Hristiyaniyenin karşısında muhafaza ettiren, İstanbul’da beşyüz yerde fışkıran envâr-ı tevhid ve o merkez-i İslâmiyedeki ehl-i imanın mühim bir nokta-i istinadı, o büyük câmilerin arkalarındaki tekyelerde “Allah Allah!” diyenlerin kuvvet-i imaniyeleri ve marifet-i İlahiyeden gelen bir muhabbet-i ruhanî ile cûş u huruşlarıdır.
    Mektubat ( 446 )

    Güç ve menfaat oluşturan cemaatlerde zamanla küçük bir devletçik oluşturuyorlar ki onlar da eleştirdiğim konuya dahil oluyorlar. Güç,menfaat,para,devasa binalar,büyük toplanmalar ve makam gibi şeyler irşad sürecini zehirliyor.

    Diyanet fetönün kitaplarını incelesin..incelesin de diyanetin kitaplarını kim inceleyecek..işte sıkıntı burada.

    ayrıca devletin din dersi vermesi fetö gibi oluşumlara izin vermiyeceği tezi de şüpheli..çünkü bilim eğitimi şu an devletin tekelinde ülkemizde ama fetö üniversiteleri,tübitakı vs. ele geçirmişti. Fetönün her dediğine iman eden mebzul miktarda prof. var ülkemde..

    ayrıca fetö zaten devletin kucağında büyüdü,sivil yapılanma değil.
    o sebeptendir ki toplum fetöyü aklında ve kalbinden hemen atarken,devlet bir türlü temizlenemiyor.

    özetleyecek olursak…

    devlet tabiki eğitim verecek ama irşada kabiliyetinin sınırlı olduğu bilinmek şartıyla…
    cemaat ve tarikatlar bir zenginlik olarak görülmeli,yanlış yapanın müminin feraset ve vicdanında mahkum olarak zamanla ayıklanacağını bilmek gerekir..hem bu din sahipsiz değil ki daimi istismar edilsin, hata eden muvaffakiyetsizlikle zaten cezalandırılıyor vesselam

    • .../nisa diyor ki:

      Cihad bey,

      Tasavvuf yolunu devletin öğretebilmesi zor.Bu manevi eğitimi kalp ve nefis terbiyesini mürşid olan verebilir bu da tekkelerde olur devlet dairelerinde değil ahlak ve dini eğitim konusunda eğitim verebilir irşad sizin dediğiniz gibi sınırlı olur. Padişahların bir manevi önderlerinin olması da bunun devlet eliyle olamayacağının kanıtı.

      Son asırdır cemaatleşme daha yaygın bunda etkin olanda tekke ve zaviyeler kanunu halk manevi ihtiyacını bu yönde karşılamaya çalıştı. Günümüzde psikolojik sıkıntıların ve buhranların olmasının sebebi de manevi eğitimden uzak olunması.

      Diğer bir konuda tasavvuf maalesef bugün popüler kültürün bir numaralı malzemesi olabiliyor. Şeriatsız tasavvuf anlayışı kitapların satılması için alet edilmesi.

    • Yahya diyor ki:

      Cihad bey,

      Açıklamalarınız için teşekkür ederim.
      Tasavvuf konusunu devlet ile kesinlikle bağdaştırmıyorum. Keşke devletimiz bu dergâhlara sahip çıksa…
      Ancak devletimiz şer-i kaideleri kendi tekelinde (benzetmetir) yürütebilir.

      Ör. Japonyada ilk okulda çocuklara önce iyi birey olmayı, sorumluluk almayı, iyiyi-doğruyu, çevreye saygıyı öğretiyorlar (öğretim yapılıyor sistemli bir şekilde). Yaşları ilerleyince (orta okul diyelim) esas eğitime başlıyorlar. Benim okul çağımda, bize din ve “ahlak” bilgisini 4.-5. sınıfta verdiler.

      Osmanlı zamanında da (hatırladığım kadarıyla Abbasiler döneminde de vardı) sultanlar mümkün olabildiğince mürşidleri, şeyhleri yakından takip etmişler (bazen kontrol maksatlı) ve bazılarını da elleri altında (yakınlarında) tutmuştur.

      Tekrar soruyorum, bugün İstanbul’da kamil mürşid var mıdır?

      Eğer devlet, gerçek anlamda Şeyh-ül İslam makamını kurup tekrar faaliyete geçirse, diyaneti kim denetliyecek diye sormayız :) gerekte kalmaz zaten.

      Fetönün oluşumu tabandan yukarı doğru olmuştur. Devletten halka doğru olmamıştır. Devletin bilerek yada bilmeyerek bıraktığı boşlukları (suistimal ile) doldurmuştur. Devletten temizleyemediler iddianız doğrudur ancak sebebi bu değildir. Çünkü renkleri belli değildir. Pensilvanyadan da renginizi belli etmeyin, savaştayız her türlü hile hurda mubahdır diye fetva aldılar. Kalp/akıldan hemen çıkarıldı ifadeniz ise ne kadar doğru bilemiyorum, yorum yapmak istemiyorum. Zaten imanına sahip insanlar, yıllar önce fetöyü lanetlediler…

      Devlet sadece irşatta değil, diğer ilimlerde de kabiliyet olarak sınırlıdır. Zaten birini yapacağım derken diğerini yapamaz. İmkan ve kaynakları yetmez.

      Selam ve dua ile…

      • cihad diyor ki:

        Yahya bey;

        Aslında konumuz tasavvuf değil, ben sadece bir misal olarak yazdım. madem tasavvuf üzerinden konu ilerliyor şunu söylüyeyim o zaman,

        Zaman tarikat zamanı değil diyor üstad..yani geçmişte tasavvufun yaptığı işi bugün daha kamil manada cemaatler yaptılar, yapıyorlar. Herhangi ehl-i sünnet üzere, sahih bir cemaate giderseniz tenkid nazarını bir kenara bırakmak şartıyla istifade edersiniz. Eskide nasılki tasavvufun içinde su-i misaller çıktıysa bugün de cemaatlerin içinden bazı na-ehillerin,maksadı başka olanların çıkması gayet tabiidir. Tabii ve hoş olmayan bunlarla tüm cemaatlerin mesul tutulması veya zan altında bırakılmasıdır.(sizi kasdetmiyorum)
        Bıçak ile cinayet işleniyor diye bıçağı sorumlu tutup yasaklamak.
        Uçak ile kaza yapılıp insanlar ölüyor diye uçağa binmemek.
        Bir katilin cinayeti ile hemcinsi olması hasebiyle tüm insanlara katil muamelesi yapmak aynı absürd anlayışın farklı tezahürleridir.

        Devlet eğitim versin hele de küçük yaşlarda kesinlikle ama devletin ıslah edemediği nesli ne yapacağız. Bu anlamda aslında cemaatler ile devletin farklı kulvarlarda olduğunu anlıyoruz.

        Devletin şer’i kaide ve kurallara göre yönetilmesi zaten cemaatleri alakadar eden bir durum değil,iştigal alanı değil zira elinde güç bulunmuyor ancak yanlış yapılırsa hak için bazı telkinlerde ve ikazlarda bulunabilirler.

        Hülasa-i kelam: Devletin yerine cemaatin ikamesi nasıl yanlışsa(bir yönüyle fetö buna güzel bir örnek teşkil ediyor) cemaatin yerine devletin ikamesi de o nisbette yanlıştır.

  18. mutlu hatun diyor ki:

    Bu yazının tüm yorumlarını okumak mümkün değil. Şöyle bir göz gezdirince konunun daha çok eş seçimi üzerinden gittiği anlaşılıyor. Kadınların okuması, çalışması, evlilik öncesi talepler beklentiler tahliller vesaire. Genelde de bekarlar yazmış galiba. Evlilik tecrübesi olan biri olarak yorumlamak istedim.

    14 yıllık evli, 3 çocuk annesi ve her akşam eşimi heyecanla bekleyen, her Allah’ın günü hiç eksilmeden, kendimi dünyanın en mesut insanı hisseden biriyim yıllardır. Elhamdülillahi Rabbil Alemin. Elbette bu hale gelmek kolay olmadı çok sıkıntılı dönemler geçirdik fakat evlilikte eşini tanımanın ve tepkilerinin ne anlama geldiğini doğru yorumlamanın çok önemli olduğunu farketmenin rolü kesinlikle çok büyük diye düşünüyorum.

    Yorumları okumadığım için bilmiyorum söz edilmiş midir ama hikayede çok dikkatimi çeken iki şey oldu. Birisi, hikayedeki hanımın kadınlık görevini daha evliliğin ilk aylarında bile zorlanarak yaptığı ve bir an önce bitmesini istediğini yazması. Daha ilk aylarda eşine deli gibi aşıkken bile böyle bakması çok garip. Genelde kadınlar eğer doktora gitmeyi gerektiren patalojik bir durum bir rahatsızlık yoksa ve eşle ilgili psikolojik sorunlar da yoksa ilk aylarda romantikliği de olan bir iş olarak bakarlar birlikteliğe. Hamileliğin ilk aylarında ve çocuğun doğumuyla gelen yorgun dönemlerde, ya da eşlerin arasında problem yaşandığında yatak odasında sorunu hemen herkes yaşayabilir. Ama ayaklarının yerden kesildiği zamanda bile böyle olması çok anormal geldi açıkçası.

    İkinci dikkat çeken nokta da hikayedeki hanımın kocasının tepkilerini hiç tahmin edememesi ve sürekli olarak çok şaşırması. Baba evine dönünce kesin arayacağını düşünüyor kocası aramıyor. Otogarda karşılarken kocasını soğuk bekliyor adam çok sıcak gülümsüyor, sarılıyor vesaire. Evet sonuçta 20li yaşların başında tecrübesiz bir kızcağız, memleketinden kopmuş, sarsılmış yalnız kalmış diyerek hoş görebiliriz ama sebebi ne olursa olsun kocasının yapacaklarının tam tersini beklemesi diye bir durum sözkonusu sanki. Acaba bu hal evliliğin ilerleyen uzun yıllarında da böyle mi devam etti, ki ettiyse kendi zanlarının içinden çıkıp bir türlü kafasını toplayıp kocasının gerçeğine bakamamış bir kadın imajı beliriyor.. Kocası, tepkileri tahmin edilemeyen bir dengesizse o başka tabi..

    • Sadece Fatih diyor ki:

      Mutlu Hatun Hanım.

      Yazdıklarınız bana bakış açısı kattı. Allah razı olsun, çok güzek ifade etmişsiniz.

      Bahsettiğiniz durumun hayatımızdaki karşılığı aslında şu. İnsanların bazılarının algıları kapalı. Empati eksikliği ya da şartlanmışlık mı sebep oluyor bilemiyorum ama bazı insanlar karşılarındaki insanı belirli kalıplara sokmaya çalışıyor. Sadece bu konularda değil. Hayatın her alanında karşılaşabiliyoruz.

      Bu durumun evlilikle ilgili mahsurları şöyle. Evlilik öncesi görüşmelerde adaylar birbirini doğru tanıyamıyor böyle olunca. Kendi hayal dünyasındaki karakteri karşısındaki insana yüklemeye çalışıyor. Aynı burada olduğu gibi yapmayacağınız tepkileri bekliyor ya da gösterdiğiniz tepkileri anlayamıyor bazı insanlar. Bu durumun evlilikteki yansıması da iletişim eksikliğine dönüşüyor. Sonra dışarıdan bakanlar olarak, evlenmeden önce bunlar hiç mi konuşmamış, hiç mi birbirini tanıyamamış diyoruz…

      • sennur diyor ki:

        sadece fatih bey ,
        evet güzel bir tespit .insanlar kalıplara sokmaya çalışıyor aynen öyle.
        ben de o kalıba sokulmaya çalışan bir kadınım. bu konuyu ifade etmeye çalıştığımda , benim için kalıba girsen ne olur ? cevabını aldım .tamam kalıba girelim sorun değil hatta onun kalıplarına girmek için epey uğraşıp ,kendimden ödün verdim . ben ödün verdikçe o daha fazlasını ,daha fazlasını istedi ve saygı boyutu bitti. saygı boyutu bitince inanın sevgi de kalmıyor .
        iletişim sorunları baş gösteriyor . sevginin olmadığı yerde iletişim sorunları ve iletişimsizlik.
        cezalandırma ,genelleme hataları. ben yapmadığım halde bende önceki gelinlerin yaptıklarına önlem amacı ile bana yapılan davranışlar.
        hiç mi konuşmamışlar diyorsunuz yaa büyüklerin evlilik adına bir sözü var ;
        kaşık tıngırdamadan belli olmaz ,
        nişanlı olmak ile aynı evi paylaşmak arasında o kadar büyük fark var ki.

        rabbim , iki cihan saadeti yaşayacak bir refika nasip etsin. (ben tercih yaparken aileyi de incelemenizi şiddetle tavisye ederim )

        • Sadece Fatih diyor ki:

          Şennur Hanım.

          Aynı evi paylaşmak gerçekten çok farklı. Bunu evli birçok arkadaştan tavsiye olarak duydum. Hatta şu var, altı yedi yıl birbiriyle sevgili olan kişiler bile aynı şeyi söylüyor. Karı-koca olmak, aynı evi paylaşmak, evliliğin sorumluluğunu almak bambaşka bir şey. (Bu örneği veriyor olmam arkadaşımın davranışını tasvip ettiğim anlamına gelmez, hatta zamanında da bunu uygun şekilde haddim kadar dile getirdim.)

          Kaşık tıngırdamadan belli olmaz güzel sözmüş :)

          Çok önceki yorumlarımda vardı. Benim gözümde nasip kısmet denen durum bu aslında. Her ne kadar her şey nasip kısmet olsa da genelde ardını göremediğimiz şeyler için öyle deriz. Evlilikte ardını göremediğimiz şeyler epey fazla. Mahrem konulardan tutun da çocuk sahibi olunduğunda oluşan baskı sebebiyle ebeveynlerin, kayınvalidelerin birbirine anlayışının sınanmasına kadar hiçbir şey yaşanmadan bilinmiyor. O yüzden hayırlısı diyoruz. Yalnız bildiğim tek şey şu. İki kişinin de niyeti halis ise o evlilik öyle ya da böyle yürüyor. Ha boşandı ha boşanacaklar dedirtecek kadar birbirini yiyen anne babam yaşları ilerleyince tam tersi bir iletişime sahip oldular…

          Aile konusunda çok haklısınız. Bu konu çok hassas davrandığım bir konudur. Aileler anlaşabilir mi, bana nasıl muamele ederler diye çok düşündüğümden belki de bu yüzden evlenemedim bu yaşa kadar. Hatta şöyle söyleyeyim benim için anasına bak kızını al sözü çok defa doğrulandı. Normalde konuşmayı planlamadığım halde belki de Allah söyletti karşımdakilere. Annelerinin kötü huylarından bahsettiler ki kaldıramayacağım özelliklerdi. Hepsi de kendilerinde vardı. Sorumsuzluk yapıp yapıp özür dilemek gibi, annem hep öyle yapar diyordu kız, en son kendi yaptı :)

          Annemin benim hakkımda söylediği şeylere de değineyim dedim. Senin niye bir başkasıyla paylaşamayacakmışım ki, hayatın kanunu bu diyor. Hatta akıllı bir kadın annemi de kafalar ve onu bana karşı kullanabilir derim hep. Biriyle evli olsam ve beni anneme şikayet etse, haklı olsam bile annem gelinini savunur. Çünkü annemin gözünde hep kadınlar haklıdır :)

          Duanıza amin diyorum, tüm arkadaşlar adına. Sizler de inşallah tekrar hayırlı bir yuvaya kavuşursunuz.

    • Süleyman diyor ki:

      Mutlu Hanım

      Evet ilk dikkatinizi çeken şeyi Feyza Hanımda belirtmişti.

      Ben bir bekar bey olarak bu siteyi ve bazı yorumları görmeden her bekar erkek gibi böyle bir şeyin problem olabileceğini aklımdan geçirmiyordum şahsen. Site ile ilk tanıştığım yıllarda şöyle bir manzara yaşamıştım.

      Gittiğim bir kampta önümde yeni evlenmiş(yani 1-2-3 senelik evli adamlar) 2-3 tanıdığım erkek vardı. Aralarında çok ciddi bir 2. eş mevzusu konuştular. Belki 1-1,5 saat konuştular. Bu kişiler baya kültürlü mesleklerinde iyi olan kişilerde. Yani bu hal beni düşündürdü biraz. Yani bu kişiler yeni evli kişiler. Hatta 2’si yalnış olmasın evleneli 1 sene olmuş daha. Bu kişiler hanımım, karıcığım, gülüm diye diye dolaşmaları lazım. Belki 10 yıllık evli olsalar bir nevi anlayacağım ama daha belki en iyisi en fazla 4 yıllık evlidir.

      Yani başka sebeplerden de olabilir ama aklıma sizin bu yazıda altını çizdiğiniz mesele geldi. Bende şahsen biraz korkuyorum. 1 sene evli kalmış kişilerde bile böyle manzaralar görünce ve bu sitede bu çeşit yazı, yorumları okuyunca şahsen biraz endişeleniyorum. Belki o kişilerin 2. eş konusunu bu kadar hararetli konuşmalarının sebebi hanımlarında gördükleri başka olumsuzluklarda olabilir. Bilemiyorum.

      Ben mesela bekar bir erkek olarak hanımıma güzel hitaplarda bulunmak, duygusal olarak ilgi göstermek için hevesliyim. İlgileniyim eşimle, gönlünü mest edeyim diye düşünürken mutlu oluyorum. Mesela eşimin maddi ihtiyaçları da dahil karşılamaktanda(Kıyefet olsun, vesair olsun) memnuniyet hissedeceğimi düşünüyorum. Yalnız mesela bir hanımın eşine cinsel olarak ilgi gösterebileceği konusunda endişem oluşmaya başladı. Yorumlarda ve bazen yazılarda bu konuda ki olumsuzluklar öyle ifade ediliyor ki sanki hanımlar kendimden değilde karşı taraf önemli gördüğünden gibi bir his uyandırıyor.

      Mesela ben bu boyutu ölçemem fakat mesela başka bir boyutta evlilik görüşmelerinde, evle ilgilenmekten, çocuklarla ilgilenmekten, evin maddi ihtiyaçlarını gidermekten çok büyük mutluluk duyacağımı belirtiyorum. Yani ama karşımdaki hiç bir hanımdan (üniversite okumamış, hafız hanımda dahil) evle ilgilenmek, eşine istediği yemeği yapmak, ev işlerini yapmaktan mutluluk duyacağını tam anlamda sezemiyorum. Yani ben bir yemek isteyeceğim diye hanımın hani tamam yaparız tarzı biraz olumsuz hal göstereceğini seziyorum.

      Bende hani bazen yemek forumlarına bakıyorum. Kocam bu yemeği çok seviyor akşam hemen yapayım diye sözler ediyorlar.(Tabi gerçek mi yalan mı bilemiyorum sonuçta internet) İnanın çok şaşırıyorum. Sanki bana hayalmiş gibi geliyor. Benim çevremde hanımlar çocukları için yemek yapıyorlar ancak kocam bunu seviyormuş, ahh akşam ona bu yemeği yapayım canım kocacığım demesi çok uzak bir hayal gibi geliyor. Utopik bir düşünce gibi.

      En son gittiğim evlilik görüşmesinde hanıma örneğin bardak bıraksam kaldırır mısınız dedim(Bırakmam genellikle mutfağa götürürüm de örnek olarak söylüyorum). Kaldırmam dedi. Hani kibirli bir şekilde demedi, çok dürüst şekilde dedi. Yani ne biliyim arada bir kocasının bardağını kaldırmaktan bir insan mutluluk duyamaz mı?

      Kafamda biraz deli sorular. Kısaca özetle: Yani ben mesela evin geçimi olsun, çocukların eğitimi olsun, aile halkına gösterilecek ilgi olsun, hanımıma göstereceğim ilgi, söyleyeceğim güzel sözler olsun, eşimle muhabbet edebilmek olsun, ona böyle küçük jestler yapabilmek, evin kimi işlerinde yardımcı olabilmek(hani belki siz romantizm dersiniz) gibi şeyleri düşümdüğümde bir erkek olarak mutlu hissediyorum. Yani bunlar sanki bir erkeğin yaptığı takdirde mutlu olamayacağı şeyler gibi lanse ediliyor bazen. Bir hanım neden cinsellik olsun, ev işleri olsun, kocasına güzel bir yemek pişirmek olsun vb. şeylerden mutluluk hissetmesin ki? Yani hissetmemesi ihtimali beni korkutuyor.

      • Yahya diyor ki:

        Süleyman bey,

        “En son gittiğim evlilik görüşmesinde hanıma örneğin bardak bıraksam kaldırır mısınız dedim(Bırakmam genellikle mutfağa götürürüm de örnek olarak söylüyorum). Kaldırmam dedi. Hani kibirli bir şekilde demedi, çok dürüst şekilde dedi. Yani ne biliyim arada bir kocasının bardağını kaldırmaktan bir insan mutluluk duyamaz mı?”

        Sorunuz ayrı dikkati mi çekti, görüştüğünüz kişinin verdiği cevap ise beni şoke etti. Bardak burada temsili tabii ki ancak bu bayanlar ne bekliyorlar ben anlamıyorum? Bırakın karı-kocanın birbirine vazifelerini, ya insan sevdiği için çiğ tavuk yer.
        Tecrübem ile sabit olup, kocalarına hizmetten imtina eden bayanlar çalışma hayatında patronlarının/müdürlerinin arkalarını topluyor, hizmette kusur etmiyorlar.

        Ayrıca endişe ettiğiniz mevzularla ilgili olarak;
        bende tabiri caizse görücü usulu evlendim. İlk bakışta aşk, severek evlilik, flört v.s. gibi bir şartım olmadı. Rabbim kısa bir süre içinde kalplere muhabbet ve meveddet veriyor. Fakat o muhabbeti ve meveddeti büyütmek yeşertmek veya imha etmek sizin elinizde..!

        Bu yaşanan duyguları anlatmak zor efendim, yaşamanız gerekiyor. Ayrıca nikah öncesi sevgi ile, nikah sonrası sevgi farklı şeyler… bu muhabbeti zedelememek için nikah öncesi haramdan uzak durmak gerekiyor.

        Selam ve dua ile…

        • Feyza diyor ki:

          Suleyman bey gercekten cok ilginc geldi bana bu yazdiginiz. Yani evlilik ne demek ki? Koca bir hayati paylasiyorsunuz. Kiyafetini utulemek, camasirini yikamak, asmak, ne bileyim o kadar cok sey geliyor ki aklima bir bardak kaldirmak ne demek? Acaba sizi mi denedi bu hanim?
          Bilemiyorum insan esinin her hizmetini zevkle yapar diye dusunuyorum yeter ki sevsin. Bardak cok basit bir misal
          Ben ev hayatini cok seviyorum ve bir o kadar da ozledigim icin bu gibi seyler bana cok garip geliyor. Evi insanin kendini en huzurlu hisseettigi en rahat oldugu ve sahiplendigi yasam alanidir diye dusunuyorum. Ama ben de soyle birsey duymustum birinden, bu hanim bir ogretmen arkadasim daha dogrusu ablamdi. Soyle demisti, “ben mutfakta yemek yaparken esim de pilavi pisirmezse ben o sofraya oturmam”.
          Bunu duydugum zaman da cok garipsedim. Allahu Teala ev vermis pirlanta gibi cocuklar vermis harika bir evliligi var. Alti ustu de yarim gun calisiyor. Neden sorun ettigine once anlam veremedim ama belki calisiyor oldugu icin boyle dusunuyordur, cok yorgun geliyordur gibi hayra yordum yine de husni zannimi bozmamaya calistim.
          Ben ev hayatini cok ozluyorum. Burda asci ablamiz var firsatim olursa ona yardim ediyorum bu bile keyif veriyor. Bir de kendime ait bir evim olsa bilmiyorum ama cok severim :)
          Hem insanin esi, evlendikten sonra kendine en yakin insan olur gibi geliyor. Anne babasindan dahi daha yakin.
          O kadar yakinligin icinde bardagin canagin lafi mi olur? Sorusu bile garip bana kimse boyle gercekci bir soru sormadi ama sorsaydi evet ya da hayir demez sasirir ve direk bu soru gercek mi saka mi diye sorardim. :) Yani lafi mi olur boyle seylerin..gibi.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Feyza Hanım.

            Hüsnü zannınız sizin iyi niyetinizi gösteriyor ama o işler her zaman(hatta çoğu zaman) öyle olmuyor maalesef. :)

            Benim evleneceğim kadından ev işi beklemediğimi söylemem bu işlerden anlayanlar için çok anlam ifade ediyor. Bana bunu dedirten ne acaba? Ben ailemin yanına gittiğimde neden annemden canımın istediği bir yemeği yapmasını istemiyorum, mutfağa girip kendim yapıyorum? Yanıma gelecek olursa neden evi önceden temizleyip ona yemek yapıyorum. İşe gittiğim için telefon açıp soruyorum kahvaltını yaptın mı diye. Neden acaba? :)

            Süleyman hocam bardak kaldırmayı sormuş. Benim annem babaanneme baktı altı sene. Amcam yok, iki halam var. Buna rağmen hep annem baktı. Yürüyemezken yürüttü, evden hava almak için bile dışarıya zor çıkabildi annem. Bizim evde vefat etti rahmetli, ailemin gözleri önünde son nefesini verdi.

            Hayat müşterek. Yeri geldiğinde erkek mutfağa yardım etmeli, kadın da fatura yatırmaya gitmeli mesela. Ancak bunları görev diye zorla yapmamalı. Severek yapmalı.

            Feyza Hanım, kendisine şefkatli davranmamı eleştirip ben sertlikten hoşlanırım diyenleri de görmüş biri olarak Süleyman hocamın yaşadıklarına şaşırmayın derim :)

            Selametle kalın.

          • Feyza diyor ki:

            Fatoh bey bu yorumunuzu okumadan az once buna benzer birseyi ben baska bir yorumda yazdim. Tevafuk olmus, kalp kalbe karsidir.Roller arasira degisebilir ama bu sevgi ile yapilmalidir gorev icabi degil.
            Kadinlar nedense maco erkek tutkusu yasiyorlar. Halbuki bir erkegin hem evinde iyi bir idareci olmasi ama duzenli giden ev hayatinda da hanimina ufak tefek islerde eslik etmesi mumkun ve bunuin gucsuz olmakla hicbir ilgisi yok. Bunu ayirdeedemiyoruz
            Esine ve evine bagli erkekler yani hanimindan memnunsa sirf onla vakit gecirmrk icin bile olsa islerine yardimci olabilir. Orn. sert mizacli duran enistem evi supurur yemek yapar benim :) evde oldugu zaman hic bos oturmaz. gorseniz hic kondurmazsiniz ama zevk aliyor bundan, annesinden zamaninda ogrenmis ve ev isine yardim etmeyi icinden gelerek yapiyor seviyor. Beraber sonra vesitli hobilerle ugrasiyorlar kari koca hatta cocuklari da dahil oluyor. Fakat evin gayet guzel saygi duyulan reisi. Saygi duyulan guzel de bir meslege sahip hem Izmirli filan da degil hatta Dogu taraftan ama keyif aliyor. Bunda erkeksilige halel getirecek hicbir problem gormuyorum. Hem Efendimiz asvin sunneti . Bazi insan esini cok sever ve onunla vakit gecirmek icin de bu islere mudahil olabilir. Bana cok sempatik geliyor.
            Her zaman diyorum sunu, ev hayati buyuk bir yasam alani. Onu monotonlastirarak bunaltici bir ev hayatina donusturmek de, arasira yapilan ufak tefek degisiklikler, fertlerin nefes alacagi ozel zamanlar, isbolumu kucuk rol degisimleri ile o ev hayatini renkli ve cazip hale getirmek de ev halkinin elinde ve kafa yapilari uyumlu olup o ince saygi siniri asilmadigi surece zor birsey de degildir.

      • Sadece Fatih diyor ki:

        Süleyman Bey.

        Ben de bir iki kelam edeyik dedim. Bu konularda başıma çok kötü şeyler gelmedi, tabiri caizse feleğin çemberinden geçmedim ama başıma gelebilecekler beni de ürküttü açıkçası.

        Zaten kadınlara çok güvenebilen birisi değilken ve gözü kapalı bir insan olarak adledilirken evlilik görüşmeleri sayesinde onların yapabileceklerinin sınırlarını görünce güvensizliğim daha da arttı. Buradaki hanım arkadaşlar üstlerine alınmasınlar. Elbette bu dünyada iyi huylu kadınlar da var. Erkeklerin de iyisi kötüsü var. Fakat beklentiler, kriterler, bunlar sağlanamadığında verdikleri tepkiler beni hayal kırıklığına uğrattı. Yani beni bu denli kutuplayan şey yaşadıklarım değil, yaşama ihtimalim olan şeyler.

        Saliha kadının neden en iyi dünya nimeti olduğunu, iyi bir kız evlat yetiştirenin neden cennetle müjdelendiğini artık daha iyi anlıyoruz.

      • Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

        “süleyman” kardeşim bu korktuğun hususlar sadece senin için geçerli değil şu anda bizim zihniyete sahip en azından evliliğin ne olduğunun bilincinde olan İslami bir hassasiyete sahip olmaya ve onu idame ettirmeye çalışan her erkeğin ortak korkularıdır. Yani bu konuda tek değilsin. Bilakis senin gibi düşünen ben dâhil çok erkek var. Çünkü daha öncede ifade ettim TOPLUMUN KİMYASI bozulmuş vaziyette. Roller karışmış vaziyette. Kadınlar artık Hz. Adem ve Havvadan beridir süregelen rollerine başkaldırmış durumdalar. Artık kocalarına hizmet etmek ve akşama güzel bir yemek yapmak onlar için mutluluk değil bilakis hizmetçilik ve kölelikle eş değer vaziyet almış, fakat aynı kadınlar iş yerinde patrondan aferin almak için neler neler yapmaktalar.

        Artık bazı yeni nesil kız tiplerinde akşama yemek yapma bile eşe bir lütuf göstergesi olmuş. Bazen duyuyorum yeni evlilerden karısı yemek yapmış falancanın bizi de davet etmiş vb. şeyler geliyor kulağıma çok tuhaf oluyorum. Sanki aylardır yemek yapılmıyor da o evde lütfedip yeni yapılmış yemekler. Yani benim bildiğim ev hanımıysa bir kadın her akşam olmasa da iki gecede bir evde sıcak yemeklerin olması lazım. Bu lütuf değildir. Olması gerekendir. Her neyse vb. daha çok şeyler var.

        Hasılı kelam şimdiki yeni nesil kızlar evliliğin ne olduğunu bilmiyorlar. Evliliği gezme, tozma AVM lerde alış-veriş yapma eşiyle dışarıda yemek yeme hafta sonu pikniğe ve sinemaya gitme olarak hayal ediyorlar. Bu konuda yeni nesil kızları çok hayalci buluyorum hiç ayaklarını yere basmıyorlar. Oysa babalarının, abilerinin, amcalarının vb. erkek akrabalarının aile yaşantılarına bakıp gerçekçi olup biraz düşünseler ne kadar absürt hayaller kurduklarının farkına varacaklardır. Kendi babaları annelerini kaç defa yemeğe, pikniğe, sinemaya vb. yerlere götürmüş kaç defa eve çiçekle gelmiş kaç defa mum ışığında anne-babası yemek yemişler. vb… yani bu tip şeyleri azıcık tefekkür edip rasyonel şekilde düşünse zaten problem kalmayacak ama yok aşk dizilerinin enjekte ettiği romantik evlilik baskısı altında kıvranarak saçma sapan hayallerle çok hevesli bir romantik evlilik hayalleri kuruyorlar, fakat daha ilk haftada belki o kurulan hayaller yerle yeksan oluyor :) çünkü kocalarının kendileri gibi hayalperest olmadıklarını çok realist olduklarının farkına varıyorlar.

        Kadınla Erkek arasındaki en önemli farklardan biride budur kadınlar çok hayalci erkeler ise çok gerçekçidir.

        Vesselam…

        • Sadece Fatih diyor ki:

          AZMO kardeş.

          Yorum olarak yazmayı düşündüğüm ne varsa bir baktım ki hepsini yazmışsın :) Bana diyecek bir söz kalmadı.

          Belki şunu ekleyebilirim. Boşanmaların sebebi de aslında senin yazdıkların. Hevesler alınıp sorumluluklar hatırlanınca öküz ölüyor, ortaklık bozuluyor. Evlilik karışık çerez gibi, fındık fıstık da var leblebi, çekirdek de. Bu arkadaşlar da evliliğin fındık-fıstıklarını ayırıyor ve yiyip kaçıyorlar :) Halbuki çekirdek ve leblebi de lezzetlidir, faydalıdır da.

          Yuva kurmanın, onu ayakta tutmanın kutsiyetine inanmış sizin gibi düşünen kadın, erkek bekar kardeşlerimiz için duam şudur ki umarım Allah sizi, sizlerin kıymetini bilecek eşlerle karşılaştırır.

      • Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

        “Gittiğim bir kampta önümde yeni evlenmiş(yani 1-2-3 senelik evli adamlar) 2-3 tanıdığım erkek vardı. Aralarında çok ciddi bir 2. eş mevzusu konuştular. Belki 1-1,5 saat konuştular. Bu kişiler baya kültürlü mesleklerinde iyi olan kişilerde. Yani bu hal beni düşündürdü biraz. Yani bu kişiler yeni evli kişiler. Hatta 2’si yalnış olmasın evleneli 1 sene olmuş daha. Bu kişiler hanımım, karıcığım, gülüm diye diye dolaşmaları lazım. Belki 10 yıllık evli olsalar bir nevi anlayacağım ama daha belki en iyisi en fazla 4 yıllık evlidir.

        Yani başka sebeplerden de olabilir ama aklıma sizin bu yazıda altını çizdiğiniz mesele geldi. Bende şahsen biraz korkuyorum. 1 sene evli kalmış kişilerde bile böyle manzaralar görünce ve bu sitede bu çeşit yazı, yorumları okuyunca şahsen biraz endişeleniyorum. Belki o kişilerin 2. eş konusunu bu kadar hararetli konuşmalarının sebebi hanımlarında gördükleri başka olumsuzluklarda olabilir. Bilemiyorum.”

        “Süleyman” Kardeşim günaydın :)

        bizim toplumun erkekleri neden sürekli ikinci eş deyip konuşurlar öğrenmiş olmuşsun işte :)

        işin latifesi bir yana bizim toplumun özellikle bazı evli erkeklerindeki sürekli ikinci eş söylemleri,harama bakmalar,kötü yayınlar izlemeler, kadınları dikizlemeler vb. şeyleri görünce duyunca anlıyorsun bu adamın gece hayatı iyi değil karısından memnun değil.

        Bence bir erkek eşinden mahrem hayat konusunda memnun ise kolay kolay masrafa girip ikinci eş almaz. Ama memnun değilse zaten yapacak bir şey yok alana da ben şahsen bir şey demem.

        Maalesef Mahrem hayat konusunda özellikle bizim kadınlar çok cahiller. Bana o eski nesil kadınlardı beyefendi belki yeni nesil kızlar cahil değildir diyenleriniz çıkabilir. Ama bence yeni nesil kızlarda pek bir şey bilmiyorlar kulaktan dolma bilgiler belki kötü yayınları izlemeler tıpkı erkeklerde olduğu gibi. Yani sağlam bir bilgiye gerek dini gerekse de tıbbi-ilmi sahip olduklarını düşünmüyorum. Yoksa bu modern çağda hala binlerce belki yüz binlerce kadın mahrem hayatlarında sıkıntılar yaşıyorlar aynı şekilde binlerce erkek. Ve bunlar eski nesil değil yeni nesil.

        Bu konuda ciddi eğitimler gerek mesela burada bekar olan kardeşlerime (tabi kendime de :) ) tavsiyem evlilik için ciddi düşündüğünüz bir hanıma sema hanımın “cinsellikle ilgili yazılarını” mutlaka okutun ayrıca bu konuda sağlam bir kaç kitap okutmadan evlenmeyin.

        Vesselam…

        • Uğur 017 diyor ki:

          Benim gördüğüm kadarıyla çok eşliliğin yaygın olmasını içten içe en çok isteyenler kızlardır. Çünkü gördüğüm kızların çoğu bekarlara değil, evlilere ilgi duyuyor. Bekarları “evlenememiş, bir kız bulmayı başaramamış, karısına bakamayacak beceriksiz sünepe” olarak görüyorlar. Sırf bekar olduğu için bir adama bütün bu karakter etiketini yapıştırıyorlar. Evlileri ise sırf evlenebildikleri, bir kız bulabilmeyi başardıkları için, karısına bakabilecek, başarılı erkek olarak görüyorlar. Bekarları insan yerine koymuyorlar, evlilere ise iltifatlar üstüne iltifatlar edip onlarla işyerlerinde ve diğer sosyal ortamlarda hoş vakit geçiriyorlar.

          Kadınların evli erkeklere olan bu eğilimi sebebiyle olsa gerektir ki Allah teala Nur Suresinin 32. ayetinde bekarları evlendirmeyi emrediyor. Allah önce bekarları evlendirmeyi emretmeseydi, kızların çoğu bekar erkekleri reddederek, “başarılı” buldukları evli erkeklerin ikinci, üçüncü ve hatta dördüncü eşi olmayı tercih ederlerdi. Benim gördüğüm çoğu bekar kız açıkça bu düşüncede. Ama Allah öncelikle bekarları evlendirmeyi emrettiği için İslam tarihi boyunca dört kadınlılık iznine rağmen bekar erkekler hep evlenebilmiş. Sadece şimdi evlenemiyorlar ve halbuki artık dört kadınla evlilik de çok azaldı ve ancak gayri resmi yapılabiliyor; ama şimdiki durumun sebebi başka. Şimdiki durumda kızlar gülünç derecede geç yaşlara kadar bekar kaldıkları için erkekler de onlarla beraber bekar kalıyor…

          Velhasıl, çok eşlilik konusunda erkekleri kınamayı bırakın. Erkeklerin buna parası yetmez. Asıl kızları eleştirin. Çoğunun gözü evlilerdedir ve mümkün olsa bekarları ebediyen bekar bırakıp evli erkeklerin ikinci, üçüncü, dördüncü karısı olmayı bin defa tercih ederler, çünkü güya bekar demek kız bulmayı becerememiş başarısız erkek bozuntusu demekmiş, evli demekse kız bulmayı başarmış, başarılı, adam gibi adam demekmiş…

          • Gelincik diyor ki:

            Uğur Bey ne acayip bir düşünce bu evli erkekleri ne yapalım biz kim size böyle hissettirdi ?

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Bu yorumun doğruluk payı çok fazla maalesef. Kadınların nefsini tarifliyor. Parmağınızda yüzük varsa siz “tercih edilmiş” bir erkeksiniz. Bu amaçla yüzük takanlar var demişlerdi, şaka mı gerçek mi bilmem. Kadınlar sorumluluk, insiyatif alma anlamında fikirlerini destekleme ihtiyacı hissettiğinden bir başkasının kararını referans almaya meyilliler.

            Bana da birisi bu amaçla sormuştu önceden flört tarzı ilişkin oldu mu diye, diğer kızların tercih edip etmediğini anlamak için. Normalde bu soruya hayır cevabı verilince makbul olmasını beklersiniz ama öyle olmuyor, tecrübesiz oluyorsunuz, hem de muhafazakar olduğunu beyan eden birinin gözünde.

            Uğur kardeş, canınızı sıkmayın. Umurunuzda olmasın bunlar. Gün gelir karşınıza yuva kurma niyeti olan, yuva kurma niyetinizi gören, sadece nefsinin değil aklının ve büyüklerinin sözünü dinleyen birisi karşınıza çıkar inşallah.

          • Meryem diyor ki:

            Uğur bey
            İnanın şuan çok şaşırdım. Sizin çevrenizdeki kızlar ne kadar ilgincmis. Şahsım adına kesinlikle evli bir erkeğe bakmam. Ayrıca ikinci eşi olmak Allah korusun. Bekar dengim insanar dururken kendini ateşe atmaktan başka bir şey degil .
            Ayrıca Uğur bey kariyeriniz yerinde. Çevrenizdeki kızlardan dolayı siz bulup evlenemiyorsunuz. Çevrenizi değiştirin 😁

          • Abdullah Bir diyor ki:

            Sevgili Ugur017 Kardeşime…

            Birileri kabul etmese de söylediklerin “güçlü-koruyucu, yiyecek, barınma, cinsel-neslin devamı-sağlıklı yavrular vb ihtiyaçlarını karşılayacak, rüşdünü ispat etmiş koca (erkek-eş-partner-hayat arkadaşı) sahibi olma isteklerine cevap verebilecek ve buna uygun yaratılmış “Kadın Fıtratını” çok doğru açıklamakta kardeşim.

            Yazdığın bu FITRİ GERÇEKLERE ( yaratılış gereği kodlanmış mecburiyetler-programlara) şu ana kadar (en azından yayınlanmış) her hangi bir OLUMSUZ-KARŞI düşünce, fikir, tez yok. Ama emin ol en kısa zamanda bu sitede ki “nöbetci muhalifler” fikirlerini yerden yere vurmak için sıraya gireceklerdir. :-)

            Fakat bu karşı duruşları onların KORUNMAYA-SEVİLMEYE MUHTAC, EDİLGEN, KAPSANAN; özetle söylemek gerekirse doğuştan Erkeğin KANATLARI ALTINDA YAŞAMAYA uygun yaratılmış NAZİK ve KIRILGAN varlıklar olduğunu ve buna uygun davranmayan-yaşamayan kadınların bir ömür boyu MUTSUZ-HUZURSUZ yaşamak zorunda kalacakları gerçeğini değiştirmeyecektir.

            Bu konuda şüphesi olanlar veya bu gerçeğe karşı çıkanlar “hayvanlar alemine” (vahşi doğaya) OBJEKTİF bir gözle baksın.

          • kevser diyor ki:

            Bende anlayamadım doğrusu.bunlar nasıl kızmış.o saydiklariniz kendine macera arayan tipler.birde benim anlayamadığım isteyipte hayır cevabı aldığınız birisi mi var da bu kadar olumsuz şeyler yazmışsınız

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Tekrar yazıyorum. Bu yorum doğrudur.

            1-Başkası tercih ediyorsa iyidir. (Bayanların bir şey pahalıysa kalitelidir anlayışına yakın)

            2-Kadın kıskanmak ister. (Herkesin gözü eşimde demek ki doğru tercih yapmışım.)

            Daha çok madde yazarım ama yazmayayım, işin özü burnunun sürtülmesine gidiyor. Çok flörtöz bir yaklaşım değil mi? Ancak maalesef gerçek bu. Günümüzün hastalığı da bu.

            Başörtülü bir kardeşimiz bekar bir arkadaşıma uzun boylu ve kirli sakallı birisini istiyorum demiş. Allah gönlüne göre versin diyelim.

          • kevser diyor ki:

            Birde uğur bey demişsiniz ki
            Kızların yaşı çok geçe kaldığı için erkeklerin de yaşı büyüyor ve bekar kalıyorlar demişsiniz.sizin bakış acinizla hareket edecek olursak o zaman sonuçta biz burada yazıyoruz ama gerçek hayatta buradaki kızlar ve erkekler birbirinin mahremi.şimdi siz bekarsaniz bunun sorumlusu ben veya buradaki başka bekar hanım kardeşlerimiz mi? Böyle saçma şey mi olur Allah aşkına

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Kevser Hanım.

            Benzer bir cümleyi siz de kullanmıştınız. Hiçbir kızın beğenmediği bir kişi karşıma çıkacak diye :)

            Fıtratınız böyle diye cevap yazmamıştım. Uğur kardeşimiz de öğrenecek bazı şeyleri. Bana gözün hala açılmamış deseler de bundan sonra birisiyle görüşürsem gereğini yapacağım ben de. Madem burunlarını sürtenler kıymetli oluyor, hiç sorun değil. Nasıl idare olmak istiyorlarsa o şekilde idare edeceğiz.

          • kevser diyor ki:

            Fatih bey;
            Bunları ben söylemiyorum.bunlar hayatın gerçekleri….
            Kimileri tercih edilir kimileri tercih edilmez.biz kimsenin keyfine karışamıyoruz .bana bile arkamdan neler söylüyorlar.”güzel bir kız olsaydı şimdiye kapilmisti “diyolar ama ben sabrediyorum ve kimsenin lafına kulak asmiyorum.çünkü kendimin ne olduğunu biliyorum.birde maalesef (Bilmiyorum heryer böyle mi ama)ben şunu gördüm. Bu tür şeylerde kimin kızı kimin çocuğu olduğunuzda önemli sanki.çünkü babası zengin ve önemli bir şahsiyet olan kızların bekar kaldığına hiç şahit olmadım.yani biraz çıkar ilişkisi gibi geldi

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Kevser Hanım.

            Önceki bir yorumumda bilimsel dayanaklarıyla beraber yazmıştım hani, kadınlar fikirlerini bir yerlere dayandırmak ister, yapı gereği edilgen, sorumluluk altına giremezler, girerlerse bu durum onlara ağır gelir diye. Unutmadan, kadınların fikirlerini destekleyen toplulukları bulduğunda yani bu edilgenliği kıracak ortamı
            bulduklarında aslan kesilebildiklerini de bilimsel olarak ispatını yazdık.

            1-Mesela bir şey satın alırsınız, ardından almayacağınız halde başka yerdeki fiyatlarına bakarsınız, fikrinizi desteklemek istersiniz.

            2-Mesela moda konusu. O sene moda olan şeyi giymeye çalışırsınız, çok sevmeseniz bile moda neyse onu tercih edersiniz. Moda sizi yönlendirir, yani sizin kıyafet tercihlerinizi, fikrinizi desteklemek istersiniz.

            3-Aldığınız şeyle muadil bir ürün olsa bile gider pahalı olanı seçersiniz, çünkü pahalıysa iyidir mantığıyla fikrinizi desteklemek istersiniz.

            4-Düşman çatlatmak, kıskandırmak hoşunuza gider, çünkü kıskanılacak bir şeye sahip olduğunuzda, eşya, koca vb. tercihinizin doğru olduğunu düşünür, fikrinizi desteklersiniz.

            5-Görüştüğünüz biri olur, kararsız kalırsınız, arkadaşlarınıza, büyüklerinize danışırsınız, fikrinizi desteklemek istersiniz. (Ben evlilik konusunda kararsızlık yaşamayacak kadın olmayacağını düşünüyorum. Bir arkadaşımın hanımı imzaya atana kadar bile kafada soru işaretleri oluyor demişti.)

            6-Burnunuzu sürtenler kıymetli olur. Şöyle ki burnunuzu sürten kişi genelde fikirlerinizi desteklemeyen kişi olur. Siz de desteklenme umuduyla ona bağlılık hissedersiniz, fikirlerinize destek almak için onun yani erkeğin otoritesine ihtiyaç duyduğunuzu anımsarsınız, bu da bağlılığınızı arttırır.

            Uğur kardeşimiz haklıdır. Haklı olması kadınların bu davranışının yanlış olduğunu göstermez, fıtratları böyle çünkü. Nasıl ki erkeklerin kadınlara düşkünlüğünü eleştiremezsek, kadınların bu huylarını da eleştiremeyiz. Ancak şu var, nasıl ki erkeklerden fıtratlarını dizginlemelerini bekleyip tamamen güzelliğe bakmayın diyorsak, kadınlara da nefisinizi azıcık dizginleyin tavsiyesinde bulunabiliriz.

          • kevser diyor ki:

            Yazdıklarınızdan hiç ama hiç bir şey anlamadım.bazı bayanlar bunu yapmışsa bu onların ahlaksızlığı ve terbiyesizligidir.beni bağlamaz.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Kevser Hanım.

            Ben de sizi anlayamadım hakikaten. Ortada bir terbiyesizlik yok ki. Nereden çıkardınız?

          • Gelincik diyor ki:

            Kevser Hanım evli erkeğe göz koyan kızlara dedi terbiyesizlik ahlaksızlık kelimelerini Fatih Bey

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Göz koymak başka faaliyette bulunmak başka. Faaliyette bulunmak elbette yanlış. Biz niye dikkat çektiklerini yazdık. Kevser Hanım yazmış ya bir çok iyi erkek evli diye. O erkeklerin çoğu aslında zamanında kadınların ufak tefek sebeplerden elediği kişiler. Kaçan balık her zaman büyük oluyor. Burada bir hanım yazmıştı kocamı iyiki zamanında beğenmemişler, ondaki güzelliği ben gördüm mutluyuz diye. Benim gibiler tutulmuyor demiştim ama genelde de evlenince kıymete biniyoruz :)

            Önceden de yazdıydım belki arada kaynayacak ama bu işin iki sorumlusu var. İlki feminizm, en tehlikelisi gizli olanı. İkincisi de şu evlilik programları vb. kadınlara reddetme olgusunun aşılanması.
            Eskiden kadınların karşısına yuva kurabilecekleri biri çıktığında hayır demeyi kendilerine hak görmezlermiş. Şükürsüzlük haksızlık olarak görürlermiş. Şimdi öyle değil.

      • .../nisa diyor ki:

        Süleyman bey,

        Anneannem 85 yaşında dedeme kendi eliyle suyunu veriyor. Bunun tahsilden ziyade eğitim ve terbiyeyle ilgisi var.Bizim algılarımızla ciddi şekilde oynanmış.

        Temsili bir bardak suyu bile getirip götürmede eşitlik gözetilir olmuşsa insanın hasta ve yaşlı halinde durum nasıl olur bilmiyorum.

        Evlenmek ile karı koca olmak aynı şeyler değil bu sitede yazılan tecrübeler sayesinde daha iyi anlıyorum. Güzel olan evliliklere şahit olunca ümit var oluyorum.

        Yahya bey’in söyledikleri doğru evlilik görüşmesindeki uyum ile evlilikten sonraki uyum aynıda olabilir kötüde olabilir daha iyide olabilir. İnsanların yaklaşımlarıyla ve niçin neden evlendikleriyle ilgili

        • Sadece Fatih diyor ki:

          Nisa Hanım.

          Yorumunuzun son cümlesi her şeyi özetliyor. Karşınızdaki insan orada niçin var? Niçin evlenmek istiyor? Onun için evliliğin tanımı ne?

      • ismi gereksiz adam diyor ki:

        süleyman bey

        siz bardak bırakırsam diye sorunca hanımefendi belki de sizinle ilgili olumsuz bir izlenim edinip o yüzden öyle demiştir. hani hanımlar basit düşünmez ya acaba ” bu şimdi bi bardağı bile benim kaldırmamı istiyorsa ilerde beni başka işler için de zorlayabilir ” gibi düşünmüştür belki. yanlış anlaşılmasın verdiği cevap hoş değil ama bence siz de aslında yapmayacağınız şeyleri farzı muhal olarak söyleyip de hanımların kafasında olumsuz bir izlenim oluşturmayın.

      • Yasir diyor ki:

        Süleyman kardeş, kızın eş adayındaki beklentisi daha yüksekmiş. Kısacası seni beğenmemiş. Beklentileri düzeyinde veya daha üst seviyesinde olsan ve ‘ayaklarımı yıkar mısın’ diye sorsan ‘tabi efendim ne demek’ derdi… Masaya bıraktığın bardağı götürmeyecekse koskoca hayatı bir ömür nasıl taşıyacak?

      • Süleyman diyor ki:

        Tek, tek cevap vermem fazla yorum yapmama sebep olabilir. Ondan bütün yorumları buradan cevaplayayım.

        Öncelikle Feyza Hanım, İsmi gereksiz adam bey

        Tabii ki öyle direk bardağı kaldırır mısınız gibi bir soru sormuyorum. Kimseye böyle dümdüz soru sormam. Konu içinde iken ucundan değiniyorum. Yani bir şeyler konuşurken ona da değiniyorum. Karşı tarafın nabızını ölçüyorum. Evlilik görüşmesinde bir süre sonra hanımların gerginliği geçince hatta görüşmenin sonlarına doğru soruyorum. Daha doğru bir cevap olsun diye. Belki hanımlar dahi ne cevap verdiklerinin hatırlamıyordur.

        Mesela başka bir hanıma görüşmenin sonlarına doğru, eve hizmet sizin için ne anlama geliyor diye sormuştum. Eve böyle çok kafa yoran, evin eşyalarına pinpiriklenen, evle kafayı bozmuş kişiler geliyor aklıma tarzı bir cevap vermişti. Birbirine paralel sorular soruyorum. Oradan en azından bir fikrim oluyor. Bu arada bu bahsettiğim hanımları tabi ki kınamıyorum. Sadece durumu açıklamak için verdim örnekleri.

        Söylediğiniz hanım örneğinde çok kişiler var Feyza Hanım. Hatta daha ciddi örnekleri var. Yeni nesil bu anlamda daha sıkıntılı.

        Nisa Hanım,

        Sizin yörenin kültürü ile alakalı imiş. Mesela bizim yörede ben öyle hizmet eden hanım görmedim kocasına. Hatta kocası götürür su filan getirir. Hanım kocanın getirdiği suyu da sevmez 😀 Hatta mesela sarılmak ister dede, nene böyle ne yapıyorsun gibi bir tavır alır. Abartmıyorum. Ben kocasına dışarıda bağıran, tamam anladık he gibi yanıt veren çok hanım biliyorum bizim yöreden. Gene ev yemeği filan çok yaparlar hanımlar ama öyle kocasına hürmet anlamında çok sıkıntı var. (Benim görüştüğüm hanımlar bizim yöreden değildi onu da belirtiyim)

        Yahya Bey, Azmo bey. Özellikle çalışma hayatı ev hayatı hanımların o farklılığını bende seziyorum. Yorumlarınız için sağolun. Azmo bey, zaten ben hani evlilikle ilgili okuma yaptınız mı diye soruyorum. Neredeyse bütün kaynakları okuduğum için anlıyorum. Mesela bir hanım İhya ‘da bu meseleyi okumuşsa ve benimsemişse onun ayaklarını yıkayın yani :)

        Sadece Fatih Bey, korkmayın verdiğim örneklerden, emin olun iyi insanlar çok. Hatta yani benim görüştüğüm insanların çok iyi tarafları da vardı. Yalnız işte istişareler hep olumsuz olduğu için devam ettirmek istemedim. Bu konularda dikkatliyim.

        Yasir Bey,

        Hanımın beklentisi konusunda bir sıkıntı olduğunu zannetmiyorum. Ailesi beni çok beğenmiş hatta. Elim, yüzüm düzgün bir kişiyim. Hatta esnafın bir ara beni Avusturalya’lıya benzettiğini anlatırken, hanımda hakikaten Avusturalya’lıya benziyorsunuz demişti. İşimi de beğendiğini belirtmişti. Hatta bu yaşta bu mesleğe nasıl girdiğime şaşırmıştı.

        Konuşmayı da iyi bilirim. O noktada bir sıkıntım yok.

        Yalnız konuşurken hanımda fark etti sanırım. Ben mesela bazı sorular soruyordum. Hep görüşlerimiz anlamında bir zıtlık vardı. Bu sebeple biir süre sonra sanki arkadaş görüşmesi gibi oldu evlilik görüşmesi.

        Hanımın görüşmeden önce bana fotoğrafını gönderdiklerinde ben zaten uygun olmadığını anladım. Ne duruş olarak, ne tesettür olarak, ne de tarz olarak hiç uyumlu değildi. Bunlar benim ilk baktığım şeyler. Hani insanın yüz ifadesi biraz karakterini yanısıtır, tesettürü hani biraz düşüncesini söyler. Bunların yanında ne boy olarak(uzun boylu olduğum için bazen sıkıntı oluyor), ne de güzellik olarak ta uygun değildi.

        Ben hem kibir olmasın, hem aracılar o kadar uğraşmış, hemde belki iyi biridir diye görüşmeyi kabul ettim. Hatta bana kim söylenmişse kabul ediyorum nerdeyse. Öyle yüz güzelliği olarakta ayırmıyorum. Allah belki gönlüme sıcaklık verir de sevdirir belki diye hiç ayırmamaya gayret ediyorum. Gene de 19 yaşımdan beri nerdeyse 5 senedir çok ciddi bakmama rağmen sadece 3 kez görüşme yapabildim :(

        • Süleyman diyor ki:

          Tabii bunları söylerken şunu da eklemek istiyorum. Yemek ve ev işi gibi meseleleri soruyorum güzel bir uslubla ama tabi ki evlenirken beklentim evin hizmetlerini gören böyle hizmetçi gibi birini bulmak değil. Ben daha pek çok soru soruyorum. Yalnız bunları da önemsiyorum. Yoksa amacım eşimle huzurlu güzeli yan yana bir ömür geçirmek. Huzurlu bir yuva.

          Mesela bana aracılık eden amcanın evinde birkaç gün kaldım. Haftanın bir günü yemekleri amca yapıyormuş. Amca oturdu. Çok güzel bir şekilde balık yaptı. Yani bence bunlar çok güzel şeyler. Böyle şeylerden hiç gocunmam ki ben. Mesela benim dedem evi süpürür, babam yemek yapar arada. Bunlar yapılmayacak şeyler değil ama yeni nesil hanımlarda hiç ev işi yok nerdeyse.

          Çok bakmam ama bir gün internette dolaşırken bizim kendi cemaatimizden ilahiyat okuyan bir hanımın hesabına denk geldim. Fotoğrafları yok elbet. Manzara filan paylaşmış hanım. Bir tatlının altına şöyle bir yorum geçmişti. “Arkadaşlarım mutfağa girdiğimde aa sen bunu da mı yapmayı biliyorsun diyorlar. Bende tabi ki aslında bilmemiz lazım diyorum” demiş. Arkadaşları da ilahiyatta okuyor. Tatlı da öyle ahım şahım bir tatlı değil. Hatta benim abim filan yapıyor onu.

          Dürüst konuşmam gerekirse tırstım. Yani 24-25 yaşında hanımlar daha mutfağa girmemiş. İlahiyat mezunu evlenecek hanımlar. Şaşırıyorlar arkadaşları normal bir tatlıyı yaparken. Ben bu hanımlara değilde annelerine çok kızıyorum. Yani insan bir kızını mutfağa sokar. Birde övünüyorlarda övünüyorlar. Yok kızımı hiç mutfağa sokmadım diye. Hakikaten tam altın madalyalık bir durum. Ne yazık ki kızları mağdur kalıyor. Annem bana hiç öğretmedi şimdi çok zorlanıyorum diyenleri duyuyorum.

          Hanımlara şunu sormak lazım. 25 yaşına kadar namazlarını düzenli kılmamış biri, size gelse dese ki ben evlenince kılacağım hakikaten derse siz bu kişiye inanır mısınız? Yani 22-23 yaşına gelmiş ve mutfağa girmemiş, ev işi görmemiş bir hanımın ev işini şikayet etmeden yapacağına çok güvenemiyorum. Bilmiyorum yanlış mı düşünüyorum.

        • .../nisa diyor ki:

          Süleyman bey,

          Karadenizliyim ama yöreden yöreye yetişmede farklılıklar olabilir. Anneannemde böyle yapar annemde böyle. Mesela bir akrabam eşi bazı sebzeleri yemediği için yapmıyor kokusundan tiksinmesin diye. Eşinin yöresinde meşhur olan yemeği öğrenip yapanlar var. Ben 10 yaşındayken hazır yemeği ısıtıp kolay yemekleride yapıp babama sofra hazırlardım ev işlerini de yapardım. Bugünde küçük yaştaki yeğenlerimi sofrayı kurmaya teşvik ediyorum severek yapıyorlar. Hamur işleri yaparken merakla bakıyorlar. Anneleri hasta olsa evi topluyorlar. Kız çocuğunun fıtratında bu var.

          Tahsilinden dolayı kız çocuğunu mutfaktan uzak tutmak övünülecek değil üzülecek bir durum. Evlenince sürekli dışarıdan mı yemek yiyecekler yada kocası mı yemek yapacak?

          Erkeklerle yemek arasında güçlü bir bağın olduğuna inanıyorum en azından psikolojik. Sevdiği yemek yapılmışsa + güzel hitapla ikram edilmişse sinirleri stresleri yok olabilir.

          Ben hastanede yaşlı bir amcadan dinlemiştim. Annesi küçük yaşta kendisine ev işini yemek yapmayı öğretmiş hatta dikiş yama yapmayı bile. Oğlum gün gelir lazım olur karın hasta olur yetişemez sen yaparsın demiş.

          Bu banada bir öğüt oldu. Küçük tamir işlerini boya badana yapmayı biliyorum. Gün gelir insana lazım olur.

          Bir kadın eşini ve evini el üstünde tutmalı diye düşünüyorum. Yemek yapmayı öğrenmek zor değil merak varsa öğrenilir. Eşini memnun etmeye istekli olması önemli. Bu dünya imtihanını beraber verebilmek ahireti kazanabilmek için yoldaş vesile görmeli. Evlilik görüşmelerinde bir evliliğin ve ailenin devamı için zaruri olan sorumluluklar irdelenmeli. Evliliğe bencil tarafla mı bakıyor paylaşımcı tarafla mı?

          • Feyza diyor ki:

            Suleyman bey, bizim de evde aile gelenegi olarak, eskiden her Pazar sabahi kahvaltiyi o hazirlardi abimle beraber.
            Ama su da var ki annem de hic bilmiyorum babami ya da abimi ablami bir gun kahvaltisiz ve ugurlamadan ise yollasin. Yani o haftaici cok ozverili davraninca babam da her haftasonu kahvaltiyi hazirlardi. Icinden gelerek yaprdi bunu mutfaga da cok merakliydi. Amcanizin ornegini okuyunca aklima geldi paylasmak istedim yani bunlar guzel seyler.
            Annem ornegin evin badanasini dahi kendi yapardi. Hatta bize de yazin tatilde yaptirirdi. Ben ust kestirmeleleri yapardim zaten boya ile hasir nesir olmayi cok seven bir cocuk olarak :)
            Kisaca bizim evimizde roller ne kadar belli olsa da zaman zaman bu roller evin fertlerinin kendi arzusuyla degisebiliyordu. Bu da evlilik hayatina renklilik ve ozellikle biz cocuklara buyuk bir mutluluk katiyordu.
            Nisa hnm.in dedigi gibi bazi seyleri her insan ogrenmeli yabi bu erkek isi veya bu kadin isi deyip.geri cekilmektense ogrenmek en guzeli.
            Ogrenmeyi sevmek cok onemli. Mesela internette cok guzel videolar var hobi amacli veya mutfaga yonelik.
            Benim ablam normal.yemek yapmayi biliyordu evlendiginde ama esini kulturune ait yemekleri bilmiyordu. Esini mahrum etmemek icin biraz internetten biraz k.validesinden kisa surede ogrendi ve simdi o yorenin yemeklerini cok guzel yapiyor. Yani muhim olan sevgi ve biraz da temelde edinilen el yatkinligi.
            Bizim evimizde bir bakardiniz annem.badanaya kalkismis babam da ona yemek yapiyor :) yani boyle sacma seyler olabiliyordu ama sevgi olunca iste hersey cok guzel ilerliyor. Yaptigi ise sevgisini katarsa insan bu cevresine de kendine de huzur veriyor ve isini bereketli kiliyor.
            Kiz cocuklarini mutlaka kucuk yasta fitratinda sahip oldugu yetenege gore egitmeli anneler. El yatkinligi olustuktan sonra ileriki yaslarda ogrenmek ve tatbikat cok kolay olacaktir.

  19. gulpembe diyor ki:

    Meryem hanim,
    Allah muvaffakiyetlerinizin sukrunu de eda etmeyi nasip etsin insallah. Erkek muhasebecilerden de isini askla yapan pek gormedim:)
    fakat olumsuz acilari oldugu kadar olumlu acilari da var. malum ki gonlunuzdeki evliligin henuz gerceklesmemesinin nedeni calisma hayatiniz degil. Evde olup kismet beklemek inanin daha fazla bunalimlara sebep olabilirdi. Ayrica Allah size sadaka,zekat verebileceginiz bir kapi acmis.
    Iyi bir uyku ve mukellef bir kahvaltidan sonra isyerine gecmeniz bakis acinizi cok daha degistirebilir. Bakis acimiz degisirse dunyamiz da degisir.

    Benim ablam da 40 yas ve 5 cocuktan sonra esinin isyerinin muhasebesini tutmak zorunda kaldi, esinin baska guvenebilecegi insan olmadigi icin kendisi disardayken imza yetkisini ablama birakti. Ilkokul ve medrese cikisli ablam calisanlarindan ders alip isi ogrendi ama anlattigina gore “acayip”hatalar yapiyor calisanlara sinir krizleri gecittiriyormus:)
    burada bazi kocalar hanimlarini meslek ogrenmeleri icin kurslara yada universite bolumlerine kendileri yazdiriyorlar. Dunyanin herhali var, calismasa da hanimlarinin meslek sahibi olmalrini onemsiyorlar.mesele zaten sadece meslek de degil, size bir hayat gorusu, bir sosyal zeka kazandiriyor bu.
    Maaelsef bizde tembellikle kanaatkarlik birbirne karistirilmis durumda, musluman azla yetinmemeli. Bilgi de de maddiyatta da onde olmali, gayerti yuksek tutmali. Kimin derdi dunya ise dunya kadar derdi vardir. Kimin derdi ummet ise o tek basina bir ummettir.

    Selamlar..

    • ismi gereksiz adam diyor ki:

      meryem hanım kusura bakmayın lütfen
      gülpembe hanım,
      çalışma hayatından nefret etmiş, bu yüzden de daha istekli bir şekilde evlenmeye çalışan meryem hanım kardeşimize verdiğiniz bu tavsiyelerin ona gerçekten bir fayda sağlayacağını düşünüyor musunuz? hanımefendi dediğiniz gibi iş hayatından çok memnun olsa ve bu rahatlıkla biraz daha bekar yaşasa daha mı iyi olacak?
      zaten kendisi kararını vermiş. neden üni. okumak ve çalışmak zorunda kaldığını ve bu durumdan aslında muzdarip olup bir an önce evlenip kendi evinin hanımı olmak istediğini söylemiş. siz hala üni. ve iş hayatının bir insana (ama hanım olduğunu unutmayın) kazandırdıklarından bahsetmişsiniz. şunun farkına varmanızı isterim ki kadın ve erkeğin çalışması aynı şey değildir. çalışma hayatı bir erkeğe genelde birşeyler katarken kadınlardan birşeyler götürür. meryem hanım da bunun farkına varmış zaten. yaptığınız yorumda verdiğiniz örnekler ise afedersiniz ama züğürt tesellisinden öteye geçememiş. (sadaka, zekat vb….)

      • cihad diyor ki:

        ismi gereksiz adam,

        yukarıdaki hanımefendi fetöcümüdür bilemiyorum,(zandan sakınalım) ama fikirler ve mantık kurgusu tam isabet…çünkü hakkı batıl da kullanmak tam olarak fetö işidir..

        “evlerinizde oturun….”(ahzab-33) emri gayet açıkken ve kadının zaruret dışında çalışması kadın için bu emre muhalefet olduğu bütün ümmetin tarih boyunca ittifak ettiği bir mesele iken,(ümmetim yanlışta ittifak etmez buyurulduğunu hatırlatalım) zekat ve sadaka gibi imkanı olmayanın zaten mesul olmadığı bir ibadetle bir hanımın çalışmaya teşvik edilmesi veya çalışmaya tutunması(olumlaması) için kullanılması hakkı batılın hizmetine sunmaktır.
        hakkı batıl için sarf etmektir…hakeza ümmeti dert etmek ve düşünmek,müslümanın gayretli olması,bilgi ve maddiyatta önde olmak gibi hak ve hakikat olan müslüman ahlakının kadının dışarda çalışılmasının meşrulaştırılmasında kullanılmasını da buna ekleyebiliriz..

        meryem hanım zarureti dolayısıyla okuduğunu ve çalıştığını söyledi. ve çalışma ortamında ve şartlarında aşırı zorlandığını, komşularından ev hanımı olan hanımefendilere çok özendiğini ifade ettiler. şimdi meryem hanıma ehl-i feraset bir müminin tavsiyesi ne olabilir..tabiki zaruretinin bir an önce kalkmasını yani evlenebilmesini ve özendiği ev hanımlığına kavuşması olabilir…zaten herkeste bu minvalde tavsiyelerde ve temennilerde bulundu..

        iyi bir uyku ve mükellef bir kahvaltı gibi önerilerle iyi bir iş hayatı için taktikler vererek kadını evin dışında tutmaya çalışmak neye ve kime hizmet etmek olduğunu görmek ehl-i basiret için hakikaten zor değil…zor gelen ve rahatsız eden batılı hak ile ambalajlayarak insanları kandırmaya çalışmaktır..( tabiki kimsenin kandığı yok,durumdan vazife çıkararak kimseye akıl vermek istemem sadece bir tesbitte bulunmak istedim..vakıa bu yani)

        meşhur bir dua ile bitirelim..

        اَللّٰهُمَّ اَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَ ارْزُقْنَا اِتِّبَاعَهُ وَ اَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اِجْتِنَابَهُ آمِينَ

        selam ve dua ile…

        • ismi gereksiz adam diyor ki:

          cihad bey
          ne yalan söyleyeyim benim de bugün aklımdan böyle birşey geçmedi değil. ama ben tabi ki hayra yormak isterim. yalnız insan haliyle her ihtimali düşünüyor tabi.
          hanımefendinin böyle birşeyi kabul edeceğini düşünmüyorum ve bize de sözüne inanmak düşer.
          yalnız böyle olmaması yaptığı yorumlarında bahsettiğiniz tarzda çelişkiler barındırdığı gerçeğini değiştirmiyor.
          size de selamlar…

        • Sadece Fatih diyor ki:

          Cihad Hocam.

          Arapça bilmediğim için yazdığınız duayı anlayamadım. Bazen de farklı dillerde paylaşım yapıyor bazı yorumcular, çeviri vermeden. Yazdıklarını sadece belirli bir kesim anlayabilsin (almanca, ingilizce, arapça bilen) diye öyle yazılıyor sanırım.

