Çocuk Avcıları

28 Kasım 2016Gonca Anıl12 Yorum »

gonca-profil (1)Evimizin yakınlarına bir oyun atölyesi açılmış. Her köşe başına “kahve keyfi” tarzında yerler açıldığını düşünürsek çocukların oynaması için yeni alanlar oluşturulması oldukça umut veriyor insana. Büyük bir heyecan ve merakla çocukları alıp gidiyoruz, doyasıya oynasınlar diye.

Geniş bir alanda, birbirlerinden ayrılmış farklı bölümler hazırlanmış. Bir görevli tarafından bir araya toplanan çocukların ilk ziyaret yeri; pizza yapım bölümü. Ne keyifli değil mi, küçücük elleri hamuru mıncıklarken düşünmek. Yok yok boşuna düşünmeyin hiç, öyle mıncıklamak falan yok. Önceden usta ellerce hazırlanmış ve top haline getirilmiş hamurları sadece iki ileri bir geri açıp içine mısır, kaşar koyuyor çocuklar, işte hepsi bu kadar. Sonra yine usta yetişkinler fırına sürüp pişiriyor. Yani çocukların aşçı önlüğü giyip çıkardıklarına değmiyor ve elinin değdiğini yemek de nasip olmuyor çocuklara. Pizzalar pişince ellerine rastgele birer tane tutuşturuluyor.

Sırada inşaat bölümü var. İnşaat işi tam bir ekip işi, diğer çocuklarla bir koordinasyon kurulup, güzel bir minyatür bina inşa edecekler ümidiyle, izliyoruz. Ne bir “haydi başlayalım” coşkusu, ne bir mini plan… Çocuklar sallana sallana eline aldıkları köpükten tuğlaları bir başka kenara yığıyor. Her çocuğa iki ya da üç tuğla ancak düşüyor sanırım. Ben şaşkınca bakakalmışken, bu bölümden de çıkılıyor.

Eveeet, şimdi en bilimsel bölüme geldiler. Burada yatakta yatan, karnı deşilmiş bir insan var ve içinden organlar çıkıyor. Ve amaç vücudumuzu tanımak sanırım. Tabii bu manzaranın çocuk için uygun olup olmadığını düşünen yok. Parası olan herkes için uygun(!) Her an bir çocuk bu deneyimden sonra gece kabuslarına kavuşabilir, kimin umurunda. Oldukça modern(!) bir etkinlikle işte geleceğin insanları burada duyarsızlaştırılıyor.

Sonra bilim köşesi ve arkeoloji bölümü var, oralar da çocukların oynamaları için değil oyalanmaları için özenle(!) planlanmış.

Asıl en can alıcı bölümü sona bırakmışlar. İyi ki de öyle olmuş. Zira bu süper geliştirilmiş bölümü gördükten sonra orada ayakta kalabilmek mümkün değil. Giderken görmek, benim şoku atlatmam açısından daha rahat oldu.

Burası itfaiye bölümü… Çocuklar itfaiye önlüklerini giyiyor. Sonra su fışkırtan hortumların başına geçiyor ve hortumu tutuyorlar. Minik elleriyle sıktıkça su fışkırıyor falan değil, yanlış anlaşılmasın. Su zaten fışkırıyor ve çocuk da bir yerinden tutuyor işte. Görevli genç “hadi yangını söndürelim” diye bağırıyor.  Karşıda bir ev resmi, üzerinde yine resimden alevler var. Birazdan yangın sönecek, hadi devam, diye bağırıyor genç. Heyecan gittikçe artıyor. O kadar da merakla beklememe rağmen, bir anlık dikkatsizliğimle yangının nasıl söndüğünü kaçırıyorum. Vay be, diyorum, çocuklar fışkırtmasa bile suyun tesirini görmüş ya, ben görmesem de olur. Bu denli teknolojinin geliştiği bir devirde, su temas ettikçe renk değiştiren bir görseli de yapmışlar ya “helal olsun” diyorum hayranlıkla. Gerçek yangını da canlandırabilirlerdi ya, neyse, diye düşünürken, çıkma zamanımız geliyor.

Tam çıkacakken, kızım, bir sonraki gruptaki çocukları göstererek, “Anne ateşin nasıl söndüğüne baksam, göremedim de biraz izleyebilir miyiz,” diyor. Tabii, diyorum, ilginçtir ki son sahneyi tek görmeyen ben değilmişim.

