Çığlık Çığlığa Anlatmaya Çalışmak

20 Mart 2019Nagehan İpek7 Yorum »
Nagihannn___-150x1501Sabrı baş tacı eden ve özümsemiş bir ümmet olarak, gün geçtikçe tam aksi bir duruma şahitlik etmek ve sabrın emarelerinin azaldığını görmek, endişelerimizi artırmalı diye düşünüyorum.
Sabrın hızla azaldığı ve yerini dalga dalga  çığlık ve hakarete bıraktığını  görmek gerçekten çok üzücü.
Toplum olarak dilimizin yavaş yavaş can acıtan ve can yakan kelimeler içinde olması ve bunu da gayet rahatça ifade ediyor oluşumuz, “Ağzıma geleni söyledim, bağırdım, çığırdım, bayağı rahatladım.” gibi ifadeler ile incitmeyi, kırıp dökmeyi marifet saymak inandığımız din ile tezat oluşturuyor.
En çok kaygıya sürükleyen kısmı da büyükler olarak birbirimize bu üslup ve tutumumuzun, yarının toplum mimarı diye özene bezene yetiştirdiğimiz evlatlara yansıyacak olması.
Sabretmesini bilmeyen bir toplum, sabrı ilmek ilmek kalbine işlemeyi bilmeyen bir nesil ve onları yetiştirirken sabır sermayesinden mahrum ebeveynler topluluğu…
Gerçekten düşüncesi bile umutsuz bırakıyor gönlümü.
Düşünüyorum da sabrı ilk nerelerde unuttuk ve nerelerde hırslarımıza kurban verdik?
Aklıma evlatlarımızı yetiştirirken geliyor.
Nasıl mı? Anne ve  baba olarak dilimiz sürekli evladımıza uyarı halinde, müdahale halinde. Öyle çok konuşuyoruz ki bir süre sonra bizi duymayan ve bildiğini okuyan asi ve susması gerektiğinde bunu yapamayan evlatlar yetiştirmiş oluyoruz. Onun bilinç altına giden mesaj ise “Çok konuşmak, bağırarak anlatmak.”
Oysa niyetimiz gayet halis. İyi insan olsunlar diye kendimizi paralıyoruz.
Peki doğru bir şekilde öğretmek ve konuşmak bağırmak ile mi oluyor veya sabır konuşarak mı anlatılır?
Tabi ki hayır! Aslında büyüklerin öğretisine baktığımızda evlada önce susma ve sabır olguları yani hal ilmi ifade edilirdi.
Çünkü  onlar sabrı yaşarlardı. Az ve öz konuşur öncesinde susmanın, düşünmenin ve ondan sonra konuşmanın erdemini kendi bedenlerinde hayata geçirmiş olurlardı.
Bizler sabrın timsali Hz. Muhammed (sav) den böyle öğrenmedik mi?
Çocuk sabır nimetini önce anne ve babasından görüp istifade etmiş olmaz mı?
Sabır mirası onun en kıymetli hazinesi olmalı ki nesiller boyunca devam edebilsin.
Sabırsızlığı özümsemeye devam edersek, kendini çığlık çığlığa ifade eden, bağırmanın rahatlamak olduğunu savunan, kalpleri kırarak hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam eden insanlara maruz kalmanın dayanılmaz acısına sabır gösterebilecek miyiz?
Okunma Sayısı : 1.809

Yorum yapın

“Çığlık Çığlığa Anlatmaya Çalışmak” için 7 Yorum

  1. Dertli Ney diyor ki:

    BİR GÖZLEM:

    Bahar geldi. Sıcaklara yavaş yavaş merhaba diyoruz.
    Her zaman olduğu gibi bol gürültülü ve bol gösterişli düğünleri;
    sokaklarda, apartman bahçelerinde görüyoruz.

    Düşünüyorum da günümüzde boşanmaların bir nedeni de yuvalar kurulurken gürültülü düğünlerden dolayı
    “alınan beddualar ve ahlar” olabilir mi?

    Asırlarca Osmanlı yönetiminde referans olan Mecelle’de bir madde vardır:
    ” Bir insanın sağlıyla,
    Bir insanın keyfi çakıştığında,
    öncelikle insanın sağlığı tercih edilir”

    Basit bir ilândan ve masum bir eğlenceden öteye geçmemesi gereken düğünler maalesef;
    İstirahatimize ve ruh sağlığımıza yönelik parça tesirli bombalar hüviyetine dönüşmüştür.

    Aşırı derecede gürültülü elektro-saz eşliğinde çalınan,
    kulakları ve ruhları tırmalayan müzikler,
    Düğün ve şehir magandalarının trans haline girerek havaya açtığı dehşet engiz silah patlamaları ve havai fişek gösterileri ve kafayı dumanlayıp höykürmenlerin attığı abuk subuk naralar,
    ve aile naifliğiyle asla ve kat’a bağdaşmayacak edepsiz müzik sözlerinin çığırtkan ve bağırtkan bir şekilde kulaklarımızı ve ruhlarımızı tırmalaması nezahetimizi kirletmesi ve daha sayılabilecek bir çok husus;

    ” Allah’ından bulsun,
    İnşaAllah hayrını görmesin vb bedduları celbetmektedir.”