          FETÖ ile ilgili burada bazı yorumcular yorum yapıyor. Kimseyi kişisel olarak tanımıyorum, herkesi tenzih ederim ama zamanında bu adamlar devlete sızıyor, kendi adamlarını dershanelerine göndermiyor, gizliyorlar, ılımlı islam, yeşil sermaye-faizsiz bankacılık(!) gibi sistemleri ülkeye sokuyorlar, itikadi anlamda sıkıntıları var dediğimizde sen “hocaefendiye” nasıl laf edersin diyenler varsa aramızda bugün onların konuşmaya hakları olmasa gerek. Hele hükümete yakın olduğu için bu yapıya göz yumup şimdi de arası iyi değil diye karşı çıkan varsa onlar da hiç yazmasınlar. Savaş kazanılınca herkes kahraman olur. Darbe gerçekleşseydi bunları yazacak cesareti olacakmıydı yazanların. (Darbe olsaydı muhtemelen ben işsiz kalacaktım mesela). Hava harp okulu gibi kurumlardan bezdirilerek ayrılmaya zorlanmış birileri varsa etrafınızda yapılanları onlara sorsun isteyenler.

          Bu arada iki müslümandan biri diğerine kafir derse ikisinden biri kafir olur hadisini buradaki herkes benden daha iyi biliyordur. İnsanları itham etmek kolay ancak bunun hesabını vermek zordur.

          • cihad diyor ki:

            Fatih Bey,

            Bahsettiğiniz gibi bir niyetim olmadı..zaten meşhur bir dua olması ve telefondan yazdığım da zorlanmam hasebiyle yazmaya üşendim..bundan sonra yazmaya çalışırım inşaallah.

            Dua ise,

            “”Allah’ım bize HAK’kı HAK bilip İTTİBA’ etmeyi, BATIL’ı BATIL bilip İCTİNAB etmeyi nasib et””

            mealinde aklın kemaline de işaret eden güzel bir duadır..şahsen namazlardan sonra yapmaya çalışıyorum çünkü bu zamanda hak ile batıl öylesine birbirine karışmışki birbirinden tefrik için Allaha iltica etmek gerekiyor..

            Fetö konusuna gelince, çarşaflı annemi derslerine almadıkları için çocukluğumdan beri sevmem…para ile olan ilişkileri,absürd siyasi tercihleri,avrupa meftunu anlayışları dolayısıyla öteden beri tiksindiğim bir yapıdır..bu yapının bana zararı da oldu…Said Nursi denildiği zaman beni bir sıkıntı basardi,feto üzerinden işittiğimiz için…Risaleleri tanımama ve tanıdıktan sonra da çabuk kabullenmeme mani oldu…biraz ugraştirdim insanları..düşündüğümü ifade etmekten çekinmeyen biri olarak -üstad ile ilgili- öyle sorular sorardım ki salon buz keserdi..sağolsunlar sabırla ilgilendiler…bugün burdayız Allah’ a hamd olsun.
            Nur talebelerini tanıdıktan sonra anladım ki “eynessera minessüreyya” misali muazzam bir fark var..Üstad ve Risale-i Nurun büyük bir istismara uğradığını anladım.

            ve sürekli fetonun, üstadı ve risale-i nur ü kullandığını söyledik..kimseye dinletemedik.(lisede beni risale-i nur ile tanıştıran hocam feto tam bir münafıktır,bir gün bunu herkes anlayacak diyordu..kendisi İzmir de yanında bir süre bulunmuş)..bu cemaatlerde hep birbiriyle uğraşıyorlar diye sözü ağzımıza tıkardilar..cemaatler arası bir yarış,bir kiskanma diye bakıldı ifadelerimize,,bizde Allah’a havale ettik…ve Allah herkese layığını verdi vesselam.

            Fatih Bey son olarak ben kimseye fetocudur demedim(bu da ayrı bir ithamdır)..fikirleri benziyor dedim yani şahıslarla işim yok,hem tanımıyorum zaten,işimiz yorumlar ve fikirlerle.

            Hem ayrıca çocukca “fetocusun işte fetocu” diyerek kolaycılığa kaçmam..ben kendimi gayet güzel ifade ettiğimi düşünüyorum yoksa öyle değil mi?

          • gulpembe diyor ki:

            sadece fatih bey,

            tesekkur ederim, guzel ifade buyurarak beni gereksiz bir zahmetten alikoydunuz. eklemek gerekirse bir cemaat ve partiye biat etmek ihtimalim yok… karakter meselesi, fikrada dedigi gibi”direkt Allaha bagliyuk:)”
            selamlar..

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Cihad hocam.

            ” Kimseyi kişisel olarak tanımıyorum, herkesi tenzih ederim…”

            diye yazdım zaten. İçiniz rahat olsun, birkaç yorumda gördüğüm için bir noktaya dikkat çekmek istedim :)

            Dua’nın manasını da paylaştığınız için teşekkür ederim. Orada da bir noktaya dikkat çekmek istemiştim. Herkesin anlatma üslubu var kendine göre.

            Sizin yorumunuzun altına denk geldi, size kısmetmiş :)

        • Abdullah Bir diyor ki:

          Cihad Bey Hocama…

          “iyi bir uyku ve mükellef bir kahvaltı gibi önerilerle iyi bir iş hayatı için taktikler vererek kadını evin dışında tutmaya çalışmak NEYE ve KİME HİZMET ETMEK olduğunu görmek EHL-İ BASİRET için hakikaten ZOR DEĞİL…” Demişsiniz

          Bizde, bu doğru SÖZLERİNİZ ve TESPİTLERİNİZ için size ALLAH RAZI OLSUN; bizlere bu BASİRETİ nasip eden Allah’a da ELHAMDÜLİLLAH diyoruz. İyi ki varsınız.

          • cihad diyor ki:

            Çok teşekkür ederim Abdullah abi..bilmukabele sizden de Allah razı olsun…siz de iyi ki varsınız..istifadeye vesilesiniz.

        • Yahya diyor ki:

          Cihad bey,

          Ahzab 33. ayeti bir önceki ayetle beraber incelendiğinde Peygamber efendimizin (sav) hanımları içindir şeklinde açıklanıyor.
          Efendimizin ailesinden oldukları için böyle bir emir olduğu belirtiliyor.
          Bu ayetin diğer müslüman hanımlara hitaben olmadığı söyleniyor.
          Yani üzerine farz olmadığı…
          Ancak Peygamber efendimizin, hanımlarını örnek aldığımızda da; tüm Müslüman hanımların nasıl davranması gerektiği tahmin ederim aşikardır.
          (…yor’lu cümleler kullandım, çünkü aklımda kalanı yazdım)

          Uygun bir benzetme olmasa da halk arasında “kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” derler…

          Yanlışım varsa lütfen düzeltin.

          • cihad diyor ki:

            Soran sorulandan daha az biliyor değil yahya kardeşim😊

            Siz zaten aciklamissiniz…bir ilave yapayım.

            Kur’an’ın tanımında şu ifadeler geçer….

            “”Kur’an, bütün âlemlerin Rabbi itibariyle Allah’ın kelâmıdır.
            Hem bütün mevcudatın İlahı unvanıyla Allah’ın fermanıdır.
            Hem bütün Semavat ve Arz’ın Hâlıkı namına bir hitabdır.
            Hem rububiyet-i mutlaka cihetinde bir mükâlemedir.
            Hem saltanat-ı âmme-i Sübhaniye hesabına bir hutbe-i ezeliyedir.””…(devamı var)
            İşarat-ül İ’caz – 11

            Yani Kur’an bir kavme,bir aileye gelmemiş ki bütün beseriyete hitaben gelmiş…

            Ayetin manasını esbab-ı nuzüle indirgemek çarpıtmak olur..(istisnalar hariç)

        • .../nisa diyor ki:

          Cihad bey Sadece Fatih bey,

          Yazmış olduklarınıza ek olarak bu işi ilk fark edenler ehli sünnet üzere olan cemaatler tarikatler kişiler ve kemalist sol görüşlü kişiler oldu.

          Bir taraf dini anlamda yanlış uygulamaları ve yorumları olduğu için hemen fark etti diğer tarafta laiklik elden gidiyor diye bu yapının öğrenci evlerini ve bürokrasideki nüfuzunu çözmeye çalıştı. Sanırım 2011-2012 yıllarıydı sol görüşlü gazeteler internet siteleri bu yapılanmayı araştırmıştı. Onlar sadece bu yapılanmayı değil çoğu cemaat ve tarikatleri araştırırlar laiklik için potansiyel tehlike olarak gördüklerinden.

          Halkın çoğunluğu ise sonucun bu kadar ağır olacağını beklemiyordu ve yanlış uygulamalarına yorumlarına fitne çıkmasın diye susuldu. Dershane kavgasının arkasında büyük iktidar kavgası varmış.

          Her zaman savunduğum bir görüştür insanın akşam uyuduğunda huzurlu bir şekilde uyuması büyük nimet. Ne birilerinin adamı olmak, nede kendisi gibi fani olan günah işleyebilecek birine kayıtsız şartsız iradesini teslim etmek, sorgulamamak doğrudur.

          Biraz dünyayı okumak gerekiyor bizdeki durumun aksi Mısır’da oldu, Pakistan’da buna benzer bir kişi darbe yapmaya kalkıştı. Arkasında kimlerin olduğu ve stratejilerin benzer olması şaşırtıcı değil.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Konuyu çok uzatmak istemiyorum da darbe teşebbüsünden birgün önce ismini hatırlayamadığım bir gazetede TSK, FETÖ’yü en büyük silahlı örgüt olarak ilan etti yazıyordu. Ben de nasıl olur, pkk dururken bu adamların silahla işi ne dediydim, ertesi gün malum olaylar oldu. Ülke bir tane, gidecek başka yerimiz yok. Uyanık olmak lazım, Allah hepimize basiret versin.

    • Yahya diyor ki:

      Gulpembe hnm,

      Ablanız amerikada mı yaşıyor?
      Hatırladığım kadarıyla siz uzun zamandır amerikada yaşıyorsunuz değil mi?

      Teşekkür ederim.

    • gulpembe diyor ki:

      “ismi gereksiz adam”

      Meryem hanima akil yada teselli vermem haddim degil, o niyetle yazmadim. (Yorumumu meryem hanimin ozel hayatindan bagimsiz yaziyorum)
      Ben pozitif dusunceye inanan bir insanim, beyne hangi komutu verirseniz onu geri alirsiniz. Dusuncelerin, kelimelerin enerjileri vardir. bosuna”degistirebiliyorsan degistir, olmuyorsa bakis acini degistir”dememisler. Ben “kurban” rolunu kimseye yakistiramam ve kabul edemem.

      Burada bir genc kiz calisma hayatini cok sevdigini, yukselebilecegi kadar yukselmek istedigini, evlendigi takdirde ailesini one cikaracak ama hedeflerini de birakmayacagini nasil yazabiliyorsa, calisma hayatini sevmeyen kisilerde kendi tecrubelerini paylasabilirler. Bunu destekledigimiz fikirler icin provakasyon amacli kullanmamiz guzel degil.

      Tek kanatli kus ucamaz. Akli ve nakli diye ayrima tabi tutulsa da Islam icin ilim dendiginde, tum ilimler beraber algilanir, butun ilimler islamidir. En basitinden ahirzaman alametlerine dair hadisleri bile yorumalrken asgari tarih ve felsefe bilmeniz icap eder, bununla ve pekcok konuda hadisler “mecazla”gelmistir. Yoksa siz cografya bilmeden “dunya okuzle baligin ustundedir”hadisini nasil yorumlayacaksiniz? Universite egitiminin, ergen cocuklarin gozlerini parlata parlata “agabey, universitede gizlar cihma teklif ediyorlarmis yeaaa?”muhabbetinden daha fazla seyler ifade etmesi gerekirdi bizler icin. Oyle olamiyorsa bu bizim hatamiz; pozitif ilimlerin degil.

      Endustri muhendisi bir arkadasim kendi isini degil, hep ogretmenlik yapti. Bana sunu soyledi, farkettim ki ben ogretmenlik hayatim boyunca hep fakulte yillarimdan edindigim zihiniyetin; kritik dusunce, analiz, tumden gelim, organizasyon tekniklerini kullanmis, muhendislik egitiminin ekmegini yemisim. Demek oluyor ki pozitif ilimler sizi hayata da hazirliyor; ayni tekniklerin es ve annelik vazifesinde kendisine yardimci olmayacagini nasil iddia edebiliriz?

      Ahiret yonune bakinca, kisi Allah rizasi icin yaptigi herseyden mukafat alir, velev ki kendi rizasi yok calismaktan , mecbur yada sorumlu oldugu kisilerce caslitiriliyor, boyleyken zerre kadar iyiligin onune serilecegi gunde sabrinin, gayretinin, terinin emegini alamayacagini nasil soyleyebiliriz?

      Yahya bey,

      bizim amerika ve kanada da akrabalarimiz var. fakat bu ablam izmirde yasiyor. Esi orada siyaseten de taninan biri. Velhasil kari-koca kendilerini yogun bir hayatin icinde buluverdiler.

      • Gulpembe diyor ki:

        Evet Ben de amerikadayim.

        • Yahya diyor ki:

          Niçin sorudum:

          Çünkü Amerika/Kanada şartları ile Türkiye’nin şartlarını kıyaslamak Limon ile Tenis topunu kıyaslamak gibi (abarttım :) )

          Ve siz tahmin ederim; bu mevzulara nazar ederken, Amerikan standartlarını dikkate alarak yapıyorsunuz. Bazende bilinç altı…

          Ben ülkemde üniversite okumadım. Ancak arkadaşlarımın bana anlattıkları ile benim üniversite hayatım bambaşka…
          Şu an çalıştığım bölgede bir çok üniversite mevcut ve kampüs hayatı, öğrencilik hayatı … son derece nahoş! Üni. etrafı birahane kaynıyor. Yurtlar/öğrenci evleri başka maksatlarla kullanılıyor. (…)

          İş hayatı da çok farklı. Genelde insanlar birbirine son derece saygılı. Herkes sınırını biliyor. “genel olarak” iş yerlerinde kadınlar meta olarak görülmüyor. Tesettürüne ibadetine karışmıyorlar. Karışan var mıdır, elbette vardır ancak ben rastlamadım. Ülkemi hele İstanbulu anlatmaya gerek yok…

          Genel olarak; sokakta, markette, iş yerinde, okulda, evinde hemen hemen her yerde insanlar birbirlerinin kişisel alanlarına, sosyal alanlarına son derece saygılı ve mütecaviz değiller. Unutmadan insanların bu alanları da son derece geniş.
          [Proxemics deniliyor buna, Türkçesini bilmiyorum].

          Böyle olunca da toplu/kamusal alanlarda da hanımlar – özellikle tesettürlü hanımlar – son derece rahat hareket edebiliyorlar ve İslami yaşayabiliyorlar.

          Netice olarak Türkiyede yaşıyormuş gibi empati yaparsanız daha az tepki alırsınız :) diye düşünüyorum.

          Kanadalıların meşhur bir atasözü vardır:
          Walk a mile in my moccasins to learn where they pinch!

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Bence üniversite muhabbeti okuduğunuz bölümle de alakalı. Ben kendi öğrencilik hayatımda şahsen buradaki sıkıntıların hiçbirini birebir yaşamadım. Ben kyk yurdunda kalmama rağmen gece 12:00 oldumu odanın ışığı kapanırdı.

            Kardeşim farklı bölümde okudu. Burada yazılan sıkıntıların bir kısmını yaşadı ama bazıları abartı gibi geldi bana. Trafikte araç kullanmak gibi. Siz sakince yolunuzdan giderseniz Allah’ın izniyle belalardan uzak kalıyorsunuz…

          • gulpembe diyor ki:

            Yahya bey,

            Universiteyi 10 yil kadar once Bursa da okudum.sonra yurtdisina yerlestim. Bursayi ve insanlarini cok seviyorum., her cemaat ve tarikattan yurtlar evler vardi, nezih bir ortamdi , illaki kotu orneklerde mevcuttu. Fakat bu kadar yaygin degildi. Ulkeme gelip gidiyorum , yigenlerim universitedeler ;Son 10 yilda turkiye heralanada ahlaki olarak basasagi gidiyor, farkindayim.

            Ben herzaman suna inandim, bitkiyi olduren zararli otlar degil, bahcivanin ihmalidir. Zararli otlari oldugu gibi birakirsak evimizin icine de girecekler. Keske cocuklara interneti yasaklamak kadar kolay olsa bazi seyler.Bir arakadasin dedigi gibi birakip kacmak en kolayi. Esas bizlerin cocuklari orada olmali, bilgi ve yetki kimdeyse guc ondadir. Bunun yeri universitelerden geciyor, hosumuza gitmese de..

            calisma hayati ve sosyal durum anlaminda, ozel hayata saygi /sinirlar icin turkiye ve bati hakkinda yazdiklariniz dogru. Yurtdisindaki muslumanlarin kizlar okuyup calissinlar mi diye bir dertleri yok, asmislar bunlari. Bizde kadinlardan neredeyse ,kadin olarak yaratildiklari icin erkeklerden ozur dilemeleri falan bekleniyor, bir ayiplama, dislama, evde otur, gozukme.. gibi bir tavirlar?!
            Halbuki peygamberimiz sav. “Falanca yerden filanca yere kadin tek basina gidebilecek, Allahtan baska bir seyden korkmayacak “diye gelinmesi istenen ufka ve medeniyete isaret ediyorken , bugun dunyanin en emniyetsiz yerleri musluman topraklari maalesef.biz yine birsure birbirimizi yemeye devam edecez gozukuyor.

            Tepki alma meselesine gelince;etkilenmiyorum. Hatta Allah icin bugzettiklerini dusunuyorlarsa bu guzel de bir sey. Yalniz uslubu tutturamama oluyor. Bu da elestiri ve tartisma kulturumuzun oturmamasindan kaynaklaniyor. Sahsi algilamiyorum.

          • cihad diyor ki:

            “”Yalniz uslubu tutturamama oluyor. Bu da elestiri ve tartisma kulturumuzun oturmamasindan kaynaklaniyor. Sahsi algilamiyorum.””

            “”Çalisma hayatini sevmeyen kisilerde kendi tecrubelerini paylasabilirler. Bunu destekledigimiz fikirler icin provakasyon amacli kullanmamiz guzel degil.””

            Şecaat arz ederken sirkatin söylemek böyle bir şey olsa gerek herhalde..

            Üslup aklı verenin üslubuna bakınız..

            Meryem hanımın söyledikleri tam da bizim anlatmak istediklerimize güzel bir misal oldu..telaşınızı anlıyorum..bakış açınızı değiştirin kavrarsınız bence..çok zor değil emin olun.

          • gulpembe diyor ki:

            cihad bey,

            ben her yoruma saygi duyuyorum, okunan iki paragrafla yoldan cikacaklarina dair; insanalrin zekalari hakkinda sizin kadar kotumser degilim:)
            unlu bir soz vardir”fikirlerinize katilmiyorum, ama ozgurce konusmaniz icin elimden geleni yaparim”, boyle bakabilmek bana kendim ve kendi kusurlarimla daha fazla mesgul olmak icin yardimci oluyor.size tavsiye etmek haddim degil.

            ben universite mezunu kizlarin pekala iyi es olabileceklerinden bahsettigim de;gercekleri ortup ustaca kandirdigimi yazdiniz, ne var ki bir yorumcuya itiraf etmek zorunda kaldiniz ki sizinde medrese terbiyeli arkadaslariniz univ. li kadinalrla mutlu evlilikler yapmislar.pardon onlar istisnaiydi:)

            hersey bir kenara benim yazilarimdan bu kadar korkmaya devam ederseniz kendimi birsey zannetmem yakindir. lutfen beni simartmayiniz , layik degilim efenim:)))

          • cihad diyor ki:

            Gulpembe hanım’a

            “”ben universite mezunu kizlarin pekala iyi es olabileceklerinden bahsettigim de;gercekleri ortup ustaca kandirdigimi yazdiniz, ne var ki bir yorumcuya itiraf etmek zorunda kaldiniz ki sizinde medrese terbiyeli arkadaslariniz univ. li kadinalrla mutlu evlilikler yapmislar.pardon onlar istisnaiydi:)””

            demişsiniz..

            Bir kürt atasözünü hatırladım şimdi…

            “” Ben ne söylüyorum,tenburem ne çalıyor.””

            Benim meryem hanıma verdiğim örnekler..Hem hiç çalışmamış,hem de mütedeyyin kızlar olduğu için üniversite ortamından az zarar görmüş, hem de evlenince evde oturmak şartıyla yapılmış olanlariydi..yani şöyle güzel bir uyku çekip,mükellef bir kahvaltı yapıp sokağa firlayanlardan değildi..😄
            meryem hanımın durumu biraz o kızlara benziyor diye ona ifade ettim..(çalışma durumu hariç tabi)

            “”vermek istemeseydi, istemek vermezdi.””

            Acaba siz niye Allah’ tan biraz iz’an,şuur ve basiret istemiyorsunuz da ben size böyle tek tek açıklamak zorunda kalıyorum..

            Not: ustaca gerçekleri örtüp kandırma ifadesi, üniversite mezunu kızların eş olabilmesi ile ilgili değildir..doğrusu çok fena(uyanık) bir kadınsınız ama benden kaçmaz..
            deveye sormuşlar neren eğri, demis ki nerem düz ki…misali nereye dokunsak elimizde kalıyor..

            Not2: “el-hükmü lil ekser” hüküm eksere göre verilir..istisnalar üzerinden yürüyen bir tartışma neticesizdir..
            zaten istisna olarak söylediğimiz bir ifadeyi alarak benim fikrimi çürütmeye çalışmak,sonrasında da pardon bu istisna demek…afedersiniz de bu nasıl bir zihin yapısıdır.
            Yani hanımefendi bunları bilmeden yapıyorsanız kötü bir durum, eğer bilerek yapıyorsanız çok daha kötü bir durumdur…vesselam

      • ismi gereksiz adam diyor ki:

        gülpembe hanım

        ”Bunu destekledigimiz fikirler icin provakasyon amacli kullanmamiz guzel degil.” emin olun aynı kelimeyi ben size karşı bir önceki yorumunuz için kullanacakken kavl-i leyyin e uymadığı için vazgeçmiştim ama siz benim için kullanmışsınız hem de pozitif düşünceye inanan biri olarak. acaba şimdi kim provokasyon yapmış oluyor?

        öncelikle ”Kadınlar yuvalarından çıkıp beşeri yoldan çıkarmış; yuvalarına dönmeli” diyen bediüzzamanın sözleriyle kadınların üni. okuyup çalışmasını destekleyen çelişkili açıklamalarınız çok ilginç gerçekten…

        ”En basitinden ahirzaman alametlerine dair hadisleri bile yorumalrken asgari tarih ve felsefe bilmeniz icap eder” herkes zaruri, farz olan dini bilgileri bilecek ama herkes din alimi, hadis alimi, tefsirci vb. olmak zorunda değil. ilminin yetmediği yerlerde açar tefsir okur, hadis açıklaması okur vs. herkes kendine göre hadis yorumlayacaksa vay halimize. herkesin bir ihtisas alanı vardır hele ki dini mevzular öyle sencesi bencesi olan mevzular değildir.

        ayrıca herkesin bilmesi gereken temel fenni bilgiler zaten liseye kadar öğretiliyor buna da kimsenin itirazı yok sanırım (kızların uygun ortamlarda lise tahsili görmesine). yani itiraz etmediğimiz konuları öne çıkararak kendinizi haklı çıkarmaya mı çalışıyorsunuz? mevzumuz hanımların üni okuyup çalışması farkındaysanız…

        ”Endustri muhendisi bir arkadasim ….” siz müslüman bir hanımın pozitif bir bilimi öğrenmek için o kadar namahrem erkeğin arasına girmesini uygun görüyorsanız artık bu kendi bileceğiniz iş. Allah yolunuzu açık etsin. size sorularım: üniversite okumak her müslümana farz mıdır? o zaman okumayanlar günah mı işlemektedir? farz değilse böyle bir fitne asrında müslüman bir hanımın şu malum üni. ve iş ortamında ne işi vardır?

        ”Ahiret yonune bakinca, kisi Allah rizasi icin yaptigi herseyden mukafat alir…” konuyu çarpıtmayın. biz meryem hanıma boşa çalışıyorsunuz mu dedik? herhalde herşey imtihan. mükafatını da Allah verir. buna kim itiraz etti?

        • gulpembe diyor ki:

          Ismi gereksiz kardes,
          provake etmek/ provakasyon ifadesini kotu anlamda kullanmadim. Yani “Bak calisanlardan mutsuz insanlar da var, bakalim buna ne diyeceksiniz”yada tersi bir yaklasimi yani” bak calisanlar cok mutlu, herkes caslissin” demek tutarli degil. Nasil farkli yorumlandi bilmiyorum.uzduysem affedin.

          oncelikle kadinin/erkegin gereksiz gezip tozmasi kendini gostermeye calismak icin evin disina atmasini konusmuyoruz. Kotu ornekler konu disidir.
          Musluman icin Okuyup/calismak/ evlenmek/ebeveyn olmak Allah rizasi icin olmalidir. Yoksa birer dunya metai olurlar, oyun ve eglence olarak kalirlar.

          Ahzab suresi peygamber hanimlarinin bile perde arkasinda insanlarla gorusmesini istiyorken, ve “evlerinizde DE vakarla oturun”buyuruyorken(meal verirken “vav”baglacina dikkat etmek gerekir), Allah icin savaslara katilmislar, ziyaretler yapmislardir.hatta hz. Ayse nin cemelde hz.aliye karsi yuruyecegini haber vermis olan peygamber efendimiz ,onun ayet geregi evde oturmasini soylememistir.
          Nitekim sahabe hanimlari ozellikle mekkeli kadinlar tuccarlik yapmislar, ensar kadinalr ciftciydiler, onlarda pazarda mallarini satmisalr, hz. Omer kadin vali bile atamis, hz. Peygamber kadin elci kullanmistir.

          Yine hz. Fatima ya ev isleri verilmistir derken, herhalde biz anamizin 2 oda 1 salon evde yasadigini falan hayal ediyoruz:)defi hacet icin bile disari cikildigi, anamizin degirmende calisip el ve ayakalri su toplayarak eve geldigini unutuyoruz?
          Sonraki Islam devletleri cihat esasli yasamis ,dolayisiyla ekonomisini ganimet uzerine kurdugu icin zamanla zenginlesen kadinlar evde hizmetcielriyle oturmustur.tabi buna araplarin eski adetlerine donup kadinlari dislayici tavirlarini da katmak lazim. Yoksa sahabe kadinlari donanimli ve caliskan kadinlardi.bilirsiniz ki yatsi namazlarina katilmalarini engellemek isteyen kocalarini peygamber sav”Allahin kadin kullarini mescidlerden engellenemyin”diye uyarmistir.
          Bediuzzamanin avukat bir hanimefediye ovgu dolu sozleri vardir, meseleyi arastirmanizi tavsiye ederim.

          Iste boyle kardes, konuyla ilgili cok kaynak var,gozatarsan bakis acin farklilasacaktir.daha yazmaya gerek gormeyebilirm, guzel yurekli birini benziyorsun, hersey gonlunce olsun:)
          Selamlar.

          • Gulpembe diyor ki:

            Hz.omer doneminde kadin zabita memuru demeliydim, vali degil. Aceleye geldi.ozur..

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Gülpembe Hanım.

            Kadınları toplumdan dışlamakla onları korumak arasında çok ince bir çizgi var. Meşhur bir meşrubat kutusu reklamı vardı iyi olanı korur diye. Bizler de iyi olanı korumaya çalışıyoruz. Hep dediğim şey. Onları idare ederken meşru isteklerine keyfi davranışlarla hüküm veremeyiz.

            Burada kimse kadınlar camiye gitmesin, evden dışarı çıkmasın dedi mi? Ben göremedim şahsen. Kaldı ki bildiğim kadarıyla evin hanımı dışarı çıkabilmek için kocasından izin almak durumunda.

            Kimse ilim öğrenmesinler demiyor, tahsil almasınlar demiyor. Çalışmasın da demiyor. Herkesin dediği şey şu. Çalışacaksa, tahsil öğrenecekse, dışarı çıkacaksa islama uygun davransın. Erkekler de öyle, hep kadınlara yüklendik ama erkekler de gözünü korumalı, ticaretini, işini düzgün yapıp eve helal ekmek getirmeli.

            Arapların eski adetlerine dönüp kadınları dışladıklarını yazmışsınız. Somut örneğiniz varsa paylaşabilir misiniz?(Bilmediğimden soruyorum.)

            İntihar etmek günahtır değil mi? Dini hükümlerde intihar etmeyin yazıyor köprüden atlamayın yazmıyor. Köprüden atlayacağız, sonrasında ya bize kimse atlamak günahtır demedi mi diyeceğiz.

            Herkes kadın ile erkek mahrem olduğundan mümkün mertebe birbirlerinden uzak tutmaya çalışıyor. Uçurumun kenarına yakın yürümektense güvenli olan yerden yürümek daha mantıklı değil mi? Uçurumun tam kenarında sekerek yürümenin, cambazlık yapmanın gereği var mı? Ya düşersek aşağıya…

            Ben genel hayatımızı şu meşhur küçük tahta tuğlalarla yapılmış kuleyi yıkmama oyununa benzetiyorum, hani herkesin birer el tahta çekerek kuleyi yıkmamaya çalıştığı, kuleyi yıkanın kaybettiği.

            Hayatımızı dinimize uyarlamadığımız her davranışımızda sırayla birer ikişer tuğlalar eksiliyor. Burada bahsettiklerimiz de o tuğlalardan bazıları. Aile kurumu, mahremiyet vb. birçok öğeyi sayabiliriz. Birkaç tuğla aldıkça kule sallanır, sonrasında yıkılır. (Ben genelde en alttan çekerim rakibimi zor duruma düşürmek için :) )
            Sanırım materyalist, kapitalist düzen de en alttaki tuğlalara, aile kurumuna gözünü tahmin ettiğimden çok daha evvel dikmiş.

            Selametle kalın.

            (Konuyla alakalı değil belki ama bayanların bir konudan bahsederken başka yerlerden haber vermelerinden bıktım :) Neden uç örneklere, olmayan, söylenmemiş, afaki örneklere gidiyorsunuz hemen. Tamam aynı anda birden fazla şeyi düşünüyorsunuz da biz erkeklerin aklı sıralı mantıkla çalışıyor, anlamakta zorlanıyorum. Hayatta öğrendiğim altın kural, bir kadınla asla tartışmaya girmeyeceksin, illa ki bir kulp bulup üste çıkıyor çünkü kadınlar :) )

          • gulpembe diyor ki:

            Sadece Fatih bey,
            Son paragrafiniz beni cok guldurdu.
            Inanin bilerek yapilan bir sey degil bu, ama hatirlattiginiz iyi oldu. Bundan sonra bazi erkek yorumculardan beklentimi dusureyim , daha fazla eziyet etmeyelim:)

            aslinda yazdiklariniza ve temennilerinize aynen katiliyorum. Benim de ustunde durdugum sey, bahsettiginiz o “ince cizgi”. Maalesef suistimale ugrayabiliyor. Su soyleniyor mesela ;”evet kadinlar tabiki okur, calisir ama simdi fitne zamani en guzeli evde durmalari”ve bunu ne zamandir soyluyorlar;peygamber sav vefatindan beri . Cunku vefatindan buyana islam toprakalri hep fitne uzere olmus, insanlar hep ahir zamanda oldukalrini dusunerek kiyameti bekleyedurmuslardir. Bu su anlama geliyor; dunya hicbir zaman cok guzel bir yer olmuyacak, fitne hic bitmiyecek. Peygamberin sav cok guzel bir hadisi var buna”imani korumak elde ates tutmaya benziyecek,tutsan elini yakacak, biraksan olmayacak”. anlatilanlar hem kadinin hem erkegin imtihani.

            hz. omer “rasullulahin vefatiyla en cok yetim kalan kadinlar oldu, hep onlara arka cikardi”buyuruyor. Demek zihniyet degistirmek o kadar kolay degil.Emevilerle beraber araplarin eski hastaliklari kavmiyetcilik ve cinsiyetcilik hizla yayginlasiyor.Fakat devlet politikalarindaki bu kotu ornekler o donemde yasamis sahabi ve tabiin (sahabileri goren)efendilerimizin sahsiyetlerine golge dusurmez belirtelim. Konuyla ilgili ”emevilerde kadin/ kadinin yeri “ile ilgili kitap ve kaynaklar mevcut, makaleler de vardir illaki.

            Koca hakki mevzuunda da suistimaller eksik degil tabii, en basitinden kocasindan izin alma imkani olmadigi icin babasinin hastaligina/cenazesine dahi gidemeyen bu yuzden de (guya)cenneti kazanmis kadin diye bir hikaye anlatiliyor. Ebubekir Sifil hoca bununla ilgili yazmisti, itibar edilemeyecek derecede zayif bir hadis. Fakat yillarca anlatilan bu ve benzeri seyler bilincaltalrini dizayn etmeye yetmis. Mesela bir ornegini ben gordum;Esi zina ederse, karisi onu bosayabilir, ve mehrini tam alir dedigimde; “ama olur mu?Allahtan baskasina secde olsa bu kocaya olurdu, buyuruyor peygamber!”gibi bir cikisla karsilasmistim.(bu hadis sahihdir, ama hadisin basi ve sonunu keserseniz, herseyle gider gordugunuz gibi:))
            bu meselede cok yazardim da polemige donusecektir, hic girmiyeyim:)

            yorumunuz icin tesekkurler..

          • ismi gereksiz adam diyor ki:

            gülpembe hamım

            yorumların yanına cv ekleyemiyoruz ama yorumcuların diğer yorumları da okuyup hatırladığını unutmayalım. :)

            ”bak calisanlar cok mutlu, herkes caslissin” demek tutarli degil” demişken daha önceki bir yorumda
            ”Evet kadinlar guclu olmali, sartlari mumkun oldugunda calisadabilmeli dedim…” demişsiniz, ben pek bir tutarlılık göremedim ama neyse

            öncelikle ben de fatih beye katılıyorum. özellikle siz böyle kıyıdan köşeden nerde örnek var onu söylüyorsunuz. mesela koskoca risalei nur külliyatı dururken gidip bediüzaamanın hayatındaki bir anektodu (onu da çarpıtarak) delil yapıyorsunuz. bunu neden yaptığınızı en iyi siz bilirsiniz ama bence dikkat edin. sui zanna kapı açmayın…

            ayrıca mesela ben yorumda 9-10 meseleden bahsetmişken siz onların içinde herhalde en zayıf gördüğünüz 2-3 konuya temas edip diğerlerini geçiştiriyorsunuz. yani farketmiyoruz sanmayınız..

            hanımefendi verdiğiniz örnekler ya istisnai ya hatalı. aslında tek tek belirtip konuyu uzatmak istemiyorum ama kendimizi de başka türlü anlatamıyoruz.

            öncelikle efendimiz (sav) hanımlarına şöyle buyurmuş : ”İçinizden birisi, mühim bir fitnenin başına geçecek ve etrafında çoklar katledilecek.” açıklama yapmaya gerek yok herhalde.
            hz. Ayşe de durumu anlayıp bizzat kendisi daha sonra yaptığından pişman olmuşken bunu örnek göstermeniz bir kere en başta kendisine yapılan bir yanlıştır. keşke başka bir örnek gösterseydiniz de böyle bir meseleyi yanlış olarak dahi olsa kullanmasaydınız.

            ”Nitekim sahabe hanimlari ozellikle mekkeli kadinlar tuccarlik yapmislar, ensar kadinalr ciftciydiler, onlarda pazarda mallarini satmisalr, hz. Omer kadin vali bile atamis, hz. Peygamber kadin elci kullanmistir.” çalışan bir kadının şartlarına ve toplum durumuna bakmak lazım. mesela bir yerde hz. Ömer in ra pazara kadın memur seçmesi erkeklerin bağ bahçede çalışması sebebiyle olduğu yazıyor ya da tüccarlık yapan kadınların çalışma şartları nasıl oluyordu bu günkü gibi miydi bakmak lazım ( herhalde sabah 8 akşam 5 erkeklerin içinde değillerdi:) ) yani o zamanın şartlarına bakmak lazım.. bir de zaten şu an halen anadoluda köylü kadınlar çalışıyor hatta mallarını satıyor. yine itirazımız olmayan konuları öne çıkarıyorsunuz.

            hz. Fatma ra değirmende çalışmamıştır. el değirmeninde kend EVİNDE kendi işini yapmıştır. yani bu olsa olsa bir ev hanımının yemek yapması gibi olabilir, sizin dediğiniz manada değirmende çalışma durumu yoktur, olsaydı bile dediğim gibi şartları herhalde günümüze kıyaslanacak ölçüde olamazdı.

            ayrıca koskoca islam tarihinde olsa olsa birkaç tane olan böyle örnekleri (ben google da bile bahsettiğiniz kadın elçiyi bulamadım bilgilendiriseniz iyi olur) kadınların çalışmasına delil yapıyorsunuz anlamıyorum. sonuçta siz de biliyorsunuz ki bu örnekler birkaç taneden ibaret… nerede kuran, nerede hadis, böyle cüzi mahiyetini tam bilmediğimiz teferruat meselelerle ve mantık yürütmelerle doğruyu bulmaya çalışırsak işimiz zor.

            hesna hanımla ilgili açıklamayı cihad bey yapış sağolsun. siz de demişsiniz yine bizzat hesna hanımın kendisi keşke üni. okumasaydım,ç alışmasaydım diye hayıflanmıştır. kendisi yaptığı işten razı değilken sizin savunmanız çok ilginç.

            işte böyle gülpembe hanım. yani benim bakış açım kuran ve sünnet odaklı. iki üç anektodla şimdiye kadar öğrendiğim kati hükümler değişemez. ama bunu bilmeme rağmen yine de dediklerinizi araştırdım. sonuç: bildiklerime olan inancım daha da arttı teşekkürler. bakış açım yeterince geniş olduğu için değiştirmek istemiyorum :)

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Gülpembe Hanım.

            Anlayışınız için teşekkürler, aklımız biraz kıt ne yapalım :).

            Halen somut örnek paylaşamamışsınız. Nerede cinsiyetçilik yapılıyor? Gerçekten bilmediğimden soruyorum. Ben mi göremedim. Zihnimiz sıralı mantıkla çalışıyor demiştim hani, arkasını doldurmadan ilerleyemem. Hımm, demek ki cinsiyetçilik yapılıyormuş vay sizi gidi ayrımcılar sizi, olmaz, kafama oturmaz :)
            Hani başlık parası vb. deseniz dinde yeri yok diye biliyorum.

            İnsanların din adına yaptıkları yanlışları dine ya da genele mal edemeyiz. Televizyonda kadın oynatan “adam” var, kendisine hoca diyorlar. O zaman hımm demek ki bu islama uygundur mu diyeceğiz.

            Ama isterseniz altın kuralı uygulayalım, ben sizle tartışmayayım, siz de doğru bildiğinizden şaşmayın :)

        • cihad diyor ki:

          Gulpembe Hanım’a,

          Hesna hanım avukat değil hakimedir…tarihi bir davada,kritik bir karar vererek imanların kurtuluşuna vesile olmuştur..bu davranışı dolayısıyla takdir görmüştür…mesele bundan ibarettir..bundan üstadın kadın çalışmasina onay verdiğini,istediğini çıkarmak hakime hanımı avukat zannetmekten daha büyük bir hatadır.

          Üstadın kadın konusunda ki fikri gayet açıktır..tekraren yayinlayalim.

          Kadınlar yuvalarından çıkıp beşeri yoldan çıkarmış, YUVALARINA DÖNMELİ
          ﺍِﺫَﺍ ﺗَﺎَﻧَّﺚَ ﺍﻟﺮِّﺟَﺎﻝُ ﺍﻟﺴُّﻔَﻬَﺎﺀُ ﺑِﺎﻟْﻬَﻮَﺳَﺎﺕِ ٭ ﺍِﺫًﺍ ﺗَﺮَﺟَّﻞَ ﺍﻟﻨِّﺴَﺎﺀُ ﺍﻟﻨَّﺎﺷِﺰَﺍﺕُ ﺑِﺎﻟْﻮَﻗَﺎﺣَﺎﺕِ

          Mimsiz medeniyet, taife-i nisayı yuvalardan uçurmuş, hürmetleri de kırmış, mebzul metaı yapmış.
          Şer’-i İslâm onları
          Rahmeten davet eder eski yuvalarına.
          Hürmetleri orada, RAHATLARİ EVLERDE, hayat-ı ailede.
          Temizlik zînetleri.
          Haşmetleri, hüsn-ü hulk; lütf-u cemali, ismet; hüsn-ü kemali, şefkat; eğlencesi, evlâdı.
          Bunca esbab-ı ifsad, demir-sebat kararı
          Lâzımdır tâ dayansın.
          Bir meclis-i ihvanda güzel karı girdikçe riya ile rekabet, hased ile hodgâmlık debretir damarları!
          Yatmış olan hevesat, birdenbire uyanır.
          Taife-i nisada serbestî inkişafı, sebeb olmuş beşerde ahlâk-ı seyyienin birdenbire inkişafı.
          Sözler – 727.

          bakın hanımefendi başka kaynaklar üzerinden konuşun ama bediüzzaman ı fikirlerinize dayanak göstermeyin,bediüzzaman dan size ekmek çıkmaz..

          Hz.Hatice (r.a) annemizin Meysereyi görevlendirerek ticaret yapmasının günümüz çalışması ile bir alakası yoktur. Emsal teşkil etmez.(bizde kadınlar genelde tam gün memurluk olarak çalışıyor.ticaret biraz daha esnektir..sermaye varsa aracilar eliyle iş yapmak kolaydır..evini ihmal etmez ve tesettürüne riayet ederek bazı işler yapılabilir…evinde dantel örüp satan da bir tüccardır) zaten Efendimiz(S.A.V) ile evlendikten sonra bütün işlerini Efendimize (S.A.V) bırakmıştır. Kendisi evde kalmıştır…Hz.Hatice annemizden çalışmanın değil ancak ev hanimliginin dersi alınabilir.

          “”hz. Ayse nin cemelde hz.aliye karsi yuruyecegini haber vermis olan peygamber efendimiz ,onun ayet geregi evde oturmasini soylememistir..””

          Evvela keşke bilseydim hanginiz diye bir ifadesi de vardır.
          ayrıca bu ifade itikaden sorunlu…kader bahsini biraz çalışmanızı size öğütlerim.
          Hz.Ali (R.A) ihbar-ı Nebevi ile kendisini şehit edecek adamı biliyordu..her ne yaparsa yapsın kader hükmünü icra edeceğini biliyor ve kadere teslim olmuştu..

          Ayrıca hz.Aişe (r.a) annemizi peygamberlerin hanımları uyarıyorlar..bakın ne demişler..

          Ümmü Seleme (r.a)’in Aişe’ye Mektubu

          Ayşe’nin, Talha ve Zubeyr’le beraber Medine’den ayrılıp Hz. Ali’ye karşı savaş açtıklarını haber alan Ümmü Seleme [1], Ayşe’ye şu mektubu gönderdi: “Sen Allah’ın Elçisi ile ümmetin arasında bir aracısın, senin saygınlık kazanacak davranışta bulunman Allah’ın Elçisinin saygınlığını korumak için gereklidir. Kuran’ı Kerim örtünmeni emretmiştir, bu emre uy, senden EVİNDE ve şehrinde OTURMANI istemiştir. [2] EVİNDEN ve kentinden AYRILMA. Allah bu ümmetin koruyucusudur. Senin toplumdaki yerini bilen Allah’ın Elçisi isteseydi seni kendisinden sonra Başkan tayin edebilirdi. Sende biliyorsun dine bir halel geldiği zaman bu KADINLAR DÜZELTEMEZ, kadınların saygılı olmaları ve örtünmeleri güzel özelliklerlerdendir. Allah’ın Elçisi seni bir devenin sırtında çöllerde bir pınar başından diğerine konduğunu görseydi, ona ne diyecektin? Amacının ne olduğunu Allah biliyor. Allah’ın emrettiği örtünmeyi bir tarafa bırakman ona verdiğin sözü yerine getirmemen demektir. Senin istediğini bana verip de sonra cennete gir derlerse, Allah karşısına, örtünme emrini yerine getirmemiş biri gibi çıkmaktan utanırım. Allah’ın Elçisinin söylediklerini şimdi sana hatırlatırsam yılanın ısırdığı gibi beni ısrırırsın.

          medine kadınların ziraat yapması, Hz.Fatma (r.A) annemizin değirmen ile uğraşması, katık için hayvan bakılması evin içi ile alakalı işlerdir…anadolu da kırsalda halen bu işleri kadınlar yapıyorlar..Heralde gidip AVMden alacak halleri yok..😊

          Ayrıca tekil ve istisna örnekleri biraraya getirerek koca bir tarihi nazara almayarak(ya da arap geleneği diyerek ümmete,tabiin,ulema ve aktablara iftira atarak) ancak cerbezenin dibini bulur,sadece kendinizi ve kendiniz gibileri kandırabilirsiniz…

          Kadının evde oturması denildiğinde ben şöyle anlıyorum(hayal ediyorum)..kadın evde asla ayağa kalkmayacak,bu sebeple hanıma bir tekerlekli bir sandalye aldım.😊.ayağa kalkmadan evde hareket ediyor ve iş yapıyor..hey Allahım ne insanlar var ya.

          • gulpembe diyor ki:

            Cihad Bey,

            Hukuk fakultesi mezunlari yillardir, once avukat olurlar sonra hakimlige yukselirler. Kendisi Turkiyenin de ilk kadin hukukcularindandir.o donem ustadin deyimiyle erkeklerde bile gorulmeyen bir cesaret gostererek risalelere beraat verdirmistir. Ilginc ki , meslegi birakmayi dahi dusunmus fakat bediuzzaman devam etmesi yonunde haber gondermistir. Bu sitede en fazla bosanma hukundaki suistimalleri konsuuyoruz, mahkemelerin kanaatinin etkili oldugunu aile mahkemelerini de ozelllikel kadin hakimlere verdiklerini…simdi imanli inancli bir musluman hakime orada olsa zarar mi ederdik?risaleler artik yasakli degil diye kadin hakime ihtiyac kalmadi mi?
            Ben risale ve ustadla 10 yasinda evimizde hasbel kader birakilip unutulmus eserleri tek basima okuyarak tanistim. Ne ustad ne risale kimsenin tekelinde degildir, kendi kafanizdaki ustad portrenizi kimseye dayatma hakkiniz olmadigini hatirlatayim. yine bu minvalde ekmek yemek ifadesini cok cirkin buldugumu ve size aynen iade ettigimi soylemek isterim, ha yavan gitmez yanina bir de karpuz kesiniz:)

            hatice validemiz, evlendikten sonra islerden elini asla cekmis degildri. Bu peygamberimzin, annemizle parasi icin evlendigi iftirasi atanlarin iddiasidir. Rasulullah kendi akrabaalrina sadaka vermek istedigin de bile hala hatice annemizden talep ettigi olurdu.

            Ummu seleme validemiz yanlis hatirlamiyorsam Hz. Ali taraftariydi, Ayse annemizi ikna etmek istemis olabilir. Daha once belirtmistim, rasulullah bu hadiseyi hanimlarina haber veirrken, bu ayeti kerimeyi engel gormuyor, bilakis sadece o haniminin “haksizligidan “demvuruyor.

            Avm ve anadolu kadininin emekleri kiyasina gelince, ben yukaridaki yorumumda Allah rizasi eksenli bir dis hayat/ okuma/calisma dan bahsettigimi,bunun disindaki kotu ve luzumsuz orneklerin konu disi oldugunu zaten yazdim.

            Son olarak Cihad Bey,
            uslubunuz kotudur demiyecegim ama bana gore degil. Cunku kendimi biliyorum benim de koselerim serttir. Size uyarsam ortalik fena kariscak:)inanin bu kimseye iyi gelmez.

            Saygilar.

          • cihad diyor ki:

            gulpembe hanım,

            bediüzzaman ve risale-i nur tabiki kimsenin tekelinde değil (böyle bir şeyi ima bile ettiğimi hatırlamıyorum) ancak manasına sadık kalmak şartıyla.
            yazılan eserden ziyade anekdot(hatıralar) ve kulaktan dolma bilgilerle konuşmak bediüzzamana zarar verir. Bunu da eleştirmek bizim hakkımız olduğunu düşünüyorum. Benim yorumlarıma dikkat ederseniz doğrudan risale-i nurdan kitap ve sayfa numarası vererek yazıyorum tabir-i diğerle sadırdan değil satırdan konuşuyorum.

            kadınlardan hakim,polis ve doktor vs tabiki olmalı buna karşı olduğumuz yok. Kadının lüzumu olduğu her yerde olması zaten güzel ve bizimde istediğimiz birşey, Sema Hanımın tabiriyle mümkün mertebe kadının kadınla muhatab olması doğru ve güzel olanıdır.
            fakat vakıa bunun tersine işaret ediyor ve eleştirdiğimiz şey bu. bugün sadece üniversitede 3 milyona yakın kız öğrenci var Türkiyede. bunların yalnız Allah rızası için ve kadına ihtiyaç duyulan alanlar için okumadığı aşikar. ve bu durumun çarşısından pazarına,restorantından cafesine ve kamu binalarına kadar kızlı erkekli ortama sebep olduğu apaçık ortada. Böylesi bir durumun da fiteneye sebep olduğu hepimizin malumu. Bunu boşanmaların,aldatmaların ve zinanın, açık saçıklığın, ahlaksızlığın toplumda yaygınlaşması ile anlıyoruz. Aile mefhumunun çürümeye başlaması ile idrak ediyoruz.

            bu duruma bir çare olarak bu asırda yazılmış Kur’an tefsiri olan risale-i nurdan aldığımız feyz ile karşı çıkıyor ve eleştiriyoruz.

            Kadınlar yuvalarından çıkıp beşeri yoldan çıkarmış, YUVALARINA DÖNMELİ sözler-727 diyoruz.

            mevzu aslında bu kadar sade ve anlaşılır iken hangi saikle buna karşı çıkıyorsunuz anlamıyorum(aslında gayet iyi anlıyorum)

            ayrıca evde olmak,annelik yapmak, çocuk(insan) yetiştirmenin de kötü birşey olmadığı,toplum adına büyük bir hizmet olduğunu, iş hayatı ve dışarısı bu kadar kutsanırken, kadınların ve kızların oluk oluk dışarı aktığı bir zamanda buna dikkat çekmenin nesi yanlış ve kötü..sapan taşını çevirmek misüllü,siz sabit duracaksınız ki taş dönsün. aynen bu misal gibi Kadının evindeki sebatıyla toplumda işlerin hayırla dönmesine sebebiyet verdiğini ifade ederek mühim bir iş gördüğünü anlatmaya çalışıyoruz.

            son olarak;

            şu ana kadar zaten ortalığı sizin karıştırdığınızdan hareketle bundan sonra daha fazla karıştıracak istidatta ve karekterde olduğunuzu yakıne görüyorum. Bu sebeple kıymetli site sahiplerini ve yorumcularını daha fazla rahatsız etmemek adına size son mesajımdır.

          • Gulpembe diyor ki:

            Cihad bey,

            Ben de yazdiklariniza aynen katiliyorum. ayrica dogrudur; ortaligi Ben karistirdim cunku size carbezeci, tevilci, mukallit deyip durdum, sizi anlamaya calismadim sadece iddialarla geldim. Ozur dilerim.

            Saygilar.

      • Yahya diyor ki:

        Değerli Beyefendiler,

        Bir hanıma karşı
        yorumlarımızda kırıcı ve ötekileştirici ithamlar, ifadeler kullanıyoruz.

        Biraz daha dikkat edelim lütfen. “Şahsen” birbirimize yazarken bu yorumlarımızı başkaları okumuyormuş gibi yazıyoruz.

        Fikir olarak farklılıklarımız olabilir, itikadi zaaf ve hatalarımız olabilir; bunları güzel bir dil ile açıklamak daha doğru olur. Belki farkındalık oluşturup, insan kendi kendine “burda hata yapıyormuşum, doğrusu buymuş” diyebilir.

        Selam ve dua ile…

        • cihad diyor ki:

          Yahya bey,

          Muhatabım olan hanımefendinin, bir kadının nezahet ve letafetine yakışmayacak bir tarzda müstehzi ve iğneleyici ifadelerini nazara almayarak verdiğim cevapları kırıcı ve ötekileyici olarak adlandırarak meseleyi benim üzerime yıkmanızın hoş olmadığını ifade etmeliyim.
          Adil olabilseydiniz benim için belki bir nefs muhasebesi(üslup konusunda) olabilirdi..kendimi layuhsel görmüyorum,beşer olmamız itibariyle öfkelenmemiz,duygularımıza yenik düşerek hata etmemiz mümkün ve böylesi hatalar kul olduğumuzun idrakine vesile olarak nefsin terbiyesine de hizmet eder ve ediyor..bahtiyar o dur ki istifade ede.

          Ancak,

          Enaniyetlilere karşı bir parça enaniyet caiz olmasından muhataba göre konuşuyoruz efendim..
          bunu diğer arkadaşlara yaptığım yorumlarla karşılaştirirsaniz farkı görürsünüz.

          Ayrıca bir noktayı izah lüzumu hissediyorum. Bu hanımefendiye niye bu kadar cevap yazdım çünkü gayr-i islami referanslara islam kılıfı giydirilerek,oryantalist ağzı ve edasıyla milletimize ve değerlerimize hücum etmesine mukabil bu milletin bir ferdi olarak cevap verdim

          Bir şahıs kendi namına hazm-ı nefs(içine sindirme,katlanma) eder, tefahur edemez; millet namına tefahur eder, hazm-ı nefs edemez.
          Sünuhat – 6.

          kaidesince sahsimiza yapılan hakareti hoş görebiliriz fakat millete yapılan hakareti hoş göremeyiz.
          birincisi fazilettir…
          ikincisi hıyanettir…

          Bu milletin perisaniyetinin en büyük sebebi özgüvenini yitirerek kendi özkaynaklarından uzaklaşıp bir özenti ve taklid hastalığına düçar olmasıdır. Bahsi geçen hanımefendi ise öz eleştiri adı altında bu özgüven eksikliğini büyüten bazı aşağılayıcı ifade ve fikirleri serdetmesi dolayısıyla milletime olan muhabbetim ve sadakatim ve hamiyetim sebebiyle cevabi yorumlar yazdım.

          Hata ve kusurlar şahsıma,
          güzellikler istifade ettiğim Kur’an Hakikatlerine aittir.

          Yüzbinler şükür olsun.
          Nefis cümleden süflî, vazife cümleden a’lâ.

          Hürmetlerimle…

          • Yahya diyor ki:

            Cihad bey,

            Zahmet edip cevap yazmışsınız teşekkür ederim.
            Yazdığım kısa yorumda da fark ettiyseniz “biz” dili kullandım ve direkt kimseyi suçlamadım.
            Ancak bahsi geçen hanım efendiye sadece siz cvplar vermemişsiniz, o yüzden niçin direkt üzerinize alındınız anlayamadım.
            Bu sitede yazan insanların 3 aşağı 5 yukarı aynı minvalde olduğunu söylemek isterim. Genel olarak baktığımızda bir çok ortak özelliklerimiz mevcut. Teşbihde hata aranmaz, sema hanımın yaktığı şemin etrafındaki pervaneler gibiyiz.

            İlaveten kimse kimseye hakaret etmiyor efendim. Herkesin üslubu, edebi (kimseye edepsiz demiyorum) farklı. Biraz ne demek istediğini anlamak gerekiyor diye düşünüyorum.

            Ve izahatlerinize diyecek bir sözüm yok, doğru söze ne hacet!
            Doktorun da en önemli özelliği doğru teşhise, doğru ilacı, doğru miktarda vermesiyle olur. Ancak bünyemiz ilaca alışık değil, alıştıra alıştıra azar azar vermeniz gerekiyor.

            Hata/kusur aramıyoruz efendim. Ben önce kendi hatalarımı/ayıplarımı halledeyim.

            Selam ve dua ile…

          • Gulpembe diyor ki:

            Yahya bey,

            Duyarliliginiz icin tesekkur ederim. Ayette buyruldugu uzere herkes mesrebince hareket Eder. “herseyi Bilen” isteseydi, tek fikir, tek renk, tek millet yaratilirdik.
            Benim farkliliklardan hic rahatsizligim yok ki Hala burdayim.
            Kimseye kirgin degilim, hakkim da herdaim helaldir.

            Tekrar tesekkur ederim.:)
            Selametle.

          • Yahya diyor ki:

            Cihad bey,

            Yazdıklarımdan son derece alındığınızı hissediyorum. Önce hakkınızı helal ediniz lütfen.
            Genele hitaben yazdığım yazıyı sadece size hitaben yazmışım gibi üzerinize alındınız. “Cihad beye…, X beye…, Y beye… şeklinde de yazabilirdim.

            Ayrıca yorumlarımızı siteye giren diğer insanlarında okuduğunu hatırlatmak istedim.

            Sizi ne kadar tanıyorsam hanım efendiyi de o kadar tanıyorum. Ve hiç bir beklentim yok. Ki hanım efendiyle epey bir münazara ve münakaşalarım olmuştur.

            Doktor ile sizi tenkid maksatıyla bir benzetme yapmamıştım. Güzel tesbit, teşhis ve tavsiyeleriniz var diye yazmıştım. Yanlış anlaşılmışım diyelim.

            Hayırlısı olsun…

          • cihad diyor ki:

            Yahya bey,

            beyefendiler dediğiniz için ve o beyefendilerden biri de ben olduğum için kendi adıma cevap yazdım yoksa beyefendi değil miyim.

            hakaret ve aşağılamak yok diyorsunuz, size bunu isbat ederim de benim anlamadığım kendinizi niye bir başkasının avukatlığına mecbur hissediyorsunuz. rahat olun beyefendi.

            bizim de kırıcı ve ötekileştirici ifadelerimiz yok sizin deyiminizle “”üslub farkı”” diyelim. çok sorun etmeyiniz kendinize.

            ayrıca söz konusu hanımefendiyi ikna/irşad gibi bir niyetim yok çünkü alıcıları açık bir müşteri değil. Ben layık olduğu cevapları yazamaya çalıştım. Önceki yorumumda gerekli izahat var tekrar etmiyorum.

            hem ayrıca bu konuda size hitaben bir tane haricinde yorumum olmadı. orda da sizi tasdik ettim. Doktor ilaç gibi ifadeler hoş değil.

  20. ismi gereksiz adam diyor ki:

    ben bu kadınların okuması ve çalışması meselesini kendimi daha iyi anlatmak adına toparlamak ve yanlış anlamaları önlemek istiyorum.
    istisna durumları hariç tutarak, benim bahsettiğim mevcut durumda kadınların üni. okumaması ve çalışmaması bir HEDEFTİR. yani en nihai gelmek istediğimiz noktadır. bunu söylerken hemen bir kaç yıl içinde bütün kadınları üni.den, işten alıp evlerine yolayacağız diyemeyiz de demiyoruz da. bunun bir süreç gerektirdiğinin farkındayız. tam da bu noktada aslında bu sitedeki yorumlarımızla bu duruma önayak olmaya çalışıyoruz. zaten bize düşen çalışmak netice Allah a aittir. biz vazifemizi yapalım. yarın bize hesap sorulduğunda söyleyecek sözümüz olsun. ”nasıl olsa bunu engelleyemeyiz öyleyse mevcut durumda haramları en aza indirelim” anlayışı bir nevi zımnen bu durumu kabullenmek oluyor bence. hayır, bu durumu elimizden tamamen düzeltmek gelmiyor diye kabul etmek zorunda değiliz. bizim nihai hedefimiz bu olsun. ne kadar yapabilsek kardır. herkes kendi çevresinden başlarsa yavaş yavaş kanunlara, yaptırımlara bile gerek kalmadan zaten kadınlar evlerine dönerler. hatta bence sadece şu ”aman kızım oku, muhtaç olma” anlayışı ve teşviği olmasa bile büyük yol katederiz. bence bu kadar ailesel ve toplumsal baskı olmasa eminim kızlar bu kadar okuma çalışma meraklısı olmazdı. halen daha bu baskı mevcut maalesef. daha başka şeyler de yapılabilir. bunlara da kafa yormak da lazım…

    • cihad diyor ki:

      ismi gereksiz adam;

      güzel toparladınız ve özetlediniz..asla yılma kardeşim,gayret bizden,tevfık ALLAH’tan..zaten bu teslimiyet olmasa neyi değiştirebiliriz ki..biz nefsimizi terbiyeden aciziz, nerde kaldı toplum..haddimize mi?

      caminin dışına seccade sermek nevinden hakikati sündüremeyiz veya sulandıramayız..İnsanlara hakkı tavsiye(tebliğ) edebiliriz ama imtihanına müdahale edemeyiz.
      Usûl-ü şeriatın kaide-i mühimmesindendir: اَلرَّاضِى بِالضَّرَرِ لاَ يُنْظَرُ لَهُ Yani: “Bilerek zarara razı olana şefkat edip lehinde bakılmaz.”
      Mektubat ( 362 )

      ben eğitim camiasındanım..köy köy,kapı kapı gezip kızları okullara,üniversitelere gönderebilmek için anne-babalarını ikna etmeye çalışan öğretmenler var..

      sen de burda bir iki kişinin sözüne bakıp moralini bozma,bunlara katlanacağiz..Resul-ü Ekrem Efendimiz(A.S.M) hakkı tebliğ için nelere katlanmış,rıza göstermiş.

      Üstad-ı Mutlak, Mukteda-yı Küll, Rehber-i Ekmel olan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, وَمَا عَلَى الرَّسُولِ اِلاَّ الْبَلاَغُ olan ferman-ı İlahîyi kendine rehber-i mutlak ederek, insanların çekilmesiyle ve dinlememesiyle daha ziyade sa’y ü gayret ve ciddiyetle tebliğ etmiş. Çünki اِنَّكَ لاَ تَهْدِى مَنْ اَحْبَبْتَ وَلكِنَّ اللّهَ يَهْدِى مَنْ يَشَاءُ sırrıyla anlamış ki: İnsanlara dinlettirmek ve hidayet vermek, Cenab-ı Hakk’ın vazifesidir. Cenab-ı Hakk’ın vazifesine karışmazdı.
      Lem’alar ( 131 )

      selam ve dua ile…

    • Sadece Fatih diyor ki:

      İGA kardeş.

      Kadınların okumasına bodoslama karşıyız dersen ben dahil birçok insan sana karşı çıkacaktır. Ne niyetle yazdığını biliyoruz ama bu şekilde ifade edersen yanlış anlaşılırsın. Fikrini nasıl ifade ettiğin çok önemlidir. Mücadele yaparken eldeki ekipmanları doğru kullanmak gerekir, gereksiz yere namluyu kendine doğrultmak olur kendini yanlış ifade edersen.

      Mücadelemiz kadınların meta olarak kullanılmasının önüne geçmek olmalı. Okumadığı halde çalışmak zorunda olanlar da var maalesef. Mesele okuyup okumama değil. Kadın da erkek de eğitilmeli. Tahsil almalı demiyorum, eğitilmeli diyorum.

      Türkiye şartlarında asgari ücret belli. Önceden de yazdım, benim memleketimde asgari ücretli bir adam eğer köyden erzak vb. geliyorsa ancak o zaman ev geçindirebilir. Üniversite okumayan bir sürü hanım kardeşimiz, fabrikalarda çalışıyor. Okuyan da okumayan da çalışıyor.

      Yani durum tek yönlü değil. Kadını tekrar kendisini ailesine adayacak hale getirmek tek ayaklı bir sorun değil. Asgari ücret arttırılmalı, kira fiyatlarına tavan fiyat uygulanmalı-özellikle büyükşehirlerde, düğün yardımı, çocuk yardımı vb. yapılmalı, ev hanımlarına yönelik sosyal programlar geliştirilmeli gibi boyutları da var. Benim görüştüğüm hanımlar arasında çalışanlar da vardı, çalışmayanlar da. Ben çalışanlarda ve çalışmayanlarda hep şunu sorguladım, gerçekten iletişim kurabileceğim seviyede eğitim almışlar mıydı? (Tahsil demiyorum, eğitim diyorum yine. Memlekette diplomalı cahillerden bolca yok mu?)

      Buraya feministlerin gururunu okşama pahasına bir durumu yazmış olayım. Kızkardeşim üniversiteyi fakülte birincisi olarak bitirdi. Şimdi de yüksek lisans yapıyor, şu an ortalaması 4.00 . Bu zamana kadar yüzümüzü kara çıkartacak bir hareketi olmadı, çok şükür. Flörtten kaçınma yönünde özellikle telkinde bulunduğumuzu yazmıştım. Kendisine yapılan her flört teklifinden ve yanına yaklaşamayanların kendisi hakkında “çok ağır kız” dediklerinden, erkeklere karşı soğuk davrandığından haberimiz oldu. Mendil sallamadıktan sonra malum peşinize kimse yanaşamıyor. Buraya yorum yazan Meryem Hanım, Kevser Hanım, Nisa Hanım gibi isimlerini sayamadığım diğer üniversite okumuş hanımlar da demek ki mendil sallamadılar ki şu an bizler gibi bekarlar :)

      Biz niye üniversiteye gönderdik. Çünkü eğitim alması gerekiyordu. Ona eğitim verebileceğimiz tek yol üniversiteydi. Mesela buna mahkum olmamız eleştirilebilir. Artık eğitimi ailelerden sağlama imkanı kalmadı gibi bir şey. Ya da başka kurumlardan da alamıyoruz, bizim için tek alternatifti. O da karşısına çıkan bu eğitim fırsatını değerlendirmeye çalıştı.Kendisine dediğimiz şey hep şuydu. Eğitimli bir eş ve anne olmalısın. Çalışmakla ilgili olarak da önceliğin evin olmalı, ev idare edecek yönde kendini geliştirmeye çalış diyoruz. Kendini geliştir, ya okuyarak, ya ev işi yaparak, ya dil kursu vb. donanımlı bir insan ol diyoruz. İlla ki çalışacağım dersen de uygun işlerde çalış diyoruz. Erkeklerin bol olduğu yerlerde çalışma, bankada çalışma, alkol fabrikasında çalışma diyoruz ki oralarda çalışmak durumunda olan kardeşlerimiz de yok mu? Mesela bankalarda çalışmak zorunda kalan kardeşlerimiz var. Annem de burada yazamayacağım mecburi sebeplerden ötürü çalışıyor. Çalıştığı bölümde sadece bayanlar var. Namaz kılmasına vb. izin veriyorlar, çalıştığı iş de helal bir iş.

      Eğer toptancılık yaparsak, çevresi kendimiz gibi olmayanları dışlarsak ülke yaşanmaz hale gelir. Biz de istemez miydik karma ortamda eğitim almamasını, daha doğru bir ortamda eğitim almasını. Mesela bizim oralarda dini eğitimi de camilerdeki Kur’an kurslarıyla verirler. Oraya da yaz zamanı iki sene yolladık.
      Kadınların üniversiteye gitmesini engellemek yerine üniversiteleri adam etmek daha doğru değil mi? O zaman biz de okumasaydık ortam kötü diye? Kız flört ederse namus bekçiliği yapıp erkekler flört edince erkektir yapar mı diyeceğiz. Bu konularda biraz objektif olmalıyız, zina, flört vb. kadınlar bunları tek başına yapmıyor, erkeklerin de rolü var bu işlerde :)

      Niyetinizin iyi olduğunu biliyoruz ama ifadelerimiz düzgün olmazsa kadının tekrar ailesine dönmesine karşıt olanların eline malzeme geçiyor. Emin olun eğitimsiz bir kadınla siz de yapamazsınız. Siz bu sitede bir yazı gördüm, beraber okuyalım dersiniz, kim uğraşacak onla diye cevap alırsınız. Eğitimsiz kadın çocuk bakmayı bilmez mesela, ateşi olur havale geçirtir. Ya da gider tuz ruhuyla çamaşır suyunu karıştırır kendini zehirler evi temizleyeceğim derken. Çok örnek var böyle. Eğitimsiz anne çocuğunu da eğitemez. İnşallah tüm kadınlarımıza aile sahibi olduklarında ihtiyaç duyacakları eğitimleri almak nasip olur.

      Biz gibi düşünenleri eleştirenlerle aynı ortamda bulundunuz mu bilmiyorum ama her fırsatta ailenin önemini anlatmaya çalışıyoruz o insanlara. Bir ara on sekiz yaş altı evlilik tartışması olmuştu, laf taşımak olmayacağını bilsem buradaki yazılar hakkında denilenleri, yazarlara denilenleri yazardım, bu yazıları sadece bizler okumuyoruz. Ağır ithamlarla karşılaşıyoruz, gericilikle suçlanıyoruz, umurumda değil ama çünkü ortamı geren onlar, biz yolumuzdan eminsek elimizden geldiğince bir şeyleri düzeltmeye çalışmalıyız.

      Bu konuyla alakalı önceden yazdığım bir yorum denetimde bekliyor hala :) arada kaynadı sanırım. Aşağıya tekrar yazıyorum.

      Selametle…

      —-
      Bence üniversite muhabbeti okuduğunuz bölümle de alakalı. Ben kendi öğrencilik hayatımda şahsen buradaki sıkıntıların hiçbirini birebir yaşamadım. Ben kyk yurdunda kalmama rağmen gece 12:00 oldumu odanın ışığı kapanırdı.