Evet, bu çocuklar da fışkıran hortumların başında duruyorlar. Belki 10-15 dk. Sonra bir an görevli genç, “bakın burada kim var” deyip, arkada bulunan bir oyuncak hayvanı gösteriyor ve aniden arkalarına dönüyor çocuklar. Veeee  işte o an… müthiş bir icatla, rulo halinde yukarıya toplanmış resim bir hamleyle aşağıya iniyor ve resim o anda değişiyor. Çocuklar bir dönüyorlar ki yangın sönmüş. Oleeeyy!!! Nasıl bir buluş bu, hangi aklın ürünü, bilemiyorum. Ama çocukları böylesine kandırmak için anne babalarının paralarını almaları ; ve aynı zamanda anne babaların paralarını almak için çocukları kandırmaları, oldukça takdire şayan (!)

Haaa en önemli ayrıntıyı atladım. Tabii oradakiler de burayı çocuk için dizayn ettiklerini atlamış olacaklar ki duvarda, eski dekorasyondan olduğunu umduğum, bir resim kalıvermiş. Resimde bir taş devri adamı, bir elinde koca bir sopa, diğer elinde saç. Yoook adam berber falan değil, barbar!  Yerde saçından tuttuğu zavallı bir kadını sürüklüyor.  Duvara kabartı ile işlenmiş bu sanat eserinin(!) önüne birkaç malzeme konulmuş, ama resimdeki vahşet gün gibi ortada.

Bu son şokun ardından gidemiyorum, donakalıyorum. Buranın sahibi, yöneticisi kimse, konuşmalıyım, anlatmalıyım. Böylesi bir şiddeti duvarda sergileyip çocukların gözüne sokmanın bir gerekçesi olmalı ama çözemiyorum, bunu bana birisi mutlaka açıklamalı. Bir de hani bunlar çocuk ya… Zihinsel gelişimine, fiziksel gelişimine ya da en azından sosyal gelişimine birazcık da olsa katkı sağlayacak kadar üzerinde düşünülmüş faaliyetler olsa, yani çok zor değil, demek istiyorum.

Kimse oralı olmuyor. Ne de olsa çocukların zamanı çok, anne babalarının da parası. Bir saat içeride, bir saat gidip gelirken, koskoca iki saati buraya harcıyor ya çocuklar, anne baba, öğretmenler de biraz nefes alıyor (!)

Her gün tıklım tıklım olan bu oyun atölyesinin önünden her geçişimde, gözlerim çook uzaklara dalıyor.

Ah çocuklar, sizin için ama sizi hesaba katmadan hazırlanan böylesi yerlerin kime ne faydası var bilemiyorum, ama belli ki size zararı var!

Okunma Sayısı : 5.002

Yorum yapın

“Çocuk Avcıları” için 12 Yorum

  1. ... dedi ki:

    Benim çocukluğum yarı köyde yarı İstanbul da geçtiği için fazlaca anı var.

    Köyde en sevdiğim iş harman vardı öküz önde biz geride sörf yapardık. Koyun inek sağmasını severdim ama bazen süte gübre karıştırıyorlardı. 🙂 Yaylada taşlardan ev tahtadan bebek yapardık. Yumurtaları satıp bisküvi alırdık. Sadık bir köpeğimiz ve çok sevdiğim bir inek vardı. Ata binerdik.

    İstanbul da ise sürekli oynadığımız bir boş alan vardı sabahtan akşama kadar oynardık kimi bakkal olurdu kimi komşu. Yıkılan binalardan çıkan tahtalarda çiviler vardı bu çivileri demirciye satardık. Erkek çocuklarla futbol oynardık. Saat 12’lere kadar kapı önünde otururduk.

    Düşünüyorum da çocukluğum sürekli ticaretle geçmiş 🙂 Müteahhit yada tüccar olmam an meselesiymiş. Ekranda suni oyunlarla değil gerçek ve doğal hayatta öğrenerek oyun oynadığımız için şanslıymışız.

