Delillerin İşe Yaramadığı Adalet Sistemi

05 Mart 2019Haberler18 Yorum »
cezaevi ıslahOğlum Sinan  23.11.2017, tarihinde tutuklandı. 17 yaşına gireli daha beş gün olmuştu. Kız arkadaşının ve kızın annesinin tecavüz suçlaması iddiasıyla cezaevine gönderildi.
İlk mahkemesi bir ay içinde görüldü. İkinci mahkeme olmadan kızın adli tıp ve pedagog raporları temiz geldi.
Bunun üzerine kızın annesi beni arayarak özür dileyip “ben bazı şeyleri yanlış anlamışım, kızımda söyledi aralarında bişi olmamış ve bakire raporu geldiği için şikayetimi geri çekmek istiyorum.” dedi.
Adliyeye gidip avukatım aracılığı ile şikayet geri çekildi buna rağmen ikinci mahkeme ertelenip üçüncü mahkemede acımasızca 8 yıl 10 ay 20 gün cezaya çarptırıldı.
İstinafa yolladık 3 ay 15 gün sonunda orası da cezayı onayladı, umudum tükendi. Okulundan oldu çocuğum. Ben ve eşim yıkıldık.
Eşim de ben de mahkeme ve görüş günleri derken, işimizden olduk. İkimizde maddi manevi çöktük.
Şuan dosyamız 7 aydır yargıtayda ve ilk teslim edildiği gibi arşiv bölümünde asla ilgilenilmeksizin sıraya bile alınmadan beklemektedir.
Karşı taraf şikayetini çekti, deliller oğlumdan yana fakat 9 yıla yakın ceza verdiler, on yedi yaşındaki gence. Bu nasıl bir adalet sistemi ki deliller işe yaramıyor?
Kadın beyanı da sadece şikayet ederken geçerli oluyor da şikayeti çekince geçerli olmuyor?
Sizden ricamız sesimize ses olun, sesimizi duyurun saygılarımla…
        Yüreği yaralı bir anne

 

Okunma Sayısı : 6.105

Yorum yapın

“Delillerin İşe Yaramadığı Adalet Sistemi” için 18 Yorum

  1. Misafir diyor ki:

    EDİTÖRÜN DİKKATİNE:

    https://www.yeniakit.com.tr/haber/ustun-dokmenden-basortusune-saygisizlik-644778.html

    Sevgideğer Dostlarım,
    Bana geçmiş olsun dileklerini sunup dua eden; Yahya, Abdullah Bir, Cihad, Sadece Fatih, Feyza ve Gülpembe rumuzlu kardeşlerime bu güzel dua ve dilekleri için Allah iki cihanda da yüzlerinizi ak etsin diyorum.

    Yahya, Abdullah Bir, Cihad ve Sadece Fatih İçin:
    Cenab-ı Hak sizlere Cennetinde 70 huri versin:-) Hurileriniz arkanızda cemaatiniz olsun. Sizlerde imam olun. Hurileriniz Cennet Gelinlikleriyle arkanızda saf tutup namaz kılsın. Ama beleş huri yok! Birinci rekatta Yasin Suresi, ikinci rekatta Mülk suresi okumanız gerekir:-)

    Feyza ve Gülpembe rumuzlu hanım kardeşlerimiz için:
    Rabbim sizlere Hazreti Hatice ve Hazreti Fatıma Annelerimizin elinden gelinlik giymek nasip etsin ve sizleri onlara komşu eylesin. Amin.

    Aslında yazacak durumum yoktu. Hem bir teşekkür edeyim istedim. Hemde bu yakardaki haberi görünce yine sigortalarım kısadevre yaptı. İşin en garibi konuşmasının sonunda üstün dökmen’e plaket veren müdüre başörtülü! Allah’ım sen bize yardım et…

    • Sadece Fatih diyor ki:

      Misafir Bey.

      Sağlık durumunuz daha iyidir inşAllah. Rabbim tez zamanda şifa versin, size ve tüm dua, şifa bekleyen hastalarımıza.

      Hayır duaniz için teşekkür ederim, aman hanımlarımız görmesin :)
      Şaka bir yana hanımlarımız evlerine sahip çıkıp dinini yaşamak adına ibadetlerini yaptıklarında gerçekten hurilerden üstün oluyorlar. Hiç huri görmedim ama insanın hanımı, eşi yani karısı Allah rızası için sustuğunda, ibadet ettiğinde ve evine sahip çıktığında sanmıyorum ki kocalarının gözü huri görsün.