    Boşanmaların bir nedeni de adeta meydan okumaya ve gövde gösterine dönüşen düğünlerde,
    istirahatine ve ruh sağlığına kastedilen insanların beddualarının da etkili olacağı kanaatindeyim.

    Elbette her şeyin doğrusunu Allah’u Teala bilir.

  2. Misafir diyor ki:

    İLETİŞİMDE SÜRE

    Önce bir mesel:

    Profesör konferans salonuna gelmiş. Ön sırada oturan bir seyis dışında başka kimse yokmuş. Sunusunu aktarma konusunda bocalamış ve seyise sormuş:
    Buradaki tek kişi sizsiniz. Size göre konuşmalı mı, yoksa konuşmamalı mıyım?”

    Seyis cevap vermiş:
    “Hocam ben basit bir insanım, bu konulardan çok fazla anlamam. Fakat ahıra gelseydim ve bütün atların kaçıp bir tanesinin kaldığını görseydim, yine de onu beslerdim.”

    Bu sözlerden pek etkilenen Profesör konferansa başlamış. İki saatin üzerinde konuşmuş durmuş. Konferansın arasında dinleyicisinin de konferansın çok iyi olduğunu onaylayacağını düşünerek:
    “Konuşmayı nasıl buldun? umarım sıkılmıyorsundur .” diye sormuş.

    Seyis cevap vermiş:
    “Hocam sana daha önce basit bir adam olduğumu ve bu konulardan pek anlamadığımı söylemiştim. Gene de eğer ahıra gelip biri dışında tüm atların kaçtığını görseydim, onu beslerdim, ama elimdeki tüm yemi ona verip hayvanı çatlatmazdım.” :-)

    Çıkarılacak dersler:

    Bildiklerin anlatabildiklerin kadardır.
    İnsanlara seviyelerinin kaldırabileceği kadar konuş.
    Sözün özü kısalığındadır. Söz uzadıkça mana uzaklaşır.
    Çok konuşmak belagat değildir.
    Az sözle çok mana ifade etmek sanattır.
    Bir insanın dinleme kapasitesi en fazla 20-25 dakikadır.
    Bu süreden sonra dikkat azalmaya başlar. Veda hutbesine bakınız, en fazla 10 dakika sürüyor. O yüzden konuşmaya ara vermek ve güzel sözlerle veya yaşanmış olaylarla veya düşündürücü esprilerle dikkatleri yeniden toplamak gerekir.

    Ses vardır bağırır,
    Ses vardır çağırır.
    Sesini değil sözünü yükselt. Zira zambakları yeşerten “gök gürültüsü” değil rahmet yağmurlarıdır.

    Selam, sevgi ve dua ile.

  3. Feyza diyor ki:

    “Konusmuyoruz” sayin yazar, adeta “koklasiyoruz”… :)

    Hayirli Cumalar.

  4. Misafir diyor ki:

    İki alim bir meseleyi tartışıyorlardı. Tartışma gittikçe kızıştı ve biri diğerine sesini iyice yükseltti.

    Kendisine bağırılan alim, bağıran alime şöyle dedi:

    -Allah’tan kork ve bana bağırma!
    Zira Cenab-ı Hak senden daha iyisini,
    benden daha kötüsüne gönderdi ve
    “yumuşak sözle” söylemesini emretti.
    Senden daha iyisi Hz Musa a.s. dır.
    Benden daha kötüsü de Firavun’dur.

    Firavun bile yumuşak sözle hitabı hakediyorsa ben ondan daha mı şerir bir adamım ki bana bağırıyorsun?

    Cumamız mübarek olsun sevgideğer dostlarım:-)

    • Misafir diyor ki:

      İletişim;
      bildiridir,
      saldırı değildir.
      Topa vuruyoruz.
      Ayağa değil!

      Türk usulü iletişimde;
      kişiliğe saldırmadan,
      geçmişi ve geleceği,
      seferoğullarını ve tellioğullarını
      karıştırmadan,
      sadece ve sadece,

      “ŞİMDİ VE BURADAYI VE ÇÖZÜM BEKLEYEN SORUNU”

      konuşabilmek,

      BİR İLETİŞİM MUCİZESİDİR!!!

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Şu an ocak 2019, bu süreçte ders kitaplarından bütün cinsiyet rolleri çıkartıldı ve 162 okul pilot okul olarak seçildi "cinsiyet eşitliğine duyarlı okul" adı altında cinsiyetsiz ...
Devamını Oku

Güzel Söz

"Bir ev halkı birbirine iyilik ve ikramda bulunduğunda Allah üzerlerine rızık akıtır ve Allah'ın himayesinde olurlar. (Hadis-i Şerif)

Kitap

Algı Yönetimi ve Manipülasyon

Algı Yönetimi ve Manipülasyon "Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi" kitabı nasıl kandırıldığımızı çok iyi gözler önüne seren bir kitap. Mücahit Gültekin kitapta bilimsel açıklamalarla birlikte günümüzden ve İslam tarihinden örneklerle  yalın bir ...
Devamını Oku