Anne Ben Deist Oldum

23 Nisan 2018Haberler29 Yorum »

soru-isareti(1)Son dönemde sıkça dindar ailelerin çocuklarının deist ya da ateist olduklarına şahitlik ediyoruz. Bizi afallatan, dindar bir aile ortamında yetişen, tesettür, namaz, oruç gibi ibadetlerini yerine getiren gençlerin deist ya da ateist olamayacağı ezberimiz.

Aileler kendilerine nerede yanlış yaptık diye sorarken, bazen sebep “Yolda şarkı söylerken seke seke yürüyebilmek istiyorum. İslam buna izin vermiyor’ sözleriyle ifade edilebilecek kadar basit olabiliyor.

Profesör Dr. İhsan Fazlıoğlu, geçtiğimiz günlerde bir panelde yaptığı konuşmada, odasına gelerek inanç konularında konuşmak isteyen, başörtülü oldukları halde kendilerini ateist olarak nitelendiren öğrencilerden bahsetti. Fazlıoğlu’nun konuşmasının o bölümü şöyleydi:

“Okuduğum İmam Hatip okulundan bir heyet gelerek benimle fikir alışverişinde bulunmak istediklerini söylediler. Deizm yayılıyor, bu çocuklara ne anlatalım, ne yapalım diye sordular. Dedim ki, konuşmayı bırakın, yapın artık. Devamlı konuşuyoruz. Terbiye temsil ister. Örnek olacaksınız. Dini temsil makamındaki insanların bu durumu sürdüğü müddetçe 10 yıl sonra neslimiz bizimle kavga edecek. Bu dinin bir faydası olsa babama anneme olurdu diyecekler.

15 Temmuz’dan bu yana benim odama 17 tane başörtülü deist bile değil tanrı tanımaz öğrenci gelip benimle bu konuları konuştular. Başörtülü öyle geleneksel de değil bildiğin başörtülü. Sosyal statüleri gereği, aileleri nedeniyle hala başörtüler ama tanrıya bile inanmıyorlar.

Ortak neden sahnede dini temsil ettiğini söyleyen insanların eylemlerinin sonucudur. Mesele bu kadar ciddidir. Bu sonuçlarla yüzleşmezsek 30 yıl sonra çok farklı şeyler konuşuyor oluruz.”

Konuşma, başörtülü ve ateist kelimelerinin yan yana gelmesinin de oluşturduğu ilgiyle basına yansıdı ve bir süredir konuşulup tartışılan konu yeniden gündeme geldi: Deizm ve ateizmin muhafazakar / İslamcı ailelerin çocukları yani dindar olan ya da olması beklenen gençler arasında artarak yayılması.

Ezber bozuldu

Son on yılda yapılan araştırmalar tüm dünyada deizm ve ateizmin sekülerizm dalgasıyla birlikte yükseldiğini ortaya koyuyor. Aynı araştırmaların ortaya koyduğu rakamlara göre Türkiye’de de gençler arasında deizm ve ateizm artış gösteriyor. Son dönemde bu yükselen rakamlar arasında dindar ailelerin çocukları da yer alıyor.

Bizi afallatan, dindar bir aile ortamında yetişen, dini bilgileri çocukluğundan bu yana edinmiş, tesettür, namaz, oruç gibi ibadetlerini yerine getiren gençlerin deist ya da ateist olamayacağı ezberimiz. Ancak zaman zaman hepimizin çevremizde şahit olduğumuz örnekler bu ezberi bozuyor.

Ailesinin “Aman namazını kaçırmasın, aman harama bakmasın, orucunu tutmayı ihmal etmesin” diye üstüne düştüğü gençler, deist ya da ateist oluyor. Bazıları bunu açıklayarak ailesinden kendilerini böyle kabul etmelerini istiyor, bazıları ise buna cesaret edemeyerek dışta dindar, içte ise bambaşka biri olarak yaşamlarını sürdürüyor.

Gençleri yorduk

Gelişi bir süredir görünen bu konu medyada bazı köşe yazarları tarafından dile getirildi. Birkaç akademisyen de bu konuda kafa yoruyor. Fakat henüz geniş kapsamlı olarak ele alınmış değil.  Gençlerle yaptığı çalışmalar ile tanınan Doç. Dr. Ömer Miraç Yaman, ilk olarak Dr. Necdet Subaşı’nın ortaya attığı Din Yorgunluğu kavramını, “Din Yorgunu Gençler” olarak kullanıyor.

Dini hassasiyetleri olan, Müslümanlığını bir hayat biçimi olarak ifade eden gençlerde bir yorgunluk hikayesi olduğunu ifade eden Yaman, bunun sebeplerinden biri olarak aile çocuk iletişiminin sorunlu olmasını gösteriyor.

Aile ve çocuk arasında, din dendiğinde yönlendirme veya tavsiyeyi aşan, baskıya ve zorlamaya dönüşen bir süreç yaşandığına dikkat çeken Yaman, bazı ailelerin ise alt yapısını kurmadıkları, belli bir döneme kadar vermedikleri dini eğitimi, birden vermeye çalıştıklarını, bunun da sorunlara yol açtığını ifade ediyor.

Dinin hayatın her döneminde yaşanılabilecek halinin gençlere sunulamadığını da belirten Yaman, dernek vakıf ve cemaatlerin de bu yorgunluğu azaltmayıp, aksine arttırdığına dikkat çekiyor.

Doç. Dr. Ömer Miraç Yaman, babaların, annelerin ve öğretmenlerin çocuklardan beklentilerinin çok fazla olduğu için onlara çok fazla dini yükleme yaptıkları sözleriyle özetliyor durumu. Ancak din yüklenen değil yaşanan bir şey olduğu için bir şeyler eksik kalıyor.

Dikte ettiğimiz dini yaşamıyoruz

Konuyu sorduğumuz İlahiyat profesörü Mustafa Öztürk bu konuda birden fazla faktörden söz ediyor. Prof. Öztürk, “Bunları içeriden konuşarak söylüyorum. Hepimiz az çok bu dertten muzdaribiz” diyor. Öztürk, “Artık kendi sosyolojik küvezlerimizde, gettolarımızda yaşasak da çocuklarımızın başka dünyalarla buluşmasına engel olamıyoruz.

Biz genellikle dini düşünceyi, inancı, ahlakı, dikte ederek öğretmeye çalışıyoruz. Tevdi marifetiyle oluyor. Temsil yoluyla olsa belki bu krizi biraz daha azaltabilirdik. Dikte ederek anlattıklarımızla yaptığımız örtüşmüyor. İçeriden muhafazakar kodları tercih ediyoruz.

Dışarıya çıktığımızda modernizmin kodlarına ‘lebbeyk’ diyen bir hayat felsefesinin içinde yuvarlanıp gidiyoruz. İnandığımız değerleri hayatımıza taşımadığımız için çocuklarımız bu çelişkiyi fark ediyor. ‘Babam bana arkaik bir dini öğreti sunuyor fakat kendisi bu sunduğu öğreti ile mutabakat noktası olmayan bir hayat yaşıyor’ diyor. Bu çocuklarımızda bir sorgulamaya yol açıyor” diyor.

Yanlış yerden başladık

Prof. Mustafa Öztürk, iman dediğimiz şeyin ispatın, kanıtın ispatlamanın konusu olmadığını, deruni bir keşif, bir duygu olduğunu anlatırken, çocuklarımıza dini yanlış formasyonda anlattığımızı söylüyor: “Bize telkin edilen dinin akıl dini, mantık dini, rasyonel gerekçelerle desteklenebilecek bir din olduğu noktasındaki hikayemiz çocukları savunduğumuz görüşlerin altını dolduracak felsefi zemini aramaya sevk etti. ‘Madem öyle, gel de ispatla’ diyor.

Yani sorun yanlış bir yönlendirmeden ortaya çıktı. Oysa çocuğa varoluş aleminde insanlığın acziyetinden, çaresizliğinden, bir yaradana, bir efendiye muhtaç olduğu duygusu üzerinden gidip, onu kalbinden, ameli fiilinin merkezi olan gönlünden yakalasak, imanı buradan başlatsak, buradan yola çıksaydık bu iş böyle olmazdı.

Şimdi ise öğrettiğimiz dini formasyonun melek inancından tutun Allah inancına, ahiret inancından fıkhi bir meseleye kadar, savunduğumuz görüşlerin altını dolduracak bir entelektüel ilmi donanıma sahip değiliz. Çocuklar ‘Ben neden böyle inanmak zorundayım. Alt yapısını oluştur beni ikna et’ diyor. Babada bu yok, çevrede yok, ilahiyatta yok, İmam Hatip’te yok. Hayatın hızı, bilginin ve iletişimin hızlı ve kolay olması dogmatik inanma imkanını elinden alıyor. Neye niçin inandığını kendi zihninde izah edecek noktaya getiriyor. Bilgimiz ise burada eksik kalıyor” diyor.

Birbirimize düştük

Son olarak 28 Şubat gibi dönemlerden geçen Müslümanların iktidar imkanını iyi değerlendiremediğini ifade eden Prof. Öztürk,  “Bugüne kadar ellerine fırsat geçtiğinde bizi dövenlere adamlığın, adaletin, insafın, merhametin nasıl olduğunu gösterelim de utansınlar diyeceğimiz yerde, Müslüman gruplar yapılar birbiri ile didişmeye, adeta bir nimet azgınlığı durumu içine girdiler. Şeyhler ve tarikat arasında birbirine ağıza alınmayacak hakaretler, saldırılar. Bunları laik ve seküler çevreler elini ovuşturarak bıyık altından gülerek seyrediyor. Asansörde halvet gibi video vb. şeyleri birileri projelendirip Oda TV gibi mecralar üzerinden piyasaya sürüyor olabilir. Böyle bir operasyon kokusu da almıyor değilim, ama sorun bunlara malzeme vermek.

