Gayret Et Evlen:)

03 Mart 2015Yarım Elma99 Yorum »

Gayret etmekyarım elma. Bazen sinirlerimizi bozar. Nasıl gayret edeyim, der dururuz. Gayretten önce gelen bir şey daha var. Gerçek niyet ve iyi niyet. İyi niyet olduktan sonra 2+ 2= 4 olduğu gibi Allah yolu açıyor.

Niyetin ne senin? Evlenmek mi? Evet. Peki neden evlenmek? İnsan neden evlenir? Bu sorunun cevabını bulalım kendi içimizde. Kendimize verelim cevabı önce.

İnsan neden evlenmek ister?

  • Maddi manevi bazı ihtiyaçlarını görmek için
  • Maddi dayanak için
  • Prestij için
  • Korunmak için
  • Sosyal statü için
  • Düzenli bir hayat için
  • Daha sağlıklı olmak için
  • Ruh ve gönül sağlığı için

Son günlerde yağan karlar bana bir şeyler hatırlattı. Kısmet işleri kar tanelerine benziyor bence. Nasibi olanlar toprakta birleşiyor. Yağarken hiç çarpmıyorlar birbirilerine. Ne kadar intizamlı ve düzenli iniyorlar aşağıya. Bazıları toprakta eriyerek birleşiyor.  Eriyerek…Tek iken, çoğul oluyorlar. Tek başına bir şey ifade etmezlerken birleştiklerinde süper güç haline geliyorlar…

Niyet… İyi, katıksız, arı, duru ise Allah herkesin yolunu açıyor… Neden evlenmek ister insan?  Yukarıda saydıklarımızdan en en önemlisi: Dinini tamamlamak…

İnsanın eşi yağan yağmurda şemsiyenin altına girmesi gibi bir şey… Bir çok şeyden koruyor. Başta günahlardan, haramdan, ruh saçmalamasından, gönül dağınıklığından, dikkat dağılmasından…vs. Önemi büyük.

Bu kadar önemi olan durumdan, bizler mahrumuz ve çabalıyoruz güya. Niyetlerimizi sorguladıktan sonra gayret ardından geliyor.

Gayret etmek;  ilk önce dua. Gerçekten evlenmek için, evleneceğiz kişi için dua ettiniz mi? Önce Yaradan’dan istemek. Ama temcit pilavı misali değil. Gönülden, ruhen eksikliğini hissederek yakararak istemek.

Bazı zamanlarda kalkıp özel dualar ederek istemek. Sakın ben bunu istemekten utanayım demeyin. Ne buyuruyor Peygamber Efendimiz; Ayakkabı bağınızı dahi Allah’dan isteyin… Neden? Pratikte başını yaslayacağın yeri bil. Dağılma’dan ondan iste. Her şeye ve herkese  hakim olan Allah istediği takdirde “Ol der ve oluverir”. İnancımız bu değil mi?  Dua eksiğimizi gidermeliyiz…

Bir sonraki adımda lütfen istediğiniz kişinin özelliklerini bir kağıda yazın. Nasıl birini istiyorsunuz? Olmazsa olmaz dediğiniz özellikler neler?

Uzunca bir kağıt alın. Bir tarafına istediğiniz kişinin özelliklerini, bir tarafa da kendi özelliklerinizi yazın. Aşağıdaki başlıkları esas alarak:

Fiziksel özellikler

Manevi yönü

Karakteristik özellikler

Mesleki beklentiler

Neler olmalı? Tabii bunları yazarken mükemmel insan çıkartmayın ortaya. Daha bir gerçekçi olun.

Kendi özelliklerinizi de aynı başlıkların altına yazın.

Bakalım ortaya ne çıkacak. Biz istiyoruz fakat bekli de karşımızdakinin özellikleri bize göre değil. Yıllardır yanlış olanı istedik belki de…Ne istediğini bilmek yolumuzun hızlanmasını sağlıyor.

Bu tarz çalışmalar ilk başta angarya, gereksiz gibi gelir fakat sonrasında insan kafasının çok rahatladığını hisseder ve daha bir kendine güveni gelir.

Yıllar önce iki arkadaşın konuşmasına şahit oldum. Yaşı epey ilerlemiş bir erkek, arkadaşına nasıl bir eş istediğini anlatıyordu. İstekleri fiziksel özelliklerden ileri gidemedi: Saçları sarı olsun, beline kadar uzun olsun, gözleri badem gibi olsun ama renkli gözlü olsun. Uzun boynu olsun, yüz hatları belirgin ve yüzü çok güzel olsun….vs  Arkadaşı ona çok güzel bir cevap verdi. “Abi Allah için git sen bir aynaya bak.”

Yüzeysel gelse de çok güzel bir cevap. Aynaya bakmak. Önce kendimizin nerede olduğunu bilmek. Gerçekten isteklerim ütopik bir şey mi? Olabilirliği var mı? Olmayanı mı arıyorum acaba?

Bir de tevazu elbisesine bürünüp riyadan uzaklaşalım da gerçeklerle yüzleşelim. Benim istediğim özellikler acaba bana göre mi? Belki de benim imtihanım… İsteklerimizi netleştirirken biraz rahat olalım, esnek olalım. Önümüze çıkanları bir de bu gözle değerlendirelim.

Özellikle bu konuda bol dualı haftalar diliyorum…

Okunma Sayısı : 16.290

Yorum yapın

“Gayret Et Evlen:)” için 99 Yorum

  1. Nurten diyor ki:

    Muhafazakar kadın ve erkekler İletişim becerileri ni mutlaka kullanmalı Herşeyi aracilardan beklemek çok BÜYÜK bir hata kişi açsa yemek yapmayı bilmesi gerekir.birinin onu düşünmesindense kendileri kipirdamali harekete geçmeli aksi halde onlar oturup bekleye dursun atı alan uskudari geçer .bayanlarda biraz hz Hatice yuregi olmalı .Ben muhafazakarim diyerek beklemek modundan çıkmak gerek .aksi halde daha çok beklersiniz.

  2. hüzün (eski) diyor ki:

    yafta meraklısı , cehalet muhafızı bir takım insanlar , kendi gibi düşünmeyeni kompleksinden ötürü iğneler.

    şecaatini söylerken sirkatin anlatırmış.. sözünü imdada çağırmamız gerekiyormuş!

  3. (...) diyor ki:

    Yorumlar genel olarak insanın geçmişinden çevresinde gördüklerinden yaşadıklarından o anki bilinçaltındakilerden hareketle yazılıyor.

    Abdullah Bir beyin genel olarak yorumları birkaç konu üzerine. Erkek zihni,Kadınlardaki feminist zihin,ikinci eş yada yabancı eş,boşanma süreci ve sonrası üzerine. Erkek zihnini psikolojisini yansıtıyor. Yorumlar analiz ve sorunların tespiti şeklinde. Ama bizim yaşadıklarımızı anlayacak ve çözüm sunacak yorumlar değil. Evlenemeyen bayanların sorunu yalnızca feminist düşünce,prenses olma,yada kendimizi mükemmel sanıp karşıdaki kişiyi beğenmeme vs. değil. Belirli bir yaşa gelmiş bir bayanın neyi istediği neyi istemediği bellidir.Prenses kraliçe olmak,beyaz atlı prens beklemek gibi bir söylemi yoktur. Çünkü az çok hayatı doğruyu yanlışı öğrenmiş yaralar almıştır.İsteği yuva kurmak eşi tarafından sahip çıkılmak aidiyet duygusu ve anne olmaktır. Feminist olsa böyle bir düşüncesi olmaz.

    Ayşe hanımın yazdıklarının yanlış bir tarafı yok yazdıklarının çoğu bugünün kadının sorunu.Sorun gerçektende yokluktur olanın beğenilmemesi değildir.Kavvam olacak sahiplenecek evliliğe hazır olan kafası karışık olmayan küfuv olan insan sayısı az. Aynı olay başından geçmiş insanlar daha iyi anlar.

    Buradaki asıl mesele kadın ve erkeğin psikolojisinin fıtratının farklı olması. Yorumlardan zaten belli oluyor.

    Ve kadınlar erkek psikolojisinden, erkekler kadın psikolojisinden anlamıyorlar. Bunu ben değil bir psikiyatr söylüyor. Türkiye’deki erkeklerin geneli kadınlarla ilgili 3 şeyi bilmiyor. 1. Teşekkür etmek 2. Özür dilemek 3. Konuşmayı bilmek ve anlamaya çalışmak.

    Siz değer vermediğiniz çocukken kız evlattan ,yetişkin olunca kadın ve eşten, daha sonra anneden hangi değeri kendisine eşine evladına yada topluma vermesini bekliyorsunuz. Kadınlar bir nevi ayna.

    Her seferinde Müslümanlığımıza laf söyletmediğimizde Peygamber Efendimizin(S.A.V)’in ahlakını göz önüne getirelim. Kusurlarımız çok fazla. Çocuğa nasıl davranmış kadına nasıl davranmış erkeğe nasıl davranılmasını hayırlı görmüş.

    Kadın erkek ayrımından önce insan olarak ele alan insana değer veren Mustafa Bey’in yorumları önemli.Bunalıma yada insanı bir yarışa sokma yerine insanın önce kendini değerini bilmesi gerektiği.

    Üç tane yorumdan çıkarabildiğim 3 tespit

    1.Erkek psikolojisi Temelinde Sahiplik,Mantık,Sevmek
    2. Kadın Psikoloji Temelinde Aidiyet,Duygu,Sevilmek
    3. İnsanın Temelinde Anlaşılmak ve Değer görmek

    İlk önce insanın eksik olan ihtiyacı olan tarafını bulması gerekiyor. Eğer kendinizi tam olarak görüyorsanız zaten eşe ihtiyacınız yoktur yada bir türlü aradığınızı bulamazsınız.

    • Abdullah Bir diyor ki:

      Sayın (…)

      Öncelikle bilmenizi isterim ki;

      Benim sizin mevcut psikolojık durumunuzu daha da kötüleştirmek, duygularınızı alt üst etmek, inançlarınız üzerinden size saldırmak gibi bir amacım YOK. Niyetim HALİS, insaAllah akibette halis olur.

      Bismillahirrahmanirrahim…

      Yukarıdaki yorumunuzda ki ifadeleriniz daha önce yazdığınız yorumlar ile kıyaslandığında-karşılaştırıldığında bir çok konuda kendinizi TEKZİP ettiğiniz, kendi kendiniz ile tezata düştüğünüz açıkca görülüyor.

      Örnek 1

      “”İnsan sürekli bir şeyler öğreniyor. Hata yapıyor bazen aynı hatayı iki değil ÇOK KEZ yapıyor.” (11 Mart 2015, 21:40 de ki yorumunuz)

      Bu durum en başta sizin

      “Belirli bir yaşa gelmiş bir bayanın neyi istediği neyi istemediği bellidir…. Çünkü az çok hayatı doğruyu yanlışı ÖĞRENMİŞTİR”

      sözünüz ile çelişiyor. Çünkü hayatı ve doğruları öğrenmiş (veya öğrendiğini iddia eden ) bir insanın AYNI HATAYI ikiden daha ÇOK yapması, ya henüz hayata dair bazı seyleri tam manasıyla öğrenemediğinin, yada neyi,nasıl, ne sekilde ve neden istediğini veya istemediğini tam olarak bilmediğinin bir göstergesidir.

      Kaldı ki bu halde olduğunuzu zaten siz kendiniz “önce kendimi bilmeye ve ihtiyacım olan şeyi tespit etmeye çalışıyorum….Biz bayanlarda artık ne yapacağımızı bilemiyoruz” ( 11 Mart 2015, 21:40 de ki yorumunuz) şeklinde ifade etmişsiniz.

      Diğer taraftan;

      “Bir defa fıtratlarımızı erkekler değil biz kadınlar bozduk. Erkek gibi olmaya, çalışmaya başlayınca erkeğe eş değil rakip olduk.” ( 11 Mart 2015, 21:40 de ki yorumunuz) şeklinde ki ifadeniz ile “doğru yolu bilmek doğru yolda ilerlemek değildir” sözünü teğit edercesine “aslında kendimin ve benim gibi olan hemcinslerimin evlilik konusunda nerede ve ne türde hatalar yaptığımızın farkındayım” demek suretiyle farkında olmadan benim tespitlerimi doğruluyorsunuz.

      Diğer taraftan,

      Benim bu sitede ki yorumlarım ve ifaderim için “Abdullah Bir beyin genel olarak yorumları analiz ve sorunların tespiti şeklinde. Ama bizim yaşadıklarımızı anlayacak ve çözüm sunacak yorumlar değil.” demişsiniz.

      Tespitiniz genel anlamda doğru, ama sizi ve sizin durumunuzda olanları anlamadığım ve çözüm önerileri sunmadığım konusunda yanılıyorsunuz hanımefendi. ( Bu sitenin sağ tarafında ki “çok yorumlanan ve çok okunan yazılar” listesinden ctrl+F yaparak diğer yorumlarımda çözüm önerilerimin olduğunu görebilirsiniz)

      Ayrıca sizin gibi düşünen hanımefendi kardeşlerime ( daha önce sayın Mustafa beye cevaben yazdığım halde ) bir kez daha açıkca ifade etmek isterim ki;

      Benim burada saatlerimi harcayarak yorumları okumam ve cevap yazmam halihazırda şahıs olarak bu sıkıntılar ile muhatap olduğum için değildir. Elhamdulıllah ben huzurlu ve mutlu bir hayatı olan insanım. Ayrıca ne evlendirecek oğlum-kızım ne de kız kardeşim var. Özetle burada ki konular benim BİREY olarak değil MÜSLÜMAN olarak önceliğimdir.

      Ben derdine derman arayanlara yardım; nefsine-seytana kulluk yapanlara karşı da savaş veren sahip olduğum bilgi, ilmim ve tecrübelerim ile bir nefer olarak yardım etmeye çaılsan bir Müslümanım. Kimseyi ikna etmek, kimseyle polemiğe girmek gibi bir DERDİM ve MECBURİYETİM yok.

      Verileni almada nasibi olan faydalanır olmayan da bildiği gibi yaşamaya devam eder.

      Sonuç da;

      HER İNSAN KENDİ TERCİHLERİNİN SONUCUNU YAŞAR ve HER TERCİH AYNI ZAMANDA BİR ÇOK ŞEYİ REDDETMEKTİR

      Tercihlerinizin ve tercihlerimizin hakkın(m)ız da hayırlı olması veya hayırlara vesile olması duasıyla…

      • (...) diyor ki:

        Sayın Abdullah Bir bey,

        Öncelikle kimsenin polemiğe girmek bir niyeti yok. Fırsat buldukça bu siteye girip yazarları yorumları okuma ve yorum yapma ihtiyacı duyuyorsak bireysel ,müslüman yada toplum olarak sorunumuz sıkıntımız olduğundandır.

        En başta belirtmek istediğim belirli yorumları okuduktan sonra yaptığım yorumlar genellikle o anki yorum üzerine yada çevremde geçmişte olanların ürünüdür.

        Yorumlardan belirli pasajı alıp genelleme yapmak ne kadar doğru olur? Yazanın ne anlatmak istediğini çoğu zaman sadece yazan kişi anlar okuyucularda kendi durumlarına göre yorum yapar. Yazdıklarımda tezat oluşturacak bir taraf yoktur. Hem sizin dediğiniz gibi tezat olduğunu varsayalım bu benim iç savaşımdır o zaman.

        “”İnsan sürekli bir şeyler öğreniyor. Hata yapıyor bazen aynı hatayı iki değil ÇOK KEZ yapıyor.”

        Bunu yazarken evliliği değil hayat ve insanı dikkate alarak yazdım. İnsan hatasız bir varlık değil. Çoğu şeyi hata yaparak deneyerek yada görerek tecrübe ediyor. Kitaptan istediği kadar okusun amel etmedikçe yada imtihanla denenmedikçe ham. Ne zaman seçim yaptığında yada seçildiğinde imtihanı başlıyor.

        “Belirli bir yaşa gelmiş bir bayanın neyi istediği neyi istemediği bellidir…. Çünkü az çok hayatı doğruyu yanlışı ÖĞRENMİŞTİR”

        Evlenemeyen bayanların aileleri tarafından prenses tarzında yetiştirilmesi, bayanlarında kendilerini böyle hissetmesi gibi bir genelleme yaptığınız için bu yorumu yazdım.Prensesler sıkıntı çekmez daha çok hayal aleminde yaşarlar yaşatılırlar.Hayat böyle değil.
        Bende genelleme yapacak olursam benim kendime göre çektiğim sıkıntıları imtihanları benim yaşımdaki çoğu erkek çekmemiştir. Gerçektende sıkıntılar yaşamışımdır ama bu genelleme ne kadar doğrudur mantıklıdır?

        “önce kendimi bilmeye ve ihtiyacım olan şeyi tespit etmeye çalışıyorum…. Buradaki yazdığım ifade tamamıyla manevi dünyamla ilgilidir.

        “Bir defa fıtratlarımızı erkekler değil biz kadınlar bozduk. Erkek gibi olmaya, çalışmaya başlayınca erkeğe eş değil rakip olduk.”

        Bu hem kendim hem toplum adına yapmış olduğum sitem.Erkek gözünden bakıldığında bu kadar çok çalışan bayan potansiyeli olduğu için,çalışan bayan ile evlenme görüşü popüler oldu ihtiyaçlar değişti yada olmayan şeyler ihtiyaç gibi gösterildi.Buna bazen zorunluluklar yüzünden dedik bazen bulunduğumuz çağı dayanak gösterdik.
        Bu durumu en iyi nasıl anlatabilirim bilmiyorum ama kadının değeri ve fıtratı kayboldukça erkeğin sahip olduğu fıtratta kayboldu.
        “Bizde ne yapacağımızı bilemiyoruz” yorumunu yazdığımda bu bozulmaya dikkat çekmiştim.

        Ben daha önceki yorumu sizin yorumlarınızı dikkate alarak yapmıştım. Feminizm,ikinci eş yada yabancı eş,Kadınların rahat yaşadıkları,Evlilikteki çoğu sorunların sadece kadından kaynaklanan durumlar olduğuna dair vurgu ve genelleme yaptığınız için yazma ihtiyacı hissettim.

