Cinsiyet Eşitliği Dinimizde Lanetlenmiştir

01 Ocak 2019Sema Maraşlı8 Yorum »

 IMG-20170723-WA0001 “Erkeklere benzeyen kadınlara ve kadınlara benzeyen erkeklere Allah lanet etsin!”

Hz. Muhammed (s.a.v)

YENİ İDEAL ERKEK ve İDEAL KADIN

Toplumda cinsiyet eşitliğini sağlama kapsamında projeye hizmet edecek ideal erkek ve ideal kadını oluşturdular.

Yeni model ideal erkek: Daha çok kadına mahsus özellikleri bünyesine sığdırabilen erkek olarak çiziliyor. Bebek yüzlü, bakımlı, tüysüz, epilasyon yaptıran, rengarenk pantolonlar, çiçekli gömlekler giyen, moda ve stile önem veren, yemek yapan, kadının omuzuna başını dayayıp ağlayan erkek.

Yeni model ideal kadın: Daha çok erkeğe mahsus özellikleri sırtına yüklenen, sert, güçlü kadın. Bu yeni kadın tipi; başarı odaklı, çalışan, para kazanan, pantolon ve ceket giyen, kısa saçlı, sert yüz hatlarına sahip, sert ve acımasız olabilen, küfreden, argo konuşan, utanması az, evin dışında daha çok zaman geçiren, tek başına eğlenmeye gidebilen özgür kadınlar.

Adım Adım Güçlü Kadın Projesi

Çizilen yeni ideal erkek ve kadın tiplerin toplum tarafından kabulü ve yaygınlaşması için tabii en iyi araç medyadır.

Dizi ve filmlerde artık erkeksi kadınlar ve kadınsı erkekler revaçta. Eşcinseller yıllarca televizyon dizilerinde sevimli karakterler olarak gösteriliyor. Bunun neticesi olarak eşcinsellik normal karşılanmaya başlandı ve sosyal ağlarda medyatik eşcinseller, milyonlarca genç tarafından takip ediliyor.

Şarkıların kliplerinde, giyim markalarının kataloglarında, billboard reklamlarında kullanılan kadın ve erkek modellerin arasında fiziksel anlamda pek bir fark kalmadı.

Kadın ve erkek kuaför salonları, kadın ve erkeğin ortak kullandığı güzellik merkezlerine dönüşüyor.

Sinemalarda romantik filmlerin izleyicisinin artması, erkeklerin kız arkadaşları ya da eşleri ile romantik film izlemeye gitmesi yine değişimin göstergeleri.

Dikbaşlı, inat, ukala, hep kazanmaya odaklı, dediğim dedik, saldırgan, sert erkeksi kadınlar ve alıngan, kırılgan, korkak, küskün, sorumluluk almaktan korkan, kadınsı erkekler her geçen gün hızla artıyor.

Kısacası bazı oyun kurucular tanrıcılık oynuyorlar. Toplumları kendi menfaatleri uğruna yeniden inşa etmeye çalışıyorlar. Yaratılışın tersine insan tasarımları yaparak büyük oyunlar oynuyorlar.

“Dünyayı kadınlar kurtaracak” sloganları atılıyor. Dünyayı kadınlar kimden kurtaracak acaba bir de açık açık onu söyleseler!

Sema Maraşlı/ Güçlü Kadınlar Neden Mutlu Değil-Kitabından

Okunma Sayısı : 10.810

Yorum yapın

“Cinsiyet Eşitliği Dinimizde Lanetlenmiştir” için 8 Yorum

  1. Muzaffer diyor ki:

    Erdemli Duruş | Meryem Şahin

    Toplumsal cinsiyet özellikle son yıllarda kadın hareketinin üzerinde ısrarla durduğu, hararetle savunduğu bir kavramdır.

    Kavram cinsiyetlerin sosyal hayatta sergiledikleri rollerin biyolojik cinsiyetinden ziyade, sosyal kurgularla ilgili olduğunu iddia etmekte; bu sosyal kurguların da çoğu zaman kadını dezavantajlı duruma soktuğu, kadına yönelik ayrımcılık yaptığını öne sürmektedir.

    Bu ayrımcılığın ortadan kalkması ve kadının da toplumsal hayatta erkeklerle aynı sosyal rollere sahip olması ideal seviye olarak değerlendirilmektedir. Toplumsal cinsiyette eşitliğin sağlanması çeşitli parametreler üzerinden değerlendirilmektedir.