      Kardeşim farklı bölümde okudu. Burada yazılan sıkıntıların bir kısmını yaşadı ama bazıları abartı gibi geldi bana. Trafikte araç kullanmak gibi. Siz sakince yolunuzdan giderseniz Allah’ın izniyle belalardan uzak kalıyorsunuz…
      —-

      • ismi gereksiz adam diyor ki:

        fatih kardeş

        epey yorumunu okudum, okuyorum, beğeniyorum. yalnız ilk defa seni bir yorumunda tutarsız gördüm, acaba ben mi yanlış anladım sen mi yanlış ifade ettin, bilemiyorum.

        mevzu sadece üni. değil ama burada bahsettiğimiz konu o olduğu için diğer konulara değinmedim. yoksa mesele ne sadece üni, ne çalışma hayatı, hayatın her alanında sokakta hatta evimizin içinde dahi karma düzendeyiz, benim dikkat çekmek istediğim nokta budur.

        mevcut durumda da şu an karma olmayan üni. olmadığı için BODOSLAMA karşıyım. nedeni gayet açık. ben burada genel durumdan bahsediyorum. herkesin özel durumu kendini bağlar. gün gelir islami usullere uygun bir eğitim ortaya çıkar, o zaman bu mevzu konuşulur bir daha.

        benim gördüğüm çelişkinize gelelim:

        ”(Tahsil demiyorum, eğitim diyorum yine. Memlekette diplomalı cahillerden bolca yok mu?)” derken üni. eğitiminin aslında yetersiz olduğunu vurgularken yani kişinin kendi kabiliyetine bağlı olduğunu söylerken..
        ”Eğitimsiz kadın çocuk bakmayı bilmez mesela, ateşi olur havale geçirtir. Ya da gider tuz ruhuyla çamaşır suyunu karıştırır kendini zehirler evi temizleyeceğim derken. Çok örnek var böyle. ( bu konular bildiğim kadarıyla üni. de değil ilkokulda ya da lisede öğretiliyor hatta internetten bile öğrenilebilir) Eğitimsiz anne çocuğunu da eğitemez.” burada ise eğitimin (ben lise ile ilgili yorum yapmadığıma göre) üni. eğitiminin gerekliliği üzerinde durmuşsunuz.
        belki ben yanlış anladım ama açıklasanız iyi olur…

        ”Kadınların üniversiteye gitmesini engellemek yerine üniversiteleri adam etmek daha doğru değil mi? O zaman biz de okumasaydık ortam kötü diye?” amenna. ben de bunu diyorum önce ortamı bir düzeltelim kızların üni. okumasını sonra düşünürüz.
        yalnız bir erkeğin ortam kötü diye üni. okumaması biraz garip geldi. sonuçta dinimize göre çalışması gerekenler erkekler. üni. de iş konusunda önemli bir basamak. meseleye eşitlik temelinde bakmak yanlış olur.

        ”Eğer toptancılık yaparsak, çevresi kendimiz gibi olmayanları dışlarsak ülke yaşanmaz hale gelir.” bir şeyin yanlış olduğunu söylerken onu yapan kişileri dışlamıyoruz sadece hatalarının farkına varıp düzeltmelerini istiyoruz. dışlasak muhatap olarak bile almayız zaten. ha bana katılır ya da katılmaz , yapar ya da yapmaz, artık kendi bileceği iş. benim görevim dilim döndüğünce doğruyu göstermek.

        • Sadece Fatih diyor ki:

          İGA kardeş.

          Fikirlerim hep tutarlı, baştan sona her konudaki tüm yorumlarımı inceleyebilirsin, hepsini beğenmeni beklemiyorum :) Benim de yanlışlarım olabilir elbette ama bir yerlere dayandırarak yazarım. Şu var hepimizin anlattığı karşımızdakinin anladığı kadardır ve anladığı gibidir…

          Hanım kardeşlerimiz de eğitim almalı, eğitim alınca bizi beğenmiyorlar, kibir yapıp tepemize çıkıyorlar, otursunlar oturdukları yerde anlayışını tasvip etmem mümkün değil.

          Eğitim alacaklar ancak bunu evden kaçmak, kocasına kendini ezdirmemek vb. gibi anlayışlar için değil, eğitimli, iyi bir anne ve hanım olmak için yapacaklar.

          Bir arkadaşımın hanımın durumundan bahsedeyim.

          İlkokul bitiyor ailesi okula devam etmesini istemiyor. Ancak bir taraftan dini eğitim verip bir taraftan açık öğretim okutuyorlar. Açıktan liseyi, ön lisansı ve lisansı başarıyla bitiriyor. Kendisi hafizedir aynı zamanda. Baktığımızda hem dini eğitimini hem de dünyevi eğitimini almış.

          Şimdi Türkiye şartlarında bu imkanı sağlayabilecek kaç aile var? Yapanlara helal olsun…

          Ayrıca şu var. Sizin tercihinize gerçekten saygı duyuyorum. Fetva takva muhabbeti gibi. Biz avuç içi kadar haramın yanından geçmesini tolere edebiliriz derken siz bir damlaya bile tahammül edemeyip pürü pak istiyorsunuz. Hakkınızdır, saygı duyarım, Allah gönlünüzdekini nasip eder inşallah.

          Bir fıkrayla durumu özetleyelim.

          Adamın biri ciğerlerinden hasta olmuş, doktora gitmiş. Doktor röntgen çekmiş. Hastaya günde beş sigaradan fazla içme demiş. Neyse zaman geçiyor kontrole geliyor hasta doktor bir daha bakıyor fakat o da ne? Adam daha kötü olmuş. Doktor da adama çıkışmış ben sana beş sigaradan fazla içme demedim mi diye.
          Adam da demiş ki ben zaten hiç sigara içmiyordum, siz günde beşten fazla içmeyin deyince ben de hergün beş sigara içtim.

          Yani bir şekilde üniversite ortamında haramlardan kaçınma imkanı var. Başka bir eğitim şansı olmayan bir çok insan var. Onlara beş sigaradan fazla içmeyin der gibi eğitimden uzak tutarsak toplumsal olarak daha çok hasta mı oluruz yoksa iyiye mi gideriz.

          Bizim üniversitede, sınıfta 100 erkek 10 kız vardı. Kızlardan ikisi de başörtülüydü ki o sırada yasak kalkmamıştı ama kimse karışmıyordu onlara. Ben sizin bahsettiklerinizi yaşamadım diye onlar olmuyor anlamına gelmez ama siz de her ortamın kötü olmadığı gerçeğini göz ardı etmeyin.

          Selametle :)

          • kevser diyor ki:

            Fatih bey size sonuna kadar katılıyorum.çok gerçekçi yazmışsınız.bunu kaç aile bu imkanı sağlıyor ki? Kafamızı kuma gömerek gerçekleri görmezden gelemeyiz.bunu yapan ailelere helal olsun diyorum bende.bağlı olduğum camia içerisinde bana bakış açısı şu:bu kız kariyer yapmak istemiş ondan okumuş diyorlar.17 18 yaşındaki kızlara bakıyorum.tabi hiçbiri okul okumamış.iyi de benim de senin gibi bi ailem olsa bende okumazdim.ailemden şikayetçi falan da değilim yanlış anlaşılmasın.

  21. ismi gereksiz adam diyor ki:

    bu hikayenin kurgu olduğu baştan belliydi zaten. yalnız bu kadar ayrıntılara varana kadar anlatılan hikayenin sonu sanki alelacele yazılmış gibi geldi. çelişkiler de mevcut ama oraya pek girmeyeceğim.
    bir de yorumlar da hikayedeki yapılan hatalardan çok başka meseleler tartışıldı ki bu da ilginç bir nokta. hikayeyi yazan kişi amacına pek ulaşamadı sanırım.
    benim herkese özellikle de eski yorumculara bir sorum olacak: bu kadar yazı içinde bu yazının nasıl bir farklılığı var ki en çok yorumlananlar listesine girdi, hem de çok kısa bir sürede?

    • Abdullah Bir diyor ki:

      Sevgili İGA Kardeşimize…

      “bu hikayenin kurgu olduğu baştan belliydi zaten”

      Bazı seyler göründüğü gibi olmayabilir, eminim yazının kurgu olmadığı Sema hanım veya yazan kişi tarafından yakın zamanda açıklanır…

      “hikayenin sonu sanki alelacele yazılmış gibi geldi”

      Belki bunun da bir sebebi vardır kim bilir, biraz daha sabredelim ve sonuçlarını görelim.

      “başka meseleler tartışıldı ki bu da ilginç bir nokta”

      Bu konuda haklısın, eminim yazının müellifi de çok sasırmıştır bu duruma.

      “bu kadar yazı içinde bu yazının nasıl bir farklılığı var ki en çok yorumlananlar listesine girdi, hem de çok kısa bir sürede?”

      Bunu iyi yakalamışsın kardeşim, yazı 20 günde en cok yorumlananlar listesinde ilk üç de yer buldu kendisine, ben de çok merak ediyorum bu sorunun cevabını.

      Bu konuda diğer yorumcu arkadaşlar da fikirlerini yazarlarsa iyi olur diye düşünüyorum.

    • .../nisa diyor ki:

      Sayın İGA,

      İstediğiniz gibi fikirlerinizi paylaşabilirsiniz. Bu ortamı ben istişare etmek için yararlı buluyorum. Gerçek hayatta karşılaşmasam da kız kardeşim gibi gördüğüm kişiler var.

      Farklı yaş grubundan cinsiyetten eğitimden yaşam tarzından meslekten medeni durumdan kişi var. Bir o kadarda tecrübe ve bakış açısı var. Burada şahısları değil fikirleri tartışıyoruz olması gerekeni ve yaşananı paylaşıyoruz.

      Bu konu neden bu kadar yorum aldı derseniz yazıda geçen birçok durum var. Kadın erkek fıtratı,evlilik öncesi evlilik süreci evlilik sonrası eğitim yetişme durumu evlilikteki sorunlar vs. Birde konuya biz müdahil olup birçok konuyu tartıştığımızda yorum yaptığımızda yazı rekora yaklaştı.

      • ismi gereksiz adam diyor ki:

        … hanım
        ikinize de cevabım aynı olduğundan feyza hanıma verdiğim cevabı buraya da yazdım.
        evet, tespitleriniz doğru. yalnız demek istediğim aslında bu konular ikinci üçüncü derece çıkartılan konular. esas konu isimden yola çıkarsak hanımefendiyi yaşayan bir ölü haline getiren yaptığı ya da kendine yapılan hatalar. mesela üniversite okuyup okumamasının yaşadıklarıyla doğrudan bir ilgisi yok ama çok tartışıldı.
        bir de sitede buna benzer yazılar var olduğunu hesaba katarak acaba neden onlar değil de bu çok tartışıldı demek istemiştim. belki de böyle kapsamlı bir yazı yok tabi o da olabilir. sizler eski olduğunuz için daha iyi bilirsiniz diye sormuştum…

  22. .../nisa diyor ki:

    Yazı umarım kurgudur ben bu tip kurgularda bile mutlu son arıyorum yuvanın yıkılmaması için umarım bize ders vermek için kaleme alınmıştır gerçek değildir.

    Hanımefendi mütedeyyin olduğunu vurguladı yalnız bazı durumlarda duygularının esiri oldu. Duygusal zeka önemli.

    Korkularından bahsetti korktuğu şeyler başına geldi. Sevgimizde aşırıya gitmemeyi de öğrendik.

    Yazının başında karşı cinse yüklenirken sonunda kendi pişmanlığını kabul etti. Özeleştiri yapabilmek önemli.

    Boşanan ve boşanmanın eşiğinden dönen iki tanıdığımın söyledikleri erkekler bizim gibi değildir çok fazla dile getirmezler sorunları ama zihinlerinde bitirdikten sonra geri adım atmazlar demişti. Yazıdan da anlaşılacağı üzere doğruymuş. Durumu işin içinden çıkılmaz duruma getirmemek marifet.

    Kadınlar ister kabul etsinler ister etmesinler ama uyum sağlamaya yaradılışları gereği elverişli olan kadınlar.

    • Sadece Fatih diyor ki:

      Zihinlerinde bitirdikten sonra geri adım atmama tespitine katılıyorum ancak o aşamaya gelmek için epey çaba harcamak gerekiyor, gerçekten…

  23. Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

    “Feyza” hanım kardeşime…Belki yeri değil ama kafama takılan bir şeyler var siz o mekanlarda bulunduğunuzdan size sorayım dedim.

    Bu aralar Kur’an Kurslarında kalan hatta “Hafize” olan kızlarımızla ilgili olumsuz şeyler duyuyorum. Açıkçası beni biraz karamsarlığa itiyor. Zaten ünv.li ve çalışan kadın düşünmediğimizden belki evlenmeye niyet ettiğimiz zaman en azından bu tip (K.Kursu ve medrese) yerleri bizlerin ilk uğrak yerlerimiz olacak inş. fakat bu aralar kulaklarımıza iyi şeyler gelmiyor.

    Kısa süreli evli kalıp boşanmalar bu “hafize” olan kızdan kaynaklı, sonra evlilik görüşmesi yapıp erkeği 2-3 yıl oyalayıp sonra sudan sebeple ayrılıp hemen 1-2 hafta içinde başka erkekle görüşmeye başlayan falan vb. şekilde kulağımıza kötü şeyler geliyor. Dahada var bu tip şeyler ben tasvir edip hem kendimi hem ortamı kasvetlendirmek istemiyorum.

    Şimdi sizden dinlemek istiyorum bu tip şeylere sizde bulunduğunuz mekanlarda şahit oldunuz mu? sizin okuma yerlerinizde böyle flört tarzı ilişki yaşayan K.Kursu talebeleriniz oldu mu oluyor mu? veya başka gayri ahlaki şeylerle karşılaştınız mı? sizin olduğunuz mekanlardan evlenipte kısa süreli boşananlar oldu mu? vb. lütfen yazar mısınız?

    Vesselam…

    • Meryem diyor ki:

      Sayın Azmo
      Yorumunuzda “zaten uni. Ve çalışan istemiyorum “demişsiniz ya .Gercekten bu zihniyete sahip kişilerin yorumlarını okuyunca üzülüyorum. Niye mi ? Sanki bizler üniversite okuduk diye günahkar mi olduk? Siz Kuran kursunda okuyan kızları temiz olarak düşünmenzde haklısınız. Ama şunu bilin Medresede ve kuran kurslarında onların temiz kalma ihtimali yüksek kimi koyarsanız fıtratı elverirse temiz olabilir.Ama şunu bilin üniversite okuyup ta an.yeni temizlikte kızlar da var .Ayrica orada her yetişen iyi eş iyi anne olacak diye bir şey yok. Siz Allah tan hayırlısını isteyin ve talip olacağınız kişileri bu şekilde sınıflandırmayin. Kıymet bilecek eş seçin eğitim durumuna bakmayın. Allah herkesin gönlüne göre versin . Bizim gibi üniversite okuyup ta hayırlı yuva kurmak isteyenlerin de yardımcısı olsun. Sizin gibi düşünenler var oldukça işimiz zor. Olsun 😁Biz dinini bilen kavvam düzgün eş arayaduralim onlarda medreselerden tercihlerini yapsın üniversite mezunu olanlara günahkar gözü ile baksın. Neyse bizim gibilere De Allah yeter .Müsterih olun ve yolunuza devam edin ☺

      • Meryem diyor ki:

        Telefondan yazdığım için imla hataları oldu düzeltmedim. Kusura bakmayın

        • sennur diyor ki:

          bir dua okudum ,okuyunca bu dua için çook geç kaldığımı anladım :(

          ‘bedenimin ve ruhumun kıymetini bilecek ,bedeninin ve ruhunun kıymetini bileceğim ,hayırlı olan hayat arkadaşımın varlığına inanıyorum , rabbim sen karşılaştır ,karşılıklı kıymet bilelim.’,

          bu duayı boşandıktan sonra gördüm :( :( :(

          tüm bekarlara vakitlice yapması için paylaşayım dedim ,
          karşılıklı kıymet bilmek güzel şey elbet .
          bakın etrafınızdaki evlilliklere , çoğu eşinden memnun değil , memnunuyetsizliklere dillere DESTAN olmuş ,40 yıl -45 yıl bir yastığa baş koyup , nefret üreten büyüklerimiz var ……

          rabbim herkese yardım etsin ,
          bekar arkadaşlar bu duayı etmeyi unutmayın emi…..

          • cihad diyor ki:

            Sennur Hanım;

            bahsettiğiniz dua kime ait bilmiyorum ama Rabbimizin hayırlı kulları için tavsiye ettiği bir dua Kur’an’da geçiyor.
            ben her namazdan sonra olmasada aklıma geldikçe yaparım…
            hanım ise gençliğinden beri her namazdan sonra okur,halen bu güzel adedini devam ettiriyor.ve biz bu duanın bereketini yuvamızda gördük,görüyoruz elhamdülillah..hem size,hem burdaki tüm kardeşlerime tavsiye ederim.(aslında biz kimiz ki ALLAH tavsiye ediyor :)))

            وَالَّذ۪ينَ يَقُولُونَ رَبَّـنَا هَبْ لَنَا مِنْ اَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ اَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّق۪ينَ اِمَاماً

            Ve onlar ki: “Ey Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takva sahiplerine önder kıl” derler.(furkan -74)

          • sennur diyor ki:

            cihat bey ,

            bu dua BÜLENT GARDİYANOĞLU beye ait. onun yazılarında buldum.
            kendisinin farklı tespitleri var. çoçuklarımıza miras olarak temiz bir GEN bırakalım diyor ,
            affetmekten bahsediyor.affetmedğimiz kişiler ile veya kin tuttuğumuz veya helalleşmediğimiz de olabilecek sıkıntılardan bahsetmekte.

            tabiki ,önceliklerimiz kitabımız KURAN
            rabbim KURANI rehber edinebilmeyi nasip etsin.

            bu arada not: evli iken biz de evimize 5 yıl tv sokmadık. :( .
            ne kadar gereksiz olduğunu hala anlatıp ,insanları uyandırmaya çalışıyorum şükür
            tv ler büyüdü ,inceldi. insanlar şişmanladı , birbirilerine yeterince değer vermez hale geldi.
            belli zamanlarda manevi olarak beslendiğimiz yerler var idi.
            ama bazen hayat sınavı öyle sorular ile karşınıza geliyor ki ,
            aklınıza hiç gelmeyen sonuçları alıyorsunuz ….
            bu da benim imtihanım deyip verene rıza göstermekte en doğrusu diyelim.
            aldığımız her nefese şükürler olsun ,
            ŞÜKÜRler olsun ALLAHIM bana verdiklerin için ,
            şükürler olsun benden aldıkların için.

      • Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

        “meryem” kardeşim hemen celallenmeyin :) sizin gibi ünv. mezunu ve çalışan birini isteyen erkek sayısı çok merak etmeyin biri çıkar karşınıza. Asıl benim gibi ünv. mezunu ve çalışan istemeyen erkekler azınlıkta.

        Nasıl ki kimi erkekler evlilik kriteri yaparken çalışan ve ünv. mezunu olmasını kriter yapıp ona göre aday bakıyorlarsa bizde böyle bir kriter bıraktık bundan daha doğal ne olabilir.

        Ayrıca ben tüm ünv. mezunu ve çalışanları aynı kategoriye koymuyorum. sizin gibileri tenzih ederim. Zaten bu siteye girip sema hanımın yazılarını bizlerin yorumlarını okuyorsa bir kadın ben onu asla diğer ünv. ve çalışan kadınlar gibi görmem. Söylediklerimiz genel itibariyledir. Sakın meryem kardeşimiz ve diğer site sakinleri (içlerinde ünv. mezunu ve çalışan var ise) alınmasınlar.

        Ama benim ünv. ve çalışma hayatında gördüğüm kadarıyla itaatkar ve fıtratı bozulmamış kadın aramakta samanlıkta iğne aramak gibi bir şey. ünv. ve çalışma ortamlarında olmayan kadınlar sanki bizim gibi erkeklere çok daha hitap ediyorlar gibi ben öyle karar kıldım. Bilmiyorum size göre yanlış olabilirim. Ama mantıken düşünüp etrafınızdaki ünv. mezunu ve çalışan kadınların hal ve hareketlerine bakıp kendinizi biz erkeklerin yerine koyup empati yaparsanız belki sizde hak vereceksinizdir. Unutmayın “erkek hükmedebileceği kadını sever” :) Umarım tercihlerimiz bizim için hayırlı olur ve yanılmayız.

        Rabbim size de hayırlı birini nasip etsin inşaallah…

        Vesselam…

        • cihad diyor ki:

          Sn.Azmo;

          Meryem hanım kendine göre haklı ama sen daha çok haklısın..asla bu kararından vazgeçme..biz erkekler doğru olsak kadınları doğruya zorlariz..çünkü talip olan biziz..erkekler üniversite mezunu kızları tercih etmese eminim çoğu gitmeyecekti.anne-babalar kızlarını üniversitelere bu kadar iştahla gonderemiyecekti..zaten birçoğu talibi iyi olsun diye gönderiyor.

          Bende senin gibi düşündüğüm için tercihimi ort.mezunu medrese çıkışlı bir hanımdan yana kullandım..kararimdam gayet memnunum..
          okuldan yorgun argın eve döndüğümde ev pırıl pırıl..mutfakta hoş yemek kokuları,çocuklarım anneleriyle mutlu,hanım evinde rahat ve huzurlu..benim yükümü alıyorlar..cennetten bir köşe.
          evde huzur olduğu zaman insan topluma da faydalı oluyor.
          hanım oturduğumuz sitede medrese var,onun sevk ve idaresini yapıyor..binada onbeş günde bir komşu görüşmesini organize edip ders okuyor..hafta sonu çarşı merkezde umumi ders oluyor ona katılıyor,ben çocuklara bakıyorum,onlarla vakit geçiriyorum..

          Ben de üç tanesi gençlerle olmak üzere haftada beş derse katılıyorum..

          Yani evde bir huzur olursa,birbiriyle didişme olmazsa insan gayesi uğrunda bir hayat yaşayabiliyor…roller paylaşılıyor..bir koşuşturma ile herkes vazifesinde..yani kardeşim gömleğin ilk düğmesini kesinlikle doğru ilikliyeceksin gerisi geliyor biiznillah..
          Allah herkese göz aydınlığı verecek bir refika-i hayat nasip etsin Amin.

          • Gelincik diyor ki:

            Ne güzel Cihad Bey imrendim 😊😊

          • Feyza diyor ki:

            Cihad bey kardesim/abim,
            Oncelikle Maasallah diyelim ki yuvanizin huzuru ve muhabbetiniz daim olsun. Benim de hayalimde boyle bir yuva, sade,mutevazi bir hayat var ve hic umitsizlige dusmedim. Gerceklesecegine hep inaniyorum, icimde oyle bir his var. Bu his ve bu hayal yeni degil kendimi bildim bileli vardi sadece biraz ertelemek zorunda kaldim.
            Iste cevremde gordugum aile profillerinin de ekserisi bu anlattiginiza yakin. Yalnizca aktiflik pasiflik kisiden kisiye, kisilerin ilmine ve durumuna gore degisebilir. Ama bunun disindaki haliyle ekserisi boyle guzel, huzurlu ve mutlu yuvalar. Yasam tarzi olarak da cok benzer.
            Ailede huzur ve muhabbet oldugu, fertler birbiriyle ilgilenebildikleri ve beraber vakit gecirmekten keyif almayi da bildikleri zaman, o evde tv.nin olmamasi da cocuklara bir eksiklik hissettirmiyor. Boyle sicak bir aile ortamim oldugu zaman evime tv almayi da dusunmuyorum. Bu acigi kapatabilecegimize ve cocuklarimia da eksikligini hissettirmeyecegimize inaniyorum ve ornegine de cokca sahit oldum.
            Burada calisma hayati olan veya hayat sartlari gereki buna mecbur olan, okuyan hanim kardeslerimin ustune alinip uzuldugunu hissettigim icin cok fazla bu konulara deginip incinmlerini istemiyorum. Ya da sahit oldugum mutlu aile tablolarini cokca ballandira ballandira anlatsam sanki oruclu bir insanin yaninda yemek yemis gibi hissediyorum. Her ne kadar kendi yasantim olmasa da yine de ben de calismayan kiz kesiminde yer aldigim icin bunu diger kardeslerime bir ustunluk unsuru gibi sunmaktan haya ediyorum. Ama bu anlattiginiz tabloya o kadar asinayim ki..yalnizca bu kadarini belirtmek istedim.
            Benim de etrafimdaki evliliklerin kabugu bu sekilde, icini ise tatmayan bilmez. Yalniz ici eksi olsa tatsiz olsa yiyenin suratina mutlaka az da olsa akseder. Ya da guzelse tadi, bunu da simasindan anlarsiniz :) Umarim bu ornekle ne demek istedigimi daha iyi anlatabilmisimdir.

          • cihad diyor ki:

            Gelincik hanım,

            Çok teşekkür ederim..Allah bize şükrünü,size ve burdaki diğer bekar kardeşlerime daha güzelini nasib etsin inşaallah..AMİN

          • cihad diyor ki:

            Feyza hanım kardeşim,

            Cenab- ı Hak hayalinizdeki yuvayı ve arzu ettiklerinizi gerçekleştirmeyi nasib etsin inşaallah..fikirleriniz hakikaten güzel ve isabetli..fikirlerinizi kendime çok yakın hissediyorum..bazen bir konuyu anlatmaya çalışırken zorlanıyorum..hissediyorum ama ifade edemiyorum..siz yorum yapınca ” hah diyorum aynen öyle”…Eğer doğru insanı bulursaniz bu fikirlerle çok mesud olursunuz..bunu bilfiil yaşayan biri olarak size garanti ediyorum.

            Tv’yi ben evimde bulundurmuyorum hatta radyo bile yok..bugüne kadar hiç zorlanmadik..

            Sizin hanenizdeki masum evlâdlarınızla masumane sohbet, yüzer sinemadan daha ziyade zevklidir.
            Lemalar – 203.

            diyen üstadıma ben gönülden bêlê dedim..çevremde bir çok kişinin tv’yi evinden kaldırmasına veya ondan sogumasina vesile olduk..abimin evinden bu sene kaldırdık..

            Evinde tv bulunduran bulundurmayana, bulundurmayan da bulundurana hayret ediyor.😊
            Bana diyorlar nasıl yapıyorsunuz,ben de diyorum ki siz nasıl yapıyorsunuz..gülüşüyoruz,sonra anlatıyorum hak veriyorlar..bugüne kadar hak vermeyene pek rastlamadım.sizin çok rahat yapabileceğinize inanıyorum..Allah sayilarinizi artırsın inşaallah..AMİN.

            Selametle…

          • .../nisa diyor ki:

            Feyza hanım öncelikle ince düşüncenizden dolayı teşekkür ederim Allah razı olsun. Ben hayata şu iki insanın imtihanı üzerinden bakıyorum belki bakışım yanlıştır belki doğrudur. Kimisinin doğru Hz. Ali gibi yanındadır kimisinede Selmanı Farisi gibi aramak düşer yanlışları görmek düşer. Bize düşen Ebu Cehil gibi olmamak.

            Dünyaya geldiğimiz aileyi çevreyi şartları biz seçmiyoruz. Her insan Ahir zamanda Müslüman olmak, Cihad bey ve sizin gibi böyle kıymetli ortamda yetişmiyor. Ama bunlarda kendi nefsim için temize çıkarmak için bahane olmamalı. Burada belki benim gibi aynı niyette olan kişilerde en azından kendi çabalarıyla öğrenip idrak edip evlilik ve bundan sonraki aile hayatlarını huzurlu geçirmek istiyor. Ne düğün istiyorum ne karışık ortamlar nede tvli yada mobilya dükkanı bir ev. Huzur ve muhabbeti insan insanda bulur eşyada yada parada değil. Çocuğun eğitimini bu yüzden önemsiyorum.

            Feyza hanım ve Ahir zamanda Müslüman olmak Allah hakkınızda hayırlı olacak aklınızın ve kalbinizin sükûn bulacağı eşi sizlere ve bütün Müslümanlara nasip etsin. Cihad bey Allah huzurunuzu muhabbetinizi daim etsin. Yaşadığınız hayatın kıymetini bilin.

            İnsanların eş adayındaki tahsil kriterleri farklıdır.

          • Sennur diyor ki:

            Maşallah güzel örnekler görmek ,duymak ne güzel. Rabbim , iki cihan da Aziz eylesin. Rızası istikametinde yaşam nasip etsin.bekar kardeşlerimize arzu ettikleri yuvayi nasip etsin .

          • Yahya diyor ki:

            Cihad bey,

            Bu şekilde mevzulara müdahil olmamdan umarım rahatsız olmuyorsunuzdur.

            Bir hanım büyüğümle, gıpta ile haset mevzunu tartışmıştık. Kendisi Müslümanın gıpta etmesinden de son derece rahatsızdı. Bu sebeple bazı ifadeleri kullanırken çekiniyorum ancak samimi duygularla ve kalpten yazdığımı belirtmek istiyorum.

            Yuvanızda huzuru bulmanız son derece mutlu etti beni. Rabbim devamını erdirsin inşaAllah. Benden kaynaklı mıdır, çevremde ki (aile/akraba değil) insanlardan mı kaynaklıdır bilmiyorum, evinde huzuru mutluluğu bulan çok az insan var. Tabii kozmopolit bir çevrem var belki bununda etkisi var. Fırsat/vakit buldukça çevremdeki insanlara arkadaşlarıma kısa tavsiyelerde bulunuyorum. (bu işi ücretli yapmamı dahi isteyenler oldu :) )
            [kelin ilacı olsa…]
            Evde huzur olmayınca, didişme olunca ibadette olmuyor. Biz dünyaya niçin gelmiştik? …

            Kızların üniversite okumasıyla ilgili yazdığınız arz/talep meselesi çift yönlü esasında. Sadece erkeklerin talep etmesi değil mevzu. Aile/akraba çevremde birçok evlenme yaşına gelmiş kızlar vardı; bu kızlar zaten başörtüsü mağduruydu ve yıllarca kısmet beklediler. Bu kızların bir kısmı bunalıma girdi. İş yok, eğitim yok, eş yok… Bu kızlar ne yapsın? Yaşıtları 2-3 çocuk sahibi oldular, çocukları ortaokul/lise okuyor. Gözümüzün önünde büyüyen mütedeyyin erkeklerin çoğu dini hassasiyeti olmayan (göze hitap eden) bayanlar ile evlendiler. Söylenecek çok şeyler var ama uzatmak istemiyorum.

            Şahsen bende üniversite mezunu tercih etmedim, kız lisesinde okumuş lise mezunu “cemaat mensubu” bir kızla evlendim. Zaten bu cemaate ailecek mensup olmaları, tercihimi bu yönde kullanmama sebebiyet verdi. İşte şöyle dindarlardı böyle zikir ederlerdi… deyip bu işi ihlasla yapan arkadaşlarımı/kardeşlerimi zan altında bırakmak istemiyorum. Bu cemaatin başında bulunan zatı muhterimi de gerçekten severim. Zaten sıkıntı bu hocamızda değil, cemaatindeki fertlerde… Çünkü benim karımla yaşadığım problemleri bu cemaate mensup ailelerde de yaşandığını öğrendim. Birçoğu gözümün içine bakıyor… yaşlarından dolayı, çocuklarından dolayı, imkansızlıklarından dolayı, cesaretsizliklerinden dolayı boşanamıyorlar.

            Bekâr kardeşlerimin evlilik kriterlerini okuyunca bazen çok önemsiz şeyleri büyüttüklerini görüyorum ve bazıları sadece bu yüzden kısmetlerini reddediyorlar (takdiri İlahi diyelim). Önceliğiniz karşınızdaki insanın huyu/ahlakı olsun… Bunu tespit etmeye çalışın/çalışalım.

            TV hususunda size tamamen katılıyorum. Keşke her aile bunu yapabilse veya ON/OFF düğmesine sahip çıkabilse… Ben aynı kararlılığı internet içinde uyguluyorum. Evime kesinlikle TV ve internet sokmuyorum. Şu dönem bekar olduğum için ev işlerinde radyo benim kankam :) 1-2 frekans kayıtlı… gerisi hikaye!
            Selametle…

          • cihad diyor ki:

            yahya kardeşim,

            ailenizle ilgili yazdığınız her yorumunuza hüzünleniyorum..hakikaten ağır bir imtihan..Rabbim yardımcın olsun.

            arz/talep mevzusu çift taraflıdır..elhak doğru kardeşim..iyi yakalamişsınız.

            yorumlarıma iştirakinizden bilakis memnunum.rahatsızlık yok.

            internet de yok,kardeşim bizde..telefon biraz sıkıntı oluyor,ona da dikkat etmeye çalışıyorum..zaten çocuklar pek bırakmıyor.eve geldiğim gibi tepemdeler:)))

            gıbta da bir sorun yok diye biliyorum.

            HASED: bende yok onda olmasın..

            BUHL: bende var onda olmasın…

            ŞUHH: onunki benim olsun..

            ĞIBTA: onda var bende de olsun..

            SEHAVET: bende var ondada olsun..

            İSAR: benim değil onun olsun…

            CUD: bende yok ama onda olsun..

            FAKR :onda yok bende de olmasın..

            birbirine yakın kelimelerin anlamları..bazen karıştırıyoruz.

            selam ve dua ile..

          • Yahya diyor ki:

            Cihad bey,

            Allah razı olsun beni rahatlattınız ve mesut ettiniz.

            Bu sekiz hal ile ilgili bir çorba hikayesi vardır.
            – Biri karşısındakine çorbasını ikram eder, diğeri karşısında kininde çorbasını içer vs… aklıma getirdiniz :)

          • Gelincik diyor ki:

            Çok teşekkür ederim Cihad Bey Amin 😊😊😊

          • Feyza diyor ki:

            Cihad bey abim,
            Allah razi olsun guzel temennileriniz icin. Ben de inaniyorum insaallah duzgun bir insanla evlilik yaptigim zaman zorlanmayacagima, tv kulturum benim zaten hic olmadi.
            Eskiden de evimizde kucuk bir 37 ekran tv vardi ve haber disinda pek acilmazdi. Sonra zaten tv.siz ortamda buyudum ve ihtiyac hissetmedim. Abim de on bes yildan fazla zamandir evli ve almadilar. O evde uc cocuk buyudu.
            Ablamin evinde de ilk zamanlar parasizliktan yoktu, onlar aldilar evlerine, ama kontrollu kullaniyorlar. Ben de en fazla onun evine gittigim zaman goz gezdiriyorum. Yayinlar bana, insan zekasiyla dalga gecer gibi geliyor bilemiyorum. Belki faydali kanallar yayinlar da vardir ama bu kadar zararin icinde faydalisinin da hikmeti kalmaz sanirim.
            Yalniz radyoyu ben de seviyorum cok vakit ve musait ortam bulamasam da dinlemek icin, nadiren gece dinleyebilirsem hosuma gidiyor itiraf edeyim :)
            Faydali yayinlar da oluyor zaman zaman, herhalde evim olsa bir radyo dinleyicisi olabilirdim ozel zaman ayirmasam da is gucle hasir nesir olurken guzel gidebilirdi.
            Hissiyatiniza ben de katiliyorum. Bazen soylemek istediklerimi siz daha guzel acikliyorsunuz, Allah kaleminize kuvvet versin.
            Selametle..

          • Feyza diyor ki:

            Nisa hnm., rica ederim.
            Sizi cok iyi anliyorum cunku ben her ne kadar su an dini bir cemaat cevresi icerisinde buyusem ve yasasam da sizin yasadiginiz imtihanin belki daha fazlasini zamaninda bizzat kendi ailem yasadi.
            Insan ailesini secemiyor ama tercihleri dogrultusunda cevresini kendi olusturabiliyor.
            Benim akraba cevrem cok uc noktalarda marjinal kimlikleri icinde barindiran kisilere sahip.
            Yani burada ne yasiyorsam memleketimde sahit oldugum manzara bir o kadar zit ve babam bu cevrenin icerisinde bes evlat yetistirdi, dinine bagli. Eger Allah’in yardimiyla dik durmasaydi ve inanclarindan taviz vermis olsaydi su an biz de belki farkli bir hayati yasiyor olacaktik. O cevrenin etkisinde kalmamamiz icin iki cocugunu kucuk yasta sehir disina gonderdi gerisini siz dusunun. O zaman anlam veremedim ama simdi cok daha iyi anliyorum. Allah kendisine rahmet etsin. Inanin ki benim, memleketime giderken sanki ayaklarim geri geri gidiyor. Iclerinde zararsizlar var onlara bir sozum yok ama bir de inadina giden yakinlarim var ki icimden evlerine adim atmak dahi gelmiyor. Allah hidayet versin diye dua etmekten baska elimden birsey gelmiyor.
            Sizin durumunuz o yuzden bize nazaran daha kiymetli. Tabi Allah bilir kullarinin kiymetini ama bir kul olarak benim gordugum su ki, put dolu meydanlarda Ibrahim olup hakikate biiznillah ulasmak ve aslini muhafaza edebilmek yurek isteyen bir cesaret.
            Bu yuzden sizi anliyorum. Cunku bilmiyorum ben eger bu ortamda buyumeseydim sizin gosterdiginiz iradeyi gosterebilir ve dogru yolu Rabbim gostermeseydi nasil bulabilirdim?
            Dilerim tercih ettiginiz dogrultuda bir yasam nasip eder Mevlam. Allah gonlunuze gore ve en hayirlisini nasip etsin.

          • .../nisa diyor ki:

            Feyza hanım,

            Allah babanıza rahmet eylesin sizin gibi evlat yetiştirdikleri için Allah razı olsun. Yol ayrımında hayırlı olanı tercih etmişler İnşallah bizlere de nasip olur vesveseye ve nefsimize yenik düşmeyiz.

            Cemaatiniz gibi koruyan birilerinin olması, dışarıdaki yada çevrenizdeki marjinal durumlarla çok fazla imtihan olmamanız çok iyi.

            Evlilik konusunda sizlere yardımcı olduklarını belirtmiştiniz. Bu noktada aileniz gibi sizi yetiştirip evlendirme sorumluluğunu da üstlenip sizleri emin oldukları yerlere saadet yuvanıza teslim ediyorlar. Bir bakıma içinizden bekarları evlendirin ayetini hem okuyup hem uyguluyorlar. Daha önce yazmıştınız size iki tane kişi önerilmişti. Sizden hayırlı haberlerinizi bekliyorum. İnşallah gölgesi ağır dediğiniz kişi karşınıza çıkar nasip olur. Birbirinizin kıymetini bilenlerden olursunuz.

          • Feyza diyor ki:

            Nisa hnm. Cok tesekkur ederim.
            Kesin bir adim olursa hayatimda burada bildirecegim ins, onun disindaki inis cikislar gundem olustursun istemedigim icin pek deginmiyorum.

        • meryem diyor ki:

          Cihad Bey
          Siz haklı olabilirsiniz ama haksız olduğunuz yada bilmediğiniz için peşin hükümlü olduğunuz noktaların olduğuna inanıyorum. Ben köyde doğdum büyüdüm ve bizim köyde yaşam koşulları oldukça zor (karadenizin bir köyü ) Köyümüzde yaşam koşullarının zorluğu sebebi ile erkekler okuyor( gelir kaynağı olmadığı için mecburen, hatta bizim köyde her evde en az 2 üniversite mezunu var ) ve üniversite mezunu dengi bir kızla evleniyor dönüp köyden evlenmiyor.

          Şimdi ben okumasaydım, sadece lise okusaydım köyden biri ile evlenmiş ve yine ağır şartlar altında hayatımı idame ettiriyor olacaktım. Tabi buna hayat denirse. Bizim köyün erkekleri de sabahtan akşama kadar kahvehanede oturdukları ve dinden de bihaber oldukları için ;siz deseniz ki ”köyünüzden evlenseydiniz ” ahiretim ve dünya hayatım zindan olacaktı. Maddi imkansızlıklar ve ağır şartlar nedeni ile köy lisesinden mezun oldum çalıştım ve İstanbul’da bir üniversite kazandım.

          Üniversite hayatım boyunca ne bir erkekle konuşmuşluğum var ne de görüşmüşlüğüm. Kafam one eğik gözler yerde 5 yıl okul bitirdim. Allah bilir ama sizlerin önerdiği medrese kızlarından farkımızın olduğunu düşünmüyorum. Boş zamanlarımda. Gerek Kuran-ı Kerim (üniversite ilk yıl ögrendim) ,gerek makam, gerek tefsir, hadis, ilmihal ve ayrıca Mesnevi ve çok sevdiğim Risale-i Nur derslerini aldım.Beni tanımayanlar benimle dini sohbet yaptıktan sonra ne mezunu olduğumu ve hangi tarikate bağlı olduğumu sorarlar. (genelde ilahiyat mezunu yada medrese eğitimi almış zannediyorlar ) bende ”hiç bir tarikate bağlı değilim, hiç bir cemaate de , gönlüme hitap edebilecek bir tarikat yada cemaate mensup olmak isterdim ama bu da nasip” diyorum.

          Ayrıca bizlerin şöyle bir artısı olduğunu düşünüyorum. Çalışma hayatının zorluğunu, ait olamamanın eksikliğini, ailenin huzurunun aslında her şeye bedel olduğunu bildiğimiz eşimizi daha rahat anlayabilir ve empati yapabiliriz diye düşünüyorum. Hiç çalışmamış kadınlar daha vesveselidir bunu unutmayın. Kendi ablamdan örnek vereyim. Eniştem geç kalsın hemen arar”nerdesin, kimlesin, niye gelmedin, nerde kaldın vs.”

          Oysa ben çalışma hayatını bildiğim için ”trafiğe takılmıştır, son dakika misafir gelmiştir, işler uzamıştır vs. ” tahmin ediyoruz. İş hayatını bilmeyen bir kişiye trafiğe takılmayı, son dakika çıkan işleri yada patronun son dakika istediği şeyleri anlatamazsınız.Onlar ”acaba nere gidiyor, beni aldatıyor mu, başka bir kadın mı var vs” ve daha da çoğaltılabilir vesvese yapıyorlar .Bu sadece basit bir örnek.

          Siz bu sitede yenisiniz ve bilenler bilir bu sitede ben, Hüzün gecesi, Nisa hanım, gelincik hanım, Kevser hanım üniversite mezunu ama çalışmanın ne olduğunu bilen, kadın fıtratının olması gerektiği gibi yaşamaya çalışan ve bize de fıtratımızı yaşatacak bizi Allah’ın emaneti bilecek, çalışmamızı istemeyecek ve BİZE HÜKMEDECEK bir eş istiyoruz. Şimdi tekrar bizleri düşünerek haklılık payını gözden geçiriniz . Vesselam :)

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Meryem Hanım.

            Siz gibi diğer hanımların da yorumlarını görünce kendi halimi düşünmeyi unutup sizlere üzülüyorum. Hadi biz erkekler hayatın zorluklarıyla mücadele etmeye programlandık, yalnız da kalsak öyle ya da böyle dayanıyoruz bir şekilde, ama ya kadınlar…

            Hacı hacıyı Mekke’de, hoca hocayı Tekke’de bulurmuş. Sabredin vesselam :) Bir de sayın Yarım Elma’ya kulak verelim.

          • cihad diyor ki:

            Meryem hanım,

            Anlattiklariniza göre haklı gerekçeleriniz oluşmuş ama dikkat ederseniz köyünüzün okumuş erkekleri köy kızı almıyor dediniz…sizi okumaya iten en büyük nedenlerden birisi bu…aslında üniversite kızlarının çoğunun nedeni bu.vitrin oluşturma çabası.
            dolayısıyla biz kızlara üniversite ye gitmeyin derken,erkeklere de almayın diyoruz ki toplumda bu anlayış kırılsın..yoksa sizin gibilerini rencide etmek değil niyetimiz..sizin okurken ki hassasiyetiniz ve çalışma konusunda ki isabetli görüşleriniz sağlam bir yuva için yeter de artar bile ancak sizin vicdanınıza soruyorum meryem hanım kendiniz gibi kaç tane gösterebilirsiniz üniversite de.

          • Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

            “meryem” hanım kardeşim. seni çok iyi anlıyorum. Ama emin ol istinalardan birisin kardeşim. Benim gördüğüm çalışma hayatına alışan kadınlar artık işi bırakmayı pek düşünmüyorlar. O yüzden sen istisnasın. İnş. gönlüne göre sana kavvam olabilecek sığınacağın bir liman bulabilirsin. Umudunu yitirme. Ayrıca ünv. hayatındaki kendini muhafaza etme azmin içinde tebrik ederim kardeşim. İnş. gönlüne göre birini bulursun…

            Vesselam…

          • meryem diyor ki:

            Cihad Bey
            Demişsiniz ki ”Anlattiklariniza göre haklı gerekçeleriniz oluşmuş ama dikkat ederseniz köyünüzün okumuş erkekleri köy kızı almıyor dediniz…sizi okumaya iten en büyük nedenlerden birisi bu…aslında üniversite kızlarının çoğunun nedeni bu.vitrin oluşturma çabası.” Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisini biliyor musunuz ? Ben yine yazayım:
            1-Fizyolojik gereksinimler (nefes, besin, su, , uyku, denge, boşaltım)
            2-Güvenlik gereksinimi (vücut, iş, kaynak, etik, aile, sağlık, mülkiyet güvenliği)
            3-Ait olma, sevgi, sevecenlik gereksinimi (arkadaşlık, aile, cinsel yakınlık)
            4-Saygınlık gereksinimi (kendine saygı, güven, başarı, diğerlerinin saygısı, başkalarına saygı)
            5-Kendini gerçekleştirme gereksinimi (erdem, yaratıcılık, doğallık, problem çözme, ön yargısız olma, gerçeklerin kabulü)

            . Bu maddeleri piramit şeklinde düşünün.Ben lise çağlarımda yaşadığım çeve ve koşullar itibari ile Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine göre 1. basamaktaydım. Yani daha açık ifade ile yeri geldi yiyecek ekmek bulamayan ben için evliliği düşünmek imkansızdı.Benim köyümüzdeki okumuş erkeklerin köyümüzdeki kızlarlarla evlenmediği günümüzde fark ettiğim bir durum. Hani okumasaydım ve köyden biri ile evlenseydim (ki bizim köydekilerin çoğu içki içer ve tembel oldukları için akşama kadar kahvehanede vakit geçirirler, akşam eve gelince yemek ararlar.

            Bakın ben Karadeniz kadınlarının çok çile çektiği yerlerdeniz ve bende Karadenizliyim. Bizim orada kadınlar ölmüş kocalarının arkasından ”Allah yüzümüze güldü de canını aldı rahat ettik ”derler. Yani ben bu yaşadıklarım gözlemlediklerime rağmen tüm erkekleri aynı sınıfa koymuyorum, yargılamıyorum, iyileri vardır diyorum vs. Ön yargılı değilim ama aynı ön yargı neredeyse burada tüm üniversite okuyan hanım kardeşlerimiz için yapılıyor.

            İnsana en çok ta şu dokunuyor : 4 yıl üniversite okuduk diye ”iyi eş olamamak , iyi anne olamamak, ve elinden bir iş gelmeyen ev işlerinden anlamayan statüsüne konuluyoruz ya , Allah’a havale ”) Dünya ve ahiret hayatım ne olurdu bilmem. Yani sizin dediğiniz gibi ”VİTRİN OLUŞTURMA CABASI ” Sadece şunu diyorum, öyle bir çabam hiç bir zaman olmadı, olsaydı ilk bakışta ne mezunu olduğum ne iş yaptığım atacağım hava ile anlaşılırdı öyle değilim.VİTRİN OLUŞTURMA ÇABASI oda neymiş ? :)

          • cihad diyor ki:

            meryem hanım,

            ben karadenizde uzun süre kaldım..aynen dediğiniz gibidir size katılıyorum..”vitrin oluşturma çabası” ifadesini aslında sizin için kullanmamıştım..yorumu gönderdikten sonra farkettim..kalbinizi kırdıysam özür dilerim kusuruma bakmayın..

            yani meryem hanım niyetim sizin gibilerini eleştirmek değil..siz gayet iyi bir ev hanımı olabilirsiniz bu düşüncelerinizle..

            maksadımız sizin de şahit olduğu ortamlardan kadınları uzak tutmak için farkındalık oluşturabilmek…benim yakın çevremde medrese terbiyesi alan bazı arkadaşlarım ünv.mezunu hanımlarla yuva kurdular..gayette mutlular,evlilikleri yürüyor..toptancı değilim ancak hüküm eksere göre verilir,değerlendirmelerimi buna göre düşününüz.

            selametle..

          • kevser diyor ki:

            Meryem hanım;
            Ben sizi çok iyi anlıyorum.tamamen olmasa da benzer bir kaderi paylaşıyoruz.ben İstanbulda doğdum büyüdüm.doğduğum tarihten itibaren de aynı semt hatta aynı mahalledeyim.mahallem bile değişmedi.bende kaeadenizliyim.yalnız biz memlekete sadece yazları istanbul sıcağından bunaldigimizda tatil amaçlı kafa dağıtmak amaçlı gideriz.koy işlerinden anlamam.hatta börtü böcek fobim vardır.yalnız size şu kadarını söyleyeyim ki şehirde de durum aynı.eğer tahsiliniz okumuslugunuz yoksa ya konfeksiyoncu ya da temizlikçi oluyorsunuz.şehirde de durum aynı.

          • Yahya diyor ki:

            Kevser hnm,

            (kaderi ilahi mevzusuna girmeden)
            Hayatımız tercihlerden ibarettir. Yani okumanız çalışmanız vs. hep sizin tercihinizdir. Tercihinize istinaden, neticelerini de kabullenmek gerekir.

            Mücbir sebepler haricinde, yapmak zorunda hissettiklerimiz ya bilinçli yada bilinç altımızdaki hedeflerimizdir.
            Sigorta dediğiniz güvence de aslen maddiyattır.

            Ev işleriyle ilgili olarak ise; şahsen yurt dışında yaşadığım dönemde uzun süre o bahsettiğiniz tüm ev işlerini tek başıma yaptım. Hem evin içi, hem evin dışı, hem öğrenim, hem rızık peşinde koştum. Erkek olarak dahi (ne bıcak elime yakışır ne ütü…) ev işlerini yapmaktan hiç rahatsız olmadım, hiç yük olarak görmedim. Ki sizin bir bayan olarak (genelde küçük kız çocukları annelerinin yaptığı işleri özeniler), ev işlerini büyük bir külfet olarak görmeniz gerçekten ilginç. (ilginç değil esasında sebepleri belli de…)

            Uzatmadan, Rabbim hakkınızda hayırlısını ihsan eylesin.

          • kevser diyor ki:

            Yanlışlıkla gonder tuşuna bastım.
            Yani şehirde de durum aynı.ülkemizde şöyle bir problem var.istediğiniz kadar bilgili olun eğer bir okul bitirmemis seniz
            İsterseniz kendinizi ortadan yırtın kimseyi bilgilive kültürlü olduğunuza ikna edemezsiniz.ya da tam tersi üniversite bitirmiş ama buyukleriyle konuşmayı bile bilmeyen saygısız gençler var.onların da bilgisiz olduklarına kimseyi ikna edemiyoruz…böyle yanlış bir durum var.belki de olması gereken de budur bilemiycem.çünkü böyle olmasaydı bu sefer önüne gelen ben bilgiliyim diye gecinirdi.diğer yorumlarınızda okuduğum kadarıyla sizinle meslektaş misiz 😊😅ben sizin kadar kapsamlı olmasa da

            Gene sizinle benzer bir iş yapıyordum.bilgisayar başında masabasi iş.program kullaniyorduk.benden yaşça büyük bekar bir bayanla çalışıyordum.ofisteydim.yalnız yanlış anlaşılmasın.benim patronlarim haremlik selamliga dikkat eden insanlardı.patronumun bayan çalışanlarıyla bir kere bile yüz göz olduğuna şahit olmadım.birşey isteyeceği zaman gayet ciddi ve konuşması gerektiği kadar söyler giderdi.odasının kapısı hiçbir zaman kapalı olmazdı.erkek müşteri geldiğinde biz ilgileniriz sen içeri geç dercesine davranırlardi.zaten patronumun benim yaşımda oğlu vardı ve evine ailesine hanımına çok düşkün bir adamdı.Allah ondan razı olsun.yani çok istisna da olsa böyle işveren ler var.tabi çok nadir.çünkü Allahü teala benim niyetimi biliyordu.ben çalışmak istemiyordum ama çevrem tarafından buna mecbur edilmistim.ama haram işlemekte istemiyordum.Allah da karşıma böyle patronların olduğu bir işyeri çıkardı.yalnız ben şöyle düşündüm:bir genç kız olarak böyle bütün gün bir ofisin içinde dur dur dur dur nereye kadar? Bunun bana kazancı ne?hatta bağlı bulunduğum cemaat ortamından bile kopuyordum.çünkü bende sizin gibi sadece pazar günleri evdeydim 😊ve pazar günleri de hanım ablaların kocaları evde olduğu için hiçbir toplantı olmuyordu.

            Ben aile kavramına çok önem veririm.buna çok dikkat ettiğim için çalıştığım yerde hiçbir problemim olmamasına rağmen kendi isteğimle ayrıldım.valla belli bir zamandır evde olan biri olarak hani bazıları diyor ya ev hanımları tembel bütün gün yatıyor diye.nasıl yatiyorlarmış anlamadım.sadece yiyecek içecek le bile uğraşsam gene oturamıyorum.burada Feyza hanım yazmış ev işini seviyorum diye valla Feyza hanım ev işi dışarıdan göründüğü gibi değil.iş yerinde bile haftada bir gün izin var ama ev hanimliginda hergün mesai var.

            hergün kahvaltı hazırla-bulaşık,sonra öğle öğünü gene bulaşık (tabi gün arasında sildiğim temuzledigim yerleri yazmıyorum dikkat ederseniz)ve bütün bunları hergün yapıyorsunuz.şikayet için söylemiyorum bunları…Hani ev hanımligi kolaymış ya bazılarına göre onun için dedim.bıkmadan usanmadan hergün aynı şeyi yapıyorsunuz.ben şikayetçi falan değilim ama sabırsız olan biri yapamaz.zaten şu günümüzde çalışmayı isteyen kadınlar ev işinden yırtmak için çalışma hayatını istiyorlar itiraf edin bayanlar 😀

            Geçen gün komşumuz olan teyzeyle yolda karşılaştım ayak üstü konuşuyorduk bana dedi ki(bunu kendimi övmek için söylemiyorum)valla bu zamanda senin gibi kız bulmak zor dedi.ne gibi ablacım anlayamadım dedim.yani ne bileyim giyimine kusamina bakıyorum çok usturuplu üstelik işinde de hiçbir sorunun olmamasına rağmen ev hanımligini tercih ettin dedi.ben bu isittigim sözlerin üstüne hem şaşırdım hem de hoşuma gitti.çünkü ilk defa birisi bana işten ciktigim için iyi laflar söylüyordu 😊😊
            Benim annem illa şu olsun bu olsun diye karışmaz ama annem bile geçen gün misafirlerin yanında bana :aslında işinden çıkmasaydı iyi olurdu parasında değilim ama sigortası devam etmiş yatırılmış olurdu dedi.

          • kevser diyor ki:

            Ben burada konfeksiyoncu temizlikçi derken beden gücüne dayalı işi kastettim.

          • kevser diyor ki:

            Birde Meryem hanım
            İş hayatınızı anlattığınız yorumunuzu okuyunca ister istemez güldüm çünkü aynıları benim de başıma geliyordu😂bende hiçbir gün geç kalma korkum olmadan rahat rahat gittiğimi hatırlamıyorum.fatih bey de demiş ya ben kendimden çok size üzülüyorum diye aynen öyle.çünkü bizi kimse anlamıyor

          • Feyza diyor ki:

            Kevser hnm., ev isini seviyorumdan ziyade ev hayatini seviyorum demistim. Ev isleri tabi zananla rutin hayata donustukce ilk gunku heyecanini vermez mutlaka. Ama ev hayati ev isinden ibaret degil ki, koca bir yasam alani. Islerini programli yaparsa insan mutlaka kendine ayiracak zaman bulur. Oturup kitap okuyabilecegi, hobileriyle mesgul olacagi,, misafir agirlayacagi, mutfakta guzel vakit gecirecegi ozel zamanlari muhakkak olur. Programa bagli. Bir ev hanimi gunduz bir sat uyuyabilir ornegin dinc olma adina. Bu bile bir evlilik icin guzel bir yatirimdir.
            Bir de baba evi ile insanin esinin evi de farklidir. Cunku kendi evin kendi duzenin daha guzel sahiplenip evini sevmeni saglar. Bir yil kadar annemin rahatsizliginda eve mecburi donus yaptim yalniz idare etme zorunda kaldim herseyi yani ev hayatini o donem zor sartlarda da olsa yasadim. Biliyorum ki insaallah evim olsa mutlu bir ev hanimi olacagim ve evime aileme vakit ayiracak zamanlar, ortamlar insaallah olusturacagim.

          • kevser diyor ki:

            Yani Yahya bey.
            Yazdıklarımdan bunlari anladiysaniz bravo diyorum! !!
            Ben ev işlerinden şikayet mi etmişim? Zül mü görmüşüm? Ayrıca siz de ev işi yaptığınızı söylemişsiniz de adı üstünde TEK başına yasamissiniz.yani sadece siz.bir tek insanın ne kadar ev işi çıkacak ki? Koyduğunuz eşyayı koyduğunuz yerde bulursunuz.tercih demişsiniz de valla kendi kendime tercih yapabileceğim bir ortam sadece şu son 1 yıl içinde oldu.ondan öncesinde ben kime nasıl laf anlatabilirdim ki? Ayrıca bende evde olmayı çok seviyorum.ve bundan şikayetçi de değilim.sigortadan kastımız da:insanın ömrünün geriye sayılamayacagini ifade etmek icindi.sonuçta bu hayatta kimse kimseye bedava 1 kuruş bile vermiyor öyle değil mi? Yazdıklarımdan bunları anladiysaniz iyi saatte olsunlar diyorum

          • Yahya diyor ki:

            Kevser hnm,

            İlk defa takdir edildim bu sitede :) (bravo demişsiniz)

            Peki ben yanlış anlamışım sizi, kusura bakmayınız lütfen.

            Bu arada TEK kişiyim ama 4-5 kişilik faaliyet gösteririm. O her bir kişinin arkasını temizlemek gerekir sonra :(

            Tabii hayat şartlarınızı bilemem… Genelde oturup konuştuğum dertleştiğimiz insanlarda tercihler silsilesi görüyorum. Mecburum/mecburdum diyen insanların sebeplerini duyunca ve önlerine alternatiflerini koyunca “haklıymışsın” sözünü çok duydum. Yeter ki isteyelim, yeter ki azim edelim.

            Selam ve dua ile…

    • Feyza diyor ki:

      Sevgili Azmo kardesim,
      Iki cemaatin kursunda kaldim. Onceki kaldigimda henuz kucuk oldugum icin bu gibi seylerle alakam yoktu ve farkli bir dunyada yasiyordum. Ama o zamanlar da hic flort eden, erkek arkadas sohbeti yapan bir kiza sahit olmadim. Cunku olsaydim benim icin buyuk bir olaydi bu ve mutlaka hatirlardim. Zaten disiplinli bir ortam oldugu icin bu mumkun de gozukmuyordu.

      Su an kaldigim yer de disiplinli. Hafizlik okuyan ya da hafizlik okumayan ama Arapca tahsili goren daimi talebeler var. Bu anlattiklariniza inanin ki sahit olmadim, ama o kadar cok cemaat kursu veya medrese var ki. Iclerinde yetisen bu kadar insanin icinde iyisi de vardir kotusu de. Yalniz su var ki, bireyler adina genel anlamda birsey konusmam dogru olmaz cunku ne hepsine kefilim diyebilirim ne de sahit olmadigim cirkin bir ise istinaden karalayabilirim. Fakat bu ortamin genel disiplini sudur. Bir kiz, zaten daimi talebeyse h.ici her gun (onceden ayda bir izne cikilirsi simdi haftada bire indirildi) burada kalir ve disariya izin okmadikca kafasina gore cikamaz. Haliyle bu gibi islere bulasmasi mumkun degil. H.sonu ailesinin yanina gittigi zaman biriyle gorusturulurse bu ailesinin tasarrufunda biz bilemeyiz. Ama bu gorusmeler eger soz veya nisana donerse bu kiz zaten kurstan ayrilmak zorundadir. Bu sekilde kurstan ayrilan kiz ilerde sozu veya nisani bozarsa tekrar kursa yatili olarak donemez.

      Talebelerin icinden bu gibi soz icabi ayrilanlara sahit oldum ama hemen hepsinin kisa sure sonra evlendigini gorduk. Cunku dugunlerine davet ediyorlar. Yani soz veya nisanin bozulduguna dahi pek sahit olmadim. Ya da sozlenip iki uc sene gorustuklerini hic duymadim. Genelde evlilikle sonuclaniyorlar. O sekil uzun vadeli gorusup soz veya nisan olmadan flort tarzi bir iliski yasamalarina ve sonra ayrilmalarina aileleri de musade etmez sanirim. Yani bana cok uzak geldi.

      Talebeler ya okur ve azimliyse belli bir tedrisati tamamlayana kadar zaten hic bir erkekle gorusturulmezler. Kafalarinin karismamasi icin. Bu talebinin istidadina ve gidisatina bagli bunu anlayabiliyorlar. Ya da okumaya pek gonlu yoktur ve aileleri vesilesiyle talipleri ile gorusurlerse de soz safhasindan itibaren burayla ilisikleri kesilir. Okumaya gonlu olmayan kizlar zaten belli ediyor kendilerini ve o kisilerin evlilik icabi da olsa birileriyle gorusmesine hocalar vesile olmazlar. Ilgi alanlarina girmez.

      Eger bahsettigimiz kisi belli bir tedrisati tamamlamis ve hafiz olsun hoca olsun belli bir asamaya gelmis hizmet eden bir kizsa artik, onu bu asamadan sonra talibi olan kisilerle gorusturebiliyorlar. Cunku yeterince malumat sahibi olduklari hizmet ehli bir insan. Boyle durumlarda eger cemaatten birileri vesile olmussa o gorusmenin akibetini yakinligimiz olcusunde biliyor ve takip edebiliyoruz. Yani gorusme olumlu mu degil mi diger safhalari (ikinci gorusme veya soz nisan) ne zaman olacak bunlari hem biliyoruz zaten sohbetimiz de oldugu bir kisi ise yakinen takip ediyoruz. Bu gibi bir duruma yani iki uc sene gorusup gezip tozup ayrilip baskasiyla gorusmeye baslayanina hic rastlamadim inanin ki. Ya olumlu olur bir kac kez sonrasi sozlenir ve o da kurstan ayrilir ya da olumsu olur ve bir daha o kisiyle gorusmezler. Yine aile cevresi genis olup da onlar vesilesiyle disarda gorusen hocahanim veya hafize hanimlar da zaten yine aileleeinin referansiyla bu ise giristikleri icin oyle keyfi davranmalari cok zor. Buna hangi baba musade eder ki?

      Kisaca hic sahit olmadim inanin ki Azmo kardesim. Acikcasi genel itibariyle hocalar bu aracilik islerinde herkese kefil olmazlar. Gercekten guvendikleri emin olduklari kisilere referans olurlar. Yoksa bu islerle ugrasmalari icin de ayri bir sektor kurmalari gerekir. Benim durumuma bakmayin benim ozel durumlarim var. Hem tanidiklari ve yillardir guvendikleri ve emanet gordukleri icin hem de benim aile ve akraba yonunden yasadigim zaafiyeti bildikleri icin gayret ediyorlar. Yakin cevresi genis kizlar icin evlilik sorun degil. Pek ugrasmazlar. En fazla bir hocahanima hocaefendi munasip gorurlerse ilgilenirler. Ikisi de ayni cemaatin insani oldugu icin karsilastirirlar. Yoksa iki taraf da kendi cevresinde zaten nasibini buluyor.
      Bu anlattiklarim yatili kalanlar icin.

      Bir de yatili olmayan cemaat muntesipleri var onlari denetlemek mumkun degil. Disarisi buyuk bir dunya ve herkes kendi vicdaniyla basbasa. Onlar hakkinda birsey diyemiyorum ama yatili kalanlar icinde bu gibi seyler bu disiplinli ortamda cok zor.
      Kisa sureli evliliklere sahit oldunuz mu demissiniz. Burada bazi zamanlar yaziyorum, ben yakin cevremde bosanmaya rastlamadim. Her evlilikte mutlaka sorunlar yasaniyordur inisler cikislar olur ama bunun bosanmayla sonuclanina sahit olmadim. Sahit olduklarim ya ucuncu agizdan ya daha uzak ve bir insanin bosanmasi bu yuzden hayatimda buyuk bir aksiyon benim.
      Genelde mutlu evlilikler goruyorum en azindan disaridan oyle gozukuyorlar. Bosanmalar da oluyordur belki ama bu cevrede bana denk gelmedi. Hatta burada bazen dindar kadinlarin yaptiklari hatalari duyunca bu yuzden bu kadar sasiriyordum. Yani o kadar okumus nasil bu hatalara duser seklinde.

      Artik bagisiklik kazandim sasirmaktan vazgectim. Cunku bu tecrubeyi yasayan insanlar var demek ki ama dedigim gibi ben sahit olmadim.

      Feminist zihniyetli kadinlara da kizlara da inanin ki hic rastlamadim. Yani o kadar konusuyoruz ders okuyoruz anlatiyoruz vs. Ne teaddud i zevcat bahsini ne itaat bahsini ne miras nafaka vs hukukunu sorgulayan, ayetlere hurnetsizlik edip manasini yol kazasina ugratan bir hanim gormedim.

      Mutlaka hicbiri Cennetten inme huri degil :) Hepsinin kendi icinde kusurlari vardir. Ama itikadi degil beseri kusurlar. Yani kasitli bir zihniyet hatasi degil de kadinsi fitri zaaflar diyelim. Yani ege kemigi misaline ornek kusurlar. Kirmadan duzeltilebilecegine inandigim.

      Kisaca sevgili azmo, dunyevilesmenin yayginlastigi cagimizda bundan payini nisbeten cemaat mensubu insanlar da aldiysa da hala kanaatkar temiz insanlarin sayisi cok fazla. Guzel orneklere sahit oldugum kadar kotulerine sahit olmadim. Ama sizin tereddut ettiginiz konulaea ise hic sahit olmadim. Yatili ve disiplinli bir ortamda attiginiz her adimdan haberdar oluyorlar. Bir de maneviyat bazi gunahlari engelliyor sevgili kardesim.

      Hizmet niyetiyle bir yere gitmek gerekse dahi toplu tasima araclarina binmiyor kizlar, kurumun servisi, arabasi goturup teslim ediyor ve birakiyor sonra isiniz bitince gelip sizi aliyorlar. Bu ortamda bu dedikleriniz zor fakat dedigim gibi yatili olmayan talebe ve kisilerin ne amel isledigini bilemeyiz. Yanlis bilgi vermemek icin zihnimi zorlayarak yazdim vebal olsun istemem. O yuzden biraz uzun oldu.

      Siz boyle bir yerden bir kiza talip olacak olursaniz ailesini oncelikle iyi arastirin. Hocalarindan da sordurun. Bazen kurs hayatinda surekli birseyleri organize etmek ister istemez insanda hep birseylere mudahale etme ozelligini olusturuyor ve bu karakterin bir parcasi olursa evlilikte belki bu sorun olabilir. Yani hep.birseyleri yonetme arzusu ese de intikal etmesin. O yuzden bunlara dikkat edin. Bir de kardesleri varsa onlarin evliligini de itibara alin fikir edinmeniz acisindan. Eger bir kursta siradan temiz bir talebe bulup evlenirseniz ne ala.

      Eger hocahanim olursa mutlaka dedigim.yoneticilik vasfinin asiri olup olmadigina be bir de okudugu ilmin kendisinde kibre yol acip.acmadigina dikkat edin. Bu ikisi onemli ve bana kalirsa yasanacak bir sorun varsa da dediklerinizden degil de bu dedigim iki ozellikden kaynakli yasanabilir. Yalnizca bir gozlem ve tavsiye.

      • Yahya diyor ki:

        Waybe orası hapis hane mi?

        “Ama bu gorusmeler eger soz veya nisana donerse bu kiz zaten kurstan ayrilmak zorundadir. Bu sekilde kurstan ayrilan kiz ilerde sozu veya nisani bozarsa tekrar kursa yatili olarak donemez. ”

        demişsiniz. Bunun mantığını anlamadım?

        Hadi diyelim ki evlendi zaten yatılı olarak geri dönmesi beklenemez ancak, söz/nişan olmadı. Bu kız tekrar evlenene kadar yıllar geçecek niçin yatılı geri dönemiyor? Yani diğer arkadaşlarına belli şeyler telkin eder diye mi geri alın mıyor?

        Not: Kurallar, kırılmak içindir :) :) :)

        • Feyza diyor ki:

          Hapishane degil de Askeriye gibi denilebilir Yahya bey. Zaten bahsederken askeri disiplin diye bahsedenler de olur.
          Bunlarin hepsi dogru bana guvenebilirsiniz. O kadar kiz cocugunun emniyeti de baska turlu saglanamiyor. Yapamayan zaten ayrilir, zorla tutamazsiniz.
          Soz nisan vs olduktan sonra evlerine donerler. Cunku artik hayatinda bir erkek vardir ve ilgisi hem ona hem yeni kuracagi yuvasina yogunlasir, oyle de olmalidir.
          Eger soz veya nisan bozulursa da donmesinde sakincalar olabilir cunku basindan hic soz nisan gecmemis kizlara tecrubesinden bahsederse sohbet farkli noktalara gidebilir. Kizlarin sohbet etme potansiyeli erkeklerden daha farkli ve daha detayli. Anlatilmasi kacinilmaz. Boylesi daha makul. O yuzden bu isler cocuk oyuncagi degil. Yani bir karar verirken dusunmesi gerekir hem kendisinin hem de ailesinin.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Feyza Hanım.

            Gerçekten çok objektif açıklamışsınız, bizi bilgi sahibi ettiniz. Disiplinin olmadığı yerde kan ve gözyaşı vardır sözü sevdiğim bir sözdür, burada paylaşmış olayım.

            Cemaatler hakkında önyargıları olan ya da bazı mensupların kötü davranışlarını tüm cemaatlere yıkan bir insan değilim. Ancak üniversiteye ilk başladığımda ben de bir yurtta kalacaktım. Hangilerinden olduklarını bilmiyorum (Gülenciler de değildi ama)
            Babamdan ödeyemeyeceği aylık ücret istemişler. Ayrıca arada bir bağış yaparsın demişler. Ben devlet yurdunda kaldım bu sebeple. Bazı cemaat mensubu arkadaşların da kibirli tavırları olurdu. Sanki biz müslüman değiliz, sanki onlara ruhsat verilmiş Allah’ın rızasını kazandıklarına dair. Birgün cami çıkışı okuldan bir arkadaş çevirdiydi, bana hangi cemaattensin diye sorduydu. Ben de camiye gelmek için illa ki bir cemaate mi mensup olmak gerekli dediydim :)

            İş arkadaşlarımdan bazıları da cemaatlere mensup. Üniversitede yaşanan bu sıkıntıların ardından tam tersi yaşanıyor şu an. Ezberci değil hiçbir arkadaşım. Özümsemeye çalışıyorlar dini hakikatleri. Sizin anlattıklarınıza çok sevindim Hem de objektif olarak duru bir gözle anlatmışsınız. Güzel şeyler olduğundan da haberimiz olsun arada :)

            Allah ilim yolunda yardımcınız olsun, kolay iş yapmıyorsunuz, göreviniz zor…

          • Halil Mümin diyor ki:

            Feyza hanım ;
            Bahsettiğiniz gibi bayanların sohbeti hakikaten farklı..
            İş hayatında bayan mesai arkadaşlarımız var..İster istemez kulak misafiri oluyoruz.Bazıları özel hayatlarını ayan beyan anlatıyorlar hele ki sesi gür olanlar var..Gezdiği yerleri, erkeğin mesleği vs…

          • Yahya diyor ki:

            Feyza hnm,

            Genel olarak tüm açıklamalarınız için teşekkür ederim. İngilizce de bir tabir vardır: “Been there, Seen that, Done that”; yani Türkçesi “ordaydım, gördüm, yaptım” gibi…
            [Bizdeki tabiri beğenmediğim için bunu söylüyorum]

            Ben tabii erkek versiyonunu yaşadım. Bizde de dişi sinek uçurtmazlardı. Zaten dağın tepesindeydik, hafta da 1-2 kaçardık, etrafta in-cin top oynardı. Kaçmak bile zevk vermezdi.. adrenalin olsun diye yapardık.