Diğer yandan FETÖ,  senelerce haktan, adaletten, ahlaktan, insanlıktan, irfandan dem vuran bir yapının üstündeki perde kalkınca, altından ahlaksızlığın bin bir çeşidi çıkması, namussuzluğun bin bir çeşidinin çıkmasıyla ‘Müslümanlık buysa lanet olsun bu dine’ gibi bir ikrah duygusu oluştu.

Kendi elimizle kendimizi seküler ahlakın istikbaline ve muzafferiyetine doğru götürüyoruz. Bu çocuklar savruldukları şeyin altını doldurarak, okuyarak, deizmi bilerek ve isteyerek tercih ettim noktasına gitmiyor. Bunlar savruluyorlar savruldukları yerin adını biz teşhis ediyoruz. İşin kötüsü de bu. Tercihli bir gidiş olsa belki orayı da atlar geriye döner. Bu savrulma gidişi ve çok daha kötü bir gidiş. Bazen ateist olmuş, niçin ateist olduğunun gerekçesi bile yok” şeklinde açıklıyor.

Travmalarımızı çocuklarımıza yansıttık

Yaklaşık 20 yıldır gençlere yönelik faaliyetler içinde bulunan, 11 yıldır da ülkenin her yerindeki gençlerle iletişim içinde olan, Yetim Vakfı Eğitim Sorumlusu Hatice Naç, son dönemde dindar gençler arasında deizmi sıklıkla görmeye başladıklarını anlatıyor. Daha çok deizmin ön plana çıkmasını ise şöyle açıklıyor: “Tamamen tanrısız bir inanç değil. Canı istediğinde, çok bunaldığında, deyim yerindeyse uçak düşerken sığınabileceği bir Allah var ama yaşamına da müdahale etmiyor. Hayatına bir yaptırımı yok. Bu çocuklarda popülizmin çok ciddi etkisini görüyorum.

Toplumda kabul görmenizi sağlayan bir şey olduğunda bu isteniyor. Bu motosiklet kullanmak da, çok güzel bir güneş gözlüğü de, bir kafeyi kapatacak paranın olması da olabilir, deist ya da ateist olmak da olabilir. Keman çalmak nasıl havalı bir şeyse inanç konuları da havalı olabiliyor. Özel ve değişik geliyor. Bu gençlerin bir kısmı  deist ve ateistin tam olarak neye karşılık geldiğini bile bilmiyor” diyor.

Deizmin bir isyan, inkarla beraber duvarları yıkarak yeni bir alan elde etme gibi algılandığını ifade eden Hatice Naç, sebepleri de şöyle açıklıyor: “Müslüman aileler çocuklarını yetiştirirken zulmettiler. Kendi travmalarını o kadar çok akıttılar ki gençlere… Başörtüsünden dolayı okuyamayan, bunun üzerinden dini suçladı. İslam’ın hep kaybeden tarafıyla ilgili konuştuk.

STK’larımız da savaşta ölen çocuklar, zulüm gören Müslümanlar üzerine odaklandı. Çeçen Savaşı döneminde, arkadaşımın oğlu yedi yaşındaydı. Bir gün yanımıza gelip ‘Ben kafir oldum’ dedi. Neden diye sorduğumuzda, ‘Çünkü hep onlar kazanıyor, ben kazanmayı severim’ dedi.

Cepheyi ev içinde kaybettik

Aile içinde anneniz, babanız, kardeşlerinizin davranışlarından etkilenirsiniz. Evde anne baba sağlıklı bir inanç içindeyse, secdeye varmak için, namaza doğru giderken mutluysa, bu evde çocukla ‘namaza başla’ diye konuşulmaz zaten.

Çocuk aklı başına geldiğinde ‘Evet ben inandım. Çünkü siz de inanıyorsunuz. Bunun detayları ne’ diye sorar. Ama biz dindar aileler olarak cepheyi ev içinde kaybettik. Ev içinde kompleks davranışlar var, İslam’ın da doğru algılanamaması gibi bir durum var çünkü.

Sevgiyi unutup hep kanunu konuşuyoruz

Yargılayan, baskılayan bir yaklaşımla, İslami örnekliklerde, Allah’ı sevdirmede bu çocukları ıskaladık. Çünkü Allah’ı sevdirmeyi değil sürekli kanunları konuştuk. Allah isteseydi Kuran’ın ilk satırına bütün fıkhi kuralları koyardı. Onun yerine 15 yıl ahlak, edep, inanç konuşuldu. Sonra namaz, içki yasağı başladı.

Bizse inanmaya karşı barikatlar ördürecek davranışlar gösteriyoruz. Bir türlü kalbe çalışamıyoruz. O nedenle kalbi deist ateist olduğuna inanan ve belki de dindar ailesine hesap kesen, bunun intikamını almak için ya da bir tepki için başka olan kalpleri kapalı gördüğümüz için bir şey yapamıyoruz.”

Arjantin’den Antep’e yerleştiler

Hatice Naç, iç etkenlerin yanı sıra misyonerler gibi dış etkenlere de dikkat çekiyor. “Ateizm, deizm ve madde bağımlılığı yayan ekip müthiş profesyonel çalışıyor. Asla hedef kitlesinden vazgeçmiyor. Aileler çocuklarını ya aşırı serbest bırakıyor ya da aşırı baskılıyor. İkisi arasında savrulan genç kendince itilmiş hissediyor, zaten ilgilenilmeyen ailelerin çocukları ise kendince savrulup duruyor. Tam o esnada bu ekipler çocuklara ulaşıyor.

75 Arjantin’li 3 ay önce işini gücünü bırakıp gelip Antep’e yerleşti. Suriyelilere yardım etmek istediklerini söylüyorlar. Aylardır Suriyelilerle çalışıyorlar. Bu çocukları örgütlemek için birçok STK, vakıf kurdular. Bunlar gelen çocukları nasıl organize edebileceklerinin denemelerini yapıyorlar.

Misyonerlik, olmadı ateizm, olmadı deizm üzerine çalışıyorlar. Van’da 100 Koreli üniversite öğrencisi var. Uluorta durdurup tanışıyor ve inançlarını yaymaya çalışıyorlar. Madde bağımlılığına alıştırmaya çalışanlar da bunlar. Maddeye alışan çocuk zaten daha sonra deizm, ateizme kadar gidebiliyor.”

Yolda şarkı söyleyebilmek için deist oldum

Hatice Naç, yakın temasta olduğu bir genç kızın kendisini deist olarak tanımlamaya giden sürecini ise şu sözlerle anlatıyor: “Devleti tanımadığı için nüfus cüzdanı bile almayan bir ailenin çocuğu. Aile çocuklarını da bu ahlakta yetiştirmiş. İmam Hatip’e gidiyor. İkinci sınıfta okul çevresinde birileri ile tanışıyor. Yavaş yavaş bazı ifadeler kullanmaya başlıyor. Deizm zaten genelde tanışmalar, ilişkilerle başlıyor.

Sonrasında çocuğa verilen birkaç kitap, biraz muhabbet ederek aslında ne kadar gereksiz bir baskı altında kaldığı, birey olarak ne kadar önemli olduğu anlatılıyor. Derken kız deizmi seçiyor. Açılıyor. Ailede kriz oldu tabi. Çok ağır geldi, bunun etkisi oldu mu bilinmez, ama baba kalpten vefat etti. Kızla konuştuğumda deist olma sebebini ‘Ben yolda şarkı söylerken seke seke yürüyebilmek istiyorum. İslam buna izin vermiyor” diye anlattı. Deist olma nedeni buydu. Bir çocuğa çocukluğunda bile bunu yaptırmayınca bu içinde bir ukde olarak kalıyor.

***

Kızım deist oldum dedi

Kendi isteği ile örtünüp, kendi isteği ile namaza başlayan bir lise öğrencisi ailesine artık farklı inandığını söyleyerek deist olduğunu açıkladı. Süreci annesi şöyle anlatıyor: “Kızım kendi isteğiyle örtündü. Kendi isteğiyle de dinin emirlerini yerine getirmeye çalışıyordu. Ergenliğin ilk başladığı dönemlerde kızımda bir takım değişiklikler gördüm. Örtüsünü farklı bağlamak, dar pantolonlar giymek istedi. Buna itiraz ederek, başörtüsüne uygun kıyafetler giymesi konusunda zaman zaman bir takım uyarılarda bulundum.

Giderek okuduğu ve izlediği şeyler farklılaştı. Bütün bunların ergenlik süreciyle ilgili olduğunu düşünüyordum. Fakat bir gün kızımın okulundan çağırıp, ‘Kızınızın garip düşünceleri var, biliyor musunuz’ dediler. Kızım inanç durumunu arkadaşına anlatmış, o da din bilgisi hocasına söylemiş. ‘Kızınızın durumu bu başınızın çaresine bakın’ gibi bir yaklaşım sergiledi öğretmenleri.

Sonra bir gün kızımdan gelip: ‘Anne ben artık deist oldum. Lütfen bana baskı yapmayın. Başımı da açacağım. Namaz kılmak da istemiyorum.’ dedi bana. Hemen önce internete koşup deizmin ne olduğuna tekrar bakma ihtiyacı hissettim.Benim kızım, hele bizim gibi dindar, hassas, dini bilgilerin kendisine yeterince ve gerektiğince verildiği, dini yaşayan ve uygulayan bir aile. Gittiği okul da dini hassasiyetleri olan bir okuldu.

