Talihsiz Yavrum

28 Ocak 2013Haberler4 Yorum »

Toplumumuz üzerinde yıllarca çok sinsi bir psikolojik harekat yapıldı. Bu alaya alma, dalga geçme, ayıplama ve küçümseme yoluyla hayata geçirildi. Çünkü ayıplama ve küçümseme türü tepkiler kompleks oluşturucu, haliyle uzak tutucu bir yaklaşım şeklidir. Bu savaşta kullanılan silahlar gerici, yobaz, eski, ilkel, banel, klasik, şu zamanda, komik, basit türü itham edici nitelik taşıyan ve çok iyi seçilmiş olan kavramlardır. Hep söylerim: Kavramlar zihin inşa eder. O yüzden kavramlar değiştiriciliği ve dönüştürücülüğü en güçlü silahtır.

Bu operasyon yıllar boyu özellikle muhafazakar değerler, arabesk müzik ve eski Türk filmleri için yapıldı.

Bu psikolojik savaşın etkisinde kalmış milyonlarca kişiden birisi olarak uzun zamandan beri ilk defa eski bir Türk sinema filmi izledim bu sabah. Adı Talihsiz Yavrum…

Filmin tamamını anlatacak değilim. Çok iyi bir senaryo ile kurgulanmış olan bu sinema filminde başrol oyuncusu olan Fatma Girik eşini kaybeder. O günün ülkemiz koşulları ağırdır. Haliyle genç ve güzel bir kadın olarak tek başına çocucuğuna bakamayacaktır. Çocuğunu evlerinde hizmetçilik yaptığı aileye verir. Bu şekilde hem hayata tutunmaya çalışır hem de yavrusundan ayrı kalmamış olur. Oğlu kendisine “teyze” diye hitap etmeye başlar. Bu ailenin kendi (öz) çocukları da vardır. Bu çocuk sonradan doğmuştur.

İki kardeş birbirlerini gerçek kardeş olarak tanır ve çok severler. Bu kardeşlerin arasında yaşanan ikili ilişkiler – diyaloglar o kadar güzel kardeşlik motifleri ile doludur ki. İnsanın gözlerinin dolmaması, bu filmi izleyen çocukların bu tablodan etkilenmemesi ve örnek almaması mümkün değildir. Bu arada Fatma Girik sürekli eşinin mezarını ziyaret ediyordur. Vefa, sabır, merhamet gibi duyguların önemini çok güçlü bir biçimde vurguluyordur filmde. Mezar başında vefat etmiş eşine yönelik söylediği sözler sağlıklı kadınsı cinsiyet algısı, eşe sevgi gibi özellikler açısından eşlere örnek olacak ipuçları sunmaktadır.

Ancak ailenin zengin ve egosu yüksek kadını ile kötü niyetli kayınvalide bir hizmetçi olan Fatma Girik’e ve kendisine teyze diye hitap eden üvey evlada kötü davranmakta gecikmezler. Baba dürüst, merhametli, biraz sert tabiatlı ve baskın bir aile reisidir. Lakin bu çocuğun kendi çocukları olmadığını bilmiyordur, kendi çocukları sanıyordur.

Bir dizi sorun yaşanır ailede. Bunlar bu iki art niyetli kadın tarafından çok iyi bir biçimde kullanılır. Nihayetinde evin zengin kadınının kaprisli ve kibirli gayretleriyle kayın validenin, “Oğlum böyle olmaz, ya ben ya bu kadın gidecek” türü çıkışları neticesinde Fatma Girik evi terk eder. Bu arada oğlunu kaçırmaya çalışırken yakalanır, kısa bir süre hapse de düşer. Bir gün gerçeği oğlu da duyar ve o da gerçek annesini bulmak amacıyla evi terk eder. Babasının mezarlığına gider. Orada oturup beklemeye başlar. Fatma Girik de tam o sırada gelir. Annesinin geldiğini görür görmez “anne” diyerek kucağına atılır. Fatma Girik oğlunun gerçeği öğrendiğini anlar ve buna çok sevinir. Oğlundan bu sözü birkaç kez söylemesini ister. Anne ile çocuk arasındaki iletişim sadece bu bölümde değil; baştan sona iki yetişkin arasındaki ilişki gibi seyreder; bu sebeple pedagojik gerçeklere son derece uyumludur.

Filmin sonuna doğru ailenin öz çocuğu kardeşine olan düşkünlüğü yüzünden yemeden – içmeden kesilir ve hasta olur. Eve sürekli gelip giden ve artık ailenin bir ferdi gibi olan açık sözlü, babacan ve müşfik doktor bu yaş çocuklarının çok hassas olduklarını, kardeşi gelmez ise inat edip ilacını içmeyebileceğini, böylece günden güne kötüleşebileceğini söyler.