        Tecrübenizi ve bilginizi birkaç sabit konu üzerine değil daha geniş analiz ve çözümlerden yana kullanmanız size daha geniş ufuklar açar ve bizde ıskaladığımız tarafları görürüz.

        Mesela benim gözümden daha önce kaçmış olan aşağıdaki tespitiniz güzel.

        “Büyük umutlar ve hayaller ile evlenmeye niyet eden kızlarımızın çesitli sebepler ile bu niyetlerini eyleme dökememiş olmaları onların manevi bedenlerinde ve inanç dünyalarında ciddi yaralanmalara sebep olabilir.
        Bu süreç tahmin veya hesap edilenden daha uzun olduğu zaman kişiler üzerinde ki etkileride farklı olur. Kimisi taktire teslim olur dil ve kalbi ile “elhamdulıllah” der, kimisi çevresine dili ile hamd, ruhu ile de Allah’a isyan eder.
        İç dünyalarında en büyük sıkıntıyı yaşayanlar ise elaleme karşı dili ile hamd, ruhu ile de Allah’a isyan edenler, yani özü ve sözü arasında fark olanlardır. Sıradan insanlar bu konuda münafık-ketum olanları ( hamdın da samimi olmadıklarını gizlemeyi başaranları) hamdın da samimi olanlardan ayırması çok zordur.
        Bu kişilerin gerçek duygularını ( hamdlarında ki samimiyet veya samimiyetsizliği) sadece insan davranışları hakkında eğitim, bilgi, tecrübe sahibi olanlar ile Allah dostu olan “hal ehli” olan kullar anlar.”

        Kendi çapımda tespitler

        1.Maddi ve manevi olarak insanın kendini bilmeye tanımaya başlaması günahıyla sevabıyla eksisiyle artısıyla yüzleşmesi kabul etmesi zordur.

        2. Zahirde çoğumuzun neyi istediği neyi istemediği bellidir ama manevi olarak bunun tespiti kolay değildir.

        3. Kadın erkek psikolojisinden erkek kadın psikolojisinden anlamıyor. Birbirimizin maddi ve manevi ihtiyaçları öncelikleri farklı. Anlamak, anlaşmaya çalışmak için fıtratları psikolojiyi tanımak gerek.

        4. 4 çeşit beyin var. 1.Kadında kadın beyni 2.Erkekte erkek beyni 3.Kadında erkek beyni 4.Erkekte kadın beyni. Feminist yada farklı şekilde yaftalamadan önce bu konulara da bakmak gerekir. Her kadının beyni yada her erkeğin beyni aynı değil.

        5. Herkes her şey fani önemli olan Allah’tan başka kimsenizin olmadığını İDRAK ETMEK. Bilmek değil. Eş ve evlatta imtihan.Kalbinizi Allah’tan razı olmaya alıştırın.

        Sizi yada başkasını eleştirmek amacıyla yorum yazmadım. Fikirler düşünceler sabit değil ne kadar geniş olursa o kadar faydalı olur.

        • Abdullah Bir diyor ki:

          Sayın (…)

          “Yazanın ne anlatmak istediğini çoğu zaman sadece yazan kişi anlar … Hem sizin dediğiniz gibi tezat olduğunu varsayalım bu benim iç savaşımdır o zaman…. İnsan hatasız bir varlık değil. Çoğu şeyi hata yaparak deneyerek yada görerek tecrübe ediyor.”

          Sadece kendinizin DOĞRU anlayacağı yazılarınızı başkalarının YANLIŞ anlayabileceğini ve bu yanlışlar üzerine bina edeceği HATALI düşünce ve EYLEMLER’in sizi de SORUMLULUK altına soktuğunu hesaba katıp, İÇ SAVAŞINIZI bitirdikten sonra FİKİR; sonrasında da ZİKİR sahibi olmanızın sizin için daha HAYIRLI bir DAVRANIŞ olacağı düşüncesindeyim hanımefendi…

          “Evlenemeyen bayanların aileleri tarafından prenses tarzında yetiştirilmesi, bayanlarında kendilerini böyle hissetmesi gibi bir genelleme yaptığınız için bu yorumu yazdım.”

          Sindirelle’nın hayatının anlatıldığı masalda ÖNE ÇIKAN temel konu Sindirella’ nın annesi öldükten sonra babasının evlendiği kadının ( üvey anne) ve üvey kız kardeşleriyle yaşadığı problemli-sıkıntılı dönemdir. Masalın girişinde kısa bir bölüm olan prensesliği değil. Bu anlamda sizin ve sizin durumunuzda olan kızlarımızın hayatı (problemli ve sıkıntılı bir hayat yaşamak anlamında) Sindirella ile örtüşüyor.

          İfadelerimi DOĞRU anlamak için adı geçen yazımı ve Sindirella masalını TEKRAR okuyunuz hanımefendi.

          “ama kadının değeri ve fıtratı kayboldukça erkeğin sahip olduğu fıtratta kayboldu.”

          Bu ifadelerinizi ” BİZ KADINLAR, NEFSİMİZE ve ŞEYTANA UYARAK KENDİ ELLERİMİZ İLE ALLAH’ın BİZE VERDİĞİ GERÇEK DEĞERİ YERLE BİR ETTİK, FITRATIMIZI BOZDUK, BİZ KADINLAR DOLAYLI OLARAK ERKEKLERİ DE KENDİMİZE BENZETTİK, KADINA DÖNÜŞTÜRDÜK, KAVVAM FITRATLARININ BOZULMASINA SEBEP OLDUK ve SONRA DA MUTANT HALİNE GETİRDİĞİMİZ ERKEKLERİ BEĞENMEZ OLDUK” sekilde düzeltirsem bana darılmazsınız umarım.

          “Tecrübenizi ve bilginizi birkaç sabit konu üzerine değil daha geniş analiz ve çözümlerden yana kullanmanız size daha geniş ufuklar açar ve bizde ıskaladığımız tarafları görürüz.”

          Bu önerinizi hassasiyetle DİKKATE alacağımdan emin olabilirsiniz. Uyarı ve hatırlatmanız için teşekkür ederim hanımefendi.

          Son olarak;

          Maddeler halinde sıraladığınız tespitlerin büyük bir bölümünü onaylıyor; bizim dertlerimizin asıl sebebinin “kadın beynine sahip erkekler ile erkek beynine sahip kadınlar” bir başka ifade ile ASLINI İNKAR EDEN FITRATI BOZULMUŞ KİŞİLER olduğunu kabul ediyorum.

          Bizim karşı çıktığımız da bu kişiler ve bunların ortaya koyduğu şeytan pislikleri fikirleridir.

          Selam ve dua ile…

  4. bahar dalı diyor ki:

    Rabia hanım salt bekarlığı övüp teşvik etmiyor kanaatimce, sadece takdir edilmiş bekarlığın da birtakım hikmetlere binaen olduğunu söylüyor, ki bu çoğunlukla es geçilen bir durum hüzünlü bekar kalpler açısından… evlilik elbette sünnetimiz olduğu için idealimizde olması gereken. ancak çok istendiği halde olmadığı durumlarda da insan kendini yerden yere vurmak yerine kudreti engin Rabbine sığınmalı tüm kalbiyle ve ötesini O’nun hikmetli takdirine bırakabilmeli…
    tüm kardeşlerim için hayırlı evlilik dualarımla…

  5. hüzün gecesi diyor ki:

    Selamün aleyküm,
    Başlığı okuyunca demesi kolay demeden edemiyor insan. Keşke o kadar kolay olsaydı demek durumunda kaldım.
    Kendi açımdan olaya baktığım zaman, son zamanlarda bu konuyla ilgili yoğun düşünce bombardımanına tutulmuş gibiyim. Bir taraftan belli bir yaşa geldiğiniz halde kimseyle görüşme yapamamış olmanın verdiği sıkıntı var. Diğer tarafta da hadi yapacak olsan ne konuşacaksın nasıl konuşacaksın düşüncesi var. Konuşsan bile herkes kendin gibi dürüst olablecek mi vs vs. Bu zamana kadar kurduğum arkadaşlık ilişkilerinde bile hüsrana uğramışken hayat arkadaşı seçme hususunda da hayal kırıklığı yaşamaktan korkuyorum galiba.
    Kimseye güven olmuyor ki bu zamanda. Kişinin namaz kılıyor olması onu iyi bir insan olarak tanımlamaya yetmiyor çoğu zaman. Çünkü bir taraftan namazlı niyazlı olup da diğer taraftan üçkağıtçılık yapana da helal rızık için çaba göstermeyene de rastlamak fazlasıyla mümkün.
    Evlendiğimiz kişi ya sabrımız olacak ya da şükrümüz olacaktır. Gençliğe ilk adım attığım günlerde imtihan vermeye başlayınca ilerisi için de yanlış insanı seçip hata yapmaktan korkuyorum artık bunu anladım.
    Bediüzzaman hz. ne güzel demiş insanın en ziyade ihtiyacını temin eden kalbine mukabil bir kalbin bulunmasıdır diye. Kimi zaman yolda yürürken bile aynı şeyler kafasını kurcalıyor insanın. Yeter artık düşünmek istemiyorum ya da zamanı gelince bir şeyler oluyormuş elbet deyip bu düşüncelerden sıyrılmak istiyorum. Gayretim bu yönde artık. Siteyi de evliliği hatırlatıyor diye takip etmekten vazgeçmeyi düşündüm ama olmadı 1.5 yıldır takip ede ede tiryakisi olmuşum artık. Buranın bana çok şey kattığını düşünüyorum.
    Dua konusuna gelince birisinin dediği gibi Allah’ın hazineleri boldur istediğin gibi iste deyip sayıp sayıştırıyordum. bir süre önce bunu bıraktım şimdi tek bir silah var elimde: Furkan 74
    Haram helal hassasiyetleri olan, öğrenmeye meraklı, öğrendiğini uygulama konusunda gayretli biri elbet çıkar bir gün. En azından ben öyle umut ediyorum. Allah’tan ümidi ancak kafirler keser.

    • Emrah diyor ki:

      A. Selam Hüzün gecesi, adınızı bilmediğim için hanımefendi diye hitap edeceğim. Gördüğüm kadarıyla dindar gerçekten muhafazakar yaşayan hanımlar bazen merak ediyorum nasıl bi erkek bekliyorlar. Hasani Basri, Musab Bin Umeyr ama ya sahabi ya da tabiin erkekleri. Musasb Bin Umeyr gibi erkek bekleyen kızların kendisinin de Hz. Rabia gibi, Hz Sümeyye gibi olması lazım. Dindar kızlar sözüm size; erkekler artık Selçuklu medreselerinden, Osmanlı tekke ve zaviyelerinden yetişmiyor. Baktın eli yüzü temiz biraz saygın birisi. Kendine göre geliri var. Biraz da beğendiysen niye değerlendir mi yorsun? Ne arıyorsun? Çok takvalı harama helal gayet dikkat eden bir bey bekleyen hanım devletin okulları böyle beyler yetiştirmiyor. Adam kendisi bir cemaate mensup olup araştırıp öğrenebilmşse bu tehlikeli zamanda etraftaki günahlara rağmen bir gayret gösteriyordur. Dindarlığın bi ölçüsü yok bunun aleti daha icat edilmedi. Kimin ne kadar sağlam imanlı olduğunu ne kadar dindar olduğunu Rabbimizden başka kim bilebilir. Etrafta dindar kapalı çok sayıda bekar kız görüyorum. Cesaretlerine hayranım. Son derece özgüven sahibi kızlar. İnanın bir erkekten daha cesaretliler. Maaş acayip bi özgüven veriyor galiba. Yoksa evlilik yaş ortalaması bu kadar yükselir mi?

      • hüzün gecesi diyor ki:

        Emrah Bey,
        Yorumunuz için teşekkür ederim ve son cümlelerime istinaden yazılmış sanırım. Tabiin erkeklerinden bekliyor değilim ki bu zamanda onları bekleyen varsa da boşa bekler. Dedikleriniz doğru ve sadece erkekler değil kızlar da Osmanlı medreselerinde yetişmiyor. Benim haram helal hassasiyetleri olan derken kastım şuydu. Ben uzun zamandır tv izlemiyorum hatta evde bulunmasını bile doğru bulmuyorum.

        Üniversite mezunu da olsam şu an çalışıyor da olsam hülasa nerde olursam olayım kadın erkek tokalaşma faslına girmeme gayreti içindeyim velev ki kuzen dahi olsa. İş ortamında görüyorum evli erkekler ile evli bayanlar çok rahat davranıyorlar. Şimdi evlilik yapacak olsam karşımdaki kişinin de bu vb konularda hassas olmasını isterim.

        Bediüzzaman hz. koca karıya küfüv olmalı bunların en önemlisi de diyanet noktasındadır demiş. Bu yönden denkliğin önemi yadsınamaz bir gerçek. Misal ben tv izlemiyorum evin bir köşesine çekilip kitap okuyorum adam da maç tiryakisi pür dikkat tv seyrediyor. ya da ben sohbete gitmek istiyorum desem o da yok ben kıraathaneye gitmek istiyorum dese ne anladık öyle evlilikten ortak paydamız yok.

        Hiçbirimiz dört dörtlük değiliz. Bu toplumun şu an muhafazakar olan genç kız ve erkeklerinin çoğu kendi gayretleriyle bu konularda adım atmışlardır. Ailesi çocukluğundan beri İslami eğitim verip yetiştirmiş kesim çok çok az olsa gerek. Kişi Allah’ın izniyle İslami konuları öğrenme adım atma gayretinde ise maşaallah Allah ilmini artırsın deriz.
        Günümüzde bazı erkekler var ki namaz kılıyor ama daha açıp bir kez ilmihal okumamış ve konu evlilik olduğu zaman da mütedeyyin kız arıyor. Öylelerine demez misiniz sen önce kendine bak kardeşim diye. Benim de yazdığım cümlelerde ifade etmek istediğim kesim bu. Kendi yapamadığım şeyi karşı taraftan beklemek haksızlıktır zaten.

        Bazı kapalı bekar hanımların maaşları dolayısıyla özgüven sahibi olduklarını söylemişsiniz. Onları bilemeyeceğim ama şahsım adına konuşacak olursam şunu söylerim henüz 2 yıldır iş hayatındayım ve daha şimdiden sıkıldım. Bence kızları çalışmaya iten sebeplerin üzerinde de durmak lazım. Bakın ben daha 8. sınıfa giderken okulun son haftası dersler olmayınca hocalarla muhabbet ederdik.

        Bir bayan hocamız yine böyle bir muhabbet esnasında okumamızı kendi işimizi elimize almamızı söyledi arkasından da boşanacak olsak kimseye muhtaç olmamamız vb konusunda nasihatler (!) verdi Daha o zamanlardan kızların kafasına bu tip fikirler empoze edilmeye başlıyor yani.

        Bir de şu var: mesela ben evlilikten yaptıktan sonra çalışmayı düşünmediğimi söylediğimde birkaç yıl önce eşini kaybetmiş ve şu anda da iş arayan bir hanım hemen şunu söylüyor. Evlenince işi bırak sonra kocan öldüğü zaman benim gibi kalırsın ortada. Gördüğünüz gibi kimse çıkıp da zaruri rızık Cenab-ı Hakk’ın taahhüdü altındadır. Allah’a tevekkül edene Allah kafidir demiyor. Yukarıdaki sözü söyleyen insan da namazlı niyazlı birisi halbuki. Toplum olarak çok açığımız var yani. Allah sonumuzu hayretsin.

        • Mustafa_/) diyor ki:

          İşte aşağıdaki yorumlarda bahsettiğim kimseler sizin gibilerdi. Ne yazık ki çoğu insan sizin gibi kimseleri tanıma imkanına sahip olmadığından, çevrelerinde belki bulunmadığından göz ardı ediyor. Ve gerçekten bu şekilde bireysel çabalarla toplumsal yaşantının bazı alışkanlıklarını ve zaman içersinde meşrulaşan davranışlarını reddeden, bu şekilde yaşamak isteyenlerin dertlerinin elbette farkında olunmayacak. Hatta fedakarlığınızı, büyüklenmekle itham edecekler olacak. Müsterih olunuz. Elbette bir denklik söz konusu olacak ki ailede huzur ve sevgi oluşabilsin. Aslında yazdıklarımın hemen hepsi sizin gibileri düşünerek yazılmıştı. Allah yar ve yardımcınız olsun. Selam ve dua ile, Allah’a emanet olunuz

          • hüzün gecesi diyor ki:

            Mustafa Bey,
            Amin. Allah razı olsun.
            Bizim toplumumuzda böyle ne yazık ki. Biraz bir şeyler öğrenip pratiğe dökmeye kalkışsanız alacağınız cevap belli :Çok derine gitme.
            Selman-ı Farisi (r.a) ya ait olduğunu okuduğum bir söz vardı:”Kul Hakk’a tam itaat ederse, Hakk da onun istediğini muhakkak verir.” diye. Verdiği mesaj bizler için önemli diye düşünüyorum.

      • Yalnızadam diyor ki:

        Harikasın Emrah kardeşim.Sanki kendileri Hz.Fatıma r.ah gibiler de kendilerine Hz.Ali r.a gibi eş mi arıyorlar acaba.Bu kadınlar neden beklentilerini çok yüksek tutarlar ki:)
        Ama tüm yalnız müminler için dua ediyorum.Rabbim yar ve yardımcınız olsun hayırlı eşler nasip etsin.Evli eşler için de tümmmm olumsuzluklara rağmen ayrılmayı düşünmesinler.Psikolğa veya aile danışmanlarına gtsinler.Tüm yolları denesinler.Sonra ayrılmayı düşünsünler.Acizane tavsiyem.