    Örneğin, siyasette, karar alma mekanizmalarında cinsiyetlerin eşit düzeyde temsil edilmesi, eğitim olanaklarından eşit düzeyde faydalanılması, mesleklerde cinsiyete göre ayrım yapılmaması…

    Birleşmiş Milletler tarafından 2013 yılında kabul edilen Toplumsal Cinsiyet Göstergeleri 5 farklı temada toplam 52 göstergeyi kapsamaktadır. Bunlar şu şekildedir:

    • Ekonomik Yapı, Üretim Faaliyetlerine Katılım ve Kaynaklara Erişim (Büyüklüğüne göre sahibi kadın olan ferdi mülkiyet işveren girişimlerin oranı, cinsiyete göre arazi sahibi olan yetişkin nüfus oranı, cinsiyete göre genç işsizlik oranı, cinsiyete göre işgücüne katılım oranı, cinsiyete göre ücretsiz aile işçisi olarak çalışanların istihdam içindeki oranı vb.)

    • Eğitim (Cinsiyete göre en az bir eğitim düzeyini tamamlayanların oranı, cinsiyete göre yükseköğrenim düzeyinde bilim, mühendislik, imalat ve inşaat alanlarından mezun olanların oranı, cinsiyete göre yükseköğrenim okutmanları/profesörlerin oranı vb.)

    • Sağlık ve İlgili Hizmetler (Cinsiyete göre beş yaş altı ölüm hızı, cinsiyete göre obez yetişkinlerin oranı, cinsiyete göre tütün kullanma yaygınlığı, cinsiyete göre 60 yaştaki yaşam beklentisi vb.)

    • Kamu yaşamı ve karar alma (Cinsiyete göre bakan ve milletvekili oranları, cinsiyete göre hâkim oranı, cinsiyete göre polis oranı, yönetici pozisyonlarındaki kadınların oranı)

    • Kadınların ve Kız Çocuklarının İnsani Hakları (Adölesan doğurganlık hızı, eşi/birlikte olduğu kişi dışındaki kişiler tarafından 15 yaş sonrasında fiziksel ve cinsel şiddete maruz kalmış 15-49 yaş grubundaki kadınların oranı vb.)

    Belirlenen parametrelerde kadın ve erkek alanında eşitliğin sağlanmasının kadınlar için dünyayı daha huzurlu hale getireceği varsayılmaktadır.

    Ülkemiz toplumsal cinsiyet eşitliği indekslerinde çoğunlukla alt düzeylerde yer almakta ve bu durum özellikle kadın örgütleri tarafından utanç kaynağı olarak değerlendirilmektedir.

    Toplumsal cinsiyet eşitliği indesklerinde üst sıralarda ise İskandinav ülkeleri yer almaktadır. İsveç, Norveç, Danimarka, Finlandiya toplumsal cinsiyet eşitliğinde model ülkeler olarak sunulmakta, diğer ülkeler de bu ülkelerdeki oranlara yaklaşmak için çabalamaktadır.

    Çünkü kadınların daha mutlu olmasının, şiddetten korunmasının tek yolunun bu göstergelerde eşitlenmesi olduğu varsayılmaktadır. Toplumda sayısal olarak erkeklerle eşit temsil edilen bu ülkelerde kadının durumuna bakıldığında ise hedeflenen mutluluğun oldukça tartışmalı olduğu görülmektedir.

    Pek çok rapor, belge bu ülkelerde kadına yönelik şiddetin, tecavüz oranlarının yüksekliğine dikkat çekmektedir.

    En son Uluslararası Af Örgütü’nün (2019) yayınladığı rapor (1) Danimarka, Finlandiya, Norveç ve İsveç’teki şiddetin en ağır türlerinden olan tecavüz vakalarına dikkati çekmiştir.

    Rapora göre, her yıl Finlandiya’da yaklaşık 50.000 kadın tecavüz dâhil cinsel şiddete maruz kalıyor. Bu suçların faillerinin çoğu ise hiçbir zaman adalete teslim edilmiyor.

    2017 yılında tecavüzden dolayı sadece 209 mahkûmiyet kararı verildi. Benzer şekilde İsveç’teki yüksek tecavüz oranlarına rağmen, 2017 yılındaki vakaların sadece % 6’sı kovuşturmaya tabi tutuldu.