Sürekli bu sürece kızımın nasıl geldiğini düşündüm. Konuşmaya çalıştığımda birkaç kelime söyleyip kendisini konuşmaya kapatıyordu. Psikologlara açılabileceğini düşündüm. Bu nedenle hem kendim destek almaya hem de çocuğumu götürmeye çalıştım. Fakat o gitmek istemiyordu çünkü psikolojik bir sorun yaşamadığını düşünüyordu. ‘Ben inanç değişikliği yaşadım’ diyordu. Psikologlara da açılmayı reddetti. Çünkü götürdüğüm psikologların ona din anlatmaya çalıştığını düşünüyordu.

İsyan arzusu da etkiliyor

Ergenlik psikolojisi zaten isyan etmek üzerine kurulu. Dindar kesimin içinde bulunduğu rahatlık, belki iktidarda olması, onun egemen bir güç olarak görülmesi, toplumsal olarak da etkili oluyor diye düşünüyorum. Bir zamanlar laik ailelerin çocukları, ‘ben dindar oldum, başımı örteceğim’ dediği zaman çok büyük bir kırılma yaşanıyordu. Çok sayıda insan dine döndü. Şimdi tam tersi oluyor. Egemen kültür hangisiyse buna itiraz eden, isyan eden gençler çıkıyor.

Ama sadece iç etkiler değil, dış etkilerin de çok önemli olduğunu düşünüyorum. Mesela Kore dizileri ve Japon Mangaları. Bunlarda hiçbir dini inanç, cinsel kimlik yok. Yine Uzak Doğu’dan bir takım misyonerlerin ama Hristiyanlık misyonerliği değil, dinsizlik misyonerlerinin ülkemize gruplar haline gönderildiğini öğrendim. Onların sevimli, cana yakın görüntülerinin de etkisiyle insanları hızla dinden soğutabildiklerine dair duyumlar aldım.

Çocuklar normal popüler kültür ile besleniyor. Dizileri de izliyorlar. İçlerinde muhtemelen o hayata dair bir özlem de var. ‘Ben inanıyorum, Müslümanım ama artık mini etek giymek, erkek arkadaşlarımla kol kola gezmek istiyorum’ deme gücü yok hiçbir kızda. İnancıyla tutarsız olmayı göze alamıyor. O nedenle inancını değiştiriyor. Yaşamak istediği hayat için inancını değiştirmeye karar veriyor.

Sonradan öğrendiğime göre kızımı bu sürece götüren sebepler arasında okuldaki öğretmenlerin din konusundaki tutumu da çok etkili olmuş. Çünkü geleneksel şekilde çok baskı yapıyorlardı. Bir tel saçınız gözükürse şöyle olur, şunu yapmayın, gülmeyin. Sorularına alamadıkları cevaplar da çocukları buna itmiş. Çocuklar diyorum çünkü tek değildi kızım. Okulda başka çocuklar da vardı böyle düşünen. Onlarla arası da çok iyiydi. O çocukların aileleriyle konuşmaya çalıştım ama hiç bir şeyden haberdar olmadıklarını gördüm.

Benim kızım bize deistim diye deklare etmişti. Ama o kızlar bunu ailelerine söyleyemediği için gayet mazbut, dindar kızlar gibi yaşamlarına devam ediyorlar. Ama zihin dünyalarında kiminin deist, kiminin ateist eğilimleri var. Belki ileride değişecektir ama şu anda böyle düşünüyorlar, düşündükleri gibi yaşamıyorlar.

13-17 yaş arası çocuklar bunlar. Çok da felsefi olarak ateizmi deizmi incelemiş değiller. Kulaktan dolma bilgilerle, popüler edebiyat dergilerinden okudukları 3-5 satırla inanç değiştiriyorlar. Ortak paydaları ise dindar ailelerin çocukları olmaları.”

***

Bilgisayar ve cep telefonları çocuklarımızı çaldı

İlkokula kadar dinle bağı gayet iyi olan bir erkek çocuğu, üniversite çağında ateist ve intihara meyilli bir hale geldi. Süreci babası şöyle anlatıyor:

“Erzurumlu bir aileyiz. Anne-baba olarak kendimizi dindar bir aile olarak tanımlayabiliriz.  Çocuğumun din ile bağı ilkokula kadar iyiydi. Benle ve dedesi ile camiye gider, oruç tutar bir problem yaşamazdı. Camide uslu durur, aşırılık göstermezdi. İyi bir izleyici ve gözlemciydi.

Çocuğum 6 yaşında evimize giren bilgisayar ile tanışması ve oyun bağımlılığı başlamasından sonra; anne ve babasına karşı bir direnç ve inatlaşma başladı. Bilgisayarın sınırlanması veya yasaklanması hoşuna gitmedi. Biz uyuduktan sonra gece kalkıp bilgisayar oyunu oynuyordu. Bir de küçük kardeşini kıskanması uyumsuzluğunu daha da arttırdı. Yalan en büyük sorunumuzdu. Burada anlatamayacağım başka sorunlar da vardı. Ardından ortaokulda başarısızlık geldi. TEOG imtihanı bu sorunluluk sürecini arttırdı. Hiçbir okulu kazanamadı. Ben de seni düz liseye gönderip serseri edemem diyerek İmam-Hatip lisesine kayıt yaptırdım. Bu bir zorlamaydı, belki de benim bir hatamdı. Oradaki hocaların da olumsuz katkısıyla bu süreçte din düşmanı ve ateist hale geldi.

Ortaokul ve lisede çalışsın diye, bilgisayara fazla takılmasın diye sınırlama yaptık. Din konusunda baskı yapmadık. Ancak inatlaşma hiç bitmedi, artarak devam etti. Biraz da anne-babaya inat yapma ve bizi acaba ne daha çok üzer diye bu yola sapmış olabilir. Bize bunu üniversiteye gittikten sonra açıkladı. Orada da sol ideolojiye kaydı. Şu anda bizimle inatlaşmıyor, birbirimizi anlamaya çalışıyoruz. Ancak içinde büyüttüğü kin ve nefret devam ediyor.

Üniversiteyi Antalya’da okudu. Önce benim bulduğum dindar bir vakıf yurdunda kaldı. Ancak 3 ay sonra Müslümanlara vs. saydırarak, birçok bahaneyle birlikte özgürlük adına öğrenci evine taşındı. Sınıfını geçemediği ve alttan dersleri çok olduğu için,  4 senelik okulunu 7. senede belki bitirecek.

Psikiyatrik bunalımlar yaşadı. İntihara meyilli hale geldi. Sonra ateist, rafizi bir kızla tanışıp iki senedir ilaçlarını bıraktı, en azından hastalığından kurtuldu.  Hayata bağlandı. İşe girdi, uykuları ve psikolojisi düzelme yoluna girdi. Okulu bitirme amacını hedef haline getirdi.

Kabullenme yoluna girdik

Süreci başlamadan fark etmek pek mümkün değil gibi. Çünkü ortaokulda iken ‘evladım namazını kıl’ şeklinde baskı değil, teşvik ediyorduk. Ancak namazı hep odasında kılıyordu. Yani kamusal alanda namazını görmemeye başlamıştık. Bunu normal ergenlik ve gençlik problemi saydığımızdan üstüne gitmiyorduk. Nereden bilelim Allah ve peygambere inanmıyorum sürecine kadar geleceğimizi.

Bizim açımızdan eşik aşıldıktan sonra ne tavsiye edebilirim bilmiyorum. Baktık ki zorlamayla olmayacak, onu üniversite sürecinde kabullenme yoluna girdik. Ben babası olarak daha erken kabullendim. Anne çok zor kabullendi bu gerçeği.  Çünkü intihar tehlikesi çok ciddi bir sorundu. Psikiyatra da götürdüğümüz için bunun numara değil gerçek bir sorun olduğunu öğrendik. O yüzden biz öncelikli olarak dini meselemize değil, hayata tutunması ve hayatta kalmasını sağlamaya çalıştık. Neticede bugün oğlumuz 25 yaşında ve o kızla okul bittikten sonra evlenmeyi düşünüyor.

Düzeltmek noktasında bu tip durumlarda anne-baba tavsiyesi kesinlikle faydalı olamaz. Ya bir Müslüman kız bu kişileri düzeltebilir gönül bağıyla, ya bir abi/abla/dost olarak düzeltebilir. Herkesin reçetesi ayrıdır. Sorun uçurumdan da büyük. Tek umudumuz duamız. Hayatta olduğu ve kendisine bir hedef belirlediği sürece bir gün bu süreç eski haline dönecek. Doğru yolu bulacak, ben en azından buna inanıyorum. Bu nesil böyle. Bilgisayar ve cep telefonlarıyla çocuklarımızı bizden çaldılar. Biz buna ne yaptıysak engel olamadık.”

