Evlenmeye Cesaretin Var mı?

01 Nisan 2015Yarım Elma3 Yorum »

yarım elmaSevgili Okuyucular! Öncelikle sizlere teşekkür ediyorum. Özellikle de yorumlara katılan arkadaşlara. Ne kadar seviyeli, ne kadar açık ve net, ne istediğini bilen yorumlar yapılmış. Yorumlarda belki bir gayretin sonucu. Yazarken bazı şeyleri ifade etmek bazen kolay oluyor. Yorumlara bakınca aslında bir problem yok gibi. Zaten istediklerimizi de biliyoruz. İfade ediyoruz. Kim ne istediğini biliyor yani. Peki, sorun ne?

Bizler ters istikamette dünyanın etrafını gezen kişileriz. Sağ taraftan biri, sol taraftan biri, birbirini arıyor ama nerelerde?

“Ben ne yaparsam yapayım zaten evleneceğim kişi değişmeyecek.” diyerek bu işin içinden sıyrılmaya çalışmayın. Külli iradenin bize bahşettiği cüz’i iradeyi hafife almayalım. Daha önceki yazılarımda gayret etmek konusuna epey değinmiştim.

Düşünen insan dertlidir. Derdimiz bu bizim. İmtihanımız. İmtihan her zaman kötü manasında değerlendirilmemeli tabii ki. Bazen iyi olaylarda imtihandır.

Sorunumuz “Cesaret” Bizlerdeki eksik olan özellik cesaret…İlk adımı atmaya cesaretimiz yok. Bazen beğendiğimizi ifade etmekten aciziz. Ne istediğimizi dile getirirken bile ketumuz. Sanki dile getirmek ayıpmış, günahmış gibi tavırlardayız… Anlayacağınız rahat değiliz. Neden cesaret edemez insan? Başta hayır cevabı almak istemediği için. Kendine güvenmediği için. Kompleksli olduğu için. Fakat arkadaşlar, evet dedirtmek kadar hayır cevabını almakta ayrı bir cesaret. Risk almadan olmuyor anlayacağınız.

Bir kısım erkek “ben adım atarsam karşı taraf şımarır, ona bu zevki tattırmam” havasından, kimi kız “tabii ki karşı taraf adım atmalı” diyerek güya ağırlığını korumaktan yıllar geçiyor….Uç davranışlar ve kalıpsal hareketler bize mutluluk vermiyor. “Miş”gibi yaşamak bizi bir süre sonra mutsuz ediyor. Zaten şimdilerde hayatımızın genel sıkıntısı da bu değil mi? Hayatımızda o kadar çok şey var ki kalıplarında boğulduğumuz. Bir çoğunun dinle imanla da alakası yok. Bazılarına din süsü verip kendi zaaflarımızı tatmin etmişiz ya da kendi çekincelerimizi öyle elbiseler giydirerek sunmuşuz.

Bu sözüm erkeklere; cesaret…Birisini beğeniyorsanız onun peşinden koşmak için değil, onu kaybetmemek için, kazanmak için cesaret gösterin ve çabalayın. En fazla ne olur?

Birini istiyorsa insan, beğeniyorsa, kafasına yatıyorsa, adım atmalı.  Makul yollardan ulaşmayı deneyin. Karşı taraf sizi reddedebilir. Siz de reddebilirsiniz. Fakat önce sizdeki bu yavaşlığa, fazla sakinliğe bir çözüm bulunması lazım.

Son dönemde konu geldiği için bahsetmek istiyorum. Hepinizin dikkatini çekiyordur. Erkek özelliği taşıyan erkek azalmaya başladı. Ses tonundan, el hareketlerini kullanmaya, giydiği renklerden, konuşmasındaki vurgulara kadar erkekler erkeklikten uzaklaşıyor… Bu tabii ciddi bir sosyal konu. Sevgili arkadaşım Sema Maraşlı bu konuda yerinde tespitlerde bulunuyor ve yazıyor.