  6. Hacer diyor ki:

    Benimde şuan isteyenim var görücü usulü bir tanişma oldu başta çok karşi çiktim içimde atamadiyim açiklayamadiğim bir korku vardi, çok istediler bir görüşmeden birşey olmaz dediler bende tamam dedim çünkü duyduğuma göre çok efendi bir insan ilk görüşmemizde onu gördüğüm andan itibare beni bir heycan kapladi elim ayağima dolandi sanki sicak basti o gün olumlu cevap verdim ve fazla geçemdi üzerine ikinci görüşmeyi yaptik ama bu sefer o heycan ucup gitmişti sanki ne yapacağimi bilmiyorum çok dengesiz olduğum düşünüyorum aklima başka bir çocuk daha var ama ona karşi ne hissediğimi bilmiyorum
    Görücü usulü görüstüğüm çocuk çok iyi bir insan islama göre yaşiyor o kadar eksiğim olmasina rağmen başimin üstünde yerin var yeterki evt de demeye getiriyor ben napicami bilmiyorum istiyorum ama ona karşi ne hissetiğimi bilmiyorum .

  7. DİLEK diyor ki:

    “Erkek sahip olandır kadın ait olandır.”

    İşte problemi çözmenin ilk şartı…

    Kadınlar nedense nereye ait olduklarını bilmiyorlar..Herşeyi karşı taraftan bekliyorlar..Evet sen bir bayan olarak eşine ne verebilirisn hep onlardan istiyoruzda…

    “Kadınlık” dersi:

    1- Konuşma: Cümleler tane tane olmalıdır. Sakin, gerekli kelimelere vurgu yapmayı ihmal etmeden, içten gelen, ikna edici, kendine güvenen bir ses tonuyla konuşun. Kendine özgü hoş bir kahkahayı da unutmamak lazım elbette…
    2- Hal ve hareketler: Bir kadın öncelikle kendisi için bakımlı olmalıdır. Saçı başı düzgün, giysileri temiz, ayakkabıları her zaman pırıl pırıl…
    Haline gelince: Şefkatli, içten, duygulu, dengesiz, arzulu, şirret, melek…
    Yani kadın dediğin, duygularına engel olmamalı, o anda içinden nasıl geliyorsa öyle davranmalıdır.
    Kıskanç olmayan, ağlamayan, kavga etmeyen kadın olur mu hiç? Zaten çekici olan da kadının hesaplanamaz ruh hali değil midir?
    Bütün bunlar bir yana, bir kadın kendi değerinin farkında olmalıdır. Değerini ölçmeyi asla başkasına bırakmamalıdır. Tek olmalıdır. Başkalarının görünüşü, konuşması, hal ve hareketlerinden kendine yama yapmamalıdır. Ne o öyle seri üretim gibi!
    3- Şaşırtma: Bunlar yetmez. Kadın dediğin bir çok konuda bilgi sahibi olmalıdır. Merakına ve öğrenme isteğine engel olmamalıdır. Bilgi her zaman elinizi güçlendirir. Sadece kendi ilgi alanınıza dair bilgiler de değil bunlar, ekonomi, politika ve daha bilumum aktüel konuya kadınsı karmaşık zekayı ekleyin, bakın nasıl hoş bir karışım doğuyor.
    Gizli tedavi: Bir kadın asla bilgisinin sınırlarını açık etmemelidir. Bırakın sizi “Hiçbir şeyden anlamaz!” zannetsinler…

    Yani benim kanımca evlilik öncesi tanışma döneminde ve sonrasında bizde muhafazakar ölçülerde daha modern bir şekilde davranabiliriz..

    • Yalnızadam diyor ki:

      Kahkaha atan bir kadın.modern bir kadın.Kadın ve kahkaha.Hiç tavsiye etmem.kadına kahkaha değil edep yakışır.tebessüm yakışır.saygılarımla

  8. DİLEK diyor ki:

    EVT katılıyorum gayret var niyet var istek var. Bende şöyle bir duayı paylaşmak istiyorum sizlerle ” Rabbim Beni senin yolundan ayırmayacak,sanayaklaştıracak bir eşle karşılaştır.. Hayırlara vesile kıl..Amin.

  9. esma diyor ki:

    ana krıterler uygunsa,gozunu kapatıp tevekkul etmek gerek..
    ama yapamıyoruz işte.
    rabbim hepımıze gonlumuzun ısınacagi,mutlu edeceğimiz ve mutlu olacagmız, eşler nasıb eylesin..
    hakkımızda hayırlı olana gonlumuzu razı eylesın

  10. (...) diyor ki:

    Günümüzde evliliğin zorlaşmasının yada kadın ve erkeğin evliliği geciktirmesinin bir sebebi alternatifin çok gibi görülmesi.Put haline çevirdiğimiz hayallerimiz kriterlerimiz. Kolay iletişim imkanı hemen tüketim hızlıca tanıma karar verme isteği, En önemli bir sebepte hem kendimize hem insanlara karşı güvensizlik hissi.

    Her ne kadar İslami kesimde böyle şeyler olmaz tezini savunsak da sekülerizmin etkisi aklımızda kalbimizde her yerde var. Kâr ve zarar hesabıyla yola çıkıyoruz fedakarlık yada gönül kazanmak gibi bir derdimiz yok.

    Bayanların dua ve tevekkül dışında yapabilecekleri bir şey yok. Çünkü uygun gördüğünüz insan karşınıza çıksa bile bir yere kadar sonrası Allah’ın takdiri. Erkek sahip olandır kadın ait olandır. Flört inancınıza ve kişiliğinize ters olduğu için bir bayanın en önemli hazinesinin edebi ve iffeti olduğunu bildiğiniz için duygularınıza hakim olmalı ve helal olan nasip olana kadar beklemelisiniz.

    Evlilik niyetiyle Allah’ım şu şu özelliklere göre birini karşıma çıkar diye hep dua ettim. Allah’ım en ince ayrıntıya kadar düşündüğüm haliyle karşıma böyle birini çıkardı.Ama Allah bana bir hakikati öğretti kulum sen elinden geleni bir yere kadar yapabilirsin kalpleri birbirine ısındıracak nasip edecek olan yalnızca Benim sen değilsin. Önce kendini kul olarak bir tanı diyor. Sonrada seni Yaradanı. İnsan için neyin hayır neyin şer olduğunu akıl ile izah etmek bazen zor. Çünkü sizi yaratan sizi sizden daha iyi tanıyor. İsteğinizi kabul ediyorsa imtihan etmiyorsa imtihan geciktiriyorsa yine imtihan.

    Ve kendim için söyleyebileceğim bunlarla beraber kaza geçirdim ve sağlığımdan oldum. Hem akli hem kalbi hem ruhi hem bedeni yorgunluk karışıklık ve ürkeklik. Bundan sonrası için aradığım biraz unutkanlık ve çok fazla huzur. Gözlerinde hüzün olan bir şeyleri kaybetmiş olan yokluğunu hisseden acılar çekmiş düşmüş tövbe etmiş yargılamadan dinleyebilen ve yaştan öte ruh olarak olgunlaşmış biri.

    Çıkardığım ders madde alemi gözünden değil insanları manevi alem gözünden tanımak. İnsanı dışından söylediği sözlerden tanımak günümüzde slogandan başka bir şey değil. Herkes hayırlıyı iyiyi istiyor ama çoğumuzun yola çıkacak mücadele edecek imtihanı göze alacak gücü yok.Bazen insan kendini bile tanımazken anlamazken kendine bile güvenemezken başkasını tam ve doğru olarak tanımak anlamak imkansız.

    Hz. Ali’nin “Dualarımı kabul etmemesinden bildim ben O’nu!”. Biz genellikle Hz. Musa As.’ın gözüyle olayları görüyoruz. Ama bazen bize gerekli olan Hızır As.’ın irfanı oluyor. Akıl bir yere kadar bir yerden sonrası niyet,tevekkül ve sabır.

    Buradaki insanların çoğunun ortak noktası yazıyla içlerini döküp hemhâl olup anlaşılmak dinlenilmek isteği. Duygusal olarak içe dönük insanlar için en iyi anlatım yolu bu sanırım.

    Allah herkes için hayırlısını nasip etsin.

    • Mustafa _/) diyor ki:

      Âmin. Allah yardımcınız olsun.

    • Ayşe diyor ki:

      ….;

      Evlilik niyetiyle Allah’ım şu şu özelliklere göre birini karşıma çıkar diye hep dua ettim. Allah’ım en ince ayrıntıya kadar düşündüğüm haliyle karşıma böyle birini çıkardı.Ama Allah bana bir hakikati öğretti kulum sen elinden geleni bir yere kadar yapabilirsin kalpleri birbirine ısındıracak nasip edecek olan yalnızca Benim sen değilsin. Önce kendini kul olarak bir tanı diyor. Sonrada seni Yaradanı. İnsan için neyin hayır neyin şer olduğunu akıl ile izah etmek bazen zor. Çünkü sizi yaratan sizi sizden daha iyi tanıyor. İsteğinizi kabul ediyorsa imtihan etmiyorsa imtihan geciktiriyorsa yine imtihan…

      İsminizi bilmiyorum ama o kadar doğru ki söyledikleriniz. benim karşıma da dualarımın aynısı hatta daha güzeli iyisi olan biri çıktı ama gel gör ki ikimizinde gönlümüz ısınmadı. Rabbimin tabi her şey elinde kudretinde. Onun izni olmadan bir yaprak dahi düşmezken nasıl evlilik gibi çok önemli olan bi mevzuyu Rabbimin izni olmadan yapalım. Onun takdiri olmadan O OL demeden yerine getirebilelim.. Rabbim cümlemize her şeyin hayırlısı versin. Takdir Onun gönül Onun yer onun yurt Onun.. Rabbim herkesin gönlüne bakıp veriyor takdir ettiğini. Rabbim gönlümüzü temiz eylesin. güzel eylesin..

      • (...) diyor ki:

        Sayın Ayşe hanım,

        Bana yazdığınız yorumu ve diğer yazdığınız yorumlarıda okudum. Benzer imtihanlardan geçmişiz. Öncelikle bir bayan olarak sizi iyi anlıyorum.

        İnsan sürekli bir şeyler öğreniyor. Hata yapıyor bazen aynı hatayı iki değil çok kez yapıyor. Ama öğrenmesi gereken en önemli şey Allah’tan başka kimsesi yok. Bir diğeride insanın ağzından çıkan her söze duaya dikkat etmesi ve korkularıyla yüzleşmesi. Çünkü neyi büyük konuştuysam kınadıysam yada korktuysam başıma geldi. Huzursuz bir aile ortamında yetişmek sıkıntılı bir çocukluk hiçbir idealini gerçekleştirememiş olmak türlü sıkıntılar imtihanlar vs. insan kendisiyle helalleşmeden başkasıyla yola çıkamıyor.Daha önceki yazıda evlilik niyetiyle ilgili görüşmelerde uygun görülen adaya hemen olumlu bakma bağlanma konusundan bahsedilmişti. Biz bayanların yada benim duygusal olarak zayıf yönüm bu. Sahip çıkılma isteği ve anne olma özlemi. Aslında yazıdaki gibi önce kendimi bilmeye ve ihtiyacım olan şeyi tespit etmeye çalışıyorum.Tespiti kolay ama çözümü zor.

        Çalışan birisi olduğum için sizinle benzer durumlarla karşılaştım. Biz bayanlarda artık ne yapacağımızı bilemiyoruz. Çalışalım mı ev hanımımı olalım bunlarla beraber iyi bir eş ve iyi bir anne olmak. Bir defa fıtratlarımızı erkekler değil biz kadınlar bozduk. Erkek gibi olmaya, çalışmaya başlayınca erkeğe eş değil rakip olduk. Evlilik niyetiyle görüştüğünüzde eş adayı gözüyle değil işe alınacak eleman gözüyle bakılır olduk.

        Uzun yıllar çalıştığım ve insanları gözlemlediğim için çok fazla durumlara şahit oldum. Muhafazakarlıkta yada İslamda sorun yok sorun müslümanlarda bizde. Sizde benim gibi ortak değerleri ve maneviyatı daha çok ön planda tutuyorsunuz.

        Müslümanlığı önceden güzel ahlak namaz oruç hac gibi sorumluluklardan ibaret sayardım. Ama günümüzde bu kavramların içi boşaltıldı yada biz derinliğine inemiyoruz. Fıkıh akaid konuları ana yollar insan kişilik ferd olarak irfanda maneviyatta saklı. Asrı saadet ve Osmanlı dönemindeki gibi bir yaşam tekrar yaşanır mı? İnsana çocuğa kadına erkeğe yeniden değer verilir mi? Günümüzde ne erkekler daha güçlü, ne kadınlar daha özgür, nede çocuklar daha mutlu.

    • Abdullah Bir diyor ki:

      “Erkek sahip olandır kadın ait olandır.”

      İşte problemi çözmenin ilk şartı…

      “Bundan sonrası için aradığım biraz unutkanlık ve çok fazla huzur. Gözlerinde hüzün olan bir şeyleri kaybetmiş olan yokluğunu hisseden acılar çekmiş düşmüş tövbe etmiş yargılamadan dinleyebilen ve yaştan öte ruh olarak olgunlaşmış biri.”

      İşte neye ihtiyacı olduğunu ve ne aradığını anlamış olmanın ifadesi…

      Hz. Ali’nin “Dualarımı kabul etmemesinden bildim ben O’nu!”

      İşte sağlam bir imanın ve teslimiyetin yansıması…

      Allah yar ve yardımcın olsun “Farkında olmanın farkına varmış” Sevgili (…) kardeşim…

  11. zor iş hayırlısı diyor ki:

    Burada büyüklere önemli görevler düşüyor. Uygun gördükleri gençleri tanistirip yardimci olurlarsa , tek başina iş yapmaya kalkişan gençlerin olayların içinde bocalamalari ve yıpranmalari engellenmiş olur. Birde ön yargıli olmamak gerekir. Yaş gibi tahsil gibi illa çalışan olmalı gibi çok güzellik aramak gibi ( her iki cins içinde geçerli)..vs. tanımaya çalışıp dini görüşüne ahlakina diyanette denklige aile yapısına veee içinin ısınmasını önem verilmelidir. Benim düşüncem budur. Allah c.c yardım etsin bütün bekarlara mutlu huzurlu hayırlı yuvalar nasip etsin., evlilere de ömür boyu mutluluklar nasip etsin selam ve dua ile kardeşlerim. .

    • Mustafa _/) diyor ki:

      âmin kardeşim ve aleyküm selam.. Büyüklerin de işi zor ya :) Onların da pek çevresi yok. Sosyal çevreler çok dar, ve bir kısmı sanal. Mahalle kültürü de kayboluyor. Cemaatlere dahil olanların belki imkanları vardır. Yine de insanlar en yakınlarını bile tanımıyor.

      Bir de zaten evli kimseler bekarları evlendirme, evliliğe özendirme konusunda hiç de hevesli değiller. Kendileri evlilikle ilgili hüsran yaşadıklarından belki, yahut evlendikten sonra evliliğe hoş bir nazar ile bakamamaktan olsa gerek, bazıları evlilikten uzak tutmaya bile çalışıyor. “Evlenene madalya mı takıyorlar, boş ver” diyen bile çıkıyor. Evlilik ve kişilikler konusunda sağlıklı bir yaklaşım edinemeyen kimseler nasıl gençlerine yol gösterebilir ki zaten

      • zor iş hayırlısı diyor ki:

        Mustafa kardeş,
        size evlilik konusunda olumsuz şeyler söyleyenleri bosverin kafanıza takmayin veya duymayin. Büyükler illa ki yardimci olurlar yeterki siz söyleyin Umudunuzu kaybetmeyin. Sizlere yardimci olmak isteyecek hayir seven insanlar vardır. Yeter ki doğru yerde arayın. Yardımcı olacaksa duyduğum ve gördüğüm kadarıyla çok çevresi ve tanıdığı olan imamlar esleri ve yaşlı teyzelerimiz var. Ve bir çok yuvanin kurulmasına vesile oldular. Yinede sizler bilirsiniz tabiî sadece okuduğum yorumlar beni üzdü yardimci olmak için yazdim.

        Herşeyin bir vakti zamanı var zamanı gelince ağzin dilin bağlanır ve hayırlısı ile kendiliğinden olurmuş derler. Sabır tevekkül duâ ve ümitsiz olmayın hepimizin hakkında hayırlısı. .selametle kardeşlerim

        • Mustafa_/) diyor ki:

          Allah razı olsun kardeşim. Kardeşlerinin derdini dert edinenlerden Allah razı olur inşallah. İlginize gerçekten sevindim. Daha sonra inşallah bahsettiğiniz yollara da başvurabilirim. Şu an için sanırım bir süre uzak kalmaya ihtiyacım var.

  12. Yasir diyor ki:

    Evet. Galiba Ben aynaya hiç bakmıyorum. Net.

  13. evvabin diyor ki:

    gökte nikah kıyılmayınca yerde de kıyılmıyor. çok uğraştım olmadı omayacak gibi de duruyor. herşey sanırım evlenmek değil Rabbim bizleri bu şekilde imtihan ediyor. çok yoruldum ama yine de rabbime şükürler olsun. ötesi yok…

  14. bayram diyor ki:

    Bekarlik sultanlik evlilik imparatorlukmuş.Bediúzzaman Evlenmeli bekarlik bikarlarin(issizlerin) karıdır. Der…Selamlar.