  2. hüzün gecesi dedi ki:

    Gonca Hanım,
    Anlattıklarınıza bakılırsa, görünüşte çocuklara “yaparak/yaşayarak öğrenme” imkanı sunan ama hakikatte çocuklar üzerinden rant elde etmek için kurulan tuzaklardan birine denk gelmişsiniz. Yetişkinler kendilerine -mış gibi davranıldığında bunu fark edip rahatsız olurlarken, yaşları küçük diye çocukların bunu hissetmeyeceğini düşünmek ahmaklıktan başka bir şey olmasa gerek. Kapitalist sistem hissiyatımızı öldürüyor yavaş yavaş.
    Bir de okurken uzun zamandır pizza yapmadığımı fark ettim. Ev usulü sağlıklı bir pizza yapıverem bari 🙂

  3. U-mutlu dedi ki:

    Ilkokul 4.sinifta iken ogretmenimiz resim dersini bahcede isleyecegiz dedi sasirdik disari ciktik okulumuzun ilk yiliydi ve bir arsa uzerine insa edilmisti beton gormemisti Halen. Toprak kipkirmizi ve ince , oyun hamuru yerine camur oyunu Ile cok guzel sekiller yapmistik.lunaparka degismezdik sanirim:)

    Kucukken. Sehirdisindan misafir gelmisti aksama kadar oynamistik butun mahalle akraba oldugu icin annesi rahat rahat oynasina izin Verdi diye bize ozendi ve keske Ben hep burda kalsaydim dedi. Sehirdeki durumu anlatinca uzulmustum iyiki burdayiz demistim ama simdi cocuklarimi kucikken korktugum beton yigini olarak gordugum Istanbul da yetistiriyorum:(
    Aslinda cocuklarin cok buyuk oyun alanlarina lunaparklarq ihtiyaci yoktur.biraz ilgi alaka, biraz zaman biraz sabir yetiyor artiyor bile

    Benim tavsiyem. Cocukla beraber oynamak ona zaman ayirmak onu Bu tip yerlere goturmekten Daha cok mutluluk verir.
    evdeki malzemelerle oyuncak yapmak,cocuga degerli oldugunu hissettimek .
    Montessori egitiminden destek alinabilir. Bizim cok isimize yaradi . Hergune bir etkinlik.

    • ... dedi ki:

      U-mutlu hanım,

      Bazen çocuklar için evde de öğretici oyunlar oynanabilir. Özellikle kız çocuklarıyla yemek yapmak onlar içinde eğlenceli yeğenlerim bu konuda çok meraklı yaprak sarması mantı yufka açma bunları öğreniyorlar. Sofrayı koşarak kuruyorlar. Çocuk işçi çalıştırıyorum 🙂

      Atık kumaşlardan elbise yapmak bebek yapmak. Çiçek alıp sulama sorumluluğunu ona öğretmek. Mesela biz kibritten mandaldan ev yapardık. Hayvan sevgisinin oluşması için parklar olabilir İstanbul da böyle yerler var. Yada yazın tatilde memlekette olabilir. En azından bir oda boş bırakılıp onlar için oyun alanı olabilir pota alıp basket oynayabilir. Çarşaftan çadır yapıp ev yapabilir.

      Sizinde dediğiniz gibi aslında onların yaşına inip onlarla oynamaya başladığımızda zaten mutlular.

      • U-mutlu dedi ki:

        …Opuyorum o cocuk iscilerin minik ellerini:-)
        Bende kizimi mutfqkta hep yanimda tutarim cok hosuna gidiyor Sarma sariyor ve ozellikle sardiklarini babasina yediriyor:) borek yaparkende ayni sey .
        Gecenlerde babasi kartondan iki katli ev yapti Ic dekarasyonunu biz tamamladik,hergun esyalarin yerini degistirip oynuyor..Fazla kumaslardan da baya bi elbise dikmisimdir 🙂
        Aslinda bizim ucuza kactigimiz yontemi yabancilar ” MONTESSORI” Egitimi deyip modernlestirmisler:)

  4. Feyza dedi ki:

    Kolonyayi okuyunca gulmem geldi Suleyman bey Sanki kolonyayla ates yakma olayiyla bir gecmisiniz var gibi 🙂 Ben kolonyayi ates yakmiyordum da evin onunde oynayan cocuklarin ustune fiskirtip saklaniyordum, tabi kucucuk sokak iki katli ev zaten evin onunde oynayanlar belli e haliyle yukardan kolonyayi fiskirtanin kim oldugunu bilmeleri de zor olmuyordu 🙂 Bir de balkona gelen karincalari kagit pecetenin yakalayip kagit pecetenin ustune koyup balkondan ucurarak karicalara sörf yaptirdigimi soyluyordum 🙂 Koye gidince de en buyuk zevkim tarlada buldugum karinca yuvalarinin yanina erzak depolamakti ki karincalar sicakta yorulmasin :))

