Bir Garip Hikaye

Ufak tefek, sinirli sinirli konuşan ve bakan ,dengesiz gibi görünen epeyce yaşlı amcaya , hastalarımla aynı odayı paylaştığından sabah akşam vizitlerinde rastgeliyordum. Yanında yine kendi yaşlarında sessiz sakin ilgisiz bir teyze ona refakat ediyordu.Eşiymiş.

Servisimiz karışıktı.Enfeksiyon Hastalıkları, Beyin Cerrahisi ve Cildiye aynı bölümü kullanıyordu. Bu yüzden genellikle üç kişilik olan hasta odalarında üç ayrı bölümün hastaları yatabiliyordu. Hatta biz üç Cildiye Uzmanı olduğumuzdan bize ait hastalar da aynı mekanda yer alabiliyor, hastalarımız hangimizin daha iyi olduğuna dair analizleri gün boyu dedikodu kıvamında yapma hakkına sahip olabiliyordu.

Doktor sabah erken vizite gelir mi? Günde çok defa mı uğrar? Her gün test ister mi? Hemşirelere hastaların yanında tatlı-sert talimat verir mi ? gibi üstün özellikler konuşmaların ana eksenini oluşturabilirdi.

Neyse, bu tuhaf amca meğer cildiye hastasıymış diğer meslektaşımızın. İçeri girdikçe eşiyle ve kendisiyle gözle selamlaşırdık . Kendisi garip garip bakardı,

- Nesi varmış?

- Beyninde tümör varmış.

-Allah Allah neden cildiyede yatar o halde ,

-Beynine yayılan tümörün kaynağı cilt kökenliymiş.

Sonraki günlerde meslektaş izine çıktı hastayı bana havale etti. Ben devraldım. Ek olarak ne yapabiliriz filan diye düşünmeye başladım. Bu arada amcamızın eşine karşı çok saldırgan olduğunu öğrendik. Eşi ağlamaklı bir halde ‘Bana bağırıp çağırıyor , bir keresinde boğazımı sıkmaya kalkıştı, odadaki diğer hastalar müdahale etti ‘ diyerek bizden yardım istedi. Beyin tutulumlu bir kanserin, hastanın davranışlarını bozabileceğini, amcaya bu açıdan kızmamasını ama dikkatli olmasını öğütledik.

Oğulları geldi , iki tane onlar da yaşca küçük sayılmazlar, biri elli beş diğeri kırkbeş yaşlarında. Benle ne var ne yok diye mütalaa ettiler . Kendilerine beyinde tutulum da var uygunsalar Ankara'ya onkoloji merkezine götürmeleri iyi olur tarzında açıklamalarda bulundum, son derece kibar bir şekilde yok dediler gerek yok biz zaten hastalığın ne meret olduğunun farkındayız .

Aynı gün kendi istekleriyle hastayı taburcu ettiler. Gittiler gitmesine de acı bir öykü onlar gidince açığa çıktı.

Amcanın genç yaştaki bir oğlu vefat etmiş. Merhumun 2 çocuğu yetim kalmış. Eşi de dul. Amcanın mütevazi bir evi varmış , hayattaki tek maddi varlığı. Yetim torunlarına ve talihsiz dul gelinine vermiş ölmeden. Bu tasarrufuna çok kızan diğer iki oğlan düşman olmuşlar hem babalarına hem de kardeşlerinin dul eşine.İlgilenmiyorlarmış. Ne yetim yeğenleriyle ne ana babasıyla .

Ağlatıcı cümleyi , odada kalan diğer hastalar bize söyledi. 55 yaşındaki büyük oğlan , ölümün arefesindeki babaya defalarca şöyle höykürmüş:

- Ulan şerefsiz, hele seni bir eve götüreyim, ensenden kıtır kıtır keseceğim.


Bunlar da ilginizi Çekebilir

6 Yorum Yorum Yaz

Yorum Yaz