  15. tugba diyor ki:

    Yarim elma, yine iyiydiniz efendim, ilk bastaki evlenmekteki maksadi siraladiginiz maddeleri gorunce, “en onemli seyi atlamis” demistim, ama “dinini tamamlama” ifadesini gorunce, “simdi oldu” dedim. Dua ediyoruz Yarim elma, etmez miyiz, herseyin zimami elinde olan O’ndan istiyoruz. Cennet kosesi yuvalar icin Allahim diyoruz, Sana kul, habibine ummet nesiller icin Allahim nasip eyle diyoruz. Birbirimizi O’na yaklastirmaya vesile olacagimiz, sadece dunya degil, ahiret evine girmeyi arzulayacagimiz, otelerde de refikimiz olacak, gozler isindiran, gonuller sevindiren eslerimiz olsun diyoruz. Ve Allahim diyoruz Sen’i sevenlere sevdir beni diye yakariyoruz…cennet kosesi yuvalar Rabbim diyoruz…Bize yanlis adimlar attirtma Allahim diyoruz,.tercihlerimizde elimiz, ayagimiz,.gozumuz, kulagimiz Sen ol Rabbim diyoruz..Bizi bize birakma Allahim diyoruz. Sen’in rahmet hazinelerin genistir Rabbim, kalbimize mukabil kalpler bulabilmemizde yollarimizi ac diyoruz…

    • hakan diyor ki:

      Tuğba Hanım, “otellerde de refikimiz olsun…” ifadenizi anlayamadim. Otel, tatil, deniz, kum, hele arkadaşlara hava atması. … Sizi otellere götürecek kocayı belki bulursunuz. Fakat duanizin diğer kısımlarında söylediğiniz cennetin yolunu önce kendi içinizde bulabilirsiniz. Mesela size talip olan kişinin ahlakına göre reddebilirsiniz. Düğünü, balayını şunu bunu adamın başına kakmamayi başararak siz de gözler sevinci olabilirsiniz… Mesela “adamın her dediğini yapmayayim, onu maddi kulfetlere sokayim” türü köklü Bizans entrikalarindan uzak durabilirsiniz. Mesela adamin ailesine sizn gelin gittiginizi hatırlayıp adamın anasına içten ana diyebilirsiniz. Mesela o adamdan olan çocukların önce sizin onların annesi olduğunuz gerçeğini kabul edebilirsiniz, onları nafaka garantisi gormezsiniz, onlara kizdiginizda babalarını asagilamayi marifet bilmezsiniz, .. Bu cümleler şimdiden sizi soğuttu mu? Pardon, siz şöyle otellerde yanınızda pahalı bir çanta gibi gösteriş yapabileceğiniz, anası babası olmayan, uzun boylu ve bol paralı bir refik mi ariyordunuz? Siz de vücudunuz bozulmasın diye 35 yaş civarı bir tane çocuk doğurmak mı istiyordunuz? Siz de kadinliginizi özgürce yaşamak mı istiyorsunuz (bu cümle ne demekse) . Tuğba Hanım, sizin niyetinizin gerçekte bunlar olmadığını soyleyeceginize eminim, ben de aksini iddia etmiyorum. Lakin bunları bana soylettiren bir kadın var ki kadınlar öyle bir fertlerini bilseler içlerindeki bu kötülük nuvelerine daha dikkat ederlerdi. Tuğba Hanım, sizin duaniz çok güzel görülüyor amma ve lakin: nuanslardan erkeğin üzerinde diktatör olmak istiyormussunuz gibi bir hava var. İlaveten bu otellerde refik cümlesinden ne kast ediyorsunuz? Bir de sanki dua ediyoruz ama olmuyor havası var. Eğer öyle ise çok çok yanlış bir üslup. Bunlardan banane mi? Duanızı paylasmissiniz, herhalde birileri yorum yaparsa kaldirabilirsiniz.

      • zehra diyor ki:

        hehee :) cok komik olmus, hanimefendi OTELERDE demis yani uzaklarda, ahirette refikimiz olacak :)

      • E.Y. diyor ki:

        Hakan Bey,Hanımefendi ‘otellerde’ değil ‘ötelerde’ demiş.Göz yanılsaması oldu sanırım.

      • bademcik diyor ki:

        otellerde değil mübarek ötelerde yazılmış :)

      • hakan diyor ki:

        Otel değil öteler imiş. Uyarılar olunca fark ettim. Bu sebeple yaptığım yorumun bir kısmı çöküyor. Diğer kısmı için de hanfendinin yaptığı duada niyet okumaya çalışmakla sacmalamisim. Niyeti neyse ben bilemem, Allah istediğini nasip etsin. Fakat yanlış anlayınca kızıp yorum yaptım. Hanimefendinin yazdıklarına cevap kısmından değil de serbest yorum olarak yazsaymisim daha iyi olurmuş. Çünkü hanfendiye karşı cikmisim, fakat soylediklerim onla alakalı değil. Sadece tarif etmeye çalıştığım art niyetli kadinlari anlatmak istedim. Kızdığım insanlar tarif etmeye çalıştığım kadınlar. Hanfendiyi tanımam, bana zararı da dokunmadı, yalnız burada benim ona zararim dokundu galiba. Kendisinden özür dilerim. Kızdığım kişilerin hanfendi ile bir ilgisi yoktur. Bundan sonra yorum yaparken daha dikkatli olurum.

        • tugba diyor ki:

          Hakan bey meselenin anlasildigi asikar, uzerine cok bir sey soylemeye gerek yok. Lakin bir kelimenin yanlis anlasilmasiyla, konuyu nerelere goturmussunuz, inanin bence bu bir basari. Ben sadece yaziyi okuyunca hislerimi, yazara hitaben paylastim. Son olarak bir niyet okumasi da benden size gelsin, birilerine kizip acisini baskalarindan cikarmayin, cunku bu sizin acinizi hafifletmez….

  16. Mustafa _/) diyor ki:

    Alıp bir kağıda ne istediğimizi yazsak bile ne değişecek ki… Ne isteklerimizde isabet edip etmediğimizi bileceğiz, ne de önüne geleni tanıştırma anlayışındaki kimseler ne aradığımıza kafa yoracak. Neler umabileceğimiz konusunda nasıl kendimize ve karşımızdakine karşı adil olabileceğiz. Dahası bir kafede oturmuş konuşurken ne karşımızdaki bizi, ne biz karşımızdakini tanıyabileceğiz. Bir insanı kendisine soru sorup aldığı cevaplarla nasıl tanıyabilirsiniz. Belki alçak gönüllüdür, belki kendisini yükseklerde görüyordur.

    Ne istediğimi sorduklarında ise zaten derin bir sükuttan başka bir şey dökülmüyor dudaklarımdan. Bir beyaz kağıt alsam elime yazmak için beklentilerimi, öylece bembeyaz kalıverir. Ne güzel insanların somut beklentileri varsa yazabilecekleri. Benim yok. Ne mesleği, ne dış görünüşü, ne ailesi..

    Kişiliği mühim en çok. Başta, neye niçin inandığının bilincinde veya arayışında bir mümine. Toplumu, insanları dert edinen, incelik sahibi bir hanım. Zeki, muhakemesi kuvvetli, kabiliyetli olduğu konularda kendisini geliştirmeyi seven, güzel ahlak sahibi… Derken “ohhoo! sen de çok şey istiyorsun” itirazları yükselir. Bir yandan “öyle hanımdan sana eş olur mu, sözünü dinler, seni kâle alır mı” sesleri… Tanımıyorum ki kimler var yer yüzünde, hangi noktadan sonra sınır geçiyor? Bir şunu biliyorum ki, kendisine saygı duyacağım bir karakteri, birlikte vakit geçirmekten hoşlanacağım bir mizacı olmalı.

    Hadi bu yine basit mesele, daha pek çok kafa karıştırıcı mevzu var. Kafamda beliren ama sözcüklere dökemediğim pek çok imge arasında içim daralıyor. Ben mühendisim arkadaş, anlamıyorum bu işlerden. Kendim bir kızı gözüme kestirip sonra dikkatini çekip etkilemeye, tanışıp sevmeye flirt’e karşıyım. Pek azının mutlu sona ulaştığı çıkmaz sokak gibi. Hem de bala bulanmış tuzaklarla dolu. Travmalarla son bulan hüsranlı kaldırım taşları.. Tanıştırılma desen, o da umut vermeyen, tüketici bir çaba. Olmayacağını bilsen de bir dene, hiç değilse birilerini tanımış olursun. Sonra? Yıpranmış bir kalp ile daha da karışmış düşünceler..

    İyisi mi, çok takılmayalım. Nefsimde tattığım bu imtihanda, amaçlar ile araçları karıştırmayayım. Bekar da olsak, evli de her Müslüman için hedef aynı. Hedefe götürecek imkanlar aynı. Takva sahibi olmayan evlense yine takva sahibi olmayacak. Gözünü haramdan sakınmaya gayreti olmayan evlense yine değişmeyecek. Hak kelamı anlama derdi varsa bir kimsenin, insana yaradılışında verilen ödevin, dağlara teklif edilip de dağların kaçındığı, insana yüklenen o ağır sorumluluğun farkında olduğunda, evlilik nasip olsa da bir olmasa da. Allah’ın (c.c.) razı olacağı tavrı gösterebilmek için azmederek yoluna devam edecek.

    Üzerinde durmaktan artık kaçındığım bir mevzu olsa bile, dönüp arada bir bu siteye niye uğruyorum bilmem. Belki bir şeyler değişir, bir şeyleri netleştirecek bir yol bulunur umudu mu. Üstüne bir de uzunca yorum yazmak.. Anlaşılan içimizdekiler bir şekilde paylaşılmak isteniyor. Okuyan kimseler haklarını helal etsinler, bu kardeşlerine anlayış göstersinler. Allah Azze ve Celle tüm kardeşlerimizin yardımcısı olsun, kalplerine huzur ihsan eylesin. Hayırlı eşler ile, hayırlı yuvalar kurmayı nasip etsin. Çünkü hayırlı nesiller hayırlı eşlerden dünyaya gelecek, huzurlu yuvalarda yetişecek inşallah. Allah zul celali vel-ikram birbirlerinin rızasını gözeten eşlerden ve rızasını umarak sabredenlerden razı olsun.

    • Abdullah Bir diyor ki:

      Sayın Mustafa

      “Ben mühendisim arkadaş, anlamıyorum bu işlerden. ”

      İfadenizden ” matematiksel düşünen ( sayısal ) bir kafa yapısına sahip olduğunuzu, en azından (mühendislik bir fakültesini bitirdiğinize göre) bu konuda başarılı olduğunuzu kabul ediorum.

      Diğer taraftan da sizin gibi sayısal kafa yapısına sahip insanların duygularını ifade etmekte “sözel düşünen” kişilere göre farklı olduğu bilimsel gerçeğini çürüten (başarılı olmuş, çok satan bir romanın sayfalarından kopup gelmiş kadar duygusal ifadeler)

      Kafamda beliren ama sözcüklere dökemediğim pek çok imge arasında içim daralıyor. Ben mühendisim arkadaş, anlamıyorum bu işlerden. Kendim bir kızı gözüme kestirip sonra dikkatini çekip etkilemeye, tanışıp sevmeye flirt’e karşıyım. Pek azının mutlu sona ulaştığı çıkmaz sokak gibi. Hem de bala bulanmış tuzaklarla dolu. Travmalarla son bulan hüsranlı kaldırım taşları.. Tanıştırılma desen, o da umut vermeyen, tüketici bir çaba. Olmayacağını bilsen de bir dene, hiç değilse birilerini tanımış olursun. Sonra? Yıpranmış bir kalp ile daha da karışmış düşünceler..

      şeklinde ki ifadelerinizi okuyunca kendi kendime dedim ki;

      Bu ifadelerin sahibi ya kendi kabiliyetlerinin farkında olmadan, ya çeşitli zorunluluklardan ötürü mühendislik okudu, yada kendisinde ki bu özelliği (olayları ve insanları duygusal olarak analız edebilme yeteneğini ve güçlü edebi yanını) yeni keşfetti.

      Sebep ne olursa olsun kanaatimce bu ifadelerin sahibi ” her ne olursa olsun (kendi mutsuzluğu pahasına bile) karşısında ki insanın mutlu olması gerektiğine inanan ” bir erkek.

      Bizim de çorba da bir tuzumuz olsun düşüncesiyle ben de sana diyorum ki;

      Haklısın kardeşim, günümüzde ki mevcut sistemde ve mevcut insanlar arasında istediğin gibi birisini bulmak ve bulduğun insanın tanıdığın gibi olduğunu görmek veya en azından negatif manada değişmeyeceğinin garantisi yok. Bu nedenle yapılacak tek şey ” HAYIRLI BİR AŞ, EŞ ve İŞ ” için samimi bir kalp ile yaratıcıya DUA ETMEK ve taktire TESLİM OLMAK yapılacak en doğru davranış olur.

      Önünü göremediğin bu yolculukta halis niyetli olduğun sürece Allah yar ve yardımcın olsun… Allah seni, senin için hayırlı olacak insanlar ile karşılaştırsın. (Amin)

      • Emrah diyor ki:

        Hep güzel yorum yapan Abdullah kardeş dileklerine katılır amin deriz.

      • Mustafa _/) diyor ki:

        Allah (c.c.) sizden razı olsun Abdullah Bey. Yaklaşımınız çok güzel. Hüsnü zannınız için sağolun. Dualarınıza katılıyor ve âmin diyorum.

        Elimde başvurabileceğim herhangi bir imkan ve metot olmamakla beraber, böylesi hakkımda en hayırlısı olabilir. Belki henüz zamanı gelmemiştir, yahut hakkımızda çok farklı bir gelecek takdir edilmiştir. Her halükarda, mevcut durumu tevekkül ile karşılayıp enerjimizi boşa harcamayarak, asıl hedefimizi gözetmemiz gerektiğine dikkat çekmek istemiştim. Enerjimizi ve vaktimizi iyi değerlendirmeliyiz. Bazen çözümü olmayan konulara çok takılıyor ve kendimizi yıpratıyoruz. Bunu bir kenara bırakıp, bir insanın yüzünü güldürmek, yeni bir şeyler öğrenmek veya öğretmek, meslekte ve ilimde adım adım ilerlemek mümkün.

    • hakan diyor ki:

      Sayın Mustafa Kardeş, Abdullah Birin yorumlarına katılıyorum. Başka bir paragrafina yorum yapimak istiyorum. İstediğin hanımın kişiliğini anlatırken dediklerin. Evet güzel ahlaklı… Öyle tarif ettiğin vasiflardan bir kısmı bırak kadınları, erkeklerin bir çoğunu bile aşar. Gene de öyle kadınlar olsa bile saydiklarin hep olgunlukla alakalı olup bunların mevcudiyeti için öncelikle yenge hanımın yaşlanması lazım geliyor. Naçizane fikrim, sen saydigin vasıflara NAMZET bir kızla tanisirsan evlen. Bunlar senin yaninda kazanabileceği hususiyetler… Ha dersen ki bunun farkına nasıl varabiliriz? Varamayız. Çünkü ne zaman anlamak için bir soru sorsak daha o anda namzeti yönlendirmiş oluruz ki bir elektronun kütlesi ve hızını bilememek gibi bir şey. Çünkü ne zaman o adayın halini konuşarak öğrenmek istesek onu yonlendiririz. Oyleyse muti olsun, hoşuna gitsin yeter. Zaten namzet hoşuna gittikten sonra saydiklarinin hiçbiri olmasa da peşine takilirsin….Mühendis arkadaşım, ızdırap cektigin belli. Allah sana da, çektiği izdiraplari anlatamayanlara da yardım etsin.( Veya tesellisi burada takma isimle yorum yapmak olan batakliktaki adama da). Amin.

      • Mustafa _/) diyor ki:

        Allah (c.c.) sizlerden razı olsun. Yönlendirmekten kastınızı anlıyorum. Dualarınız ve ilginiz için sağolun. Anlayışınız ve saygınız için de teşekkür ederim.

        İnsan bir noktadan sonra tıkanıyor, söyleyecek çok sözü olsa da sesi çıkmıyor. Bunun altından kalkamıyorum. Kafam müthiş şekilde dolu. Enerjimi kısır bir döngü içerisinde faydasız bir şekilde heba ettiğimin farkında olarak, bir süredir düşüncelerimi uzak tutmaya çalışıyorum bu alandan.

        • Ayşe diyor ki:

          Mustafa Bey,

          “Bir de, İslam anlayışı ile muhafazaakarlığın ayrımını yapmak gerekiyor. İslam yalnız güzel ahlaktan ibaret değil. Sadece namaz, oruç, zekat, Hac gibi ibadetler de değil.” diye benim yorumuma cevap yazmışsınız. elbette İslamiyeti böle bi dar düşüncelerle ifade edilemeyecek kadar geniş kapsamlı ve de anlamı çok çok büyük.. tabi anlayabilene.. İslamiyet sadece namaz kılmakla, oruç tutmakla vs yaşanmaz ki.. zaten bizim dinimiz sadece kendi ye iç, kendin gez toz kendin ibadet et kendin yaşa dini değil.. Bireysellik dini değil..Kendimizi düşündüğümüz kadar etrafımızda olan gerek ailemiz, gerek arkadaşlarımız gerek akrabalarımızı hem maddi hem manevi hayatları için düşünebilmek bunu yaşayabilmek önemli olan.. yani kısacası BİLİNÇLİ MÜSLÜMAN MÜ’MİN OLABİLMEK MESELE..

          “İslam anlayışı yerleşmiş, bilinçli bir Müslüman mı? Samimi ve fedakar, karşısındakini düşünen nezih bir mizaca sahip bir kimse mi? Kendisi dışında dert edindiği şeyler var mı? Kaba mı yoksa peygamber efendimizin ahlakını örnek almaya gayret eden bir kardeşimiz mi? Hanım kardeşlerimiz için de aynı durum geçerli. Ben dindar hanımlarımızdan da korkuyorum.” demişsiniz. dindar hanımlarımızın/beylerimizin dinimizi gerçek manada anlayamamalarının nedenine bakmak lazım.. Bizim Yüce dinimizi dar kalıplara sokan ve bunu yıllarca bize bu şekilde anlatan zihniyetlerle BİLİNÇLİ bir şekilde mücadele etmek gerek..

          “Ve gerçekten kendi aile çevremde gördükten sonra esefle karşıladığım, daha önce çok yakınımda hissetmediğim bir durum var ki, öncelikli meselelerimiz kaymış. Çalışan bir eş istemediğimi söylediğimde ciddi bir tepkiyle karşılaştım. (Yanlış anlaşılmasın, kadının çalışmasına karşı değilim, ancak şartları mühim. Ayrıca ihtiyaç halini müstesna tutuyorum. Bir de kadın kişiliği gereği psikolojik olarak çalışma ihtiyacı duyuyor olabilir, insanlara faydalı olabildiği bir işi vardır. Engel olmak istemem. Ancak aile ve çocuk yetiştirme hedefi aslolmalı.) Hatta, eş adayının olası meslekleri üzerinden maaş tahminleri ile iktisadi planlama bile yapıldı. Aile mi? Yine unutuldu. Ne zaman hatırlanır? tabi ki yine sık sık karşılaşılan ailevi problemler ortaya her çıktığında dert yanacaklar ailelerin geldiği noktadan. İnsanlar sanki bölünmüş hayatlar yaşıyorlar da, yeryüzündeki her varlık birbirine sıkı bağlarla bağlı değilmiş gibi.” demişsiniz.. ne kadar doğru tespitleriniz..