Gerçek Hayat Dergisi/ Emeti Saruhan

Okunma Sayısı : 5.496

Yorum yapın

“Anne Ben Deist Oldum” için 29 Yorum

  1. Cevdet diyor ki:

    Merhabalar….
    Yılların birikintisinin bir sonucu olan bu çarpık inanç değerlerinin din motifi adı altında, şovenizme dönüşen din olgusu, maalesef cehalet kültürüyle doldurulma çabalarının yanılgısı bugünkü evlatlarımızın içine düştüğü deprem ve depresyon, bugün bırakın çocuklarımızı aileler bile deist olduğunun farkındalığında değil inançlarının, hikayeleştirilmiş bir peygamber, kalıp ve şekilsel kutsiyetten çıkarılmayan kitap , ancak toplumu körükörüne seven , ama gerçekte mutlak sevginin boyutunu peygamberde anlamayan Kuran’da tanımayan bir topluluk hissi olarak nereye kadar giderse biz son durum oraya geldik…maalesef acımız büyük kaybımız derin idrakimiz kör anlayışımız imha olmuş, Allah bize idrak Fehim ve hikmeti tez zamanda buluşturmayı nasip etsin, selamlar duyarlılığınız için Allah razı olsun

  2. Yahya diyor ki:

    Hayırlı Cumalar olsun…
    Ve bu mübarek günde ve mübarek 3 aylarda,
    lütfen dualarınızdan eksik etmeyiniz, beni…

    Selam ve dua ile

    • Feyza diyor ki:

      Yahya bey, hepimize soylediniz sanirim bunu degil mi, yoksa Sema ablaya mi..
      Kendi adima ederim, insaallah bir muskulunuz, muhim bir probleminiz yoktur. Sayet varsa da Allahu Teala kolaylikla cozulmesine yardim etsin, su gibi aksin gitsin insaallah isleriniz. Rabbim umdugunuz ve hic ummadiginiz yerlerden riziklandirsin, hayirli vesileler halk etsin.
      Selam ve dua ile.

      • Yahya diyor ki:

        Feyza hanım,

        Allah razı olsun sizden. Tüm site sakinleri için söylemiştim.
        Problemden daha çok iş yoğunluğu, sıkıntı…
        ülkemizin geleceği ile ilgili endişeler…
        (…)
        namazımı eda ederken zihnim çok farklı mecralara gidiyor :(
        bazen kurtulamıyorum, tekrar kıldığım oluyor….

        Tekrar teşekkür eder, bu mübarek kandilinizi, site sakinleriyle :) beraber kutlarım.

        Allah’a emanet olunuz.

        • Feyza diyor ki:

          Yahya bey, rica ederim. Kusura bakmayin birkac gun girip okuyamadim. Namaz esnasinda bu gibi vehimler hepimize zaman zaman malesef oluyor daha az ya da fazla yogunlukta olsa da bu var..
          Ben birseyi cok kafama taktigim zaman uyku ile uyaniklik arasinda halusinasyonlar dahi goruyorum :(
          Birbirimize hep dua edelim. Benim de saglik problemlerim var biraz, sizler de bana bu aralar dua edin. Kandil icin de tesekkur ederim, Allah razi olsun.
          Selam ve dua ile..

  3. Misafir diyor ki:

    İNANÇSIZIN SONU

    “Dediler ki: ‘Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını hâline
    geldikten sonra mı tekrar diriltileceğiz?” (Mü’minûn, 23/82)

    ‘İnanmıyorum’ demek kolaydır, ama bir o kadar zor. Kolaydır, çünkü ‘inanmı-
    yorum’ kelimesi ağızdan bir çırpıda çıkar nihayetinde. Tıpkı diğer söylenmesi kolay
    kelimeler gibi: ‘Uykum geldi’, ‘karnım acıktı’, ‘üşüdüm’, ‘inanmıyorum’. Aslında di-
    ğerleri gibi değildir, o kelime. Doğal değildir, çünkü. İnsan soğuk olunca üşür, sı-
    caktan terler, ama doğa, toprağın derinliklerinden göğün yükseklerine kadar hayatı
    cıvıl cıvıl haykırırken, inanmamak hiç de doğal ve kolay değildir. İnanmayan insan,
    düşünmemiştir yeterince, göz gezdirmemiştir doğadaki olaylara. Zihinleri karışıktır,
    inanmayanların, bazen her şeyin sahibinin Allah olduğunu düşünseler de, ‘Yedi Gö-
    ğün Rabbi, Arşın Rabbi; Allah’tır’ deseler de, öldükten sonra çürümüş bedenlerinin
    tekrar hayat bulacağını bir türlü akılları almaz (Mü’minûn, 23/85-86).

    Bazen inançsızlara, uyarıları yapanlar sıradan insanlar da değildir. Bir Peygamber
    çıkar karşılarına, anlatır onlara, bıkmadan, usanmadan. Karşılığında düşünür ya da
    düşünür gibi yapar inanmamakta direnen insan; “Bunlar, peygamberlik iddiasında
    bulunan adamın uydurduğu sözler”, der, ya da “başkalarından almış olmasın?”
    diyerek kendini avutur (Mü’minûn, 23/4-5). Oysa bilse “O kitabı, göklerin ve yerin
    sırrını bilen indirmiştir.” (Mü’minûn, 23/6) Bu öğütleri veren Allah’tır. Aklı almaz, bir
    türlü direnen insanın, “Bu ne biçim peygamber ki, yemek yiyor, çarşıda, pazarda
    dolaşıyor. Ona bir melek indirilseydi de, bu onunla beraber bir uyarıcı olsaydı ya!”
    diye mırıldanır (Mü’minûn, 23/8). “O’nun benden ne üstünlüğü var ki?” der. “Hadi,
    hazinesi olsa, ürününden besleneceği bir bahçesi olsa” takılayım peşine ama… Yok,
    işte, yok! (Mü’minûn, 23/8)

    Aslında bilse ki, “bütün peygamberler yemek yerler, çarşıda pazarda gezerlerdi.”
    (Mü’minûn, 23/20) Allah, inanmamak için direnen insanı “bir zamana kadar, gaflet ve
    şaşkınlığıyla baş başa bırakır” (Mü’minûn, 23/54), onu paraya boğar, inançsızın çocukları
    olur, boy boy… Bu dünyadan hiç ayrılmayacağını sanır (Mü’minûn, 23/55-56).
    Din duygusundan yoksun, zamanla kendi nefsinin arzusunu tanrılaştırır (Mü’minûn,
    23/43). Aslında böyle yapmakla farkında olmadan insanlıktan çıkar, hatta hayvandan
    daha aşağı duruma düşer (Furkân, 25/44). Acınacak haldedir artık, dünyada yapıp
    ettikleri, “ıssız bir çöldeki serap gibidir. Susamış kimse serabı su sanır, yanına
    geldiğinde hiçbir şey bulamaz ya! İşte öyle. Veya inançsızın dünyada yaptığı işler
    derin bir denizdeki karanlıklar gibidir. Hırçın dalgalar her yanını sarmıştır, üstüne
    karanlık bulutlar çökmüştür, karanlık içinde yeni bir karanlığın başladığı, göz gözü
    görmez bir deniz üzerine gelmektedir.” (Nûr, 24/39-40) “Allah onun amelini dağılmış
    zerreciklere çevirmiştir” (Furkân, 25/23).

    Derken hayat biter, o zaman anlar her şeyin boş olduğunu. “Rabbim! Beni dünyaya
    geri gönder, ne olur geri gönder, güzel şeyler yapayım” diye yalvarır. Hayır! Bu
    arzu, boş hayaldir. Onun arkaya, dünyaya, sevdiklerine, çocuklarına, parasına ve
    itibarına dönmesine engel bir perde çoktan çekilmiştir (Mü’minûn, 23/99). Beklemekten
    başka çaresi yoktur artık.

    Hesap günü, şaşkınlığı ve pişmanlığı daha da artar, “(çaresizlik içinde) ellerini
    ısırıp, homurdanır: ‘Ne olurdu, ben de peygamberin yolundan gitseydim. Yazıklar
    olsun bana, keşke beni yoldan çıkaranları dost edinmeseydim! Kur’an da hazır bana
    kadar gelmişti! Beni, dost bildiklerim saptırdı.” (Furkân, 25/27-29)
    Mizan, sorgu derken, tutarlar onu, yüz üstü, yaka paça cehenneme sürüklerler
    (Furkân, 25/34). Artık kimden yardım istesin? Çok güvendiği çocuklarından, akrabalarından,
    adamlarından da yardım isteyemez ki! “Sûr’a üfürüldüğü zaman, ne
    aralarında soy-sop yakınlığı kalmıştır, ne de birbirlerini arayıp soracak durumdadırlar”
    (Mü’minûn, 23/101). Tartısı da pek hafif gelmiştir hani, (Mü’minûn, 23/102) bir
    savunma yapabilsin.

    Ateş yüzünü yalamaya başlamıştır bile. Cehennem çok yakınlarda bir yerlerde
    olmalıdır. Yüzü kavruluverir, sırıtıyormuş gibi, dişleri öne çıkıvermiştir (Mü’minûn,
    23/104). Çektiği acıya mı yanmalı, çirkin suratının hâline mi?! Derken Allah seslenir,
    bir umut doğmuştur, içine. Acaba affedilecek midir? “Ayetlerim sana okunuyordu ve
    sen onları yalanlıyordun, değil mi?” der Rabbi. Titrek bir sesle cevaplar, Rabbini: “Ey
    Rabbim! Ben azgınlığıma yenik düştüm, sapıttım. Ey Rabbim! Beni buradan çıkar.
    Eğer (tekrar günaha) dönersem yine at,” ama şimdi çıkar, ne olursun!”
    Allah seslenir, son kez: “Aşağılık içinde kal orada, artık benimle konuşma” diye
    (Mü’minûn, 23/105-108).

