Yalnızım...



 

 

 

“Kendimden nefret ediyorum kimi zamanlar. Hayalimdeki benle gerçekteki benin birbirinden uzak kişilikler oluşu çıldırtıyor beni.
rolex swiss fake rolex is designed for efficiency together with pleasure.

 

Of ki of! Binlerce soru var zihnimde... Sorular soruyor, yanıtlar arıyorum. Sürekli okuyorum, gece gündüz düşünüp duruyorum. Kimim, neyim, nasılım bilmiyorum. Ne istiyorum, onu da bilmiyorum. Bir belirsizlik var hayatımda. Okul tercihleri yaparken daha iyi anladım bunu.

 

Vakit gece yarısını geçti. Pencerem açık. Çok uzaklardan hüzün dolu bir şarkı sesi geliyor kulaklarıma. İçimde tanımlanamaz bir daralma var, bir el kalbimi sıkıyor sanki.

 

Bu geceye kadar iyiydim, birdenbire geldi hafakanlar. Ruhum kabına sığmıyor bu gece. Oda, ev, şehir, dünya, evren dar geliyor bana. Bir yolculuk etmek, buralardan, kendimden, her şeyden uzaklaşmak, bir yerlere gitmek istiyorum. Nereye, bilmiyorum.

Buy Realistic Silicone love dolls Life Size for Men.


 

Hani, odaya bir arı girer de sonra çıkmak ister, bir türlü açık pencereyi bulamaz, cama çarpar durur ya, işte öyleyim ben de. Sınırlarıma çarpıp duruyorum aralıksız. Biri bana açık pencereyi gösterse!

 

“Ruh beden zindanında tutsaktır” derlerdi, okurdum, hissederdim. Şimdi bunu kendim yaşıyorum, hem de son sınırına kadar. Oda da bir beden, ev de, şehir de, hatta dünya da. İç içe bedenler var ruhumu saran.

 

İnsan niçin kendini öldürür, anlıyorum bu gece. Yaşamak niçin dayanılmaz bir yük gibi gelir insana, seziyorum. Bedenini ardınca sürükleyen bir gölgeyim sanki. Ben kendime rahatsızlık veriyorum. Ağlayamıyorum bile.

 

Yalnızım. Beni dinleyecek, anlayacak kimsem yok. Şimdilik tek pencerem bilgisayar ekranı. Suya zehrini kusan bir yılan gibi ekrana fışkırtıyorum acımı... Niye sanalsın sen! Niye! Nerdesin? Nerdesin? Nerdesin?”

 

.............

 

Özel zamanlar yaşıyorsun. İnsanın her günü yeni bir âlem, her saati bile... İnsan, bir “gün” gibi... Gün ise sabahlardan, akşamlardan, alacakaranlıklardan, zifirî gecelerden, kanlı şafaklardan oluşuyor. Ne biri, ne öteki, belki bunların hepsi...

 

Ben, sen, o, hepimiz kalbin bin türlü hâllerinden oluşan birer karışımız. Sen bir insansın. Özgün, sıra dışı, seçkin bir varlıksın. Geçmişi, şimdiyi ve geleceği kapsayan bir bilincin var. Türlü olaylarla, ruh halleriyle sınanıyorsun. diamond art simple stylish point drill pen.
 

Tekdüze bir hayat mı isterdin? Kim ister ki. İnsanız işte, çile dolduruyoruz bu sürgünler diyarında. Dünya tüm güzellikleriyle yönelse yine doyuramayacak seni, beni, bizi. Bir rüyadan artakalan hüznün gölgesi kadar bile iz bırakmayacak ruhumuzda.

 

Zaman seli beni de, seni de, dünyamızı da sürükleyip götürüyor. Sürekli akıyoruz, dalgalanıyoruz. Bir ırmak gibi derinleşiyoruz kimi zaman. İnceliyor, kalınlaşıyor, hızlanıyor, yavaşlıyor, ama her hâlimizle, ister istemez, bir denize yönelmiş gidiyoruz.

 

Geçtiğimiz yerlerin rengi, gölgesi, sevinci, hüznü yansıyor yüzümüze. Bulutlar, dağlar, ağaçlar, kuşlar, göçler, mevsimler, karlar, yağmurlar birbiri ardınca gelip geçiyor. Etkiliyor ve etkileniyoruz.

 

Yolumuzun üstündeki varlıklar kimi zaman derinlerimize işliyor. O sanıyoruz kendimizi ya da onunla kalıcı. Ama hayır. Hepsi geride kalıyor. Ve biz akmayı sürdürüyoruz. Akmak ya da akmamak...

 

Bu konuda karar vermek elimizde değil ama yön belirleme yetkisi verilmiş bize. Nirengi noktalar var bilinmesi gereken. Kaynağımız nerde kaldı? Niçin akıyoruz? Hangi denize karışmak üzere bu zorunlu gidiş?

 

Bu nehrin türküsü bir Çigan müziğinin ezgileri kadar inişli çıkışlı...

 

 

 

--

www.omersevincgul.com


Bunlar da ilginizi Çekebilir

2 Yorum Yorum Yaz

Yorum Yaz