          Elbette bir kadın için Rabbimin emrine binaen ailesidir en önemlisi.. lakin maalesef bize bu değerleri unututturdular. Kadını bi meta haline getirip erkekten tüm sorumlulukları aldılar. Erkek sahiplenendir, koruyup kollayandır, evinin rızkı için helalinden çalışıp çabalayan, ailesini düşünen başka tarafa asla gözü gönlü kaymayandır..
          Lakin bize bizim olan bütün değerlerimiz unutturdukları için, paraya, mala veya dünyanın geçici güzelliklerine dalan kişiler olduk.. bu şekilde müslümanlık olmaz. Bu şekilde yaşarsak sadece şekilde kalır müslümanlığımız. Şeklen bi şeyler yaparız ama balon misali içi boş olur..

          İşte bizim derdimiz de hem dünyevi he uhrevi hayatımız için bilinçli bir şekilde yuva kurmak dert bu dava bu amaç bu.. sadece maddiyata hedeflenen hayat yaşamaktan Rabbim hepimizi muhafaza buyursun. Eğer biz başa Allah ve Peygamberi koymazsak, Hem Allah’ı kaybederiz hem en başa koyduklarımızı..

      • ismimin ne önemi var diyor ki:

        İstediğim halde evlenememiş olmamın sancısını geçtim, artık başka sancılarım var… Etrafımda evlenmek isteyen, namazlı, dininin gerektirdiklerini elinden geldiğince uygulamaya çalışan tüm arkadaşlarımın durumu aynı, yalnızlar… Uzun bir süredir bunun sebebini düşünüyorum, Allah cc bu kullarının sayıca çoğalıp, aşırı derecede özlemini çektiği “hayırlı imanlı evlat yetiştirme” gayesine neden kayıtsız kalsın (yanlış ifadeler kullanırsam, lütfen siz söylemek istediğimi doğru anlayın..) Ahlaki yozlaşmadan bahsediyoruz ya, bu bahsettiğim insanlar ekseriyetle “aile nasıl olmalı, eşlere nasıl muamele edilmeli, bu yozlaşmanın sebebi ne, çocuk yetiştirirken yapılan yanlışlar neler olabilir..” dahil bir çok konuda zihnini yormuş, kendince çıkarımlar yapmış kişiler.. Doğruya ulaştıklarından bahsetmiyorum, en azından bunları düşünmeleri, mesai harcamaları bile olumlu bir adımdır… Hani niyet etmekten bahsediliyor ya; evlilik, eşlerin birbirine karşı tutumu, çocuk yetiştirmeyle ilgili kitaplar okumuş, sürekli dua etmiş insanın niyetsiz olduğu iddia edilebilir mi? Yani özetle başka bir bereketsizlik var, bu kadar müslüman hanım-efendi başka başka yerlerde sancılar çekiyor, bir araya gelemiyorsa… Tüm bir araya gelmeler (evlenme niyetiyle yapılan görüşmeler) en olmayacak insanların bir araya gelmesi ve doğal olarak da olmaması içinse.. Başka bir sebebi olmalı.

        • hakan diyor ki:

          Aşağıda Ayşe Hanımın yaptığı yorum sizin yorumunuza cavap olabilir. Dediğiniz erkekler (ben de kendimi o grupta görmek istiyorum -ekseriyetle o grupta olamadığım yüzüme vurulsa da -) Ayşe Hanımın anlattığı gibi kararsız ve biraz fazla “kibar” . Sevdiyse “sevdim” diyip evlenemiyor, kendini küçük görüyor. Sevmediyse kısa kesip gidemiyor, olayı uzatıyor ve hanım kızları üzüyor. Yaşı geçen her erkeğin kafasına bir kız takılmıştır. Yaştan dolayı şimdi o kızların facebookta çocukları ile resimleri vardır. Hal böyle olunca karsisindaki hanımı ona kiyas edip duruyor.
          Başka açıdan (bencillik) ve (nefisperestlik) herkesin derdi. Bu hastalığı olan kızlar kocalarına zulmediyor, erkekler beğenmiyor. Girmeye çalıştığımız batı medeniyetine girdik. Onlar (wellcome) diyorlar, biz geçmiş olsun diyelim. Haram olan herşeyi artık zalim olan toplum istiyor. Devletin dayatmasına gerek kalmadı halk kandisi yılbaşını, sevgililer- anneler gününü. …hazmetti. Bu toplum yarı yarıya batılı ve doğulu. Yani yarısı Hristiyan adetlerini almış, hristiyancasina müslümanları hakir görüyor. Eee, okumuş her on adamdan sekizi onların safında olunca, medya onların olunca, bizi hakir görecek malzeme de buluyorlar.
          Evlenmek evet dert. Ama evlenmeyi ve aile kurmayı bile batılı normlarda anlayıp öyle yaşamak istiyoruz. Çaresi var, fakat bedelini ödemeye hazır mıyız? Mesela bir yazar halifelik gelirse neler yapılması gerektiğini yazmış. kaç kişi bunlara razı demiş. Gerçi daha çok bedel ödüyoruz ama, alışmışız. Şairin dediği gibi bize ne olduysa hep azar azar oldu. Cumamiz Pazar oldu. Şimdi de ahlaksız hayat Pazar rutini oldu. Your wellcome! (türkçesi ağla Firuze ağla)

          • Ayşe diyor ki:

            Hakan bey,
            Sizi tanımadığım için sizin hakkınızda yorum yapamıcam ama şimdiki zaman erkekleri maalesef ki muhafazakar olarak görünen namazında niyazında dediğiniz bir gruba bağlı yani Allahın yoluna tutunanlara gönül vermiş! olarak görünenlerin çoğu ehli dünya kadınlarının yapması gereken davranışları bekliyor daha ilk tanışmadan itibaren!

            özellikle çalışan birisi olarak çevremden biliyorum ki çalışan bir bayanla evlenmek isteyen çoğu erkek kadını nasıl kafasında canlandırıyorsa artık, muhafazakar olduğuna inandığın biriyle konuşurken bile özellikle dini manada ağzını açıp seni dinliyor.

            evet yaa bu böle olmalı bu böle yaşanmalı deyp sözlerime cümlelerime katıl(a)mıyıor bile! hem dünyevi hem uhrevi hayatımız için bu şekilde yaşanmalı diyerek görüşlerimi belirtiyorum karşı taraf ağzı açık (bu da nerden çıktı ya dercesine) bakıyor.

            ben ya da benim gibi düşünen muhafazakar yaşamaya azami gayret gösteren diğer arkadaşlarımın başına gelenlerden biliyorum ki eminim ki benim bilmediğim diğer kadınların da başına gelmiştir benim yaşadıklarımın çoğu.

            Daha ilk görüşmelerden itibaren mantık içerisinde bi değerlendirme yapılmalı ondan sonra Allahın izniyle kalplerin ısınması olayına girilmeli. ama yok karşımızdaki beyefendi senin en kadar ahlaklı olduğunla evine sadık iyi bi hanım olacağınla çocuklarını hem dini hem dünyevi manada en iyi şekilde yetiştirebileceğinle ilgilenmiyor. onun aradığı daha başka başka şeyler.

            o zaman da ben diğer dünya kadınları gibi evin var mı araban var mı ne kadar altın takacaksın hesabına mı gireyim! bunlarla ilgili en ufak bi soru sorma ihtiyacı hissetmeme rağmen efendi olarak gördüğüm birinin sadece dünyayla ilgili benden beklenti içine girmesi beni derinden üzüyor. bir de ehli dünya insanlarının davranışları gibi sergilemesi ileriye dönük olarak muhabbet açıp benle saatlerce oturup sonrasında ya kafam karışık elektrik alamadım! demesi çok ama çok garip.

            o elektrik almadıysan en fazla yarım saat oturursun ileriye dönük olarak konuşma yapmazsın sonrasında hayırlsıı deyip ayrılırsın. ama nerde.. tüketim toplumu olmanın verdiğinden olsa gerek alternatif o kadar çok ki sen olmazsan başkası olur deyip hareket ediyor sanırım insanlar.. neyse hakkımızda hayırlısı.. imtihan olmaktayız tabi her an.. Allahım yazdığını çıkar iye dua etmek lazım..

          • Mustafa _/) diyor ki:

            Selamlar Ayşe Hanım. Sizin yaşadıklarınızın aynısını bir erkek olarak da ben yaşadım. Sanıyorum bunun cinsiyeti yok. Problemleri konuştukça ucu bucağı yok. Meseleye nereden yaklaşsak elimizde kalıyor. Peki ne yapılabilir. Belki çözüme yönelmek faydalı olabilir. Ama çıkış bulamıyorum.
            Bir de, İslam anlayışı ile muhafazakarlığın ayrımını yapmak gerekiyor. İslam yalnız güzel ahlaktan ibaret değil. Sadece namaz, oruç, zekat, Hacc gibi ibadetler de değil. Yıllarca Ayetlerin ve Hadislerin papağan gibi okunduğu, güzel kıssalarla duyguların kabartıldığı, ilimden uzak, uzun bir süreç yaşandı ve yaşanıyor da. Öyle ki, pek çok garip fikirler ortaya çıkmaya, yaklaşımlar yayılmaya başladı. hadislerin reddi gibi. Hele bir keresinde bir kimse; “artık mezhepleri bırakalım, peygamber efendimiz nasıl ibadet ettiyse, araştırıp keşfedelim öyle ibadet edelim,” dediğinde beynimden vurulmuşa döndüm. Mezhep nedir zaten? Nedir yahu!? Bu söz, “matematik teorilerinin, gelmiş geçmiş matematik üstadların yöntemlerini terk edelim, gelin asıl Matematiği keşfedelim, hesaplarımızı doğru yapalım” demekten farksız. Ama, insanımız İslam ilimlerine uzaktan yakından dokunmuş değil, çok çok azımız, o da bireysel merakı ve ilgisi olan yahut az sayıda ailelerden birisinde büyümüş kardeşlerimiz istisna. Oysa bir müminin her anı ibadettir (kulluk). O bilinçler yaşanmalıdır. Hedefsiz bırakılmış değiliz. Ah keşke Resulullah’ın hayatı derinlemesine ve tefekkür üzere her Müslümanca okunsa.
            “Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar. Onlar (namazlarıyla) gösteriş yaparlar. Ufacık bir yardıma bile engel olurlar.” (Maun Suresi, 4-7)
            Bunu görmezden gelerek, ibadetlerini yapan hatta ilk bakışta azimli bir Müslüman görünen kimselere karşı hemen karara varmamak gerek. İslam anlayışı yerleşmiş, bilinçli bir Müslüman mı? Samimi ve fedakar, karşısındakini düşünen nezih bir mizaca sahip bir kimse mi? Kendisi dışında dert edindiği şeyler var mı? Kaba mı yoksa peygamber efendimizin ahlakını örnek almaya gayret eden bir kardeşimiz mi? Hanım kardeşlerimiz için de aynı durum geçerli. Ben dindar hanımlarımızdan da korkuyorum.
            Dini inançlar çok güçlü bağlardır, eğer doğru dengede oturmamış, ilim ve hikmetle az bile olsa yoğrulmamış ise sıkıntılara gebedir. En azından, en azından muhakkak alçak gönüllülük bir Müslümanda bulunmalıdır. Kalbinde gurur bulunan, kibre varan kendini beğenmişlik, ben merkezcilik tehlikeli.
            Ve gerçekten kendi aile çevremde gördükten sonra esefle karşıladığım, daha önce çok yakınımda hissetmediğim bir durum var ki, öncelikli meselelerimiz kaymış. Çalışan bir eş istemediğimi söylediğimde ciddi bir tepkiyle karşılaştım. (Yanlış anlaşılmasın, kadının çalışmasına karşı değilim, ancak şartları mühim. Ayrıca ihtiyaç halini müstesna tutuyorum. Bir de kadın kişiliği gereği psikolojik olarak çalışma ihtiyacı duyuyor olabilir, insanlara faydalı olabildiği bir işi vardır. Engel olmak istemem. Ancak aile ve çocuk yetiştirme hedefi aslolmalı.) Hatta, eş adayının olası meslekleri üzerinden maaş tahminleri ile iktisadi planlama bile yapıldı. Aile mi? Yine unutuldu. Ne zaman hatırlanır? tabi ki yine sık sık karşılaşılan ailevi problemler ortaya her çıktığında dert yanacaklar ailelerin geldiği noktadan. İnsanlar sanki bölünmüş hayatlar yaşıyorlar da, yeryüzündeki her varlık birbirine sıkı bağlarla bağlı değilmiş gibi.

          • kevser diyor ki:

            ( Yaşı geçen her erkeğin kafasına bir kız takılmıştır. Yaştan dolayı şimdi o kızların facebookta çocukları ile resimleri vardır. Hal böyle olunca karsisindaki hanımı ona kiyas edip duruyor.)
            Ve bu da çok belli oluyor ☺ben anlıyorum

        • Yalnızadam diyor ki:

          Allah cc bu kullarının sayıca çoğalıp, aşırı derecede özlemini çektiği “hayırlı imanlı evlat yetiştirme” gayesine neden kayıtsız kalsın (yanlış ifadeler kullanırsam, lütfen siz söylemek istediğimi doğru anlayın..)
          kardeşim.özrün kabahatinden büyük.Allah c.c kayıtsız mı kalıyor sence.Haşa bu tür sorularda kime ne sorduğuna dikkat et bence.Küçücük aklınla Yaratıcını sorgulamaya kalkma.Tehlikeli sularda yüzme.kendine sor sorularını.kalbini dinle.ben nasıl birisiyim nasıl inanıyorum nasıl yaşıyorum.İnandığı gibi yaşayan birisi miyim yoksa yaşadığı gibi inanan biri mi.evlilikte amacım ve beklentilerim nedir.Hz.Ali r.a gibi yaşamadan Hz.Fatıma r.ah. gibi bir eş mi istiyorum.bunları kendine sor.Hayırlı ve imanlı bir evlat mıyım ki hayırlı ve imanlı bir eş istiyorum.Ben kimim nasıl inanıyorum nasıl yaşıyorum.bunların cevabını bulursan Yaratıcını haşa sorgulamaktan vaz geçersin belki.

          • Mustafa_/) diyor ki:

            Selamu aleyküm “yalnızadam”, “ismimin ne önemi var” haşa Allah’ı (c.c.) sorgulayarak bir özür öne sürmediğini düşünüyorum. İfade etmek istediği sanıyorum daha çok, “Başka bir sebebi olmalı, yoksa Allah cc bu kullarının sayıca çoğalıp, aşırı derecede özlemini çektiği “hayırlı imanlı evlat yetiştirme” gayesine neden kayıtsız kalsın ” manasında. Bir problem olduğunu hissediyor ve kendisini, içinde bulunulan ahvali sorgulayarak merakını dile getiriyor.

            Bahsettiğiniz gibi yüksek beklentiler ve beklentilerin yüksek kalması bir problem olmakla beraber, sorunu doğru tanımlamak adına sormak gerek, tek mesele bu mu? Beklentilerin de aslında ben tanı olduğunu değil daha ziyade, semptom olduğuna inanıyorum. Aslında sonuca ulaşmadan önce ciddi bir çalışmaya gerek var. Ne yazık ki ne İslam alimlerimiz arasında ne toplumun önde gelen isimleri arasında içinde bulunduğumuz toplumla iligli sosyolojik okumalar yapabilecek düzeyde kimseler bulunmadığından çözüm üretebilen bir noktaya varamıyoruz. Bunun da yanı sıra problemler üzerinen çatışmalar yaşıyoruz.

            Aşağıdaki bir yorumunuzda şöyle söylemişsiniz ki, doğru bir noktaya değinmişsiniz:
            “Sanki evlilikle ilgili beklentiler çook yüksek tutulduğu için gelmemiş gelecekle ilgili endişe duyulduğu için vee kendimiz dört dörtlük insanız da evleneceğimiz kişinin de öyle olmasını istediğimiz için bu kadar çok bekarlıktan yakınmalar var gibi geliyo bana.Sanırım dilimizdeki iman ile kalbimizdeki imanın aynı olmaması da ayrı bir sorun.Yazıyoruz konuşuyoruz biliyoruz süperiz ama yaşamaya gelince……..Bir de gerçekten dille istediğimizi kalben de istiyor muyuz.
            saygılarımla.Dua eder dua beklerim.”

            Önermeleriniz doğru olmakla birlikte, meselenin tümünü kapsamadığı açık. Kesinlikle bu kondua herbirimizin nefsini sorgulaması gerekir -ancak kimse nefsine zulmetmeye de vardırmasın- ki ihlas noktasında ciddi sıkıntılar yaşıyor olmak yahut niyetimizde kaymalar yaşıyor olmak çok mümkün. Yazdıklarımı niçin yazıyorum? Şu an yaptığımı niçin yapıyorum? Bu soruları ara ara sorup samimiyetle cevaplamamız gerekir. Kendimize, duygularımıza karşı samimi ve açık olabilmeli, amacımızı net olarak bilebilmeliyiz. En zoru belki de asıl istediğimizin ne olduğunu bilmektir. Nitekim, insan en kolay kendi kendisini aldatıyor. Bu yaklaşımı da ilerletip vesevese boyutuna çıkarmamak gerekir. İstediğimiz kadar çabalasak da hiç bir zaman emin olamayız. Sadece samimi ve açık yürekli olmaya çalışıp ara ara kalbimizi, yaklaşımımızı dışarıdan bir gözle değerlendirmeye çalışalım. Olmazsa olmazlarımızı ve belkü küçüklüğümüzden ailemizce yakın çevremizce kodlanmış yaklaşımlarımızı değerlendirebilirsek kendimizi biraz daha iyi tanımış oluruz.