    • Süleyman dedi ki:

      Ne kadar merhametliymişiniz Feyza Hanım

      Bende karıncalara karşı merhametliydim ama sizin gibi değil. Benim merhametim biraz zalimce idi. Örümcekleri karınca yuvalarına atıp karıncaların onları nasıl yediğini izliyordum. Kendi belgeselimizi yapıyorduk bir nevi. Karıncalar için güzel oluyordu ama örümcek için aynısını söyleyemeyeceğim 🙂

      Ben izciyim. Oymakbaşıyım aslında. Ateş bizim işimiz diyelim 😀 Ateş insanı çok farklı hissettiriyor. Başında iken içinizde çok hoş bir his oluşuyor. Yani açık havada ateş yakmış ve etrafında oturup sohbet etmiş bir insan dediğimi anlayabilir. O ateşi izlemek çok farklı bir keyif. Yalnız çocuklukta yaptıklarım hep bir merak sebebiyle idi. Aynı zamanda kolonyayı döktüğünüzde ateşin korlanması ve birden yukarı sıçraması hoşuma gidiyordu. Kendimi sihirbaz gibi hissediyordum. Annem bazen ya burada kolanyalar vardı ne oldu diye kendi kendine sorarken, dolabı karıştırıken ben arkada böyle olaydan kopmuş ve sanki hiçbir şey bilmiyormuş gibi başka şeylerle uğraşırken onların hepsini ben aldım ve yaktım diye içimden geçiriyordum. Çok hunhar bir kolonya tüketicisiyimdir 😀

      • Feyza dedi ki:

        Ates yakmayi o sekilde bilmiyorumda Suleyman bey biz Urla’da bir ev almadan once hepimiz Izmir’de yazlari kamp yapardik ailece. Her sene on bes gun kadar, deniz kenarinda tenha yerlerinde ve uc odali cadirimiz vardi, ates basinda oturmayi o yuzden cok iyi bilirim acik havada, cok da severim. Zaten dogayi cok seviyorum. Ama kolonyayla hic denemedim biz cakmakla yakiyorduk atesi 🙂 Ama bilseydim kesin denerdim, muzur bir cocuktum cunku 🙂

        • s. havva dedi ki:

          Feyza hanım imrendim doğrusu çocukken deniz kenarında yaptığınız kampa. Keşke imkan olsa biz de çocuklarımıza o imkanı sağlayabilsek.
          Çocukken sık sık köye giderdik. Gece akrabalara giderken yol boyu bir sürü ateş böceğinin içinden geçerdik. Ben onların, henüz okula gitmeden önce , gökteki yıldızların aşağıya inmişleri olduğunu zannederdim. Köyde çamurdan oyuncaklar, ağaç dallarından evler, yapraklardan fincanlar vs yapardık. Saatlerce derede oynardık.
          Birgün oğlum bizim çocukluğumuzda bilgisayar ve tabletimiz olmadığını duyunca ” anne siz çok şanssızmışsınız” dedi. Ben de “asıl siz şanssızsınız yavrum 4 duvarın içinde. Biz akşama kadar dışarıda koştururduk. Ağaçlara çıkar çamurdan oyuncak yapardık” dedim. Bu sefer de çamurdan oyuncak yapmaya merak sardı ama ne yazıkki böyle bir imkanımız yok. Ama gonca hanım bahsedince aklıma geldi. Bu hafta sonu pizza yapalım biz de :))
          Süleyman bey bizim oğlan bu kolonya işini duymasın :)) bir gün elektrik kesildiği için mum yakmıştım. Masada yemek yiyorduk. Peçeteyi aldı muma tuttu. Ben de bakıyorum ne yapıyor diye. Peçete yanıp da birden alev büyüyünce korktu attı elinden. Hemen alıp lavaboya attım. Meğer çizgi Filmler deki gibi sadece bir ucu yanacak zannetmiş :))