            Ancak ben bu son kuralı beğenmedim. Şimdi ben diyelim bir şekilde :) veya tanıdık vasıtasıyla (varsayım) böyle bir medreseden hanım bir kız beğensem ve talip olsam, söz ve/veya nişan yapsak sonra erkek tarafı veya kız tarafı geçerli bir sebepten dolayı bu hayırlı işten vazgeçse bu hanım kızımızın medrese hayatı niye bitsin? Bu kadar edepli terbiyeli ahlaklı yetiştirilmiyor mu bu hanım kızlarımız?

            Yine İngilizceden bize geçen bu ata sözüyle bitirmek istiyorum:
            “Rules are meant to be broken”

          • Feyza diyor ki:

            Disiplin konusundaki bu soz cok dogru Fatih bey. Ozellikle bu gibi ortamlarda disiplin olmazsa kimin girdigi kimin ciktigi belli olmaz ve o cocuklarin hepsi hem cani hem dini hem dunyasiyla birer emanet..
            Dediginiz gibi vakalar da oluyordur, bircok cemaat var bircok tarikat ve baglilari. Hepsini takip etmek ve hakkinda fikir sahibi olmak mumkun degil. Ben sadece kendi yasadigim ortami bir de birebir uzaktan sahit oldugum ortamlari yazabiliyorum. “Ham sofu” diye bir tabir vardif. Bu kadar farkli cemaat muntesibi icinde mutlaka bu tabire uyan heyecanli bir kesim de var farkindayim.
            Bir ablam mesela bir ara sohbetleri begenip devam ettirmek istemis. Teyzelerimizden birisi uc bes kisilik bir ortamda “sen pantolon giyiyorsun olmaz”diye geri cevirmis haberimiz dahi yoktu. Bu teyzenin herhangi bir yetkisi de olmadigi halde sert bir uslupla topluluk icinde o ablayi oyle ikaz etmesi agrina gitmis ki tamamen uzaklasti. Sonra kizi, gelini devam ettiler ama bu abladan ses seda cikmadi. Sordugumuz zaman bu olayi anlattilar ve o yuzden kirilip gelmekten vazgectigini soylediklerinde nasil uzuldum.
            Sonra bir Cuma gunu ziyaretine gidip gonlunu aldi saydigim bir hocahanim ablam. Ben de yanindaydim. Devam etmeye tekrar basladi simdi Maasallah hem tesetturune kendliginden riayet etmeye basladi hem de her konuda istikrarli ve azimli.
            Yani soylemeden soylemeye fark var. Bir insani zaten once kalben kazandiginiz zaman o insan kisa sure icinde kendiliginden bir duzene giriyor ve haline cekiduzen veriyor. Vermiyorsa da soylemenin bir yolu vardir.
            Esarbini ince buldugunuz birisini toplum icinde rencide etmek yerine usulune uugun bir esarp alir hediye edersiniz ve bundan sonra bu esarpla ortunurseniz daha makbul olur dersiniz guleryuzle, hem hediye sevabi alir hem olmasi gereken yolu gosterir ve hem de kalbini incitmemis olirsunuz. Ama bu inceliklere herkes bilse de dikkat etmiyor bunun farkindayim ve bu buyuk bir eksikligimiz. Insaallah zamanla hersey daha guzel olur.

          • Feyza diyor ki:

            Halil Mumin bey, kadinlarin sohbet anlayisi erkeklerden cok farkli. O yuzden onemli bir vasif olarak kadinin, kocasinin ve evinin sirrini saklamasina dinimiz onemle atif yapar. Sohbet ederken iki erkek yarim saat icinde ne konusabilir dersiniz ama iki kadini basbasa biraksaniz ve kafalari da uyduysa yedi kusak otesine inebilir :) Sasirmayin..

          • Feyza diyor ki:

            Yahya bey,
            Ilim medrese duvarlariyla sinirli degil ki. Oradan ayrilsa da okumaya yine devam eder sadece yatili kalmaz.
            Dedigim gibi o asamaya geldikten sonra donenine cok rastlamadim ama sozlendini kurstan ayrilmamak icin gizleyenine rastladim :) Ogrenilmesi uzun surmedi.
            Yani bu kizlar sabikali degil ama bu gibi seyler biraz merak olusturuyor. Edepli olmaktan ziyade bunlardan fazla bahsedilince atmosferin buyusu bozulur ve mutlaka konusulur. Serbest olsa sozu atan tekrar dinse geri geldiginde arkadaslari mutlaka sorar konusulur vs.
            Gereksiz muhabbetler olur. Konsantre bozulur.
            Ama serbest olmadigi icin boyle bir durumu olan kiz geri donse de ayni ortama donemez ama farkli bir kursa giderse ve bu olaydan yetkililere hic bahsetmezse belki alirlar. Sonucta resmi bir gecerliligi yok bunun. Fakat kurallari bildigi icin en azindan tecrubesini de kendisine saklar ve atilma korkusuyla da olsa duyulmasindan cekinip kimseyle paylasamaz.
            Bilmiyorum bu taktigi uygulayan var midir, ama isin ciddiyetini bilmeleri acisindan ne kadar onemsenen bir kural olsa da kilifini bulmak da o kadar imkansiz degil. Ama tek tuktur yapan yani zannetmiyorum.
            Not: Kurallar niye kirilmak icin olsun, hem bizim atasozlerimizin suyu mu cikti da ithal atasozlerine muracat edelim :) Kurallar uyulmak icindir, kirilan kural degil, kural koyucunun yitirilmis hakimiyetidir. :)

      • Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

        “feyza” kardeşim biraz uzun açıklamışsın :) teşekkür ederim.

        Netice itibariyle siz pek olumsuz vakalara şahit olmamışsınız. İnş. dahada olmazsınız. Ama bu aralar ben olumsuz şeyler duymaya başladım siz bu tür mekanlarda bulunuyorsunuz en iyi siz bilirsiniz diye size sorayım dedim. zahmet edip yazdınız. Ben alacağımı aldım…Allah razı olsun…

        Vesselam…

  24. Abdullah Bir diyor ki:

    Yahya Kardeşime…

    “ilk cümleden sonrasını yapan bir kadın görmedim ben”

    Ben gördüm, hemde hatırı sayılır derecede çok.

    “kadın kimliği ile yazan erkeklermiş”

    Bu doğru değil, buda o tür sitelerde-forumlarda “kadınların birbirine bakarak pişmanlık itiraflarında bulunmalarını önlemek” için ortaya atılmış-uydurulmuş bir ALGI OPERASYONU

    Çünkü kadınların en belirgin özelliklerinden bir tanesi de “BİRİSİ BAŞLASIN BENDE KONUŞAYIM-YAPAYIM” seklinde ki BİR GRUBA-ÇOĞUNLUĞA AİT OLMA-SIĞINMA içgüdüsüdür.

    “bu hikaye… bana çok ŞAİBELİ geldi, sonu zaten KOPARDI beni”

    Bu ifadelerinin ve böyle düşünmemin sebebini biraz daha detaylandırırsan sevinirim kardeşim. Çünkü ne demek istediğini tam olarak anlamadım. :-)

    • Sadece Fatih diyor ki:

      Abdullah Bey.
      Bu konuda da bilimsel bir araştırma var.

      Ayrı ayrı kadın ve erkeklerden oluşan gruba bir bilgisayar oyununda görev olarak insan öldürmeleri söyleniyor. Önce teste bireysel olarak sokuluyorlar. Bireysel skorda beklendiği gibi erkekler kadınlardan daha agresif çıkıyor. Aynı testi grup halinde tekrar yaptırıyorlar. Test sonucu yazdığınız gibi :) Normalde bireysel olarak erkeklere göre daha az skoru olan kadınlar toplu ortamda erkeklerden daha fazla bireysel skor yapıyor. Yani toplu bir ortamda erkeklere göre daha acımasız ve gaddarlar :)

      • Yahya diyor ki:

        Fatih bey,

        Çok enteresan benzer bir çalışmayı gençlik yıllarımda bende okumuştum. Gerçek silah ile yapılıyor tahmin ederim mankenlere kurşun sıkıyorlar. Erkekler kadınlara nazaran daha merhametli davranıyorlar bir çoğu tetiğe basamazken, kadınlar tetiği çekiyor. Çok detay hatırlamıyorum, bireysel mi, grup mu, yoksa başka faktörler var mıydı bilmiyorum.

    • Yahya diyor ki:

      Abdullah abi,

      Sizin tecrübelerinizle, benim tecrübelerim muhakkak farklıdır.

      Eski eşimle yaşadığım sıkıntıları, aile danışmanıyla konuşurken benzer ifadeleri ondan da duymuştum. Hani kendinizde gördüğünüz hatalar nelerdir, biraz kendi kendini eleştirme, itiraflarda; doğru düzgün cevap alamayınca “Kocamca benim hatam şuymuş, kocamca ben şunu yanlış yapıyormuşum”dan öteye geçemeyince; ben aile danışmanını biraz sıkıştırdım. O da kadınlar hatalarını kabul etmez, biz o yüzden burdayız, size hatalarınızı gösteririz, ayna tutarız vs. demişti.

      Bu bunu iddia etmememin delili değil tabii ki.
      Ayıca, yine bir büyüğüm (uzman klinik psikolog) kadınlar bir şey yapıyorsa bunu bilinçli yapıyordur. Ceza vermek için, kıskandırmak içindir, intikam almak içindir vs. demişti. Yani bizce/erkek gözüyle, hata/suç olarak görülen bir şey onlar tarafından bilinçli yapılır. Dolayısıyla bilinçli yapılan bir şeyden daha sonra rücu etmek bundan pişmanlık duymak/beklemek mümkün değildir. Belki çok ilerleyen bir zaman da olabilir.

      Sitelerde/forumlarda ki tespitim ise biraz enteresan, kocasını aldatan kadın bile ohh iyi oldu iyi ki yaptım diyebiliyor. Ciddi eleştiriler alanlar bile zeytinyağı gibi üste çıkıyor. Utananını, pişman olanını görmedim. Kadın ağzıyla yazan erkekler ise çoğunlukla üyelikten atılıyor, bu şekilde tespit ettim. :)

      İnsanın kendi hataları ile yüzleşebilmesi, otokritik yapması, hatalarından ders çıkarabilmesi, her türlü eleştiriye açık olması bir erdemdir. İnsanı her türlü geliştirir.

      • Abdullah Bir diyor ki:

        Yahya Kardeşime…

        “kadınlar bir şey yapıyorsa bunu bilinçli yapıyordur…bilinçli yapılan bir şeyden daha sonra rücu etmek bundan pişmanlık duymak/beklemek mümkün değildir. Belki çok ilerleyen bir zaman da olabilir.”

        Psikolog da sen de haklısın, ben sizin tezleriniz KESİNLİKLE DOĞRU DEĞİLDİR demiyorum kardeşim.

        Ama seni temin ederim ki “boşanan ve erkeğe zulm eden kadınların büyük bir çoğunluğu” ER veya GEÇ – BAŞKALARINA veya KENDİLERİNE PİŞMAN OLDUKLARINI İTİRAF ediyorlar.

        İşin uzmanları bunun ( kadınların pişman olduklarını itiraf ettirme işini) nasıl yapılacağını çok iyi biliyorlar ve tere-yağından kıl çeker gibi kadınların ağzından bu itirafı alıyorlar. Tabi işlerine gelmediği için aynı kadın(lar) daha sonra yaptıkları itirafı başkalarının yanında, toplum içinde inkar ediyorlar. :-)

        Tıpkı SEYTAN’ın yaptığı gibi SAĞ’dan yanaşarak.

        • Yahya diyor ki:

          Abdullah abi,

          İlaveten;

          Bir tür kişilik bozukluğu olan insanların (narsisizm’in altında teşhisi var, adını hatırlayamadım) rücu etmeleri de mümkün değilmiş. Kesinlikle pişmanlık hissetmezmiş.
          Belki hatırlarsınız Tayyip bey yakın zamanda “hasetçinin” hikayesini anlatmıştı. “sana bir, komşuna iki katını vereceğiz denen bir kişiye, o zaman benim bir gözümü çıkarın demiş” … işte bu pişman olmayanlar bu gruba giriyor. Bunun organik bağını ve ilmi açıklamasını Nevzat Tarhan çok güzel yapıyor.

          Tabii bu yazdığım hem kadın hem erkek için geçerli tek taraflı değil.

          Rabbim bizi iyilerle karşılaştırsın; şeytanın, insanın ve cinin şerrinden muhafaza eylesin inşaAllah.

          Selam ve dua ile…

  25. Süleyman diyor ki:

    Cihad Bey, AZMO Bey

    Dediklerinize kısmi olarak katılıyorum. Bu meseleyi de uzatmak istemiyorum çünkü mesele dallanarak budaklanıyor.

    Bu konuda olacak tartışma sadece hanımların okuyup okumaması ile de çözülmeyecek anladığım çünkü eğitimin mahiyeti(mesela benim için eğitim sadece meslek edinmek için değildir.), herkes eğitim almalı mı? (Mesela eski alimler herkese eğitim vermezlermiş. Kibirli bir insanın aldığı eğitim felaket olabilir diye erkek olsada.), eğitim sistemimiz doğru mu? Bu eğitim sisteminde faydalı şeyler öğretilebilir mi? ve daha birçok soruyu cevaplamayı gerektiriyor.

    Yazılı bir ortamda tartışarakta bu soruna bir ortak çözüm bulamayız diye hissediyorum çünkü bazı şeyler yanlış anlaşılabiliyor. En azından yüz yüze görüşülüp konuşulmalı. Bu da belki yeterli olmayabilir.

    Benim tek ricam bu konuyu ve Müslümanların çektiği öteki toplumsal meseleleri küçümsemeniz. Zira Üstad Necip Fazıl’ın sevdiğim güzel bir sözü var: “Büyük planlar küçük analizlerle çözülemez, hatta daha karmaşık hale getirilir.” Ondan dolayı bunu koministler getirmiş, bu hep kapitalizm sonucu ya da bunlar hep batının oyunları gibi basit yorumlar bizim toplumumuz üzerinde oynanmaya çalışan büyük planları bozmak için yeterli değil. Müslümanlar olarak kendi çalışma sahalarımızda birey birey çalışmalıyız. Kafa yormalıyız.

    Benim diyeceklerim bu kadar. Bu konuda daha fazla da yorum yapmayı gerekli görmüyorum bu sebeple bu benim bu konuda yapacağım son yorum.

    Hayırlı Günler.

  26. Sadece Fatih diyor ki:

    Bu yorumu belki kadınların çalışma meselesi yazısının altına yazmam daha doğruydu ama önceki yorumlarımda acaba gavurlar bu konuda ne düşünüyor araştıralım dediğim için buraya yazıyorum:) Yaptığım araştırmalarda söylediklerimizden çok farklı bir durum olmadığını gördüm. Diğer milletler de kadınlarının evlerden uzaklaştırılarak aile kurumunun yıkılmasının planlı bir çalışma olduğunu söylüyor.

    Bu durum aslında yine feminizmle alakalı. Ailelerimizi yıkmak için kadınlarımızı bize karşı kullanıyorlar diye çok güzel özetlemişler. Bu durumu soykırım olarak nitelendiriyorlar. Kapitalist düzen hanımlarımızı evimizden aldı fabrikalara götürdü diye çarşaf çarşaf yazı yazmışlar. Hristiyan ve Yahudilerin de görece daha az bozulmuşları kadının sahip olduğu anne rolünün onun en önemli görevi olduğunu söylüyor. Hatta araştırdığım kaynaklar ülkelerinde başı çeken feministlerin Siyonist kökenli olduklarını ve onların maddi destek sağladıklarını yazmışlar. Yanlışsam düzeltin, bildiğim kadarıyla Protestanlığın asıl çıkış noktası faizin serbest hale gelmesini sağlamaktı. Şu an maalesef toplumlara karşı planlı ancak güzel maskelenmiş soykırım politikaları uygulanmakta. İşgal sadece topla, tüfekle olmuyor. Amerika’nın zenciler arasında uyuşturucu ve fuhuşu yaygınlaştırması tesadüf değil. Şu an Güney Afrikada planlı olduğunu düşündüğüm bir soykırım var. Kitleler açlıkla karşı karşıya bırakılmış durumda, göç etmeye zorlanıyorlar. Çünkü topraklarında batının gözü var.

    Peki gerçekten feministlerin iddia ettikleri gibi kadın erkek eşit mi? Yapılan araştırmalar ne kadar güvenilir? Doğruyu bulmak adına objektif olmalıyız. Maalesef bu konularda doğru bilgiye ulaşmak çok zor. Çünkü feminizmi direten para babaları bilim adamlarına da kendilerini haklı çıkartan sözde araştırmalar yaptırıyorlar(mış). Ancak bu konuda o kadar manüplasyon var ki. Bazı kaynaklarda kadın beyni ile erkek beyninin aynı olduğu tespit edildiği mal bulmuş mağribi gibi haber yapılmış. Evet araştırmalardan çıkan sonuç MR görüntülerine bakarak bu kadın beynidir ya da erkek beynidir diyemeyiz denilmiş. Peki ya sonrası. Aynı araştırmada kadın ve erkek beyinlerinin sinir bağlantı şemaları incelenmiş. Farklı oldukları görülmüş. Bunları da hormonlara bağlıyorlar. Bizim şu bilimsel olduklarını iddia eden kaynaklar nedense bu kısıma değinmeyi unutmuşlar(!). Araştırma sonuçlarına göre kadınların beyinlerinde sağ kısım ile sol kısım arasında erkeklere göre daha çok bağlantı varken, erkeklerde bu durum önden arkaya doğru kadınlara göre daha fazla bağlantı olması şeklinde farklılaşmış.

    Bu farklılıkların getirdiklerine hızlıca göz atalım. Erkeklerin sahip olduğu bağlantı şeması onların motor becerilerinin ve el göz koordinasyonlarının kadınlara göre daha fazla olmasını sağlamış. Kadınlarda durum nasıl? Kadınların sahip oldukları bağlantı şeması onların daha sosyal olmalarını ve insanlarla daha çok iletişim halinde olmalarını, karşılarındaki insanın duygularını daha kolay anlamalarını sağlamış.

    Bir farklılığa daha değinelim. Kadınların araç kullanma, park etme mevzusu. Erkeklerin beyninin üç boyutlu uzayda daha kolay düşünebildikleri tespit edilmiş, kadınlara göre oran 4:1, bunu da testesterona bağlıyorlar. Peki başka bir özelliğe gelelim. Koku alma duyusu. Bu konuda kadınlar önde. Erkeklerle tamamen özdeş burun yapısı ve reseptörlere sahip olmalarına rağmen beyinlerinde kokuyu işleyen bölüm daha büyük olduğundan erkeklerden öndeler. Şimdi gelelim acı mevzusuna. Kadınlar erkeklere göre daha hassas olarak bilinir. Kadınların ağrı eşikleri daha yüksek olmasına rağmen erkeklere göre çok daha fazla ağrı reseptörüne sahip olduklarından daha fazla acı çektikleri tespit edilmiş. Ancak ağrı eşikleri yüksek olduğundan erkeğe bir dozda rahatlama veren ilaç kadınlara iki doz olduğunda aynı etkiyi yapıyormuş. Bu durumun istisnasına gelelim. Hani annelerimizin hakkını ödeyemeyeceğimiz konu. Hamilelik esnasında ve sonrasında kadınların hormonlarındaki değişimin ağrılarını hafifletmeye yardımcı olarak onlara dayanım gücü veriyormuş. Yoksa çok daha fazla acı çekeceklerdi.

    Biraz daha devam edelim. Kadınlarda beynin konuşma dili ilgili olan bölümü erkeklere göre yüzde on yedi daha büyükmüş. İletişime çok önem veriyorlar. Ayrıca bağlantı şemalarının farklı olduğundan bahsetmiştik. Sağ ve sol kısımda ayrı ayrı verileri işleyebildikleri için eş zamanlı görev yürütebiliyor beyinleri. Şu kadınların detaycılık mevzusu. Aynı cümle içerisinden birden fazla anlam çıkartabilirler çoğunlukla:) Değineceğim son mevzu ise göz. Kadınların gözleri erkeklere göre kırmızı ışığa yüzde kırk daha duyarlı. Bunu da X kromozomuna bağlıyorlar, kadınlar da XX olduğuna göre.

    O kadar farklılıklardan bahsettik, peki bunlar nerelerde işe yarayacak. Erkeklerin sahip olduğu uzaysal yeteneklerin onların avcı yeteneklerine sahip olmalarına bağlıyorlar. Ayrıca erkeklerin gözleri uzağı daha iyi görüyor. El göz koordinasyonlarının daha iyi olduklarından bahsetmiştik. Yani erkek dışarıda evine ekmek getirecek özelliklere sahip. Peki ya kadınlar. En basit olandan başlayalım. Gözlerinin kırmızı renge daha duyarlı olması meyve ve sebzelerin iyi olanlarını erkeklere göre daha kolay seçebildiklerini göstermiş. Ayrıca iletişim yetenekleri kuvvetli olduğundan iyi bir çocuk yetiştiricisi olabileceklerini yazmama gerek yoktur sanırım. Şimdi araştırdığım sonuçları toparlayacak olursam erkek dediğin şöyledir, kadın dediğin şöyledir diye bilimsel bir tanıma ulaşamadım. Genelde cinsiyet kalıplarına(stereotip) dayanan sosyolojik tanımlamalar yapılmış. İnsanlar da birbiriyle kavga ediyor. Çünkü kadınları bir obje olarak gören ve onları köle gibi kullanmak isteyen kesim ciddi şekilde manüplasyon yapıyor.

    Şimdi burada neyi baz alacağız. Elbette İslam’daki uygulamayı, Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed’in tavsiyelerini. Bunu yaptığımızda zarar mı edeceğiz? Yapılan araştırmalar göstermiş ki ev hanımları daha mutluymuş. Hatta bu nasıl tezattır diye kendilerine sorup duruyorlar. Yetmişli yıllarda başlayan feminizmle beraber haklarımızı da elde ettik bu nasıl iştir diye sorduklarında yapılan araştırmaların verdiği cevap şu. Kadın tekrar avcı-toplayıcı erkeğini özlemiş. Araştırmalar kocalarına itaatkar kadınların daha mutlu olduğunu gösteriyor. Yani görüldüğü gibi Huzur yine İslam’da :)

    Burada ara verip tekrar fıtrat muhabbetine dönelim. Erkekler görerek kadınlar duyarak hoşlanır demiştik hani. Bilim adamları üşenmemişler kadın ve erkeklerden oluşan bir deney grubuna müstehcen görüntüler izletmişler. İki cinsin de verdiği tepkiler birbirine yakınmış. Erkekler 12 dakikada, kadınlar 11 dakikada tepki vermiş. Görüntülerin arasında şempanzelerin çiftleşmeleri de varmış. Peki kadınları etkilemeyen tek şey neymiş dersiniz. Çıplak erkek vücudu, evet doğrudan etkilemeyen tek şey bu:) Nasıl oluyor? Şöyle ki kadınların iletişim becerilerinin erkeklerden daha üstün olduğunu yazmıştık. Kadınların ilgilendiği nokta da bu. Kadın yakışıklı bir erkek görünce etkilenmezken onu yanında bir kadınla göz göze bakarken fotoğrafını görürse birden etkileniyor. İşin kötüsü de şu. Maalesef bu konuda kadınların beyninde doğrudan bağlantı olmadığından etkilendiklerinin farkında değiller. Öyle ki sevdikleri insandan kalan bir havlunun kokusu bile onları cezbederken bunun farkında değiller. Ayrıca araştırmada erkeklerin kadınların yüz ifadeleriyle ilgilendiğini ancak kadınların erkek vücudunun tamamını taradığını tespit etmişler. Erkeklerin avret yerleriyle kadınların avret yerlerinin neden farklı olduğunu farklı bir yoldan bir kez daha anlıyoruz :)

    Bu kadar ön bilgi yeter hatta belki fazla bile. Şimdi gelelim asıl mevzulara. Gördüğümüz gibi feministlerin iddia ettiği gibi kadın erkek eşittir, birbirlerini yaptığı her işi yaparlar savı yanlış. Kadınlar kendilerini ailelerine adadıklarında daha mutlular. Kadınların tahsil almasıyla ilgili, çalışmasıyla ilgili yazılan o kadar yorumun üstüne belki yorum yazmam doğru olmaz ama bazı meslek dallarında gerçekten inançlı kadınlara ihtiyaç var. Onlar olmazsa onların yerine gelen insanlar maalesef bizi yanlışa sevk edebiliyor. Dindar insanlar kendisi gibi düşünmeyen birileri karşılarına çıktığında onun görüşüne saygı duyup işine yarayacak bilgiler veriyor, alkol günah içme demiyor, sağlına zararlı diyor. Ancak dindar olmayan insanlar bu anlayışı dindar olan insanlara karşı göstermeyebiliyor. Bir kıza hayatında çıktığın ilk kişiyle mi evleneceksin diyor psikolog, anlayışa bakın. Belki de hayatının aşkı ilk tanıştığı adam olacak.
    Bu sebeple benim görüşüm belirli meslek dallarına kadınlar gelmeli. Ancak meslek edinmenin amacı kocaya karşı gelmek olmamalı. Hayırlı bir işe vesile olmak olmalı. Aile kesinlikle ihmal edilmemeli.

    Önceki yorumlarımda yazmıştım. Kadınlar da adam gibi erkek bulamadıklarından korktukları için şu meşhur ayakları üstünde durmak söylemini yapıyorlar. Bu konuda peşin hükümlü olmamak gerekli. Maalesef evin lideri olma hakkını ve kadının kendine olan itaatini kadına saygısızlığa dönüştüren örnekler var. Bu konuda da iş eğitimden geçiyor. Kadınlara onları Allah’ın emaneti olarak görecek, eğri kaburga kemiğini doğrulturcasına kırmayacak kavvam, cevval kocalar gerekiyor. Kocasının zulmünden emin olmayan kadınların kızları maalesef günümüzde birer feminist olarak karşımızda. Hepsinin ağzında benzer kötü örnekler. Bunu genele vurmak ne kadar doğru. Maşallah günümüzde istemedikleri kadar hakları var. Bu onları mutlu etmeye tek başına yeterli mi? Yeterli değil çünkü erkekler de bu feminist akımlarla törpülendiğinden, sindirildiğinden evin lideri olma vasıfları ellerinden alınmış durumda. Bu durum kadınlarının insafına bırakılmış durumda. Çözüm, kadınların erkeklerin idareci olduğunu kabullenmesi.

    O kadar yazdık konuyu evliliğe getirmezsek olmaz. Önce şu çalışma muhabbetine ve evin lideri olma muhabbetine gireceğim. Gördüğümüz gibi kadınların bir kısmının mecbur olmadığı halde çalıştırılmasının altında toplumu bozma projesi yatıyor. Hanım kardeşlerimiz, karşınızdaki kişi sizin çalışmanızı istemeyip sorun ettiğinde onu suçlamayın. Ya da tam tersi zorunluluk olmadığı halde çalışmanızı istiyorsa buna karşı koyun. Arada soranlar oluyor, kadınlardan ne bekliyorsunuz diye. Hep dediğimiz durum, erkekler hükmedebildikleri kadını severler, ona aşık olurlar. Dertleri mücadele etmek olsaydı sizle işleri olmazdı, yeterince mücadele alanı var zaten :)

    Bu konudaki diğer mevzu da dış görünüş, tipe takılma mevzusu. Gördüğünüz gibi erkekler güzelliğe takılmak zorundalar, fıtratları öyle. Fakat fıtratları öyle diye mankenlerin peşinde koşacak değiller. Bu konuda eşikleri epey düşük. Ancak kadınların takılmasını gerektiren bir durum yok. Burada kötü olan tek şey kadınların bu durumun farkında olmaması. Bu yüzden tipe çok takılmayın, kıvılcım peşinde koşmayın diyoruz, sizlerin iyiliği için. Sizin için önemli olan karşınızdaki erkekler muhabettinizin ilerleyip ilerlememesi. Onunla olan iletişiminiz. Sizleri heyecanlandıran onunla iletişim halinde olmanız. Siz elektrik alıyorsunuz, dışarıdan gözüküyor ama bazen farkında olamıyorsunuz. Ya da almıyorsunuz ama tipe ya da maddiyata takılıp olmayacak işlerin peşine gidiyorsunuz.

    Şimdi bu farkında olmama durumunun bir mahsuruna değineceğim. Geçenlerde bir yorumda bir kız hata yapıp erkek arkadaşının evine gittiğini söylüyordu. Bu taraklarda bırakın bezi olmayı resmen dokuma fabrikası olan bir arkadaşım öylelerine acımayacaksın dedi:) Ortada bir şey yokken kendi arzularıyla geliyorlar fakat sonrasında yakınlaşınca birden kendilerini erkeklerin kucağına bırakıyorlar diyor. Neden mi? Kadın ve erkek arasında cinselliğin yaşanması anlamında fark yok. Fark şu erkeklerin hazır olma mekanizmasıyla kadınların ki farklı hatta uygun şartlar oluştuğunda kadınların daha istekli olabildiği söylenmiş. Eh be hanım kızım diyoruz. Sen büyük sözü dinleme, ortada itekleyen bir şey yokken adamın evine git. Adam dünden razı zaten. Bu sebeple hanım kardeşlerim, büyüklerinizin sözünü dinleyin. Flört etmeyin diyorlarsa var bir bildikleri. Evlilik görüşmelerinde de öyle, karşınızdaki adayı tanıyor ve mantık süzgeciyle size yürü diyorlarsa öyle kıvılcım vb. peşine takılıp mutlu bir yuvadan olmayın.
    Bir hanım arkadaşım anlatıyor. Bir kız arkadaşı varmış, sürekli görüştüğü erkeğin yakışıklı olup olmadığını soruyormuş, eleman da gayet yakışıklıymış. Kızın görüştüğü erkekle muhabbeti pek iyi değilmiş, çok mutlu olmadığı da görülüyormuş. Ancak yakışıklılık takıntısı var ya, görüyorsunuz takmış koluna yakışıklı bir delikanlıyı. Sizce bu iki kişi evlense birbirlerini mutlu edebilirler mi?

    Yazıyı şu şarkı sözleriyle bitirelim :)

    Dişi kuş yuvasını severek kuracak ki bu iş tamamına ersin
    Erkek kanadını şöyle bir açacak ki bu iş tamamına ersin
    Beyleri zorsa da kızları zorsa da bu iş tamamına ersin

    Herkes selametle kalsın.

    • Feyza diyor ki:

      Fatih bey Maasallah, siz benim uzun yazma rekorumu da kirdiniz :)) Gercdkten cok guzel ve dolu dolu bir yazi kaleme almissiniz. Bu konuyla ilgili soylenecek pek birsey kalmadi sanirim. Calisma konusunda buradaki cogu insan hemfikir. Okuma konusunda da karma egitim zulmunden tez vakitte kurtulup yerine guzel alternatifler uretilmesini temenni ediyorum. Ama bunun icin de halkin biraz istekli ve tepkili, protestan bir yapiya sahip olmasi gerekir. Yani uc bes kisiyle olacak bir is degil. Aglamayan cocuga emzik vermezler malumunuz. Halka baktiginizda ise duruma oldukca kayitsiz, Diyanet deseniz tarafsiz, mutedeyyin cevreler tutarsiz.
      Kisaca alan memnun satan memnun. Bilmiyorum bizim ulkemizde bu konulara kafa yorulup cozume ulasmasi icin kac yil gecer ve bu sure zarfinda ne kadar daha fire veririz? Ne zaman o meshur “muasir” medeniyetler seviyesine yukseliriz?
      Muasir medeniyetler anladi karma egitimin zararlarini ama bizim anlamamiz icin daha kac firin ekmek yememiz gerekir? Belki ozentiligimiz bu konuda ilk kez isimize de yarayabilir ilerleyen yillarda.
      Son olarak konuyu toplarlama adina;
      Kadin toplumun icinde, sadece kendisine ihtiyac duyuldugu alanlarda ve ihtiyac duyuldugu kadar var olmalidir. Geri kalan eforunu ailesine, esine, cocuklarina veya toplumdaki diger hemcinslerinin telakkisi icin harcamali, enerji israfindan kacinmalidir. Bir kadinin asli yeri evi, oncekigi esi ve cocuklari olmakidir. Mutlulugun sirri mutevazi ve fitrata uygun yasamdadir.
      Bu bilinci en azindan kendi cocuklarimiza asilasak, sevdirsek ve onlar da kendi cocuklarina asilasa, zayiat azalir. Kimbilir belki gayret edersek duzen bile lehimize donusur. Onlar erer muradina, biz cikariz kerevetine :)
      Siz de selametle kalin.

      • cihad diyor ki:

        Feyza hanım;

        Müsadenizle birkaç ekleme yapmak istiyorum..Evet karma eğitim çok kötü bir uygulama fakat ayrı eğitim(dini eğitim olanını kastediyorum) de devlet eliyle,resmi ve ücret mukabilinde yapıldığında istenen neticeyi vermeyebilir ki vermiyor da..Kur’an’ın yüksek hakikatini ve İman’ın ulvi esaslarını dünya muamelatı şekline soktugunuz zaman kalpler ihtizaza gelmiyor maalesef…kalpleri titreten ve hissiyatı heyecana getiren hazz-ı nefsini terk ederek,yüksek bir ihlas ile hakikatin talimidir..bu mânâda devlet ve siyasetten çok şey bekliyoruz gibi geliyor bana…bir örnek olarak imamlarimizın itibarı(etkisi) devlet tarafından maaşa baglanmasiyla azaldı çünkü hakikatın talimine resmiyet ve ücret girdiği zaman rıza-i İlahi ve mükafat-ı uhreviye kaybolabiliyor..bu sebeple zihinleri malumat ile doldursak bile kalpler ve nefisler ıslah olmuyor ve tam olarak Allah’a rücu edemiyorlar…
        Nizam-ül Mülk bize tarihte medreseleri kuran kişi olarak anlatılır ama aslında hür ve serbest olan medreseleri düzenleyerek devlete bağlamış ve bir resmiyet kazandırmıştır..bu yönüyle çok elestirilir..ilmin dinamizmini ve özgünlüğünü yitirerek tekrara ve şerhlere boğulduğu ifade edilir.
        Ben imam hatip mezunuyum..hocalarımız okul kapısında sopayla bekler,sınıflardan çıkan öğrencileri zorla okul bahçesinde ki camiye cuma namazı için gonderirlerdi..abdestsiz cuma kılan arkadaşlarımı biliyorum..ayrıca pansiyonunda da kalmıştım..vakit namazlarında yoklama alınıyordu vs..
        yani siz kuytu bir köşede lillah için birkaç muhtaç mü’mine bir hakikatı ifade etmeniz başkadır,devasa binalarda,şaşalı unvanlar ile ücret mukabilinde ve resmi yolla ifade etmeniz başkadır..

        Tarihi bir anekdot ile yorumu tamamlayalım.

        Hz.Ömer(r.a) Mısırda bulunan Ebu Derda (r.a)’a Mısır’a vali olarak tayin etmek ister…bütün ısrarlarına rağmen Ebu Derda(r.a) kabul etmez..bir başkası mecburen atanır..epey bir süre sonra Hz.Ömer (r.a) Kahire’ye gelir..valilik konağında lüks,şatafat ve israf almış başını gitmiştir..Hz.Ömer (r.a) Ebu Derda(r.a)’ı sorar..Kahire’nin kenar mahallelerinde bir evde yaşadığını söylerler..Onu ziyarete gider..bakarki Ebu Derda(r.a) yamalı ve eski kıyafetler içinde bir fakiranede çocukları etrafına toplamış Kur ‘an ve hadis dersi vermektedir..Hz.Ömer(r.a) Ebu Derda(r.a)’ı anlamıştır..ağlayarak sarılır..(Bize böyle din büyükleri verdiği için Rabbimize hamd olsun..şefaatlerine nail etsin inşaallah..AMİN)

        Not: devletin din dersi vermesine tamamen karşı değilim..vatandaşlarının ihtiyaçlarına cevap vermesi bir devletin asli olan vasiflarindan ve vazifelerindendir.. yanlış olan vereceği hizmeti asıl görerek büyük beklentiler içinde olmaktır..maddi derslerde olduğu gibi yetkili merci görmektir…Büyük fedakarlikla yürüyen bir medreseyi “cemaat evi” diyerek burun kivirmaktir..tamamlayıcı ve yardımcı bir unsur olarak görülebilir veya karma eğitime göre ehven görülebilir ancak asla asıl ve ideal olan değildir..hatta olmasa bile bir sorun teşkil etmez.

        Hülasa-i kelam: Semavat zemine gıbta eder ki; zeminde hâlisen lillah sohbet ve zikir ve tefekkür için, bir-iki adam, bir-iki nefes, yani bir-iki dakika beraber otururlar; kendi Sâni’-i Zülcelal’inin çok güzel âsâr-ı rahmetini ve çok hikmetli ve süslü eser-i san’atını birbirine göstererek Sâni’lerini sevip sevdirirler, düşünüp düşündürürler.
        Barla – 260

        • Feyza diyor ki:

          Sn.Cihad bu yazdiklarinizin tamaminin altina imzami atiyorum. Burada da bu yazdiklariniza benzer fikirlerimi daha once paylasmistim. Devletin sultasinda verilen din egitiminin feyzi, bereketi de asgarinin ustune cikamiyor. Laik devlet en fazla Tse standartlarina uygun din gorevlileri yetistirebilir ve bunu Allah rizasi icin hizmet vesilesi degil de meslek icabi yapan kisilerin aldigi verim de buna nisbeten az olacaktir. Dediginiz gibi isin icine ucret, protokol ve unvan vs.girdikce hikmeti ve bereketi buhar olup ucuyor.
          Benim tercihim de az ve oz de olsa Allah rizasi icin gonullu calisip kiyida kosede kim varsa elimden tutup yardimci olmaktir. Cunku ilmin girtlaktan asagi inip kalbe nufuz edebilmesi icin dunyevi bir menfaate mukabil olmamasi, ayni zamanda itikaden de dogru egitim verilmesi icin bagimsiz olmasi cok muhim kriterler. Medreseler bu anlamda iki ihtuyaca da cevap veriyor ve biiznillah ayni istikamette devam edecektir. Ama disarida madem ki bu ksdar talep var okumaya yonelik, dini egitimi bilemem nerede alirlar ama en azindam diger dallardaki egitimleri karma olmayan ortamlarda almalari toplum adina guzel bir gelismedir.
          Cunku baktiginiz zaman talep cok fazla ve cemaat muntesibi kisiler de cocuklarini bu ortamlara gonderiyorlar. Baktiginiz zaman her tarikattan her cemaatten anne babanin cocuguna ya da bizzat kendisine rastlarsiniz. Demeknki halk gozunde bu durum gittikce normallesiyor ve onu alinmazsa normallesmeye devam edecek. En azindan bu sayede egitim alan kisilerin ihtilati engellenmis olur. Dini egitim konusunda ise en guzel egitimin maneviyatla harmanlanmis medrese ve Kur’an kurslarinda verildigine yurekten inaniyorum. Bizim bazi ilahoyat talebelerimiz oluyor ve okulda aklima yatmayan meseleleri gelip bize danisiyorlar. Buradam da anliyoruz ki ilahiyatlar ve imam hatipler iki yonlu beslenen suurlu Musluman evlatlari icin tatmin edici gecerlilige sahip degil.
          Tesekkur ederim degerli yorumunuz icin.

          • Yahya diyor ki:

            ahya bey;

            Ben sadece günümüzden bahsetmiyorum..Osmanli da ilmi medreseden alan talebe feyz için tekkede tasavvuf şeyhinin sohbetine diz çökerdi.

            Eğer fetö bir cemaatse zaten meseleyi konuşmaya değmez..fetö neyi istismar etmedi ki bu konuyu istismar etmesin..derdi devletten bağımsız eğitim yapmak olanın darbe yaparak devleti ele geçirmeye niye çalışsın ki..devlette niye kadrolassin ki.
            su-i misal misal olmaz Yahya kardeşim..

            Cemaatlerin problemleri tabiki var..bunları müsbet şekilde ifade etmeliyiz..yalnız şu da var,bu alemde mükemmel olan ne var ki..şu dünyayı deniyyede her kemale bir noksan takmak Halik-ı Hakim’in adedir.
            Sivil yapilanmalarda sistem kötüyü zaten ayiklar..sadece zamana ihtiyaç vardır.

            Ayrıca oluşan bazı kayıpların yanında milyonların imanina vesile olmak gibi bir hayrida eklemeliyiz.

          • Yahya diyor ki:

            Cihad bey,

            Tasavvufa geçmeden önce, temeli öğretelim.
            Temel sağlam oldu mu, insanları bırakın ne yaparlarsa yapsınlar.
            Mesela ben bugün tasavvuf şeyh bulamıyorum, niçin?

            Sadece Fetoş değil ki efendim, benzer bir çok cemaat var.
            Fetoş mevzusunu burada konuşmak istemiyorum. Haklısınız ancak bir o kadarda atladığınız mevzu var. Daha önceki yorumumda belirttiğim gibi “devlet yapmak zorunda” olduklarını yapmazsa bugün Feto yarın Meto yapmaya kalkar devletin yapmadıklarını …
            Bu her zaman böyle olmuştur. Tarih tekerrür eder, ders almasını bilmek gerekir. 15 Temmuz’dan sonra devletimiz diyanete görev veriyor ve fetoşün kitaplarının incelenmesini istiyor. Dikkatinizi çekerim kaç senelik bir oluşum bu ve daha yeni akıllarına geliyor bu adamların kitaplarında ne yazıyor demek! Ve bizi hiç utandırmıyor, yanıltmıyor bir çok enkaz çıkıyor kitaplarından. Peki ya diğer cemaatler?

            Bir çok grubu, vakıfı, cemaati tanırım; çok yakınımda bir cemaate bağlı bir vakıf buldum. Araştırdım, (detayına girmeyeyim) hiç tanımıyorum. Kimdir nedir, kimden gelirler, ne yaparlar bilmiyorum.
            Suizanda bulunamıyorum, hepsi sarıklı cübbeli sakallı insanlar ama kim bunlar? Müthiş para topluyorlar, çok hızlı büyüyorlar. Yeni binalar, bir inşaat bitmeden diğerine başlıyorlar… Bakınız araştırdım diyorum ancak güvenemiyorum!

            Cihad bey ben mükemmelik aramıyorum. Muhterem hocam, üstadım bırakın ilmini öğretsin, ticarete bulaşmasın – örnek veriyorum. Müspet şekilde kimlere neler söylemedik.

            Selam ve dua ile…

        • Yahya diyor ki:

          Cihad bey,

          İslamı devlet düzeninde, eğitim ve öğretim devletin vazifesidir.
          Bugünkü devletin bu işi becerememesi veya ağırdan alması bir başka şeyler için mazeret değildir.
          Devletin bu konuyu ciddiye almamasının bedelini belli cemaatlerin bu işi suistimal etmesi ile ödedik ve ödemeye devam ediyoruz.
          Olaya sadece dini eğitim/öğretim olarak da bakmamalıyız. Sayısal ve sözel bilimlerde de aynı beceriksizlik ve ilgisizlik söz konusudur.
          (PISA testi sonuçlarına bakınız)

          Güvendiğimiz desteklediğimiz cemaatlerinde kendi içlerinde bir çok problemleri söz konusu. Bir çok şeyi birbirine karıştırmış durumdalar ve müthiş bir başı boşluk söz konusu. (Kimseyi eleştirmek, kötülemek istemiyorum dolayısıyla detaya inmiyorum)

          Nizamiye Medreseleri ile ilgili yazdıklarınıza katılmıyorum. Benzer durum Osmanlıda da olmuştur. Kendi çıkarına çomak sokulanlar bu nizama itiraz etmişlerdir. (Bizdeki dershane saçmalığını hatırlatırım)

          İmam hatipler ile ilgili yazdıklarınıza tamamen katılıyorum ancak bu yine sistemin hatası. Hatta daha kötüsü ilahiyat fak.’de mevcut.
          Yine, bir cemaatin hafız yetiştirirken uygulamış olduğu dayaklı ceza yöntemi yüzünden yüzlerce çocuk hafızlıktan/dinden nefret etmiş durumda. Bakınız yüzlerce çocuk diyorum ve bu insanların hepsi din aleyhtarı olmuş. Bazı cemaatler ise kendilerinden olmayana (!?) dini eğitim vermiyorlar ve bunu açık açık söylüyorlar. Onlarca örnek verebilirim.

          Benzer sıkıntılar sağlıkta, asayişte, hukukta, bürokraside, finansta da vardır…

          • cihad diyor ki:

            Yahya bey;

            Ben sadece günümüzden bahsetmiyorum..Osmanli da ilmi medreseden alan talebe feyz için tekkede tasavvuf şeyhinin sohbetine diz çökerdi.

            Eğer fetö bir cemaatse zaten meseleyi konuşmaya değmez..fetö neyi istismar etmedi ki bu konuyu istismar etmesin..derdi devletten bağımsız eğitim yapmak olanın darbe yaparak devleti ele geçirmeye niye çalışsın ki..devlette niye kadrolassin ki.
            su-i misal misal olmaz Yahya kardeşim..

            Cemaatlerin problemleri tabiki var..bunları müsbet şekilde ifade etmeliyiz..yalnız şu da var,bu alemde mükemmel olan ne var ki..şu dünyayı deniyyede her kemale bir noksan takmak Halik-ı Hakim’in adedir.
            Sivil yapilanmalarda sistem kötüyü zaten ayiklar..sadece zamana ihtiyaç vardır.

            Ayrıca oluşan bazı kayıpların yanında milyonların imanina vesile olmak gibi bir hayrida eklemeliyiz.

      • meryem diyor ki:

        Yav şu yorumları biraz kısa yazın valla okumaktan gözlerim yaşardı :)

        • Gelincik diyor ki:

          ilahi Meryem Hanım güldürdünüz beni Allah da sizi güldürsün 😂😂😂😂😂😂

        • Sadece Fatih diyor ki:

          Meryem Hanım.

          Kısa yazacağım artık :) Ben konuları sebep sonuç ilişkisi içinde ele almayı tercih ediyorum. (Araştırmalara göre bu da erkeklerin bir özelliğiymiş.)

          Bazı yorum yazan kişiler yorumlarımızın dayanaklarını sorguladığı için uzun yazıyordum. Ancak gördüm ki bir insan anlamamakta ısrar ediyorsa ne yazasanız yazın fayda etmiyor. Öyle ki iki yorum önce ak denilene kara denilebiliyor. Ya da siz beyaz diyorsunuz karşınızdaki kara diyor. Siz siyah dediğinizde bu sefer nasıl olur onun rengi ak diye sizle tartışabiliyor insanlar…

          Bir daha uzun yazmayacağım :) Bundan sonra anlayana sivrisinek saz anlamayana davul zurna az ekolüne geçiyorum :)

      • Sadece Fatih diyor ki:

        Feyza Hanım.

        Umarım dediğiniz gibi bir düzelme olur. Ben pek umutlu değilim. Malum önümüzde halk oylaması var. Belirli bir kesime hitap edeceğiz diye her akşam devletimin haber kanalında kadınların nasıl güçlü olduklarını anlatıyor. Geçenlerde boşanan kadınları toplamışlar, iş edindireceğiz diye kaynakçı yapmışlar. Ülkede başka iş dalı kalmadı ya zaten :)

        Ancak haber o kadar kötü değildi. Şöyle ki burada kendilerini kadın olarak beyan edip yorum yapan kişilere kapak olacak söz söyledi kadınlardan bir tanesi. Kurs bitince ne yapacaksın dediler, bir an önce çocuklarıma kavuşmak istiyorum dedi kadıncağız…

  27. Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

    Süleyman Kardeşime,

    Demişsin ki: “Ahir zamanda Müslüman Olmak, Cihad ve İsmi gereksiz adam Söylediklerinizin ne kadar utopik olduğu biri yüksek lisans mezunu, öteki ise yüksek lisans okuyan iki hanımın oluşturduğu platformda sadece yorum yapan kişiler olmanızdan belli.”

    -Kardeşim ben ütopik bir şey söylediğimi hiç zannetmiyorum. Söylediklerim hayatın birebir gerçekleridir. Kadının toplumsallaşması, çalışma hayatına, karma-örgün eğitim ortamlarına girmesiyle beraber toplumun KİMYASI değişmiştir. Bunu göremeyen ya divanedir. Ya bilinçli olarak bu düzeni savunmaktadır. Ve aynı şekilde değişen toplumun Kimyasının sonuçları da ayan beyan ortadadır. Ve bu sonuçlar maalesef ki çoğunlukla menfi(olumsuz) olmaktadır. Bende zaten 15 maddede bu menfi sonuçları burada serdettim. Bu yaptığım ütopik bir şey ise o zaman siz bana “ütopya” nın yeniden bir tarifini yapınız kardeşim.

    – ayrıca mesele yüksek lisans ise bende yüksek lisans yapıyorum. Sürekli konuyu akademiye, y.lisans vb. etiket konularına getirmemeni tavsiye ederim kardeşim.

    -ayrıca benim burada olmamanın bir sebebi de TECRÜBELERDEN İSTİFADE etmektir. Evlilik, Boşanma, Aşk, Sevgi vb. konularda edinilen tecrübeleri bizzat yaşayanlardan okumaktır. Dersler çıkarmaktır. Eğer akademiye takılıp kalacaksak o zaman bir sürü başka platform var oraya gidip nutuk atalım.

    Demişsin ki: “Son olarak melih gökçek kimi zaman ayrı ötobüslerden bahsediyor. Ona müslümanllar destek versin.”

    -kardeşim her aklı başında Müslüman zaten ayrı otobüse destek verir. Hatta bu kadarıyla da kalınmamalı ayrı hastaneler, ayrı iş yerleri vb. daha genişleterek haremlik-selamlık konusunu ele almalıdır bu toplum. Ama mesele otobüs meselesi değil zihniyet meselesidir.

    Demişsin ki: “EN mağdur olduğum durum okuyacağım diye hanımların durmadan evliliği ertelemeleri. Ben en büyük mağdurlarındanım durumun.”

    -işte bak kardeşim sen de bu durumdan mağdurmuşsun. Şimdi o zaman birisi sana mağdur olma kardeşim dediği zaman bu ütopik bir şey mi olacak. Hayır bizatihi hayatın kendisi gerçeğin kendisidir. Daha öncede söyledim TOPLUMUN KİMYASI değişmiştir. Ve bunun en önemli tetikleyicisi de kadınların yok yere sosyalleşmeleri, toplumsallaşmaları ve çalışma hayatına mecbur olmadıkları halde girmeleriyle olmuştur. İşte bak mağdursun çünkü Kimyası Bozulan toplumdan kimyası bozulmayan kız aramakla geçiyor ömrün ama iğneyi yanlış yerde arıyorsun.

    Bak Kardeşim Üstad Said Nursi ne güzel söylemiş: “Kadınlar yuvalarından çıkıp beşeri yoldan çıkarmış, yuvalarına dönmeli”.

    Yani Çözüm bellidir. Bu 1400 yıllık islam geleneğinin çözümüdür. Sadece Üstadın çözümü değildir. Eğer Çözüm başka bir şey olsa Üstad da zaten söylerdi şöyle böyle yapın ama kadınlar yine sokakta,çarşıda dursunlar derdi. Demek ki kesin çözüm yuvaya dönmekle evlere dönmekle olur ki zaten Kur’an-ı Kerimde de özelde Peygamberimiz (s.a.v) eşlerine genelde tüm kadınlara “Evlerinizde Oturun” denilmektedir.

    Vesselam…

    • cihad diyor ki:

      Sn.Azmo;

      Seninle hem fikirim ancak süleyman bey de şunu demek istiyor zannedersem(yanlış anlamissam düzeltsin)..nasıl ki müslümanlar faiz kurumu diye bankadan uzak durdular…sonra maddecilik,kalkinmacilik ve konformizm belasiyla bir kısmı bulaştı..sonrada İslami kesimin içinden (bankaya alternatif ) finans kurumları açıldı…aslolan borclanmamaktı ama bankada faize bulasacagina,finansta helalinden ihtiyaç duyduğu parayı kullansın diye düşünüldü.
      şimdi biz bu makamda şöyle demiş oluyoruz…Efendimiz(ASM) “borçtan sakının” diyor..müslüman kanaatkar olmalı..çok mecbur kalmadıkça borç almamalı..nasibi kadar harcamalı,hırs etmemeli vs.
      Süleyman bey de diyor ki bu zamanda bu mümkün değil,finans kurumları kesinlikle olmalı yoksa müslümanlar faize gidecekler…Süleyman beyin yorumlarından aşağı-yukarı,eksik-tam böyle bir mana çıkardım.

      Esas konuya gelecek olursak,süleyman bey diyor ki kadına evde otur demek gerçekçi değil ya ne yapacak,gidebileceği okullar oluşturacak ve kadını o okullara göndereceğiz.bildiğim kadarıyla bu ülkenin başbakanı ve ç.başkanı süleyman bey olmadığına göre bu nasıl gerçekleşecek..radikal siyasi kararların alınması gerektiği çok açık..yani süleyman bey in teklif ettiği fikrinde uygulanabilirligi zor..hem o okullar acilana kadar ne olacak,nesilleri feda mı edeceğiz..bir şey olmaz diyor süleyman bey,sen gidebildigine göre o da gidebilmeli diyor.(kadın ve erkek arasındaki tek fark yalnız cinsel organları ise şayet bu olabilir tabi..ama vakıa maalesef öyle değil.)
      Bizim teklif ettiğimiz fikir için çok büyük siyasi kararlara gerek yok..bir kızınız olsa evde tutun yakın bir cemaatin medresesine derse gönderin,mesele biter..(hiç te ütopik değil yani)

      “”Hakaik-i imaniye ve esasat-ı Kur’aniye, resmî bir şekilde ve ücret mukabilinde dünya muamelâtı suretine sokulmaz; belki bir mevhibe-i İlahiye olan o esrar, hâlis bir niyet ile ve dünyadan ve huzuzat-ı nefsaniyeden tecerrüd etmek vesilesiyle o feyizler gelebilir.
      Mektubat – 70i)

      Üstadın ifadesiyle resmi ve ücret karşılığı olan bir eğitim de nefisleri nasıl terbiye edeceksiniz..bu cihetle devletin kadınlara mahsus okul acmasida çözüm değil çünkü dünyevi bir meslek niyeti yoksa okula gidilmesi için resmi ve ücret mukabilinde olması verilecek olan dersin niyetini bozuyor,ihlas kaçıyor,feyizler gelmiyor buna en güzel örnek imam hatiplerin halipül melalidir.

      tam burada bir noktayı aydinlatmakta fayda var..”içki kötülüklerin anasidir.” buyurulur..burada “anasıdır” tabiriyle içki kötülüklerin en büyüğüdür denilmekten ziyade “ana” tabiriyle kadının doğurganlığına işaret ederek içkinin bir çok kötülüğü doğurduğu ve sebep olduğu anlatılmak istenmiş.
      Aynen bunun gibi kadın bütün toplumun anasıdır..kadın konusunda atacağınız bir adım çok buyuk sonuçlar doğuruyor..kadın İslam toplumunda,kubbedeki kilit taşı gibidir onu çekerseniz ortada kubbe kalamayacağı gibi,kadını yuvasïndan çıkardınız mı İslamda ve toplumda ciddi ve telafisi çok zor olan zararlar görürler…dolayısıyla kadın konusunda tavizkar,ehven-i şer ile davranamayiz çünkü mesele kadın üzerinden topluma yayılıyor,silsile şeklinde neticeler ortaya çıkıyor..bu vebali kim üstüne almak ister..tabiki kimse..başka alanlarda (para kazanma,finans gibi) esnek bir tavır takinilsa bile,,kadın ve aile konularında takva da ısrarcı olmalıyız,sebatkar davranmalıyız çünkü bu mesele birde kalmıyor bin oluyor..

      Hem ayrıca kadının çalışmasına süleyman bey de karşı o zaman kadının en büyük ve tek vazifesi çocuk yetiştirmek oluyor…o zaman kadının okullara gitmesine hele hele yüksek öğretim görmesine ihtiyaç yok ki çünkü çocuk yetiştirmek akademik birşey değil..safiyet ve salihiyet lazım çocuk yetiştirmek için, bunlarda ekseriyetle okul ortamlarında yitiriliyor..yani çocuk safi ve halis bir annenin elinde büyüsün ki onun hal ve tavırları ile,,halis nefesiyle vereceği telkinleri ile terbiye olsun.

      Büyük zatlarin annelerine bakalım hangisinin annesi alimedir..mesela bediüzzamanın annesinin okuma-yazması yok, güneş ve ay tutulmasını izah için alimlerin verdiği yılan temsilini,gökte gerçek yılan var zannedecek kadar safi,üstadı abdestsiz hiç emzirmeyecek kadar halis…üstad annesi için bakin ne diyor:

      Evet insanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi, onun vâlidesidir.
      Bu münasebetle ben kendi şahsımda kat’î ve daima hissettiğim bu manayı beyan ediyorum:
      Ben bu seksen sene ömrümde, seksen bin zâtlardan ders aldığım halde, kasem ediyorum ki; en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi merhum vâlidemden aldığım telkinat ve manevî derslerdir ki; o dersler fıtratımda, âdeta maddî vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş.
      Sair derslerimin o çekirdekler üzerine bina edildiğini, aynen görüyorum.
      Demek bir yaşımdaki fıtratıma ve ruhuma, merhum vâlidemin ders ve telkinatını, şimdi bu seksen yaşımdaki gördüğüm büyük hakikatler içinde birer çekirdek-i esasiye müşahede ediyorum.
      Lemalar – 200
      bazı lüzumlu istisnalar dışında umum kadınları okullara hele de üniversitelere yigistirmak vazifesi ve fıtratı cihetiyle pek makul durmuyor.

      • Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

        “cihad” kardeşim tebrik ediyorum bu izahatınızın altına imzamı atıyorum…

        Vesselam…

  28. Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

    Süleyman Bey Kardeşime,

    Demişsin ki : “Öncelikle okumakla, çalışmak meselesini ayıralım. Çalışma meselesinde Sema hanımın “Kadınların çalışma meselesi” yazısında ne diyorsa ben altına imzamı atıyorum.”

    -o zaman derdin ne kardeşim. Bizde o yazının altına imzamızı çoktan attık zaten. O yazıyı bir daha oku istersen orada Sema Hanım “kadının yeri evidir” diyor.

    Demişsin ki :”Hanımlar okumasın demek gerçekçi bir çözüm değil.”

    -Biz zinhar hiçbir şekilde okumasın demiyoruz karma eğitime karşıyız okuyacaksa “Feyza” kardeşimiz gibi okusun. Veya açık öğretimden bir sürü bölüm var ister 2 yıllık ister 4 yıllık oradan okuyup bitirsin illa okuyacağım diye hiçbir kadın fıtratına savaş açmamalı. Karma eğitim ortamlarına girip laşkalaşmamalı.

    Demişsin ki : “Bir müslümanın ideali ve helal olanı istememesi felakettir.”

    -bizde zaten ideal olanı söylüyoruz kardeşim İslam da ideal olan KADININ ÇALIŞMAMASI, KARMA EĞİTİM ORTAMLARINDA BULUNMAMASI VE SOKAKLARA DÖKÜLMEMESİDİR. Sen bunları istiyorsan sıkıntı yok. Ama istemiyorsan kendin felakettesin o zaman kendini bir çek et kardeşim.

    Demişsin ki :”Yalnız ben bunu nasıl düzeltebiliriz diye düşünüyorum. Olan gidişatı nasıl en zararsız hale getiririz. Biz neler yapabiliriz bunları düşünüyorum.”

    -bunu düzeltmenin yolu mecbur olmadığı halde çalışan kadınların işte ayrılıp evlerine dönmeleriyle olur, karma eğitimde okuyan kızların açık öğretim ve uzaktan eğitim yoluyla eğitim almaları veya sadece kız meslek kız imam hatip okullarına gitmeleriyle olur ünv. Okuyan kızların ise kızlar için ayrı ünv. Olmadığından açık öğretim yoluyla ünv. Okumalarıyla olur. Yollar açık ve nettir. Bunun için tez yazmaya bile gerek yoktur.

    Vesselam…

    • Süleyman diyor ki:

      AZMO bey

      Bakın siz sonuç NE olmalı diyorsunuz bende o sonuca NASIL ulaşabiliriz diyorum. Yani siz NE OLMALI sorusuna yanıt veriyorsunuz ben “NASIL” sorusuna cevap veriyorum.

      Bakın biz aile konusunda ne diyoruz. Aile huzurlu olmalı, ev yuva olmalı. Hayırlı nesiller yetiştirmeli. Hep beraber ahireti kazanmalıyız ailelerde diyoruz. Bu sonuç. Bu site ne yapıyor? Bunu nasıl yapabileceğimizi göstermeye çalışıyor. Yöntemleri gösteriyor.

      Bakın örgün eğitimin üniversite kademesinde 2 milyon 786 bin 226 kız öğrenci okuyor. 2 milyon 786 bin 226 kız öğrenci. Bu sayı gittikçe de artacak.

      Şimdi siz diyorsunuz ki bu kızlar bıraksın üniversiteyi geri dönsün. Yani bu kişiler dön demekle dönmezler. En mütedeyyin olanları bile. Hatta şöyle söyleyeyim. Sizler dahi belki akrabalarınızın kızlarını bile göndermekten alıkoyamazsınız. Hatta ileride kızlarınızı bile belki ikna edemezsiniz.

      Hatta bu sitede bu yazıyı okuyan hanımlarında %80 üniversite eğitimi görmüş hanımlar.

      İşte bu noktada yapabileceğimiz şey karma üniversite eğitimine karşı bir alternatif getirmektir. Karma olmayan eğitim veren lise ve Üniversite kurumlarını artırabilmektir çünkü elimizden gelebilecek olan budur. Bunu da yapabilmek için bu alanda çalışma yapmamız gerek. Yabancı kaynaklarda bu konuda bu kadar çalışma varken bizde tek bir tane bile çalışma olmadan bunu yapmamızda olağan değil.

      Her pratiğin , teorik bir altyapısı vardır. Teorik altyapı oluşturduktan sonra pratiğe uygularsınız. Bu da zaman ve emek kaybını önler. Yapılan işin daha rahat olmasını sağlar.

      Ben kendi meslek dalımda ne yapabileceğimi söyledim. Sizde kendi meslek dallarınızda neler yapabileceğiniz düşünmelisiniz. Herkes düşünmeli. Çünkü yaşadığımız toplumdanda mesulüz ve yarın ahirette ne düşündüğümüzle beraber neler yaptığımızda sorulacak.

      Son olarak siz hanımları okulsuz bıraktığınız taktirde, ya da en basitinden mesela kızınızı üniversiteye göndermediğiniz takdirde oluşacak boşluğu ne ile dolduracağınızı bilmelisiniz. O boşlukta gönderdim bir “Kur’an kursuna ve ya dini eğitim veren bir kuruma gitti” tarzı olmaz. Bire bir nasıl olacağı ile ilgili kafa yormamız gerek. Eğer tabi hayırlı bir nesil yetiştirmekse amaç.

      Ve bir şey daha eklemek istiyorum. Okulda laçkalaşma, harama düşme, islami öğretilere karşı haraketlere katılma ve kadınlar için olan benzeri her türlü risk erkekler içinde mevcuttur. Ondan erkeklerde kendilerini rahatta ve felahta hissetmemeliler. Tedbirli olmalılar üniversite konusunda.

      Benim diyeceklerim bu kadar. Umarım ne demek istediğim anlaşılmıştır. Oldukça açık bir şekilde anlatmaya gayret ettim.

      • Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

        Süleyman kardeşim,

        Demişsin ki: “Şimdi siz diyorsunuz ki bu kızlar bıraksın üniversiteyi geri dönsün. Yani bu kişiler dön demekle dönmezler. En mütedeyyin olanları bile. Hatta şöyle söyleyeyim. Sizler dahi belki akrabalarınızın kızlarını bile göndermekten alıkoyamazsınız. Hatta ileride kızlarınızı bile belki ikna edemezsiniz.”

        -kardeşim ünv. Başlayanları zaten mevcut düzende bırakmaya ikna etmek çok zor. Fakat en azından yeni yetişen nesli kurtarabiliriz. Zaten liselerle ilgili bir sıkıntımız yok yani sadece kız meslek ve kız imam hatip liselerimiz Elhamdulillah mevcut zaten mütedeyyin aileler kız imam hatiplere yoğunlaşıyorlar genel itibariyle. Fakat aynı şey ünv. İçin henüz mevcut değil.

        Demişsin ki: “İşte bu noktada yapabileceğimiz şey karma üniversite eğitimine karşı bir alternatif getirmektir. Karma olmayan eğitim veren lise ve Üniversite kurumlarını artırabilmektir çünkü elimizden gelebilecek olan budur. “

        -kardeşim bu alternatifi üretecek olan ben veya sen değiliz. Bu bizatihi hükümetin yapabileceği bir şeydir. Bakın geçen senelerde İran devrim gibi bir karar alarak kadın fıtratına uygun olmayan ağır sanayi işleri vb. ünv. Programlarına-bölümlerine kadın öğrenci almayı yasakladı. Ben İran’ı sevmeyen biri olarak bunu çok takdir ettim. Aynı şeyi bizim hükümetin de peyderpey yapması lazım yoksa onlarda gerçekleri bizim kadar görüyorlardır. Eğer deve kuşu olmamışlarsa.! Yani hükümet kızlar için ayrı ünv. Açmalıdır. Ama en az bir 10 yıl daha ben açılmayacağını düşünüyorum peki bu süre zarfında muhafazakar aileler ne yapmalılar. Bizim söylemek istediğimiz de burada bitiyor zaten muhafazakar ailelere şunu diyoruz:

        a) Eğer kızınız çok zeki ve akıllı ise tıp kazanacak düzeyde ise o zaman kızınızı gönderin tıp okusun kadın doğum uzmanı olsun.

        b) kızınız tıp okuyacak kadar zeki ve akıllı değilse sıradan bir Türkçe, matematik veya ilahiyat kazanacak düzeyde ise o zaman kızınızı göndermeyin karma ortamlara açık öğretimden ilahiyatını okutun veya Türkçe bölümünü veya istediği başka bölümü.

        c)üçüncü olarak İslami açıdan kızınıza hiçbir bölüm okutmak zorunda değilsiniz bu farz da değil vacipte değil. Çünkü kızınız ev geçindirme zorunda değil ve zaten ünv. Okumanın esas amacıda meslek edinmedir bu bakımdan kızınıza farz olan ilmihal bilgilerini öğretmeniz yeterlidir. Bunun dışında kızınızı İslami eğitimini artırması için medreseler, k.kursları, tarikatler, cemaatler vb. yerlere yönlendirebilirsiniz.

        Demişsin ki: “Son olarak siz hanımları okulsuz bıraktığınız taktirde, ya da en basitinden mesela kızınızı üniversiteye göndermediğiniz takdirde oluşacak boşluğu ne ile dolduracağınızı bilmelisiniz. O boşlukta gönderdim bir “Kur’an kursuna ve ya dini eğitim veren bir kuruma gitti” tarzı olmaz. Bire bir nasıl olacağı ile ilgili kafa yormamız gerek. Eğer tabi hayırlı bir nesil yetiştirmekse amaç.”

        -kardeşim ünv. Okumamak bir defa fıtri bir boşluk değil. Fıtrat boşluk kabul etmez bu doğru bir yargıdır. Fakat bu yargı içerisinde anlatılmak istenen şey fıtratımızda olan sevgi, saygı, güven, cinsellik, aile ortamı vb. durumların ıskalandığı takdirde boşluk kabul etmeyeceğidir. Kendine haram yollardan alternatif üreteceğidir. Yoksa ünv. Okumak kesinlikle fıtri bir şey değildir. Bilakis modernitenin başımıza bela ettiği bir batı menşeli eğitim kurumu olup bir yazarımızın da belirttiği üzere Sultan Abdülhamidin de bir bakıma sonunu getiren en önemli amil olmuştur. Yani normal şartlarda bir mümine kızımız ünv. Okumadığı takdirde kendinde bir boşluk hissetmemelidir. Eğer hissediyorsa bu kızın çevresel ve ailesel ortamıyla ilintili bir durumdur. Kızın çevresinde ünv. Okumak Amnetünün esaslarından biri haline gelmiş veya getirilmiş ise o zaman el-fatiha demekten başka yapacak bir şey olmaz zaten.
        Ayrıca Kızımızın boşluk hissetmemesi içinde ailenin ona iyi bir İslami şuur vermesi ve onu alternatif eğitim dediğimiz açık öğretim ve uzaktan eğitim programlarına yönlendirmesi ve yine İslami eğitim yerleri olan medrese vb. yerlere yönlendirmesi gerekmektedir.

        Demişsin ki: “Ve bir şey daha eklemek istiyorum. Okulda laçkalaşma, harama düşme, islami öğretilere karşı haraketlere katılma ve kadınlar için olan benzeri her türlü risk erkekler içinde mevcuttur. Ondan erkeklerde kendilerini rahatta ve felahta hissetmemeliler. Tedbirli olmalılar üniversite konusunda.”