            Beklentilerin yüksek olmasına gelince. İşte hiç emin olamadığım ve elimi kolumu bağlayan bir nokta. Kendime çok güveniyor değilim, yaşantımdan memnun değilim. Tek yapabildiğim elimden geldiğince hal ve hareketlerime özen göstermek ve çevremdekileri yakın tutmaya, kollamaya, hiç değilse kalplerine bir şeyler ekmeye, belki bir meseleye başka açılardan bakabilmelerini sağlayarak sorgulatmaya çalışmaktır.
            Zamanında bütün beklentileri altüst ederek kriterlerimi çok aza indirdiğime inanıyordum (Güzelliği, Tahsil, aile, meslek, varlık.. ) ve kendimce uygun olduğunu düşündüğüm birisiyle evlilik yoluna girdiğimde, tahsilin de ailelerin uyuymunun da bir noktaya kadar mühim olduğunu gördüm. Başka da çok şey öğrendim. Benim için tahsili mühim olmasa bile karşımdakinin kendisiniyetersiz görerek kompleks haline getirebileceğini, iletişimde ciddi sıkıntılar yaşanabiileceğini, ailelerin hiç diilse bu kadar farklı olmaması gerektiğini, yoksa iletişim kazaları sebebiyle çok kalpler kırılabildiğini gördüm. Dahası duygu ve düşüncelerimi paylaşamadığım, derdimi anlatamadığım bir insanın yanında zamanla çok yalnız hissedebildiğimi gördüm. Bunlara özel bazı problemleri ve sonradan tanıdığım dengesiz öfke, her söz ve davranıştan ters mana çıkarma huyunu da ekleyine devam etmedi tabi. Sonunda insanların bazı beklentilerinin çok da sebepsiz olmadığını anlamış oldum. Daha sonraysa artık konu ile ilgili araştırma ve okumaya yönelerek daha bilinçli yaklaşmaya çalıştım.
            İnsan hep bir şeyler öğreniyor. Ancak zamanında bu konularda ihtiyaç duyduğumuz bilgi ve rehbeliğe sahip olamıyoruz. En azından bir kısmımız öyle.

          • kevser diyor ki:

            Mustafa bey;
            Nedendir bilmiyorum ancak yorumlarınızı okuyunca çok gerçekçi ve doğru buldum.birazda bende aynı konulardan aynı şekilde hemdert olduğum için belki de bilemeyeceğim.ancak bu sitede son zamanlarda gördüğüm yorumlar icinde en gerçek bulduğum yorum.benim de duygularım çok karışık.artık ciddi ciddi bekarlık düşünüyorum.ama bu da beni zorluyor.dua etmeye Yaradanima sığınmaya çalışıyorum.hatta artık halime etrafımdaki en yakınım kişilerde üzüldü ve bana dua ettiler.artık sanki dua etmeye bile mecalim kalmamış gibi hissediyorum.ve daha neler neler düşünüyorum neler.olmadığını görmek de artık zoruma fazla gitmemeye başladı sanki.galiba bu da kabullendigimin göstergesi.
            Beklediğim aradığım şeyler aslında yukarıda yazdığınız hususlar ama o da olur mu nasib olursa ne zaman olur bilmem.yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var ki:iyi bir adamı kimse size altın tabakta sunmaz.bir bayan olarak öyle birine rast gelmeniz tamamen nasip işi.yani bayanlar için böyle ama erkek öyle değil.erkekler istediği kıza gidip talib olabilir.burda bazı yorumcular ne var canım kadında gidip teklif edebilir diye yazdı.diyelim ki böyle oldu.o kıza ne kadar değer verirsiniz ki?öyle bir bayanın saygınlığı sizin gözünüzde ne kadar olur ki…zaten böyle bir şeyi ölsem yapamam heralde.ölürüm daha iyi.

          • Yahya diyor ki:

            Kevser hnm,

            En büyük sıkıntı aracılık müessesesinin çalışmaması.
            Çalışmadığı içinde bayanların “bende” varım, bana da talip olun deme şansı ortadan kalkıyor. Biraz yüzünü kızartıp bunu yapan hanımlar var. Ancak ben saygınlıklarını kaybettiklerini görmedim.
            Tasvip ettiğim anlamına gelmiyor tabii ki.

            İnsanların kriterleri ne olursa olsun, aracılık sistemi çalışırsa insanların karşısına muhtemel adaylar çıkabilir. Yine gördüğüm kadarıyla bir cemaate mensup olmayan veya o bölgede pek bilinmeyen, aile çevresi dar olan insanların talip olunma veya talip olma ihtimali düşük oluyor.

            Mütedeyyin isanlar arasında ciddi anlamda aracılık yapan kimse, kurum yok. İnternette bu maksatla kurulmuş siteler var ancak yine ahlakı buna izin vermeyen bir çok hanım/bey var. Yine değer ölçüleri içinde facebook, twitter gibi sosyal sitelerden sakınan insanlar var. Şahsen facebook vs. sosyal sitelerde aktif kimliği olan bayanlardan uzuk durmayı terci ediyorum.
            Bir ara Salih’a hnm, böyle bir sistem kurmuş ve az bir ücret karşılığı aracılık hizmetini vermiş ama nedenini öğrenemediğim bir sebepten dolayı bu hizmeti sonlandırmış.

            Tali sebebi ise, bizim aday kriter ve beklentilerimizin yüksek oluşu. Farkında değiliz belki ancak tipine, ailesine, işine vs. takılıyoruz. Yaşımız ilerledikçe beklentilerimiz ve kriterlerimiz farkında olmadan artıyor.
            Sağdan soldan duymaya başlıyorum özellikle 35 yaş üstü bekar bayanlar biran önce evleneyim de çocuk yapayım derdine giriyorlar. Bu sefer kriterler alt-üst oluyor bebek derdi ağır basıyor.

            Hakkımızda hayırlısı olsun inşAllah.

          • Feyza diyor ki:

            Kevser hnm, haklisin ben de seninn gibi dusunuyorum. Bir kadina boyle bir devirde teklif etmeyi yakistiramiyorum. Bu erkege yakisiyor.
            Nedir bu kardesim bu kadar umitsizsin, Allah’dan umit kesilir mi hic? Gencsin, sagliklisin, iyi kotu bir cemaate mensupsun, tahsillisin..bircok arti ozelligin ve en onemlisi inancin var. Sen hayirlisiyla helalinden yuva kurmak istiyorsun Allah yardim eder. Oyle bir insan cikar ki insaallah karsina, bu yorumlarini okudugun zaman bosuna uzulmusum der gulersin. Canim benim, uzulme, ben senin yorumlarini okuyunca nedense uzuntunu icimde hissediyorum. Ama icime doguyor sen insaallah cok guzel bir yuva kuracaksin, bunun icin diplomani dahi bir kenara koyma cesaretini gostermissin. Allah Teala muhlis kullarinin yardimcisidir, sen ve nasibin olacak kisinin demek ki zamana ihtiyaci var. Teheccud vaktinde bol bol dua et sevgili kardesim. Allah’a emanet ol..

          • kevser diyor ki:

            Bazı şeyler yazmak istiyorum buraya ama yanlış anlaşılmaktan korkuyorum.bayanların çalışmasına karşı olan bir insanım.hiçbir zaman desteklemedim.ev ve aile her zaman onceliklidir cunku.hele hele kadin icin…ancak ev hanimi olmak sadece evli bayanlar icin hediye oluyor.bekar bir genc kizsaniz issiz olmanizin hicbir faydasini gormedim.yanlis anlasilmasin ben calustigim isten kendi istegimle ayrildim.ama neyime guvendim bilmiyorum.sanki fabrikatorun kiziyim.gerci oyle olsam bile gene yetenegime uygun bir mesgale bulurdum.cunku tembellik yapimda yok.calistigim donem icinde uyudugum uyandigim saatler belliydi.hayatimda bir duzen vardi.ama maalesef ev hayatina gecince bu duzeni bulamiyorsunuz.bunu kendi ayaklari ustunde durmak veya her ay cuzdanim para goruyordu niyetiyle yazmiyorum.zaten aldigim para asgari ucretti.bizim gibi belli hassasiyete sahip kizlar alacagimiz paraya degil calistigimiz ortama bakariz.sulu civik bir ortammi diye.benim calistigim is yerinde namazlarimizi cok guzel kiliyorduk.erkeklerin arasinda da calismiyordum.erkeklerle hem hal oldugum bir is degildi.helalinden kazaniyordum.yetenegime kabiliyetime uygun bir isti.zaten bir daha boyle bir is yeri de bulamam.(ortami icin soyluyorum.cok nezih bir ortamdi)ne cok yetkili ne de vasifsiz degildi.gecen gun eski bir komsumuzla disarida yolda karsilastik.annem ve ben.ben kadini taniysmadim aradan cok zaman gectigi icin.kadin benle konusmaya gectiginde bana sordugu ilk soru:calisiyor musun oldu.bende yok calismiyorum dedim.neden diye sordu.hafif tebessum ederek oyle dusundum dedim sadece.kadinin yuzunde ben calismiyorum deyince oyle bir saskin bir ifade vardi ki tarif edemem😊
            Sonrasinda kadin bana ne dese begenirsiniz.kesin sen nisanli falansindir.ya da evlilik arefesindesindir.dedi.yok teyzecim oyle bir durumum yok dediysemde kadin bir turlu ikna olmadi😀yani bakis acisina bakar misiniz?sen bir genc kiz olarak calismak istemiyorsan kesin evleniyorsundur kesin zengin bir adama kapagi atmissindir…!evde olmak evde durmak insani yanlis anlamayin ama koreltiyor.bu gercegi bildigim halde evlenip evimin hanimi olmaya razi oluyorum.ornek vermem gerekirse bildigim ingilizce dilini unutuyorum.cunku bununla mesgul olacagim bir ortam degil ev hanimligi.he yuva kurup evlenirsem durum degisir.o zaman ev hanimligini seve seve benimserim.o yuzden diyorum acaba calistigim isten cikmasa miydim diye pisman oluyorum.keske devam etseydim diyorum.cunku nasil olsa hersey gene olacagina variyor.evleneceksem gene evlenirdim.yok eger bekar kaliyorsam hic degilse issiz kalmamis olurdum bu surec icinde.biliyorum bu yorumun uzerine bazilari bana kizacak ama insanin helal ve mubah olan bir mesgalesi olmasi lazim.bir yorumcu buraya yazmis hayat bosluk kabul etmez diye.aynen oyle..
            Gene bir yorumcu yazmisti.istanbulda en basit bir evin kirasi bile nerdeyse asgari ucret kadar.anca sehir disina dogru banliyo uzak semtlerde ucuz.oralarda da is imkami yol masrafi falan nasil malum.simdi bu sartlar altinda nasil kadinlar calusmayacak?anca bi yerde müdxur patron falan olan bir adamla evli olursa ev hanimi olabilir(piyasa sartlarini biliyorum cunku.bir evi gecindirebilecek maasi anca mudurler ve patronlar aliyor).hayat dumduz bir yol degil.tabi ki haramda bellidir helalde.ancak oyle durumlar oluyor ki.mesela benim calustigim is yerinde boyu kadar cocuklari olan bir kadin asci olarak calisiyordu.kocasinin borclari yuzunden evine icra gelmis.ve o kadar yil calisma hayatinin yuzunu gormemis kadin asci olarak istemese bile calusmak zorunda kaldi.
            Bumlari neden yazdim.cunku kimse bizim neyi neden yaptigimizi bilmiyor.ben 20 tane canta almaktan 40 tane ayakkabi alma israfindan bahsetmiyorum.kaldi ki ben ciktim ama benim yerime gelen kisi gene bayan oluyor.bunu bir psikiyatrist soylemisti:mumkunse kendinize yeteneginize uygun gelir getiren bir is bulun.cunku bu sorunlari daha rahat karsilamanizi saglar diyordu.adamin ismi de hamdi kalyoncuydu heralde tam hatirlamiyorum.hep diyoruz ki is hayati calisma hayati zor zor diye.ev hanimligi evde olan bir insan olmanin sorumlulugu sanki daha mi az?onlar imtihan edilmiyor mu saniyorsunuz?insanlar benim yuzume karsi soylemese de iclerinden geceni tahmin ediyorum.”baba parasi yiyor.hazirci”dediklerinden suphem yok.

          • kevser diyor ki:

            Feyza hanim kardesim;yazdiklarin icin duan icin cok tesekkur ederim.ancak mesele sadece olup olmamasi degil.umidimin bu kadar az olmasinin sebebi ben evlilik islerinin bu kadar zor olacagini tahmin etmezdim.bu kadar zorlanacagimi bilmezdim.evlrnmek zor degil git bir serseriyle evlen.evlendin mi evlendin.ama ben evlenmis olmak icin evlenmek istemiyorum.dogru kisi olsun diyorum.o da cok zor maalsef.yalnizlik meselesi de degil bu.aslinda yalniz bir insan degilim.insan ister istemez dusunuyor hayatini.ben ne icin yaratildim.nereye dogru gidiyorum.birde maalesef acaba ben Allahin sevgili kulu degilim diye dusunmeye basladim.cunku dualarim kabul olmuyorsa demek ki ben razi olunmayacak bir is yaptim diye dusunuyorum.ve yukarida mustafa beyin de yazdigi gibi isin icinden cikamiyorum

          • .../nisa diyor ki:

            Kevser hanım,

            Sizi yanlış anlamadım birçok açıdan hayattan duruma bakmışsınız. Bende biraz sizin gibiyim ve şartlar beni hep çalışmaya itti tembellik kavramı bende de yok gibi.

            Biraz da zorluklarla karşılaşınca insanın direnci de güçleniyor. Aynı anda okudum çalıştım kursa gittim ve ev işi yaptığım zamanlar oldu.

            Okul harçlığını çıkarmak ve eve katkım olsun diye evde el işi yaptığım zamanlarda oldu.

            Her zaman savunduğum bir görüştür bir hanım ev hanımı da olsa evin geçimine katkıda olacak mutlaka bir uğraş çözüm bulabilir. Evde el işi yapabilir çocuk bakabilir ders verebilir. Yada tutumlu davranıp israftan uzak durabilir.

            Özellikle büyükşehirlerde el işi yaparak mutfak pazar masraflarını karşılayanlar var. Kurslarda bu konuda çok faydalı. Hem bir meslek uğraş alanı hemde hemcinsleriyle sosyal bir ortamı olur.

            Ev ortamı rutin bir hal almışsa özellikle bekar olunca insan kendisiyle çok uğraşır bu bazen ruhsal sıkıntıya da sebep olabilir. Tebdili mekanda ferahlık vardır derler sohbet ortamı ve dini eğitim ortamını ikiye çıkarabilirsiniz.

            Osmanlı geleneksel sanatları kursu var ben gitmiştim çok iyi arkadaş ortamımda olmuştu bu tarz kursta olabilir.

            Shçek ve darülaceze gibi yerlere haftada yada ayda bir ziyaretler yapabilirsiniz. Buraların ortamındaki hal insana farklı açıdan bakma imkanı sağlıyor.

            Yardım dernekleri ve kermes çalışmaları olabilir bayanlar için. Hem baba parası yiyor sözüne itibar etmezsiniz hem babanızdan kalan maaşla ihtiyacı olan kişilere yardım etmiş olursunuz.

            İyilik yardım yapmak en çok yapan kişiye fayda sağlıyor. Şükretmeyi paylaşmayı öğreniyor insan.

            Bekarlıkta beklenen süreyi kendimizi geliştirmek daha iyi bir eş ve bilinçli anne olmak için kullanabiliriz. :)

            Şeytanın vesveselerine kulak asmayın. Allah çok merhametli muhakkak nasibiniz bir yerde ayrılmıştır.