Çocuğun annesine tüm sorumluluğun kendisinde olduğunu, Fatma Girik’e ve sürekli üvey evlat muamelesi gösterdikleri ufacık bir çocuğa çok ayıp ettiklerini, şimdi onun karşılığını ve cezasını gördüklerini vs. tüm açık sözlülükle ifade eder; görmezden gelinen gerçeklerle hiç çekinmeden yüzleştirir. Bu yüzleştirme ayıkma – kendine gelme – fark etme anlamında hemen sonuç verir. Anlayışlı, dürüst, mütevazi fakat gerçekçi, babacan, cesur ve laflarını asla eğip bükmeyen, en önemlisi de, “Bana ne, ben işime bakarım sadece” demeyerek insanlık namına suya sabuna dokunan bu müşfik doktor modeli ile de bir sürü olumlu rol – model mesajı verilir topluma…

Bir telefon görüşmesinde doktora bilgi verirken “fikri sabit” tabirini kullanarak izleyicilere hem hoş bir tabir öğreten hem de gülümseten baba, ev içindeki bir konuşmaya istemeyerek şahit olur; derken tüm gerçekleri öğrenir. Oyuna getirilip Fatma Girik’in evden gitmesine izin verdiği için kendini suçlar. Hemen mezarlığa gider, orada Fatma Girik ile oğlunu görür. Özür diler. Cümleler o kadar net, mantıklı, merhametli ve erkekçedir ki. Günümüz kadınsı ve erkeksi cinsiyet rollerinde ne kadar da büyük bir hormonlaşma olduğunu daha net bir biçimde gösterir bizlere. Kıyaslayınca geldiğimiz vahim nokta çok daha iyi anlaşılır.

Çocuk ölmek üzeredir. Yardımlarına ihtiyaç duyulmuştur. Mutlaka eve dönmeleri gerekiyordur. Önce “asla” dese de vicdani ağır basar ve eve döner. Bu arada evde yangın çıkmıştır; baba evde yoktur, ilaç almaya gitmiştir. Bahçede Fatma Girik’i karşılamak için bekleyen kadın içeride oğlunun olduğunu düşününce hemen orada bayılır. Yataktaki hasta çocuğu almak için derhal içeri koşan oğlunu ve yataktaki çocuğu Fatma Girik kurtarır. Böylece horlayıp dışladıkları bir kadın kendi çocuklarını iki defa kurtarmış olur. Aile ise bir anda bu iki kişiye iki defa hayat borçlu hale gelmişlerdir.

Filmdeki müzik, ikili diyaloglardaki kalite, verilen mesajlar… Bu filmin yapıldığı tarihteki kıt imkanlar… Ve geldiğimiz noktadaki insan zekasına hakaret addettiğim ve yaratıcılık fukarası olan diziler… Kısır içerikli ve tepeden tırnağa her şeyiyle ham ve yoz olan uyduruk yapımlar… Haliyle aklınıza tek bir şey geliyor filmin sonunda:

 Toplum, insanlar, insanlık ve değerler… Velhasıl iyilik namına ne varsa boşu boşuna yok olmamış; her şey durup dururken bozulmamış!

 SONUÇ

Bir psikolog olarak sizlere bize ait sıcacık içerikleri olan, merhamet ve insanlık kokan mesajlar veren eski Türk filmlerini mutlaka izlemenizi, özellikle de çocuklarınıza izlettirmenizi tavsiye ediyorum.

Büyük bir oyuna getirildiğimizi fark etmenin, uyanmanın ve öze dönüş yapmanın vakti geldi de geçiyor!

 

Okunma Sayısı : 4.621

Yorum yapın

“Talihsiz Yavrum” için 4 Yorum

  1. Muhammed şahin dedi ki:

    Eski türk filmlerinde insanların yaşantılarında hayat gayelerinin olmayışı bu insanlığı amaçsız yaşama itti.Bu filmlere her bakan bunların aşktan,şehvetten,paradan başka amaçları yok mu? ahlaklı olmanın gerekliliği nereye dayanıyor hiç düşünülüyo mu? gerisini siz düşünün…

  2. deniz dedi ki:

    Epeydir Türk filmi izlemiyorum. En son izlediğim filmlerde de gördüğüm ögeler beni çok üzmüştü. Yalan söyleyen, alkole özendiren, flört olayını hoşmuş gibi gösteren, bazı kesimleri karalayan bu bahsettiğim tarzda ahlaksızlar görünce çeşitli filmlerde Türk filmlerinden soğumuştum. Artık daha eleştirisel bakıyorum sanıyorum izlediğim-okuduğum şeylere. Böyle bahsettiğiniz gibi saf filmlerde varmış demek ki.

  3. seymen dedi ki:

    ‘Bize ait sıcacık içerikleri olan, merhamet ve insanlık kokan mesajlar veren’ yeni Türk filmleri yapılmalı yapılması teşvik edilmeli.

  4. AHSEN dedi ki:

    O eski filmlerdeki ne masum sevdalar ne fedakar insanlar ne de düzgün insanlar kaldı yapılan kötülükleri zalimlikleri artık şaşırmaz olduk..
    İyi ki hala bazı kanallar bu filmleri yayınlıyor.

Dünden Bugüne

Hadis-i Şerif Düşmanlığı

Bizim halkımız Kur’an-ı Kerimi pek bilmez. Bu elbette büyük bir eksikliktir fakat yine de dinimizi Peygamber Efendimizin hayatı ile öğrendiğimiz için halkın inancı sağlamdır. Batılılar yüzyıllar boyunca İslam ülkelerine hoca kılığında ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Mutlu bir evliliğin reçetesi gayet basittir: Birbirinize karşı oldukça nazik davranın.” ( Marie France)

Kitap

Yuvamızda Huzur Bulalım Diye

Huzur, modern dünyada, moda dışı bir kelime gibi duruyor artık. Oysa, Huzur; ne tatlı bir kelimedir. Huzur; ruhun, zihnin ve bedenin sükûnet bulma hâlidir. Huzur; gönlün yatışması, nefsin tatmin olmasıdır. Huzur; baş dinçliği, gönül ...
Devamını Oku