      Diğer taraftan paylaştığınız habere gelirsek bu başörtüsü düşmanlığının ki özünde din düşmanlığıdır laikçiliktir, en kara propagandalarına maruz kalmış biri olarak bilinçaltını temizlemeye çalışan bana pek yabancı gelmedi. Benim kuşağım devlet tarafından maalesef böyle eğitildi. Başörtülüler öcü, imamlar üç kağıtçı, oruç derslere zararlı, işyerinde sigara molası vermek geyik yapmak serbest ama Cuma’ya gitmek kul hakkı. Genç yaşta alkol, kumar, flört özgürlük ama ibadet etmek beyni yıkanmış olmak….
      Okuduğumuz arapça Fatiha’ların kendi dilimizde anlamını, manasını kavramadığımız sürece bu haberdeki gibi örnekler hiç bitmeyecektir. İnsanlar da bilmeli ki onları ahirette kurtuluşa erdirecek olan, siyasi rant uğruna verdikleri “tavizler” değil İslam adına ne yaptıklarıdır.

      Ben de benzer kafayla yaşadığım bir olayı anlatıp bitireyim. Vaktin birinde bir büyüğümüz namazın arapça kılınmasını yanlış buluyor ve bu şekilde kılanların hata yaptığını söylüyordu ki Allah da kendisini müminler üzerinde bekçi kılmamıştı aslında. Ben de ona madem bu şekilde doğru olduğunu düşünüyorsun sen ibadetini öyle yap ahirette de Allah’a ben böyle anladım böyle yaptım dersin dedim. Peki öyle yaptı mı? Elbette hayır. Bu zihniyete göre çocuklar dinden habersiz yetişmelidir ki dürüst olsalar insan fıtratını bozmasalar bu şekilde dahi olsa o çocuklar islamı bulur. Ancak ortada koca bir yalan var, hem de kuyruklu! Dinlerini kendileri seçsin bağımsız olsunlar dedikleri çocukların beyinlerini dinsizlikle dolduranlar da bunlar. Hani her şey ortada olacaktı ve çocuklar yetişkin olunca kendi seçimlerini kendi yapacaktı. Demek ki neymiş? Bu işin ortası yokmuş. Yani bir insan ya hak taraftadır ta batıl tarafda. Safımızı doğru seçmeliyiz ki aksi durumda ne olacağını sanırım herkes benden daha iyi biliyor.

      Selam ve dua ile…

      • Misafir diyor ki:

        Sadece Fatih, Cihad, Yahya, Abdullah Bir, Feyza ve Gülpembe rumuzlu kardeşlerim.

        Dualarınızla kısmen ayaktayım. Allah ebeden daimen razı olsun. İki cihan saadeti versin. Arada bir yazmaya gayret edicem inşaAllah. Çok sağolun, varolun…Minnettarım…

        • Yahya diyor ki:

          Değerli kardeşim,

          Şifa ve rızık hep Rabbimizdendir. Bizim dualarımızdan ne olacak?
          Dualarınıza amin der, Rabbim size ve diğer kardeşlerime misliyle fazlasını vermesini temenni ederim.

          Selam ve dua ile…

        • Gulpembe diyor ki:

          Ehamdulillah… hayirli haberlerinizi almak mutlu etti. Rabbim iyiliginizi daim eylesin. Guzel niyet ve dualariniz icin de Allah razi olsun:)

    • Cihad diyor ki:

      Misafir Kardeş umarım iyisindir. Tekraren acil şifalar dilerim. Yorumun tebessüm ettirdi. Yasin suresi ile Mülk suresinin okunmasının manevi zevkine varan huriyi ne yapsın.

      Akit gazetesinden alıntıladığın habere hiç üzülmedim.( bence hasta-hasta sen de kendini üzme.) Çünkü ben bu konuda aynen Üstün Gökmen gibi düşünüyorum. Başörtüsü dini bir semboldür mamafih tarzını ve sınırlarını da din belirler.

      Müdire hanımın temsil ettiği modern muhafazakarlar(bu nasıl oluyorsa!) ise başörtüsünü moda olarak görüyor. Yani hem göstermek ve görünmek istiyorsun, hem de örtünüyorsun. Nereden bakarsan bak, çelişkinin zirvesidir. Bu sebepledir ki garip tipler ve tarzlar içtimai hayatta nevzuhur etmiştir.(bknz. altı kaval üstü şeşhane)

      Efendim, bu sitenin müzmin muhaliflerinden olan bir hanımefendi ile olan münazaramızda, batı tarzı giyim kuşamın toplum hayatımızdaki tahakkümünden bahsettiğimde “hah neden oyle olmus?senin sermayen, modan, tekstilin nerde , fabrikani avrupa mi muhurledi?” diyerek itiraz etmişti. Muhtemelen kendisi de bir başörtülü.