    Danimarka’da da benzer tablo mevcut. Bu ülkede tecavüz vakalarının büyük çoğunluğu polise bildirilmezken, mağdur polise gittiğinde ise kovuşturma veya mahkûmiyet kararı verilme şansı çok düşük oluyor.

    2017 yılında tecavüz veya tecavüz girişimine maruz kalan 24.000 kadından sadece 890’ı polise şikâyette bulundu.

    Bunlardan 535’i kovuşturulurken, yalnızca 94’ü mahkûmiyetle sonuçlandı. Toplumsal cinsiyet eşitliğinde model olarak sunulan bu ülkelerdeki yüksek tecavüz oranları, Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Kumi Naidoo tarafından da çelişki olarak ifade edilmiştir.

    Ülkemizde şiddete, tacize uğrayan kadınların oranının resmi istatistiklerden daha yüksek olduğu; şiddete uğrayan kadınların durumu adlileştirmediği, adalet mekanizmalarına güvenmediği vurgulanmaktadır. Bu açıklamalar sadece ülkemize özgü değildir.

    Benzer açıklamalar İskandinav ülkeleri için de yapılmaktadır. Uluslararası Af Örgütü’nün raporuna göre kadınların polise gitmekte isteksiz davrandıkları, uzun çabalar sonucu bildirimde bulunmaya ikna edildikleri, kadınların soruşturmanın açılmaması, geç açılması ve takipsizlikle sonuçlanmasından sonra hayal kırıklıklarına uğradıkları ve adalet mekanizmasına olan güvenlerini yitirdikleri; hatalı yasalar, yaygın zararlı inanışlar ve toplumsal cinsiyet kalıp yargılarının bu ülkelerdeki tecavüzcülere bir dokunulmazlık verdiği ifade edilmektedir.

    Uluslararası Af Örgütü’nün raporunda ifade edilen polisin kadınlara inanmaması, çevrelerindeki insanların olayı öğrenmesi ve yaşam tarzlarının mercek altına alınması durumları da ülkemizde kadın örgütlerinin sık sık vurguladığı hususlardır.

    İskandinav ülkeleri örneklerinden de anlaşılacağı gibi bu durumdalar toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasıyla engellenebilecek durumlar olarak görünmemektedir. Bu ülkelerde kadınlar karar alam mekanizmalarında eşit düzeyde temsil edilmeyi başarabilmiş, erkeklerde eşit düzeyde istihdam edilebilmiş, aile içi rollerde eşitlik sağlanabilmiş; fakat kadına yönelik sorunlarda ciddi farklılaşma yaşanmamıştır.

    Cinayet verilerinde de toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasının koruyucu olmadığı görülmektedir. İzlanda ve Finlandiya’da 2016 yılında 1 milyon kişi başına düşen kadın cinayeti sayısı 6 iken, Türkiye’de ise bu oran aynı yıl 3,7’dir. Dünya Sağlık Örgütünün 2015 verilerine göre yayınladığı ülkeler sıralamasında İngiltere ve Japonya 1 milyon nüfus başına düşen 2 kadın cinayetiyle oranları en düşük ülke konumundayken; İsviçre, Yunanistan, İran, Gürcistan’da bu sayı 1 milyon nüfus başına 4’tür. Almanya, Hollanda, Norveç, İsveç ve İspanya’da 5; İsrail, Ermenistan ve Hırvatistan’da 7; Belçika, Avusturalya ve Romanya’da 8 kişidir. Türkiye 2015 verilerine göre Almanya, Hollanda, Norveç, İsveç ve İspanya ile aynı bantta yer almaktadır. (2)

    Görüldüğü gibi aynı bantta yer alan ülkeler arasında toplumsal cinsiyet eşitliğinde model ülkeler de, bu konuda en alt sıralarda yer alan ülkeler de bulunabilmektedir. Bu verilere dayalı olarak kadın cinayetlerini önlemede de toplumsal cinsiyet eşitliğinin etken faktörlerden biri olmadığı sonucu çıkarılabilmektedir.

    Bu ülkelerde sadece insana değil, hayvana taciz de ön plandadır. Hayvan genelevleri ile bilinen Danimarka’da hayvanlarla cinsel ilişki daha birkaç sene önce yasaklanmışken, Finlandiya’da hâlâ yasaldır. Verileri artırmak mümkündür.

