Yardım Ediyormuş Gibi Yapmak

Bugünlerde cuma vaazlarının - hutbelerinin; sosyal sorunlar için dinin bir argüman olarak kullandığı bir araca dönüştürüldüğünü düşünüyorum.

Sokak çocukları

Orman haftası ve ağacın önemi

Çanakkale zaferi

Hoşgörü Vb.

Seçilen konulara bakınca ister istemez bunu düşünüyor insan. En azından ben böyle düşünüyorum son günlerde.

Bugünkü konu kimsesiz sokak çocukları yani yetimlerdi. Bu hutbeyi dinlediğimde yetimliğin sokak çocuğu olmakla özdeş algılandığını ve öyle ele alındığını gördüm.

Konu işlenirken peygamberimizin yetimlerle ilgili hadisleri vs. ele alındı ancak zihnimizde oluşturulan algı tüm yetim çocukların değil; sokaktaki kimsesiz yetimlerin esas olduğu, dinde kastedilenin sanki sokaktaki kimsesizler olduğu yönündeydi.

Oysa dinde kastedilen tüm yetimlerdir. Yetimleri sadece sokaktaki kimsesiz üç - beş çocuğa indirgemek sorumlu olduğumuz bu çok mühim sosyal popülasyonu zihnimizde daraltacak, böylece yetimlere yardım ve yaklaşım konusundaki hayati öneriler amacını hakkıyla bulmamış olacaktır.

Sorulsa biz onu kastetmedik denilecektir, buna adım gibi eminim. Ancak ne söylediğiniz değil; nasıl algılandığınız önemlidir. Doğru algılanmayı sağlamak sadece algılayan hedef kitlenin değil; onlardan çok önce ve birinci derecede bu mesajı verenlerin sorumluluğundadır.

Yine bu hutbede topluma çağrı yapılıyor, sokaktaki kimsesiz yetimlere sahip çıkmanın öneminden dem vuruluyordu.

Gülümsedim sadece.

Ayrıca kızdım da içimden.

Hoca yüksek sesle anlattı, ben sessiz bir eda ile düşündüm:

Madem evlerinde yaşayıp giden daha geniş kesimleri geçtik, yetim işini sadece sokaktaki kimsesizlere kadar indirgedik.

Bari onlara sahip çıkalım dedik!

Tamam, hadi diyelim bunları gerçek manada yetim saydık.

Sokakta hayatını kazanmaya çalışan, böylece uzun çocukluk sürecinde bin bir türlü soruna açık hale gelen böyle kaç kişi vardır yaşadığımız şehirlerde?

On, elli, yüz...

Taş çatlasın bin çocuk...

Bu rakam koca bir şehirdeki yetkili kişi ve kurumlarca sahip çıkılamayacak, yani devletin altından kalkamayacağı kadar yüksek bir sayı mıdır?

Vatandaş her türlü vergisini vererek devlete, "Bunu bizim adımıza istediğin yerde kullan" derken bu tür yardımları da kastetmiş ve beklemiş olmuyor mu zaten!

Koca devlet, hadi devleti geçelim koca diyanet, koca belediye, koca sosyal hizmet kurumları bu kadarcık çocuğa sahip çıkamaz mı sahi?

Yüksek bir yere çıkarak vaaz etmek, sorumluluğu süslü laflarla toplumun ortak sorumluluğuna havale etmek üzerimize düşeni yapmış olmak mıdır?

Çok kişiye havale edilen sorumlulukların kişi bazında en ufak bir hareket uyandırmayacağı, bu gibi durumlarda herkesin topu birbirinin kucağına atacağı, velhasıl kişi başına düşen mesuliyet duygusunun son derece düşük kalacağı psikolojik gerçeğinden haberimiz var mıdır?

Bu işi hutbesine konu yapacak kadar önemseyen diyanet teşkilatı her din görevlisinden bir defaya mahsus 100'er TL toplasa o şehirdeki tüm kimsesiz çocukların hayatı için kalıcı bir şeyler yapılamaz mı mesela?

Sadece diyanet değil, öncülük edilse de tüm kamu çalışanları için böyle zorunlu bir bağış imkanı yaratılsa olmaz mı, çok mu zordur bu!

Bu durumda sokakta kimsesiz çocuk kalır mıydı sizce?

Her zaman söylüyorum:

Tüm sorunların çözümü için lazım olan tek şey samimiyet...

Gerçi ben boşuna konuşuyorum!

Zaten bu çocukları "sokak çocuğu" saymakla, bu şekilde etiketlemekle; onları soğuk ve ıssız sokakların koynuna mal etmekle bu çocuklara daha baştan hangi gözle ve nasıl bir zihniyetle baktığımızı ispat etmiş olan bizlere ne söylesek bir anlamı olmayacaktır!

Her şeyi geçen gün internette rastladığım bir karikatür çok güzel özetliyor esasında.

Kuyuya düşmüş bir çocuğa yukarıdaki kişi yetişmeyeceğini bildiği halde elini uzatmış. Oysa hemen yanı başında uzun bir merdiven var, onu kullanmıyor. Bu karikatürün altında ise şöyle yazıyor:

"Bazıları hayatta size yardım ediyormuş gibi yapar!"

www.izzetgullu.net

 

 


Bunlar da ilginizi Çekebilir

3 Yorum Yorum Yaz

Yorum Yaz