      Kıyafet bedeni(avret mahallini) örten bir iffet, imanın dışa tezahürünü gösteren bir ibadet, soğuk ve sıcağın zahmetine karşı insani bir zaruret değil, belki heva ve hevese giydirlmiş bir zarf ve hırs,riya,tasannu vb ahlakı rezilenin bir ambalajı hükmüne gelmiş. Modern zihin buna moda diyor.

      Bizim cenahta zihni modernite ile ma’lul olanlarda batıya karşı hissettiği ezikliğini izale etmek veya batıyla mücadele etiğini sanarak “islami moda” “muhafazakar moda” “modern tesettür” gibi kavramlar ve akımlar oluşturdular.

      Halbuki “moda” bir kavram olarak bütünüyle İslam’ın tam da karşısında iken ve İslam’ın mahviyet ve iffet gibi değerlerini yaşayarak ve savunarak yüceltmek -belki batıyı da düştüğü çukurdan çıkaracak- daha şerefli bir iş değil midir?

      Geçenlerde Yavuz Bahadıroğlu bu konuyu köşesine şu satırlar ile taşımıştı,

      “Sunday Times Gazetesi’nin eski moda editörü Charty Durrant’ın, “moda dünyadaki tüm kötülüklerin anasıdır” dediği bizim gazetelere de yansımıştı (Milliyet, 15 Ağustos 2011).

      Tespit ilk bakışta abartılı görünüyordu, ancak düşününce hak vermemek elde değildi. Öyle ya, moda aşırı tüketimi kamçılıyor, aşırı tüketim aşırı üretimi teşvik ediyor, aşırı üretim ise daha fazla çevre kirlenmesi, daha çok kaynak israfı, adaletsiz paylaşım (bir taraf tokluktan ölürken diğer tarafın açlıktan ölmesi gibi çelişkiler) gibi durumlara hizmet ediyor.”

      özetleyecek olursak;

      moda içtimai ve şahsi hayatta infak yerine israfı,teavun yerine cidali, adalet yerine zulmü,fazilet yerine menfaati, paylaşım yerine biriktirmeyi netice verdiğinden gerçekten de kötülüğün anasıdır.

      Velhasılı,

      Üstün Dökmen başörtüsü dini bir semboldür diyerek meseleye çok doğru bir yerden bakmış. Ancak bizim gelişmeci ve modern muhafazakarların gözünü açmaya yarar mı. Hiç sanmam.

      Basit bir sual: Evindeki çocuğuna bakıcıların rehberlik ettiği veya edeceği bir kişinin rehber öğretmeni olması vicdan ve şefkati geçtim, mantıklı mıdır?Malum insan yaratılışı itibariyle kendine yakın olanı önceler,daha çok önemser.(Yahu hemen kızmayın,sadece soruyorum….)

      Tüm dostlara selamlar…

      • Cihad diyor ki:

        MODA BELASI…..

        İsteniliyor ki kadınlar, temel insan hakları güvencesine yaslanarak (İlahi mahrecine değil), arzu ettikleri gibi giyinip kuşansınlar ve üyesi oldukları toplumda kendilerini iyi hissetmeleri için hemcinsleri arasında ayrıcalık sahibi olsunlar…

        Kalabalıklar arasında farklı kişilik sahibi olabilmenin başta gelen ilk şartı da, kadının kendisini tanıması. Bu bilgeliğe ulaşabilmesi içinse, kadın evvela bir sitil sahibi olacak ve hayatının iplerini de kendi eline alacak…

        Kimseye eyvallahı olmayacak!…

        Moda akımı, kadını bu amaca doğru erginleştiren etkin bir eğitim alanı olup, Moda Kadın da, muhafazakâr kadını “dişiledikten sonra” bu alanda laikleştirerek hayatın ipini eline almasını sağlayacak…

        Çevreye bakarsanız, sağlamış bile…

        Osmanlı döneminde, genel çerçevesi itibarıyla inanç dünyasının mutlu ömür tüketen muhafazakar aile yapısında kadın yokmuş!!!. Cumhuriyet’in aydınlık ortamında feminizan söylemler, fırsatını yakaladıkları her vesileyle dişileştirmeye çalıştıkları fiziken kadınları, şöyle hicvediyor;

        Yavru kuşum, bu sendeki güzellik,

        Başlık mıdır harçlık mıdır babana,

        Değerini biçen biçmiş, kız evlatsın eğeceksin boynunu,

        Şerbetini içen içmiş. Davul zurna, gideceksin yabana.