        -kardeşim erkek kadın gibi değildir. Erkeğin Ev geçindirme mesuliyeti aileyi idame ve idare etme sorumluluğu mevcuttur. Bu bakımdan bütün erkekleri ticaret erbabı ve esnafta yapamayacağımıza göre ona sende ünv. Okuma medrese vb. yerlere git diyemeyiz. Bu nedenle erkekler ünv. Okumalılar. Tabi okurken azami dikkat etmemeliler bakın bende okudum ama okuduğum süre zarfında kesinlikle bir sevgili, flört olayım olmadı ortamdaki, sınıftaki kızlarla nadir gerektiği kadar konuşmaya çalıştım. Saç bakımıymış jöleymiş, fön çekmekmiş hiçbir kez olsun ünv. Döneminde yapmadım. Yani erkeklerimizde kendilerine dikkat ettikleri takdirde okumalarında bir sakınca olmasa gerek. Zaten kadınlarımız yeterince rağbet etmezlerse ünv.lere erkeklerle ilgili bir sıkıntı kalmaz zaten. Çünkü erkeği de laşkalaştıran yine ünv. Doldurmuş kızlar oluyor bir bakıma.

        Bende oldukça açık bir şekilde izah etmeye çalıştım meramımı umarım anlaşılmışımdır.

        Vesselam…

        • Uğur 017 diyor ki:

          Kadınlar İslam yasasına göre pek çok mesleği yapabilirler, herhalde her ilmi öğrenebilirler. Ancak yine İslam yasasına göre, Allah’ın dinine, yasasına göre evin içinin çobanı onlardır, o yüzden diğer işleri (eskiden ticaret, zanaat ve tarım, şimdi türlü işler) az yapmaları gerekir. O hâlde kadınların kifayetleri varsa pek çok mesleği, hatta en kalifiye olanları yapsınlar, ama yarım gün yapsınlar da evleriyle doğru düzgün ilgilenebilsinler, önümüzdeki dönemde ekonomik ve sosyal düzenimiz bu ilkeye göre kurulsun.

          Böylece kadınlar kocalarına daha çok saygı da duyacaklar. Şöyle ki kocaları onların iki katı çalıştığı için ortalama olarak iki kat maaş alacak. Evin geçimini hemen her ailede aslen koca sağlamakta olacak. Kadınlar kadınlıklarını hissedecekler. Diyebilecekler ki evin ekmeğini getiren, benden epey daha fazla kazanan, sosyal statüsü benden yeterince üstün olup beni doyuran ve koruyan bir kocam var. Keşke insanlar azıcık oturup tefekkür etseler de bu kadarını akledebilseler…

        • Meryem diyor ki:

          Sayın Azmo Bey
          Düşüncelerinizin bir kısmına katılıyorum Ayrıca Süleyman beyin de dediklerine katılıyorum. Şu anda kızların üniversite okumamasini savunmak akıntıya ters yönde kürek çekmek demektir. Çunku okuyan kızların yüzde 95 ‘ı annelerinin “oku kızım mesleğini al ileride kocana muhtaç olma “Bunü diyen annelerimiz hala evli ve boşanmış değil. İlk olarak burada o annelerin kocalarını sorgulamak gerek ? Bu kocalar eşlerine ne ettiler de anneleri bu telkinle kızları büyüttü ? Bunu irdelemek ve daha sonra “”Kocaya muhtaç olmanın “kötü bir şey olmadığına esaret olmadığını aksine özgürlük olduğunu anlatmak gerek. Sadece kadınlara değil erkeklere de .Çünkü burada yüzde elli pay ile iki taraf ta suçlu. Açık öğretim okumaya çözüm değil çünkü açık öğretim okuyup okumamak arasında fark yok. Yolda 10 kişiyi çevirin 9 tanesi AOF işletme mezunu zaten. Çözüm şu eğitimi karma düzenden çıkarmak medrese gibi haremlik selamlık yapmak. Is hayatı için ise kadınların istihdam edilmesi için farklı imkanlar yaratmak gerek.Para icin calisan kadinlar icin farkli cozumler bulmak bos vakti degerlendirmek isteyenler icin ise ugras bulmak gerek çalışan bayan ve kariyeri yerinde olan bayan arayışı olan erkek sayısı kucumsenmeyecek kadar fazla. Kariyeri yerinde olan kadın da kendine kariyer konusunda denk birini bulamıyor. Üniversite okumamış kızlarda “ben mühendis öğretmen isterim” diyor kendi dengini değil daha yuksek birini istiyor .Velhasılı kelam “erkekler okumalı meslek sahibi olmalı ” demişsiniz bu doğru ama kadınların topyekun eve kapanması imkansız. Çünkü sizin söyledikleriniz imkansız. Bunu yerine sistem değiştirmek en iyisi .Ev hanımligini özendirici programlar yapılabilir çocuk eğitimi üzerinde uygulamalı kurslar verilebilir vs .Daha da yazacaktım ama şimdilik bu kadar olsun vesselam

          • meryem diyor ki:

            Tüm site sakinlerine
            Neredeyse üniversite eğitimi ile birlikte çalışmak zorunda olan ben ( okulun bitmesine son 3 yıl ) ve bu tarihleri de baz alarak 7 yıldır çalışan bir hanım kardeşiniz olarak düşüncelerimi yazayım.

            Sabahları telefon çalar saati ile yaptığım uzun bir pazarlıktan sonra :) uyanıyorum. Apar topar kıyafetlerimi ütüleyip , abdest alıp ,elimi yüzümü yıkadıktan sonra dişlerimi fırçalarım, kıyafetlerimi giyerim. Hiç bir zaman evden ”geç kaldım” korkusu olmadan çıktığımı bilmem. ”Acaba trafik var mı, acaba oturabilecek miyim otobüste yer var mı ” korkusunu her gün yaşıyorum. Otobüste eğer oturabilirsem bu sefer de ”acaba yaşlı, hasta biri binecek mi (binince erkekler uyuyor numarası yapıyor kadınlar da , bende bu sefer vicdan muhasebesi yapıyorum yer versem mi vermesem mi , yer verince ayakta kalıyorum ) . Her gün bunu düşünüyorum, yer verince ayakta kalıyorum ayaklarım ağrıyor, otobüs doluyor bu sefer çok sıkışık bir şekilde yolculuk yapmak zorunda kalıyorum. Kimisi dişlerini fırçalamamış kimisi duş almamış ve tuhaf kokan insanların kokusunu alıyorsunuz ve sabah sabah iğrenç bir durum.( yanlış anlaşılmasın, çektiğim sıkıntıları anlatıyorum insanları küçümsemek değil durum )İşe gelince mesleğimden dolayı oldukça yoğun çalışıyorum eve akşam eve enkaz gibi geri dönüyorum.

            Her sabah çıkışta ekmek alıp evine dönen bir hanım görüyorum. Ayrıca apartmandan çıkınca taze demlenmiş çay ve kahvaltı içi hazırlanmış yiyecek kokuları geliyor burnuma. Yan komşu her sabah kapıdan eşini uğurluyor, eşi ayakkabıları giyerken o ceketi tutuyor ve giydiriyor, giderken de ” Ahmet araba anahtarını aldın mı, telefonu unutmadın değil mi ,akşama ne hazırlayayım vs.” sorularını duyuyorum.
            Ben de karnım aç, kahvaltı etmemiş bir şekilde işe yetişmeye çalışıyorum. Pazar günü tatil sadece. Kıyafetlerimi mi yıkayayım, yemek mi yapayım, alışverişe mi gideyim ( yılda max 2-3 kez )zaten haftanın yorgunluğu sebebi ile pazar günleri 10 dan aşağı kalkamıyorum. İşte yıllar böyle geçiyor, buna yaşamak denirse tabi :)

          • Yahya diyor ki:

            Meryem hnm,

            Şimdi kızacaksınız bana ama “iyimiş”… :)

            Demek ki siz iş yerinde, patronun ve/veya diğer iş arkadaşlarınızın ve/veya diğer insanların (müşteri vs.) ağız kokusunu kaprisini çekmiyorsunuz. Genelde erkeklerin maruz kalmadığı bir çok sıkıntıya bayanlar maruz kalıyor. Yani bayanlar daha hor kullanılıyor, küçümseniyor … belki sizin iş yerinizde yok ancak bir çok küçük ve orta ölçekli şirketlerde bu ve benzeri muamele var. Kurumsallaşmış şirketlerde yok değil daha az. Fakat onlarda kadını bir meta gibi kullanmayı iyi biliyor!

            Fakat bir çok bayana bu anlattıklarınız cazip geliyor… eski karım dahil.
            Nedir onları cezbeden – para mı? kariyer mi? …
            (sizin için söylemiyorum)

          • Feyza diyor ki:

            Yani bizim gunlerdir anlatmaya calistigimiz seyi calisma hayatinin icindeki bir hanim kardesimizden duymamiz cok guzel oldu sevgili Meryem kardesim. Dilerim yukunuzu hafifletecek ve sizi arzu ettiginiz hayata kavusturacak salih bir bey nasip eder Cenab-i Mevla ve siz de evinizin hanimi olur sürur icinde yasarsiniz.

          • cihad diyor ki:

            Rahmet-i Hak’tan ziyade ona(kadına) merhamet edeceğiz diye hakkından fazla ona hak vermek, ona merhamet değil, şedid bir zulümdür.
            Bediüzzaman

            Bu sözün ne kadar doğru olduğunu gösteren bir ayna oldu anlattıklarınız..

            Samimiyetinizden dolayı sizi tebrik ederim meryem hanım..

          • Süleyman diyor ki:

            Meryem Hanım

            Böyle tabloları gördükçe o kadar üzülüyorum ki. Ben hanımların bu haline çok üzülüyorum. Birde lise ve ortaokul öğrencilerin sanki insan değilmiş gibi çalıştırmalarına. Çocuklukları harcanıyor. Bırak çocuk az koşsun.

            Geçen bir hanım akrabam gelmiş. İş stresinden kurdeşen döküyordu. İçim cızz etti. Yani ne gerek var diye düşündüm.

            Tabi siz hırsınızdan çalılmıyorsunuz. Yalnız ben tekrar tekrar dediğim gibi. Siz daha önce de iş yeri değiştirdiğinizi söylemiştiniz. Yani ortamnınızı değiştirin. İstanbulda yaşamak hakikaten çok zor. Belki hani 40-50 yaşında bir düzenininz olsa. İyi bir geliriniz olsa kalınabilir fakat sizin yaşınızda hakikaten büyük dert. Bence mekan değiştirin. Emin olun mekan değişikliğinden bir bereket görürsünüz. Yalnız değişime korkarsınız hep bir acaba sorusu olacak kafanızda

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Meryem Hanım.

            Yakın arkadaşımın nasıl evlendiğini anlatayım. Arkadaşımın babası lokanta işletiyorken şu anki hanımı da oraya yakın bir kurumda çalışıyormuş, öğlenleri yemeğe gelirmiş. Arkadaşın babası hanım kızımızın oturup kalkmasını beğendiği için bir araştırma yapıyor ve sonunda arkadaşla tanıştırıyorlar ve şu an evliler.

            Yorumlarınızı görünce bu hanım aklıma geldi. Şöyleki bekarken sizin içine düştüğünüz durumdaymış. Çalışmak epey yormuş. Ayrıca hayat görüşü etrafından farklı onun da. Alkol kullanmamasıyla dalga geçenler olmuş vb. Hayat görüşü sebebiyle zor zamanlar yaşamış. Birkaç kişiyle tanıştırmaya çalışmışlar, etrafında kendisi gibi az insan olduğundan onlarla anlaşamamış.

            Arkadaşımla tanışıyorlar, arkadaşım eşinin çalışmasını istemiyor, hanım da zaten çalışmak istemiyor, hayat görüşleri de yakın. Gördüğünüz gibi kısmet olduktan sonra illa ki bir şey bahane oluyor, sabredin.

            Bekar bir hanımın kırk yaşından sonra evlenip çocuk sahibi olduğu örnek var etrafımda :) Hem de öyle bir hanım ki rus zulmünden kaçmış, hayatı kolay geçmemiş…

            Bir arkadaşım bu işler kader kısmet deyince neden öyle diyorsun dediğimde doğacak çocukların anne babası belli olduğundan kader kısmet demişti.

            Gün doğmadan neler doğar :)

          • .../nisa diyor ki:

            Meryem hanım,

            Yazdıklarınızda zaman zaman kendimi gördüm. Sizin yol hikâyenize ek olarak en kötüsü de ne biliyor musunuz kırmızı ışıkta beklerken otobüsün karşıdan gitmesi bir saat durakta beklediğimi biliyorum. :)

            İstanbul da yaşamak zor ve yorucu. Dört duvarların içinde yolda ömür geçiyor. Benim ara ara aklıma yayla geliyor. Ne gam var ne keder. Kariyer ve hırs gibi sebeplerden değil mecburiyetten dolayı çalışan kişiler evliliğin ve aile huzurunun kıymetini daha iyi anlayabiliyor. İnsanın bir şeylerin kıymetini bilmesi için kaybetmesi yada yoksunluğunu hissetmesi gerekiyor. Allah’ım inşallah hakkınızda hayırlı olacak insanı tez vakitte nasip eder

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Nisa Hanım, Meryem Hanım.

            Bir bilgi paylaşmak istedim. Lütfen kişisel olarak üzerinize alınmayın. Bir yerde okumuş ya da duymuştum. Eğer kabul olmadığını düşündüğünüz bir duanız varsa ısrarla işlediğiniz bir günahınız vardır diyordu. Ben de hayatımı gözden geçirmeye çalışıyorum. İstediğimiz ama gerçekleşmeyen isteklerimizin sebebi belki budur :)

          • Zeynep diyor ki:

            Meryem hanim her şey bir yana da hayatımda yaşadığım en zor anlar cocugum hasta olduğunda gece sabaha kadar ateşini düşürmeye çalışıp sabah olunca birilerine bırakıp ise gitmek .Hasta haliyle ayrılmak çok zor geliyor bana içimde birseyler kopuyor hafta sonuna denk gelirse rahat oluyorum biraz neyse en azından yanındayım diye

          • meryem diyor ki:

            Sadece Fatih Bey
            Tespitte haklı olabilirsiniz. Paylaştığınız için teşekkür ederim. Kendimi sorgulayacağım. Ama bende şunu paylaşmak istiyorum. Neredeyse her yıl biri ile çıkan,mahremiyete önem vermeyen kızlar tanıyorum ve evlendiler. Acaba diyorum onlar bu işin hilesini mi biliyorlar biz mi çok safız ? :)

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Meryem Hanım.

            Peki o bahsettiğiniz kişiler yine kendileri gibi mahremiyete önem vermeyenlerle mi evlendiler, yoksa bu konularda hassas olanlarla mı?

            Biz mi safız? Şahsen ben anlamam bu işlerden. Önemli olan bu işlerden anladığı halde insanın uzak durabilmesi :) Ben gibi bu işlerden anlamayan adamların durumu sen kovmuyorsun ben istifa ediyorum durumu :))

          • Feyza diyor ki:

            Meryem hnm.,
            Onlar bu isin hilesini bildiklerinden degil. Bakin onemli bir noktayi atliyorsunuz. Talip olan ve talip olunan kesimin disardan bilinen kriterleri ile icinde yasadigi dunya arasinda fazla bir paralellik yoksa bu gorusmeler husranla sonuclanabiliyor.
            Simdi siz disardan bakilinca universite mezunu (sanirim y.lisans da yapmistiniz), belli bir meslegi olan, tabiri cauzse ayaklari uzerinde duran bir hanim imaji ciziyorsunuz szi tanimayanlar icin.
            Haliyle sizinle gorusen kisiler de bunlari bildigi ama hakkinizda ic dunyaniza ve zihninize yonelik baska bir malumata sahip olmadiklari icin, sizin tahsilinizdeki hanimlarin ekseriyetinin tercihi olan calisma hayatinin sizin de tercihiniz olacagina ihtimal vererek geliyorlar.
            Cunku okuduktan ve bir meskek sahibi olduktan sonra evimin hanimi olmak istiyorum diyen hanim sayisi takdir edersiniz ki evlenince cakisma hayatini devam ettirmek isteyen hanim sayisina nazaran cok daha az.
            Hatta tahsile de gerek yok, lise mezunu ya da normal bir onlisans mezunu hanim dahi artik ne yapip ne edip calisma hayatina kendini atmak icin elinden geleni yapiyor. Calisma hayati o kadar ozendirildi ki ihtiyaci olan da calismaya calisiyor olmayan da. Tahsili olan da calismaya calisiyor olmayan da..
            Haliyle sizin de on bilgilerinizi uzaktan ogrenen talipleriniz eger aracilariniza hassaten uyarida bulunmadiysaniz sizin calismaya devam edeceginizi dusuberek talip oluyorlar. Cunku artik ev hanimligi bazi erkekler ve k.valideler nazarinda da out, calisan gelin/calisan hanim ise in.
            Yani sizin sorununuz ic dunyaniz ile dis yasaminiz arasindaki zorunlu farklilik. Eger kendinizi sahip oldugunuz statuden farkli bir sekilde ifade edebileceginiz ortamlara sahip olsaydiniz(burasi gibi), muhtemelen siz de boyle zorlanmazdiniz. Nasip..
            O dediginiz kizlara gelince..
            Muhim olan evlenmek degil ki, nasil evlendiginiz kimle evlendiginiz de onemli oldugu icin onlarin kendi kulvarlarinda ve kendi ayarlarinda biriyle evlenmis olmalari dogal ama gipta edilecek bir durum degil. Onlar kemdilerini gorundugu haliyle ifade edebildikleri bir ortamda yasiyor ve o ortamdan insanlarla evleniyorlar. Mahremiyete onem vermeyen kizlari tercih edenler de muhtemelen mahremiyete onem vermeyen bir erkektir ve bu anlamda siz ve bizim gibi inanip dusunen insanlar icin bu evliliklerin sayisal yogunlugu birsey ifade etmiyor.
            O nitelikte bir yuva kurmak isteseydiniz eminim siz de kurardiniz.
            Yine inanc baglaminda da benzer niteliklere sahip insanlarin birbirini bulmasi zor olmuyor. Orn. Calismayan kiz ile calismayan kiz isteyen erkegin birbirini bulmasi icin cok uzaklara gitmelerine gerek yok arayacaklari alanlar belli.
            Ama sizin durumunuz ise samanlikta igne aramaya benziyor zor ama asla imkansiz degil. Sadece nasip. Samanlikta igne arayan kisi o igneyi buldugu vakit nasibiniz olan kisi de sizi er gec bulacaktir. :) Dilerim ama oyle zor olmaz, Rabbim kolaylastirsin zor elde edilenin kiymeti de buyuk olur.

          • ismi gereksiz adam diyor ki:

            fatih kardeş
            ”Biz mi safız? Şahsen ben anlamam bu işlerden. Önemli olan bu işlerden anladığı halde insanın uzak durabilmesi :) Ben gibi bu işlerden anlamayan adamların durumu sen kovmuyorsun ben istifa ediyorum durumu :)
            gerçekten durum bu. ben önceden haram bir şekilde birini istesem bile o beni istemez diye düşünüyordum. ama biraz etrafa bakınca bu işin tiple, cesaretle vb. alakası olmadığını anladım. afedersiniz adam yerine koyup da iki kelam etmeyeceğin, dışarıdan pek albenisi de olmayan kişilerin böyle durumları olurdu. yani senin dediğin gibi birileri hala bu ortamda harama bulaşmıyorsa bu onun kendi tercihidir. yani kovulmamışlar, istifa etmişlerdir…

          • .../nisa diyor ki:

            Sadece Fatih bey,

            Dediklerinizde haklı olabilirsiniz. İdrak etmemize vesile olduğunuz için teşekkür ederim. Biz dualarımıza tövbe ettiğimizi biliriz ama tövbemizin kabul olup olmadığını bilemeyiz.

            Duanın zahiri ve batini yönü var ki kabul olması mı hayırlıdır kabul olmaması mı hayırlıdır biz bilemeyiz. Ahirette kabul edilecek duada olabilir.

            Duanın kabul olabilmesi şartların oluşmasına tamamlanmasına da bağlı olabilir. Yada biz uygunluğa henüz ulaşmamış olabiliriz. Ben shçk’da çalışmak için 3 defa başvurdum. İki sınava hastayken girdim üçüncü sınava giremedim. Niyetim Allah rızası için çalışmaktı maddiyat memurluk iş garantisi vs. değildi. Yeterli şartlar oluşmadığı için olmadı. Bundan sonra sınava başvuru yapmadım. Faydalı olmak için illaki bir kurumda çalışmak gerekmiyor dışarıdan farklı yollarla da yapılabilir.

            İdrak edebilmemiz için zorluklardan geçmemiz gerekebilir. Bu aile faktörü olur çevre olur şartlar olur.

            Benden her bakımdan üstün donanımlı, ahlaklı dindar ve çevreleri tarafından avantajlı insanlar görüyorum ki onlarında duaları hemen kabul olmayabiliyor yada uzun süre bekleyebiliyorlar.

            Dua ve nasip biraz sırlı. Bir tanıdığımın başından geçen olay. Evlilik için yaptığınız duanız kabul olur, evlilik yolunda sürekli hayırlısıyla nasip olsun diye dua edersiniz düğüne bir hafta kala hayırsız bir evlilik nasip olmaz.

            Yada zorluk çekmeyiz dünyevi şeyler için duada etmediğimiz halde birçok bolluk nasip olabilir. Allah rahman herkesin rızkını nasibini veriyor.

            Beklemenin benim için hayırlı olduğunu idrak ettim. Farklı pencerelerden duruma bakmaya çalıştım. Biraz da uzun oldu kusura bakmayın. Allah sizi ve bizleri hakkımızda hayırlı olan neyse ona yöneltsin.

          • ismi gereksiz adam diyor ki:

            meryem hanım,
            maşallah bize söyleyecek söz bırakmamışsın. çalışmanın bir kadına ne kazandır(ağamadı)dığını çok güzel göstermişsin. sizi tebrik ediyorum. buradan çalışmayı seven, insanlara yararlı olmak için çalışan hanımlara sesleniyorum: meryem hanımın bu çalışma durumunun topluma ne gibi bir faydası var? bizzat kendisi bile durumdan muzdarip olduğuna göre kendisine bile bu durumun faydası yok aksine zararı var. tabi kazandığı parayı bir fayda olarak görüyorsanız durum başka… (meryem hanım samimiyetinize binaen böyle yazdım, yanlış anlaşılma olmasın)

        • .../nisa diyor ki:

          Ahir zamanda Müslüman olmak,

          Evet biz yönetici yada bürokraside yer almadığımızdan bu durumu bizim düzeltmemiz bir anda çözmemiz zor ama imkansız değil. Hükümeti zorlayacak derecede halktan istek gelse muhakkak oy korkusuyla bu değişikliği yapmaya ikna olabilirler.

          Lise oluyorsa üniversitede olabilir kaldı ki mantar gibi üniversite açılıyor eğitim sistemi de ortada. Belki bu konularda dertli olan vakıfların yada hayırseverlerin girişimiyle özel medrese + akademi kurumları açılabilir.

          Alev Alatlı erkek öğrenciler bir meslek sahibi muhakkak olmalı durumları kız öğrenciler gibi değil demişti. Sivil havacılık için meslek yüksek okulu kurdu.

          Yurtdışında karma eğitim konusu tartışıldı. Hatta cinsiyetler hemcinsleriyle beraber okuduklarında daha başarılı ve rahat oldukları da tespit edildi. Şaşırtıcı bir sonuç değil.

          İran’ı biraz araştırmış biri olarak inanç konusunda farklı olduğumuz yerler var. Uygulamada bizim ülkemize göre din sosyal yaşamda daha etkili. Mesela bir kadının çalışması için kocasının izninin alınması gerekiyor. Kıssas idam uygulamaları var. Hastanede kadın erkek ayrımına doktorlara dikkat ediliyor. Kız erkek öğrenciler ayrı sınıflarda ve kendi cinsinden öğretmenlerden eğitim alıyor. Tesettüre ne kadar uygun giyip giymedikleri tartışılır ama zorunlu örtü uygulaması var.

          Malezya da eğitim ve dinin sosyal hayatta uygulanmasında ahlakta başarılı. Tesettür bilinci küçük yaşta veriliyor. Dini nikah onların devleti için bizim resmi nikah hükmünde bize göre daha ayrıntılı araştırıyorlar.

          Dünyada bu işi uygulamaya çalışan ülkeler var. Türkiye’de bu iş biraz kadın erkek eşitliği üzerinden gittiğinden mesleklerde fıtrata dikkat edilmeyebiliyor. Mesela kadın pilot, kadın hakim, kadın asker vb. Bu alanlar polis gibi belki zaruriyetten dolayı olması gereken alanlar ama kadın fıtratına uygun değil.

  29. anıl diyor ki:

    Her hikaye gerçek yaşamın içinden kesitler veriyor.
    hikayenin sonu sabırın ne kadar önemli olduğunu söylüyor..
    sabır , yardanı derdin içinde görmekdir..
    hikayenin sonu olayı yaşayanın en sonunda kendi hatalarınında olduğu lakin geç fark ettiğini olan olmuş bitenin bittiği söylüyor..

  30. Feyza diyor ki:

    Yuruyen olunun yasadiklarina gelirsek. Hikayenin sonunda bir pismanlik var fakat bu pismanligi yazinin ilk kisminda gormemistik. Yazinin basinda kendini kurban gibi hisseden hanim acaba bizim yorumlarimizin etkisiyle mi bir pismanlik yasamaya basladi? Basi ve sonundaki hissiyat arasinda ucurum bir fark seziyorum. Bilmem yaniliyor muyum ve yanilmiyorsam acaba sebebi ne olabilir?

    • Sadece Fatih diyor ki:

      Katılıyorum.
      Yazıda kendi hatalarından bahsetmemişti. Bir iki bilgi kırıntısından biraz da zanla onun da hataları olabileceğini göz önüne almak gerekli diye düşünmüştük. Kendi hatalarından bu denli bahsetmemişken ve sorumluluğu neredeyse kayınvalidesiyle eşine yıkmışken ne oldu da yuvama sahip çıkamadım deyip hata bende dedi. Kaldı ki yazı da zaten erkekleri suçlar bir ithamla başlıyordu.

      Sebebi belki bizlere bir şeyler öğretmek olabilir. Çünkü birçok cümlede ajitasyon vardı. Bunların kocasına yansıması da duygusal şantaj. Olayı biraz feminizme vuracağım. Kocasına inatçılıkla diş geçiremeyen kadınlar duygusal şantajı devreye sokuyor bu sefer. Çok kurcalamamıştım ama kendisinin istediği gibi gelişmeyen durumlara çatışma ya da şantajla tepki göstermiş. Belki bu sebeple pişmandır. İstedikleriniz olmuyor diye kocanıza duygusal şantaj yapmayın demek istiyor olabilir.

      • Abdullah Bir diyor ki:

        Sadece Fatih Kardeşime…

        “Kocasına *inatçılıkla* diş geçiremeyen kadınlar *duygusal şantajı* devreye sokuyor bu sefer…Belki bu sebeple pişmandır.”

        Bir kez daha seni tebrik ediyorum.

        Sen bu işi ve kadınların “en güçlü iki silahını” biliyorsun kardeşim.

    • Abdullah Bir diyor ki:

      Feyza Hanım Kardeşime…

      “acaba bizim yorumlarimizin etkisiyle mi bir pismanlik yasamaya basladi?”

      Hayır, bu mümkün değil. Çünkü Sema Hanımın yazının sonuyla alakalı aşağıda ki açıklamasına bir daha bak kardeşim.

      semamarasli diyor ki:
      28 Mart 2017, 21:40
      Hikayenin sonu yazının sonuna eklendi. Yazı ile birlikte sonu da gelmişti fakat son kısmının yayınlanmaması rica edildiği için beklettik.

      • Feyza diyor ki:

        Bu aciklamayi gormemisim gozumden kacmis olmali abi ama yani yine de bir tutarsizlik yok mu? Basindaki duygu durumuyla sonundaki pismanlik cok tezat geldi. Belki ders vermek icin yayinlanmis bir yazi olabilir. Ama oyle olsa da en bastaki karsi tarafi zemmedici ifadeler bana kalirsa biraz gereksizdi. Daha tarafsiz anlatilabilirdi sag gosterip sol vurmanin pek bir mahiyeti olmadi.

        • Abdullah Bir diyor ki:

          Feyza Hanım Kardeşime…

          Çok haklısın yazının başı ile sonu arasında SUÇLAMAK ve PİŞMANLIK anlamında çok ciddi bir TUTARSIZLIK var.

          Bu ağabeyine izin verirsen (senin taktir ettiğim çok açılı bakış açına, basiretine ve analiz yeteneğine rağmen) senin ve seninle aynı düşüncede olan diğer arkadaşların bu konuda (göremediğiniz veya fark edemediğiniz) dikkatlerinizden kaçtığını düşündüğüm çok önemli DETAYI bir SORU ile göstermek istiyorum.

          HATA YAPAN KADINLARIN EN BÜYÜK ÖZELLİĞİ NEDİR?

          Sanırım bu sorudan sonra yazıda ki “tutarsızlığın” nedeni daha net anlaşılır kardeşim. :-)

          • Feyza diyor ki:

            Mesaj alinmistir muhterem agabeyim. Hata yapan kadinlarin en buyuk ozelligi bana kalirsa duygularini kutsamalari ve hayatlarina duygular istikametinde yon vermeleri, karsi tarafin da bu duygu seline tapinmalarini beklemeleri, erkek fitratini yeterine dogru analiz edemedikleri icin bunun gerceklesemeyecegini anlamalari icin gecen surede yasanan sorunlarin gittikce girift bir hale burunmesi ve sonucta yasanan hayalkirikligi, husran ve yalnizlik.
            Kadinlar duygusal olduklari kadar duygularini yonetmeyi ogrendikleri, bu duygulari bir koz ve tehdit unsuru olarak karsi cins uzerinde kullanmaktan vazgectiklari ve akillarini, sezileri ve kadinsi tilsimlariyla sentezlemeyi basardiklari zaman bu gibi sorunlarin onune gececek kuvveti kendilerinde bulacaklardir.

          • Abdullah Bir diyor ki:

            Feyza Hanım Kardeşime…

            Yazdıkların 20 ciltlik ansiklobedi bilgisine eş, altına imzamı atıyorum kardeşim.

            Ama benim asıl öne çıkartmak istediğim sey OLAY-SÜREÇ-SONUÇ bağlantısıydı.

            Yani uzun lafın kısası ben diyorum ki;

            Kocasıyla problem yaşayan kadınlarımızın tamamına yakınının sorun yaşanan süreçteki davranış şekli

            İLK ANDA MASUM OLDUĞUNU İDDİA ET, ERKEĞİ ŞUÇLA,

            SONRA HATANI-SUCUNU KABUL ve İTİRAF ET,

            EN SONUNDA DA PİŞMANLIĞINI DİLE GETİR,

            VİCDAN AZABINA YENİL, BAŞKALARINA ÖĞÜT VER

            Not: Sonuncusunu yapmak her kadının yaptığı sey değildir.

            Yukarıda ki olayda da süreç aynı şekilde gelişmiş ve sonuçlanmıştır.

            Olayın özü bundan ibarettir.

          • Yahya diyor ki:

            Abdullah abi,

            Müsaadenizle araya giriyorum. Benzerini yazıyordum sizin bu cevabınızı gördüm. Sizden alıntı yaparak

            “İLK ANDA MASUM OLDUĞUNU İDDİA ET, ERKEĞİ ŞUÇLA,
            SONRA HATANI-SUCUNU KABUL ve İTİRAF ET,
            EN SONUNDA DA PİŞMANLIĞINI DİLE GETİR,
            VİCDAN AZABINA YENİL, BAŞKALARINA ÖĞÜT VER”

            ilk cümleden sonrasını yapan bir kadın görmedim ben.
            Kadın forumlarında bile pişmanlığını dile getirenlerin çoğu kadın kimliği ile yazan erkeklermiş.

            Dolayısıyla bu hikaye bile ilk bölümünde bana çok şaibeli geldi…
            sonu zaten kopardı beni… bakınız benden yorum dahi yok, bu mevzuyla ilgili!

    • meryem diyor ki:

      Feyza Hanım
      Bende sizin gibi düşünüyorum. Yazının başında ”Kendilerini “sütten çıkmış ak kaşık” gibi gösteren erkeklere teselli verenler,
      Şimdi birde beni dinleyin, “benim de derdime derman” olmayı deneyin.” diye yazmış. Bu yazının sonunda farklı şeyler beklemiştim. Yazının gidişatı ve sonuç alakasız olmuş. Ayrıca yazının sonunda ”Daha birkaç hafta öncesinde bana söylediği “hayatımda başka bir kadın var” sözleriyle evliliğe, mutluluğa dair hayallerimin hepsini bir anda yerle bir eden ve adını dahi anmak istemediğim, bana yaptıkları aklıma geldikçe “ onu elime verseler bir bardak suda boğarım” diye düşündüğüm adam sanki aramızda geçen bunca tartışmanın hiç biri yaşanmamış, tatilden dönüyormuşuz gibi gayet sakin ve mutlu bir şekilde karşılamıştı bizi. yazmış ve sonunda ” Ama sonra ” diye eklemiş bizden yorum beklemiş.

      • meryem diyor ki:

        Bu hikayenin sonunu ben yazacağım :)

        Ama sonra ….
        Eve geldiğimde eşimin beni sıcak bir şekilde aramızda hiç bir şey olmamış gibi karşılaması beni rahatlattı. Ortada dönen ilginç bir şey var ki eşim geldiğim akşam hiç hayatındaki kadından bahsetmedi. Bende sormadım. Ertesi gün sabah uyandığımda eşimin kahvaltı hazırladığını gördüm ve ister istemez içimdeki gurur kabardı. İçimden ”hah şöyle dize gelirsin işte ” demeden duramadım.

        Kahvaltıda o kadınla alakalı sorular sordum. Eşim sorduğum soruları sükunetle dinledikten sonra ”öyle bir kadın yok ki, sırf senin gerçekten beni sevip sevmediğini ve gerçekten benimle ne olursa olsun yaşamayı isteyip istemediğini test ettim ve testi başarı ile geçtin sevgili karıcığım ” dedi. Sevinsem mi üzülsem mi bilemedim içimde bir yandan öfke ile o dönemlerde yaşadıklarım geldi. Kendisine ” bu şekilde test olur mu, ben ne çektim biliyor musun bana çok acı çektirdin vs”sitem ettim. Ayrıca hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağını düşündüm sanki içimde bir şeyler kırıldı. Akşamları eşim istemesine rağmen meşru isteklerine cevap vermek içimden gelmedi ve sürekli bana yaptıkları aklıma geldi. Affedemedim ve yaşadıklarımın üzerine sünger çekip temiz bir sayfa açamadım. Bir erkek için meşru istekler çok önemli ben meşru isteklerine cevap veremeyince eşim bana ”beni harama itiyorsun, ikinci bir hanımla mu evleneyim razı mısın , bana bu şekilde eziyet ediyorsun” diyordu ben hak vermeme rağmen üzerime düşen vazifelerimi yapamadım ve eşim zamanla benden soğudu Sadece meşru istekler değil, ona yemek yapmak ütü yapmak,güler yüzle karşılamak gelmedi içimden. Her akşam kavga ettik ve hep aynı konular üzerinde, her zaman geçmişi eşeledim eşeledim ve sonuç olarak geçmişim beni yiyip bitirdi, yuvamı da .Gurur yaptım ve eşimden de özür dileyemedim oysa ki MUTLULUK GURURDAN DAHA ÖNEMLİDİR. Sonuç olarak ta …. :) sonucu zaten biliyorsunuz. Evet sevgili çocukailenet. okurları yazdığım sonu beğendiniz mi ?

        • Sadece Fatih diyor ki:

          Ben beğendim şahsen. Mantıklı.

        • Feyza diyor ki:

          Meryem hnm. Sizde de potansiyel var hikayenin sonu bu sekilde daha anlamli olmus :) :)

        • Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

          “meryem” kardeşim güzel bir son olmuş bravo tebrikler. :)

          Vesselam…

          • meryem diyor ki:

            Abdullah Bir Abi
            Ben sadece hikayeyi bütünü ile okuğumuzda sonu eksik kaldı ve sonunu hikayenin bütününe bakar yazmak istedim. Beğendiğinize sevindim :)

        • Abdullah Bir diyor ki:

          Meryem Hanım Kardeşime…

          Tebrik ederim…

          Uslup ve konunun akıcılığı, sürec ve sonuç arasında ki bağlantının mantıksal örgüsü dikkate alındığında (bekar olduğunuzu bilmesem) bu YAŞANMIŞ HIKAYE’yi sizin yazdığınızı düşüneceğim. :-)

          Diğer taraftan;

          Yazdıklarınız aslında bir KADIN zihninin SÜREÇ-OLAY-SONUÇ arasında ki bağlantıya dair çok önemli İPUÇLARINI da içinde barındırıyor.

          “o kadınla alakalı SORULAR sordum. Eşim sorduğum soruları SUKUNETLE dinledikten sonra…ÖFKE ile o dönemlerde yaşadıklarım geldi (aklıma)… sitem ettim…hiç bir şeyin ESKİSİ gibi olmayacağını düşündüm…Bir erkek için meşru istekler çok önemli, AKŞAMLARI eşim istemesine rağmen MEŞRU isteklerine cevap vermek içimden gelmedi ve sürekli bana yaptıkları aklıma geldi, ben (kocama) HAK vermeme rağmen üzerime düşen VAZİFELERİMİ YAPMADIM, ona yemek yapmak ütü yapmak, GÜLER YÜZLE karşılamak İÇİMDEN GELMEDİ…. AFFETMEDİM ve yaşadıklarımın üzerine sünger çekip TEMİZ BİR SAYFA AÇAMADIM… GURUR yaptım ve eşimden de ÖZÜR dileyemedim, oysa ki (ben biliyordum ki) MUTLULUK GURURDAN DAHA ÖNEMLİDİR. HER AKŞAM KAVGA ettik ve hep AYNI KONULAR üzerinde, her zaman GEÇMİŞİ eşeledim, sonuç olarak GEÇMİŞİM beni yiyip BİTİRDİ ” demişsin

          MANASI:

          ERKEKLER SAKİNDİR, KADINLAR UNUTMAZ, AFFETMEZLER ve İNTİKAMCIDIRLAR, GETİRİSİ ALEYHLERİNE DE OLSA KONULARI ENİNE BOYUNA DİDİKLER, DOĞRUYU BİLSELER DAHİ İŞLERİNE GELMEDİĞİ ZAMANLARDA DOĞRU OLDUĞUNDAN EMİN OLDUKLARI ŞEYLERİ DAHİ YAPMAZLAR, SOZDE ÇOK GURULUDURLAR LUGATLARIN DA BENİ BAĞIŞLA, “ÖZÜR DİLERİM” İFADELERİ, YOKTUR, BU NEDENLE ÇOK PİŞMANLIK YAŞARLAR, AMA BİLDİKLERİNİ YAPMAKDAN DA VAZGEÇMEZLER, CİNSELLİĞİN SADECE “GECE” YAŞANMASI GEREKEN ZORUNLU BİR “VAZİFE-MECBURİYET” OLARAK GÖRÜRLER, GEREKTİĞİNDE DE BUNU SİLAH, YAPTIRIM ve İNTİKAM ARACI OLARAK KULLANIRLAR,

          ANAFİKİR:

          Evliliklerin sona ermesinde ve yuvaların yıkılmasında birinci derece de sorumlu olanlar KADINLARDIR.

          SONUÇ:

          Her bir TERCİH aynı zamanda bir çok seyi REDDETMEKTİR ve insanlar tercihlerinin sonucuna KATLANMAK ZORUNDADIR.

          KADINLAR bir SAMİMİ bir ÖZÜR ile geçmişi UNUTARAK HUZURLU ve MUTLU bir KADIN olmak yerine, sözüm ona GURURLU ama MUTSUZ bir KADIN olmayı tercih ettiği sürece kadınlar MUTSUZ OLMAYA MAHKUMDURLAR

    • Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

      yanılmıyorsunuz “feyza” kardeşim bende sizinle aynı fikirdeyim. Bu yazı olmadı kısacası yani ne mesaj verildi tam bir keşmekeş. Önce erkeklere saldırı var sonrasında hata benim diyen bir kadın.

      Vesselam…

  31. ismi gereksiz adam diyor ki:

    selamın aleyküm değerli site sakinleri

    daha önceden de bir süre göz gezdirdiğim birkaç aydır da takip ettiğim bu güzel sitede ilk yorumlarımla birlikte süratle tepki yorumları alıp akabinde de küsen site sakinleri sayesinde moral bozarak bir süre yorumlarıma ara verdikten sonra yine kısa bir süre önce tekrar yorumlamaya başlamış düşe kalka gitmekteydim.

    kendime benzer insanlar bulduğum ve yorumları okurken kendimi iyi hissettiğim, huzur bulduğum, bazen bilgilendiren bazen umutlandıran kimi zaman da beni karamsarlığa daha da iten bu sitede son bir iki gündür yorumlarımı beğenmeyen bazı kişilerle giriştiğimiz fikri tartışmalarda değişik tepkiler gelmeye başladı. hele hele dün gece okuduğum bir yorum adeta bardağı taşıran damla oldu. faydalı bilgiler edinmek, insanlara bildiklerimi aktarmak, huzur bulmak için girdiğim bu sitedeki huzurum kaçtı.

    kimi küsüyor-cevap vermiyor, kimi kadınlara yüklendiğimi söylüyor , kimi bizi üniversiteli(halbuki bende üniversiteliyim), çalışan kadın düşmanı ilan ediyor…hayır hiçbiri değilim. kimseye garezim yok. sadece kendimi anlatmaya çalışıyorum. bunu yaparken de kendimce taraflı olmamaya hak ve hakikat tarafından bakmaya çalışıyorum. bir müslüman olarak cinsiyet ya da başka bir aidiyet adına değil dini açısından konuya bakmaya çalışıyorum. tabi ki herkes kabul edecek diye bir şart yok.

    artık yanlış anlamalardan, ithamlardan, önce polemik yapıp sonra kaçmalardan, küsmelerden gerçekten yoruldum. ismi gereksiz adam olarak yorumlarımın da artık gereksiz olduğu kanısı oluştu. nasıl olsa yanlış anlaşılıyorum. o zaman yorum yapmamın NE ÖNEMİ VAR?

    • Abdullah Bir diyor ki:

      Aleyküm Selam İGA kardeşim

      Var, senin yorumlarının “kendisini çok bilen zanneden, ama gerçekte sıradan insan” olan birileri için olmasa da aklı başında, ne istediğini, ne söylediğini bilen bizler, senin tecrübelerine, bilgilerine, tavsiyelerine ihtiyacı olanlar için senin yorumlarının önemi var.

      Belki farkında değilsin ama tamda seni sinirlendiren, üzen, surda gedik açmak isteyen ve şeytanın gönüllü köleliğini yapan birilerinin istediğini yapıyorsun kendini buradan soyutlayarak. Çünkü, sende biliyorsun ki bu türlerin amacı taciz ve tahrik et, sinirlendir, yor, bıktır ve uzaklaştır.

      Bu oyuna gelme, tuzağa düşme kardeşim.

      Bu sitenin ve cahil ama samimi inanan Müslümanların bizlere ihtiyacı var.

      Seni Allah için seven bir abin olarak sana tavsiyem istersen bir süre kafanı dinle, sakinleş, ama sonra geri gel ve kaldığın yerden devam et insanlara, umut, ışık, rehber, moral, destek olmaya.

      Karar senin Kardeşim.

    • Sadece Fatih diyor ki:

      Ve aleyküm selam :)

      İsmi Gereksiz kardeşim fikirlerimizi kimse onaylamak zorunda değildir. Bu sebeple onlardan vazgeçecek değiliz. Her insanın yanılma payı vardır. Eğer yanılıyorsak doğrusu gösterildiğinde evet yanılmışım diyebilmeliyiz. Eğer yanılmadığımızı düşünüyorsak ve referans aldığımız ülkülerin doğru olduğuna eminsek fikrimizi beyan etmeli, tüm dünya üstümüze gelse de benim doğrum bu kardeşim diyebilmeliyiz.

      Ben şahsen yazdıklarım hakkında iyice okunup düşünülmeden cevap yazıldığını, yazmadığım şeylerle itham edildiğimi görürsem tepki gösteriyorum. Çünkü karşımdaki insanın kafa yorup düşünmesi için yazdığım bir yorumun insanların bir gözünden girip diğer gözünden çıkması beni de rahatsız ediyor.

      Bu sitede önemli olan fikirler, şahıslar değil. Her fikir değerlidir. Fikirlerimize katılmayan kişilerin de yorumları da değerlidir. Farklı bakış açıları dünyamızı genişletir. Bazen doğruyu olmayana ergi metoduyla buluruz. Canınızı sıkmayın :)

      • Feyza diyor ki:

        Ismi gereksiz adam,
        Gozumden kacmamisti o mini anketin ama anket olduguna ihtimal vermedim. Tercihine saygi duydugum icin de uzerine soz soylemek istemedim ama tekrar dondugune sevindim. Sana tavsiyem ilk darbede menzili terkedip gitmekten vazgecmendir, yoksa evlilik hayatinda ilk iki senede yerle yeksan olursun :)
        Konunun bu kadar yorumlanma sebebi cok acik. Yaziyi kaleme alan hanimefendi ilkokul mezunu oldugundan ve esinin yuksek tahsilli oldugundan bahsedince konu eslerin egitimde denkligi uzerinden dallanip budaklandi ve evlilik gorusmelerine geldikten sonra bir daha toparlanmadik. Yine egitimin alt konusu olarak karma egitim, tahsilin alt konusu olarak da calisma hayati uzerinde her zaman konusulan ve hicbir zaman mutabik olunamayan meseleler olunca yazinin hala cozemedigim anafikrinden epey uzaklasilmis gibi gozukse de aslinda mevzunun cok da uzaginda degil etrafinda dolasildi.

        • ismi gereksiz adam diyor ki:

          feyza hanım kardeş, ağzından yel alsın ne bir iki senesi inşallah daha kısa sürede olur diye temennide bulunun lütfen. daha yeni başlıyoruz gözümü korkutmayın hemen :) ayrıca mevzu darbe alıp menzili bırakmak değil sadece önemsenmediğim ya da anlaşılamadığım yerde bulunmamak içindi yaptığım. bu da kendi yorumlarıma verdiğim değerden kaynaklı…

          evet, tespitleriniz doğru. yalnız demek istediğim aslında bu konular ikinci üçüncü derece çıkartılan konular. esas konu isimden yola çıkarsak hanımefendiyi yaşayan bir ölü haline getiren yaptığı ya da kendine yapılan hatalar. mesela üniversite okuyup okumamasının yaşadıklarıyla doğrudan bir ilgisi yok ama çok tartışıldı.
          bir de sitede buna benzer yazılar var olduğunu hesaba katarak acaba neden onlar değil de bu çok tartışıldı demek istemiştim. belki de böyle kapsamlı bir yazı yok tabi o da olabilir. sizler eski olduğunuz için daha iyi bilirsiniz diye sormuştum…

        • Feyza diyor ki:

          Ismi gereksiz adam, iki seneden daha kisa surede mi yerle yeksan olmak istiyorsunuz yani? Anlamadim gercekten ama oyle temennide bulunmam kusura bakmayin, o isin sakasi, insaallah bir omur boyu yerle yeksan olmazsiniz ve mutlu bir evlilik hayatiniz olur :)
          Bu konuda en cok tartisilan calisma meselesi oldu bakin en cok tartisilan listesinde birkac sira altinda da kadinlarin calismasi meselesi var. Yine en cok tartisilan konularda birinci olan cok eslilik de bu konunun icinde vardi. Iki mustakil cok tartisilan konu bir yazida toplanmis farkindaysaniz. Bu iki konu zaten hicbir zaman vuzuha kavusturulamaz, ne kadar tartisilirsa tartisilsin.
          Bir de konunun detayinda herkesi ilgilendiren kadin ve erkek fitratindaki farkliiklar, egitim ve ogrenimde tahsil duzeyi, kulturel farkliliklar, mahremiyete dair gormezden gelinen sorunlar da birlesince aslinda tek yazi neredeyse butun bir evlilik hayatinin en can alici ve uyum saglanamazsa en cok sorun teskil edici konularini bir baslik altinda toplamis oldu.
          Guzel yorumlariniz var fikirlerinizin cogunu destekliyorum. Her zaman destekledigimi yazmiyorum ama unutmayin sukut ikrardan gelir.

          • ismi gereksiz adam diyor ki:

            feyza hanım,
            kusura bakmayın. ”yoksa evlilik hayatinda ilk iki senede yerle yeksan olursun” buradaki ”evlilik hayatı” ibarenize dikkat etmemişim. ben evlilik görüşmeleriniz bir iki sene sürer de yeksan olursunuz dediniz gibi anladım.
            anladığım kadarıyla bu şekilde kapsamlı, birçok konuyu içinde barındıran bir başka konu olmadığı için bu kadar yorum aldı bu konu…
            yanlış anlamayın ben herkes bana yorum yapsın manasında demedim. sadece yukarıdaki o yorumumu bir soru gibi düşünmüştüm kendimce. konu o soruyla ilgili. yoksa her yorumuma yorum eklenecek diye birşey yok tabi ki…

        • Yahya diyor ki:

          “…yoksa evlilik hayatinda ilk iki senede yerle yeksan olursun :)”

          bu lafınıza koptum 😀😀😀

          …………………………………………..

          Sn. İga,
          Şahsen bir çok yorumunuzu okuyorum ara sıra cvp yazıp çıkıyorum.
          Hem fikir oldum mu genelde yazmıyorum ancak muhalefet olacaksam, eklenecek bir mevzu varsa zahmet edip yazıyorum :)

          Lütfen tepki/cvp gelmiyor diye üzülmeyin. Bende kendi kendime yorum ve cvp verdiğim konular var, kimseden bir tek kelime gelmedi/gelmiyor.
          İsimle hitap etmeyi daha doğru buluyorum ancak, isminiz ne kadar gereksiz deseniz de; siz, bizim için gereklisiniz!

          • ismi gereksiz adam diyor ki:

            yahya bey
            çok teşekkürler yorumunzu için. benim bahsettiğim yukarıda yorumlarıma devam etmesem mi diye soru sorduğum yorumla ilgiliydi. yoksa ben de her yoruma tepki beklemiyorum zaten. sizinle hemfikirim.
            aslında ben de ismim değil de fikrim önemli manasında bu İSMİ (isim denirse artık :) ) kullanıyorum…
            yalnız evlilik tecrübesi olan biri olarak daha çok yorum yapmanızı bekliyorum sizden. yoğunluktan vakit bulamıyorsunuz galiba ama sizin bizle paylaşacağınız çok şey olduğuna inanıyorum…

    • ismi gereksiz adam diyor ki:

      ben aslında üstteki yorumumu sitede kendimle ilgili mini bir anket gibi düşünmüştüm. pek cevap veren olmadı, belki de görmemişlerdir, canları sağolsun neyse…

      Abdullah ağabey ve fatih bey,
      geç cevap yazdım, hakkınızı helal edin. gerçekten bir süre elim klavyeye gitmedi, gitmek istemedi. Allah razı olsun cevaplarınız için.

      abdullah abi, Aslında ben bu kişilerin yaptıklarını sizin dediğiniz gibi kasıtlı olarak yaptıklarına inanmıyorum. ama bende bıraktığı tesir değişmiyor tabi ki.

      fatih bey, dediğiniz gibi ben herkes yorumumu onaylasın demiyorum ama söylemediğim birşeyle itham olmak, yanlış anlaşılmak ve bu sebeple de söylediklerinizin kaale alınmaması insanı yoruyor gerçekten. yoksa farklı düşüncelere sahip olmak normaldir tabii ki.

      • Abdullah Bir diyor ki:

        Sevgili İGA… :-)

        Hz. İBRAHİM’in yanında ve NEMRUD’a karşı olan bizler SONUÇ’un istediğimiz gibi olmasından-gerçekleşmesinden değil, ZALİM’e karşı, MAZLUM’UN yanında olmakla (safımızı belli etmekle) MÜKELLEFİZ

        Sen buraya lazımsın kardeşim, durmak yok yola (bilmeyenlere ve yanlış yapanlara iyiliği emretmeye, kötülük den alıkoymaya çalışmaya) devam inşaallah.

  32. Abdullah Bir diyor ki:

    BİR TEKLİF

    Kısa bir süre önce sitede ki bazı yorumcular ve arkadaşlar yorumların yoğun olduğu ve bir süre siteye giremedikleri zamanlarda “yorumları ve kendilerinin yazılarına verilen cevapları” takip edemediklerini ve bu nedenle de sıkıntı yaşadıklarını dile getirmişlerdi.

    Benim sizlere bu sıkıntıyı ortadan kaldıracağını düşündüğüm iki teklifim var.

    1- Yorumlara cevap yazan kişiler öncelikle yorumlarının başına muhatap aldığı kişinin adını yazsın

    Örnek:

    “Feyza Hanım Kardeşime, Adem Beye, Meryem Hanıma” gibi

    Bu şekilde cevabın muhatabının kim olduğu hem cevaba muhatap olan hemde diğer takipçiler tarafından net olarak anlaşılmış olur.

    Bu yöntem sitenin “son yorumlar” bölümünde-sekmesinde kişilerin kendilerine yazılan cevapları kolayca bulmalarını sağlayacak; her konu başlığında “yazdıklarıma kimler cevap yazmış” arayışında olanların kendilerini ilgilendirmeyen tüm yorumları okumak için fazladan zaman harcamalarına engel olacaktır.

    2- Kişinin her konu başlığında geçmişte yaptığı kendi yorumlarını ve başkalarının kendi yorumlarına verdikleri cevapları kolayca bulmak için yapması gereken ilk şey “klavyede ki ctrl ve f tuşlarına aynı anda basmak” ve sağ üst köşede çıkan yere sitede kullandığı rumuzu veya ismi yazıp “enter” tuşuna tıklamak en kolay şekilde ve en kısa zamanda kendisi ile alakalı yorumlara ulaşmanın en basit yöntemidir.

    Not: Bu yontemde “enter” tuşuna her tıkladığınızda o konuda “rumuzunuzun veya adınızın” bulunduğu tüm bölümler (yorumlar, cevaplar) ve kullandığınız rumuz-isim ise “altı renkli” sekil de önünüze-ekranınıza gelecektir.

    Kolay gelsin…

    • Yahya diyor ki:

      Abdullah abi,

      Bu tavsiyeleriniz için teşekkür ederiz ancak ben bu yöntemleri kullanmama rağmen yinede uzun süreli ayrılıklarda (şehir dışı, yurt dışı, hapis gibi) “son yorumlar” kısmı bir işe yaramıyor. Çünkü son yorumlar son bir haftanın değil, son 30-40 yorumunu gösteriyor. Eğer günde 60 yorum yapılıyorsa zaten ilk 30 yorumu kaçırdık demektir, teker teker aramak gerekiyor.

      Yada her cevabın altında bulunan “Beni sonraki yorumlar için e-posta ile bilgilendir.” veya “Beni yeni yazılarda e-posta ile bilgilendir.” seçeneklerini tıklamak yeterli oluyor ancak her yeni yoruma bunu yaparsak vay halimize..

      [Bence kare kod uygulamasına geçelim :) Devletimiz her alanda kare kod uygulamasına geçti]

      Bu arada bu makale altına her türlü yorum yazıldığı için müsaadenizle bir mevzuya değinmek istiyorum.
      6284’nü kim akıl ettiyse, kim hükümete teklif ettiyse, kim onayladıysa, kim uygulamaya aldıysa, kim resen uyguluyorsa, …(unuttuğum varsa ilave ediverin lütfen)…, vs. vs. vs. saksılarındaki çiçekleri coşsun, kuru fasulye yediklerinde gaz yapmasın …..
      Kısacası, insanın karısına karşı 3 aylık tedbir kararı çıkartması kadar haz veren bir duygu olamaz herhalde… :)
      Karakol alkışladı… takdir ve tebrik etti… selfie çektirdik… Var mı böyle bir şey 😀

      Bu vesileyle sizin, sevdiklerinizin ve tüm buradaki kardeşlerimin mübarek 3 aylarınını ve kandillerini tebrik eder, en iyi şekilde ihya etmelerini temenni ederim. Dualarınızdan eksik etmeyin lütfen…

      Selam ve dua ile…

      • Abdullah Bir diyor ki:

        Yahya Bey Kardeşimize..

        “Var mı böyle bir şey” demişsin.

        Var var, 3 aydan daha iyi ve güzel olanı bir erkeğin eski karısı için 2 defa 6 ay tedbir kararı çıkartması :-) :-) :-)

        Ben bunu başarmış birisini tanıyorum. :-)

        Ama sen yine de bu yasayıçıkartanlara ve uygulayanlara DUA etme. çünkü bu yasadan yararlanan 1 erkeğe karşı bu yasadan zarar gören 100 ( oran gerçekten % 1) erkek var.

        Ben de bu vesile ile Mubarek üç ayların sana, burada ki samimi ve haddini bilen Müslüman kardeşlerimize hayırlar getirmesini diliyorum Yahya kardeşim.

        • Yahya diyor ki:

          Abdullah abi,

          Benim zarar gördüğüm bir hadiseyi/kanunu tasvip ve takdir etmem mümkün değildir… bırakın dua etmeyi… ahirette bu şahıslarla hesaplaşacağız Allah’ın izniyle.

          Maalesef ülkemizde öyle bir “hukuk” düzeni kurulmuş ki; aklı başında, sağduyulu, vicdanlı attığın her adım aleyhine tecelli ediyor…
          Aksine çirkefleştikçe, arsızlaştıkça, suistimal ettikçe, mağduru oynadıkça prim elde ediliyor.

          İnanın şu koruma tedbir kararı bir menfaat elde etmek için değil, yaptığı edepsizliklere dur demek içindi.

          Hakkımızda hayırlısı olsun diyelim.
          Selam ve dua ile…

        • Yahya diyor ki:

          Abdullah abi,

          Bu kanun ne menem kanunmuş…
          asayişten arıyorlar.. ekip gönderiyorlar.. bir sıkıntı var mı diyorlar.. bir tomar telefon numarası verdiler “ara beni”, “kurtaralım seni” diyorlar.. Şaka gibi, “biz sizi korumak zorundayız” diyorlar..
          Amerikan filmlerinde gibi hissettim kendimi.. Sihirli numarayı arasam siyah pelerinli, siyah gözlüklu adamlar gelir mi acaba!

          Ne kadar inkişaf etmişiz biz..!

          • Abdullah Bir diyor ki:

            Sevgili Yahya Kardeşime…

            Dediklerin çok doğru. Hatta fazlası yok eksiği var.

            Bazen trafiğin yoğun olduğu ve geç kalma riski olduğu zamanlarda polislerin (seri katil TESTERE den daha tehlikeli kocaların karılarını kör bıcak ile kıtır kıtır kesmesine engel olmak için) ” Halk kahramanı GAZMAN, HULK, ÖRÜMCEK ADAM ve SÜPERMAN dan yardım istedikleri bile oluyormuş :-)

            Saka bir yana Polis merkezlerinde bu iş ( aile içi şiddeti önleme ve 6284 sayılı yasa) için özel birimler kuruldu.

            6284 e göre koruma altına alınmış birisi ihbarda bulunduğu ( ihbar sahiplerinin %98 i kadın) andan itibaren en geç 10 dk sonra polis olay yerine olmak zorunda. Aksi taktirde savcılık görevde ki polis ekibi hakkında “soruşturma” açıyor.

            Sonuç;

            Getirileri ve götürüleri tam olarak hesap edilmeden FEMİNAZİLER başta olmak üzere birilerinin GAZ VERMESİ, KORKU ve PARANOYASI üzerine öngörüsü zayıf, bilinçsiz, eğitimsiz ve şak şak cı SİYASİ ve AŞIRI KORUMACI ZİHNİYET tarafından oluşturulmuş yasal alt yapının sözüm ona ZAYIF ve KORUNMAYA MUHTAC; ama gerçekte günde 10 defa DUYGUSAL GEL-GİT’ler yaşayan kadınlara verilen HAK SİLAHI’nın sebep olduğu sonuçları hep birlikte görüyor ve yaşıyoruz.

            Özetle;

            Delinin birisi kuyuya bir taş atıyor 40 akıllı o taşı çıkartmaya çalışıyoruz.

            Allah, “Müslüman Türk Erkekleri’nin” yar ve yardımcısı olsun.

    • Yasir diyor ki:

      Yapılan yorumlarla ilgili benim de bir teklifim var.
      Yorumlara karakter sınırlaması getirilse daha iyi olur. 10 satır veya 15 satırı geçmemeli. Her şey daha kısa ve öz anlatılabilir. Buradaki okurların anlama kapasitesi hayli yüksek. Arkadaş yorum yazıyor, yazdığı yorum yazının konusunun üç katı uzunluğunda. Eğer kısa ve öz yazılırsa hem takip etme durumu kolay olur hem de daha fazla kişi tarafından okunur.

  33. .../nisa diyor ki:

    Aslında bu konu üzerinde yorum yazan herkesin haklılık payı ve doğru söylediği yerler var.

    1. Ahir zamanda Müslüman olmak gidişatın sonuçlarını madde madde yazmış.

    2. Cihad bey tv ve kadınların eğitim çalışma ve dışarıda malayani olmaları durumuna değinmiş. Kendisinin doğru söylediği noktalar var bu durumun en büyük zararını yine kadınlar çekiyor ve nefisleriyle mücadele eden erkekler çekiyor. Yalnız kadınlara dışarı çıkmamalarını söylemek rasyonaliteden uzak. Dışarının hayatın doğal akışı olduğunu bilen gören yaşayan bir kadını eve nasıl döndüreceksiniz.

    3. Süleyman bey hem tarikati cemaati yakından bildiğinden hemde üniversite çalışma ortamlarını bildiğinden iki durumu hepimizden daha iyi analiz yapabiliyor. Olması gerekeni değil gerçeği önce saptamış. Varolan durumla Müslümana uygun nasıl yaşayabiliriz açısından bakmış.

    4. Feyza hanımın yazmış oldukları benim zihnimde olanla aynı. Şuan çift başlı bir eğitim sistemi var. Medreseler fen tıp ilmi konusunda zayıf üniversitelerde sadece kadınlara ait fakülte yok. Ancak açıktan okuyabilirsiniz ama ondada her bölüm yok. Benim en çok istediğim şey en azından bundan sonrası için kızlar hemcinsleriyle tahsil yapsınlar. Hem medrese hem üniversal eğitim. Ümmeti bilmek için Arapça dünyayı bilmek için İngilizce geçmişi bilmek için Osmanlıca öğrensinler.

    5. Yasemin hanımda haklı. Düşünün zeki bir insansınız Allah vergisi ama bu zekayı doğru şekilde kullanmaya imkanınız yok. Ayşe Hümeyra Ökten ilk dindar doktor hanım. Dünyanın çoğu yerine yardım için gidiyor. Öncelik aile hayırlı eş ve anne olmak üzere insan üstün vasıflarını helal yoldan kullanma diğergam olma şeklinde kullanmak isteyebilir. Bu noktada alanlar açılabilir. Yada evden çalışma imkanları olacak mesleklerde olabilir. Çizimleri evden yapan mimar biliyorum. Kazandığı parayı ailesi ve yardım için kullanabilir.

    6. Ben okuma yazma bilmeyen kadınların öğretim görevlisi doktor yetiştirdiğini gördüm alim yetiştirdiğini okudum. Her şey sadece dışarıdaki eğitimle sınırlı değil evdeki annede önemli.

    Üniversite yada medrese farkından ziyade ikisini beraber dünya ve ahiretimize nasıl daha faydalı hale getirebiliriz. Kadınları ve erkekleri zorlayan sebepleri ortadan kaldırabiliriz Müslümana uygun hale getirebiliriz. Bugünkü doktora sistemi Osmanlı ve Endülüs eğitim sistemine benziyor.

    Geçen hafta otobüste iki kişinin konuşmasına tanık oldum ve sanki bizim bu konuyu konuşacağımız mı tevafuk oldu bilmiyorum. Birisi tarikate mensup biri ilahiyat okuyormuş diğer kişide pdr mezunu öğretmen. Konu çocuklardan açıldı öğretmen olan çocuğun içinde varsa okur o yöne eğilim varsa eğitim verilir dedi diğer kişide içinde olsa yada olmasa diye birşey olmaz dedi biz açığa çıkarız o yeteneği geliştiririz dedi. Haklıydı her çocukta güzel olana meyil vardır ve eğitim önemli. Bu iki kişi farklı eğitimlerden geçseler de konuşacak ortak konuları vardı ve bunları tartışmaları istişare etmeleri dertlenmeleri güzel.

    • cihad diyor ki:

        Nisa hanım;
      Ben değil,Allah söylüyor peygamber söylüyor,ulema söylüyor,tarih söylüyor..Ben tercüman oldum.(Rasyonellik bir ecnebi kavramı ona uymamış olabilir,bizde hikmet var ve kadının evde olması hikmete uygun hikmetlice bir işdir.)

      Ve evlerinizde oturun ve ilk câhiliyet devrinde olduğu gibi sokaklara çıkmayın ve namaz kılın ve zekât verin ve itâat edin Allah’a ve Peygamberine. Ancak ve ancak Allah, ey Ehl-i Beyt, sizden her çeşit pisliği, suçu gidermek ve sizi tam bir temizlikle tertemiz bir hale getirmek diler.(ahzap-33)

      Ümmü Seleme (r.a)’in Aişe’ye Mektubu

      Ayşe’nin, Talha ve Zubeyr’le beraber Medine’den ayrılıp Hz. Ali’ye karşı savaş açtıklarını haber alan Ümmü Seleme [1], Ayşe’ye şu mektubu gönderdi: “Sen Allah’ın Elçisi ile ümmetin arasında bir aracısın, senin saygınlık kazanacak davranışta bulunman Allah’ın Elçisinin saygınlığını korumak için gereklidir. Kuran’ı Kerim örtünmeni emretmiştir, bu emre uy, senden EVİNDE ve ŞEHRİNDE OTURMANİ istemiştir. [2] EVİNDEN ve KENTİNDEN AYRILMA Allah bu ümmetin koruyucusudur. Senin toplumdaki yerini bilen Allah’ın Elçisi isteseydi seni kendisinden sonra Başkan tayin edebilirdi. Sende biliyorsun dine bir halel geldiği zaman bunu KADINLAR DÜZELTEMEZ, kadınların saygılı olmaları ve örtünmeleri güzel özelliklerlerdendir. Allah’ın Elçisi seni bir devenin sırtında çöllerde bir pınar başından diğerine konduğunu görseydi, ona ne diyecektin? Amacının ne olduğunu Allah biliyor. Allah’ın emrettiği örtünmeyi bir tarafa bırakman ona verdiğin sözü yerine getirmemen demektir. Senin istediğini bana verip de sonra cennete gir derlerse, Allah karşısına, örtünme emrini yerine getirmemiş biri gibi çıkmaktan utanırım. Allah’ın Elçisinin söylediklerini şimdi sana hatırlatırsam yılanın ısırdığı gibi beni ısrırırsın

      Kadınlar yuvalarından çıkıp beşeri yoldan çıkarmış, yuvalarına dönmeli
      ﺍِﺫَﺍ ﺗَﺎَﻧَّﺚَ ﺍﻟﺮِّﺟَﺎﻝُ ﺍﻟﺴُّﻔَﻬَﺎﺀُ ﺑِﺎﻟْﻬَﻮَﺳَﺎﺕِ ٭ ﺍِﺫًﺍ ﺗَﺮَﺟَّﻞَ ﺍﻟﻨِّﺴَﺎﺀُ ﺍﻟﻨَّﺎﺷِﺰَﺍﺕُ ﺑِﺎﻟْﻮَﻗَﺎﺣَﺎﺕِ

      Mimsiz medeniyet, taife-i nisayı yuvalardan uçurmuş, hürmetleri de kırmış, mebzul metaı yapmış.
      Şer’-i İslâm onları
      Rahmeten davet eder eski yuvalarına.
      Hürmetleri orada, rahatları evlerde, hayat-ı ailede.
      Temizlik zînetleri.
      Haşmetleri, hüsn-ü hulk; lütf-u cemali, ismet; hüsn-ü kemali, şefkat; eğlencesi, evlâdı.
      Bunca esbab-ı ifsad, demir-sebat kararı
      Lâzımdır tâ dayansın.
      Bir meclis-i ihvanda güzel karı girdikçe riya ile rekabet, hased ile hodgâmlık debretir damarları!
      Yatmış olan hevesat, birdenbire uyanır.
      Taife-i nisada serbestî inkişafı, sebeb olmuş beşerde ahlâk-ı seyyienin birdenbire inkişafı.
      Sözler – 727

      • .../nisa diyor ki:

        Cihad bey ve Süleyman bey,

        Allah razı olsun. Aslında hepimiz ortak sorunlarda ve çözüm arayışında hemfikiriz. Cihad bey zihinlerin çoğunluğunu değiştirmek kolay olmaz manasında rasyonalite kelimesini kullandım. Yarattığı kulunu onun fıtratını en iyi bilen Allah. Tesettür risalesini okumuştum. Bediuzzaman bir kadın olmamasına rağmen kadın fıtratını çok güzel açıklamış.

        • cihad diyor ki:

          Nisa Hanım’a

          İnsan kendi vazifesini yapıp Cenab-ı Hakk’ın vazifesine karışmamalı.
          Meşhurdur ki: Bir zaman İslâm kahramanlarından ve Cengiz’in ordusunu müteaddid defa mağlub eden Celaleddin-i Harzemşah harbe giderken, vüzerası ve etbaı ona demişler: “Sen muzaffer olacaksın, Cenab-ı Hak seni galib edecek.” O demiş: “Ben Allah’ın emriyle, cihad yolunda hareket etmeye vazifedarım, Cenab-ı Hakk’ın vazifesine karışmam; muzaffer etmek veya mağlub etmek onun vazifesidir.” İşte o zât bu sırr-ı teslimiyeti anlamasıyla, hârika bir surette çok defa muzaffer olmuştur.
          Lemalar – 131

          Zihinleri ve kalpleri değiştirecek olan Allah’tır.Biz vazifemizi yapalım,hakkı ve hakikatı anlatalım,tavsiye edelim.Allahın vazifesine karismayalim..Cenab-ı Hak şen-i uluhiyetine nasıl yakışıyorsa öyle muamele eylesin.

          Hakikat şairin M.Akif’in dediği gibi;

          Allah’a dayan sa’ye sarıl hikmete râm ol
          Yol varsa budur bilmiyorum başka çıkar yol

          Not: Risale-i Nur vasıtasıyla bataklıktan kurtulmuş bir kardeşiniz olarak Risale-i Nur’u okumanızı tavsiye ederim Nisa Hanım..