          • Feyza diyor ki:

            Kevser hnm. Kardesim, seni yanlis anlamadim. Soylediklerinde hakli buldugum yerlere deginecektim ama Nisa hnm cok guzel alternatifler sundugu icin pek gerek kalmadi. Calistigin yerde mademki erkek yoktu ve namazlarini kilabiliyordun. Evli de degilsin. Oyle nezih ve mustesna bir ortamda calismakta mahzur olmazdi.
            Sen tahsillisin, kendi yetenegine gore boyle bir ortam bulursan calisirsin. Nihayetinde bekarsin. Onceliginin olmasi gereken bjr durumun yok.
            Orn, senin gibi tahsilli olmayan bazi ablalarim bizim okudugumuz yerlerde ascilik yapiyor. Ya da kreslerde cocuklarla ilgileniyor. Erkeklerin olmadigi ortamlar ve ibadetlerine de musade ediliyor. Ihtiyaci olan bir insan icin bunun ne mahzuru olabilir?
            Senin de varsa boyle bir imkanin, evlilik fikrini ertelemene de sebep olmayacaksa calisabilirsin.
            Ama bu tek alternatif degil, Nisa hnm.in secenekleri de cok guzel. Hatta bu isleri insan evliyken de yapabilir. Cocuklarini buyuttukten sonra farkindaysan ev hanimlari da eger bir mesgalesi yoksa bosluga dusebiliyor. Bos bos evde tv izlemek, altin gunlerinde vakit israf etmek yerine, ilim ve sohbet meclislerine katilip kermeslere yardim edip evde edindigi hobilerle evin gecimine de katki saglayabilir.
            Ama su var, yardim kuruluslarinda sosyal derneklerde ya da bu gibi meclislerde gonullu gorev almak, sabah sekiz aksam bes mesai sistemi gibi zorunlu saatler icermediginden, bir kadin yine esinin izni dahilinde bu faaliyetlere ailesini aksatmadan katilabilir. Yani ailesinin zamanindan calmadan geri kalan bos vakitlerini degerlendirme adina guzel imkanlar.
            Insani manen de besler.
            Diger turlu ise, calisma ortaminda erkekler olmasa da belli bir saate bagli zorunlu mesai oldugu icin bir kadin ikisini dengelemekte gucluk yasar. Yani aradaki fark bu.
            Maddi ihtiyaci olan bir kadin da esine destek olmak istiyorsa evde cocuk bakabilir, elisleri yapabilir, ya da erkeklerin olmadigi bir ortamda calisabilir. Gerekli sartlar saglandiktan sonra neden olmasin?
            Mesela uni.mezunu bir ablam evde dort bes kisilik gruplar halindeki ortaokul talebelerine belli saatlerde ders vererek hem kendine bir mesgale ediniyor, hem eve katkida bulunuyor. Ilerde sen de bilgini maddiyata bu sekilde donusturebilirsin. Zahmetsiz bir katki kaynagi.
            Bir donem benim ablam yeni evliyken evde elektronik devreler ve silikondan kucuk tekerlekler yapip satiyordu. Yine edindigi hobilerden evde yaparak epey kazandi. Ailece manti dahi yapip sattilar coluk cocuk. Durumlari iyi olmadigi bir donemdi. Teyzem yillarca evde cocuk bakti. Yeri geldi caycilik yapti.
            Yani kimi kadin ilmi ile isik sacar faydali olur, kimi dunyevi bilgisini helal yoldan maddiyata donusturur ki artik dershaneler kapandigi icin bunun imkani daha fazla, kimisi elisinde cok beceriklidir.
            Bir arkadasim vardi kurstan, babasi sert bir insandi ve dersleri de iyi degildi. Eve donmesi gerekiyordu cunku basaramiyordu ezber de veremiyordu. Ama yemek konusunda o kadar yatkindi ki.
            Kucucuk yasta ascinin yanina verdiler onu. Kursta kalip asciya yardim etti yillarca eve donmemek icin.
            Sonra evlendi. Simdi muthis pastalar yapiyor sanat eseri gibi. Bu pastalari evde yapip anlastigi yerlere her gun goturerek para kazaniyor. Hayali pastane acmakti bu sekilde emegini ticarete donusturdu.
            Yani yasam enerjisi olduktan sonra insan kendine mutlaka bir mesgale bulur, yeter ki o enerjiyi yitirmeyelim.
            Koreltme kendini. Zamanini iyi degerlendirecegin nezih ortamlarda sosyallesmeye calisirsan belki nasibin de bu ortamlarda bir hanimin araciligiyla seni bulur. Neye nkuet neye kismet dersin.
            Biliyorum evlenmeyi laf olsun diye istemiyorsun, serseri biriyle evlenmek degil elbette marifet. Ama sen helali ve harami bilen bir kiz olarak muhakeme yetenegini kullanip kendine guzel ortamlar insa edilebilirsin. Bunlarla ugrasirken de bir bakmissin beyaz atli prensin karsina cikmis :)
            Ne zaman hayatta umitsizlige dussem, eyvah desem akabinde hep karsima guzel bir umut cikardi Mevlam. Bunu baska hayatlarda da musahade ettim. O yuzden sen umitsizlestikce bil ki insaallah sona yaklasiyorsun ve arkasi selamet..
            Bu dunya boyle bir yer cunku hep zorluk ya da hep kolaylik degil, bir zorlugun ardinda iki kolaylik var elh.Zor donemlerde zihnini dagitmaya calis kafi. Yoksa zaman gecmiyor.
            Uzun uzun yazdim hakkini helal et. Gece olunca yazmak daha kolay ve zahmetsiz.

          • kevser diyor ki:

            Nisa hanım ben bayanların çalışmasını istemiyorum.keşke imkanlar müsait olsa da kimsenin hanımı çalışmasa ama işte olmuyor maalesef.sosyal ortamım yeterince var.gerek duymuyorum

          • .../nisa diyor ki:

            Kevser hanım,

            Biliyorum niyetinizi ve aslında çalışmak zorunda kalanlara ve kadınları çalışmaya iten sebeplere değindiniz. Keşke kadınlar çalışmak zorunda kalmasalar ev hayatlarını afiyet neşe geçim sıkıntısı olmadan ilim meclisi yaparak geçirebilseler. Aslında benim yazdıklarımda ev hayatında yapılabilecek müspet seçeneklerdi. Feyza hanımda çok güzel örneklere değindi. Gördük ki bayağı bir seçenek varmış. :)

          • cihad diyor ki:

            feyza hanım kardeşim’e

            siz ve nisa hanım, kadınlara mahsus meşguliyetlere güzel örnekler vermişsiniz. Rabbim sayınızı artırsın inşaallah.

            aslında kadının evde meşguliyeti çok, kapitalizmin bir etkisi olarak bunlar unutturuldu veya unutturulmaya çalışılıyor veya bilerek aşağılanıyor.. evde turşu,tarhana,yoğurt,kurutmalık sebze,konserve,ekmek,salça,zeytin,börek,baklava,sütlü tatlılar ve kavurma gibi gerek günlük gerek kışa hazırlık anlamında yapılacak o kadar çok şey var ki saymakla bitmez. ben ilk aklıma gelenleri yazdım. bugün birilerinin cebini doldurmak adına bunların hepsi hazır ürünlere dönüştürüldü. aşureyi bile pastaneler satmaya başlamış. Allah sonumuzu hayr eyleye..
            aslında çalışan bir kadının parasının büyük kısmının bu ürünlerin kar marjlarına gittiği aşikar..(kevser hanım lütfen üzerine alınmasın onu kasdetmiyorum, genel olarak söylüyorum)

            son olarak güzel bir örnekle bitireyim….

            değerli bir abimiz hanımına halk eğitim merkezinde hat sanatını öğretmişti.
            hanımı farklı renk ve ebatlardaki fayanslar üzerine hat malzemeleriyle, farklı farklı ayet,hadis ve vecizeleri yazıyordu daha doğrusu meşhur hattatların kalıplarını taklit(kopya) yapıyordu. tezhibini de yine kendisi yapıyordu. abimiz de bunları çerçevelettirip satıyordu veya hediyelik olarak eşe-dosta götürüyorlardı.. ben güzelliklerine dayanamayıp bir seferde iki tane aldığımı hatırlıyorum.
            kadınların zerafetine uygun ne kadar güzel bir meşguliyet ve evlerde kelam-ilahinin teşhirine vesile olmak gibi ne güzel bir gayret.

            selam ve dua ile…

          • Feyza diyor ki:

            Cihad bey abi haklisiniz. Isini hakkiyla yapan bir ev haniminin bos duracak vakti olmaz. …ve isini hakkiyla yapan bir ev hanimi, kapitalizm icin buyuk tehdittir.
            Bahsettiginiz hazirliklar bizim evimizde cok yapilirdi. Topraklar da bereketli olunca, evde yaz kis birseyleri degerlendirme telasi olurdu. Bu bizim aileye mahsus degil, tum yore halkina hakim bir “sanat” bana kalirsa. Hatta diger bolgelerin de tum yorelerinde alisilagelen hazirliklar ve sene boyunca hem insanin saglikli ve dogal beslenmesine vesile, hem de tasarruf anlaminda buyuk bir faaliyet. Simdi bilmiyorum buyuk sehirlerde durum nasil ama marketlerdeki janjanli urunlere ragbet arttikca hastaliklar da cogaldi. Dogal ve helal beslenmeyi cok onemsiyorum.
            Ben de hat calismalari yaptim :) Zaten el yatkinligi ve aliskanlik da oldugu icin ogrenmekte zorlanmadim. Daha sonra bu hat sanatini aluminyum folyo veya ahsap boyama ile birlestirip, iki yonlu ozgun calismalar da yaptim. Muthis zevkli ve kendim para kazanmadim ama hediye ettigim yerlere epey kazandirdim. Bana sagladigi en buyuk kazanim ise zihnimi dagitmak oldu.
            Aileden gelen bir yetenek ve merak da var ve ilerde genis olursa eger, evimin bir odasinin kucuk bir kosesini atelye, bir kosesini mescid ve icinde kutuphane seklinde dosemek istiyorum.
            Selametle kalin..

    • Yalnızadam diyor ki:

      . Bekar da olsak, evli de her Müslüman için hedef aynı. Hedefe götürecek imkanlar aynı. Takva sahibi olmayan evlense yine takva sahibi olmayacak

      Çooook yanlış düşünmüşsün kardeşim.Lütfen evlilik konusunda Allah Resulünün s.a.s ve Allah dostlarının sözlerini tavsiyelerini bol bol okuyun.Bekar bir alim ile evli bir alimin manevi derecesi aynı olmaz.
      Tavsiye olarak evlilik konusunda beklentilerinizi çoook yüksek tutmayın pembe köşklerde düş kurmayın pamuk yollarda yürümeyi düşünmeyin.Beklentisi yüksek olan hayal kırıklığına uğrar.İnşaallah tüm bekar ve yalnız müminlere Rabbim anlaşabilecekleri huzurlu ve hayırlı bir yaşam sürecekleri eşler nasip etsin.Nasip ederse sizler de çok büyük sorunlar olmadığı sürece bu kişi benim kaderim deyip mutlu huzurlu yaşamanın yollarını arasın.saygılarımla.Dua eder dua beklerim.

      • mustafa_/) diyor ki:

        Yazdıklarıma sanki biraz tepeden bakmışsınız, yahut öyle hissettirdi okurken. Oysa meselem anladığınızdan biraz farklı. Üstelik eleştirinin muhattabı olacak bir yazı değildi yorum yaptığınız. Mesela manevi dereceden bahsetmişsiniz. Oysa ben takvadan bahsettim. Takva nedir? Hem bekar olup da içinde bulunduğu haramlar denizinde iffetini muhafaza için azami gayret sarfeden bekar gençlerin durumunu hafife alıyor musunuz? Evlilik üzerine Resulullah’ın (s.a.s) hadislerini biliyor ve evliliğin de kıymetinin farkındayım. Benimle aynı derdi paylaşanlar dikkat çekmek istediğim noktayı anlamıştır. Hangi problemi göz önünde bulundurarak yazdığımı dikkate almanız yardımcı olacaktır. Allahu Kerim evlenebilen kardeşlerimizin yuvasını bereketlendirsin.

        • Yalnızadam diyor ki:

          Abdullah kardeşim.Yorumları telefondan yazdığım için yanlış yerlere yazmışım.Özür dilerim hakkınızı helal edin.İsmimin ne önemi var kardeşime de imanı tehlikeye sokacak Yaratıcıya soru sormak yada sorgulamak gibi düşüncelerin tehlikeli olduğunu vurgulamak istedim.

          Allah cc bu kullarının sayıca çoğalıp, aşırı derecede özlemini çektiği “hayırlı imanlı evlat yetiştirme” gayesine neden kayıtsız kalsın

          Bu cümleler bana göre tehlikeli cümleler.Bilinçli yazıldığını iddia etmiyorum ve iyi niyetli düşünüyorum.Rabbimiz kayıtsız mı kalıyor yani.Bu durumu neden Yaratıcıya c.c mal ediyor.Bu cümleden olumlu bişey anlamadım.Bu yüzden kardeşime dikkatli olması için yazdım.

          Kırdıysam özür dilerim hakkınızı helal edin.

          Ve Rabbim sizin de yar ve yardımcınız olsun.İnşaallah Rabbim gönlünüzün nuru olacak bir eş çıkarır karşınıza.Dua eder dua beklerim.

          • Mustafa_/) diyor ki:

            Allah razı olsun, niyetinizin güzel olduğunu biliyorum :) Birbirimizi güzelce uyarıp endişelerimizi paylaşabildiğimiz sürece doğru yolda ilerleriz inşallah. Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun

  17. Ayşe diyor ki:

    evet evlenmek ama neyi nasıl istediğini bilerek evlenmek. ortak paydanın bulunduğu biri çıkıyor karşına iyi güzel hoş muhabbet ediyorsunuz saatlerce isiz konuşmaya teşvik edip gelecek hakkında planlar yaparcasına soru sorup sonrasında dediği söz şu ki “ısınamadım” nasıl yani.. o kadar konuşmayı ısınamadığın biriyle mi yaptın demezler mi adama! ben bu erkekleri bu konuda anlamıyorum işte..ısınmak öyle hemen olmaz ki.. görür görmez birine aşık olamazsın.. lakin onca yaşa gelmiş onca tecrübeye şahit olmuş adam lise talebeleri gibi ısınamadım deyip olayı kestirip atıyor.. gel de tepen atmasın gel de sinir olma.. gel de güven.. gel de evlen..ne dediğini ne istediğini bilmeyen bi yığın insanla dolu iken etraf nasıl doğru birini bulup evlenip Rabbimin emrini yerine getiricez bilmiyorum.

    • Abdullah Bir diyor ki:

      Sayın Ayse

      Üste ki yorumunuzda

      “karşımızdaki beyefendi senin en kadar ahlaklı olduğunla evine sadık iyi bi hanım olacağınla çocuklarını hem dini hem dünyevi manada en iyi şekilde yetiştirebileceğinle ilgilenmiyor. onun aradığı daha başka başka şeyler.”

      “efendi olarak gördüğüm birinin sadece dünyayla ilgili benden beklenti içine girmesi beni derinden üzüyor.”

      “ileriye dönük olarak muhabbet açıp benle saatlerce oturup sonrasında ya kafam karışık elektrik alamadım! demesi çok ama çok garip.”

      “alternatif o kadar çok ki sen olmazsan başkası olur deyip hareket ediyor sanırım insanlar..”

      demişsiniz…

      Bu ifadelerinizden anladığım kadarıyla bir kaç erkek ile halis niyetli olarak yaptığınız evlilik görüşmelerinde tabiri caiz ise UMDUĞUNUZU BULAMAMIŞSINIZ, adeta GÜVENDİĞİNİZ DAĞLARA KAR YAĞMIŞ… (ANALIZ-TESPİT)

      Öncelikle bilmenizi isterim ki sizin yorumlarınız baz alınarak yaptığım/yapacağım yorum ve önerilerimde sizi yargılamak veya sizinle benzer düşüncede olanları küçümsemek gibi bir amacım yok.

      Benim derdim karaya vurmuş bir deniz yıldızını daha ait olduğu yer olan denize ulaştırmak…

      Bu nedenle benim iadelerimi doğru anlayacağınızı umuyorum.

      1- Mevcut kanunlar ve içinde bulunduğumuz süreç-toplum-kültürel yapı-dünyevileşme-insanların beklentileri ve korkuları vb etkileri göz önüne alarak bundan sonra ki evlilik görüşmelerinizi yeni bir görüşme konsepti ile yapınız.

      2- Erkeklere ve evliliğe dair bakış açınızı ve beklentilerinizi mevcut realiteler ışığında yeniden değerlendiriniz.

      3- Erkekler evlilikden ne bekler ve evleneceğim erkek “bana ne verebilir” sorusundan önce “ben kocama ne verebilirim ve onun beklentilerini ne kadar karşılayabilirim” sorusunu kendinize sorun.

      4- Ve asla unutmayın…. Ne kadar Takvalı ve Mütedeyin-muafazakar görünse de erkek önce ERKEK dir ve erkeklerin Hanımlarından beklediği İLK SEY sizin yazınızda ifade ettiğiniz size göre meziyet olan (…evine sadık iyi bi hanım olacağınla çocuklarını hem dini hem dünyevi manada en iyi şekilde yetiştirebilmek vb) özellikleriniz DEĞİLDİR… (Lütfen buraya dikkat. Bu özellikleriniz önemli değildir DEMİYORUM. Bunlar önem sıralamasında İLK SIRADA DEĞİLDİR diyorum.)

      5- Belki de bu işin ( kızlarımızın evlenmek istedikleri halde evlenememelerinin ) temel sebebi ve kabul etmedikleri veya görmek istemedikleri gerçek ALTERNATİFSİZ OLMA DÜŞÜNCE lerinin YANLIŞLIĞI

      Sayın AYŞE

      Unutmayınız ki Dünya artık GLOBAL BİR KÖY… Artık “Herkes ve her şeyin” birden çok alternatifi var…

      Sayın Ayse Hanım

      Türk erkekleri için Sizin ve sizin ile emsal durumda olan hanımefendilerin artık eskisinden daha fazla yerli ve yabancı ALTERNATİFİ var.

      Selam ve dua ile

      • Ayşe diyor ki:

        Abdullah Bir Bey,

        Güvendiğim dağlara kar yağmasından ziyade artık pek de güven(e)miyorum karşımdaki kişilere desek daha doğru olur. Umduğumu bulamadım evet ama Allah’ın yazdığı olacağına göre çok da dert değil..
        Sizin yazdıklarınızı tek tek cevap vermek gerekirse,

        1-“Mevcut kanunlar ve içinde bulunduğumuz süreç-toplum-kültürel yapı-dünyevileşme-insanların beklentileri ve korkuları vb etkileri göz önüne alarak bundan sonra ki evlilik görüşmelerinizi yeni bir görüşme konsepti ile yapınız.” demişsiniz. Evlilikte asıl amaç Allah’ın rızası ve O’nun emri olduğu için , Peygamberimizi(S.A.V.) sünnetine uygun bi evlilik yapmak değil mi? Altın çağını yaşayacak nesiller yetiştirip, hem dünya ve hem ahiret için saadetli bi ömür sürmek değil mi?Bunun dışında yapacağım evlilik için ekstra bir görüşme konsepti hazırlayıp, “aman karşımdakinin istediği gibi konuşma yapayım, aman karşımdaki kaçmasın diye elimden gelen her şeyi(Kur’ana ve sünnete aykırı olsa bile)” yapayım” mı demek lazım, Kaldı ki karşı taraf da sizin gibi düşündüğüne inandığınız biri iken..

        2-“Erkeklere ve evliliğe dair bakış açınızı ve beklentilerinizi mevcut realiteler ışığında yeniden değerlendiriniz. ve Erkekler evlilikten ne bekler ve evleneceğim erkek “bana ne verebilir” sorusundan önce “ben kocama ne verebilirim ve onun beklentilerini ne kadar karşılayabilirim” sorusunu kendinize sorun.” demişsiniz. nasıl yani? Erkekler hakkında çok da bilgim yok maalesef ve de olması için de pek de çabam yok. zaten bi erkek tanımak istiyorum onunla da Allah’ın izniyle yuvamı kurmak istiyorum. Biz kadın olarak erkekten sadece bizi sahiplenmesini ve merhamet göstererek saygı duymasını isteriz.. Her kafa sayısı kadar düşünce çeşidi de var. Ben karşıma çıkan insanın neyi ne kadar beklediğini 1-2 konuşmada anlayamam benim de ne beklediğimi ne anlatmak ne söylemek nasıl yaşamak istediğimi1-2 konuşmada onun da anlamasını bekleyemem. Bence önemli olan beklentileri sıralayıp konuşmak değil ki, maharet o beklentileri karşılayabilmek.. herkes sözde söyler ne beklediğini ne istediğini, ya da karşı tarafın beklentilerini karşılayacak şekilde konuşur lakin bunları karşılamak özde karşılayabilmek önemli olan.. Bu durum da yaşanmadan bilin(e)mez ki..