        Ardından da, ipini eline aldırmaya çalışılan kadının fiziki varlığı üzerinde, BİLİMSEL şüphelere cevap aranılıyor!…

        “Kadın, insanın gölgesi midir gövdesi mi”?…

        Osmanlı’da yapılan nüfus sayımlarında kadın yokmuş. Erkekler, hayvanlar, atlar ve eşeklerin sayılmasına karşın, insandan sayılmadığı için, kadınlara nüfus istatistikleri içinde yer verilmemiş!..

        Oysa 2. Mahmut zamanında ve o da bir kez olmuştur. Askere alınacak erkek sayısını tesbit amacıyla yapılan sayımda kadınlar es geçilmiştir.

        Kemalizm’in yorumlarında ortaçağ karanlığını bir güneş gibi delerek aydınlığa çıkarılan Cumhuriyet Türkiye’sinde de cephe açan toplumsal cinsiyet eşitliğinin hak savaşı niteliğini taşımasından ötürü, kadının fiziki varlığı da elbet, ana faktör olarak cephede kendi yerini alacaktı…

        Ve temsilcileri eliyle almış da…

        Moda Kadın…

        Ne var ki Moda Kadın, Allah’ın kullarını cinsiyette klasik yapısından koparıp tek cinste toparlayıp yok edilmesine çalışılan aile hukukunu, küffar dilince yeniden inşa edici REİNCARNATE haline getirmekten ziyade, kadının dişilikteki cezbesini yükseltmeye odaklanmış…

        Belki hususan, öyle düşünülerek planlanmış da olabilir…

        Bu savaşın getirisi, “ticari kazancı bana, faydası da sana” ortaklığıyla niye paylaşılmasındı?.

        Mesela, İslam dininin terminolojisini kullanarak… Sureler, ayet-i kerimeler, hadis-i şerifler…

        Farkındalık yaratıcı araç olması isteğiyle piyasaya sürülen ürünlerin üzerine marka motif olarak işlenerek… Yasin işlemeli kadın donu, ikizler için besmeleli sütyenler, bugün yarın Osmanbey’de!…

        Oysa görev ve etkisi bakımından toplumsal cinsiyette eşitlik adına ateşlenen aile kurumunu çürütme savaşında her iki cinsiyeti de kapsamına alanlar, çift ağızlı pala bıçaklarını Moda Kadın’dan yıllar öncesi kullanmaya başlamıştı.

        Haşema…

        Lakin haşemacı, yaptığı işin bu amaca yönelik netice vereceğini bilmiyordu. Onun gayesi, Müslümanlar da denize girsin ve bu arada ben de kazanayım… Hem de kadına da erkeğe de özel maksat tek uniform olarak…

        Denizde kırık dökük hizmet gören haşema, bilahare pantolona evrilip karaya aktarılınca, kadın kadınlığından erkek de erkekliğinden soyulup tek kalıba döküldüler. Ve şimdi, çıkın bakın sokağa, herkesin kıçında daracık sıkıcık tülden ince bir pantolon. Erkeğinin kimisi küpeli ve saçları da topuzlu. Türbanlı kızların da tırnakları cilalı…

        Korkarız, hükümetlerin ya da devletin aile başı üç-dört çocuk politikası duvara çarpacak yakında… Kim doğuracak ki!…

        Beka sorununu yanlış yerde arıyoruz…

        Moda Kadın, küffar nezdinde İslam modası olarak Türk ve dünya piyasalarında yıldız gibi parlayarak, boom yapmış…

        İyi de, Moda Kadın’a, pazarda bomba etkisini sağlayan araç/gereç ve tasarım silahları anlamında dinamik gücü nereden?

        Batılı kadınının sırtındaki stili ne ise, madde ve manasında modern Batı modasının da fevkinde stilografisiyle muhafazakâr kadının arzularını coşturucu tarz ve tasarımlar..