          • .../nisa diyor ki:

            Cihad bey,

            Tavsiyeniz için teşekkür ederim. Risale-i Nur’u sistematik bir şekilde değilde daha çok konu bazlı okuyorum. Metin Karabaşoğlu’nun risale-i nur açıklamalarını takip etmeye çalışıyorum.

    • Süleyman diyor ki:

      Cihad Bey ve Nisan hanım

      Cihad bey ben sizlere hakaret etme amaçlı yazmadım hiçbir şekilde. Öbür erkek arkadaşlara da. Sadece çözümleriniz çok olağandışı. Bende sizin istediklerinizi istiyorum. Nasıl yaparız diye düşünüyorum. Sokaklarda bu kadar açıklık hangi erkeği etkilemez? Kimi etkilemez.

      1. Öncelikle okumakla, çalışmak meselesini ayıralım. Çalışma meselesinde Sema hanımın “Kadınların çalışma meselesi” yazısında ne diyorsa ben altına imzamı atıyorum. Sonuna kadar destekliyorum. Yalnız okuma meselesi farklı. Okulu gereğinden fazla kutsamadan biz bu durumu nasıl düzeltiriz diye düşüncelerimi söylüyorum.

      2. Hanımlar okumasın demek gerçekçi bir çözüm değil. Siz okul müdürüymüşsünüz. Bakın okulunuzda kapalı 2 hanımı çalışmayı bırakmaya ikna edin. Ya da İlinizde 5 tane kapalı hanımı çalışmayı bırakmaya ikna edin. Veya 5 kapalı üniversite öğrencisini okumayı bırakma konusunda ikna edin. Ben bütün yazdıklarımı çöpe atmaya razıyım.

      3. Çalıştığım şey devam eden gidişatı düzeltmeye gayret etmek. Hanımlara farklı otöbüs kampanyaları var. İşte onları takip edelim ve savunmaya çalışalım. Bu bize ders olsun. Ben akademisyen olarak artık ayrı eğitim üzerine çalışmaya gayret edeceğim. Daha önce dediğim gibi Single-sex education (tek cins eğitimi) ile ilgili çok makale var yabancı litaratürde. Olamazdan çok nasıl olabilir bunlara bakalım.

      Bakın hayat boşluk kabul etmez demişti bir yorumda Sadece Fatih bey. Hayat boşluk kabul etmiyor. Hanımı okutmayalım dedik tamam fakat o boşluğu ne ile dolduracağız. Bunu da düşünelim.

      5. Ne sema hanımın ne de başkasının makamı beni hiç ilgilendirmiyor. Benim içinde önemli değil. Sema hanım ve Tuğba hanım ilkokul mezunu olsa da fark etmezdi. Ben sadece dediklerinizin olabilirliği hakkındaki tezatlığı BELİRTMEK için bunları söyledim. Ben kişilerin hangi makamlara sahip olduğuna değil, neleri yaptığına bakarım.

      Yorumları da kesinlikle küçük görmüyorum. Ben buradaki bazı yorumları yazılardan bile önemli görüyorum. İsmi gereksiz adam beyde böyle düşündüğümü bilsin. Kimseyi de kırmak işime gelmez :)

      6.Bir müslümanın ideali ve helal olanı istememesi felakettir. Yani hanımların sokaklara dökülmesi benimde hoşuma gitmiyor. Tasvipte etmiyorum. Yalnız ben bunu nasıl düzeltebiliriz diye düşünüyorum. Olan gidişatı nasıl en zararsız hale getiririz. Biz neler yapabiliriz bunları düşünüyorum. Herkes üstüne düşen vazifeleri yerine getirmeye çalışırsa bu meseleyi daha rahat çözeriz diye düşünüyorum.

      Hiçbir yorumcuyu kırmak istemiyorum. Tartışmalarda sürecin doğal sonuçlarıdır. Kırılmaya ve üzülmeye gerek yok. Ben tezimi sundum. Siz tezlerinizi sundunuz. Herhangi birinin kalbini kırdıysam özür dilerim.

      • cihad diyor ki:

        Süleyman kardeşim;

        Özrünü kabul ediyorum..bazı ifadelerim kalbini kirmissa ben de özür dilerim..hakkını helal et.
        bu siteyle yeni tanıştım..İslami kesimde olanca samimiyete rağmen var olan sığlık ve ezbercilikten ziyadesiyle sıkılmış biri olarak bu sitede yayınlanan yazıların kalitesi ve yorumlarda ki derinlik beni cezbetti..Çoğu islami meseleler için yazılmış çarşaf çarşaf yorumlar,tesbitler gerçekten muhteşem bir şey..bu yanmışlık (dertlilik), bu anlayışta derinlik İslam adına çok sevindirici..
        bu gibi sebeplerle birbirimizi üzecek,kalpleri kıracak şeylere gerek yok..Allah bizleri istikametten ayırmasın inşaallah..AMİN.

  34. cihad diyor ki:

    Süleyman bey,

    Bazı noktaları netlestirirsek birbirimizi daha iyi anlayabileceğimizi ümit ediyorum.

    1)ben toplum üzerinden konuşuyorum,siz ise konuyu fertler üzerinden değerlendiriyorsunuz…Kadınlarımızın üniversite okuması veya çalışmasını topluma etkileri üzerinden değerlendirdim…İslamiyette kadının yeri evidir..bu tartışma götürmez bir gerçektir..hem teoride,hem pratikte…bunu asr-ı saadette ve bu asır hariç tüm islam tarihinde görüyoruz…(kadının yüksek tahsil yapması,manto giymesi,dış meslekler edinmesi bu asırda olmuş seyler) ve ne yazıkki şikayet ettiğimiz günahlarda bu asırda var.
    fert bazında bakarsak herkesin şartları ayrı ayrıdır…ihtiyacı varsa durumunu izah eder.bir ruhsatı,bir fetvası vardır elbet..nihayetinde müftü değiliz,burada şahsın özel durumunu konusamayiz zaten ehliyetimizde yok…toplumla ilgili konular ekseriyet üzerinden ifade edilir,bu genelleme değildir..her şahsı bağlamaz…falan bir kişi vardır diye muhalefet edilmez…batılılaşmanın sonucu olarak bizlerde bireyselleşiyoruz galiba..herşey bireye göre hesaplanıyor.

    2) beni misal vermişsiniz,kardeşim herkesin yapabileceği işler vardır..yapamayacağım bir işe niye gireyim…toplum bazında düşünürsek ki öyle düşünmeliyiz,erkekler üniversite okumazsa (kadınlar şartları gereği her işi yapmayacağına göre ) bazı meslekleri ithal mı edeceğiz…hem kadınlar olmasa zaten problem kalmıyor çok fazla…niye ben gitmiyeyim ki.
    Rızk Allah’tan ve vesile olmak erkeğe verilmisken kadının ne işi var orda..ahiret desen zaten orda kazanamaz bilakis zararı var..

    3) kadının ahlaksızlığa sebep olmasını kadınlar ahlaksızlık yapıyorlar anlamında değil zaten sebep oluyor diyorum ve bu ahlaksızlığı yapanlar erkekler…sokağa çıkmış kadını istismar ediyorlar.kadın bir alet-i hevesat oluyor… hiçbir kadın gunahta ve sefahatta erkeğe yetisemez,fitrati uygun değil çünkü..
    ama kadın cins-i latif olarak cemali isimlere mazhar olduğu için etkiliyor ve fitne uyanıyor bunu söylüyorum..bu erkeği temize çekmez,mesuliyetten kurtarmaz.

    4) bu mesele kadın-erkek çekişmesine
    meze yapılamaz..bugün kadın ve aile üzerinden İslam hedef alınıyor..İslamın toplumsal dokusu tahrip edilmek isteniyor…erkekleri tabiki konusmaliyiz,çok hataları kusurları var ama bugün kadınların eneleri sisirilerek,enaniyetleri tahrik edilerek aileler dağıtılmak isteniyor…o sebeple biz hanım kardeslerimizi uyarıyoruz yoksa erkeklik taassubuyla konuşuyor değiliz.

    5) medrese kavramı farklı anlamlarda kullanılabiliyor..ben de kullanıyorum şahsen.
    bi anlamı geçmişteki üniversite olarak görülen yerler anlamında.(islam tarihinde kadın medresesi yok derken bunu kasdetmistim) günümüzde çok az sayıda var.
    diğer bir anlamı cemaatler kaldıkları yurt ve evlere Kur ‘an ve hakikatleri dersi verildiği için medrese diyorlar…bu yerler klasik medreseden biraz farklıdır.

  35. Süleyman diyor ki:

    Ahir zamanda Müslüman Olmak, Cihad ve İsmi gereksiz adam

    Söylediklerinizin ne kadar utopik olduğu biri yüksek lisans mezunu, öteki ise yüksek lisans okuyan iki hanımın oluşturduğu platformda sadece yorum yapan kişiler olmanızdan belli.Kusura bakmayın ben gerçekleri katarak konuşuyorum. Siz hayallerden bahsedip durmadan şikayet ediyorsunuz.

    Üstad Said Nursi’nin sadece hanımlar hakkında mı sözleri vardır? Birazda erkekleri eleştirdiği bölümleri alsanız birde?

    Son olarak melih gökçek kimi zaman ayrı ötobüslerden bahsediyor. Ona müslümanllar destek versin. Ben en önde gelen destekçiyim. Elimden geleni de yaparım. Ayrı eğitim için ama şikayet etmekle bitmiyor mesele

    • ismi gereksiz adam diyor ki:

      süleyman (bu hitap hoş değil ama yaptığın yanlışı farketmen için böyle yaptım)

      bize boş gezenin boş kalfaları mı demek istiyorsun? yoksa ben yanlış mı
      anladım? benim gerçek hayatta ne yaptığımı biliyor musun da böyle konuşuyorsun. edep edep…

      biz erkeğiz tabi ki açık kadın görünce bakarız mı dedik? zaten bakmamaya çalışan insan durumdan şikayet eder. sen gelmişsin bize vaaz ediyorsun. kusura bakma da vaaz edilecek insanlar durumdan şikayet eden değil etmeyen insanlardır. vallaha şu mübarek gecede sinirlerimi zıplattın. Allah biraz basiret versin sana inşallah

      • ismi gereksiz adam diyor ki:

        ayrıca sadece yorum yapanlardan biri de sensin ama ben aynısını senin için düşünmemiştim. yani bu nasıl sui zandır anlamadım. bu yorumun önce kendine sonra bu sitede yorum yapan herkese hakarettir.

    • Meryem diyor ki:

      Süleyman Bey
      Birkaçok yıl önce İstanbul Şefakoyde Pembe Metrobus için imza topluyorlardi .Her geçtiğimde imza attım. Sonra bazı kadınlar ayaklanmış. Vay efendim pembe metrobus neymiş. Iran’a mi dönüyoruz diye .Sonuç hala pembe metrobus gelecek. Gerçekten bazı kadınlar tam sopalık 😂

      • Süleyman diyor ki:

        Ahh meryem hanım.

        Sema hanım belirttikten sonra reçel blog denen siteye bakmıştım. Kadınlardan birinin yazısında hastaneye gittiğini yazıyordu. Kadına hanım doktor mu erkek doktor mu istersiniz diye sorulmuş. Nasıl sorarlarmış böyle bir soruyu. Yok onu baskılıyorlarmış. Niye seçmesi gerekiyormuş. Alanında uzman olanı değilde kadını mı seçmek zorunda olacakmış(sanki beyin ameliyatı olacak muhtemelen bir boğazı ağrıdı, grip oldu ondan gitmiştir.). Yani bu kişilerin hakikaten müslümanlara garezi var. Birde bunların kimisi kapalı hanımlar. Yazık yazık.

        Ben dayağı sevmem ve atmam. Şiddet yanlısı da olmadım. Yalnız birini eğer dövecek olsam ilk bu gibi erkek ve kadınları döverim. Bu nasıl bir kafa yapısıdır? Ancak garezi olan kişiler bunlar. Hakikaten bu kişilerin tedavi görmesi lazım. Özgürlük kompleksi diye yeni bir hastalık tanımı oluşturulmalı bu kişilere.Bu nasıl bir komplekstir anlamış değilim?

    • Sadece Fatih diyor ki:

      Süleyman Bey.

      Üzerime vazife olmayarak yazıyorum, kusura bakmayın. Kimse kimsenin görüşüne tamamen katılmak zorunda değil, kısmen katıldığımız durumlar da oluyor, hiç katılmadığımız durumlar da.

      Peygamber efendimizin Hz. Ali ve Hz. Fatma’ya evlilikle ilgili öğütleri var, biliyorsunuzdur. Onları referans alsak nasıl olur? İç işleri evin hanımında Hz.Fatma’da dış işleri evin beyinde Hz.Ali’de.

      Ben bir yorumda yazdım ama arada kaynadı. Kadınlar da adam gibi adam bulamamaktan şikayetçi. Kocasının zulmünden uzak olacağından emin olmak istiyor. Kendisine Allah’ın emaneti gözüyle bakıp üzerine titreyecek adam bulamadıklarını söylüyorlar… Haksızlar mı, bunu onlar söylesin.

      29 Mart 2017 saat 20:30 sularında devletimin kanalı TRT HABER RADYO’da Ankara Üniversitesi öğretim üyelerinden bir kadın ki bölümü işletme, aile hakkında yorum yapıyordu. Kadınlar kendi ayakları üzerinde durmalıymış (biz amuda kalksınlar istiyoruz zaten) inşaat mühendisliği okuyup şantiyelerde erkeklerle omuz omuza iş yapmalılarmış.

      Erkek kadın birbirini tamamlar bir evde. Hepsinin sorumlulukları bellidir. Hatta kadın dinen ev işi yapmak zorunda değil bildiğim kadarıyla yanlışsam düzeltin.

      Mesele aile düzeni meselesi, bunun tahsille vb. alakası da yok. Başka bir yorumda yazdım. Tahsilin en alasına sahip olup da asıl derdi evi olan kıymetli kadınlar var. Kocasından daha fazla maaş aldığı halde başına kakmayan, her akşam evinde yemeğini hazır eden, kocasını evinin lideri olarak kendisinin önünde gören. (Bu saydıklarım farklı kişiler bu arada.) Dış görünüşe baksanız ön yargıyla Allah ıslah etsin deriz belki, ki parayla imanın kimde olduğu belli olmadığı halde. Keşke bu ablalarımız da dini eğitim alma fırsatı bulsaydı da onların çocukları dindar nesil olarak yetişseydi. Müteyeddin olduğunu iddia edip aile düzenini önemsemeyen insanlara sözüm, böyle devam edin, devam edin ki bir aileniz ve fikirlerinizi yaşatacağınız evladınız olmasın, aileye karşısınız ya o bakımdan. Aileye önem veren insanlar nesli devam ettirecek, kadınla erkeği eşitlemeye çalışanlar değil…

      Şu da var, bu da dahil olmak üzere bütün genellemeler yanlıştır :)

      Selametle kalın.

      • hezarfen diyor ki:

        konuya ortadan girmek istiyorum ben de arkadaşlar müsadenizle..
        O Dediğiniz çok doğru..
        kadınlarda emin olarak gördüğü erkek istiyor..
        her kadının her davranışı kaldırma şekli farklıdır..
        yapılan deneyde kadına olumsuz laf söylenmiş,aurası bozulmuş hemen..
        erkeklere aynı şey yapılınca bir değişme olmamış ruh halinde..
        kadınlar erkeklere göre daha hassaslar bu peygamberin de her davranışıyla ortaya çıkardığımız gördüğümüz bir şey..

        burada da genellemekten öte..
        bir erkekten daha odun olan kadınlar da gördüm..

        kadın/erkek olarak vicdanlı merhametli insan..
        kastettiği imandan gelen bir merhamet..
        çünkü o çok çok farklı bir durum..

        burada herkesin kendi fıtratını tanıması ve ona göre aday bulması gerek..
        şahsım olarak herşeyi iyi olsada bencil olan erkeklerden hep kaçtım..
        erkeklerin zorbalıklarının kaynağı bencillik çünkü..

        yaradan herkese güzel ahlak versin..kadın/erkek..
        ve kendine en uygun en hayırlısını karakterine, edebine, yaşam ahlakına en uygun olanını seçtirsin…

    • cihad diyor ki:

      Galiba Abdullah Bir ağabey çok haklı..ne yapalım kismetimizde buda varmış😊

    • cihad diyor ki:

      Burda bayanlardan şak şak almak için atmadığın takla kalmadı..
      Said Nursi Hazretlerinin erkeklerle ilgili sözü yoktur..senin kadar düşünememiş.

      Ayrıca mesele rütbe ise ben bir okul müdürüyüm ve derslerede giriyorum…sen Sema hanımın yüksek lisansina gelmiş olabilirsin, biz imanina,takvasina ve samimiyetine binaen burdayız..

      Kadınların erkeklesmesi ve erkeklerin kadinlasmasi ahirzaman alametidir…zor zamandayiz vesselam…
      sn.Azmo senin rumuzu kısaltarak yazıyoruz ama aslında çok doğru bir rumuz.

    • cihad diyor ki:

      Ayrıca yeni fark ettim aşağıda hocalar bu kadar söylemiyorlar,bu cihadci gençler….falan demissin.

      Önce cihadcı kelimesi islami bir kavram değil,patenti avrupaya aittir..hangi kafayla yorum yaptığın belli oluyor..

      Sonra şunu bil cihad benim gerçek adım..gizli kapaklı işleri sevmediğim için kendi adımı yazdım..35 yaşında iki çocuk babasıyım,genç falan değilim yani..gayet mesud bir aile hayatım var..Sema hanımın yazdığı noktaların bir çoğu hanemizde mevcut elhamdülillah..yine de kendi adıma istifade etmekle beraber toplum adına burdayım…

      • Abdullah Bir diyor ki:

        Cihad Hocam’a…

        Bazı konulara ve bazılarına sinirlendiğin zaman şu bizim Fıkrayı bir daha oku, iyi gelir sakinleşirsin üstad. :-)

  36. Süleyman diyor ki:

    Feyza Hanım, Gelincik Hanım, Yasemin hanım

    Yani başta şunu belirtmeliyim ki bunları emin olun hanımlara yaranmak için demiyorum. Yalnız ben büyük insanların yanında bulunan insanlarla sohbet etme fırsatı buldum. Emin olun onlar hanımları bu kadar itham etmiyorlar. Hocalar da sohbetlerinde gerektiğince söylüyor. Yalnız bizim sözde cihadcı gençler sabah hanımlar şöyle, akşam hanımlar böyle. Yani insan biraz nefsini bilmeli değil mi? Kendine de yüklenmeli.

    Feyza Hanım karma eğitime en fazla karşı olanlardan biri de benim. Hiçbir zaman tasvip etmiyorum da. Liseye başladığım ilk gün o ortamında etkisi ile abim sorduğunda şöyle demiştim: “Hayatımın en kötü günü”. Düşündüğümde hala en kötü günlerinden biri olduğunu söylerim.

    Bu hafta bir çalışma için okullara gittim. Mini etekli ama başörtülü kızlar gördüm. Lakayt, hanımlarla haşır neşir erkekler. Çok üzüldüm. Bu manzaraları görmek emin olun beni de etkiliyor ve düşündürüyor. Yalnız şunu da düşünüyorum. Bu hanımlar okumasaydı? Ya da bu çocuklar okumasaydı? Tek bozuk yer okul değil ki? Dışarıda mahalle de de belki başörtülü ve mini etekli dolaşacaktı. Öbür çocukta gene karşı cinsle konuşacaktı. Okulun tek etkisi bunu daha görünür ve ortada kılması. Katlayıcı bir etkide bulunuyor.

    Tabi bu okulun değil daha doğrusu modernitenin etkisi. Yani haramları daha yaygın ve kolay kılıyor teknoloji ne yazık ki. Mesela haram yayınlar demişsiniz. Bilgisayar olmasaydı bunlar olmayacaktı. Yalnız bilgisayarı ortadan kaldırmak mümkün mü? Değil. Sadece düzenlemek ve kısıtlamak elimizden gelen. Ben bunu anlatmaya çalışıyorum.Hatta burada yıllardır anlatıyorum. EN mağdur olduğum durum okuyacağım diye hanımların durmadan evliliği ertelemeleri. Ben en büyük mağdurlarındanım durumun.

    Mesela herkes cumhuriyetin ilanından sonraki yönetim sonucu oluşan çirkin manzaraları konuşuyor. Bende onlara katılıyorum. Yalnız yani şu da aklımdan geçiyor. Açılmaya saçılmaya, basit bir müdahaleden sonra direk değerlerini satmaya hazır ne çok kişi varmış. Demek ki evet o yönetimin etkisi varmış yalnız kişilerde de büyük bozukluk varmış. Bu konuda Kadir Mısıroğlu’nun İslam galip gelecek sohbeti çok güzel dinlemenizi tavsiye ederim.

    Feyza hanım şöyle bir söz duymuştum. Müslüman kendini yangına atmaz, yalnız yangını bırakıpta kaçmazda. İşte bu çok önemli bir nokta. Yani okumayalım, haramlardan sakınalım deyip toptancılığa girişirsek yangından kaçmış oluruz. Biz çok iyi insanlar oluruz ama toplumdan izole oluruz. Birgün bir önceki hocamızdan biri sohbette şunları söylemiş. Benimde çok hoşuma gitmişti. “Hepimiz evliya olsak ne olur ki yaşadığımız yerde Allah’ın emirlerine uyulmuyor.” Bu hocamız Türkiye’deki ilk motor fabrikasının kurulmasını söyleyen bir hocadır da.

    Öbür yandan islama hizmet edeceğim diyerekten de fetö gibi yalnış yola düşmekte kendini ateşe atmaktır. Öyle bir noktada durmalıyız ki ne ateşe atılacak kadar değerlerimizi kaybedelim ne de ateşi bırakıp kaçacak kadar modern hayata, günümüz gerçeklerine ve topluma sırt dönelim. Umarım ne demek istediğim anlaşılıyordur. Bu günün müslümanlarının imtihanı da bu ayrımı ayarlamaya çalışmak bunun için ter dökmektir.

    • kevser diyor ki:

      Aslında anlatmak istedikleriniz dikkatli okunursa anlaşılıyor.ben yüzde yüz hak vermiyorum ama anlatmak istediğinizi anladım

      • kevser diyor ki:

        Bende mesela evlenirsem evime tv almamayı istiyorum (şu an ki evimde maalesef var )diyelim ki yarın birgun çocuk oldu.tamam bizim evde yok ama çocuk illa ki başka bir arkadaşının evinde görecek.buna nasıl mani olacakmisiz?

        • Süleyman diyor ki:

          Kevser Hanım

          İşte mani olamayız. Demek istediğimde bu. Eve televizyon almayacağız fakat televizyon almamakla iş bitmiyor. Çocuğumuza da komşuda gördüğü televizyonun zararlarını anlatmalıyız. Belki de her gün. Ancak o zaman çocukları televizyon ve benzeri şeylerin zararlarından koruyabiliriz inşAllah.

    • Süleyman diyor ki:

      Feyza hanım şunu da ekleyeyim. Dün akşam bu yorumu yazdıktan sonra oturdum düşündü. Ben bir birey olarak ne yapabilirim diye. Kendi alanım akademisyenlik ve eğitim olduğu için karma eğitimle ilgili makale yazmaya karar verdim. Yani tek cins eğitimi ile ilgili. İnterneti araştırdım. Türkçe makale ne yazık ki yok. Yalnız kabataslak baktığıma göre İngilizce Makale bol. Single sex education diye geçiyor. Hem alan çalışması, hemde kuramsal çerçeve ile ilgili güzel makaleler yazılabilir. Daha sonra bunları konferansta sunarım. İnşAllah önümüzdeki senelerde bu konu üzerine çalışacağım. Bu tartışmaların bir hayrı varmış demek ki :)

      Feyza hanım emin olun nutuk atmak öyle kolay ki. Yalnız icraat yapmak zor. Ben sadece gerçekçi baktığım için böyle söyledim. Bırakıp gitmek, yapmamayı tercih etmek. Bunlar kolay olanlar. Zor olan durup savaşmak. Problemin üstüne gitmek.

      Okumanız anlamında sakın yanlış anlamayın bir takıntım yok. Ancak şunu da belirteyim. Açık öğretim okuyabilirsiniz. Anadolu üniversitesinin programları mevcut. Normal açık öğretimde var. Gittiğiniz tek zaman hafta sonu sınava gidip girmek. Hatta bazen e-sınav yapılıyor. Okula bile gitmiyorsunuz. Derslerde internet üzerinden işleniyor veya video olarak yapılıyor. Benim ablamda başörtüsü yasağı sırasında liseyi öyle okumuştu.

      Ne kazandırır ki de demesin kimse. Benim üniversitede akademisyen olan Arapça hocam aldıkları bir araştırma görevlisinin (hani siz araştırma görevlisi olmazsınızda genel örnek diye veriyorum) açıköğretimden Üniversite okuyan biri olduğunu söylemişti.

      Yani sizleri itham etmeden şunu söylemek istiyorum. Emin olun bırakıp gitmek, ya da hiç karşı çıkmadan her şeye uyarak devam etmek çok kolay. Yalnız savaşarak devam etmek hakikaten zor. Benim üniversitede sözde hocam Gazali’ye olmadık sözler söylediğinde adamla ciddi tartışmıştım. En son bütün sınıf önünde de söylediklerini yalanlamak zorunda kalmıştı. O kişilerle ne uğraşacağım demek, es geçmek kolayda o kişilerle tartışmak, doğruyu olur kılmak zor hakikaten.

      • Feyza diyor ki:

        Acikogretim okuyorum Suleyman bey, cunku diploma zorunlulugu getirilecek ve sadece o yuzden okuyorum. Herkes kendi tercihleriyle mutlu, herkes kendi hikayesinde kahraman, tesekkur ederim. Dilerim siz de tercihlerinizle mutu olursunuz.

    • Feyza diyor ki:

      Suleyman bey;
      Sondan bir onceki paragrafiniza deginmek istiyorum.Toplumdan izole olmaktan bahsetmissiniz. Siz eve kendinizi kapatirsiniz, okursunuz okursunuz fakat ilminizin degil zekatini, sadakasini dahi kimseye vermezsiniz. Ayni ornek calisma ortaminda da mumkun. Sabah sekiz aksam bes calisan bir memure hanim dusunun. Tek gayesi verilen isi yapip aybasinda maasini almak olsun. Yani iki ornekte de okuyan kisinin kendinden gayrisina yardimi dokunmaz. Birincisi en azindan harama bulasmadigi icin artidadir fakat ikincisi hem toplumsal bir hizmette bulunmuyor hem de gunaha bulasiyor. Oyle ya, okuyan ve calisan her insan iyi bir girisimci veya bir dahi olamiyor. Ustelik bu kisi bir hanimsa evinin geciminden sorumlu bir erkegin de issiz kalmasiyla bir zarara daha yol aciyor. Ama bunlari bir kenara birakalim.
      Biz kimseyi, ‘vahdeti vahdette arayin’ ve munzevi bir hayat tercih edin demiyor, bilakis ‘vahdeti kesrette arayin’ ve ‘derdiniz butun Muslumanlarin derdi olsun’ diye tavsiye ve telkin ediyoruz. Kosesine cekilip ibadetle mesgul olmak da bir cihaddir ama bizim asil tavsiye ettigimiz bu degil. Bizim dusturumuz, ‘icimiz Hakk ile disimiz halk ile.’ Umarim su an daha iyi anlatabiliyorum.

      Iki cesit insan var, kendine hizmet eden ve topluma hizmet eden. Biz bu anlamda toplumun icinde yasiyoruz. Senenin kimi donemi cocuklara kimi donemi genclere ve kimi donem ortayas ve ustu hanimlara hizmet ediyoruz. Hizmet almalarini beklemiyor hizmeti ayagina goturuyoruz. Bunu yaparken bir ucret talep de etmiyoruz. Halkin icinde, iciceyiz. Sadece erkeklerle ayni ortamda bulunmuyoruz. Bakin hocaniz ne guzel soylemis, hepimiz evliya olsak ne olur ki yasadigimiz yerde Allah’in emirlerine uyulmuyor. Iste bizim gayemiz zaten insanlara dinini asilamak, ogretmek, gencler eliyle de sevdirmek.

      Sosyallesmek sadece okul ortamindan ibaret degil ki. Biz kendinizi koreltin ve hicbirseye karismayin, okumayin, dusunmeyin de demiyoruz. Ama madem ki sunulan imkanlar inancinizla bagdasmiyor, karmakarisik bir ortamin icine girmek zorundasiniz, o halde siz egitiminizi bu yonde alip dininize hizmet edin, erkekleriniz de gozlerini ve iffetini muhafaza ederek o ortamda okusun onlar da hem dinini hem dunyasini insa edip Islam’a ve insanliga bu sekilde hizmet etsin,okusun,uretsin diyerek bu ortamdaki en munasip rol dagilimini yapiyoruz.

      Gonul isterdi ki, her iki cins icin de ozel ve nezih yasam alanlari olusturulsun ve kimse bu haktan mahrum kalmasin fakat yoksa, bu sisteme ayak uydurmak zorunda degiliz. Biz de toplum icinde toplum olusturur ve hem toplumdan kopmadam hem inancimiza muhalif davranmadan okur ve okuturuz. Bakin siz de diyorsunuz, Cumhuriyet doneminde yapilan inkılaplara halk ne kadar meyyalmis ki bu kadar rahat benimsedi. Iste biz de bu donemin inkılabi olmasa da bu donemin hastaliklarina direniyoruz ki akibetimiz Cunhuriyet donemi sonrasi Muslumanlari gibi olmasin.

      Hem biz ihlasla Allah yolunda hizmet edelim, once kendimizi sonra cevremizi duzeltmeye calisalim ve bireyden baslayip topluma yayilan bu duzelme belki basimizdaki idarecilerimizi de etkileyecek ve Muslumanlar olarak yasadigimiz bu sorunlara duyarli yoneticilerimiz olacaktir. O zaman utopik buldugumuz bu hayaller belki gercek olacak ve karma egitime, karma yasama alternatif cozumler uretilecektir. Eger yasadigimiz sartlari kabullenip biz de careyi sadece gozkapaklarimizi kapatmakta bulursak devletten cok birsey beklememek lazim. Cunku layigimizca idare olunuruz.

      Kadinlarin ilmi kapasitesi ve gayreti bu yone kanalize edilirse, erkekler icin sosyal yasamin onu acilir.
      Ihtilat azaldikca ise harama bulasmanin onu kapanir. Harama bumasma ve zina azaldikca toplum yeniden insa olur ve yeniden insa olmus bir toplum, yoneticilerini de ilahi adalet ile kendine layik oldugu sekilde secebilir. Ama iste bu surecin baslamasi ve tamamlanmasi icin ilk asamada oncelikle sorunu kabullenmek ve dik durmak zorundayiz.

      Bakin mesela, siz de yazmissiniz basortulu ve mini etekli kizlar, lakayd tavirlar. Eger o kizlar dogru duzgun bir dini egitim alsaydi boyle giyinebilecek miydi ya da laubali olabilecek miydi? Ya da moderniteye direnmek icin ozdenetimini kuvvetlendirerek daha guclu durabilecek miydi?
      Tersinden sorarsak bunu kendim icin ben de dusunuyorum. Eger zamaninda ailem beni kucuk yasta dinimi ogrenmem icin ozellikle akraba cevremden uzaga, gurbete gondermeseydi de ben duzgun bir egitim almasaydim, o cevreyle hasir nesir buyuyup karma bir okulda egitim alsaydim su an bu noktada olabilir miydim? Bu noktada derken bulundugum noktanin mukemmeliyetinden bahsetmiyorum ama tesetturum ve yasantim simdikinden farkli olurdu. Hakeza zihniyetim.

      Belki de akraba cevresini de hesaba katarsak modernitenin dibini de boylayabilirdim Allah bilir. Elhamdulillah nasip etti Allah yardim etmese bilmiyorum nasil bir tarzim olurdu, bazen cok dusunuyorum. Aile ortamina hasret kaldim ama elh.degdi, cok guzel kazanimlar elde ettirdi Allahu Teala ve simdi bu guzellikleri elimin erdigi her kardesim de tatsin diye canimi disime takip calismaktan haz duyuyorum.

      Erkeklerin ahlakli olmasi konusunda haklisiniz. Ahlak ve iffet kime lazim degil ki. Ama imtihani erklerin de cok buyuk Allah yardimcilari olsun. Bu yuzden biz hanimlar olarak biraz geri dursak eminim cok farkli bir topluma hem is verimliligi, hem issizlik oranindaki erkek nufusunun dususu, hem ahlaki gelisim vs her anlamda evrilecegiz.

      Sizin hemcinsinize yaptiginiz ozelestiriyi anliyor ve takdir de ediyorum. Burada ve gercek hayatimda ben de hemcinslerime ozelestiri yapiyorum ama bunun sebebi benim de sizin gibi, karsi cinse duydugum sempati ve muhabbet degil, Allahu Teala’nin hukukuna duydugum saygidir.

      Bu konuda soyleyeceklerim bu kadar. Insaallah net anlatabilmisimdir. Cenab-i Allah sizin de gonlunuze gore versin kardesim. Dilerim en uygun gordugunuz insanla karsilastirilir ve hayalini kurdugunuz yuvaya sahip olursunuz.
      Hayirli kandiller. Selam ve dua ile..

      • Süleyman diyor ki:

        Feyza Hanım.

        Net bir şekilde anlatmışsınız. Söylediklerinize katılıyorum. Allah razı olsun. Sizin yaptıklarınızı belki onlarca profesör becerememiştir. Ben emin olun bazen anlattıklarınızı dinliyorum ve ne güzel diyorum. Takdirde ediyorum. Hep şunu önemsiyorum. Bir şey olmak için değil bir şey yapmak için okumalıyız. Bende sizin bir şeyler yapmak için okuduğunuza inanıyorum.

        Kimi anlamda bazen farklı düşünülebiliyor. Ben bunu bir tezatlık ve fenalık olarak görmüyorum. Zaten bu sebeple bu kadar çok tarikat ve cemaat var. Hepsi de farklı yollardan İslama hizmet ediyor. Güzel bir renklilik oluşturuyor. Allah bizleri Kuran ve sünnet yolundan ayırmasın.

        dualarınız için de bi mukabele :) Hayırlı kandiller.

        • Feyza diyor ki:

          Suleyman bey, sizin bircok konudaki genel zihniyetinizi biliyorum. Benzer dusundugumuz bunca sey icindeki bu kadarlik ufak tefek farkliliklar da sadece zenginligimizdir, tefrika sebebi degil. Her konuda hemfikir olmak zaten insanoglunun sunnetine uymaz.Ben de sizin insanlara faydali projeler uretecek dinamik bir akademisyen ve iyi bir aile babasi olacaginiza inaniyorum. :) Dilerim muvaffak olursunuz. Hayirli Cumalar.

    • Gelincik diyor ki:

      Benim yorumlar nereye gidiyo bulamadım bi türlü 😁😁😁😁

    • Gelincik diyor ki:

      Biz sizi anlıyoruz Süleyman Bey rahat olun siz 😊😊😊

  37. Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

    Kadınların Toplumsal Hayata ve İş Hayatına Gereğinden Fazla Katılmalarının Menfi Sonuçları:

    1- Kadın taraflı Boşanmaların artmasına sebebiyet vermiştir.
    2- Aldatmaların artmasına sebebiyet vermiştir.
    3- Zinaların artmasına en basitinden göz zinasının tavan yapmasına sebebiyet vermiştir.
    4- Aile mefhumunun yıkılmasına Anneliğin ve Ev Hanımlığının hor görülmesine sebebiyet vermiştir.
    5- Erkekliğin ve Kocalığın değer kaybetmesine yol açmıştır.
    6- Flört dediğimiz sevgili olma hallerinin aşırı halde yaşanmasına sebebiyet vermiştir.
    7- Kadınlığa mahsus fıtri seciyelerin bozulmasına kadınların erkekleşmesine bununla aynı doğrultuda erkeklerin de kadınlaşmasına sebebiyet vermiştir.
    8- Kadınlığın en önemli özelliği olan kendini karşı cinse beğendirme meselesi yüzünden kapital sermaye sermayesine sermaye katmış kadın giyim ve kozmetik ürünleri hiç olmadığı kadar satış yapmış para kazandırmıştır.
    9- Evlilikte cinsel yaşam darbe almıştır. Erkek dışarıda her gün gördüğü (görmek zorunda kaldığı) yüzlerce kadın sebebiyle artık evdeki eşine yakınlık gösteremez olmuş evdeki eşini beğenemez olmuş cinsel soğukluklar baş göstermiştir.
    10- Toplumsal hayata ve iş hayatına çokça katılan kadınlar kendi hemcinslerini zor durumda bırakmışlardır. Bundan 20-30 yıl önce evde hiç makyaj vb. bakım yapmadığı halde kocasına çekici gelen kadınlar artık dışarıdaki süslü hemcinsleri yüzünden kocalarına yetemez olmuşlar ve sürekli kocamı bir kadına kaptırabilirim stresiyle yaşamaya başlamışlardır.
    11- Sosyal hayata alışan kadın hem iş hem ev hem çocuk stresiyle baş edemez olmuş çalışan kimi kadınlarda erken yaşta fiziksel ve ruhsal çöküntüler meydana gelmiştir.
    12- İş hayatından yorgun dönen kadının cinsel hayatı akamete uğramış sürekli yorgunluk bahanesiyle eşini reddetmeler artmış buda erkeğin harama düşmesine yol açmıştır.
    13- İş hayatındaki kadın çocuğunun kendinse en fazla ihtiyaç duyduğu zaman ve zeminde çocuğunun yanında değil mesai arkadaşlarının yanında olmuş. Çocuğuna kreşteki bakıcılar bakmış çocuk annesiyle olan güvenli bağlanma özelliğini kazanamamıştır.
    14- Çalışmasa belki seneyi 3 manto 3 eşarpla geçirebilecek bir mümine kadın çalıştığı ve artık kendi parasını dilediği gibi harcama özgürlüğü olduğundan senede belki 10-15 manto 10-15 eşarp alma ihtiyacını hissetmiş en azında israf etme haramına düşmüştür.
    15- Kadın iş hayatında da olsa kadınsı özellikleri (ay başı vb.) gibi ruhsal gelgitleri sebebiyle bir erkek gibi işine konsantre olamadığından iş verimi düşmüş. Özellikle kadın öğretmenleri olan öğrenciler bu durumdan çok muzdarip olmuşlardır.

    Evet arkadaşlar burada 15 madde aklıma geldi belki dahada arttırılabilir fakat burada önemli olan gerçekleri görebilmek FAYDA-ZARAR dengesini iyi analiz edebilmek kadının gereğinden fazla (yani zaruret dışı) çalışmasının getirdikleri ve götürdükleri iyi hesap edildiği takdirde götürüsünün yani zararlarının daha fazla olduğu açıkça görülecektir. Bu güneş gibi ortadadır gözünü kapayan yalnız kendine gece yapacaktır.

    Vesselam…

    • cihad diyor ki:

      Sn.Azmo kardeşim ellerine sağlık güzel yazmışsın..

      Herbir madde hayatın içinde şahit olduğumuz şeyler..tebrik ederim güzel özetlemissin..

    • Abdullah Bir diyor ki:

      AZMO Kardeşim’e…

      Allah kalem tutan, klavyeye basan parmaklarına güç-kuvvet versin kardeşim.

      Sen ve senin gibi aklı başında, vahiy İslama inanan, eli kalem tutan, popüler kültüre teslim olmamış, zeki ve basiretli kardeşlerimin sayısını artırsın.

      Birileri kabul etmese, görmese, yok saysa de bu büyük, önemli, milli bir dava, Muhterem Sema hanımın liderliğinde şeytana ve onun Müslüman maskesi takmış uşaklarına karşı verdiğimiz çok önemli bir mücadele.

      Bizlerde bu davaya gönül vermiş neferleriz.

      Durmak yok, bilmeyen cahillere anlatmaya, yanlış bilenlere doğruları öğretmeye ve maskeli Şeytanların maskelerini indirerek Müslümanlara gerçek yüzlerini, kimliklerini ve niyetlşerini göstermeye devam edeceğiz inşaallah.

      Allah yar ve yardımcımız olsun.

    • Zeynep diyor ki:

      Tespitlerinize yüzde yüz katılıyorum çalışan kadınlar şöyle böyle diye atıp tutmaktan daha faydalı ve gerçekçi olmuş tebrik ederim .

      • Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

        Sayın “Abdullah Bir”, “Cihad” ve “Zeynep” kardeşlerim bende sizlere Teşekkür ediyorum. Allah Razı Olsun sizlerden.

        Vesselam…

  38. Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

    “Bir meclis-i ihvana güzel bir karı girdikçe; riya, rekabet, hased damarı intibah eder.
    Demek inkişaf-ı nisvandan, medenî beşerde ahlâk-ı seyyie inkişaf eder.”

    Cihad kardeşimiz Üstad Bediüzzaman Said Nursinin cümleleriyle meselenin bamteline dokunmuş kendisine teşekkürlerimi iletiyorum.

    Süleyman kardeşime de Merhum Said Nursi’nin sözleri üzerine tefekkür etmesini rica ediyorum. Biraz basiret ve feraset meseleyi çözecektir.

  39. Abdullah Bir diyor ki:

    Bir Fıkra…

    Ormanda Yaban eşşeği ve Tilki Otun rengi yüzünden tartışmaya başlamışlar, eşşek otun mavi, tilki ise yeşil renkli olduğunu iddia ediyormuş ve bir süre sonra tartışma kavgaya dönüşmüş.

    Kavga sonrasında her ikisini de ormanlar kralı Aslanın karşısına çıkartmışlar. Aslan her ikisini de dinlemiş, eşşeğe her hangi bir ceza vermemiş ama Tilkiyi ormanından kovmuş.

    Aslanın bu kararına bozulan Tilki

    — “Neden beni kovuyorsun, sen de biliyorsun ki ot yeşil ve ben haklıyım” diyor.

    Aslan Tilkiye sert bir bakış fırlattıkdan sonra,

    — Bende biliyorum sen doğru söylüyorsun, elbette ki ot yeşil renklidir.
    Ben seni haksız olduğun veya yalan söylediğin için değil ve Tilkinin zekasına ve ününe yakışmayacak bir iş yaptığın, EŞŞEKLE TARTIŞTIĞIN, yani EŞŞEKLE EŞŞEK OLDUĞUN için seni suçlu ve haksız bulduğum için ormanımdan kovuyorum. diyor…

    Kıssadan Hisse…

    • Sadece Fatih diyor ki:

      O zaman ben ufaktan kaçıyorum Abdullah bey :)

      • Abdullah Bir diyor ki:

        Sadece Fatih Kardeşim’e…

        “Tren katarı” kıvamında ki yazını hatmettim :-)

        Evlilik (daha doğrusu evlen’e’memek) konusunda ki sıkıntılarını anlıyorum.

        Sana uygun birisi var kafamda, :-) biraz daha sabret, seni ben evlendireceğim.

        • Sadece Fatih diyor ki:

          Abdullah Bey.

          Ben dükkanı kapattım artık, başka arkadaşlara öncelik verelim :)

          Selametle kalın.

    • ismi gereksiz adam diyor ki:

      :):):) abdullah ağabey döktürmüşsün yine maşallah. ben kendi adıma aldım alacağımı

    • Meryem diyor ki:

      Bugün başka bir yerde okumuştum 😂

  40. bilal saray diyor ki:

    Yürüyen bir ölü olduğunu söyleyen hanımefendi, sıkıntı etmeyin ALLAH var ne keder. AZİZ OLAN BİR ALLAHIMIZ VAR,RAHİM OLAN BİR ALLAHIMIZ VAR. SEVİNİN. HÜZÜNLENMEYİN. DUA EDİN. ANNE babanızdan ve cevrenizden dua etmelerini isteyin. bizde dua edelim sizin gibi kardeslerimize insallah. rabbim sizleri düzlüğe cıkarsın. sizleri hayırlı ve bereketli eşlerle tamam etsin. sizde namazlarınıza dikkat edin, meal ve kuran okumaya gayret edin SELAM VE DUA İLE…

  41. Yasemin diyor ki:

    Bazi insanlara ALLAH daha üstün bir zeka ve farklı yetenek vermiş. Bayanız diye niçin RABBİM’İN verdiği bu zekayı yeteneği kullanmayalim. Sizlerden bazisinin mantığına göre ya kuran kursu hocası ya da ev hanımı anne olalım başka birşey olmasın bizden. (Yanlış anlaşılmasın ve çarpıtılmasın sözlerim. Her insan ister erkek ister kadın olsun dinini öğrenmeli ve bu konuda sürekli kendini yetiştirmeli. Ve her kadın anneliğin ve eşliğin gerektirdiği her vazifeyi en iyi şekilde yapmalı) Evet bende üniversite okudum ve yıllardır mesleğimi icra etmekteyim. Gerek okurken gerek is hayatımda tesettürüme dikkat etmeye çalışan (ki benim örtünme şeklim bu zamana uydurulmuş değil, dışarda hep uzun etek giyinen yani elimden geldiği kadar dikkat çekmeyecek sekilde giyinen biriyim) erkeklerle gerekli durumlar dışında sohbet muhabbet etmeyen biriyim. Niçin çalışıyorum? Çok şükür ALLAH ‘ın bana verdiği bu zekayı (Kibirden yazmıyorum bunu sadece anlamanız için böyle ifade edebiliyorum.) topluma faydali bir işte kullanmaya çalışıyorum. Para kazanmak, kendi ayakları üzerinde durmak vs. için değil çalışmayı, topluma faydali olmayı seviyorum. Kazandığım parayı da sadece kendime degil aileme vs harcıyorum. O kadar üniversite mezunlarını çalışan bayanları kötü yönden elestirdiniz ki savunmaya geçmek durumunda kaldım. Esasen çalışan bayan ev hanımı bayan her iki durumdaki bayan icin de gördüğümüz duyduğumuz olumlu olumsuz yazılacak çok şey var…
    Kadının kişiliği, yetiştirildiği kültür, aldığı terbiye nasılsa evlilik hayatı da öyle oluyor ister çalışsın ister çalışmasın…

    ALLAH hepimize gönlümüze göre birer eş nasip etsin.

    • Sadece Fatih diyor ki:

      Yasemin Hanım.

      Genelleme yapmak yanlıştır, bu konuda haklısınız. Bir kadının önceliği de ailesi olmalıdır. Bunu yorumunuzda göremedim ama muhtemelen siz de öyle olduğunu düşünüyorsunuzdur. Siz sırf kadınsınız diye kullanmayın denmiyor. Önceliğiniz aileniz değil de işiniz olursa bu kullandığınız zekanız size mutluluk getirmeyecek. Kullandınız mı kullandınız ama sonra mutlu olur musunuz? Siz cevap verin.

      Şöyle düşünün. Siz de eşiniz de son model bir araç kullanıyor olun. Kocanız taksici olsun siz de çocuklarınızı getirip götürüyor olun. Hani kocanız eve ekmek getiriyor siz de eve sahip çıkıyorsunuz. Şimdi bu durumda siz de arabanızın kocanızınkinden bir eksiği olmadığını söyleyip onun gibi taksiye çıkarsanız eve kim sahip çıkacak. Onun önüne geçmeniz sizi mutlu edecek mi?

      Ben şahsen çalışma ortamı ve işi dinimize uygun olduktan sonra ve evini aksatmadıktan sonra bir kadının çalışmasına karşı değilim. Bizim köyde hep tarlada çalışırlardı zaten. Böyle istemeyen olabilir mi olabilir. Bu benim şahsi fikrim. Kim nasıl mutlu olacağını düşünüyorsa öyle seçiyor eşini. Onlara da niye böyle istiyorsun ya da istemiyorsun diyemeyiz.

      • Yasemin diyor ki:

        Sadece Fatih Bey dikkat ederseniz evlendikten sonra şöyle yaparım böyle yaparım demedim. “Bir kadının önceliği de ailesi olmalıdır.”bence de çok haklısınız.
        Ben de nasip olursa evlendikten sonra eğer ev-iş dengesini kuramazsam (yani kocamı çocuklarımı memnun edemezsem, onlara yeterince vakit ayıramazsam) emin olun ailemi tercih ederim hiç düşünmeden.
        Elbetteki herkes nasıl mutlu olacaksa nasıl istiyorsa öyle olacak

        • Yasemin diyor ki:

          öyle tercihi olacak, olmalı da.
          Ancak ön yargılarımızı bir kenara bırakıp bazı durumları kişiye göre degerlendirelim.

    • Sadece Fatih diyor ki:

      Son olarak şunları da eklemek istedim.

      Size sırf kadın olduğunuz için çalışmayın denmiyor, cahiliye dönemindeki gibi kimse kızını diri diri gömmüyor artık (hatta tam tersi erkekleri gömüyorlar :) )

      Kadınlara deniyor ki siz evinizin kadını rolünü üstlendiğinizde mutlu olursunuz ancak iş başarısıyla değil. Yalnız şu konuyu dile getirebilirsiniz. Biz evimizin kadını olursak evinin erkeği olabilecek kapasitede erkekler artık kaldı mı? Bu konuyu hanım arkadaşlara bırakıyorum.

      Son olarak çalışan eş muhabbetiyle ilgili şunu yazacağım. Bu zamana kadar sustum ama artık bir iki hatırlatma yapma gereği duydum. Yorumları herkes görüyor. Büyükşehirde asgari ücretli bir adam evini geçindirebilir mi tek başına? Benim memleketimde kıt kanaat geçiniyor, köyden erzak vb. küçük şehir. Ancak orada bile karı koca çalışıyor hanımlar çocuklar büyüyünce. Peki ya işsizlik. İş bulamayanlar ne yapacak? Bu günümüz ekonomik düzeninin bir sorunu. Fakat bunun sorumlusu çalışanlar değil yönetenler. Lütfen yazarken iki defa düşünün. Aldığı maaş ev geçindirmeye yetmeyecek olan kişi bunu en baştan karşı tarafa benimle bir yola gireceksen şartlar bunlar diyor diye kızmayın. Çünkü imkan meselesi bir yerde ve Allah takdir ettiği kadar veriyor insanlara…
      Hepimizin çevresi ve imkanları farklı. Yorumları yazarken bunu da göz önüne alalım.

      • Yasemin diyor ki:

        Siz demiyorsunuz belki ama yorumlar genelde “bayan çalışmamalı”şeklinde.
        “Kadınlara deniyor ki siz evinizin kadını rolünü üstlendiğinizde mutlu olursunuz ancak iş başarısıyla değil.”
        Bir kadının yerine ve de bir erkek olarak böyle bir yargıya nasıl ulaşabiliyorsunuz. Kusura bakmayın da anlamış değilim.

        • Sadece Fatih diyor ki:

          Yasemin Hanım.

          Bu yargılara nasıl ulaştığımı önceki yorumlarımda yazdım zaten. Her yorumda tekrar tekrar yazmam gerekmiyor diye düşünüyorum.

          NASIL BİLİYORSANIZ ÖYLE YAPIN!

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Türkçe anlamıyorsanız ingilizce ifade edelim, Who cares? (Kim takar?)

            Hayat sizin hayatınız. Sizin bedeniniz sizin kararınız. Ben gibi enayiler de belki anlaşılırız diye yorum yazıyoruz, gözlemlerimizden, okuduklarımızdan ki aralarında gayri müslim yabancı kaynaklar da vardır.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Son sözüm de şudur, biraz afaki olacak ama Allah erkeğe verdiği rolü bayana, bayana verdiğini erkeğe verse biz insan oğlu yine kibirimizden muhalefet ederdik. Bizi yaratandan daha iyi biliyoruz ya kendimizi fıtratımızı…

            Sizin gibilerle çalışma imkanı buluyorum, üstlerine gitmiyorum insaniyetten… Kadındır diye pozitif ayrımcılık yapıyorum, duygusallar, zayıflar, anlayış gösterelim diyorum.

            Siz her şeyi en iyi bilen ve en güçlü bayanlar (pardon kadın diyecektik, tüh) neyi hak ediyorsunuz biliyor musunuz? O meraklı olduğunuz sorumlulukları sırtınıza verelim de sizi bir güzel ezelim… Şu işi beceremedim diye ağladığınızda ya da çok bunaldım çalışamayacağım dediğinizde ne mızıklıyorsun işin ister seve seve ister söve söve bu işi yapacaksın diyelim.

            Aldığınız maaşla eşinizin ve çocuklarınızın sevgisini satın alabileceğinize göre demek ki ne kadar maaş o kadar sevgi.

            Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden birinden bilgisayar mühendisliği diplomasıyla mezun hanım ablamız bayanlar en fazla yarım gün çalışmalı, eve sahip çıkamıyoruz, eşimize yeterince zaman ayıramıyoruz, düzen keşke böyle olmasa en kötü home office çalışsak diye hayıflanırken demek ki sevgiyi parayla satın alabileceği gerçeğini göz ardı etmiş…

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Bu hanım ablamız da parayla imanın kimde olduğu belli olmadığı bir devirde dini hassasiyetleri olan insanların rahatlıkla eleştirebildikleri bir hayat tarzına sahip. Öyle sizler gibi müteyeddin de değil…

          • ismi gereksiz adam diyor ki:

            fatih kardeş (abi de denebilir :) )
            öncelikle daha önceki yorumlarda bir alınganlık oldu sanırım. kırdıysam hakkın helal et

            yorumlarında çok haklısın. daha bu hafta bu meseleyle ilgili bir olay yaşadım. anlatsam mı derken yeri geldi yazayım bari.

            okulda bir baktım bir kadın hoca bir asistana bağırıyor. nedir fala diye

          • ismi gereksiz adam diyor ki:

            kusura bakma yanlışlık oldu

            okulda bir baktım bir kadın hoca bir asistana bağırıyor. nedir falan diye kulak verdim. kadının dediği şu : ” ben evimde çocuğumu bıraktım… 45 yaşındayım … sizin yüzünüzden erkenden evimden geldim ” falan diye birşeyler söylüyor. aslında karşısındakinin suçu yok o da farketti bunu, kabahat başka birilerininmiş ama yine de ” ben sana demiyorum size diyorum ” gibi garip bir cevapla asistana suçsuz olduğunu bildiği halde bağırmaya devam etti. ben hoca diye müdahale etmedim. sonradan keşke müdahale edip yatıştırayım dedim ama geçti artık.

            sonradan aklımdan şunlar geçti ”eh be kadın. ben mi sana dedim çalış diye? madem böyle alınganlık yapacaksın, yaşını, çocuğunu bahane edeceksin, suçsuz yere başkasından sinirini çıkaracaksın neden çalışıyorsun o zaman? kendi yaptığın tercihin arkasında durmayacaksan, çocuklarını koz olarak öne süreceksen neden çalışıyorsun?” keşke o an aklıma gelseydi de yüzüne söyleyebilseydim…

          • Yasemin diyor ki:

            Bu nasıl bir ifade tarzıdır? Kardeşinize bile böyle konuşmadığınızı yazmıştınız. Haram yanlış yolladaymisim gibi. Ben de sizin yorumlarınızı okuyor ve takdir ediyordum. Çok üzüldüm. Hangi hadis de hangi ayette geçiyor kadının çalışmaması…kaldı ki sizlere çalışma ortamından giyim tarzındam bahsettim. Şunu da belirteyim bakan bile olmak isterim. Ülkeme milletime dinime nasıl faydam olabilir diye sürekli düşünüp her konuda elimden geldiğince kendimi yetiştirip geliştirmeye çalışıyorum.Aslında size çok daha farklı cevap verebilirdim. Bir sürü örnek ama faillerinin erkek olduğu örnekler… dediğim gibi çalışan çalışmayan kadınların aile hayatları yetistirdikleri cocuklar toplumdaki erkek hâl ve hareketleri olumlu olumsuz tartışılacak konuşulacak çok çok konu var.
            “Siz her şeyi en iyi bilen ve en güçlü bayanlar (pardon kadın diyecektik, tüh) neyi hak ediyorsunuz biliyor musunuz? O meraklı olduğunuz sorumlulukları sırtınıza verelim de sizi bir güzel ezelim… Şu işi beceremedim diye ağladığınızda ya da çok bunaldım çalışamayacağım dediğinizde ne mızıklıyorsun işin ister seve seve ister söve söve bu işi yapacaksın diyelim.” YAZIK ÇOK YAZIK.Hiç birini üstüme almıyorum.
            Ve bir daha da size yorum yapmayacağım.
            BİRAZ DÜŞÜNÜN LÜTFEN!
            Süleyman Bey in yorumlarını okursanız sizin de düşünceleriniz biraz değişir umarım.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Yasemin Hanım. Benim sorumluluk alanıma girmiyorsunuz. Benim sorumlu olduğum hanımlar belli. Onlardan önce babam sorumludur sonra da ben. Yazdıklarım anlaşılamıyorsa benim sorunum değil. Üslup konusunda alışılmışın dışına çıkıyorum kırıldısanız kusura bakmayın ama su testisi kırılmadan müdehale etmek istediğimden. Siz testiyi kırdıktan sonra üslup değiştirsek ne olur değiştirmesek ne olur.

            Burada faydalı olur diye bir şeyler yazıyoruz. Bunları kafamızdan uydurmadığımızı yazdık.

            Ben size dinimizde kadının çalışması Hadis ile Ayet ile yasaktır dedim mi? Konuyu çarpıtmayın. Yazdığımı gösterin. Gösteremezseniz benden özür dilemenizi rica ediyorum. Yazdıysam ben özür dileyeceğim.

            Şunu da yazmazsam olmayacak. Önce karşı güç kullanarak dediğinizi onaylamamı beklediniz şimdi de duygusal şantaj yapıyorsunuz. Yoksa siz de mi gizli(açık) feministlerdensiniz? Benim çalıştığım hanımların bazılar da neden ben gibi düşünüyor? Ki bazılarının hayat görüşleri benden farklıdır bazıları da dini konularda benden daha hassastır.

            Hayat sizin hayatınız. Sizin çalışmanız konusunda ben onay mercii değilim. Vicdanınız rahatsa dediklerimi tabiri caizse sağlamayın. Siz de kim takar deyin. Ancak unutmayın her mükafatın külfeti vardır. Külfetine katlanabileceğiniz mükafatlara talip olun.

            Nasıl biliyorsanız öyle yapın.

            Selametle kalın.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            İsmi Gereksiz Adam.

            Kırgınlık yok. Rahat olun, gerçekten hangi yorumlardan bashsettiğinizi bilmiyorum:)

            Ayrıca fikirlerde farklılıklar da olabilir. Zaten hepimiz aynı şeyi düşünsek ilerleyemeyiz, yorumlarda birbirimizi cilalar dururuz.

            Benimle aynı görüşte olmayan kardeşlerime diyeceğim şu. Sizin hayat görüşünüzün ya da yaptıklarınızın referansı olacak ya da bunların hesabını soracak mercii ben değilim. Sizler neyi referans almanız gerektiğini ve kime hesap vereceğinizi benden daha iyi biliyorsunuz. Aile yapısını bozacak her eylemin de hesabını vereceğinizi biliyorsunuz.

            Bugün amerikada tüm eyaletlerde eşcinsel “evlilik” serbest. İnternetten görüyorum, muhafazakar kesim orada yırtıyor kendini. Yöneticileri kürtajı yasaklayacağım diyor. Aile kurumuna dinamit koyan uygulamalar var günümüzde, tüm dünyada. Saçma gelebilir ama insan nesli tehdit altında. Kendime ödev verdim. Yahudiler ne yapıyor acaba araştıracağım. Siz de araştırın.

            Yine amerika örneğini vereceğim. Zamanında cinsel özgürlük diye aile kurumuna verdikleri zararları görenler Cosby ailesi, Alf vb. aileyi öven diziler çektiler. Yanılmıyorsam anneler çalışmıyordu. Aile toplumun çekirdeğidir, aile çökerse toplum çöker. Bir aileyi aile yapan kadındır, anadır. Anne zayıflarsa aile zayıflar. Bir koltukta iki karpuz olmaz. Çocuk da yaparsınız kariyerde gidin oturun Sarıyer’de. Zaten çocuk yapmak dünyaya birini getirmekten ibaret, Anne sevgisine, terbiyesine ihtiyacı yok. Doğurdun bıraktın. Hitler’in çocuk fabrikaları gibi kreşte yetişsin çocuklar, orası olmazsa serada.

            Herkesin doğrusu kendine, Allah herkesin gönlüne göre versin.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Düzeltme:

            Kürtajı yasaklayacağım diyen adamı yöneticileri yapıyorlar ki aile kurumu ayakta kalsın.

    • ismi gereksiz adam diyor ki:

      yasemin hanım, öncelikle sizi takdir ettiğimi belirteyim. iyi niyetinize diyecek yok. mevzuyla ilgili birçok şey yazabilirim. ama yeri burası değil. üstelik siz yıllarca çalışan biri olarak biz ne dersek diyelim siz kendinize çalışmak için zaruri bir sebep bulursunuz. onun için bu konuya deliller getirerek sonu gelmeyecek bir tartışmanın içine girmek istemem. sadece birkaç meseleyi açıklayacağım.

      öncelikle yanlış anlaşılan bir şey var. biz kadınların çalışmasına değil, uygun olmayan bir ortamda çalışmasına karşıyız.

      ”Bazi insanlara ALLAH daha üstün bir zeka ve farklı yetenek vermiş.”
      kusura bakmayın ama kimse seçilmiş değil, her insan özeldir ve herkesin farklı yetenekleri vardır. kendi isteğiyle üni. okumayan bir hanım da emin olun sizden daha zeki ve farklı yetenekleri olabilir. sizin düşündüğünüz gibi sadece zeki ve yetenekli olan kadınlar çalışacaksa çalışmayan kadın kalmaması lazım. (dünyada yeteneksiz insan yoktur varsa da çok azdır, sadece yetenekli olduğu alanlar farklıdır)

      kısaca şunu söyleyeyim: MÜSLÜMAN bir hanımın bu sefahet zamanında ve bu karma iş ortamlarında çalışmasının vereceği zarardan daha çok fayda vermesi mümkün değildir. yani önce çalışma ortamlarını meşru sınırlar içine çekelim daha sonra isteyen hanım çalışsın amenna.

      son olarak; ayette açık bir şekilde helal olan çok eşliliği bin dereden su getirerek kabul eden, ruhsatı (poligami) değil tavsiyeyi (tek eşlilik) savunan hanımlar neden konu ”çalışan kadın” meselesine gelince kendilerine göre ruhsat arama peşinde koşuyorlar anlamak mümkün değil.

      • ismi gereksiz adam diyor ki:

        ”Kazandığım parayı da sadece kendime degil aileme vs harcıyorum.”
        ailenize harcamanız maddi olarak parayı kullanmadığınız anlamına gelmez. yanlış anlamayın bu şekilde bir savunma yapmasaydınız bunu yazmazdım. eğer gerçekten samimiyseniz (aileniz için değil toplum için çalıştığınızı söylemiştiniz) o zaman kazandığınız parayı da aileniz için değil toplum için harcayın.

      • Yasemin diyor ki:

        Beyefendi;
        Oncelikle takdir ettiğiniz için teşekkür ederim. (neyi takdir ettiğinizi tam olarak anlamasam da) Daha öncede belirtiğim gibi bu konuyla alakalı olumlu olumsuz pekçok şey yazabilirim.
        Kendimi çalışmaya mecbur hissetmiyorum.Şu an ki yaşam şartlarımda çalışmayı seviyorum. Bu yeterli bir sebep değil mi? Benim için yeterli😊
        “öncelikle yanlış anlaşılan bir şey var. biz kadınların çalışmasına değil, uygun olmayan bir ortamda çalışmasına karşıyız.”
        Ben de en başta nasıl bir ortamda çalıştığımı yazmıştım. (uygun bir ortamda dinimin gerektirdiği şekilde çalışıyorum.)
        ”Bazi insanlara ALLAH daha üstün bir zeka ve farklı yetenek vermiş.”
        Bu ifadeyi de konuya kendimce bir açıklık getirmek için yazmıştım. Evet her insan özeldir ve herkesin farklı yetenekleri vardır. Ben de onlardan biriyim ve sahip olduğum bu zekayı kullanabilmem için YÜCE ALLAH bana fırsat vermiş çok şükür.
        Dinimizce kadının çalışması icin uygun şartlar mevcut ise başka bir ruhsata gerek var mı?

        • ismi gereksiz adam diyor ki:

          tesettüre dikkat ettiğinizi söylemişsiniz takdir sebebim buydu farketmemişim yazmadığımı kusura bakmayın.

          ”Kendimi çalışmaya mecbur hissetmiyorum.Şu an ki yaşam şartlarımda çalışmayı seviyorum. Bu yeterli bir sebep değil mi? Benim için yeterli😊” vallahi siz fetvayı kendinizden alıyorsanız diyecek birşeyim yok.

          yazdıklarınızdan karma ortamda çalışıyorsunuz gibi geldi. erkeklerle mümkün mertebe konuşmadığınızı belirtmişsiniz.

          bakınız işsizlik erkeklerde %10 iken kadınlarında ise % 13 civarı. elinizi vicdanınıza koyun. bununla ilgili illa fetva almaya da gerek yok. bu kadar erkek işsiz varken bir kadının kimseye bakma yükümlülüğü de olmadığı halde çalışması sizce uygun mu? (özel durumunuz varsa bilemem ben genel olarak konuşuyorum.) sonuçta özel işler hariç genel olarak her işi bir kadın yerine bir erkek yapabilir. bir erkeğin işsiz olmasının ne demek olduğunu ancak bir erkek bilir hanımefendi. şu an tek maaş yetmiyor diye bir eve iki maaş girerken bazı evlere hiç maaş girmiyor ya da çok düşük düzeyde tek maaş giriyor. şahsen benim vicdanım bunu kabul etmiyor ama seçim sizin…

          • Yasemin diyor ki:

            Bahsettiğiniz fetva kime ait ve nerede yazıyor. Bizle de paylaşın…
            Hangi erkeğin işe girmesine okumasına engel olduk. Anlayamıyorum sizleri.sınavlar var kazanıp okusun çalışsınlar kim engel oluyor.

          • ismi gereksiz adam diyor ki:

            öncelikle bu sitedeki kadınların çalışma meselesini okursanız cevabınızı bulursunuz sanırım.

            hanımefendi, sınava kadınlar da giriyor değil mi? adamcağızlar neden sizi geçmekle uğraşsın. sınavdan 90 alıp atanmak var 70 alıp atanmak var. mesele çok basit kompleks düşünmeye gerek yok. bir kadının çalışması bir erkeğin işsiz kalması anlamına gelir. (meseleyi şahıslar bazında düşünmeyin ki konu anlaşılsın) bir sürü asgari ücretli var. atanamayan üniversite mezunları var. bunları gözünüz görmüyor mu? ama bir yandan da paraya ihtiyacı olmadığı halde çalışanlar ve evlerine iki maaş birden girenler var.
            bir de para için çalışmadığınızı söylemişsiniz ya artık ne diyeyim.

            siz zaten fetvayı kendinizden almışsınız hanımefendi bana daha ne fetvası soruyorsunuz?

    • cihad diyor ki:

      Yasemin hanım;
      Zeka ve yeteneğinizi kadın ve aile konularında kadınlar arasında kullanırsanız bu güzel olur..bazı alanlarda ihtiyaç bile var ancak diğer alanlarda erkeklerle karışık ortamlarda kadının bulunması fitneye sebep oluyor..dindar bir bekâr arkadaşım şöyle söylemişti..kapalilardan (manto-eşarp) daha çok etkileniyorum diye..kendine yakın hissettiği için..
      topluma (doğrudan)faydalı olmak konusunda kadının böyle bir vazifesi ve mecburiyeti yok.
      bence feministlerin en başarılı oldukları nokta şu ki anneliği hepimizin gözünde düşürdüler…topluma hizmet için annelikten başka bir mesleğe ihtiyaç hissedilmesi bunu gösteriyor..halbuki anne bebeğini sallarken aslında dünyayı(insanlığı) sallıyordu.bunun idrakinden uzaklaştık..topluma temiz,salih evlatlar yetiştirmek en büyük hizmetidir kadının…bütün kadınların bu şuurda olduğunu düşünün..toplumda sefahat ve anarşi bıçak gibi kesilir…kadının zekasını,yeteneğini ve hislerini yuvasına sarfetmesi,aileyi güçlü kılar..güçlü aile,güçlü toplum demektir…vesselam

  42. Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

    Bu yazıyı yazan kimse veya bu yazı bir romandan alıntıysa lütfen artık hikayenin geri kalanını da yayınlasın. Çünkü yazıyla ilgili 350 küsur yorum yapılmış ve bu yorumları toplasan yazıyla ilgili en fazla 20-30 tane çıkar gerisi türlü türlü konularla ilgili.Yani yorumlar ile yorum yapılan yazının alakası kalmadı artık. :)

    Vesselam…

    • Yasir diyor ki:

      Ben de bu yazıyı ilk okuduğumda uydurulmuş bir hikaye olduğunu düşündüm ve başarı puanım 8/10. Gelecek vadediyor.

    • semamarasli diyor ki:

      Hikayenin sonu yazının sonuna eklendi. Yazı ile birlikte sonu da gelmişti fakat son kısmının yayınlanmaması rica edildiği için beklettik. Yorumlarda konudan epeyce uzaklaşıldı. Fakat demek ki bunların da konuşulması lazımmış:)

  43. Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

    “eğer dediğiniz gibiyse en iyisi benim için bekar kalmak o zaman. sırf cinsel ve duygusal ihtiyacım tatmin olsun diye böyle birileriyle evlenmenin doğru olduğunu düşünmüyorum.
    baksanıza dini tercihlerinden dolayı dışlanmış, kendimi fikren yakın gördüğüm kişilerle dahi zahiren küçük batınen derin görüş ayrılıklarım var ve bu beni cidden ümitsizliğe sevk ediyor. bu yorumlarınız ben de ”üniversiteliler de iyidir aslında” algısından ziyade ” okumamışlar da iyi değildir” algısı oluşturdu. böylece benim için bu ”artık en iyisi harama düşmeden nasıl bekar yaşarım?” düşüncesine kapı açıyor…”

    “ismi gereksiz adam” rumuzlu kardeşim umutsuzluğa kapılmana gerek yok burada senin baktığın şekilde olaylara bak(a)mayan kimseler olacaktır.Olabilir buda gayet normaldir.Herkesin dini hassasiyeti,hayat görüşü ve felsefesi aynı değildir zaten.