    ‘Aman Allah’ım ses kesildi, Allah bana bir şans daha vermiyor. Mahvoldum, ben!…’ diye hayıflanır. Çok geçmez, “görevliler ellerini boynuna bağlarlar, tepesi üstü cehennemin daracık bir yerine atıverirler, onu. Ümitleri tamamen tükenmiştir, artık. Yok olmak ister, unutulmak, hiç olmamış olmak. Bir ses kulaklarında yankılanır, uzaklardan, o an: “Bugün bir kere yok olmayı isteme, birçok kere yok olmayı iste!” diye (Furkân, 25/13-14) …

    Orada onu yeni bir hayat beklemektedir, hiç kolay olmayan bir hayat. Öyleyse
    öte dünyada benzer durumlara düşmemek için, hazır elimizde fırsat varken, inancı-
    mızın gereğini yapalım, dinimizi yaşayalım.

    KUR’AN’DAN ÖĞÜTLER İSİMLİ KİTAPTAN ALINMIŞTIR.
    MAKALE YAZARI: Doç. Dr. Soner GÜNDÜZÖZ

  4. Cihad diyor ki:

    Bir Müslüman Neden ve Nasıl Deist Olur?

    Ülkemizde Deizm’in (ya da Teizm’in) hızla yayılmaya başladığı söylemi bi hayli zamandır gündemde.

    Hatta yakın zamanda Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu kendisiyle görüşen bazı tesettürlü deist’lerin varlığından bahsetmişti.
    Modernist çevreden bazı kimseler ise Deizm’in kaynağının “geleneksel İslâm anlayışı” olduğunu(!) iddia ediyorlar gerçek sebepleri gizleme çabasıyla.

    Peki bir Müslüman neden ve nasıl deist(ya da teist) olur?

    Meseleyi teknik bir üslûb yerine sade, basit bir şekilde ele almak, okuyacak olan insanlar için daha ehven olacaktır.

    Deizm’in metodu yani “Allah var ama din yok, peygamber yok, kitap yok, emir ve yasak yok, herşey serbest” inancı tamamen “inkâr” üzerine kuruludur, sebepleri farklı farklı olsa da sonuca giden yol “inkâr” vasıtasıyla geçilir.

    Modern zamanlara gelinceye kadar ümmet içinde ateizm ya da deizm gibi sapkınlıklara tevessül, -bilinecek ya da kayıtlara geçecek şekilde/oranda- hiçbir zaman olmamıştır.
    Tâ ki Batı’dan esen modernizm, reformizm rüzgarı ile yavaş yavaş ateizm’e ve deizm’e de ilgi alaka duyulmaya başlandı.

    Müslümanlar tabii ki direk deist ya da ateist olmuyorlar. Müslümanlıktan deizm’e veya ateizm’e geçişi yumuşak hale getiren, bir sıçrama tahtası, manivela görevi gören bazı ara birimler var.

    Bu ara birimlerin başında gelen ve en önemlisi olan şüphesiz Mealciliktir.
    Deizm’in temelinde inkar var, bu inkâr metodunun başlangıcında ise oryantalistlerden devşirilen sapkın fikirleri alıp ümmete yedirmeye çalışan modernistlerin, mealcilerin mezhepleri, hadisleri, Ehli Sünnet akaidini, Sahabeyi ve nihayet Peygamberi devre dışı bırakıp bağlayıcılığını inkar etmesi en büyük etkendir.

    Mealci güruh tüm bu etkenleri devre dışı bırakıp insanları sadece Kur’ân ile başbaşa bıraktıklarında, Batı’da hıristiyanların her birinin kendine özgü bir incili olduğu gibi herkes kendisine özel bir Kur’ân anlayışı ortaya koyuyor. Daha sonra ise her türlü metodu, usulü reddeden, her türlü kaynağı reddeden bir mealci geldiği son noktada durmuyor, onu orda durduracak hiçbir sebep kalmıyor çünkü, Mealci gürûhun etrafına topladığı avâneleri ile dini anlama noktasında yaşadıkları süreç kısaca şöyle;

    – “Mezheplerin gerçek İslâm’la alakası yoktur. Mezhepler aklı kısıtlamaktadır. Mezhepleri reddet. Senin tek ölçün akıldır. Aklınla dini kendin anlayabilirsin.”

    – “Tamam reddettik hocam”

    – “Hadislere güvenemeyiz, çünkü hadisler için Allah herhangi bir koruma vaat etmemiştir. Hem zaten içlerinden birçok zayıf ve uydurmalar var, birçoğu da akla uymuyor. Hadisler bağlayıcı olamaz. Hadisleri de reddedin. Aklınız rehberiniz ölçünüz olsun. ”

    – “Tamam hadisleri de reddettik hocam..”

    – “Sahabe dediğiniz kişiler Peygamber öldükten sonra iktidar mücadelesine giren insanlar. Öyle zannettiğiniz gibi tartışmasız adalet sahibi, güvenilir insanlar değiller. Zaten içlerinde münafık(!) olanlar da var. Sahabe’nin otoritesi ve bağlayıcılığı karşımıza birçok sorun çıkarmaktadır. Sahabenin otoritesini, bağlayıcılığını da reddedin. Aklımız bizim ölçümüzdür. ”

    – “Tamam onları da reddettik hocam.”

    – “Peygamber sadece tebliğ ile vazifelidir. Peygamber Kur’ân dışında hüküm koyamaz. Yani Hüküm koyabilecek olan, Din hakkında ahkamı belirleyecek olan sadece Allah’tır. Peygamberin Kur’ân’ı açıklamak, tefsir etmek, hüküm koymak gibi yetkileri yoktur. Peygamber şahsî olarak bağlayıcı değildir. Onun tebliğ ettiği Kur’ân bağlayıcıdır sadece. Peygamberin dinde otorite sahibi olduğunu, hüküm koyma yetkisi, Kur’ân’ı açıklama yetkisi olduğunu da reddedin. Bizim aklımız var, Allah kur’ân’da birçok yerde akledin diyor, aklınızı kullanın diyor. O halde biz Kur’ân’ı aklımız ile okuyup anlayacağız..”

    – “Tamam onu da reddettik hocam”

    – “Hah. Şimdi istediğimiz noktaya geldiniz. Kur’ân bize yeter, O Allah’ın kitabıdır, üzerinde hiçbir şüphe yoktur. Bizim için tek bağlayıcı Kur’ân’dır. Kur’ân’ı anlayabilmek için akıl yeterlidir. Kur’ân apaçık ve anlaşılır bir kitaptır.”

    – “Tamam hocam..”

    Tabii ki bu “tamam hocam”cılar burada da durmuyor… Önüne konulan meali okurken karşılaştığı bazı ayetler aklına uymuyor, o tarafa yatırıyor olmuyor, bu tarafa yatırıyor olmuyor. Ne yapsa da, nasıl tevil etse de akla uymayan ayetler bu “tamam hocam”cıları müthiş rahatsız etmeye başlıyor. Bir süre kısır tevillerle geçiştiriyor bu rahatsızlığı.. Ama hafif hafif batmaya devam ediyor..

    Sonra düşünmeye başlıyor; “Yav ben bu noktaya herşeyi inkâr ederek geldim. En sonunda Peygamberin otoritesini ve bağlayıcılığını, hüküm koyma yetkisini bile reddettim. O halde hiçbir otoritesi, bağlayıcılığı, hüküm koyma yetkisi olmayan bir peygamberin tebliğ ettiği “Bu Kur’ân’dır, Allah bana bunu vahyetti” dediği Kur’ân neden bağlayıcı olsun benim için?

    Neden onca kaynağı, kriteri reddetmeliyim de sadece Kur’ân benim için bağlayıcı olmalı?

    Bu din 1400 yıldır Ümmet-i Muhammed tarafından yanlış, hatalı yaşanmışsa, nasıl olmuştur da Kur’ân bizlere kadar ulaşmıştır?

    Aklımıza uymayan dinden olamaz ise, Kur’ân’da bunca aklıma uymayan ayeti ne yapacağım ben?”

    Hocasına gidip bunları sormaya, sorgulamaya başlar. Ancak hiçbir zaman onu tatmin edecek, engelleyecek, durduracak bir cevap bulamaz.

    Ve sonrasında inkâr’ı kendine düstur edinen mealci vatandaş, diğer bütün kaynakları unsurları reddederken kullandığı akılcı pervasızlığı ve cüreti yine devreye sokup Kur’ân’ı da hiç korkmadan çekinmeden inkâr edecektir ve nur topu gibi bir deist/teist çıkacaktır ortaya. Çünkü bu vatandaş aklını ölçü edinmiştir, hocalarının onca çabası ve rehberliğiyle.

    Hiçbir Müslüman önce mealci, modernist olmadan deist/teist olamaz. Hiçbir Müslüman, “Mezhepler beni çok rahatsız ediyor, o halde ben deist oluyorum” demez, “Tasavvuftan bıktım, o zaman ben deist oluyorum” demez hiçbir Müslüman. “Hadisler beni çok kısıtlıyor, o halde ben deist oluyorum” demez hiçbir Müslüman. Bütün bu unsurlardan, kaynaklardan rahatsızlık duyan Müslüman direk deizm’e geçmez, çünkü önünde Kur’ân var, önce mealci, Kur’ân yeter’ci olması gerekir.

    Deizm’e, Teizm’e bir kayma varsa Türkiye’de, bunun önünü açan, aklı putlaştırmayı düstur edinmiş olan modernizm’dir, mealciliktir. Bu noktada Deizm’in mahiyetine ve Türkiye’de yayıldığı söylemine de değinmek gerekiyor.
    Deistlerin bir kısmı ahirete de inanmaktadır, bir kısmı ahirete inanmaz, insanların ölünce yok olup gideceğine inanır, bir kısmı da reankarnasyona inanır, fakat nereden bakılırsa bakılsın, hangi çeşidi, versiyonu baz alınırsa alınsın, baştan sona bir çelişkiler yumağıdır.