        Ecdadının ilahi tesettür üslubunu, ilahlarıyla savaş halindeki Batı kadınının üzerindeki şeytaniliğe kurban etme hırs ve ihtirası…

        Kemalizm’in yozlaştıramadığı muhafazakâr kadın, kendi çevresinin satıhta kendine benzer hemcinsleri tarafından tereyağından kıl çeker gibi ruhundan çekilip götürülüyor…

        Çıkın sokağa ve çevrenize bir göz atın ve on yıl evveliyle kıyaslayın… Kadın, modadan aldığı zehir ile kendini dünyevi saygınlık değerlerinden koparırken, beri yandan da öte tarafın karanlıklarına aptalcasına sürükleniyor…

        Elleri eldivenli hacı annelerinin yanında kafası Moda Kadın tarafından türbanlanmış olup, kıçındaki sosyetik münhanileriyle, sohbet sonunda ayrılık anında dostlarına bye bye çeken muhafazakâr küçük hanımlar…

        Devlet Başkanları Tayyip Erdoğan, “Ezana sahip çıkamayanlar, bu ülkeye de sahip çıkamazlar” derken, bir salt gerçeği daha belirgin kıldı…

        Doğru söze can kurban. Lakin ezan protestosu dışarıdan gelen bir küstahlıktır ve aynı zamanda açıktan ve aleni…

        Giyim kuşam ve tesettürdeki kirlenme ise, iç kaynaklardan. Bizlerden yani.

        Sultanlar için anlatırlar, hatta Dört Halifeye de tarihin kütüklerinde bu konuda epeyi sayfa ayrılmıştır…

        İLK ELDEN, ARACISIZ DOĞRUDAN

        GÖRÜP, TEDBİR ALMAK…

        Yetki sahibi sorumlu görevliler öyle yaparmışlar, bir zamanlar…

        Polisler bu işi iyi bilir. Bazı yerde kestane kebapçısıdır, bir bakmışsın, sıradan vasıfsız bir vatandaş gibi, duraklarda otobüs bekliyorlar…

        Cumhuriyetle yönetilen diyarlarda, tebdil-i kıyafete pek itibar edilmiyor, büyüklükten midir, dersiniz?…

        Aslında büyük bir eksiklik… (Alıntıdır)

    • Feyza diyor ki:

      Ustun Dokmen’i eskiden severdim, dinlerdim. Kendisi adina uzuldum ne diyelim misafir kardesim, Allahu Teala dogru yola iletsin. Umarim imani degil de yasiyla ilgili bir problem yasiyordur, yoksa durum vahim.
      Insaallah tez vakitte sagliginiza kavusursunuz bu mubarek gunun ve bu mubarek aylarin hurmetine..yazacak durumum yoktu demissiniz, uzuldum. Insaallah saglik haberlerinizi aliriz, kendinizi cevap icin yormayin.
      Dualar icin kendi adima cok tesekkurler, Allah razi olsun. Dualarinizin (insaallah) kabul oldugu ve sabrettiginiz takdirde manen terakki edeceginiz bir ikram doneminin icindesiniz, biliyorsunuzdur fakat bu gibi seyleri bilse de insan, bazen baskasindan duyunca daha iyi hissediyor kendisini, motive oluyor ve direnci artiyor. O yuzden hatirlatmak istedim kardesim.
      Selam ve dua ile..

  2. Gokce diyor ki:

    Eger dogruysa ,Inanilir gibi degil …

    Turkiye de adalet ,hukuk diye bir sey kalmamis..

    System hala 1920 lerden beri baska devletlerin hukuk sistemlerinden alinan kanunlarla yonetiliyor kopyala yapistir ..

    Cok yazik..

    • Yahya diyor ki:

      Sn. Gökçe,

      Olayların detayını bilmesek dahi, genel hatları ile anlatılanlar doğru…
      bu ülkede hiç bir sucu olmadığı halde, isim benzerliği, sistem hatası veya sadece kamerada gözüktüğü için hapse atılan insanlar var…
      Aşağıdaki yorumumda da yazdığım gibi, ülkemizde masumiyetinizi ispatlamak zorundasınız…

      Sistem hala 1920’lerin hukuk sistemi değil, keşke olsa… üzerine yama yapıla yapıla kumaşın rengi belli değil artık!
      Üzülerek tecrübe ediyoruz ki, bunlar mevcut hükümetin yaptığı yamalar…

      • Gokce diyor ki:

        Aslinda bu gencin ailesi karsi tarafa iftra mahkemesi acmali degil mi? resmen iftira atilmis. Masumiyeti ispat edilmis. Deliller yok. Devlet neyin pesinde..

        belli ki,kanun koyucularinin ne hukuktan ne de adaletten anladigi var. Hukuk sistemi hep mi boyle idi yoksa FETO olaylarindan sonra mi bu hale geldi?
        Rabbim kimseyi mahkeme kapilarina dusurmesin. Bu genci de tez zamanda kurtarsin. Amin..