    Üniversite okumuş kimi kızlardaki problemleri bilenler bilir bende birkaç madde yazdım bununla ilgili “cihad ve feyza” kardeşlerimizde bizlerle aynı kanaatte olduklarını yorumlarıyla hissettirdiler zaten.

    Kardeşim hiç üzülme,karamsarlığa kapılma kim ne isterse onu bulur leylasını da mevlasını da ve belasını da yani neyi ararsan onu bulursun…

    Bence seninde benimde eğer bekarsa cihad kardeşimizinde istediği kadın tipi üniversiteli problemli kadın tipleri değil. Bize hitap edecek tipler medreselerde, Kur’an kurslarında, cemaatler ve tarikatlarda yetişmiş fıtratını muhafaza edebilmiş üniversite okuma sevdası olmayan tipler. Bu nedenle iğneyi ararken nerede arayacağına dikkat et. Kimilerine bakıyorsun bizim gibi birini arıyor ama yanlış yerde arıyor üniv.lerde belkide kaldırımlarda arıyor. :)

    Yani velhasılı kelam kardeşim umudunu yitirme talip olacağın kız tipleri bol miktarda vardırlar inş. K.Kursları ve medrese vb. yerlerle irtibat kurmaya bak. Hatta feyza kardeşimiz sana yardımcı olursa ne ala :)

    Vesselam…

    • kevser diyor ki:

      Beyefendi sadece kuran kursları ve medreseler demişsiniz de valla ben oralara baktığımda sizin dediğiniz profilde bayanları nadir görmeye başladım.öğrendiklerini girtlaktan aşağı gecirememisler maalesef.kusura bakmayın ama çok çarpık bir bakış açınız var.sadece o mecralardaki bayanları iyi ve temiz ilan ediyorsunuz.
      Bir insanın dini inancı karakterini düzeltmemisse hiçbir anlamı yoktur. Nice insanlar görüyorum ki,her bilgiyi biliyor ama karşısındaki insanın kalbini kırıyor.langır lungur konuşuyor.bazı insanlarda davranış bozukluğu var.dengesizlik var.

      • kevser diyor ki:

        Bizzat kendim gördüğüm için yazıyorum.buradaki kızlar (hani sözde tesettüre önem veriyorlar ya)sosyal medyaya en alımlı resimlerini koyuyorlar.bu haram değil heralde (!)
        Ayrıca çok rahat erkek muhabbeti ediyorlar.halbuki ben 4 yıl üniversite ye gittiğim halde hiç erkek arkadaşım olmadı ama bu tipleri bıraksan ilk fırsatta sevgili yapcak ayarda gibi geldiler bana.

        • ismi gereksiz adam diyor ki:

          yahu kevser hanım, üniversitelilerle ilgili genelleme yapmayın iyi hanımlar da var dediniz. biz de eyvallah tamam dedik. şimdi siz gelmiş başka yerlerdeki hanımları kötülüyorsunuz. tamam gördükleriniz doğru olabilir ama bu şekilde ifade etmeseniz aynı üniversiteliler şöyle böyle demek gibi olmuyor mu? her yerde iyi de vardır kötü de buna kimsenin itirazı yok zaten.siz üniversitede değil de kuran kursu ya da medresede eğitim alsaydınız daha az ahlaklı mı olacaktınız? olaya bireyler üzerinden değil ortamın insanın üzerinde oluşturacağı etkiler üzerinden bakalım.

          siz de güzel demişsiniz ”ben 4 yıl üniversite ye gittiğim halde hiç erkek arkadaşım olmadı ama bu tipleri bıraksan ilk fırsatta sevgili yapcak ayarda gibi geldiler bana.” yani bunlar demek üniversitenin serbest ortamında olsa daha kötü olacaklarmış. en azından maddi olarak korunmuşlar.

    • Feyza diyor ki:

      Sn.Azmo, kelin ilaci olsa basina surer derler benimki o misal :) Yardimci olmayi cani gonukden istedigim burada cok kardesim var. Ama kendim evli olmayinca biraz cekiniyorum acikcasi. Yani himmete muhtac dede nerde kaldi gayriya himmet ede? Insaallah evlendigim zaman boyle hayirli islere esim vesilesiyle yardimci olmayi cok istiyorum. Insaallah nasip olur cok insana yardim ederim cunku cogunuzun beklentilerini anlayabiliyor ve hak veriyorum sevgili kardesim.

      • ismi gereksiz adam diyor ki:

        feyza hanım yanlış anlamayın ama evlenince çevrenizin çok fazla genişleyeceğini düşünmek biraz gerçekçilikten uzak gibi geldi bana. şöyle ki: siz çevrenizde olan erkekler değil hanımlar sayesinde erkeklere birilerini tavsiye edip aracılık edebilirsiniz. evlenince hanım çevreniz o kadar çok artmayabilir. evlenince de hanım değil erkek olarak çevrenize yalnızca bir kişi (eşiniz) eklenecek. yani çok fazla bir şey değişeceğini sanmıyorum. yani ben tanıdığım hanımları kocam da tanıdığı erkekleri söyler tanıştırırız derseniz o halde şu an da etrafınızdaki aileden bir erkek vasıtasıyla da yapabilirsiniz aynısı. yanlış anlamayın benim bir beklentim yok. insanlar gerçek hayatta tanıdıklarına bile yardımcı olmazken burada böyle bir yardım olabilir mi emin değilim…

        • Feyza diyor ki:

          O konu biraz karisik ismi gereksiz adam. Erkek akrabalarim arasinda bu yontemle evlenecek bir erkek yok benim ya da benim cevremdeki kizlari es olarak isteyecek. Onlarin zihniyeti daha farkli. O yuzden erkek tarafi hakkinda kimse icin fikir sahibi degilim. Kiz tarafi hakkinda fikir sahibi olabiliyorum ama bu da tek tarafli isleyen bir sey degil.
          Esim olursa muhtemelen ayni zihniyetin insani olacagimiz icin onun da cevresinde bekar gencler olacaktir ve ben de evlensem yine bekar kiz cevrem olacaktir sadece simdiki kadar cok gorusemem belki ama mutlaka olur. O yuzden gercekci bir yaklasim en azindan oyle niyet ediyorum. Bana da orn. Araci olan kisiler evli. Esleri erkek tarafini taniyor kendileri beni. Yani mumkun bir durum icinde yasiyorum. Ama sanal ortamda tabi zor birsey temenni etmekle yetiniyoruz. Gercek ortam daha seffaf daha steril.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Feyza Hanım.

            Gerçek hayat da o kadar steril değil benim gözümde. Bu iş tamamen kısmet. Karşınızdaki insan dürüst değilse sanal ortam ya da gerçek ortam olması fark etmiyor. Sanal ortamın tek farkı maske takmak daha kolay. Peki gerçek hayatta zor mu, bence artık somutta da zor değil :)

          • Feyza diyor ki:

            Sanirim ben guvenmeyi seviyorum Fatih bey ve guvenmek istiyorum. Guven ihtiyacim var. Burada da birkac kisi var nedense gercek hayatta tanimis kadar guveniyorum. Gercek hayatimda da karsima cikan kisilere guvenmeyi ve pozitif yaklasmayi seviyorum. Ta ki guvenim zedelenirse..o zaman da epey uzuluyorum ama guvenmekten vazgecmiyo ve bir baska insani onceki yasadigim guven problemiyle bagdastirmadan kendine has bir kulvarda degerlendirip tanimayi seviyorum.
            Ileride nasil olurum bilmiyorum belki yorulurum.

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Feyza Hanım.

            Rabbim siz ve sizin gibileri her zaman iyi, dürüst ve sözünün eri insanlarla karşılaştırsın, kadın erkek farketmez. Askerde komutanım siz iyi olursanız karşınızdakiler de iyi olur derdi. Siz sırtınızı Allah’a dayayarak güvenmeye devam edin, emin olun hiç zarar görmeyecek ve bıkmayacaksınız :)

          • Feyza diyor ki:

            Haklisiniz Fatih bey, biz iyi olursak hersey iyi olur sozu de benim dilime pelesenk olmus bir sozdur ve buna cok inanirim. Dualariniz icin cok tesekkur ederim Allah razi olsun ve bilmukabil. Siz de o sayfayi kapatmayin cunku henuz 30 yas bu zamanda bir erkek icin hic gec bir yas degil.
            Bu arada bir yorumunuzu az once okudum, orada araya girmek istemedim ama cok hosuma gitti. Benim de tv.programlarindan ozenti lux donanimli sofralar kuran akrabalarima inat, biz de hep yer sofrasinda yemeyi tercih ederdik :) Hala ev ortamina girdigim zaman gosterisli bir masadansa mutevazi kurulmus bir yer sofrasindaki samimiyet, sohbet muhabbet daha cok hosuma gider. Ikisine de aliskinim ama yerde yemek cok daha guzel.
            Bir de bizim de yazlari ve her firsatta gittigimiz bir koyumuz vardi. Bazen cok ozluyorum ve eski tadi kalmasa da ve pek insan da kalmasa da tanidiklarimdan hala gittigimde ziyaret edip huzur buluyorum. Koyun isleri ne kadar cok olsa da buyuksehrin yasantisi daha stresli ve daha yorucu. Sonradan gorup aslini inkar eden kisilerin kibrinden Allah muhafaza etsin. Bazen hic basim kaldirmiyor.
            Oyle siz bahsedince hosuma gitti tebessum ettim ben de paylasmak istedim :)
            Hayirli Cumalar.

    • ismi gereksiz adam diyor ki:

      azmo kardeş, Allah razı olsun tavsiyelerin için. aslında bu yorum boş bir anıma denk geldi. bir de devamlı sitedeki arkadaşlar ”okumayanlardan da iyi olmayanlar var” propagandası yapınca biraz tepki olarak öyle yazdım. ben site yönetiminden mümkünse bu yorumu kaldırmalarını rica ediyorum…

  44. Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

    “erkek ve ailelerin universite mezunu kizlardan cekinmenin bir nedeni de”okumus kiz fobisi:)”oldugunu goruyorum. Okumuslarinm kibirli olacagi yahut erkegin hanimina kabiliyyeten yetemeyecegini dusundugu icin cekiniyorlar.”

    “gülpembe” kardeşim mevzu sizin bildiğiniz gibi değil.

    Genelleme yapmak istemiyorum ama Bazı okumuş kızlarda şu problemler maalesef mevcut:

    a)kendini beğenme ve kibirlenme,
    b)erkeğe saygı göstermeme ve itaat etmeme,
    c)ev işlerini becerememe yemek yapma kabiliyetsizliği,
    d)üniversite ortamında eğer haremlik-selamlığa dikkat etmemişse erkeklerle olan ilişkilerinden çok lakaytlık ve laşkalık,
    e)tesettüre tam dikkat etmeme, (hatta giyinik çıplaklık durumu)
    f)erkeklerle beraber aynı ortamlarda uzun süreli bulunmaktan ötürü “erkekleşme” hareketleri erkeksi haller ve tavırlar,

    -Altı maddede zikrettiğim problemler daha da arttırılabilir “gülpembe” kardeşim. Tabi böyle olmayan okumuş kızlarımız da elbette ki mevcuttur. Zaten ben “Bazı okumuş kızlarımız” dedim yani genelleme yapıp kul hakkına girmek istemedim.

    – İş bu ve benzeri okumuş kızlarımızdaki mevcut problemler nedeniyle okumuş kız almak isteyenleri eleştirirken dikkat etmenizi ve tercihlerine saygı göstermenizi temenni ediyorum. Çünkü okumuş kız almaktan imtina eden erkekler yukarıda saydığım problemler vb. problemlerden ötürü imtina ediyorlardır başka sebepten değil.

    – ayrıca bu bir “fobi” değildir. Bu tip problemli kızlardan ırak olma ve kaçınma çabasıdır.

    – yine “erkegin hanimina kabiliyyeten yetememe” durumu hiç değildir. Bilakis bu tip problemli okumuş kızlar kocalarına zaten kabiliyeten yetemezler. Yetmeleri de sürpriz olur.

    Vesselam…

    • gulpembe diyor ki:

      “…okumuş kız almak iste(me)yenleri eleştirirken dikkat etmenizi ve tercihlerine saygı göstermenizi temenni ediyorum.”

      ben kimseyi elestirdigimi, tercihlere saygisizlik yaptigimi sanmiyorum.demisim ki;
      “…kizlardan cekinmesinin bir nedeni de..”bu su demektir; cok nedeni olabilir bir tanesi de bu.

      “fobi”olmasi meselesi ise, benim sahit oldugum birsey ki oyle oldugunu “goruyorum “diye belirtmisim.
      hatta “okumus kiz ama hic kibirli degil”gibi cumlelere halk arasinda herkes asinadir.sizde boyle bir fobi olmayabilir, kendinizi bana anlatmak zorunda hissetmeyiniz.

      saydiginiz problemler sadece universitelilerle sinirli degil, her cesit kizlar da da olabilir, ama az ama cok… diger yorumlarda da bunun uzerine yazdim…

      • Süleyman diyor ki:

        Ben bu konuda Gülpembe hanıma katılıyorum. Üniversite okumuş hanımların nasıl yalnış davranışlarda bulunduğunu aynı ortamda bulunmuş olduğu için kişiler daha açık görmüş olabilir. Yalnız öyle evdekilerde sanki melekler gibi düşünülmemeli.

        Mesele hem erkek için hemde hanımlar için düşünülmeli. Üniversite okuyanlar kimi zaman okuduklarının etkisi ile kibirli bir tavırda bulunabiliyorlar. Özellikle hanımlar biraz daha fazla bu yanlışa düşebiliyor. Yalnız kuvvetli kişiliğe sahip kişiler hanım olsun erkek olsun bunu aşıyor. Her getiri aynı zamanda içinde bir riskte taşır. Yukarı yükseldikçe düşmeniz o kadar sert olabilir. İnsan yükseldikçe daha dikkatli olmalı.

        Üniversite okumamış hanımlarda işin bilincinden değilde kimi zaman beceremedikleri için okumamış oluyorlar. Birde hanımlar mesela çok radikal oluyor başta sonra çarkta edebiliyor. Mesela benim çevrem akademisyenlerin olduğu bir yer. Hanımları çocuklarını büyüttükten sonra 40 yaşında- 50 yaşında üniversite okuyor. 1 değil 2 değil bu kişilerin sayısı.

        Ben örneğin kendi açımdan düşündüğümde bir hanımın üniversite okumuş olup olmadığından çok kültür seviyesine bakıyorum.Şunu da pek çok kez belirtiyorum aracılara. Lise mezunu biri de olur diyorum. Hal-tavır ve fikrini inceliyorum. Bence bu durumda radikal olmaya gerek yok. Üniversite mezunu biriyle evlenmeyeceğim dersiniz. Lise mezunu çok kibirli bir hanım düşebilir. Başınızın etini yiyebilir. Sonra birde dediğim gibi çark edip evliliğin ortasında okuyacağım der.

        Kendi kızım olsa idi heralde, biraz hanım fıtratına uygun bir bölümde okumasını ve yanımda okumasını isterdim. Sadece okumak için ya da bir meslek hevesiyle okumasını istemezdim.İlmi olarak faydalı olabileceği bir alanda okumasını düşünürdüm. Yalnız okumak istemiyorum derse de muhtemelen saygı duyardım.

        • kevser diyor ki:

          Size alkış işareti göndermek istiyorum.👏👏👏👏

          • ismi gereksiz adam diyor ki:

            kevser hanım, yıktınız beni :(

          • kevser diyor ki:

            Ben aslında sizi anladığımı düşünüyorum.bizim derdimiz sizinle değilde kendini yanlış tanıtan bayanlarla .yazdıklarımın benzerini Süleyman bey de yazdı.bazı kızlar dört işlem yapamıyor kitap okumayı sevmiyor (okusada sindirecek kapasitede olmuyor ).ondan sonra da kalkıp ben Allah’ın rızası için haram islememek icin okumadım diyorlar.hadi ordann diyorum bende.çünkü o bahsettikleri şeyde bir şeylerden feragat etme durumu var.onlar feragat etmiş olmuyor ki.birde diyorlar ki;dini eğitim.iyi de dinini herkes öğrenmek zorunda ki.herkes.bu zaten şahsi bir görevimiz.ben bile üniversitede o kadar yoğunluğumun arasında dini bilgilerle ilgili kitap illa ki okuyordum

        • ismi gereksiz adam diyor ki:

          ben bu konuda süleyman beye katılmıyorum.

          ”Üniversite mezunu biriyle evlenmeyeceğim dersiniz. Lise mezunu çok kibirli bir hanım düşebilir. Başınızın etini yiyebilir. Sonra birde dediğim gibi çark edip evliliğin ortasında okuyacağım der.”

          anlatamadığım nokta şu: ben bir hanımı; sırf üniversite okumadığı için kabul etmediğim gibi sırf üniversite okuduğu için de reddettem. nihayetinde kişiliğine, dindarlığına bakarım.
          lakin kriter diye bir olay var. kriterler; uyum sağlayacağımız kişileri bulmamız için kullandığımız sınırlardır. kriterlerimiz bizi uyum sağlamamız zor olacak adaylarla vakit kaybetmekten alıkoyar.

          benim fikrime göre üniversiteli hanımların çok az bir kısmı kriterlerime uyarken diğer yandan okumamış olanların oranı daha fazla. yani olay bu kadar basit. ORTALAMA (yani çok iyi ve çok kötü örneklerle olayı sulandırmayalım) bir üniversite mezunundan ziyade ORTALAMA okumamış birisi ile daha kolay uyum sağlayacağımı düşünüyorum.
          bununla birlikte kaderimiz düşündüklerimizden farklı yazılmış olabilir. büyük konuşmuyorum. kesinlikle olmaz da demiyorum. hayatın matematiği formülü olmaz. bakarsınız hiç düşünmediğimiz biriyle evleniveririz.

          ”peki neden ORTALAMA bir üniversiteliyi tercih etmiyorsun?”
          çok dallandırmadan şöyle cevap vereyim: ortalama bir üniversiteli hanım çalışmak-para kazanmak-kariyer-kendi ayakları…muhabbeti- için üniversiteyi okuyor. (bu sadece tek bir sebep olsa bu his bir sürü kötü hissiyatlara kapı açıyor) çok azı gerçekten ilim için ya da daha sonra çalışmamak üzere okuyor. Allah için kaç tane üniversite mezunu hanım çalışmamayı düşünüyor. buyursun çalışsınlar. ama ben tercih etmeyince neden bizi istemiyorsunuz demesinler.

          bunları dedik diye önüme gelen ilk okumamış kişiyi tercih edeceğimi zannetmediğinizi umarım.

          • Süleyman diyor ki:

            Yani ismi gereksiz adam rumuzlu beyfendi.

            Gökten böyle iyi huylu hanım yağmıyor. Siz biraz aradığınız zaman anlıyorsunuz. Hakikaten zor yani size uygun birini bulmak. Bence esnek tutun kriterlerinizi çünkü ileride karşılaştığınız zaman anlarsınız ne kadar zor olduğunu.

            Kriterlerinize çalışmak istemeyen bir hanım diye eklersiniz. Zaten ona göre bakarlar. Gene de tercih sizin.

          • ismi gereksiz adam diyor ki:

            efendim bu konuda esnek tutacak bir durum yok. zaten üniversite okuyan birinin benim kriterlerimi kabul etmesi zor. yani öncelikle onlar beni kabul etmez. ama beni kabul edecek birini de sırf üniversite okumuş diye elemem merak etmeyin.
            diğer türlü kriterlerim esnek emin olun. ne aman aman bir güzellik ne aman aman itaat beklemiyorum. ama ahlaktan taviz veremem. olduğu kadar olmadığı kader diyenlerdeniz inşallah.

        • cihad diyor ki:

          Süleyman bey;

          Allah insanı hür yaratmıştır.şartları ne olursa olsun bir insanın değerini cüzi iradesi ile yapmış olduğu tercihleri belirler..şu durumda şöyle olur,bu durumda böyle olur diyemeyiz..eğer öyle bakarsak esbabperest olur veya kader meselesindeki batıl mezhep olan cebriye mezhebine dahil oluruz.
          bu şöyle bir kalsın…

          Üniversite okumayı neticeleri üzerinden değerlendirmekten ziyade mahiyetine bakmak lazım..Üniversite de bize sunulan şartlar Kur ‘an ve sünnet açısından bakıldığında çok sıkıntılı olduğunu görüyoruz..laik,batıl ve günahlarla karışık bir tarz hakim..öyle şeylerle karşılaşıyorsunuz ki ben bir erkek olarak haya ediyorum..mütedeyyin bir kızımızı orada tasavvur bile edemiyorum..mesela üniversitede drama ve beden eğitimi derslerinde yaşadığım sıkıntıyı size tarif bile edemem..Dolayısıyla üniversite okumanın bizatihi kendisi sorunlu bir durum maalesef..ancak erkeklerin evin idaresi mecburiyeti olması,vatana ve millete yetişmiş insan gücü lüzumundan dolayı üniversiteyi kerhen kabul ediyoruz yani bir nevi ehven-i şer olarak bakıyoruz.bu durum degisene kadar…tabiki zaruretle girilen günahlara tövbe etmek ve batıl fikirleri Kur’ani ilimlerle tadil etmek şartıyla..kadınların böyle bir zarureti ve yükümlülüğü (ev geçimi gibi) olmadığı için üniversite okumaları doğru bulmuyorum.
          bu da şöyle bir kalsın…

          Kıyas mantık ilminin büyük bir bölümünü teşkil eder fakat kıyas doğru yapılmazsa bizi fesada götürür.neticesi de cerbeze olur..kibirli ve asi bir ev kızı ile mütevazi ve mut’i bir üniversiteli kızı karsilastirirsak üniversitenin verdiği zararı ve günahlarını gizlemis oluruz..Gülpembe hanımefendi gibiler bunu ustaca yapıyorlar ta ki kafalar karişsın…peki hiç şöyle düşündük mü kibirli ve asi olan ev kızı üniversite okumuş olsaydı ne hale gelecekti..veya mütevazı ve mut’i üniversiteli kız üniversite okumasaydi..o batıl fikirleri isitmese ve o günahlara şahit olmasaydı..Üniversite yerine bir medreseye gitseydi ne kadar çok şey kazanacaktı…yani elmalar ile armutları kiyaslamamaliyiz..çünkü yanlış sonuca varırız..
          sn.Azmo beyin tesbitlerinede katılıyorum..üniversitenin kadınlar üzerinde zararları mutlaktır..

          Hülasa-i kelam:kadınlar ihlas kahramanlarıdır..sefkatleri ve fedakarliklari karşılıksızdır..sırf lillah içindir..biz erkekler öyle değiliz yaptığımız işlere ücret bekliyoruz yani biraz hesabiyiz, kadınlar ise fitraten hasbidirler…kadınlarımızı bugünkü üniversite gibi necis yerlere sokmayalim ki o güzel fitratlari bozulmasın…okutacaksak medreselerimiz ve cemaatlerimiz mevcut (sahih olanları tabiki)
          selametle..

          • Feyza diyor ki:

            Bu konuda Cihad ve ismi gereksiz adama katiliyorum. Su guzel bir soru: “peki hiç şöyle düşündük mü kibirli ve asi olan ev kızı üniversite okumuş olsaydı ne hale gelecekti..veya mütevazı ve mut’i üniversiteli kız üniversite okumasaydi..o batıl fikirleri isitmese ve o günahlara şahit olmasaydı..Üniversite yerine bir medreseye gitseydi ne kadar çok şey kazanacaktı?”
            Uni.yi imkansizlikla okumayan kisiler zaten bu tercihi bilincli yapmadiklari icin ilerde imkan bukduklari zaman okumak istemleri gayet dogal.
            Fakat uni.yi dini hassasiyeti icin okumak istememesi bir insanin ileri yillarda da boyle bir talebinin olma ihtimalini oldukca dusurur.
            Zaten bu sitede kimse lise mezunlari ya da uni. Okumayan her insan melektir gibi bir genellemede bulunmadi. Sadece aradiklari fitratna sadik kiz profilini kendini bu ortamdan sakinan kitle arasinda daha kolay bulabileceklerini tahmin ettiklerini soylediler. Yani diger turlu yuzde bes ise bu oran bu sekilde yuzde elliye de cikabilir manasindaydi.
            Yoksa kimse toptan uni.ogr karalamiyor ya da digerlerine melek muamelesi yapmiyor. Secicilik her kategoride onemli.

          • Süleyman diyor ki:

            Kur ‘an ve sünnet açısından bakıldığında çok sıkıntılı olduğunu görüyoruz..laik,batıl ve günahlarla karışık bir tarz hakim” demişsiniz cihad bey. Sorarım size neresi değil? Çarşı pazar değil mi? Evlere bile yansıyor artık. Müslümanlar bunlarla yaşamaya alışmalı. Haramdan kaçamıyoruz artık. Camilere kapansak, dağlara çıksak gene bir yerden gelip buluyor haram sizi. Öyle yayılmış ki. Önünü alamıyoruz.

            Şunu açıkça konuşayım. Bana göre eğer üniversite okumak bir hanım için sakıncalı ise erkek içinde sakıncalıdır. Hatta hanımlar en azından görsel olarak o kadar etkilenmiyorlar. Biz erkekler çok daha ciddi etkileniyoruz. Eğer rızık Allah’tan diyorsak üniversite okumayabilirizde. Ben şahsen oğlumu veya kızımı okula göndermek istemem günümüz şartlarında. Yalnız mesela kızımı göndermiyorsam oğlumu da göndermem. Yalnız işte göndermemekte çare değil.

            Mesela ben çevremde pek çok medrese çıkışlı kişi biliyorum. Çocuk medrese çıkışlı pofur pofur sigara içiyor karşımda. Kız arkadaşı var. Hele şöyle bir durum var ki medresede okuyanlar belki çıkınca aniden hiç görmemiş oluyor. Çocuğun fıtratı da heyecanlı ise birden sapıtabiliyor. Öbür kişilere bakıyorum. Medrese çıkışlı. Hayattan haberi yok. Dışarı ile bağı kopuk.

            Birde erkeklerin biraz daha öz eleştri getirmesi gerektiğini hissediyorum. İlahiyattan bir hoca geldiği ille daha önce bulunduğu ili karşılaştırıyordu. Buralar çok açık demişti. Bende çok sevdiğim büyük bir alimin yanında bi zatihi yetiişmiş bir amcaya bu durumu anlatmıştım. O zaman şunu dediğini hatırlıyorum. Müslüman erkeğin dışarıda işi yoksa dolaşmaması iyi olur. Gene de haklı çevre böyle demişti. Yani biz hanımlara diyoruz. Yok dışarı çıkma, yok çok dolaşma filan. Erkekte dolaşamaz. Yani eski ulemaya bakıyorsunuz. Çarşı pazarlardan hep sakınıyorlar. Öyle malayani boş boş dolaşmıyorlar.

            Son olarak “mütevazı ve mut’i üniversiteli kız üniversite okumasaydi..o batıl fikirleri isitmese ve o günahlara şahit olmasaydı..Üniversite yerine bir medreseye gitseydi ne kadar çok şey kazanacaktı” diyorsunuz fakat şöyle söyleyeyim. O kızlar duymasa onun kızı duyacak. Onun kızı duymasa illaki onun kızı duyacak o batıl fikirleri. Görecek o günahları. Hanımların fikirleri ve günahları duymaması değil onlara kapılmaması asıl problem günümüzde ne yazık ki ve bilinçli bir anne yetiştirmezse kızları yeni karşılaştıkları durumlarda kapılıp gidiyor.

            Eskiden mesela bir cemaat vardı. Bidat olur diye mikrofon kullanmıyorlardı. Yıllarca koullanmadılar. Şimdi çatır, çatır kullanıyorlar. Fotoğraf çektirmenin hala yanlış olabilieceği ile ilgili fikhi kaideler var. Mesela önceleri hassas kişiler bu sebeple fotoğraf çektirmiyorlardı. Şimdi en hassasımız bile çektiriyor sabah akşam.

            Kızlarımız nasıl üniversite okumaz diye düşünmekten ziyade hanımların haramlardan uzak nasıl üniversite okuyabileceğini düşünmemiz daha doğru olur diye düşünüyorum. Sadece hanımların değil erkeklerinde. Bunun içinde imkanlar geliştirmeliyiz bence.

            Mesela İstanbul’a gittim. O ne biçim toplu taşıma öyle. Sıkışık, sıkışık. Herkes kadın erkek farketmez birbirine dokunuyor ister istemez. Şimdi mesele toplu taşımayı kaldırmak mı olmalı yoksa hanımlara ve erkeklere özel toplu taşıma düzenlemesi mi olmalı? Bazen gündemde sözü geçiyor. Bence geçilmeli. Olamayacağından çok olabilirliği düşünülmeli bu meselelerin.

          • cihad diyor ki:

            Süleyman bey,
            Günahların heryerde olmasının en başta gelen sebebi, kadınların toplumun içine karismasidır.

            Bir meclis-i ihvana güzel bir karı girdikçe; riya, rekabet, hased damarı intibah eder.
            Demek inkişaf-ı nisvandan, medenî beşerde ahlâk-ı seyyie inkişaf eder.
            Mektubat – 478 bu güzel sözde ifade edildiği gibi kadınlar evlerinden çıkıp topluma karistikça ahlaksızlığa sebebiyet veriyor…erkekler kadınları görünce davranışları değişiyor, kadınlarda kendilerini beğendirmek için hareketleri farklilasiyor…kimse rahat değil,hiç kimse sade ve duru haliyle kalmıyor ve kalamıyor…bu sebepledir ki Şeriat ta zaruret olmadan kadının evinden çıkmaması emredilmis,daha hayırlı görülerek teşvik edilmiştir…son 100 yıl hariç tarih -i İslam meydandadır…kaç tane kadın medresesi gösterilebilir…hem bu hırs niye ki böyle dünyaligi zaten erkeğin omzunda, ahireti ise yine yuvasinda kazanılıyor…cihad etmek, ilmi yaymak ve devlet işleri vazifesi değil,en azindan farz değil..Peki okullara ve üniversitelere yığışmakta neyin nesi..riyakarane kendini ispattan öteye geçemiyor…bir ene davası..

            Kadın evinde otursa ve evini,cocuklarını ihmal etmeden iman,marifetullah ve ubudiyet gibi manevi konuları,,,el sanatları,dikiş nakış ve sağlık gibi maddi konuları yakın çevresi ile kurslar ve ders halkaları ile kendi aralarında meşgul olsalar hem kendilerini,hem de erkekleri bu günahlardan kurtarırlar..

            Kadınlarımızın okullastigi bu son asırda günahlar hızla arttı..çünkü okudukça sosyalleşme adı altinda kadınlar topluma yönlendiriliyor..okullar da bu ilişkilerin ogrenildiği bir laboratuar hükmüne gelmiş.( özellikle karşı cinsle olan iliskiler)..dolayısıyla çarşı ve pazarda günah olmamasının yolu okul ve üniversitelerin terki ile olur…
            Peki siz ne öneriyorsunuz günah ve haramlara alışın…(herbir gunahta küfre gidecek bir yol vardır..hadis-i şerif) günahın sınırı yok ki küfre kadar yolu var..imtihan devam ediyor,küçük bir günaha alıştık şeytan bir büyüğünü,ona alıştık bir büyüğünü öne sürecek ta ki kalpten imanı çıkarana kadar.

            evin içi için şunu söyleyebilirim tv bulundurmayin olur biter..ben şahsen evimde bulundurmuyorum..

            Medreseler ile ilgili tenkitin için, peygamber şehri Medine’den meşhur medine münafıkları çıktı..bu mantıkla (hasa) peygamberi sorgulamaya kadar gider bu iş…ilahi ölçü şudur faydası zararinda fazlaysa o şey iyidir.

            Son olarak “batıl şeyleri tasvir safi zihinleri idlaldir.”. ” fena şeylerle mesguliyet fena tesir eder” insanların günahlara bulastirarak bilinçlendirilmesi biraz komik olmuş…sahabe efendilerimiz günah alemine girmesin diye köşe bucak kaçıyorlardı.

          • Süleyman diyor ki:

            Cihad Bey

            Bunu bana değil sokaktaki 100 binlerce hanıma söylemeye çalışın Cihad Bey.

            Bunun yanında bir erkek olarak bile yorumunuzun bazı kısımlarından ciddi rahatsızlık duydum. “Günahların her yerde olmasının sebebi, kadınların toplumun içine karışmasıdır” demişsiniz. Erkeklerin hiç mi suçu yok? Bu hanımları yetiştirenler kimdi? Hangi babaların elinden çıktı bu hanımlar? Erkekler çok mu sağlam durdu?

            Yarım hekim candan, yarım alim dinden eder. Bu konuda ki görüşleri alimlerden öğrenmemiz daha iyi olur. Hanımların okuması ile ilgili meseleleri çeşitli alimlerin görüşlerinden öğrenmeniz daha doğrudur.(İlahiyatçıları kastetmiyorum) Kendiniz hüküm belirtmemeniz daha iyi olur. Ben bu konuyu daha fazla uzatmak istemiyorum.

            “son 100 yıl hariç tarih -i İslam meydandadır…kaç tane kadın medresesi gösterilebilir”. 2. Mahmud zamanında bütün kız çocukları dahil İstanbul’daki çocukların hepsi ilkokul okuma zorunlluğu vardı.Harem zaten kendi başına bir medrese eğitimi değil midir? Eminim pek çokta kadın eğitim kurumu vardır. Eğer yoksa da bu müslümanların suçudur. Hanımların evden malayani çıkması ile de doğru bir eğitim için çıkmasını aynı kefeye koymamalısınız(Üniversiteyi kastetmiyorum.) Bugün pek çok da medrese var. Yanlış mı olmaları?

            Ben medreselere karşı değilim. Pek çok iyi kişide çıkmıştır. Benim en sevdiğim arkadaşlarımdan biri de medrese mezunu bir hocadır. İlmi anlamda da ahlaki anlamda da, muhabbet anlamında da çok sevdiğim birisi. Medreseye her zaman saygı duyarım. Ben sadece medreseli ise iyidir, üniversite okumuşsa kötüdür genellemesine karşı olduğum için bu sözleri sarf ettim.

            Ben günahlarla haşır neşir olunsun demiyorum. Günahlar var ve ne yazık ki biz dağlara çıksak bile bunlardan kaçamıyoruz. Mevlana’nın sevdiğim bir sözü var. Herkesin günahını örtemeyeceğine göre göz kapağını ört diyor.

            En basitinden sizi ele alalım. Siz üniversite okumasaydınız olmaz mı idi? Rızkı veren Allah ise sizde en basitinden hayvancılık yaparak, ticaret yaparak rızkınızı temin edebilirdiniz. Rızkın 10 da 9 ‘u ticarettedir diyor Resulullah. Ne gerek vardı Üniversitede ki o kadar haramları görmeye ve duymaya? Siz dememişmiydiniz kendinizin zorlandığını? Yalnız gene de okudunuz? Niye haramla haşır neşir oldunuz? Alternatifinizde varken?

            Mesele rızıksa başka mesleklerden de elde edebilirdiniz. Mesele ilimse başka kaynaklardan da okuyabilirdiniz. Yalnız işte genede teoride öyle olsa da pratikte farklı oluyor.

            Erkekler artık biraz kendini eleştirse pek iyi olacak.

            -İş diye en hafif hükmü ile sünnet olan sakalımızı kesiyoruz. Sıkıntı değil.,
            -Camilerin önünde dedeler herkes oturmuş. Boş muhabbet ediyor saatlerce, Camii içinde oturan yok, hanımların misafire gitmesi eleştiriliyor
            -Gençler çıkıyor, lokantaya gidiyor, yiyor içiyor birşey yok yalnız hanımlar arkadaşlarıyla çıkmasın,
            -Çarşı pazar dolaşıyor erkekler keyfine göre, ama yok hanım evden çıkmasın,
            -Kumaşta olsa dar pantolon giyiyor, yok hanımın bileği gözüktü nasıl olur diye 3 saat nutuk atıyor,(Şalvar giyene Allah rahmet eylesin diye buyuruyor Peygamber Efendimiz (S.A.S) hangi erkek giyiyor şalvar? ).
            -İş ortamı haramlara meyyal oluyor, hiç demiyor ki işimi değiştireyim, daha iyi bir işe gireyim. Yalnız hanımlar 2 dk aynı ortamda dursa yok toplum nereye gidiyor diye söylemler.

            Daha yüzlerce tezatlık. Artık birbirimizi düzelteceğimize kendimize çeki düzen versek çok doğru olur diye düşünüyorum.

          • Feyza diyor ki:

            Suleyman bey, bu konu hakkinda fazla yazmak istemiyorum cunku cok fazla tartisilan konular bir sure sonra kisisel diyaloglara, elestirilere ve alinganliklara donusuyor.
            Yalniz Osmanli zamanindaki sibyan mekteplerinde kiz ve erkekler cocuk yasta beraber okusalar dahi cocukluk cagindan ciktiklari zaman okullari ayriliyordu. Sonra ise erkekler kizlara egitim vermesin diye olusturulan kadin muallim okullarinda yetisen muallimeler, acilan kiz rusdiyelerinde kizlarin egitimi ile alakadar oluyorlardi.
            Yani simdiki gibi kimin eli kimin cebinde bir sistemde okumuyordu cocuklar ve gencler.
            Bizim daha dogrusu kendi adima konusayim, benim muzdarip oldugum alan karma egitim. Bunu burada cok kez dile getirdim. Bu bir radikallik degil, Kur’an ve Sunnet acisindan sakincali bir ortama riza-Ilahi icin bulasmama gayreti diyelim. Fakat bu da bulassn her insani siclamak anlamina gelmiyor sadece ortamin hassasiyetimizle ortusmediginden bahsediyoruz en azindan ben bunu kastediyorum.
            Bunu sadece okuma ve calisma ortamina indirgrmiyorum ustelik. Isi olmadikca carsida pazarda volta atmak, karisik otobuslere binmek (Istanbul’da yasiyorum),
            alisveris ederken yuzyuze gelmek satici ile sohbet tarzi pazarliklara girismek vs. Akliniza gelecek her turlu ihtilattan sakinmaya calisiyorum ama fisari ile cok fazla isim olmadigi icin kendimi sakinabiliyorum. Okuyor olsaydim bu mumkun olmazdi. Cunku bir ayagim disarida olacakti ve ne kadar kendimi sakinabilirim? Ama ilme veya fenne karsi degilim. Bir kiz da erkek gibi her ilmi okuyabilir yeter ki okuyabilecegi alanlar insa edilsin.
            Bununla beraber bir ev haniminin sabah sekiz aksam bes avm veya carsi pazar gezmesi ile calisan bir kadinin mesaisi arasinda hicbir fark yok. Burada ev hanimligi birsey ifade etmiyor. Calissa belki daha iyi en azindan eve bir katkisi olur yani oyle ev hanimlari da biliyoruz sokaktan iceri adim atmayan.
            Simdi madem ki kadin erkek ortamindaki bu karmasaya devlet el koymuyor. Ayri otobusler ayri fakulteler nezih calisma ortamlari madem ki mumkun degil. Erkekler gozkapagini kapatsin haramdan gozlerini korusun, kadinlar da kendilerini. Sesini tesetturunu muhafaza etsin.
            Bunu kac kisi yapabilir, bana kalirsa o karma ortamda kendini muhafaza edecek kiz gercekten istisna. Erkekler de haline cekiduzen vermedigi icin zina ve zinaya yaklastiran iletisimler kacinilmaz oluyor.
            Bu yuzden egitimini disardan tamamlaya calisirsa kadinlar ihtilat orani duser. Ama hemcinsleri arasinda ilim ogrenebilir, sosyalkesebilir, yardim kuruluslarinda kadinlara hizmet veren faaliyetlerde yer alabilir. Buyuk bir eksiklik degil.
            Erkeklerin de kizlarla gereksiz diyaloglar kurmasi, daracik pantolonlar giymesi, sigara icmesi, bos bos carsi pazar dolasmasi (bunu ben de bir hocamdan duydum carsi pazar gibi yerleri keyfi olarak gezmek erkekler icin de uygun degildir), haram icerikli filmlere bakmasi zaten uygun degil. Ama herkesin ticaretle ugrasmasini bekleyemeyiz. Her meslek dalina ihtiyac var ve iase gibi bir sorumluluk da oncelikle erkeklerin omzuna yuklendigi icin bu ihtilattaki oranin erkek lehine olmasi daha uygun bir durum.
            Karma egitimden uzak durmak icin okumayan ama ticarete atilan, dar pantolon giymekten imtina eden, sakal birakan erkekler de var yillardir ayni istikaneti muhafaza eden. Ama herkes ayni olcude takvali olamaz onlarin da baska eksikleri vardir hem bilemeyiz.
            Ya da ayni istikaneti muhafaza eden kadinlar da var. Yani gencken bazi seylere karsi koyup omur boyu bunu muhafaza edebilen insanlara cok sahit oldum cocuklarini da bu minvalde yetistiren.
            Bir donem basortsu sebebiyle okumayan hanimlar da nu yasak kalkinca okumaya meylettiler. Sonradan okuma aski doganlarda bu da bir etken olabilir.

          • Yasemin diyor ki:

            Süleyman Bey ALLAH razı olsun. Tam olarak benim de anlatmak istediğim konulardan bahsetmissiniz. Bu konularda sizinle aynı fikirdeyim

          • ismi gereksiz adam diyor ki:

            süleyman bey

            ben söylediklerinizin çoğuna katılıyorum. yalnız konuya çok yanlış bir açıdan baktığınız için bazı gerçekleri gözardı ediyorsunuz.

            sizin erkeklere yönelik özeleştiriyi bu konudan zaten muzdarip olan cihad bey gibilere söylemeniz hele de bir erkek olarak çok şaşırtıcı.

            eğitim konusunu feyza hanım güzel bir şekilde açıklamış. ayrıca 2. mahmut zamanında batılılaşma revaçta olduğu için o dönemdeki uygulamaları mutlak doğru olarak alamayız. mesela ilk defa fes giyen padişahtır kendisi. (daha önceden sarık vardı biliyorsunuz.)

            ”Ben günahlarla haşır neşir olunsun demiyorum. Günahlar var ve ne yazık ki biz dağlara çıksak bile bunlardan kaçamıyoruz. Mevlana’nın sevdiğim bir sözü var. Herkesin günahını örtemeyeceğine göre göz kapağını ört diyor.”
            günahtan kaçmak için dağa çıkmak yerine şehirdeki ortamı değiştirsek daha kolay değil mi? neden imkansız olsun. bir haber vardı: japonyada kadınlara özel pembe otobüsler varmış. yine korede okullarda karma eğitim yok. elin gayri müslimi bile yapabiliyorsa biz neden yapamayalım. göz kapatmanın ne kadar zor olduğunu sen daha iyi bilirsin kardeş. biraz gerçekçi olalım. bu konuyu hanımlar bilmez. onları yanıltma lütfen. bu konunun çözümü erkeklere bakmayın demekle bitmez bu iş.

            emin olun ben kendi adıma düşünüyorum üniversiteyi niye okudum gerek var mıydı diye. ama şu var ki bu soruyu soracak bilgi ve tecrübeye yeni ulaştım. yalnız şu var değerli kardeşim, erkek bir mümin ailesinin geçimini sağlamak zorundayken, kadının öyle bir zorunluluğu yok. böyle olunca eğer karma iş ortamında biri olmayacaksa bu kadındır. bu mevzu tevil kaldırmaz.

            Erkekler artık biraz kendini eleştirse pek iyi olacak.

            evet erkeklerde de sorun var, ahlaksızlık var haklısınız.
            dışarıya zaruret olmadan çıkmamalı. ben öyle yapmaya çalışıyorum. ama dediğim gibi özeleştiriyi yanlış yerde yanlış zamanda yanlış kişilere karşı yapıyorsunuz. bu yazıyı okuyan bazı hanım arkadaşlar yanlış anlayabilir.

            ben sana soruyorum süleyman kardeş: evimizin içinden çarşı pazara kadar mümkün mertebe haremlik selamlık bir ortam oluşturmaya çalışsak acaba ahlaksızlıklar azalmaz mı? çocuklarımız için böyle bir dünya bırakmaya çalışmak yerine bu düzeni kabul edip sadece aklına kalbine hitap etmek yeterli olur mu?

            herkesin üç ayları mübarek olsun…

        • Sadece Fatih diyor ki:

          Görüşlerinize katılıyorum Süleyman Bey.
          Benim çevremde de maalesef sizin dediğiniz gibi üniversiteye gitmemiş bayanlar bilerek tercih etmeyenler değil bir şekilde o imkana kavuşamayanlar. Ev hanımları da öyle maalesef. Evinin hanımı bilincine sahip olduğundan evde oturmuyorlar. Fırsatını bulsalar onlar da kaçar evden. Tabi bu bahsettiğim benim çevrem, her yer böyle diyemem.

          Ancak az da olsa istisnalar var. Evlenmeden önce çalıştığı halde evlendikten sonra çalışmayan hanımlar var. Ya da ev hanımlığını da bir iş olarak görüp yemek tarifi öğrenen, çocuk gelişim kitapları okuyan, sosyal-dini faaliyetlerde bulunanlar da var. Var ama az :)

          • ismi gereksiz adam diyor ki:

            eğer dediğiniz gibiyse en iyisi benim için bekar kalmak o zaman. sırf cinsel ve duygusal ihtiyacım tatmin olsun diye böyle birileriyle evlenmenin doğru olduğunu düşünmüyorum.
            baksanıza dini tercihlerinden dolayı dışlanmış, kendimi fikren yakın gördüğüm kişilerle dahi zahiren küçük batınen derin görüş ayrılıklarım var ve bu beni cidden ümitsizliğe sevk ediyor. bu yorumlarınız ben de ”üniversiteliler de iyidir aslında” algısından ziyade ” okumamışlar da iyi değildir” algısı oluşturdu. böylece benim için bu ”artık en iyisi harama düşmeden nasıl bekar yaşarım?” düşüncesine kapı açıyor…

          • kevser diyor ki:

            Evet Fatih bey. Ev hanımı olmak anca evli bayanların işine yarıyor emin olun.çünkü bekar olup ev kızı olunca gün içinde bir sürü avara kadın var.sende gel bizle amaaan nasıl olsa çalışmıyorsun ne işin gücün var diyorlar.yani o tipte cahil hanımlar dan kendinizi koruyamiyorsunuz.ben evli de değilim ki akşama kocam gelicek gelemem diyemiyorum

          • Meryem diyor ki:

            İsmi gereksiz bey
            Yanlış anlamanizi istemem ama yorumlarınızı okuduğum kadarıyla ümitsiz olmanız gereksiz Tevekkül edin yeterli. Allah gönlünüze göre verir .Hakkiniza üniversite okumamış düzgün hanım hanımcık kız da çıkabilir yada üniversite mezunu düzgün edepli kız da olabilir. Böyle insanlar var benim çevremde de var. Müsterih olun arayan bulur .Ama onyargilardan kurtulmak ve kriterleri gözden geçirmek gerek .Yani sonradan kazanilabilecek ve kaybedilecek şeylere ( guzellik ,maddiyat vs )önem vermeyinGayeniz her daim Allah rızası ise muvaffak olmak yakındır 😊Az bir sabır.
            Geçen minibüse bindim oturan bir kadın vardı yanında dünyalar tatlısı bir kizi . Kızı beş yaşında ” Sen ne kadar tatlısın “diyerek kızın başını okşadım. Annesi de “sizin yok mu ” dedi bende “ben maalesef ki bekarım “dedim. Yaşımı sordu .Yaşımın 28 olduğunu söyledim. Oda “hiç göstermiyorsun. Ben 24 yaşımdayim. Senden yaşlı duruyorum. Sen üniversite mezunu musun “diye sordu .bende “evet “dedim .o ” Bende çok isterdim üniversite okumayı hep hayalimde var. Ben de 30 yasinda evlenmek isterdim “dedi .Şaşırdım ve kadına”bende hep 24 yasimda evlenmek 26 yasinda anne olmak isterdim. Ama Allah henüz nasip etmedi. Bak kızın 5 yasinda oldu .boş ver en iyisini yaptın “dedim .Oda “içimde ukde kaldı ” .dedi .
            Velhasıl kelam İsmi gereksiz bey okumayanlar da içinde ukde kalıyor. Siz en iyisi bu kriteri değil de ne olursa olsun Allah’tan hayırlısını isteyin .Vesselam

          • ismi gereksiz adam diyor ki:

            ”Ama onyargilardan kurtulmak ve kriterleri gözden geçirmek gerek”
            valla ister istemez önyargı oluyor. çünkü devamlı bu ortamdayım ve iyi örnek sayısı çok az (biraz iyimser mi oldum ne :) ) en basitinden sırf kıyafetinden dolayı eleyeceğim bir sürü tip var. ama biliyorum az da olsa var düzgün birileri. geçenlerde çarşaflı birini bile gördüm. şaşırdım tabi ama varmış işte. ama koca kampüste kaç tane?

            ”Yani sonradan kazanilabilecek ve kaybedilecek şeylere ( guzellik ,maddiyat vs )önem vermeyin” güzellik konusunda pek birşey diyemem. benim düşüncem bana itici gelmesin yeter. maddiyata da ben değil zaten karşı taraf bakıyor. kadının maddiyatına bakılmaz ki zaten.

            ”okumayanlar da içinde ukde kalıyor.” hep diyorum bu tip tekil olaylarla genelleme yapamayız. ha var mıdır böyle birileri vardır amenna. daha önce de dediğim gibi bir hanımı sırf üniversite okudu diye reddetmem sırf üniversite okudu diye de kabul etmem.

            ben başka birşeye değineceğim. siz daha önce ” ben ve benim gibi tembellerle ilgili” sözler söylemiştiniz. düşündüm aslında haklı olduğunuz noktalar olabilir. yani diyorum ki herhalde ben evliliğe hazır değilim de Rabbim beni hazırlıyor. ileride sorun yaşamamam için şu an bekletiyor beni ki daha da olgunlaşayım. yani maddiyat, aracılar bilmem ne hepsi bahane bunların.

          • meryem diyor ki:

            İsmi gereksiz Bey
            Hani biz bazen diyoruz ya ( en azından ben bazen diyorum) Yaşım geldi, herhangi bir engelim yok, psikolojik olarak hazırım da, anne/koca -baba olmayı, hayırlı yuva kurmayı istiyorum da zaten, bir kadını idare etmeye/bir kocanın himayesi altına girmeye hazırım da NİYE KARŞIMA ÇIKMIYOR ??. Bir gün aynı soruyu kendi kendime sorarken ve yine psikolojik olarak çöküntü de iken en büyük ablam bana şöyle demişti ” Tamam sen hazırsın da evlilik iki kişilik bir şey, ya senin nasibin henüz hazır değilse, onun için henüz şartlar olgun değilse, ya Allah tarafından bekletilme sebebin buysa bir de bu açıdan düşün, ve Allah’ım nasibimin bana ulaşması için önündeki engelleri kaldır, ona sağlık sıhhat ver, onu doğru yoldan ayırma ve hayırlı zamanda yollarımı birleştir diye dua et ”dedi. O günden beri her ne zaman bunalıma gireceksem aklıma bu gelir ve duaya sarılırım.
            Sizin için bekar kalmak gerçekten zor fıtratınız gereği. Ama inanın biz kadınlar ( yada en azından ben ) ait olamama, himaye edilememe, sevilmemenin verdiği boşluk, iş hayatından sıkılma anne olamama vs. verdiği sıkıntılardan dolayı bazen her şey üstüme üstüme geliyor. Ama dua etmekten başka bir yolumuz yok. Vesselam :)

          • ismi gereksiz adam diyor ki:

            meryem hanım

            yani anlayamadım ben mi hazır olmuyorum şimdi? yoksa kısmetim mi? bilmiyorum, tabi ki ben kendime göre hazır olduğumu düşünüyorum yanlış anlaşılmasın. ama belki benim bilmediğim bir sebep vardır belki diye öyle dedim. ya da dediğiniz gibi karşı taraf hazır değildir. geçen bir yorumda geçmişti. benim gibi birisi demiş: ”benim kısmetim şimdi küçük büyüyor” diye belki de öyledir.

            erkeklerle kadınlar arasındaki farkı iyi yakalamışsınız. mesela kendimden örnek vereyim: evet evlenmek bana duygusal olarak da gerekli ama fiziksel ihtiyaç çok daha ağır basıyor. hatta çocuk olayını şu an aklımdan bile geçirmiyorum. hani bir baba olayım diye bir düşüncem yok şimdilik.

            bir de bana özel şöyle bir durumum var. mesela iş ararken para kazanmaktan ziyade kariyer ve statü açısından yükselmeyi düşünüyordum. yani iş bulmayı para kazanmaktan çok ”çalışan tabiri caizse işe yarayan biri” olarak görülmek açısından önemsiyordum. mesela ilk işim yapmak istemediğim bir işti ve para kazanmama rağmen mutlu değildim.
            şimdi ise evlenme de bir fiziksel ve ruhsal gereklilik olmakla birlikte sosyal statünün de bir parçası gibi geliyor bana. hani bu yaşına gelmiş ama evlenememiş olmayı tabiri caizse bir başarısızlık olarak algılıyorum (bilinçaltı olarak düşünebiliriz) bu açıdan da evlenebilmeyi başarmam gereken birşeymiş gibi hissediyorum. (işin garip tarafı birkaç aydır sağda solda bana ”evli misin” diye soranlar oluyor. ben de kendimi zamanı gelen ama evlenemeyen biri olarak görüyor ve biraz da üzülüyorum.) acaba bu düşünceler sağlıksız mı merak ettim. okuyan herkes yorum yapabilir.

          • Meryem diyor ki:

            İsmi Gereksiz bey
            Bazen bana da başarısızlık gibi geliyor. Hele ki çevremin “Meryem hala birini bulamadın ?,Sen de cabalamiyorsun? Vs”Bazen diyorum ki artık bir erkeğin beni sevebileceğine inanmıyorum. Size de oluyor mu böyle? Ama düşünüyorum da her işte bir hayır vardır. Allah başka dertler vermesin. Sağlık en büyük nimet .Erkek açısından kapıyı güler yüzle açan bir eş sıcak yemekler temiz ve ütülü kıyafetler, Islami terbiye ile yetişen çocuklar itaatkar bir kadın ve helal dairenin genişliği ve keyfe kafiliği,kadın açısından her akşam eve gelen evin direği sığınacak liman ,çocukların babası, ekmek getiren er sevecen koca ihtiyaçtır bunlar. Ruhun sükun olması için sağlıklı her kadın ve erkegin ihtiyacidir. Az bir sabır daha .😊Ben inanıyorum Rabbim hakkımda hayırlısı neyse onu verecek. Sizin için de .Allah yardımcımız olsun ve bizleri hayırlı ruh ikizlerimizle denk getirsin 😁

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Meryem Hanım.

            Ben de birkaç şey yazayım dedim.

            Bir gün dini hassasiyetleri olan ve bir cemaate mensup arkadaşla bu mevzuları konuşuyorduk ben de onu ikna etmeye çalışıyordum kısmetin çıkarsa evlen diye, bu konulardan çok soğumuştu, o da bana sordu sen niye evlenmiyorsun diye, ben daha henüz kısmet olmadı dedim. Diyalog şöyle.

            Elin yüzün düzgün, dış görünüş olarak sıkıntın yok, askerliğini yapmışsın, ekmeğini eline almışsın, alkolün, sigaraa, davranış olarak bir fenalığın yok, farzları yerine getirmeye çalışıyor, haramlardan kaçmaya çalışıyorsun, belirli bir ülkün var, yani önünde somut bir engel yok o zaman kaza vukuu bulmamış dedi.

            Yani sizin de kaza vukuu bulmamış henüz :)

            Şimdi kaza vukuu bulması için ne olması lazım? Adaylar ve onlarla görüştürecek aracılar. Ben otuz yaşındayım. Buradaki bekar arkadaşlar içinde en yaşlıyım galiba :) yirmi dört yaşından beri fırsat kolluyorum, neden o yaş dersek ev geçindirebilecek düzgün bir işim ancak o yaşta kısmet oldu. O yaştan bu zamana kadar bir elin parmaklarını geçmeyecek kişiyle görüştüm. Ailem önemsemedi. Annem arada sırada olmayacak adayları gösterdi. Hele bir tanesi, kız mini etekli bacak bacak üstüne atmış, poz vermiş profil fotoğrafı olarak annem tanıştırayım diyor. Olmaz diyorum, ısrar ediyor. Ben de dedim ki madem ısrar ediyorsun, kıyafet olayını belki çözeriz, sen konuşmuşsun etmişsin bu kızı gelinin olarak görüyor musun dedim. Hayır dedi. O zaman ne ısrar ediyorsun değil mi :) Aynı adayı ara ara ısıtıp ısıtıp önüme koyuyor, çünkü başka adayı yok…

            Etrafımda dini hassasiyeti olan arkadaşlarım da olduğunu hep yazmıştım. Yeri gelmişken yazayım. Kendimi dindar olarak tanımlarsam bu riyakarlık olur. Marifetmiş gibi söylüyorum ya, hatırlatmak istedim. Dindar bir insanım diyemem, haramlardan kaçınmaya çalışıyor, farzları yerine getirmeye çalışıyorum, her kul gibi benim de eksikliklerim var elbette, ama dindar olmam için epey daha yolum var. Bu önbilgileri niye yazdım. Bir cemaate mensup bir arkadaş hanımı aracılığıyla uygun aday var mı diye sormuş, dışarıya kız vermiyoruz demişler. Bu zamana kadar izin verdik, sonra kocalarından izin alıp etkinliklerimize katılamıyor diye kapıyı kapattılar. Başka bir cemaate mensup arkadaş da elinde adaylar olduğunu ama dinen denk olmadığım için tanıştırmasının uygun olmadığını söyledi. Ben bırakın dini eğitim almayı farzları kendi çabasıyla ancak öğrenebilmiş bir insanım. Onlar haklı tabi, eğitimleri tam sonuçta…

            Konusu açıldığı için önceki bir yorumuma değinmek istedim. Hani ben hiçbir kızın beni seveceğine inanmıyorum demiştim de siz de benzerini kendiniz için söylemiştiniz. Erkekler talip olan kadınlar talip olunan olduğu için belki tam manasıyla sizi anlayamayabilirim. Çünkü bu durumu erkekler için avantaj olarak nitelendiriyorsunuz. Mesela siz bu bakış açısıyla niye karşıma biri çıkmıyor ya da aklımdaki gibi birileri bana niye talip olmuyor diyorsunuz, kendinizin dışında ikinci bir durumdan bahsediyorsunuz. Ben neden karşıma kafamdaki gibi biri çıkmadı demiyorum, belki vardır bir yerlerde diyorum. Ancak kadınların da talip olmasının mahsuru yok bildiğim kadarıyla. Karşınıza düşündüğünüz gibi biri çıkarsa yakınlarına çıtlatıp durumu ima edebilirsiniz.

            Şimdi geleyim şu sevme-sevilme mevzusuna, o zaman içeriği genişletmemiştim, şimdi biraz daha anlaşılabilir diye yazayım dedim. Genelleme yapmak yanlış elbette ama günümüzde maalesef kadınların beklentilerini karşılamak benim gibiler için zor. Ayrıca insanların ön yargılarını yıkmak zaten zorken kadınların ön yargılarını yıkmak daha da zor. Görücü-tanıştırma usülü diyeyim görüştüğümde hemen beni belli kalıplara sokmaya çalışıyor karşımdaki insanlar. Anlamaya, tanımaya çalışmıyor. Neden? Çünkü onu etkilememiş oluyorum. Elektrik almayan kadın üçüncüye, dördüncüye görüşmez herhalde. Bu hoşlanma ya da elektrik alma mevzusu değil. Klasik mevzu. Etkilenmedim ama görüşebiliriz.

            Niye etkilenmediklerini yazmıştım evvelden yine tekrarı gibi olmasın. En baştan şu cool duruştan bahsedeyim. Bazı kişiler haklı olarak sormuş cool ne demek diye. Soğuk, burnu havada, insanları önemsemeyen kişi demek. Poker surat diye bir kavram vardır. Duygularını gizleyebilen insanlar. İşte ben onların tam tersiyim. Ben güleryüzlü, samimi bir insanım deyince yılışık, gevşek birisi olmadığımı söylememe rağmen bu şekilde algılanmış. İş arkadaşlarım etrafa hep pozitif enerji yaydığımı söylerler ama hiçbir zaman yılışıksın diye eleştiri almadım. Hele şu poker surat muhabbeti, tam tersi bir insanım ben bana günaydın dediğinde bir insan sevincim gözlerimin içine vurur. Hangi olay üzerine olduğunu hatırlamıyorum, bir ablamız da çok düşünceli ve anlayışlısın, hanımın çok rahat edecek demişti. :)

            Cool insan dediğimizde bu bayanlar tarafından özgüveni yüksek erkek olarak algılanıyor. Bu da güç demek olduğuna göre öyle erkekler onları hemen etkiliyor. Ayrıca poker surat olamayınca karşınızdaki insana ilginizi belli ediyorsunuz. O da şımarıyor haliyle, kibirleniyor. Bu şekilde cool ol(a)mayan erkekler de efendi birine benziyor ama olmaz cevabını alıyor. Bu kadar ön bilgiyi niye verdim. Çalışma arkadaşlarımdan evli bir hanımın bana dediği şey şu. Normalde senin de hiçbir eksiğin yok, hatta tam tersi aşırıcı korumacısın, baskın karaktersin, evi idare etme vasıfları sende var ancak bir hanımın bunların sende olduğunu anlaması zaman alıyor. Bu sebeple arkadaş ortamında tanışacağın birisi ancak seni tanıyabilir dedi. Ayrıca karşındaki kızı ikna edene kadar biraz cool, artistçe davranman gerekli gerçek yüzünü ikna ettikten sonra gösterirsin dedi.

            Ben iş arkadaşımın bu saydıklarını yapacak bir insan değilim, hatta bu öneriler çok flörtöz bir yaklaşımda. Fakat asıl noktaya geliyoruz. Bizim sıkıntımız da artık görücü usülü de olsa görüşmelerin flörtöz yaklaşımların gölgesinde kalması değil mi? Karma arkadaş ortamlarında karşı cinsle takılmak, arkadaşından kendine birisini ayarlamasını istemek modernlik, ailelerin tanıştırması eski kafalılık, öyle mi? Öyle tabi, arkadaş ortamında flört edeceksin, evlilik görüşmesi sorumluluğu olmayacak. Onu hayatına uyduramıyorsan, ortamın yoksa bu sefer de görücü-tanıştırma usülü tanıştığın kişiyle bir süre takılmak isteyeceksin, evliliğin sorumluluğunu almak istemeyeceksin, kriterlerin yuva kurmaya yönelik olmayacak. Sonrasında etkilenmedim ama görüşebiliriz. Etkilenmezsin tabi. Namazda gözün yok ki kulağın ezanda olsun. Etrafımda bir çok hayat görüşünden insan var. Üzücü olan ise artık bu konularda şu flört olayını neredeyse her kesimin benimsemiş olması. Bunları bana söyleyenler ibadetlerinde hassas insanlardı mesela…

            Konudan uzaklaşır gibi olduk, ön yargı mevzusuna tekrar gelirsem. Ben görücü-tanıştırma usülü tanıştığımda bir sonuç alacağıma inanmıyorum artık. Çuvaldızı başkasına batırdık, iğneyi kendime batırma sırası geldi. Karakter olarak kadınları güvenilmez bulan bir karakterim var, kolay kolay güvenemem. Ailedeki rolüm de hep anne-babayı mutlu etmek, ailedeki kadınların gönlünü hoş tutmak olduğundan(toksik ebeveyn muhabeti) karşımdaki kişiye belki olması gerekenden fazla ilgi , anlayış, incelik gösteriyorum. Böyle olunca bir kere karşımdaki kadın bu çarpıklıkları anlıyor, ikincisi kendisine güç gösterisinde bulunmadığım için daha doğrusu zamanında törpülendiğim için bu karşımdaki insanda zayıflık algısı yaratıyor. Halbuki görücü usüllerinde ne denir. Elektrik aldıysanız kıvılcım, ark peşinde koşmayın, karşınızdaki insanı mantığınızla değerlendirip, kriterlerinizi karşılayıp karşılamadığına bakın derler.

            Tekrar çuvaldızı geri batırayım. Hal böyle olunca görücü usülü biriyle tanışacağım da hanım efendi beni tanımaya,yuva kurmaya gerekli özelliklerimi anlamaya çalışacak. Nerdeee….. :) Bazılarıyla görüştüğümüzde Ramazan ayıydı. Bir Allah’ın kulu sormaz mı sahurda ne yapıyorsun, iftarda ne yapıyorsun diye, hoş annem de sormaz… Kendine bakıyorsun nasıl olsa sen der. Burada aileye bağımlılık yorumları yapılıyor arada, bağımsızlığımı ilan edeli kaç yıl oldu benim… Görüştüğüm kızlardan hangileri bunu dikkate aldı?

            Hele hayattan beklentiler. Hayattan beklentilerim az. altı-yedi yaşındayken İmam Gazali’nin kıyamet ve ahiret kitabı bir şekilde eline geçen ve onu okuyan kişinin beklentileri nasıl olur da az olmasın…(O kitap saklanmalı mıydı benden? okumam yaşımın gereği miydi?) Annem düğünlere götürmeye çalışırdı, gözüm gönlüm açılırmış. Bir de oynayacakmışım düğünde, kimse oynamazmış sonra düğünümde. Ben öyle kafayı boşaltıp da oynayamam ki düğünde… Ya bayanlar. O kadar erkeğin önünde oynamak???
            Görüşmeye gittiğimde hanım arkadaşlar telefonunu masaya koyardı. İlk maaşlarıyla aldıkları son model telefon. Şu amerikan malı olan ama güney kore malı olan değil. Ya benim telefonum. Arkadaşlarımın zoruyla aldığım akıllı telefon, fiyat/performans oranı en uygun olanlardan, kullanmayacağım bir sürü ıvır zıvır olmayanlardan…

            Bu şartlar altındayken benim yuva kurabileceğime inanmam ne kadar mümkün? Bu yazdığımı hayıflanarak yazmıyorum. Sonuçta Allah beni böyle yaratmış, kabullenen böyle kabullenecek. Her şey sebeplerle yaratılmıştır, bekarlığın da sebebi olacak illa ki, kızlar beğenmeyecek :). Hem toplumda bazı insanlar gösterilir hani elli yaşına gelmiş evlenmemiş. Belki de benim toplumdaki rolüm o.

            Herkese umut aşılamaya çalıştım ki bunu ezbere yapmadım ama umutsuz şeyler yazınca aleme verir talkını kendi yutar salkımı gibi oluyor biraz.

            Bu kadar şamataya rağmen biz bildiğimiz doğru yoldan şaşmalımıyız, elbette hayır.

            “Haram-helal sınırlarını tanıyanlar kendilerini korumaya alırlar, tanımayanlar kendilerini yanlışlara mecbur sanırlar!”

            Selametle kalın.

          • kevser diyor ki:

            Fatih bey;
            Bende sizin gibi dusunuyorum.ancak artık herhangi bir evlilik görüşmesinde,eğer karşımdaki kişi gerçekten temiz yüzlü efendi biriyse çok soru sorupta konusupta onu sikmama gayreti içinde olacağım.bir gazetede okumuştum:”garip gelse de erkekleri konuşturmanın yolu onlar karşısında susmaktır.siz sustuğunuzda kendiliğinden konuşurlar”yazıyordu.birde….
            Neden sizi o tip gruplardan birine tavsiye etmemişler anlamadım.sonuçta siz o tip biriyle evli olmuş olsanız eşinizin o tip faaliyetlere katılmasına(evini ihmal etmeden)sanki izin vermeyecekmisiniz?yani bütün ehli sünnet gruplar için söylüyorum.sadece kendi grubumuzdan alırız kuralı bence Fatih bey için yok sayılabilir ☺

          • kevser diyor ki:

            Meryem hanım
            Beni yanlış anlamayın ama 😊
            Bir üstteki yorumunuzu okuyunca çok toz pembe bir evlilik canlandı gözümde 😀evlilik sadece karı koca dan ibaret olsa iyiydi de kaynana var görümce var var da var 😊”ele karışıyoruz”sonuçta.sorumluluğumuz sadece esimizle bitse iyi.bende bunları düşündüğümden artık evlenmek gözümde inanılmaz büyüdü.amaaan şimdi kim evlilikle uğraşacak modundayim.üşeniyorum evlenmeye 😂

          • kevser diyor ki:

            Fatih bey;bende bundan 4 /5 yıl önce derdim ki,çevrem yok o yüzden evlenemiyorum derdim.ancak sosyal bir çevreye sahib olduktan sonra anladım ki, çevreye sahib olmakta birsey ifade etmiyormuş.sonra kendi kendime dedim ki demek ki nasipten öte yol yokmuş.çevren olsa herkes seninle tanısa da birşey ifade etmiyormuş dedim.ya benden daha güzel bekar bir kız oluyordu etrafımda ya da güzel olmasa bile değişik tipte birileri oluyordu.sizin de dediğiniz gibi herşeyin bir sebebi var.ve bizim de demek ki bekar kalmamız gerekiyormuş ki bu sebepler isabet etti.
            Bir hikaye izlemiştim belli bir zaman önce.ve o hikayeyle anladım ki duanın acamiyacagi kapı yok!belki biz buna hakiki manada(sizi bilmem ama kendi adıma soyliyim)inanmış olsaydık şu an evli olurduk 😅dua neticesinde olmazlar oluyor.insanlar rızkını aradığı gibi riziklari da onları arar diye bir bilgi vardı.ne olduğunu şu an hatırlayamadım.belki de evleneceğimiz kişi belli ne yapsak değiştiremeyeceğiz.