    “Türkiye’de deizm’e kaymalar/geçişler çoğalmaya başladı” lakırdısı da kanaatimce doğru bir analiz değildir. Çünkü Türkiye’de düşünsel bir kriz yaşanmıyor şu anda.
    Türkiye’de inanç alanında, din alanında yaşanılan ya da ortaya çıkan krizlerin büyük çoğunluğu (mealcilik, tarihselcilik, modernizm, deizm, ateizm gibi) düşünülerek varılmış, ortaya çıkarılmış sonuçlar, tezler, argümanlar değildir. Aksine, “sokma akıl” mesabesindeki batı patentli bu krizlerin düşünülmeden kabullenilmiş halidir.

    Bir Müslüman’ın gerçek bir deist olabilmesi kolayca gerçekleşecek bir durum değildir.
    Hatta “deizm” kelimesi bile boş-beleş türetilmiş bir tanımdır.

    Yani kafası karışık olan ya da İslâmî hükümlere itaatin işine gelmediği cahilleri tanımlamak adına bulunmuş yakışıklı afilli bir kelimedir “deizm”.

    Deizm, düşünsel bir kriz sonucu, düşünsel bir çaba, emek sonucu ulaşılmış bir varış noktası bir karar değildir. Aksine düşünülmeden ulaşılan bir sonuçtur. Eğer kişi gerçek anlamda ve Murâd-ı İlâhî doğrultusunda düşünmeye başlarsa, işte o zaman bu kriz meyvesi ideolojilerin tamamı yokolmaya başlayacaktır.

    Yani; doğru ve sağlıklı şekilde, fıtrata uygun şekilde yapılacak bir düşünme faaliyetinin ulaşacağı yegane hakikat mertebelerinden ilki “Allah’ın Varlığı ve Birliği” olacaktır. Devamında ulaşılacak ikinci hakikat mertebesi ise, ilk hakikat doğrultusunda Yüce yaratıcı’nın yarattığı varlıkları asla başıboş bırakmayacak olması, belli ve sabit
    emir ve yasaklar koymuş olduğu hakikati olacaktır.

    Gerçek ve doğru bir düşünme faaliyetinin kaçınılmaz/zorunlu sonuçlarıdır bunlar.”Ben düşünerek Deist oldum/Ateist oldum” ya da “Ben düşünerek mealci oldum/tarihselci oldum” diyen kişi ya doğru düşünmeyi bilmiyordur(ahmaktır) ya da diğer seçenek olarak yalan söylüyordur.
    ——————————–
    Şükrü Yaşar

  5. Cihad diyor ki:

    1) Çokca maksadlı bir tartışma olarak görüyorum çünkü “Ben yolda şarkı söylerken seke seke yürüyebilmek istiyorum.” diyen bir gencin niçin böyle dediğini ve bu hissi onda kimin inkişaf ettirdiğini sorgulayamanlar, ebeveyninin bizzat doğurup, zahmetini gördüğü evladına müdahalesini ve beklentisini ifade etmesini problemmiş gibi bize sunuyorlar. Başka bir deyişle modernitenin seküler/hazcı/egoist kalıplarının zihin ve kalpleri işgal etmesine itirazı olmayan ve şahit olduğumuz bir gayreti de olmayan kesimler, şefkat ve sahiplenme arzusu ile (ciddi hatalar yapılsa bile) evladını uyarmasını yanlış birşeymiş gibi gösteriyor. Küresel sistem nesilleri tamamen ele geçirmek, anne ve babanın etkisini daha da minimize etmek için birenbire bu tartışmaları alevlendirdi diye düşünüyorum. Müslümanların en serbest olduğu dönemde bile, baskıdan ve kurallardan şikayet ediyorlar. “eyvah..! yetişin babam mini etek giymeme müsade etmiyor.” gibi ifadelerle sanki mini etek giyseydi deist olmıyacaktı(Veya hidayete erecekti) gibi absürt çıkarımları ima ediyorlar. Modernist hayatın sahte renkleri ile nefsi azdırılmış ve aklı başından uçurulmuş ve gözleri boyanmış bu gençlerin bu isteklerine rıza gösterince onları frenleyebilecekmişiz gibi sığ görüşler sıklıkla okumak dayanılır gibi değil gerçekten. Nefsimizi ne kadar az tanıyoruz…

    2) Dikkat edilirse bu tartışmaya en iştiha ile katılan kesimler tahripçi modernistler oldu. Çünkü onlara göre sorun esasen İslam’ın bizzat kendisindedir. Ancak bunu dile getirmezler çünkü avam-ı müslimini ürkütmek istemezler. Buldukları formül ise şudur; dini değil, dini taşıyanları yani temsil edenleri tenkit etmektir. Müslümanları temsilcileri ile bağını koparttığınızda hakim anlayış olan moderniteye zaten teslim olacaktır. Bu sebeple tarikatlar aşağı, cemaatler yukarı. Şeyhler ve tasavvuf yerden yere vurulur. Şeyhinden bağı kopan mürid, modern yaşamın müridi olur. Ve hızla kapitalist düzenin sunduğu maddi ve manevi kültürün tüketicisi ve parçası olur. Yani bir itirazı kalmaz. Mesela ben bugün ege sahillerinde fuhuş yapmıyorsam, disko ve barlarında eğlenmiyorsam, kumar masasında iken şefkatle gelip elimden tutup “Yapma sevgili kardeşim. dünyanı da ahiretini de berbat ediyorsun” diyen cemaat ehli insanların merhameti, gayreti ve dini temsil etmeleri sayesindedir. Eleştirmenin konforuna teslim olmuş bazı kimselerin anlayacağı bir şey değil bu.

    Hülasa; yalnız kalan bir erkek ile bir kadının üçüncüleri şeytandır diye buyuran Efendimizi (SAV) eleştiremeyenler asansör fetvasını veren hocaya hücum ediyorlar. Bu tartışmayı da asırların birikimi tarikatlara ve ömürleri yüzyıla yaklaşmış cemaatlere yıkacaklar ve gördüğüm kadarıyla yıkıyorlarda. Yani kendileri pir-u pak imiş gibi ve herhangi bir sorumlulukları yokmuş gibi, öyle ya da böyle elini taşın altına koymuş kesimleri itham ediyorlar.

    3) Ben deizm’den asla korkmuyorum, güneşi kabul edip ışığını reddetmek gibi bir saçmalığın nev-i beşerde hususan Ümmet-i Muhammed’in arasında kök salacağına ihtimal vermem. Soyulan patatesin kararmasından evvel altın sarısında ışıldaması gibi farklılıkla dikkat çekmek isteyen bazı gençlerin gözlerini bu yeni akım kamıştırıyor. Fakat muvakkattır.

    4) Deizm bir fikir değildir olamaz da. Ancak hali ve fiili bir durumdur. Bu zaviyeden hepimiz de biraz deistizdir. Çünkü iman ve itikadımızı yaşantımıza ve ahlakımıza tatbik etmekte sorun yaşıyoruz. Bugün namaz kılmayan milyonlarca müslüman deizmi fiili olrak yaşıyor zaten. Peki ya, yalan söyleyen müslüman?? Evet bu tartışmanın bir müsbet yanı varsa o da budur ki; müslümanların kaç asırdır yaşadığı bir sorun kavramsallaşarak görünür hale geliyor. Bir dert ayan olmuş ise devası da asan olur. Ümid ederim ki bu tartışmalar ile Din-i Mübin-i İslam’ın vaz ettiği her hükmün hikmet,adalet ve rahmet ile yoğrulduğu tahakkuk etsin.

    5) İslamda çocuk terbiyesi yoktur, kendini yani nefsini terbiye vardır. Çocuk sizi zaten taklit edecektir. Kendi nefsimizi terbiyede hissettiğimiz acizlik, evladımıza kabalık,şekilcilik ve öfke olarak dönüyor. Veya kendini oyalamak için, yazılmış bir sürü eseri okuyarak, cocuk yetiştirmek sanki akademik bir şeymiş gibi kitaplarda, seminer ve konferanslarda anlatılan genel geçer şeylerle meşgul olarak evladımızı “proje çocuklar” a dönüştürüyoruz.

    halbuki;

    tüm çocuklar iki şeye ihtiyaç duyar.
    !)sevgi (koşulsuz)
    !!)dış dünyanın tehlikelerine karşı muhafaza edilmek(maddi ve manevi)

    Gerisi ailenin diyalektiği içerisinde gelişir ve olgunlaşır. Fazladan birşey yapmanıza gerek yoktur. Siz ne iseniz çocuğunuzda o olacaktır. Bu kısımda yapabileceğiniz tek şey kendi seviyemizi yükseltmektir yani insan-ı kâmil olmak için çalışmak; yani hakikî mü’min ve tam bir Müslüman olmak; yani, yalnız surî değil, belki hakikat-i imanı ve hakikat-i İslâmı kazanmak; yani, şu kâinat içinde ve bir cihette kâinat mümessili olarak, doğrudan doğruya kâinatın Halık-ı Zülcelaline abd olmak ve muhatap olmak ve dost olmak ve halil olmak ve ayine olmak ve ahsen-i takvimde olduğunu göstermekle, benî Âdemin melâikeye rüçhaniyetini ispat etmek ve şeriatın imanî ve amelî cenahlarıyla makamât-ı Âliyede uçmak ve bu dünyada saadet-i ebediyeye bakmak, belki de o saadete girmektir.

    Rabbim herbirimize nasip etsin.

    Selam ve dua ile..