Bizi ilgilendiren kısmı “cesaret” ve bu özelliğin kaybediliyor olması…Cesaret her iki cinse de yakışıyor fakat erkeğe daha çok yakışıyor…

Peki reddedilmek insanı neden bu kadar sarsar? “Hayır”a alışık olamamak? Dünyanın bizim etrafımızda döndüğümü düşünmek. Merkeze kendimizi koymak… Dipten gelen o benlik duygusu bizi alıp götürür girdabın içinde. Ya da tam tersi kendimize güvenimiz yoktur da daha da dibe çeker… İlk “hayır”ı siz almamışsınızdır veya son “hayır”ıda siz almayacaksınız…. Aynı şekilde sizde hayır dediğinizde karşı taraf bunları algılayacak yüksek ihtimal… Bizim öncelikle bu döngüden kurtulmamız lazım evette alabilir insan hayırda… Biraz cesaret her şeyi halledecek….

Bu sözüm kızlara! Hem cinsiniz olarak söylüyorum, Allah aşkına şu isteklerinizi bir durdurun. İçinizden “ben aslında bir şey istemiyorum” dediğinizi duyar gibiyim. Sadece maddi ihtiyaçlardan bahsetmiyorum. Gereksiz ilgi, alaka beklemekten, dizilerde hayali sunulan hayatlardan kendinizi sıyırın.

Az konuşun. Özellikle görüşmelerde ilk buluşmada tüm hayatınızı dökmeyin. Hedeflerinizden, ideallerinizden, gittiğiniz kurslardan, aldığınız eğitimden bahsetmeyin. Dinleme özelliğinizi geliştirin. Kulakları çınlasın çok sevgili bir arkadaşımın tavsiyesidir bu. İsteklerinizi bir gözden geçirin. Erkekleri eleştiriyoruz ya “kızlardan çok şey bekliyorlar” diye. Emin olun bizimkiler daha çok. Bir de dini değerleri olanlar buna din elbisesini giydiriyor ya. İşte eyvahlar olsun.

Bir de sakinlik… Ne bu acele. Bir erkekle görüşüp hemen olmasını beklemeyin. Tanımadan etmeden bağlanma modlarına geçmeyin… Sakin… Bir görüşmeyle nikah masasına gidilmiyor. İlk görüştüğünüz kişiyle düğün hayallerine kapılmayın. Annenizin, annanenizin zamanı gibi bir zamanda yaşamıyoruz.

Hasılı arkadaşlar, Kimse kimseden ne Hz.Ali olmasını beklesin ne de Hz.Fatıma olmasını…

Bizler ahir zamanda yaşayan aciz naciz kullarız. Her tarafımız ateşle örülü bir dönemde yaşıyoruz. Bizleri ateşten kurtaracak eşlere ihtiyacımız var ateşe atacak değil.

Kısacası, erkeklerin; hareketli olmaya, hızlanmaya, aktif olmaya, cesarete,

Kadınların; sakinliğe, acele etmemeye, yavaşlığa  ihtiyacı var.

Hayırlı kısmetler dilerim…

 

 

 

 

Okunma Sayısı : 6.126

Yorum yapın

“Evlenmeye Cesaretin Var mı?” için 3 Yorum

  1. Abdullah Bir diyor ki:

    Bir şeyden veya bir insandan “VAZGEÇEMEMEK” bir tür ÖZÜR ( hata, hastalık, araz vb) dür.

    Ama…

    Kendini ULAŞILMAZ-VAZGEÇİLMEZ görmek (kabul etmek, hissetmek, dayatmak vb) bariz ( gizlenemez, inkar edilemez derecede açık, sabit ) bir “MANEVİ HASTALIKTIR”

    Daha da kötüsü bu hastalık “ENE” (ego,ben) ile bir araya geldiğinde kişiye ve bu kişinin çevresindekilere verdiği zarar katlanarak artmaktadır.

    Ve maalesef içinde yaşadığımız toplumun kendini müteddeyin-muhafazakar-müslüman olarak tanımlayan hanımlarında daha fazla görülmektedir.

    Ayrıca bu hastalığın bulaşıcılık özelliğinin ve FEMİNAZİLER’in güdümüne girmiş olan AKP hükümeti tarafından çıkartılan yasaların (TMK 6284 vb) yardımıyla ile bu hastalığa yakalanarak dünyasını ve ahiretini heba, perişan ve zayi eden kadınların sayısı tahmin edilenlerin çok üstündedir.