  3. Gulpembe diyor ki:

    Anladigim kadariyla belli sayida erkegi iceri aldiklarini biryerlere gostermek zorundalar yani kontenjani doldurmaya calisiyorlar. Bu durumda siz sadece bir istatistiksiniz. Sayilarin ardindaki dramlar, travmalar, hukuksuzluklar maalesef onlarin gundemi degil.

    • Yahya diyor ki:

      mümkün ancak içeride yer kalmadı… vardıyalı koğuş sistemi kullanıyorlar artık… ve çözüm için çok daha büyük oteller yapıyoruz.

  4. Yahya diyor ki:

    Hukukçu olmamakla beraber;

    Eğer davanız, kamu davası ise müştekinin şikayetini geri çekmesi veya şikayetinden feragat etmesi, davanın düşmesine sebebiyet vermez.
    Yani devlet kamu yararına, genel sağlığa, genel asayişe, devlet güvenliğine … bağlı olarak davayı “res’en” sürdürür.
    Aslen; doğru çalışan bir adalet sisteminde, devletin kamu davası açıp sanığı/faili yargılaması gerekir.
    Unutmamak gerekir ki, bazı suçlar bireysel olsa da, bir diğer suçlar tüm toplumu ilgilendirir.

    Ayrıca yargıtay kararına göre, bazı suçlarda (cinsel taciz gibi) mağdurun ilk ifadesi/beyanı doğru/geçerli kabul edilerek yargılama devam ediyor. Mağdurun daha sonraki ifadeleri/beyanları geçerli sayılmıyor, dikkate alınmıyor.

    Dünyada “aksi ispatlanana kadar herkes masumdur” karinesi çalışırken, ülkemizde;
    “masumiyeti ispatlanana kadar herkes suçludur” kurali geçerli sayılıyor.

  5. havva diyor ki:

    Çok üzücü ve düşündürücü bir durum. Ama durum gerçekten anlatıldığı gibiyse sesinizi duyurana kadar bütün yerlere müracaat etmelisiniz, kamuoyu oluşturun, ne bileyim öyle eli kolu bağlı beklemeyin lütfen. Bir insanın hayatının kararması bu kadar basit olmamalı..

    • Yahya diyor ki:

      Durum anlatıldığı kadar gerçek ve vahim.

      kime ne anlatacaksınız? herkes her şeyi biliyor, işine gelmiyor sadece…

  6. Nesibe diyor ki:

    Çok geçmiş olsun kardeşim bende sizin gibi yüreği yanan bir anneyim oğlum sadece beyan ile 20 yıl aldı öğretmenlik mesleğini yaparken kendisine aşık olan ve karşılığını bulamayan öğrencisi olmaya bir kız yüzünden ve ceza evine girdiğinde 1 aylık bebeği vardı şimdi 2 çocuğu eşi biz magduruz sözde mağdur kişi gününü gün ediyor bu ülkede adalet gerçekten yok rabbim hepimizin yardımcısı olsun

  7. Ayce diyor ki:

    Aaaah kardeşim aynı dert bizde de var. Kardeşim 20 yıllık imam . Allah korkusu olan ve harama el uzatmaktan itinayla sakınan bir insan. 15 yıl ceza aldı.😭ve biz artık uğraşmaktan vaz geçtik çünkü adalet denilen şey bu konularda asla yok. Sizin derdinizi okuyunca içim yandı. Ne olacak bu gençlerin hali. İftira belası bir gün herkesi yakacak ama iş işten geçecek.Allah yardımcımız olsun kardeşim.

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Şu an ocak 2019, bu süreçte ders kitaplarından bütün cinsiyet rolleri çıkartıldı ve 162 okul pilot okul olarak seçildi "cinsiyet eşitliğine duyarlı okul" adı altında cinsiyetsiz ...
Devamını Oku

Güzel Söz

Ne çok tatlı ol, yesin bitirsinler Ne çok acı ol, yesin tükürsünler...

Kitap

Algı Yönetimi ve Manipülasyon

Algı Yönetimi ve Manipülasyon "Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi" kitabı nasıl kandırıldığımızı çok iyi gözler önüne seren bir kitap. Mücahit Gültekin kitapta bilimsel açıklamalarla birlikte günümüzden ve İslam tarihinden örneklerle  yalın bir ...
Devamını Oku