          • Feyza dedi ki:

            s.havva hnm, gundemin yogunlugundan dolayi arada kaynadi sizin yorumunuz kusura bakmayin. Cadir, kamp kulturu ozellikle yazlik donemi cok yayginlasmadan evvel Izmir’de sahil yerlerde cok yaygin bir kulturdu, buyuk sehirler icin tuhaf ve ulasilmaz gibi gozukse de. Bizim de rahmetli babamiz, yazlik evimoz yok bari ckcuklarim mahdum kalmasi diye belirledigi sakin ve musbet bir yerde her yaz bizi kampa gotururdu. Gercekten o kamp gunlerinin heyecani butun sene bizi zibde tutuyordu desem yerudir. Ben son senelerine denk gelsem de buyuk kardeslerim bu zevki daha doyasiya yasamislar. Ama zamanla herkes yazlik evler alinca simdi sanirim cok yaygin degil biz de zaten belli bir seneden sonra hic gidemedik, ama hala tadi danagimdadir ve cocukluguma dair en guzel anilarimi yasadigim gunlerdir diyebilirim. Aslinda imkani olan herkese tavsiye de ederim, ulkemizin oyle guzel oyle nezih sakin sahilleri var ki. Bunlari sadece turistlere birakmak biraz kendimize haksizlik gibi geliyor. Zevkli bir tatil icin bes yildizli otellere de luzum yok, hatta oyle yerler beni geriyor, biraz kasif ruhlu olmak bunun icin yeterli. Cok cok az bir masrafa unutulmaz anilar biriktirebilirsiniz cocuklarinizla.
            Kuzulari bile cayirlara salinca nasil oynayip ziplarlar..Acik hava, doga cocuk ruhunun en guzel gidasi. Ulkemiz bunun icin cok elverisli bizler bu anlamda cok sansli bir milletiz, ama sanirim degerlendirmeyi pek bilmiyoruz.

          • Feyza dedi ki:

            Her zamanki gibi harf hatalarimdan dolayi ozur diliyorum. Telefonla yazinca boyle oluyor ve hep unutup gonderdikten sonra okuyorum 🙁

  5. Süleyman dedi ki:

    Ben küçükken bulunduğum yerde lunapark yoktu 🙂 Yalnız ilk başlarda arasam da daha sonraları hiç aramaz oldum. Ben özellikle çocukların toprakla haşır neşir olmasını önemsiyorum. Dişarıda geniş alanlarda koşmasını.

    İstanbul da ara sokaklarda büyüyen çocuklara çok üzülüyorum. Hatta ne yazık ki İstanbulda büyüyen çocuklara ve şehirlerin ortalarında. Bir akrabamızın bir villası var. Bahçeli güzel bir yer. Yalnız çocuk 8-9 yaşına geldikten sonra biliyorum ki yetmeyecek. O çocuk daha sonra etrafı aynı çeşit olan vilları görecek ama dolaşabileceği, kimi zaman alıp kazabileceği, toprakla oynayabileceği, bitkileri inceleyebileceği geniş düzlüklere sahip olamayacak. Olamayınca böyle bahsettiğiniz beceriksiz alternatifler yerini almaya çalışacak yalnız alamayacak 🙁 Bu sefer eve kapanan çocuklar. Nasıl kapanmasınlar ki. Başka seçenekleri yok.

    Bu arada evden kolanyaları alıp alıp evin önünde ateş yakanlara ve onu daha sonra kendi çabalarıyla söndürmeye çalışanlara selam olsun 😀

Dünden Bugüne

Hadis-i Şerif Düşmanlığı

Bizim halkımız Kur’an-ı Kerimi pek bilmez. Bu elbette büyük bir eksikliktir fakat yine de dinimizi Peygamber Efendimizin hayatı ile öğrendiğimiz için halkın inancı sağlamdır. Batılılar yüzyıllar boyunca İslam ülkelerine hoca kılığında ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Tüm istediği sadece diplomadan ibaret olan anne babalara, Allah niye bir Fâtih bir Selâhaddin göndersin ki? Bol bol mühendis gönderir.” (Nureddin Yıldız

Kitap

Bitik Erkekler

Uzun zamandan beri siz Değerli ÇocukAile Okurlarıma tavsiye etmeyi düşündüğüm fakat hakkında yazma fırsatı bulamadığım için tanıtmayı geciktirdiğim, herkesin okuması gereken bir kitap “Bitik Erkekler” Kitapta erkeklerin her alanda nasıl geri ...
Devamını Oku