    Hastalığın bulaşma hızı nedeniyle gözleri ve algıları dumura uğradığı için gerçekleri göremeyen ve her fırsatta evlenememekten sıkayet eden BEKAR FEMİNAZİLER’in ve bu mikrobun zehirlemesiyle kadınlığı çoktan ölmüş dünyayı kocalarına zindan eden kadın görünümlü EVLİ FEMİNAZİLER’in toplam sayısı her anlamda gerçek kadın olanları (görünüşü ve düşünsel manada tam kadın) çoktan geride bırakmıştır.

    Feminazilerin sayısının gerçek kadınların sayısından fazla olması, (erkeklerin dış görünüşü kadın, gerçekte ise feminazi olan bir mutant ile evlenerek “hayatının hatasını” yapma, boşanma sürecinde de erkeğin akıl sağlığını kaybetme riskini yükseltiği için) bekar erkeklerin evlenme -en azından yerli bayanlar ile- isteğini yok etmiştir.

    Sonuç olarak da bu durum

    1- Evlen(e)memiş erkek ve kadınların sayısının artmasına

    2- Mesru ihtiyaçların helal değilde haram yollarla karşılanmasına

    3- Doğum oranları düştüğü için Ülke nufusunun hızla yaşlanmasına

    4-Gayri meşru ilişkilerin artmasıyla toplumun ahlakının bozulmasına

    5-Evlen(e)memiş insanların omzunu yaslayacak eşin ve sıcak bir yuvanın şefkat ve sevgisinden mahrum kaldığı için ortaya çıkan bedeni ve ruhsal sorunlar nedeniyle sağlık harcamalarının aşırı artmasına

    6-Yalnız yaşamaya elverişsiz olarak yaratılan insanın evlen(e)mediği için uzun süre tek yaşamanın sebep olduğu ruhsal yıkımların cinnet patlamalarına, bu durumunda cinayet ve intiharlara neden olmasına

    7-İş gücü, verimlilik, üretim ve kalite kayıpları gibi (yazmakla bitmez) ekonomik, sosyal, kültürel, dinsel, itikadi, ameli, ahlaki bireysel ve toplumsal benzeri bir çok ciddi problemin ortaya çıkması kaçınılmazdır.

    Özetle…
    HİÇ KİMSE ALTERNATİFSİZ VE VAZGEÇİLMEZ DEĞİLDİR…
    ve
    HER İNSAN KENDİ TERCİHLERİNİN SONUCUNU YAŞAR ve HER TERCİH AYNI ZAMANDA BİR ÇOK ŞEYİ REDDETMEKTİR…

  2. Tuğrul diyor ki:

    Hanımefendi;

    Bu yazınız hiç de makbul değil. Söylediğiniz cesaret mesaret işleri evliliği zora sokan birşey. Evlilikte aile, anne-baba devreye girer, olur olmaz kızı kimse almaz. Onla bunla gezen kızlar hep evde kalıyor, çarşaflılar değil. En zamane genci bile hayat arkadaşını namuslu ister. Bulamazsa evlenmez.

    Dışarıda (velisiz, aracısız) tanıştığına evet diyecek kız başkalarına da evet demiş olabilir. Dışarıda, hiç bi büyüğün nezaretinde olmadan gelişen işler, hiç bir bağ kurmadığından erkek o kızı biraz tanıyıp, merakını giderip, az-çok hevesini tatmin ettikten sonra bırakır. O kız da artık bunu gizlemenin çaresini arasın. (kötü şeyler olmasa bile)

    Kaldı ki kariyer diye diye yaşı geçen kızların bi cazibesi kalmıyor, kimse de onlara gitmiyor. Çünkü hem erkekleşmiş, hem de güven vermiyor. Ne geçmişi konusunda, ne de kocayla geçinme ve sadakat konusunda. Yani ufacık bişeyde parasına ve medeni kanunlara güvenip boşanmayı düşünebiliyor.
    (Geçmişi derken kötü manalar kastetmiyorum. Elin oğluyla konuşup gülüşen kızı bile kimse almaz. Memure bayanlar genelde bu durumda. İşyerinden kimse onlara talip olmuyor.)

    Zaten onlar kimseyi de beğenmiyor. İşyerinde nazik, geçimli, bakımlı… evde stresini kocasından çıkarıyor.