    • Feyza diyor ki:

      Kaleminize sağlık Cihad abim. Harika bir açıklama yapmışsınız. 👍👏👏

      • Feyza diyor ki:

        Hassaten ikinci maddenizin altını itinayla çizmek isterim.

        • Ayşe diyor ki:

          Her iki uzun yazınız da çok bilgilendirici olmuş .
          Yorumunuzu paylaşabilir miyim

        • Cihad diyor ki:

          Feyza Hanım Kardeşime,

          Estağfirullah, o sizin anlayisinizdaki güzelliktir. Yukarıda paylaştığım yazıya tevafuken rast geldim. Fesuphanallah, kalp ve ruhumda hissettiklerimi bu kadar mı güzel, sade ve anlaşılır bir dille anlatılır diye hayret ettim. Bu sebeple burada paylaştım. İnşaallah istifadeye medar olmuştur, ben çok istifade ettim.

          Selamlar..👋

          • Cihad diyor ki:

            Karışıklık olmasın, yukarıdaki yazı derken, Şükrü Yaşar beyden alintiladigim yazıyi kastediyorum yoksa diğer uzun yorum bu fakirin samimi düşünceleridir..

          • Feyza diyor ki:

            Ayni sekilde dusundum abi, hem sizin yaziniz hem de Sukru Yasar beyin yazisi duygu ve dusuncelerime tercuman oldu.
            Bu vesileyle abim, sizin ve muhterem haniminizin, ailenizin Berat Kandiliniz mubarek olsun. Hayirlara vesile olsun.

          • Cihad diyor ki:

            Amin, Allah razı olsun.
            Bilmukabele sizin de kandiliniz mübarek olsun inşaallah. Hanımın size çok selamı var, yorumlarinizi -düzenli olarak olmasa da- takip ediyor ve beğenerek okuyor. Tanışmanızı çok isterdim.

          • Feyza diyor ki:

            Cihad abi,
            Ve aleykum selam, ben de tanismayi cok isterdim gercekten. Guneydogu ya da Dogudaydiniz diye hatirliyorum. Hic belli olmaz, nasiptir, bir bakarsiniz o tarafa gelin gelirim ve tevafuken ahbab oluveririz haniminizla :)
            Madem arasira okuyor, cok memnun oldum. Bunu da okutun, selamlar.. :)

          • Cihad diyor ki:

            Feyza Hanım Kardeşime,

            Denginizi bulursanız buraları kesinlikle tavsiye ederim. Enbiya ve Ashabın diyarlarıdır buralar. Yorumunuzu okuttum, o da çok memnun oldu. “çok isterdim, çok güzel olurdu” dedi. Niyette olan, nasipte de olsun inşaallah

            Selametle…

          • Feyza diyor ki:

            Cihad abi benim kurs hayatim boyunca en esasli, en vefali ve en comert, en paylasimci arkadaslarimin ne hikmetse hep Dogulu olmasindan dolayi o yoreye bir iltimasim hep oldu. Enistem de o tarafli ve cok sahiplenici bir insan. Belki de bu da bende boyle bir izlenim ve sempati olismasina vesile oldu. Organik bir bagim olmasa da kendimi o tarafin insanina bizim ordakilerden daha yakin hissediyorum bolge ayirdeder gibi olmasin da samimi fikrim, gozlemlerim isiginda boyle sekillendi ister istemez.
            Sagol abi, hayirlisi insaallah. Sanki sehrinizi de bir iki ipucu sayesinde cozmus gibiyim ama emin degilim henuz :) Azmo kardese yazdiginiz yorum biraz isik tuttu. :)
            Diger yorumunuzu da okudum. Bu gibi tavsiyeler inanin ki cok faydali ozellikle evli abi ve ablalarimizdan duyduklarimiz. Cunku k.valide/gelin onyargisiyla yetisiyoruz toplum olarak boyle bir catisma ortaminin icine dogduruluyoruz ve bunu yikacak guzel nasihatler, ornekler duymak, gormek cok guzel.
            Insaallah asil dusman nefsini bilen hayirli salih/saliha muhasebe ehli insanlardan oluruz da hayati once kendimize sonra ailemize ve yakin/uzak cevremize cehennem degil cennet eyleriz. Cunku sizin de degindiginiz gibi, sadece anne-baba k.valide-k.peder degil butun insan iliskilerimizde mihabbetin anahtari saglam bir nefs muhasebesi/murakabesinde sakli..
            Hayirli Cumalar size de ve adinizi gormusken Azmo kardesim size de Hayirli Cumalar…

    • Ayşe diyor ki:

      İki yazınızda çok bilgilendirici olmuş paylaşabilir miyim

      • Cihad diyor ki:

        Ne demek Ayşe Hanım, tabiki paylasabilirsiniz. Ayrıca iliginiz için de teşekkür ederim.

        • Ahir zamanda Müslüman Olmak diyor ki:

          Cihad abi bende sizinle tanışmayı isterdim :) sizde Güneydoğu’da idiniz yanlış değilsem bende. Belkide aynı şehirdeyiz. Ama bir türlü tanışmak nasip olmadı. Site yönetiminden sizin mail adresinizi istesek verirler mi acep :))

          Vesselam…

          • Cihad diyor ki:

            Azmo Kardeşim,

            Geç dönüyorum kusura bakmayasın, mümkünse, kesinlikle adresi versinler, çok isterim seninle tanışıp hasbihal etmeyi. Benim bulunduğum şehir G.doğuda değil ama çok yakın. Biraraya geliriz yine de. Bir D.bakır veya Urfa ciğerini yerim ona göre :)) tabi önce senin bana gelmen lazım, küçüğün büyüğü ziyareti adabtandır. Meşe odununda pişmiş kavurmayı beraber kaşıklarız.

  6. gulpembe diyor ki:

    Allahtan hakkiyla ancak alimler korkar buyuruluyor. Buradaki alim, bilen anlaminda degildir. Bilgi heryerde,herkesin artik…hatta bugun asiri bilgilenmenin sorunlarini yasiyoruz denebilir,bilgi acligimiz yok..nasil ki cok yiyince mide fesadi oluyor, simdiki gibi cok bilince de akil fesadina ugruyoruz,bilginin kolay ulasilabilir olmasi zihnen bir obezlesmeye sebep verdi. bediuzzaman derki,
    “huda kalpte isliyor, dimagi da isletir.
    Deha dimagda isler, kalbi de karistirir.”..
    evet islam akil dini ama akla cok yaslanirsaniz sizi pozitivizme goturur. Bu ise imanin sartlarindan biri olan “gayb’a iman etmeye” ters dusuyor Herseyi izah edemezsiniz, sebep-sonuc gudemezsiniz. Teslim olmaniz lazim. Din vahy ile gelmistir.

    Ilim kitaplarda,sayfalarda yazan sey degildir. Ilim bir nur’dur. O nur da ancak kalpten gelir,kalp gozunden.o yuzden hadisi serifte ahir zamanda cehaletin cogalmasinin nedeni bilginin kaybolmasina degil, alimlerin bitmesine baglanmistir. Ilim sadece bir noktadir. Kisi o noktayi iyice ozumseyebilirse,Allah onun kalbine bir ufuk aciyor,feraset veriyor. Hz.Ali’ye atfedilen bir soz ile”ilim bir noktaydi, onu cahiller cogaltti” ilim gurultu ve laf kalabaligi degildir. Bilakis o sessiz ve keskindir.

    O yuzden cagimizin ilk sorunu bence alimlerin azalmasidir, ve bu azalma cok normal ve beklenendir. Cunku “gorunurluk”caginda yasiyoruz. Simdiki dunyanin slogani “gorunuyorum o halde varim”.bu kadar numayis icinde ihlasla is yapmak cok zor. Nefisler zayif. Dunyanin heryerinde hervakit alimler eziyet gormus, hicbiri “bakin ben Allah yolunda eziyet gordum ,bu seref bana yeter” dememis ,demez..cunku Allah yolunda incitilenin dili sukuta baglar,nefsi yolunda incitilenin dili kalabaliga karisir. Bir alim fikirlerini begenmedigi bir hocanin son zamanlarindaki hasta fotografiyla dalga gecebilir mi? Yahut bir alimin nas’dan anladigini kendi yorumuyla sunarken, ben “Allah adina konusuyorum” deme cesaretini gostermesi icin kac kilo cehalet yemesi gerekir?alimler helak oldu, ihlaslilar mustesna…

    genclere bakan yonuyle; genis ailelerden cekirdek aileye gecmemizle manevi mirasimizi aktarmakta ciddi bir darbe aldik zaten, simdi ise cekirdek aile bile degil, proton /notron aileler haline geldik. Modern dunyanin sundugu imkanlar, iletisimimizi zayiflatti. Eski insanlar simdiki zamanda yasasalar onlar da ayni sorunlarla yuzleseceklerdi. Zamaninda bir insanin tum omru boyunca ancak iletisim kurdugu insan sayisina biz saatler icinde ulasiyoruz. Su karmasaya bakin.O yuzden bazi aileler belli gunler elektronik perhiz yaptiriyor evde, telefon internet bir gun boyunca tamamen kalkiyor. cocuklarinin en sevdigi sporcunun adini, yeni ogrendigi oyunlari ancak boyle gunlerde kesfedebiliyorlar. Muhakkak her zorlukla beraber bir kolaylik vardir. Rabbim yardimcimiz olsun.

  7. elifkkk diyor ki:

    Meseleye Birde şu açıdan bakmak istiyorum.
    Toplumda saygı duyma adına yaptığımız bir çok yanlış var. Örneklerle aşağıda yazacağım bunları ve bir çoğuna da şahit oldum.