          • meryem diyor ki:

            Sadece Fatih Bey
            İçten yazdığınız yorum için teşekkür ederim. Okurken inanın ”evet aynı benim hislerim, sanki Allah benim kalbimi almış sizin dilinize vermiş benim adıma yazmışsınız gibi ”

            Size bir hanım kardeşiniz ”Normalde senin de hiçbir eksiğin yok, hatta tam tersi aşırıcı korumacısın, baskın karaktersin, evi idare etme vasıfları sende var ancak bir hanımın bunların sende olduğunu anlaması zaman alıyor. Bu sebeple arkadaş ortamında tanışacağın birisi ancak seni tanıyabilir dedi.” demiş ya. Aynısını bana çevremdeki insanlar söylüyor. Ben de kendimi bilerek söylüyorum.
            Ama bir arkadaşımın hakkımda söylediği şey şu idi ” Meryem sen uzaktan gözüken bir dağ gibisin. Sıradan ve basit gözüküyorsun. Dağın içindeki güzellikleri görmek için daha yürümek ve tırmanmak gerekir. İçinde olan ağaçları, çiçekleri şelaleri anca görebilir , yani sen dışarından basit biri, insan seni tanıdıkça sevebilir, aşık olabilir” diye. Şaşırmıştım. ama sonra düşündüm, bende sizin dediğiniz gibi hemen cool takılayım, havalı olayım dikkat çekeyim vs özelliklerim yok, ayrıca ilk etapta sahip olduğum özellikler ve meziyetleri de hemen gösteremiyorum. Zamanla beni tanıyanlar şaşırarak anlıyorlar. Hatta geçenlerde komşumuzun kızı flüt getirdi, bende flütü alıp hemen yeni çıkan ve dillerde dolaşan bir şarkıyı çaldım, komşumuz çok şaşırdı ”aa sen flüt çalabiliyor musun, bu parçayı nasıl çaldın” Bende ”bende müzik kulağı var dinlediğim her parçayı çalabiliyorum”dedim. Oda ”o zaman …parçayı çal ”dedi. Çaldım ”seni 4 yıldır tanıyorum bu yeteneğini yeni öğrendim ” dedi.

            Bizim tek hatamız basit görünmemiz ve mütevazi olmamız :)
            Varsın millet bildiğini yapsın, biz kibirli insanlardan olmayalım da Allah mükafatını verir vesselam :)

          • Sadece Fatih diyor ki:

            Meryem Hanım.

            Öyle hissedeceğinizi tahmin ettiğim için ayrı başlıkta değil sizin yorumunuzun altına yazdım. Bu zamana kadar insanlar alınır diye değinmediğim bir konu vardı. Kevser Hanım ucundan da olsa değinmiş. Konu kültür farklılığı, ailelerin anlaşması muhabbeti.

            Ben küçük şehirde büyüdüm. Annemler de biz köye gelin gitmeyiz şehre gideceğiz furyasından olmasına rağmen hiçbir zaman zerre şehirli olmadı(teyzelerim oldu). Sonuçta hep bir ayağımız köydeydi. Ben çok çalıştım tarlalarda. Okuldan kalan zamanlarda da yaz tatilinde dükkanda babama yardım ederdim. Şu sanayideki üstü başı yağlı dolaşan çocuklardan biri de bendim :) Allah nasip etti çok şükür tahsilim ve mesleğim oldu.

            Şimdi gelelim asıl meseleye, şu yumurtadan çıkıp kabuğunu beğenmeyenler ya da sonradan görmelerle anlaşamıyorum bu konularda. Evde yer sofrasında yemek yeriz biz, annem şalvar giyer. Mızıklıyorlar bunlardan bahsedince. Ben anne eli öpsünler derken torununu dedesinden ninesinden saklayan şehirli bayanlar gördüm etrafımda. Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar… Bir arkadaşım İstanbul’lu bir hanımla evlendi. Memlekete gittiklerinde doğru tarlaya :) Bizim sonradan görmelere de şu meşhur “Tırmık” hikayesini armağan ediyorum.
            Allah cümlemizi kibirden korusun, iyi insanlarla karşılaştırsın.

        • .../nisa diyor ki:

          Süleyman Bey,

          İnsanların bilgiyle beraber duygu ve davranışlarını doğru yada yanlış şekilde kullanması da önemli. Bir ortaöğretim mezununda da kibir had safhada olabilir doktora yapmış kişide bu seviye minimumda olabilir. Sadece bu üniversal eğitimde değil medrese eğitimi almış kişilerde de olabilir. Kişinin nefsini tanımasıyla ilgili.

          Bir tanıdığımdan duyduğum örnek. Gelini üniversite mezunu evlenince eşya hiçbir şey istememiş yaşadıkları kültürden dolayı tüketim alışkanlıkları da yok bu kişinin 4 tane yabancı dili var. Son derece saygılı ve sıcakkanlı olduğundan bahsetti. Ev kızı olduğu halde belki bilgi konusunda değil ama başka yönden kibirli olan kişilerde olabilir. Tam tersi durumlarda olabilir.

          Kadınında gerekli konularda bilgili olması farz. Çocuğu yetiştiren anneyse önce kendini yetiştirmeli ( bunun içine ahlak din ev hayatı sağlık insan ilişkileri birçok konu girer ) sonrada çocuğuna faydalı değerli bilgileri öğretmeli. Tembelliğin yada öğrenmekle sorumlu olunan bilgilerde üşengeçliğinde övünülecek bir tarafının olmadığını düşünüyorum.

          Bir fetva sitesinde yöneltilen soruydu eşiyle eğitim konusunda anlaşamadığını hatta ortak konuşacak konularının dahi olmadığını beyan eden kişi boşanmak istiyordu. Burada dikkatimi çeken kısım tahsil değil eğitim konusu. Adap kuralları, konuşma, insan ilişkileri, evlilikte paylaşacak bir şeylerin olması.

          Gereksiz bölümlerden oluşan meslek yüksek okullarını ve fakülteleri okumak yerine kısa zamanda daha faydalı değerli bilgiler öğreneceği kurslara seminerlere katılması daha faydalı olabilir. Hanımların fıtratına uygun güzel projeler var.

          40-50 yaşından sonra okumaya niyetlenen insanları anlayabiliyorum. Öğrenmeye ve ilime aç iseniz yada eğitiminiz türlü sebeplerden yarıda kalmış ise fırsatını bulduğunuzda okumaya koşabilirsiniz. Sonradan ilahiyat fakültesine okumaya başlayan bir taraftan da çocuklarını yetiştiren tanıdığım var. İlim öğrenmek merak işi yaşla ilgisi olmayabilir.

          Herkesin evlilikteki tahsil tercihi farklı olabilir.

        • Süleyman diyor ki:

          Feyza Hanım ve İsmi gereksiz Ada’m rumuzlu bey

          Ben en başta radikal olupta daha sonra da okuyan çok sayıda hanım biliyorum. Şahsen benim için bir hanımın hatta bir erkeğin üniversite okumayı tercih etmesi veya etmemesi aynı seviyede. Yani sıfır hükmünde. Okumamış hiçbir kişiye farklı okumuş kişiye farklı gözle bakmam. Örneğin bizim sınfımızı birincilikle bitiren çocuğun tam söylemi şöyle idi. “Ne kitap okuyacağım hayatta okumam, gazetedeki spor sayfası dışında bugüne kadar birşey okumadım demişti.” Ve sınıfta derece yaptı üniversite mezuniyette.

          Bu sebeple biri okumuş veya okumamış benim hükmümde pek farketmiyor. Bu manzaralar çünkü çok karşıma çıkıyor.

          Bahsettiğim daha sonra okumaya karar veren hanımların bazıları da gençlikte çok radikal şekilde okumaya karşı olanlardı. Sonra okumayı tercih ettiler. Yani okuyamamış kişiler değillerdi hepsi.

          İsmi gereksiz Ada’m rumuzlu bey. Ben İstanbul da hanım baktım. Üniversite okumamış kendi medrese sistemi olan cemaatten bir abimizin eşi de baktı. Hemde bayağı baktılar çevrelerinden. Hiç kimsede İstanbul’dan çıkmayı kabul etmedi. Yani çok mütedeyyin hanımlar, kocasının sözünü dinleyecek filan, daha istanbuldan çıkamıyor. Kocası müftü, atandığı ilde güzel bir il. Hanımı gelmiyor. İyi gün kötü gün filan. Bunlar biraz havada kalıyor. Sema hanımın bir yazısında diyordu. Kızı çalışmaya gitse kimsenin gıkı çıkmıyor. Evlenip gidecek ya kimse kabul etmiyor. Bunlar bahsettiğimiz üniversite okumamış medrese eğitimi görmüş hanımlar.

          Kendi çevremdende kişiler baktı. Üniversite okumuş kişilere baktım oradan en azından 1-2 kişi çıktı. Yani genede koskoca İstanbul’la sayıyı kıyaslayınca bu kadar az kişi çıkması hakikaten üzücü. Yani en azından bari üniversitedeki birkaç hanım şartları kabul etti.

          Bana söylenen ifade aynen şu. Evlenmek isteyen çok kızımız var ama İstanbul’dan ayrılmak istemiyor. Eee ben ne yapayım?

          Herkes sözde vatan millet Sakarya. İş ciddiye binince istanbuldan bilr ayrılamıyor. Sadece hanımlara değil erkeklere de bu sitemim. Erkeklerde ütülmüyor. Bu kadar keyif düşkünü olmayın. Yani mahalleden mahalleye gidiyormuşlar İstanbul’da eşi gelmiyormuş gene. Yani ne biliyim kınamıyorum ama bu Nasıl evlilik?

          • Süleyman diyor ki:

            Bu arada bu bir şikayet değil. Ben gene hayırlı görüyorum. Sadece durumu göstermek için söyledim. Siz görüşme şartlarınızı düşürün. 2-3 tane temel kriter olsun. Gerisini görüşüp bakarsınız. Emin olun ben elimdeki şartlarla zor buluyorum yani. 2-3 temel kriterim olmasına rağmen. Tabi benim yaşım çok genç ondanda olabilir durum.

          • ismi gereksiz adam diyor ki:

            süleyman bey

            neyin tartışmasını yapıyoruz anlamadım.
            ben zaten düzgün üniversiteli biri olursa memnuniyetle görüşebileceğimi birçok kez söyledim. onlarla ilgili çekincelerimin nedenlerini de belirttim. mevzu sadece daha kolay daha zor meselesi. yani üniversiteli hanım bulmam diğerine göre daha zor dedim o kadar, bu kadar kıyas yapıp ”ev hanımı olanlar da düzgün olmayabilir” yargısına varmanın ne size ne bana faydası var…

            benim için üniversite okuyup okumama kültürlü olup olma değil uygun olmayan bir ortamda çok da gerekli olmadığı halde bulunup bulunmama meselesidir. o yüzden arada epey mesafe vardır.(sıfır falan değil) ama bu mesafeyi ahlakıyla kapatan üniversiteli bir hanım olursa baş göz üstüne kabulümdür.

            ”Bahsettiğim daha sonra okumaya karar veren hanımların bazıları da gençlikte çok radikal şekilde okumaya karşı olanlardı. Sonra okumayı tercih ettiler.”
            yani süleyman kardeş ne yapalım o zaman bir hanım tesettürlüyken ilerde başını açabilir diye başı açık da olur diye kriterimizi mi değiştirelim. tamam hiçbir şeyin garantisi yok ama biz yine de insanlara ileride değişebilir gözüyle bakamayız ki.

            bununla birlikte evde kısmetini bekleyen hanımlarda da farklı sıkıntılar vardır illaki. birşey diyemem. ama mesele mükemmeli bulmak değil uygunu bulmak. hani kusursuz dost arayan dostsuz kalır demiş ya Mevlana. bu iş de ona benziyor biraz.

            not: bana direk takma isimle hitap edebilirsiniz, ben zaten sonuna bey eklemenize gerek olmasın diye böyle bir isim kullandım.

        • Gelincik diyor ki:

          Çok güzel açıklamışsınız Süleyman Bey iğneyi kendine batır çuvaldızı başkasına demişler. Siz çuvaldızı da kendinize batırmışsınız(erkeklerde hiç mi suç yok diyerek) bunu bizim de yapmamız lazım kadınlar çok da meraklı değil sosyalleşmeye ama nerde makyajlı çalışan memur süslü hanım varsa onlar övülüyor göklere çıkarılıyor diğerleri de sonuçta hepimiz aynı fitrat üzereyiz biz niye duymuyoruz böyle laflar diye başlıyorlar onlar da aynı şekilde yaşamaya birisi de demiyor evinin kadını çocuklarımın anası olsun yok illa dışarda da olacak evde de olacak kaç yere bölünecek bu kadınlar artık Allah bilir erkeklerin hepsi böyle değil elbet ama bu şekilde düşünen erkek oranı da %5 kalmıştır marifet %5 ‘ lik kısıma denk gelebilmekte 😊😊😊

          • ismi gereksiz adam diyor ki:

            ”kadınlar çok da meraklı değil sosyalleşmeye” hanımefedi yapmayın Allah aşkına. bu kadınları erkekler mi bu hale getirdi yani? dikkat çekmek, beğenilmek isteyen kadının yaptığı kabahat de bizim mi oldu şimdi? hem kadın erkek herkes kendisine baksın diyorsunuz hem de yine erkekleri yeriyorsunuz.

  45. Yasemin diyor ki:

    Iyi akşamlar herkese.Geçen bir yazı yazmıştım ya okumadınız ya da yorum yapmak istemediniz. Sitenin eski takipçileri genelde yorum yapıyorlar ama benim yazıma olumlu ya da olumsuz hiç kimse fikrini belirtmedi. Sürekli aynı tarz yorumlar okuyoruz artık. Ya birinin cümlesi eleştiriliyor ya da bahsettiği olay.

    • Sadece Fatih diyor ki:

      Yasemin Hanım.
      Hangi yorumdu acaba? Kendi adıma söyleyeyim, ya yazdığınız yorum hakkında fikrim yoktur ya da sizden için doğru söylemiş demişimdir. Bu durumlarda yorum yazmıyorum ben.

      Acaba site yönetimi yorumlara katılıyorum ya da katılmıyorum gibi butonlar koysa nasıl olur? Suistimal edilme ya da yanlış anlaşılma olur mu?

    • Feyza diyor ki:

      Hangi baslik altindaydi Yasemin hnm. yorumunuz? Gozden kacmistir okumak isterim yonlendurirseniz.

    • Süleyman diyor ki:

      Yorumunuz çok aşağı bir yerde kalmış. Ondan okumuştum ama tam cevap yazamadım Yasemin Hanım.

      Yasemin hanım. Ben bir erkek olarak kendi düşüncemi açıklayayım. Fıtratı bozulmamış, kendini farklı düşüncelerle bozmamış her erkek gibi bende huzurlu bir yuva istiyorum. Kendimde şahsen bunun için çabalıyorum. Kendi üstüme düşen fikri, duygusal, maddi, manevi olarak elimden geleni de yapıyorum. Tabi neler yaptığımı bir bir sayamam uzun olur. Siz kendiniz karşı cinsten neler bekliyorusnuz mesela onları belirtirseniz belki uyup uymadığını belirtebilirim.

      Benim şahsen beklentilerim şu şekilde:
      -Güler yüzlü ve sıcak bir insan bekliyorum ben şahsen. Aynı zamanda çok önemsiyorum. Bir insan her zaman gülemez ama somurtkan ve çok şikayet eden kişilerle yaşamak çok zor hakikaten. Kocasına ilgili olması güzel olur.

      -Ben sohbet etmeyi seven bir kişiyim. Çok hoşuma gidiyor. Yani eşimle böyle sempozyum düzenleme amacım yok ama en azından böyle dediklerimi anlasın istiyorum. İlmi anlamda birşeyler paylaşalım istiyorum bu benim için çok önemli.

      -25 yaşına gelmiş hiç mutfak görmemiş bir kişi ile evlenmek istemem. Dürüst olmam gerekirse kendim çok yiyen biri değilim ama genede 1 tabak olsun ev yemeği istiyorum. Bir kere benim başıma da geldi, örneklerini duyuyorum da, bir hanım mesela hiç mutfağa girmemiş oluyor. Peki nasl olacak dediğimde bakarız tarzı konuşuluyor. Hem çocuk açısından hem kendim açımdan bence yemek olması önemli.

      -Ben birkaç durumdan şunları da anladım. Ben sesten çok fazla etkileniyorum. İnce sesli, nazik hitaplı biri beni müthiş etkiliyor. Utangaç, nazik, ince sesli bir hanımın sesi beni çok ciddi etkiliyor. Birde sade ve güzel tesettür beni çok etkiliyor.

      Hatta şöyle söyleyeyim. Ne yazık ki çok bunalımda olduğum bir zamanda bu özelliklerde gördüğüm bir hanıma evlenme teklif etmiştim 😛 Hanımefendi hayır demedi ama okulunun olduğunu belirtti ve çok çalışması gerektiğini söyledi. (Bu da bir nevi hayır ama bilemiyorum direk olmazda diyebilirdi. Belki de kırmak istemedi.) Sanki biraz daha ısrar etsem kabul edecekti fakat ısrar etmeyi de hiç sevmiyorum. Ondan 2 kez rica ettikten sonra bir daha rahatsız etmedim. Neden böyle birşey yaptığımı da anlamadım zaten. Normalde hayatta yapacağım birşeyde değil.

      Neyse umarım anlatabilmişimdir. Neler beklediğimi karşı taraftan. Size yol gösterir mi bilmem ama bence ayna karşısında prova yaparsanız hem ileride evlendiğinizde de faydası olur. Ses emin olun çok farklı etkilere sahip insanlarda.

      • Süleyman diyor ki:

        Bu arada yaptığım eylemi savunmuyorum. Bence yalnıştı. Bunu da en baştan belirteyim ki polemik olmasın.

        • Sadece Fatih diyor ki:

          Süleyman Bey.
          Siz edebinizle halinizi arz ettikten sonra niye yanlış bir davranış olsun ki. Ancak şahsı fikrim bu gibi durumlarda imkan varsa araya aracı sokmanın daha uygun olduğudur. Ben benzeri durumlarda, karşımdaki insanı tanıyan kişilerden aracı olmasını rica ediyorum. Hoş öyle yapınca cesaretsiz oluyoruz, kendimiz konuşsak daha çok şansımız olurmuş.

          • Süleyman diyor ki:

            Yani bugün bir yazı okudum. İnternetten tanışıp evlenen ve çok kötü bir manzara ile karşılaşan bir hanımdı. Ne biliyim yaptığım kötü gibi geldi. Ne idiğü belirsiz bir adam size evlenme teklif ediyor. Ne düşünürdünüz?

            Bu arada durum aracı konulacak bir durum değildi. Ben bir yaz günü elemle bu yazıyı yazdığım zamanlardı: http://www.cocukaile.net/yalnizlik-oyle-bir-dert-ki/

            Bir çalışmam için birşeyler çıkaracaktım. Kırtasiyeye gitmem gereken bir durumdu. Tabi çok kötü hissediyorum. Kırtasiyeye gittim. Selamun Aleyküm dedim. Oradaki çıktı çıkaracak çocukta selamımı aldı. Neyse şunları çıkaracağım dedim. Sonra yan sıradan bu hanımı gördüm. O da birşeyler çıkarıyordu. Yalnız böyle çok nazik bir şekilde anlatmaya çalışıyordu nasıl olacağını. Tesettürü de hoşuma gitti. Yüzünü tam görmemiştim. Öyle olunca birden ne biliyim muhabbet açmak için çıktıların ingilizce olmasından ingilizce mi okuyorsunuz filan diye sohbete girdim. Böyle yanıt verirken de çok nazik olduğunu görünce durdum. Bir kaç soru daha sordum.

            Benim daha önce bahsettiysem ne yazık ki bir vesvesem vardı o sıralar. İyi tesettürlü bir hanım gördüğümde sanki o eşimmiş de ben konuşmadığım için her seferinde onu kaçırmışım gibi hissediyordum. Neyse bir süre sonra orada ki çocuk bir şeyler almaya bir yere geçtiğinde kendi kendime dedim ki “Süleyman sen bu hanıma burada açılmazsan en az 5 gün aklımda bu senin evleneceğin hanımdı. Al elinden kaçırdın eşini diye aklını kemireceksin” diye düşündüm.

            Sonra özür dileyerek başladım. Kısaca kendimi ve ailemi tanıttım. Daha sonra aynen şöyle dedim. “Cesaretimi mağzur görün ama ben sizinle ciddi bir niyetle tanışmak istiyorum” dedim. Ben konuşurken hanfendi böyle belli ki çok heyecanlandı. Yüzünde bir gülümseme vardı. Gözleri de fal taşı gibi açıldı. (Belki bilirsiniz heyecanlanınca göz bebeği büyür ya işte öyle bir durum). Dedikten sonra bir an eliyle koluyla ne yapacağını bilemedi derken biraz vakit geçince zaten kırtasiye ye yazın ortasında bu yüzden gelmiş. Benim tıpta uzmanlığa çalışmam lazım dedi. Bilen bilir 2 sene çalışılması gereken bir durum. Bir kez daha rica ettim. Kendiminde çalışmam gereken bir durumda olduğunu belirttim ve yani böyle malayani bir teklif olmadığını çok ciddi bir niyetle olduğunun altını tekrar çizdim. Sanki biraz ipin gevşediğini farkettim. Tam emin değilim o anın heyecanıyla kendimde öyle yorumlamış olabilirim ama “ya benim hakikaten çalışmam lazım” gibi bir yandan isteksiz bir yandan kabul etmeye istekli bir durumu söyledi. Aklıma hani telefonumu verip isterseniz mesaj atarsınız veya istemezseniz hiç uğraşmazsınız demek geldi ama işte be biliyim en iyisi ısrar etmemek diye düşündüm. Sonra çıktım dükkandan ve uzaklaştım.

            Tabi bunlar olurken işte hanfendi çok heyecanlıydı. Bende daha önce anlattığım gibi ani bir anda heyecanımı sönümleyebildiğim için nasıl sakinim anlatamam. Çok rahat konuştum fakat dükkandan çıktıktan sonra baktım ellerim titremeye başladı :) Bir daha da o hanımefendiyi görmedim. Zaten araştırmadım da. Bir kez görülebilecek bir durumdu. Hala o gün neden teklif ettiğimi bilmiyorum. Zaten hanım tıp öğrencisi idi. Tıpçıların nasıl bir hayatının olduğunu biliyorum. Benimde yapıma uygun değil şahsen. Ben kendim hanım olsam dahi tıpçı biri ile evlenmek istemezdim. Mesaileri çok ve işleri meşakatli. Birde erkek tarafı siz hanım tarafı öyle olunca acayip kaçıyor. (Tabi büyük konuşmuyorum).

            Kısacası öyle araya aracı koyma gibi bir durum mümkün değildi. ANi gelizti.

            Neyse yaptığım dediğim gibi uygun birşey değildi. Edebince hani temiz niyetle belirttim elbet fakat ben kimim? Yani kötü niyetli bir kişi de olabilirdim. Böyle islami biri gözüküp aslında çok kötü biride olabilirdim. Ya da hanfendi o şekil olabilirdi. Tesettür ve nazik konuşma tek kriter değil ki. Yalnız işte ben nedense biliyorum fakat çok etkileniyorum.

            Birden anlatasım geldi durumu. Eminim tam olarak anlamışsınızdır nasıl olduğunu. Zaten bir daha olacağını zannetmiyorum. Böyle birden anlatasın geldi :)

          • Süleyman diyor ki:

            Hmm heralde link olduğu içim dün yayınlanmadı yorumum :) neyse geç olsun güç olmasın

  46. Smy diyor ki:

    İsmi gereksiz adam ‘a
    1)yoruldum demedim zaten yoruyordu dedim çünkü bir erkek ve bir kadın çok farklı kadında zaten olan özelliklere alışkın Olduğumuz için daha kolay çözüm bulunuyor ama erkeklerde durum öyle olmuyor maalesef. Uzun süreli olsa ki evlilikten bahsediyoruz yorulurdum dayanıklılık da bir yere kadar.(kişi kendini bilir. Zaten çok demedim biraz dedim.)
    2) kız evi naz evi derken söylem olarak dedim onu. Yazıldığı kadar içi dolu bir cümle değil şöyle ki bir kız evine gidince kimse hemen kızını vermez önce bir araştırılır sorustulur istişare yapılır bu sirada da erkek tarafı ağırlığını koyar eğer kızı istiyorsa gerekenleri yapar. eğer araştırma soruşturma kısmında bile geri duruyorsa gelmesin efendim o erkek. Hiçbir sorun yoksa da kız verilir büyüklerin girişimiyle de her şey usulünce yapılır efendim bizde evet her adet doğru değil ama bence bu doğru bir adet.
    3)malesef efendim tv izlemiyorum. Uzun süredir sinemaya da gitmedim. Zaten film izleme alışkanlığim da pek yok. Ayaklarım gayet de iyi yere basıyor ve ben ne istediğimi gayet iyi biliyorum siz rahat olun.
    4)her erkekte biraz kadınlık her kadında biraz erkeklik hormonu vardır önemli olan bunun dengede olmasıdır elbette bir erkek duygusal olabilir ama her olay karşısinda kendini bırakıp bir girdaba girmesi bence normal değil ayrıca her kadın biraz dayanıklı olabilir ama bir erkek kadar değil ben zaten çok mantıklı çok dayanıklı demedim ki biraz dedim bu normal aslında bir de sonuç odaklı derken erkek mizacı gibi değil diye bir açıklama da yapmıştım okumamissiniz sanırım.( Sırf bana muhalefet etmek için bu kadar uc noktalarda dolaşmayın)
    5)vs nin içinde 50 madde daha var gibi demişsiniz. 50 de olur 100 de olur kriter benim kriterim siz beğenmek veya onaylamak zorunda değilsiniz. Ayrıca çay da severim kahve ve de ikisi de olur benim için…
    Selametle…

    • Smy diyor ki:

      İsmi gereksiz adam ‘a
      şahsen cevap yazmanızı beklediğim bir çok cümleme cevap yazmamışsıniz ilginç doğrusu

    • ismi gereksiz adam diyor ki:

      smy ‘ye
      2-yazıldığı kadar içi boş ya da dolu olduğunu bilemem, aklınızı okuyamam. o yüzden açıklama yaparken kullandığınız ifadelere dikkat ederseniz böyle yanlış anlamalara mahal vermemiş oluruz.
      3-kendimce fazla beklenti içinde olduğunuza dair bir yorum yaptım. katılmayabilirsiniz ama diğer yorumcular gibi pozitif yorum yapmak zorumda değilim. negatif yorum almak hoşunuza gitmiyorsa neden bizden yorum bekliyorsunuz?
      4-aklınızı okuyamıyorum ve yazınızın genelinden böyle bir çıkarımda bulundum. dediğim gibi katılmayabilirsiniz ama yapılan negatif eleştirileri sırf muhalefet olsun diye yapılıyor gibi görüyorsanız neden fikrimizi soruyorsunuz?
      5-kriter sizin haklısınız, beğenmek zorunda da değilim. siz de yorumumu beğenmek zorunda değilsiniz ama en azından dikkate alındığımı görmek isterdim. ”yorumunuz size kalsın” yaklaşımınız hiç hoş değil.
      6-bu kadar negatif eleştiriye karşı rahatsızlığınızı belirttikten sonra hala benden cevap beklemeniz daha ilginç doğrusu (cevap istediğiniz cümleler derken neyi kastettiğinizi anlamadım)

      • Smy diyor ki:

        3)negatif yorum hoşuma gitmiyor diye bir durum yok öyleki sizin dışınizda bana negatif yorum yapan hanımlar ve beyler var ve ben bundan rahatsız değilim. Bilakis farkındalık oluşturuyor benim için.
        6)negatif eleştiriye karşı rahatsızlık duymuyorum (altını çizerek söylüyorum). Siz fazla sert ve uc yorumlar yapıyorsunuz ben erkeklerden fikir almak istediğimi belirttim paylaşımimda ama paylaşımdan bir kaç cümleyi değerlendirip yorumlara öyle devam ettiniz. Geçmiş bir olay için bu kadar uc noktalarda dolaşmak bence doğru değil eğer gerçekten yardımcı olmak isterseniz yaşınız kaç bilmiyorum ama bir abi veya kardeş tavsiyesi vermeniz (bence söyle hatalar yapmışsın gibi… Bundan sonraki görüşmelerinde şunlara dikkat et gibi…Şöyle eksiğin var, böyle hatan var gibi… Erkekler şöyledir gibi… ) benim için de burdaki okurlar için de daha faydalı olur. Tam olarak bunlara cevap bekliyorum.

        • ne önemi var diyor ki:

          Hayretler içerisindeyim şu an. Bir insanın kendini ifade edebilmesi neden bu kadar zor ?
          Yorumlarimı , elestirilerimi tekrar okursanız size bazı yanlislarinizi göstererek yardımcı olduğumu anlarsınız
          mesela ayaklarınız biraz yere bassa iyi olur fazla beklenti içinde gibisiniz dedigimde aldığım cevap “merak etmeyin ayaklarım yere basiyor ” oldu. Diğer yorumlarim ve cevaplariniz da bu şekilde.
          Üslup sert olmuş olabilir hakkınızı helal edin ama bazı noktalardaki bana göre toy olan yaklasimlariniz ve büyük beklenti içinde olmanız beni biraz sert bir üsluba sevk etti . Yanlış anlaşılmasın ben bu adayı keşke kabul etseydiniz falan demiyorum ama iyi ki reddettiniz de diyemem çünkü olayla ilgili pek bir malumat vermemissiniz, karşı tarafı da dinleyemedigimizden dolayı sizin tek taraflı yaptığınız karamsar duygusal detayci gibi nitelendirmelerinizi mutlak doğru olarak goremem.
          Ben o yüzden o adayla ilgili sizin yaklasimlarinizi eleştirdim. Yalnız burada da kendinizi tam ifade edememe gibi bir sıkıntıniz var galiba. Mesela once kız evi naz evi olur ağırdan alir dediniz sonra da o kadar içi dolu değil dediniz. Yahu ben yazdıklarına göre yorumluyorum içini dışını nerden bileyim ?

          • Smy diyor ki:

            Çok yazmak istemediğimden yüzeysel yazdım. Zaten tamamını yazmaya kalkışsam epey bir vaktimi /vaktimizi alır. O yüzden ben bana göre olumsuz bulduğum yönlerini yazdım ve bu kısmına yorum istedim. Amacım burdaki erkeklerin/kadınların fikrini almak ve kendi yanlışlarımı görmek. (çünkü bana göre olumsuz kısmı hep bana göre olumsuz kaliyor objektif bakmakta zorlanıyorum heleki bir bayan olarak heleki boyle bir meselede) ve geçmiş bir Mesele olduğu için mutlak doğru olarak görmenize bence gerek yok sonuçta sizin veya bir başkasının yorumu bende sadece bir fikir /farkındalık oluşturacak bir karar verdirmeyecek.

          • Smy diyor ki:

            Atasözleri, deyimler her zaman gerçek anlamını vermez ki.
            Ben de kız evi naz evi derken sizin aklınıza nasıl bir naz geliyor onu anlamıyorum. Basit herkes tarafından belli durumlarda kullanılan bir deyim. Naz yapmayan kız evi için de kullanılır. Yani toplumun kabul ettiği ortalama naz için kullanılan bir deyim işte fazla büyütmeye gerek yok. Her kullanan içinin ne kadar dolu ne kadar olmadığını mı yazmalı yanına. Ben çok yazmak istemediğimden kendimi tam anlamıyla ifade edemiyor olabilirim haklısınız ama bence siz de olayları genel olarak uc noktalarda değerlendiriyorsunuz diğer yorumlarınızdan da böyle anlaşılıyor

          • ismi gereksiz adam diyor ki:

            önce size cevap verip vermemek sonra da nasıl cevap vermem konusunda çok düşündüm. büyük ihtimal yine siz beni anlamayacak ya da anlamamaya çalışacaksınız ama cevap vermeden duramadım.

            hani demişsiniz ya ”beni yoruyordu” vallaha siz de aynen öyle yoruyorsunuz beni. bilerek mi yapıyorsunuz diyeceğim ama yorumlarınız gayet ciddi gibi duruyor.

            yahu yorum yaptım zaten siz yorumu beğenmeyip geri iade ettiniz. objektif olmakta zorlandığınızı söylemişsiniz. ben de size dışarıdan biri olarak yorum yapıyorum. aşırı uç bilmem ne deyip dinlemiyorsanız ben ne yapayım size? size karar verdirmek için değil zaten ilerde uçuk beklentilere girip olabilecek bir adayı yok yere elemeyin diye yorum yapıyorum.

            üşenmedim yorumunuzu aşağıda buldum aynen şu: ” çünkü dediğim gibi benim kültürümde kız evi naz evidir……..
            Başka kültürde nasıldır bilmiyorum açıkçası merak da ediyorum.”

            kız evi naz evi demeden önce ”benim kültürüm” diye özellikle belirtince halk dilindeki deyimden farklı bir anlam var gibi geldi bana. bende biraz fazla naz yapılan bir kültür izlenimi uyandırdı. siz de başka kültürde nasıldır, erkek nasıl davranır diye sormuşsunuz zaten. bende kendime göre cevap yazdım. yanlış anlamış olabilirim ama yazıdan bence çıkan anlam bu. dediğim gibi akıl okuyamam yazdıklarınıza bakıyorum. ne yapayım yani?

            şu an biraz akıl okuması yapacağım (siz istediniz :) ). yanlış olabilir tabi ki. yorumlara verdiğiniz cevaplardan anladığım, siz kararlı bir şekilde malum adayı reddetmişsiniz. olayı bize anlatıp onay almak istiyorsunuz herhalde. ben de %100 emin olduğunuz bir konuda olumsuz eleştiri yapınca hoşunuza gitmedi. yanlış anlaşılmasın benim yorumlarım yanlış olabilir, gerçeği bilemem sizi tanımıyorum. yazdıklarınızdan hareketle yorum yaptım.

            ”bir abi veya kardeş tavsiyesi vermeniz (bence söyle hatalar yapmışsın gibi… Bundan sonraki görüşmelerinde şunlara dikkat et gibi…Şöyle eksiğin var, böyle hatan var gibi… Erkekler şöyledir gibi… ) benim için de buradaki okurlar için de daha faydalı olur. Tam olarak bunlara cevap bekliyorum.”

            benim size tavsiyem biri ile görüştüğünüzde beklentilerinizi açıklarken 50 tane kriter öne sürmeyin. yoksa adam topuklayıp arkasına bakmadan kaçar. :) (espri yaptığımı belirteyim de yanlış anlamayın.)

            bir de mevzu dönüp dolaşıp benim UÇ NOKTA YORUMLARIMA nasıl geldi onu anlayamadım. biraz izah ederseniz çok müteşekkir olurum. amacım sizin fikirlerinizi almak ve varsa yanlışlarımı düzeltmek…

  47. gulpembe diyor ki:

    Smy hanim,
    dindarlikta erkekler karilarini onde gormek istemeleri normaldir. Cunku her dindar erkegin gonlunde evliya bir kadin yatar:)
    dindar kadin ibadetleriyle evin huzurunu esinin rizkini arttirir diye dusunulur. Hatta kocanin is hayati iyi gitmezse, demekki az dua ediyorsun ,diye once hanima catilir:)
    yine ornegin evin icinde tum gun arka fonda kurani kerim calsin cocuklarin kulagina her daim birseyler gitsin gibi hususlarda dindar kadinin farkindaligi daha fazla olur.
    Ama oyle olur ki erkegin helal kazanmak adina kurtardigi 1 dakika karisinin tum gun rahat koltugunda yaptigi ibadetlerden terazide kat be kat agir gelir. Demek kadin ben ibadette ondeyim diye hicbir zaman vehm edemez, kendini kocasindan daha ilerde goremez.

    • ismi gereksiz adam diyor ki:

      gülpembe hanım

      anladığım kadarıyla ters açıdan bakarak bir eleştiri yapmışsınız. ama bence bu olabilecek bir olay. yani bir kadın kocasından daha dindar olabilir. hatta yaşlandıkça kadınlar daha da dindarlaşıyor dikkat ederseniz. hatta bunula ilgili bir hadis de vardı.ama arada uçurum olmaması lazım tabi ki.

      hani burada hanımlar hep diyor ya : her konuda benden ileri olsun. bence çok iddialı bir söz. ben bir erkek olarak bunu söyleyemem. bunu söylemek demek erkeklerin tüm yönlerden kadınlardan hep üstün olmasını gerektirir.
      şahsım adına hanımlarda beklediğim bazı özellikleri gözardı etmeye çalışıyorum mesela itaat etme ve maddi beklentilerinin az olması konusunda biraz daha esnek düşünüyorum artık. o yüzden bence hanımlar da bazı noktaları bir nebze gözardı edebilir. mesela erkek biraz vurdumduymaz olabilir ya da sizden daha az dindar olabilir ama gene de onunla uyum sağlanabilir. ayrıca kavvamlık dediğiniz evlenince artabilir birşey bunu da düşünün. çünkü erkek bekarken herhangi bir yükümlülüğü olmadığı için ister istemez biraz rahat olabiliyor. daha önce yazmıştım kavvam sıfatına bu kadar vurgu yapmayın diye. mesela kaç tane hanım hakkıyla itaat edebildiğini söyleyebilir. bence hanımlar ne kadar itaatkarsa o kadar kavvam erkek arasınlar. diyorlar ya ”beni taşıyabilecek” tamam o seni taşır da sen o kavvamlığın hakkını verbilecek misin?

      bir de hani bir söz var ya: kocasından sonra kalkan karıdan hayır gelmez diye. bence doğru bir söz. zaten kadının evi çekip çeviriciliği de bunu gerektiriyor bence. yani ev içindeki düzeni kadın daha iyi sağlar erkek istese de o kadar beceremez.

      • Yahya diyor ki:

        Sn. ismi gereksiz adam,

        Bu söylediğiniz çok doğru: “kocasından sonra kalkan kadından hayır gelmez diye”
        Esasında anadoluda buna benzer ve başka bir çok güzel ve doğru söz var.

        Diğer mevzuyla ilgili, çalışmayan ve evinin kadını olmayı tercih eden kadınlar, dini konuda ve ibadetlerde kocasını rahatlıkla geçebilirler. (eğer ikisi de denk diye düşünürsek). Çünkü erkek günün/haftanın büyük kısmını işiyle geçiriyor. Evine geldiğinde ise kendine ayıracağı zaman karısına nazaran çok azdır. Halbuki çalışmayan bir kadın, gününün en verimli zamanını dini eğitimi için kullanabilir, ibadetlerine vakit ayırabilir vs.
        Bu birazda zamanınızı nasıl yönettiğinize alakalı.
        Kadın da olsa erkek de olsa, birbirlerinin kendinden daha iyi olmalarını beklemek yerine, birbirlerini motive/teşvik ederek beraber inkişaf etmeleri her zaman için daha iyi olacaktır.

      • Feyza diyor ki:

        Erkekler gun boyu disarida ve hep dunyevi isler ile hemhal olduklari icin evdeki esinin biraz daha dini anlamda ipleri elinde tutan kisi konumunda olmasini istemeleri normal.
        Cunku kadinin gunduz uyumaya bir saat de olsa dinlenmeye vakti olur ve bu onu gece namazi icin ya da sabah namazi icin dinc kilar. Erkek ise butun gunhn yorgunlugu ve evlenince bu sorumlulugun da artmasi sebebiyle gecirmemesi gereken namazi konusunda esinin kendine destek daha dogrusu bir dayanak olarak gormek isteyebilir.
        Yine mutfak kadinin elinde. Israf etmemek evin bereketini aertirir ve dindar bir kadin israftan kacinir. Cocuk terbiyesi de oncelikle annenin ilgi alani oldugu icin annenin dindar olusu bu anlamda tercih edilebilir.
        Yani gun boyu dunya ile hasir nesir olan erkek eve geldigi zaman kendisine ahireti hatirlatacak ve dunyasini cennete cevirecek bir esi olsun isteyebilir. Her ne kadar biz dunyevi konularda eslerimizin bizden bir adim onde olmasini istesek de uhrevi alanda kadin ve erkegin birbirini tamamlayici, hatta kadinin bir adim daha onde olmasinin talep edilmesi bana mantikli geliyor.
        Erkek orn. Butun gun calisirken belki birseyler okumaya firsati olmaz dahi. Ama esi gunduz okudugu birseyi esine anlatarak onun ruhunu dinlendirebilir ve tesvik edebilir. .
        Yani bunlari ucb’a duserek degil, esine bir ustunluk gostergesi olarak da degil onu dinlendirme, sohbet, motive etme amacli yaparsa dinine bagli bir erkek mutlaka huzur duyar.

        • Yahya diyor ki:

          Feyza hnm,
          Siz bunları nerde okuyup öğreniyorsunuz?
          bizim kızlar niye bunları bilmiyorlar?
          söyleyince niye tepikliyorlar bizi..?

          eşimin de ahiret arkadaşım olmasını istiyorum
          çok şey mi istiyorum? :(

          • gulpembe diyor ki:

            :) yahya bey,
            kimse kimseyi tepiklemiyor sadece yanlis anlasilmalar ve sahislara suizanlar yapiliyor.
            ornek benim yukaridaki yorumum. ben, esinin dindarlikta onde olmasini isteyen erkege hak verdim ,zaten hayatin akisinin boyle oldugunu ornekledim ve hanimin bunu menfi kullanamayacagini ecirlerin allah katinda oldugunu belirrtigim halde artniyet arandi, ters kose elestiri yaptiim soylendi. sanirim turkcem cok zayifladi. bir yorum yaziyorm ardindan aciklamak icin 3 yorum daha yaziyorum.hayirlisii..

          • Yahya diyor ki:

            gulpembe hnm,

            Türkçeniz maşallah iyi…

            Bazen tepki alıyorsunuz çünkü, üslubunuz ve kültürünüz farklı.
            Bu farklılık yazılarınıza yansıyor.
            Ayrıca buradaki herkes sizin diğer yazılardaki yorumlarınızı da okuyor ve sizin nasıl bir zihin/mantık yapınız var çözüyor. Dolayısıyla siz samimi bir yorum da yapsanız, daha önceki yorumlarınıza istinaden art niyetli/imalı mana aranıyor.

            Bu arada diğer bir yorumunuz da “evlenmek isteyenleri evlendiriyoruz” demişsiniz. Nasıl müracaat ediyoruz?

          • ismi gereksiz adam diyor ki:

            gülpembe hanım

            afedersiniz ”bizi böyle bilin” adlı reklam filmiyle ilgili övgü dolu yorumlarınızdan ve kadınların çalışmasını ateşli bir şekilde savunduğunuzdan dolayı burada ”herhalde bizimle kafa yapıyor” gibi algıladım.

            şöyle ki: ”Ama oyle olur ki erkegin helal kazanmak adina kurtardigi 1 dakika karisinin tum gun rahat koltugunda yaptigi ibadetlerden terazide kat be kat agir gelir.” yani çalışan bir koca ve tüm gün rahat koltuğunda bir ev hanımını tasviri yapmışsınız.

            sizi sadece yorumlarınızdan tanıyan biri olarak size eğer gerçekten önyargılı davranıyorsam bence siz şöyle düşünmelisiniz: ”acaba ben ne yaptım da bu adam bana karşı önyargılı?”

          • gulpembe diyor ki:

            “ismi gereksiz adam”

            Rumuzlarin yanina cv ekleyemeyecegimize gore, yazilanlari niyet okumasi yapmadan,baskasinin adina dusunmeden ,, “demekki sucu,bucu,ocu deyip etiketlemeden anlamayi onemsersek boyle iletisim hatalari olmaz sanirim.

            Malumunuz beyin bir kastir, kullanmasaniz erir, sosyal yetenekleriniz korelir,Evet kadinlar guclu olmali, sartlari mumkun oldugunda calisadabilmeli dedim, psikososyal ve ekonomik nedenlerine de dilim dondukce degindim, deginiyorum.butun bunlardan ev hanimligi gereksiz ve kotudur sonucu cikmaz ki, alintiladiginiz paragrafta neden kafa bulayim?
            Bende ev hanimiyim(siz onceki yorumlarda buna da inanmadiniz:)

            oyleyse ben neden calismiyorum?
            biz memleketimizden uzaktayiz, bizim icin cocuklara guzel ahlaktan sonra birakabilecegimiz en iyi mirasin kardes olduguna karar verdik, ailemizi buyutmeye oncelik gosterdik. Benim cocuklarimla kalmam dogru olandi. Cocuklarin hepsi okullu olduklarinda tabiki meslege donebilir, yada farkli bransta tekrar uzmanlasmaya gidebilirim. Neden olmasin?
            biri bebek 4 kucuk cocugumla genellikle evde olsam da, annelerle birarya gelip cocuklara sosyal aktiviteelr, beraber yasadigimiz gayri muslimlere irsat faaliyetleri yapiyoruz, dil ogrenmek isteyene dil ogretiyor, meslek isteyene yol gosteriyor, evlenmek isteyeni evlendiriyoruz(Allahin izniyle):)
            yine de kendimi mesgul olarak gormuyorum, yaptigim seyi yorucu bulmuyorum. Benim mesaim aksam 8 de cocuklarin uyumasiyla bitiyorken , esimin telefonu hic susmuyor , surekli disariya hizmet sunmasi insanlari mutlu etmesi bekleniyor. O yuzden evde rahat koltuk ile helal kazanma mucadelesini ornek olarak sundum.

            selamlar..

          • Feyza diyor ki:

            Yahya bey aslinda bunlari bilmek icin alim olmak gerekmiyor. “Sizin mahallenin kizlari da:)” cogunu biliyordur ama herhalde kabullenme ve uygulama alaninda sıkıntı yasiyorlar.
            Biraz Islam fikhi bilgisi, biraz sosyal gozlem, biraz sezgi ve biraz da empati sahibi her insan bunlari olcer, tartar, dusunur. Yani cevremizi goruyoruz, okuyoruz, dusunuyoruz baska yaptigimiz birsey yok, zaten ana hatlariyla ve bazen teferruatiyla cogu mesele dinimizde vuzuha kavusturulmus. Cevresiyle irtibat halindeki dikkatli her insan bunlari bilir ve kabul eder sanirim.
            Ahirette esinizle beraber olmak istemenizden daha dogal ne olabilir ? Biz nihilist degiliz ki bir ‘hic’lige inanalim. Onumuzde uzun bir ahiret hayati olduguna inaniyoruz ve ahirette de bu dunyanin yukunu beraber omuzladigimiz refikimiz, hayat arkadasimiz, can yoldasimizla birarada olup oranin guzelliklerini de insaallah birlikte yasamak istiyoruz.
            Insaallah hepimize iki dunyada da goz aydinligi olacak esler nasip etsin Cenabi Allah. Evliligi sadece bu dunyaya indirgerse insanin esine gosterecegi sabri ve sukur icin gayreti de azaliyor.

          • Yahya diyor ki:

            Feyza hnm,
            biraz geç yazıyorum çünkü mesajları bulamıyorum… kişi kişi arama motoru koymak lazım bu siteye…

            alim olmak gerekiyor çünkü okuyup araştırıp uygulamak gerekiyor.
            konuştuğum dindar insanların bile bir çok mevzuyu bilmiyor, öyle mi? diyor… veya bir mevzu konuşuyorsun, dinde zorlama yoktur deyip çıkıyor.
            ve daha yüzlerce mesele… hem bilgisizlik hem cahillik 2’si bir arada…

            Bizim insanımız için “koyun” tiplemesi yapıyorlar; bu hoş olmasa da doğru bir benzetmedir. Hiç birimiz sorgulamıyoruz, hiç birimiz şikayetçi olmuyoruz, hiç birimiz takdir etmiyoruz. Düşünmeyen, tepki göstermeyen, takip eden bir milletiz. Dolayısıyla kimse, empati yapmıyor, okumuyor, düşünmüyor, tartmıyor, ölçmüyor … istenen de bu değil mi zaten?

            Nihilist değilim ancak dünya hakikaten koca bir hiç…
            Aklımızı başımıza alıp, ibadet ile uğraşmamız “Emr-i bi’l ma’rûf ve nehy-i anil münker” yapmamız lazım – sadece lazım :)

            Duanıza bende amin diyorum.

            Selam ve dua ile…

          • ismi gereksiz adam diyor ki:

            gülpembe hanım abla

            ”Evet kadinlar guclu olmali, sartlari mumkun oldugunda calisadabilmeli dedim, psikososyal ve ekonomik nedenlerine de dilim dondukce degindim, deginiyorum.butun bunlardan ev hanimligi gereksiz ve kotudur sonucu cikmaz ki”

            öncelikle kadınlar fıtraten narindir, bir erkeğe muhtaçtır (her yorumda hanımlar güçlü erkek vb. demiyor mu?) kadınlara güç izafe etmek ne kadar doğru? bu bir feminist söylem değil mi?
            güçlü olmak çalışmak ise ev hanımları zayıf kadın mı oluyor? eğer öyle değilse güçlü olmak ne demektir?

            şartları mümkün olabildiğince çalışabilmeli demek manayı muhalifiyle kadınlar mümkün olduğunca ev hanımı olmasın demek olmuyor mu?

            ”ben de ev hanımıyım” demişsiniz akabinde ise aslında ev hanımlığı yapmak zorunda kaldığınızı, aslında çalışmak istiyor olduğunuzu, çalışmama sebebinizi de çocuklarınıza bakıyor olmanız olarak belirtmişsiniz.
            ev hanımlığından bu kadar memnunsanız neden açıklama yapıyorsunuz? değilseniz sebebi ne? yoksa ev hanımı olmaktan muzdarip misiniz?

          • gulpembe diyor ki:

            ismi gereksiz adam,
            Bu konuyu toparlamak adina size son yazim olacak insallah, eksik kalanlar olduysa lutfen hakkinizi helal edin.

            1.calisma hayati/guclu kadin/ev hanimi meselesi:bunlarin tanimlari kisiden kisiye degisir, bana ve benim ornegimden yola cikiliyorsa ben sadece kendi tasavvurumu sunabilirm o da su; Allah”biz kimi ne icin yarattiysak ona o is kolaylastirilmistir”buyuruyor, demek annelik kolay, onu bizler dramatiklestirip zorlastriiyoruz.tevekkulumuz tam olsa hayatta ki en guzel ve eglenceli sey anneliktir. Benim icinde oyle, evde cocuklarimla olmak son derece zevkli ve eglenceli,bundan hicbir zaman sikayet etmedim, aklim calisma hayatinda kalmadi, ozledim ama halimden her zaman memnun oldum.
            ben sosyal hizmetlerin icinden biriyim. Bana gore Allahin bana verdigi illim, yetenek ve imkanlari degerlendirmezsem , bundan sorgulanabilirim. “Toplumun benden bekledigi gibi anne de oldum, kocam da evi gecindiryor ,eh o zaman bende elime kahve kitap alip koltuga geciyim” demek bana son derece bencilce geliyor.
            Buraya dunyanin her yerinden multeciler akin ediyor, neden onlara profesyonel yardimda bulunmayim, kadin mahkumlarla, evsizlerle, yetimhanelerle yapilan bir projede neden yer almiyim?diyorum kendime. Guclu kadin egitimli, sadece calisma hayati icin degil/ elinin altinda ne varsa orada en iyisini ortaya koymak Adina idealist olan, pozitif kadindir bana gore.

            2.kavvam erkek kimdir meselesi;yorum trafiginden kimden ne okudugunuzu karistirmis olabilirsiniz, ben hic kavvam herseyde en iyi olmalidir falan demedim bilakis bunun abartilmasina karsi ciktim. Toplumun erkeklerden beklentisinin gercekci olmadigini, erkekleri yuceltmek goruntusu altinda gereksizce yuklenildigini o yuzden kulturumuzun erkeginin cekingen ve kendisiyle barisik olmadigini, bunun evliliklerde erkekten kaynakli iletisimden cinsel sorunlara kadar bas rolu oynadigini farkli vesilelerle yazdim.-hatta bunla ilgili e-psikiatri sayfasinda bir yazi vardi-
            erkek guzel ahlaki ile ailesinin rizkini temin ettigi, canlari ve irzlarina sahip ciktigi muddetce ,azbiraz kiymet bilen her kadin tarafindan bastaci edilir.kavvamlikta zaten budur.

            selamlar

          • Gulpembe diyor ki:

            Yahya bey,
            Ben Araci olma islerini severim, Hatta gecen sene ilk defa girdigim magazanin sahibesi teyzeyle 2 dk da kanki olup, torununa kiz bulmustuk.

            Iyi niyetinize inaniyorum. Ama kendilerine sizden bahsedecegim hanimlarin hakli cekinceleri olacaktir. Belki birgun internet uzerinden de hizmet veririz . Lakin o zamana kadar siz coktan mutlu yuvaniza kavusmus olursunuz diye umuyor ve de dusunuyorum. Lutfen bana kirilmayiniz.

            Allah kullarini en iyi gozetendir, hayirli haberlerinizi almak duasiyla..

          • Yahya diyor ki:

            Gülpembe hnm,

            daha teşhis etmeden kanayan parmağı kestiniz…
            neyse yapacak bir şey yok şeriatın kestiği parmak hiç acımıyor

        • cihad diyor ki:

          Feyza hanım,

          Eğer erkeği ubudiyetinden alıkoyan mesaisi ise bu tabiki sorun değil ve aklı başında her kadın kocasına yardımcı olur fakat smy hanımın yorumundan ben biraz farklı bir mana anladım..yani erkek diyor ki beni yönlendir ve bana alıştır…işte bu durumda kadın kocasına bir nevi mürşid oluyor ki buda çok zor bir durum..Nasıl ki Resul-i Ekrem’in(ASM) anne ve babaları O’nun peygamberligini görmediler çünkü pederlik ve talebelik gibi iki zıt his birarada olacaktı…Cenab-ı Hak Onların o hislerine hurmeten onları erkenden yanına aldı…evladın amir,babanın memur olduğu bir durumu düşünün ikisinede eziyettir…bu sebeple erkeğin zorlandığı bir durumda ona yardım etmek mümkünse de, ona(erkeğe) bir alışkanlık kazandırmak pek mümkün değildir…zaten ekseriyetle kadın erkeğe benziyor,erkek kadına değil..

          • Feyza diyor ki:

            Cihad bey, aslinda ben bu yorum Smy hanimin yorumunu kastederek yazmamistim. Cunku herkes kendini bilir, acikyureklilikle ben bu kivamda degilim demesi bir hanimin, bana kalirsa takdire sayan bir durum. Insan neyi ne kadar yapabilecegini bilir ve ona gore vaadlerde bulunursa, evlenince hayalkirikligi olmaz. Gercekcilik benim icin cok muhim bir kriter. Kendini asiri dindar tanitan insanlarin evlendikten sonra kendinden beklenen performansi gostermeyisi gereksiz huzursuzluklara da yol aciyor. O yuzden Smy hanimin kararini ben isabetli buldum. Hatta bundan bir sure once sanirim ayni hanimdi, ayni kisiyle gorusme esnasinda da benzer soru isaretlerinden burda bahsedip fikir danismisti. O zaman ben de anlattigina gore bu kisinin kendisi icin pek dogru bir insan olamayabilecegini soylemistim.
            Bu yorumu yaparken ornekten bagimsiz dusunerek yazdim. Yani benim fikrim su ki, her birey kulluk vazifelerinde uzerine dusen sorumlulugun bilincinde olmali ve gayret etmeli. Kadin veya erkek seklinde ayirdetmiyorum bunu. Bir insan bes vakit namazini bekarken aksatmadan kiliyorsa evlenince de saatini kurup kalkabilir ve esini de kaldirabilir.
            Zaten kadinlar ne kadar eslerini yonlendirmeye calissa da en fazla iki vakit namazinda faydasi olur. Gun boyu erkek disarda namazlarini aksatiyorsa kadin ne yapsin, ayni sey kadin icin de gecerli. Yani kari koca birbirinin zabita memuru degil, birbirinin elbisesi olmali kusurlarini orten ve tamamlayicisi olmali.
            Ama erkekte eger boyle bir gayret varsa fakat icinden geldigi halde bazi seyleri erteliyor yapamiyor ve bunun eksikligini icinde yasiyorsa, o zaman saliha bir hanim ister ki kendisine yoldas olsun. Ya da rutin yaptigi ibadetlerinin omur boyu aksamamadan ilerlemesini istiyorsa yine saliha bir es ister ki ona omur boyu refakat etsin. Kendi sendelese de hanimi elinden tutup kaldirsin ve yari yolda kalmasina izin vermesin.
            Ben hanimlarin da bilgiclik taslamadan, guzellikle tatli dille eslerine (esleri kendi istedikleri takdirde) bazi aliskanliklar kazandirabileceklerine inaniyorum.
            Orn. Esi egr teheccude kalkmayi cok istiyor fakat nefsine muhalefet edip bunu basaramiyorsa esini mutlu edip ihtiyaclarini da gozardi etmeyen bir hanim onu gece imsak vaktinden yarim saat once uyandirip haftada birkac gun de olsa bu sevabi almasina vesile olsa erkek ona daha cok baglanir. Ahiretinde yardimci oldugu icin. Ustelik birkac ay bu sekilde devsm etseler zaten aliskanlik kazanilir.
            Ben tebligi kimin yaptigindan ziyade uslubunun ve kullandigi dilin onemli oldugunu dusunuyorum. Erkegin de karisinin izinde gitmek isteyecegi alanlar mutlaka vardir ve olmalidir. Ama dedigim gibi bunun icin erkegin cani gonulden istemesi onemli ve kadinin da bunu sevdirerek tesvik edici yumusak bir dil kullanmasi onemli.
            Sizin dediginiz eger, kadin ucb’a duserek, kocasini ilimsizlik ve amelsizlikle asagilayip hor gorerek, kendi nafile ibadetlerini esinin arzularina tercih ederek bir inatlasma icerisinde ve ibadi konularda da olsa erkegi tahakkumu altina alma gibi bir psikolojik baski ile olursa o zaman itici de olur, insani dinden imamdan da, erkegi kadindan da sogutur.
            Erkek de yine itaat etmek istemeyen, nanazini kilmamakta direten, tesetture riayet etmeyen hanimina ne kadar zor kullansa kolay kolay ona bunlari alistiramaz. Cebren yapilan islerin hikmeti kalmiyor, emrivaki soylenen soz, ruhundan tecrid ediliyor.
            Potansiyel olmasi cok onemli. Eger bu potansiyel varsa ve dogru islenirse kari kocanin birbirine her guzelligi asilamasi, alistirmasi mumkun. Bununla ilgili bir ornek de anlatmistim Cayseven hnm.a. daha once. Esi derslere dahi katilmasina izin vermeyen arkadasimin itaati, sabri ve guzel ahlakindaki istikrarlilikla nasil beyine tesir ettigini ve simdi ayni erkegin ayni kursun gonullu muhasebeciligini yaptigini.
            Eslerin evlilikte birbirine benzemesi konusuna gelince, kesinlikle yillar icinde iki taraf da birbirinden huy aliyor bunu ben de farkettim. Ama her zaman kadin erkege benziyor diyemiyorum. Hangi karakter baskinsa digeri ona benziyor. Bu bazi evliliklerde kadin, bazilarinda erkek oluyor. Iki taraf da baskinsa zaten catisma yasaniyor ve ekseri ayrilikla sonuclaniyor. Benim gozlemlerim bu sekilde tabi ki yanilma payim mahfuz.

          • .../nisa diyor ki:

            Feyza hanım,

            Yazmış olduklarınızın altına e-imzamı atıyorum. :) Çok güzel açıklamışsınız. Üslub, potansiyel ve yol arkadaşlığı esas. Evlenmeden önce bu noktada potansiyeli olabilirliği gözlemlemek gerekiyor gerçekçilik acı olsa da hayal kırıklığına uğratmıyor.

            Eşler Allah’ın rızasını beraber kazanmak için yola çıkmışlarsa birbirlerini Allah için sevmeliler Allah için uyarmalılar. Evlendikten sonra tesettüre giren namaza başlayan hanımları biliyorum. Ayrıca eşini namaza başlatan Kuran-ı kerim okumasını öğreten hanımları da biliyorum.

            Baskın karakterle beraber ahlakı güzel olanda tesir edebilir. Psikolojik baskı yapacaksa müspet olanı yapabilir ben dinimi tamamlamak için seninle evlendim Allah izin verirse ben ahirette de senin eşin olmak istiyorum diye yapabilir. :)

          • Feyza diyor ki:

            Nisa hnm. tesekkur ederim. Dediginiz gibi orneklere ben de cok rastladim. Bazen insanlarin hidayetine Cenabi Allah eslerini vesile kiliyor. Herseyde oldugu gibi bunda da niyet ve ihlas cok muhim. Yani herkes dini egitim konusunda ayni imkana sahip olamayabiliyor. Ben bu sistemde ve bu cagda insanlara bunu cok gormuyor ve kizmiyor aksine dinini dogru bilmeyen ogrenememis insanlari gordukce gercekten uzuluyorum. Benim yasadigim guzellikten bir bakja mu’min kardesim neden istifade edemesin ve sirf ogrenme imkani bulamadigi icin neden mahrum kalsin? Bu suna benziyor, ortaya cok guzel bir yemek koymuslar ama siz onu kendi basiniza yiyip bitiriyor ve yaninizda duran gozunuzun icine bakan kardesinize ikram etmiyorsunuz. Bana kalirsa en buyuk cimrilik ilim konusunda gosterilen cimriliktir.

            Evet bilgi cagindayiz, hersey bir tik otede fakat bilgi kirliligi ve din simsarlari da oldukca revacta oldugu icin bazen insanlar gordukleri uc bes kotu ornege istinaden butun bir kesimi karalayabiliyorlar. Buna da kizmiyor ama gercekten kendimi mes’ul hissedip cok uzuluyorum. Demek ki biz dinimizi dogru temsil edip lisan-i hal ile dogru anlatamiyoruz. Cemaat taassubu almis basini gidiyor inanin ki bir cemaate mensup ve iki cemaat degistirmis toplam.uc farkli cemaatte hizmet etmis bir kardesiniz olarak bu taasuptan ne kadar rahatsiz oldugumu bilemezsiniz.
            Cemaat propogandasi yanlis geliyor her ne kadar hepimiz belli bir camiaya mensup ya da yakin olsak da bizim birlestigimiz ust kimlik Musluman kimligidir ve oyle olmalidir. Bu ayristiriciligi toplum icinde cok fazla goruyoruz. Haliyle yapilan ibadetlerdeki ufak tefek detay farkliliklari dahi hazmedilemiyor. Benim bildigim dogru yaklasimi almis yurumus. Halbuki baksaniz hepsi dogru hepsi ehli sunnet istikametinde fakat teferruatta farklilik. Buna dahi tahammulumuz yok peki biz nasil teblig edecegiz?
            Mumkun oldugunca cemaate dair konularda kapali kalmaya calisiyorum. Ayaklarimizi yere vura vura degil, sessiz sakin ama saglam adimlarla yurusek, birlestirici bir dil kullansak ve once en yakinimizdan uzagimiza dogru elimizin vardigi her insana cemaatimizin ogretilerinden once dinimizin temel esaslarini anlatip yasayarak da temsil etmeye calissak, bildiginin hocasi bilmediginin talebesi olsak ve herseyden onemlisi insanlara merhamet nazariyla bakabilsek, bilmeyen kisiyi aforoz etmek yerine sevdirerek anlatmaya calissak yani kebdi tattigimiz lezzetten guzel bir dille onlara da ikram etmek istesek epey mesafe katederiz ve karsimizda pek kimse duramaz. Hele ki o insanda biraz potansiyel de varsa Allahin izniyle irsad olur. Ama bir kaidedir haddini asan ziddina doner. Dogruyu yanlis yolla dikte etmeye calisirsaniz halis niyetli insani bile dinden imandan sogutursunuz.
            Konu biraz disina tasti. Ama bu yazdiklarimi sadece butun toplum degil aiile ve es arasindaki teblig metoduna uyarlayarak da dusunebilirsiniz ya da bir genele yayarak..

          • .../nisa diyor ki:

            Feyza hanım,

            Sizin cevabınızı şimdi okudum. Bulunduğunuz cemaat ve sizin üslubunuz bende hüsnü zan oluşturdu. Allah sizi ve nasip olacak yol arkadaşınızı hayırlı yolundan ayırmasın.

        • Feyza diyor ki:

          Yahya bey, burada hep bekar kardeslerimizin (ben dahil) istedikleri es adayindaki kriterleri, evlilikten beklentilerini ve yasadiklari problemleri, araci kazalarini vs okuduk dinledik. Peki ozel olmazsa siz bu konuda bir sıkıntı yasiyor musunuz , yani gercek hayatinizda size yardimci olabilecek ve ayni dili konustugunuz bir cevreniz var mi? Sizin beklentileriniz neler orn.?

          • Yahya diyor ki:

            Feyza hnm,

            Sorduğunuz için teşekkür ederim.
            Esasında bir çok yorumumda kısa kısa dile getirdim.

            İyi ahlaklı, iyi huylu bir insan olsun.

            Tabii ufak tefek şartlarım var ama olmazsa olmaz değil bunlar. Olursa iyi olur babında.

            Ancak ARGE çalışmalarında sıkıntı var…
            Şimdilik evde kalmışlar listesine adımızı yazdırdık bakalım

            çok mu kısa yazdım?

          • Feyza diyor ki:

            Yok est. kisa degil, zaten ozel bir konu oldugu icin cekinerek sordum cevaplamak zorunda olmadiginizin bilincinde olarak. Arge icin destek olacak bir yakin cevreniz var mi peki?

          • Yahya diyor ki:

            Feyza hnm,

            Evlilik talebimi dile getirdiğim için özel konu olmaktan çıkıyor tahmin ederim.

            Hayat üniversitesi, insana çok şey öğretiyor ve öğretmeye devam ediyor. (tabii bir de öğrenmesini bilene)
            Bu yüzden kriterlerim min. düzeyde.

            Burada bazı bekar arkadaşların eş kriterlerini okuyunca tebessüm ediyorum. Keşke bazı şeyler araba alır gibi “kliması olsun, otomatik vitesi olsun” demek kadar kolay olsa…

            Arge ile ilgili olarak:
            Yakın akraba ve tanıdıklarım, tanıdıkları kızların; akılları bir karış hava oluşlarından, süslüman olmalarından, erkelerle çıkmalarından, yalancı olmalarından, sigara içmelerinden ve benzeri bir çok durumdan dolayı bana teklif dahi etmekten çekiniyorlar.
            Kendi elemelerinden sonra bana tek tük, nadiren şöyle birisi var, düşünür müsün diyorlar ama “kız bilmem nerde doktormuş eşi onun yanına gelmeliymiş”, “kız evlenirmiş ama şu kadar şartı varmış, kabul ederse olurmuş” gibi gibi enteresan donüşler yaptıkları için görüşme safhasına dahi gelemedim.

            Ayrıca ben kendi çevreme – arkadaş, iş v.b. – duyurdum. Ki bu çevrem çok daha kozmopolit. Yine “bence” enteresan adaylar çıkıyor. Sanki evlenmeyeceğim de, miss world’e sponsor olacağım!
            Kısacası durum vahim.

          • Feyza diyor ki:

            Yahya bey acikcasi bazen burada yazdiklarimi sonradan okuyunca bana da enteresan geliyor. Sanki internetten es siparisi veriyoruz. Gerci cok somut beklentiler degil cogumuzunki ama yine de merak ediyorum acaba bundan uc bes yil sonra ayni platformda karsilassak kacimiz hayalindeki yuvayi kurmus olacak ve kacimizin beklentileri karsilaniyor olacak.
            Arge’de yasadiginiz sorunlari tahmin ediyordum. Sureciniz sonlaninca onunuzu de daha iyi goreceksinizdir eminim. Varsa mutedeyyin arkadas cevreniz daha cok onlardan yardim alin, zihniyetinize yakin ve daha bilincli insanlar sizi daha iyi anlarlar. Is cevresi ya da zihin uymuyorsa anlasilamiyorsaniz akraba cevresi de pek farketmiyor.

      • gulpembe diyor ki:

        “ismi gereksiz adam”

        dindarligin goreceli oldugundan bahsetmek istedim. kimin daha dindar oldugunu insanlara birakmamasi Allahu tealanin buyuk merhametlerindendir. cunku insan riyaya ve amelini begenmeye musaittir.ve bence ahiret yurdu bu anlamda suprizlerle dolu olacak:)

        kavvamlik adina sunu soyleyim; ben sahit oluyorum ki erkek gunahlardan kendini korursa ,Allah ona bir heybet veriyor, buna simdi karizma falan deniyor herhalde. sonrasinda adil ve merhametli olursa sevdigi kadina,ben laf dinlemeyecek kadin tanimiyorum. yani o kadar korkulcak bir sey yok.

        • ismi gereksiz adam diyor ki:

          gülpembe hanım abla
          yani siz diyorsunuz ki herşeyi erkek yapsın (KAVVAM (vallaha artık gına geldi şu kelimeden) olsun) sonra kadın gereğini yapar. yahu biraz da hanımlar kusur örtücü eksik tamamlayıcı olsun ne olur yani? günahkar olan bir erkek evlenmesin mi? hangimizin günahı yok?
          bir de kocası kavvam olmayan kadın itaat etmemekte serbest midir? kadınların itaat etmesi erkeğin kavvam olmasına mı bağlıdır? KAVVAM olamayan ölsün mü yani? :)

          • Sadece Fatih diyor ki:

            İsmi Gereksiz Kardeşim.

            Sen de kavvamsın bence :)
            Bu zamana kadar yaptığın yorumlarda ki bazı görüşlerine katılmasam bile bir tutarsızlık bir yan çizme görmedim. Önemli olan da bu zaten, erkeğin dik durması. (Tabi dikleşmesi değil, biz de hata yaparız.)

            Erkeğin kendisine verilen evi idare etme yetkisini kendisine verilen despotluk yapma hakkı olarak görmeyen, karısının da görüşlerini önemseyen erkekleri bazı hanımlar kavvam değil diye değerlendiriyor olabilir.(Sözüm meclisten dışarı.) Sen onlara takılma. 😀

          • ismi gereksiz adam diyor ki:

            fatih kardeş
            samimi yorumun için teşekkür ederim. şimdi sana evet haklısın ben kavvamım desem kibir olur, yok canım değilim desem birileri vay be bu kadar konuşuyo ama bak kavvam değilmiş diyebilirler. o yüzden ben en iyisi susayım. inşallah öyleyizdir diyeyim.

      • kevser diyor ki:

        İsmi gereksiz bey,çok doğru söylüyorsunuz.her konuda benden üstün olmalı düşüncesi biraz iddialı bir şey.böyle birini bulabilir ler mi merak ettim doğrusu :)
        Yeni nesil bizim babalarımız gibi değil ki.

        • ismi gereksiz adam diyor ki:

          bir de şöyle bir durum var. ben her konuda senden üstün olacaksam o zaman senin bana ne faydan var? yoksa erk