    İşyerinde (veya dışarda) kendini ifade etme yeteneği, emsalsiz nezaket, yabancı erkeklerle samimi arkadaşane hitaplar, grup çalışmasına yatkınlık, sıcak iş ilişkileri…..
    evde kocasına karşı kendini ezdirmeme yeteneği, altta kalmama asabiyeti, ‘beni böyle sev’ teraneleri……….. ila ahir.
    (sokağa çıkarken de asabi pejmürde olsana, o zaman seni böyle sevecem!!)

    Evlenmeme ve evlenememe ve evde kalma sorununu ortadan kaldırmanın çaresi;
    Kızlar hiçbir erkekle konuşmayacak.
    Evinde oturmasını bilecek.
    İffetini koruyacak.

    Sizin tavsiye ettiğiniz cesaretin neticesi pek iç açıcı değil. Aile bilgisinde yapılan görüşmelerde ise cesarete ihtiyaç yok zaten. Ayrıca cesaret kadın için kötü ahlak kabul edilir. Asla yakışmaz.

    Erkeklerin kızlaşması ve kızların erkekleşmesi de karşı cinsle fazla içli dışlı olmaktan kaynaklanıyor.

    Kızlar iffetini koruyunca güzelliğini de kaybetmiyor. İnsanda normal olarak var olan bi nuraniyet, nezaket korunuyor. Ama sokağa çıkınca hırs, asabiyet, şehvet.. simayı da değiştiriyor.
    (iffet derken kötü şeyleri kastetmiyorum)

    Kadın başka erkekleri bilmeyince ona-buna kıyaslayıp kocasını beğenmemezlik de etmiyor. Kocasıyla geçinmesi kolay oluyor. Bu da önce o kadının, kendi evinde huzur içinde olmasını sağlıyor, erkeği kral yapıp kendi köle esir olmak değil.

    Görüyorsunuz; Erkek bi adım üste çıkacak da kadınlar itiraza başlayacak diye konuşmaya korkuyoruz. On tane izah getiriyoruz. (Ama Allah ahirette kimin saliha olduğunu kontrol ederken korkmayacak.)

    Biz kadını razı etmek zorunda değiliz, ama onlar kocasını razı etmek zorunda. İşlerine geliyorsa.
    (Bu, iyi geçinmek için bişey yapmayız demek değil)

    Kocasına kral muamelesi yapmayan boşuna kraliçeliğe aday olmasın.

    Ben açıkça söylüyorum, ister dokunsun ister dokunmasın, gerçekler böyle.

    • Abdullah Bir diyor ki:

      “…kariyer diye diye yaşı geçen kızların bi cazibesi kalmıyor, kimse de onlara gitmiyor. Çünkü hem erkekleşmiş, hem de güven vermiyor. Ne geçmişi konusunda, ne de kocayla geçinme ve sadakat konusunda”

      “çalışan bayanlar İşyerinde nazik, geçimli, bakımlı… İşyerinde (veya dışarda) kendini ifade etme yeteneği, emsalsiz nezaket, yabancı erkeklerle samimi, arkadaşane hitaplar, grup çalışmasına yatkınlık, sıcak iş ilişkileri….. evde stresini kocasından çıkarıyor….evde kocasına karşı kendini ezdirmeme yeteneği, altta kalmama asabiyeti, ‘beni böyle sev’ teraneleri…Memure bayanlar genelde bu durumda”

      ” Biz kadını razı etmek zorunda değiliz, ama onlar kocasını razı etmek zorunda. İşlerine geliyorsa.”

      “Kocasına KRAL muamelesi yapmayan boşuna KRALİÇE’liğe aday olmasın.”

      Doğru ve yerinde tespitler….

      Bu sözlerin altına bende imzamı atıyorum Sayın Tuğrul

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Şu an ocak 2019, bu süreçte ders kitaplarından bütün cinsiyet rolleri çıkartıldı ve 162 okul pilot okul olarak seçildi "cinsiyet eşitliğine duyarlı okul" adı altında cinsiyetsiz ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Kötü bir işin en gizli şahidi, vicdandır. “ Hz. Ömer (R.A)

Kitap

Algı Yönetimi ve Manipülasyon

Algı Yönetimi ve Manipülasyon "Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi" kitabı nasıl kandırıldığımızı çok iyi gözler önüne seren bir kitap. Mücahit Gültekin kitapta bilimsel açıklamalarla birlikte günümüzden ve İslam tarihinden örneklerle  yalın bir ...
Devamını Oku