    1) Karikatür krizi çıktığında bir kısım müslümanlar ”o onun görüşü saygı duymak lazım ” dediler.
    2) Süper mini giyen bir kızı uyaramıyoruz onun tercihi saygı duymak lazım, neymiş süper mini giyiyor ama namaz kılıyor.
    3) ”Ben gayim/lezbiyen/eşcinselim . Tercih meselesi saygı duyarım.
    4) Ben deist oldum, saygı duyarım. vs. Daha bir sürü dine aykırı konular ve sapık saplantılar var ve sadece saygı duyuyoruz !!!

    Bir de savunmalar var. Neymiş, kınama kızın deist olur, süper mini giyer, kınama çocuğun gay olur, kınama kızın lezbiyen olur vs. diyerek kınamaktan yani kendi silahımız olan kınamayı bize çevirdiler vuruyorlar da vuruyorlar.

    Ben açık açık söylüyorum yaradılıştan gelen çift cinsiyetlikten bahsetmiyorum. Fıkıhta onların camide kılacağı yer bile belli. Ama şu gay, lezbiyen, vs sapık saplantılar yaradılıştan gelmediği gibi sapıklıktan ileri gelir ve ben buna SAYGI DUYMUYORUM.

    Aynı zihniyet hadislere, Kuran-ı Kerime, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’e dil uzattığında da susuyoruz saygı duyuyoruz. Oruç tutmayanlara bir şey söylediğimizde ”ne biliyorsun belki tutamıyor belki hasta kınama başına gelir ” diye zihniyet yine karşımızda. Fark ediliyor mu bilmem son yıllarda oruç tutmayanların sayısı oldukça fazla. İstanbul’da durum daha da hissediliyor. Sokaklarda cafelerde insanlar Ramazanda gürül gürül yemek yiyor içiyor.Bir şey diyemiyorsunuz. Çünkü saygı duyuyoruz onların duymayarak , oruçlu insanların yanında hiç istifini bozmadan yaptıkları hareketlerde duyması gereken saygıyı biz oruçlular duyuyoruz. Gerçekten oruç tutmak istediği halde tutamayan ve bunun ızdırabını yaşayan kişiler saygı duyar ve ulu orta yiyip içmez.

    Vel hasılı kelam ilk etapta saygı duymamız gereken ve şiddetle karşısında durmamız gereken noktaları belirlememiz gerek. Belirlemediğimiz takdirde ortaya, hadisleri reddenler mi dersin, yok peygamberin 9 hanımı var benim neyim eksik diyenler mi? Kuran-ı kerimin ayetlerinden dem vuranlar mı vs. daha bir sürü dinden uzak dini tarumar eden akımlar doğuyor maalesef…

    • elifkkk diyor ki:

      Yazının devamı,

      İnsanların sapık düşüncelerine , savunduğu çarpık şeylere saygı duya duya durumu özümser hale geldik. Geçen engelliler.biz diye bir platform var oraya bir yazı yazayım dedim, üye olmam gerekiyormuş hadi üye olayım dedim.
      Cinsiyet tercihine gelince karşıma çıkan cevaplar aynen şu şekildeydi…
      Erkek
      Kadın
      Trans Erkek
      Trans Kadın
      İnterseks
      Cinsiyetsiz
      6 farklı cinsiyet çıktı karşıma . Klavye hatası olsa ve Trans kadın tercih etsem yanlışlıkla ne olur tahmin bile edemiyorum.

      Cinsiyet Kadın yada erkektir. Arası yoktur. Ama öyle sapık bir devirdeyiz ki Efendimiz (s.a.s)’in duaı helak olmamızı engelliyor.

      Ama görüyorum hiç birimiz buna ses çıkarmıyoruz ve saygı duyuyoruz. Halbuki haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan değil midir (hadisi şerif)

      Biz Saygı duymaya devam ettikçe dinimiz, kültürümüz , inandğımız değerler bizi biz yapan ne varsa en ince yerden söküp gidiyor elimizden kaçıyor. Allah sonumuzu hayır etsin. Allah affetsin.

  8. Ümit diyor ki:

    En çok Allah’ın yasaklamadığını yasaklamakla zarar verdik Dinimize! Bunu da altına Hadisi Şerif imzası atarak Peygamberimize iftira attık!
    Eskiden beri her ortamda söylerim, yine söylüyorum: çocuklar televizyonda yabancı ailelerin birbirine saygılı sevgili sarmaş dolaş olduğunu görüyor ama biz de erkekler günah diye yolda yürürken karısından önde yürüyor ve yine günah diye eşinin elini tutmuyor!
    Ve kadınlar büyüklerinden öğrendikleri bir çok şeyi günah diye

  9. Feyza diyor ki:

    Gencleri mi yorduk yoksa biraz da Sunnet ve Hadis olgusuna olan itibari mi azalttik bundan emin degilim. Siz bir dinin temel referanslarini sorgulaya sorgulaya lackalastirdiginiz zaman bundan yeni nesil elbette etkilenecekler. Hadislerin guvenirliginin bu kadar yogun duzeyde tartisilmasi neden bir muddet sonra peygamberin peygamberliginin de tartisilir noktaya gelmesine sebep olmasin? Asansor olayini ornek gosteriyorlar, siz Kur’an ayetlerini tarihin disina itiyorsunuz. Bundan buyuk inkara kopru olabilir mi? Kur’an ayetlerinin ve yasanan olaylarin tarihin belli bir surecine hitap ettigini savunup, peygamberleri hasa tarihi birer figuran olarak yorumluyorsunuz. Ehl-i tarik i musriklere inen ayetlerin muhatabi ilan ediyorsunuz. Defalarca bu zihniyettekilerin ehl-i tariki musriklikle itham ettigine sahit oldum. Bundan buyuk tefrika olabilir mi ki bu yazida cemaat ve tarikatlar arasinda yasanan ihtilaflar gerekce gosterilmis. Peygamberin peygamberlik misyonunu ltlbarsizlastiranlarin da peygamberligin inkar edildigi bu inancsizlik furyasinda bir ozelestiride bulunmadan sucu dunyaya atabilmelerinin altinda yatan piskinlik, buradan biraz komik gozukuyor.
    Deizmin gencler arasinda “bilincsizce” yayginlastigini dusunuyorum. Bizim donemimizde de bir arkadas cikti ben nihilistim dedi, ragbet gormese de hayli havaliydi. Bir iki yil sonra ozune dondu elhamdulillah.
    Dini kucuklukten itibaren cocuklara sevdirmek zorundayiz. Ornek olmak zorundayiz. Sorduklari her soruya ozveriyle cevap vermek zorundayiz. Cok sorgulayan bir ergense bu kardesimiz, donanimli olup sorularina duzgun kaynaklardan cevaplar vermek, bilmiyorsak cevaplari arastirip ogrenmek zorundayiz. Fakat ne olirsa olsun, bu dinin belli bir sistematigi oldugunu ve dinin kurallar cercevesinde yasanip yasatilabilecegini de bu akli ve nakli duzlemde genc kardeslerimize anlatmak zorundayiz. Fazla sorgulayan kardeslerimize menkibe anlatmamiz aksi istikamette zarar verir. Cunku delil ve akli dayanak istiyorlar. Nakillere haliyle itibar etmiyorlar. Metafizik olaylarla kafalarini fazla bulandirmamak lazim. Tasavvufa dair bircok konu nasil ki o yolun haricindeki kisilere anlatilmazsa, herkese haline gore muamele etmek gerekirse imani zaafiyete dusmus ve dinin temel bir referansi olan nubuvveti inkar eden birine kalkip mucizeyi anlatmak ilk etap icin tabiki olumlu sonuc vermeyecektir. Korkutmak da bir ise yaramaz. Kafasina takilan herseyi mantiki suzgecten gecirip once akidevi manadaki sorunlar ortadan kaldirilip diger dozlar asamali olarak verilmeli.
    Allah genc kardeslerimize hidayet versin. Onlari bu buhrandan kurtarsin Bu modanin gecici olduguna inansam da tahribatinin kalici oldugunun kuvvetle muhtemel oldugunu dusunuyorum.

  10. Celal Turan diyor ki:

    Bu sorunların hepsinin tedavisinin bu zamanda Kuranin gerçek ve zamanin sorunlarina mukni cevaplar içeren Risale i Nur Külliyatında olduğuna inaniyorum.Bu eseri yalnizca çocuklarimiz değil ailelerimizde ve ben müslümanim ey dinsizler,Ey ateistler ve deistler vs ler hepiniz bir olun gelin sorularınızla gelin ben bu soruların hepsine akli ve mantiki delillerle sizin ateizm ve deizm dedeiğiniz şeyleri tarumar edip yüzünüze vuracak bilgiyede itikadada imana ve amelede sahibim diyerek onları susturabilecek donanima sahip olabileceginiz eserlerdir.Saygılarimla..

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Yeni müfredatta cinsiyet eşitliği ne kadar yer aldı bilmiyorum. Bilgi sahibi olan okuyucular yazarlarsa memnun olurum.) Yeni okul dönemi açıldı, Allah sonumuzu hayreylesin. Özellikle "okul dönemi" dedim, ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Güzel ahlak; cömertlik, bağışlayıcılık, sabır ve tahammüldür. “ Hasan-ı Basri

Kitap

Algı Yönetimi ve Manipülasyon

Algı Yönetimi ve Manipülasyon "Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi" kitabı nasıl kandırıldığımızı çok iyi gözler önüne seren bir kitap. Mücahit Gültekin kitapta bilimsel açıklamalarla birlikte günümüzden ve İslam tarihinden örneklerle  yalın bir ...
Devamını Oku