    Buradaki temel soru toplumsal cinsiyet eşitliğinin bu ülkelerdeki şiddet vakalarını önlemekte yetersiz kalmasına rağmen, ülkemizde neden tek çözüm reçetesi olarak sunulduğudur. Toplumsal cinsiyet eşitliğini uzun yıllardır devlet politikası haline getiren bu ülkeler, ülkemizin aynı yöntemlerle erişmek için çabaladığı pembe dünyaya erişememiş görünmektedir. Bu durum çoğu zaman kendi ifadelerinde de yer almaktadır. Bilgi Üniversitesi’nin 2015 yılında düzenlediği

    “Kadına Karşı Şiddetle Mücadelede Yeni Bir Dönem: İstanbul Sözleşmesi” adlı panelde konuşan sözleşme hazırlanma sürecinin önemli isimlerinden Prof. Dr. Feride Acar, sözleşme hazırlanma sürecinde ülkeler arasında yürütülen tartışmalara değinmiştir. Burada ilginç bir bilgi olarak İsveç ve Danimarka gibi İskandinav ülkelerinin temsilcilerinin toplumsal cinsiyet temelli şiddet kavramına itiraz ettiğini, toplumsal cinsiyet kavramının demode olduğunu dile getirdiklerini söylemiştir. (3)

    Bu ülkeler bir bakıma kendi ülkelerinde toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının kadınları korumada yetersiz olduğunu beyan etmiştir.

    Maksadımız ülkemizde kadının durumunun dünya ülkelerinden daha iyi olduğunu sunmak ya da kadına ilişkin problemler yaşanmadığını iddia etmek değildir.

    Burada var olan problemin çözümünde yaslanılan reçetenin geçerliliğini sorgulamak amaçlanmaktadır. Görünen o ki toplumsal cinsiyette eşitliğin sağlanması kadını şiddetten, tacizden, tecavüzden korumak için yeterli olmamaktadır.

    Bu durumda şiddetin kökenlerine dair daha derinlikli çalışmalar yapmaya ihtiyaç duyulduğu açıktır. Yoksa toplumsal cinsiyet eşitliği pembe bir rüya olarak sunulmaya, kadınlar da bu süreçte mağdur olmaya devam edecektir.

    Kaynaklar:

    1- Uluslararası Af Örgütü (2019). Time for Change – Justice For Rape Survivors In The Nordic Countries. London: Amnesty International Ltd.

    2- https://tr.sputniknews.com/turkiye/201903061038048843-soylu-faili-mechul-kadin-cinayeti-yok/

    3- https://www.youtube.com/watch?v=0d6e6x-KF7s

  2. Sevgi diyor ki:

    Kisa dar pantolon ve corapsiz kadinimsi ayakkabi giyen sozde muhafazakar erkek gormekten midemiz bulandi. Fenomen kadinimsilar zaten yaznaktan utanilasi durumda. Bunlara sempatu duyan yine sozde muhafazakar kizlar/erkekler hatta aileler. Cocuklarimizi bu ortamlardan nasil koruyacagiz hic bilmiyorum dogrusu.

  3. seko69 diyor ki:

    bir sanatçı (şarkıcı) eşinden boşanmak için mahkemeye sunduğu videoda eşinin lezbiyen olduğunu ve çocuğun kendine verilmesini talep etti. basın ise şarkıcıyı suçlayarak eşinin görüntülerini niçin servis ettiğini ve şarkıcının rezil bir durum içinde olduğunu bas bas bağırdı. ama lezbiyen ilişki yaşıyan bir çocuk annesi ile diğer lezbiyen bayan şarkıcının rezilliğini kimse konuşmadı. kınanan çocuğunu almak isteyen baba oldu. bunlar birer proje. dünyada olan eşcinsellik furyası Müslüman toplumlara da empoze ettiriliyor. ve basın bu iş için görevlendirilmiş durumda. ve en acısı da şeriatçı, dindar, muhafazakar, ağzından kuran düşmeyen lider ve partisi tarafından bunların hoş karşılanması ve destek görmesi. Sema Hanım sağolsun bize KADEM’in fgerçek yüzünü gösterdi. KADEM’in genel başkan yardımıcısı ise Erdoğan’ın kızı Sümeyye hanım. ve aynı derneğin Ankara sorumlusu ise Aile Bakanı.. bütün bunlar tesadüf değil. bir proje. ve bu proje adım adım ilerliyor. Rabbim Sema hanım gibi gerçek HANIMEFENDİ’lerden razı olsun.

  4. KAYA diyor ki:

    Bunlara göre dünyayı kadınlar erkeklerden kurturacak. Babası toplum hatta ailesiz ömür ve sanırım yeni nesilin kökünün kurutularak insansız dünya oluşturmaya çalışıyorlar. Allah akıl versin.

  5. Nuri diyor ki:

    Selamun aleykum, Allah CC gayretlerinizden dolayı sizlerden razı olsun. Niyetinizi ve amelinizi rızasına uygun şekilde daim etsin. son nefesinizde de sizlere temiz bir ölüm nasip eylesin.
    Ancak; bizler problemlerin temelden kaynaklandığını gündem edemessek, Peygamberlerin metodundan başka metotlarla başarının imkansız olacağını bilmezsek daha çook üzüleceğiz. zamanımızı Kitabı ve sünneti anlamaya, örnek şahsiyetler olarak güzelce gücümüz yettiğince yaşamaya ve çevremize anlatma gayretine girmemiz gerekiyor.
    Kardeşler; bu ülkede 1950 yılından sonra eleştirilen sol iktidar 70 yıllık tarih içinde toplasanız kovalisyonlarla 5 yılı geçmez. diğerlerinin gelişine bakın halkın değerleni gündem yaparak gelmişler ve yıllar küskünlük, yıkım ve hayal kırıklığı ortaya çıkarmıştır… “Yanlış (Allah’ın belirlediği temiz bir yöntem dışında) bir yöntem kullanılarak şerefli bir hedefe varılamaz.”( ümmet olarak sürekli tecrübe ettiğimiz bu hatadan dönememekteyiz. Müslümanlar olarak eğitimlerimizi, hedeflerimizi… şahıslara veya şahıslara atfedilen kitaplardan değil, Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim ve kitabın hocası olan Resulullah(sav)’in sünnetinden almalıyız ve taassubumuz bunlara olmalıdır. Resulullah(sav) şöyle emretmiştir: “Size iki şey bırakıyorum. (Bunlara tutunursanız) asla delalete düşmezsiniz: Allah’ın kitabı ve sünnetim. Bu ikisi (kıyamette) havza kadar ayrılmadan beraberce geleceklerdir.”(Hâkim,1/93). İslamda şahıslara bağlılık yoktur. Şahıslar Allah ve Resulüne bağlılık derecesine göre itibar görür.“ Doğru-yanlış, iyi-kötü süzgecimiz kitap ve sünnet kriterlerinden oluşmadığından şahıslara, olaylara bakışımız birilerinin istediği şekilde olmaktadır.

    • Burak Basayev diyor ki:

      Nuri Bey, çok güzel bir konuya değinmişsiniz. Asıl mesele de zaten budur. Bizler birilerinin heva ve hevesi doğrultusunda yönetilme eğilimine devam ettikçe bu sapkınlıkların olması kaçınılmaz bir durum.

      Ümmetin imtihanının “demokrasi ve özgürlük” gibi saçmalıklar olduğunu anladığımızda herşey için çok geç olmaz inshallah…

  6. Aslan akbey diyor ki:

    Allah sizi cehenneminden uzak eylesin sema hanım. Ahirette hz meryem ve hz hatice validelerimizle komşu eylesin . Mevcut siyasetteki feminist kadınları da dünyayla güneş arasındaki mesafenin sonsuz katı kadar cennetinden irak eylesin.

    • Bilâl diyor ki:

      Müslüman, aslında başkalarına beddua da etmekten uzak durmaya çalışmalıdır ama şu ettikleri rezilliklerinin ve gerçek mânâda zulümlerinin hatrına duanıza sonuna kadar amin diyerek iştirak ediyorum.

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Şu an ocak 2019, bu süreçte ders kitaplarından bütün cinsiyet rolleri çıkartıldı ve 162 okul pilot okul olarak seçildi "cinsiyet eşitliğine duyarlı okul" adı altında cinsiyetsiz ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ En eğitimli kişi yaşadığı, yaşadığı hayatı en iyi anlayandır. “ ( Hellen Keller)

Kitap

Algı Yönetimi ve Manipülasyon

Algı Yönetimi ve Manipülasyon "Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi" kitabı nasıl kandırıldığımızı çok iyi gözler önüne seren bir kitap. Mücahit Gültekin kitapta bilimsel açıklamalarla birlikte günümüzden ve İslam tarihinden örneklerle  yalın bir ...
Devamını Oku