        3- Ve asla unutmayın…. Ne kadar Takvalı ve Mütedeyin-muafazakar görünse de erkek önce ERKEK dir ve erkeklerin Hanımlarından beklediği İLK SEY sizin yazınızda ifade ettiğiniz size göre meziyet olan (…evine sadık iyi bi hanım olacağınla çocuklarını hem dini hem dünyevi manada en iyi şekilde yetiştirebilmek vb) özellikleriniz DEĞİLDİR… (Lütfen buraya dikkat. Bu özellikleriniz önemli değildir DEMİYORUM. Bunlar önem sıralamasında İLK SIRADA DEĞİLDİR diyorum.) demişsiniz. ne demek istediğinizi anladım. benimde size anlatmak istediğim karşımıza çıkan insanla helal-haram dairesini gözeterek konuşma yapmaya gayret ettiğimiz için karşımızda olan kişinin ne beklediğini tam olarak anlayabilmek ya da kendimizi tam olarak anlatabilmek mümkün değil..ha, anlayan biri çıkar mı bu durumda o da bilinmez..

        Sizin de dediğiniz gibi artık küçük bir köy haline geldi dünyamız.. alternatif çok ama önemli olan doğru birini bulmak ve de doğru kişi olmak.. Rabbim herkesin gönlünü kalbini biliyor. Allah’ın dediği olacağına göre o zaman Biz Allah’ın emirleri dışına çıkmamaya gayret gösterelim ki ebediyete kadar süren mutlu birlikteliklerimiz olsun..

        Evet alternatif çok o olmazsa başkası o da olmazsa diğeri der biriyle evlenirsin.. Lakin hem bu dünya hem ahiret saadetini yakalayabilir misin? Gençliğinde sevgi, saygı gördüğün kadar yaşlandığında o sevgiyi saygıyı verecek birini bulabilir misin? Sağlıklıyken hürmet ve ilgi gördüğün kadar hastayken ya da bi kaza sonucu bi uzvunu kaybettiğin zaman aynı saygı sevgi ve ilgiyi görebilir misin, ailene karşı ilgili sevgili olan birini bulabilir misin,vs vs vs.. bu böle uzaaar gider Abdullah Bir Bey..

        Bilmem derdimi anlatabildim mi?

        • Abdullah Bir diyor ki:

          Sayın Ayse Hanım

          İnsanların fotograflarına, sözlerine ve kalemlerine yansıyan düşünce ve ifadeler “bir an” ın ürünüdür.

          Kişi bir konu hakkında ki görüş ve düşüncelerini ifade ederken (yazılı veya sözlü) karşısında ki muhatapları ile o “an” içinde bulunduğu ruh halinin etkisiyle iletişimde bulunur.

          Kulun içinde bulunduğu ruh halinin o kul üzerinde ki etki derecesi ve süresi kişinin fikirlerinin kalıcılığı ile doğru, değişkenliği ile ters orantılıdır.

          Bir başka ifade ile kısa aralıklar ile anne, baba ve kardeşi ölmüş “sıradan iman sahibi” bir insanın ruh hali negatiftir, manevi bedeni zayıftır. Kişi bu süreçte beklenmedik bir şekilde evladını da kaybederse bu kişinin Allah’ a olan inacı zayıflar; hatta bir anda ATEİST bile olabilir ve uzun bir süre ateist olarak kalabilir, Allah muhafaza imansız bir ateist olarak bile ölebilir bu kişi.

          Fakat;

          Anne, baba ve kardeşi öldükten kısa bir süre sonra o kişiyi bulunduğu ruh halinden çekip alacak (mesela 10 yıl aradan sonra baba olması vb ) bir mutluluk ölümler ile ağır yara almış mevcut imanını artıracağı gibi kişiyi tekrar hayata bağlama anlamında da bir dönüm noktası olur. Bu gibi durumlarda “Allah’ın taktirine teslim olmanın dünyayı teslim almak” olduğunu anlayan kişi eskisinden daha çok huzurlu ve mutlu bir sekil de hayatına devam eder.

          Evlilik meselesi de özü itibarıyla yukarıda ki gibidir.

          Büyük umutlar ve hayaller ile evlenmeye niyet eden kızlarımızın çesitli sebepler ile bu niyetlerini eyleme dökememiş olmaları onların manevi bedenlerinde ve inanç dünyalarında ciddi yaralanmalara sebep olabilir.

          Bu süreç tahmin veya hesap edilenden daha uzun olduğu zaman kişiler üzerinde ki etkileride farklı olur. Kimisi taktire teslim olur dil ve kalbi ile “elhamdulıllah” der, kimisi çevresine dili ile hamd, ruhu ile de Allah’a isyan eder.

          İç dünyalarında en büyük sıkıntıyı yaşayanlar ise elaleme karşı dili ile hamd, ruhu ile de Allah’a isyan edenler, yani özü ve sözü arasında fark olanlardır. Sıradan insanlar bu konuda münafık-ketum olanları ( hamdın da samimi olmadıklarını gizlemeyi başaranları) hamdın da samimi olanlardan ayırması çok zordur.

          Bu kişilerin gerçek duygularını ( hamdlarında ki samimiyet veya samimiyetsizliği) sadece insan davranışları hakkında eğitim, bilgi, tecrübe sahibi olanlar ile Allah dostu olan “hal ehli” olan kullar anlar.

          İlk bakışta yukarıda ki konu ile alakasız gibi görünen bu bilgileri burada paylaşmamızın elbetteki bir amacı var. Bu sitede yaklaşık üç yıldır abartısız binlerce yorum okuduk, yüzlerce cevap ve yorum yazdık. (İnşaallah zor durumda veya çare arayan kardeşlerimize faydalı olmuşuzdur.)

          Bu süreç de bazı art niyetli yorumcuların “takva sahibi Müslüman maskesi ile” önce suyu bulandırmaya, daha sonrada bulanık suda balık avlamaya çalıştıklarını müşaade ettik. Çoğu zaman bu kişilerin gerçek kimliklerini ve amaçlarını kısa sürede tespit ettik, site yönetiminin izin verildiği ölçüde de anlayacakları dilden hadlerini bildirdik.

          Ama bazen Ummadığımız şekillerde ve konularda gerçek amacını gizleyerek (samimi Müslüman kardeşlerimizin sıkıntılarını artırma pahasına ) fitne çıkartmaya çalışanları geç fark ettik. Kısa zaman dilimi denilecek bir süreçte üst üste bu tür kişiler ile karşılaşınca bizde “amaç ve kişilik belirleme kriterlerimizi” daha sıkı tutmak zorunda kaldık. Bu durum ister istemez bazen uslubumuzun sertleşmesine, azda olsa burada derdini paylaşan ve derdine çare arayan samimi Müslüman kardeşlerimizden bazılarının kalbini kırmamıza neden oldu.

          Özetle, burada yorum yapan bazı şahısların kişilik ve niyetleri konusunda yanıldık. Bunun için üzgünüm ve bu nedenle sizin de içinde olduğunuz dürüst ve samimi insanlardan özür diliyorum.
          Lütfen hakkınızı helal ediniz…

          Diğer taraftan;

          ““aman karşımdakinin istediği gibi konuşma yapayım, aman karşımdaki kaçmasın diye elimden gelen her şeyi(Kur’ana ve sünnete aykırı olsa bile)” yapayım” mı demek lazım,”

          Hayır, beni yanlış anlamışsınız veya ben bu konuda ki düşüncelerimi yanlış ifade ettim.

          Biz ” evlilik görüşmelerinizi yeni bir görüşme konsepti ile yapınız.”

          derken ne sizi nede sizin durumunuzda olanları harama teşvik etme niyetinde değiliz. Bu sözden amacımız helal daire içerisinde yapacağınız evlilik görüşmelerinde görüşme yönteminizi değiştirmenizi tavsiye ettik. Kişiliğinizi ve inançlarınızı değiştirmenizi değil.

          ” Bence önemli olan beklentileri sıralayıp konuşmak değil ki, maharet o beklentileri karşılayabilmek.. ”

          Haklısınız… Bizimde burada söylemek istediğimiz olmazsa olmaz “iman ve itikadi” konular haricinde ki beklentileriniz haricinde ki hayallerinizin karşılanması konusunda ki beklentilerinizin örtüşmesini ve karşılanmasını beklemeyin. Karşınızda ki erkeğin “olmazsa olmazlarını” öğrenmeye çalışarak alıcı değil verici odaklı olmaya çalışın. demek istedik. Yoksa bir ömür sürecek bir birlikteliği bir iki saatte detaylı olarak konuşun ve planlayın demedik.

          ” ne demek istediğinizi anladım…. karşımıza çıkan insanla helal-haram dairesini gözeterek konuşma yapmaya gayret ettiğimiz için karşımızda olan kişinin ne beklediğini tam olarak anlayabilmek ya da kendimizi tam olarak anlatabilmek mümkün değil..”

          Malesef cinsellik konusu evliliklerde çok önemli olsada nedense çiftlerin evlilik görüşmelerinde ya hiç yokmuş gibi yada önemsizmiş gibi ündeme alınmıyor. Biz erkeklerin bir kısmı evleneceğimiz kızların, hanımların hem el değmemiş olamasını, hemde yatak konusunda uzman olmasını bekliyor ve istiyor, bazende hanım kızlarımız yatak odasında bile kocasına karşı rahibe Terasa gibi giyiniyor, davranıyor. Buda evlilik sürecinde ciddi sıkıntılara sebep oluyor. Hatta her iki tarafta “mahkemelere yansıyan boşanma davalarında “şiddetli geçimsizlik” olarak gösterilen boşanmaların gerçek nedeninin “CİNSEL TATMİNSİZLİK” olduğunu dillendirmekten kaçınıyor. Geçmişte aile büyüğü kadınların bu konuda evlenecek çiftlere yardımcı olması daha kolaydı. Ama şimdilerde değişen evlenme yöntemleri nedeniyle bu yardımdan mahrum kalan Müslüman erkek ve kızlarımızın bu problemi kendilerinin çözmesi gerekiyor. Genelde evlilik görüşmesi yapan kızlarımızda “yanlış anlaşılırım” korkusuyla bu konuya girmek istemiyor, evlilikde böyle bir konu hiç yokmuş gibi davranıyor. Ama bu durum (çiftler arasında ileride bu konuda sorun yasanma riski yüksektir) sorunu çözmediği gibi daha da büyütüyor.

          Ama tüm bunlara rağmen bir erkeğin bu konuya bakısını öğrenmek zannettiğiniz kadar zor değil. Bu konu hakkında ikinci görüşmede (helal daireden çıkamamak kaydıyla) sorulacak bir veya iki soruyla veya konuşmanın akışı içerisinde erkeğin rengi ortaya çıkar. Ama hiç kimse “şunu sorun, bunu söyleyin” demek suretiyle konunun kesin olarak ne şekilde konuşulacağını net olarak söyleyemez, söylese bile bu öneriler kesin çözüme neden olamaz. Bu konu sadece tarafların görüşmesi esnasında kişilerin uslubuna göre halledilecek bir konudur.

          “alternatif çok o olmazsa başkası o da olmazsa diğeri der biriyle evlenirsin.. Lakin hem bu dünya hem ahiret saadetini yakalayabilir misin? Gençliğinde sevgi, saygı gördüğün kadar yaşlandığında o sevgiyi saygıyı verecek birini bulabilir misin? ”

          Bir başka yanılgınız da bu konuda. Saygı, sevgi ve kocaya-karıya bağlılığın-sadakatin, vefanın ve sahiplenmenin dini milliyeti olmaz. Bu kişinin karakteriyle ve değer yargılarıyla direkt alakalıdır.

          Rabbim cümle ümmeti Muhammedi hayırlı insanlar ile karşılaştırsın (amin)

        • Abdullah Bir diyor ki:

          Sayın Ayse

          Sanırım en son yorumunuzu benim sizi cevaben yazdığım

          “Abdullah Bir diyor ki: 19 Mart 2015, 17:09 ”

          tarih ve saatteki yorumumu görmeden kaleme almışsınız. Lütfen yukarıda zaman olarak detaylandırdığım yorumu okuyunuz.

          Çünkü biz sizin düşündüğünüz gibi düşene birde sen vur düşüncesine sahip “art niyetli bir kul” değiliz yalnız hanımefendi

      • Mustafa_/) diyor ki:

        Es-selamu aleyküm Abdullah Bey. Şimdiye kadarki bütün yorumlarınızda aynı meseleye değiniyorsunuz. Kadın Erkek arası iletişimde büyük bir problem olduğu aşikar. Bir kısım kadınlarımızın kadınlıklarını değil de ev hanımlığı ve anneliğini ön plana atması, hatta bu yükü taşıyabilmek için bir süre sonra kocasına zevce olmayı ihmal edişi büyük bir problem.

        Yahut, erkeklere karşı küçüklükten kazanılmış yargıların olumsuz geri dönüşleri diyebileceğimiz anlaşmazlık, anlaşamazlıklar da hakezâ öyle. Ancak göz önünde bulundurulmalı ki, her kızımız böyle değil, ve bu algılar zaman içerisinde ediniliyor. Bir diğer göz önünde bulundurulması gereken husus da, zaten sıkıntı içerisinde bunalan, yalnızlık ve umutsuzluk hisleriyle boğuşmak zorunda kalan genç kızlarımıza mevzuyu bu şekilde izah etmenin onlarda oluşturacağı etki.

        Sondan başlayayım. Kızlarımızı rekabet hissine itmeye, kendilerinin vazgeçilemez olduğuna ikna etmemize lüzum var mı? Bu soruyu sorduğumda verilecek farklı cevaplar var ki hepsi de doğrudur. Mesele herkesin bir olmadığı, kadın erkek diye iki grup insan olmadığı gerçeğidir. Uyarılarınıza muhattab olması gerekenleri, güzelliğine ve kadınlığına aşırı güvenerek kendini vazgeçilmez görenlerle erkeğin erkekliğinden rahatsızlık duyanları ayrı tutalım.

        Değerleri olan, fırsat verilse pek güzel hayırlı ve gönül hoşnutluğu olacak kızlarımız, kendilerine denk yahut dillerinden anlayacak bir eş bulamamanın çırpınışındayken, bir kısmı bekarlığı dahi seçenek olarak değerlendirmeye başlamışken, onlara “şöyle şöyle olacaksın. Şunları artık kabul etmelisin, bak rakiplerin de var, ayağını denk al” gibi sözlerle yaklaşmak hem çok kırıcı, hem de zalimce.

        Farkında olmayanlara elbette hakikatler açıklanmalı, ancak kullanılan üslup karşımızdakine göre özenle seçilmeli. Vallahi attığımız her adımdan sorulacağımız gibi, diğer insanlara hissettirdiğimiz en ufak duygudan dahi hesaba çekileceğiz. Allah’ın “El-Adl” isminin de “Rahim” ismi gibi, ahirette tecelli edeceğine iman ediyoruz. Erkeklerin içinden niceleri var ki, kendileriyle yüzleşen, tanışan kızlarımızda derin yaralar açıyor, erkeklere karşı kötü yargılar ekiyor sinelerine. Nice erkekler de var ki, adam yerine konmayı haketmiyor.

        Kadınlarımız niçin ve nasıl bu noktaya geldi. Onu dahi sorgulamak gerek. Keyfinden mi yabancı kadınlarla bizin kadınımız arasında böyle bir fark ortaya çıktı. Nasil bir süreçten geçti ve geçiyor kadınımız. Ailelerde, aşiretlerde, kapitalist yeni düzenin çarkları arasında, uzun yıllar süren yokluk ve cehalet girdaplarında, değerlerin tarumar edildiği toplumsal dönüşüm projelerinde neler çekti ve çekiyor kadınımız.

        Hastalığın sebeplerini görmek yerine semptomlara odaklanmak, ateşli hastalıkta ateşi düşürmeye odaklanmak gibi. İlk müdahale ateşi düşürmek olsa da, hastalık nedir bir görelim ve hastayı iyi edelim. Yoksa ateşi düşürmeye uğraşarak bir yere varamayız. Kadınlarımızın da kalbini kırmayalım. Onların fıtratlarında sevilmek ve sevmek var. Velev ki haklı olalım. Hal dili ve sabırla kazandırabileceğimizi kazandırmaya çalışalım, ama kırmayalım.

        Bir noktadan sonra oluruna bırakalım ve önümüze bakalım. Onun da benim de Rabbim bir. Vekilim Rahman ve Rahim olan Allah. Ben ona zulmetsem onun hakkını benden Rabbim soracaksa, benim hakkımı da ondan Rabbim soracak. Dikkat ve hassasiyet gösterelim. Erkek olalım ve adaleti gözetelim. Ama en çok da şefkat dostlarım, şefkat gösterelim. Resulullah’ın kadınlara nasıl yaklaştığını her yönüyle örnek alalım.

        Bakın, yalnız evlenmenin değil boşanmanın da İslami kaideleri var, karı koca olmanın da. Rızık kazanmanın, ticaretin, aile ve çevre ilişkilerinin, sosyal dayanışmanın, hatta ihtiyaç gidermenin bile İslami kaideleri var. Hanımın İslami olarak hak ve özgürlükleri ile sorumlulukları olduğu gibi erkeğin de var.

        Erkekler kadınlara İslami olarak sorumlu olmadıkları şeyleri geleneklerine dayanarak yükümlülük kılmıyorlar mı? Toplum olarak kadını işçi konumuna düşürmemiş miyiz. Ona hakettiği yeri göstermeden ondan asalet ve kadınlık beklememiz doğru mu? Burada zannedilmesin ki kadınları masum, erkekleri zorba görüyorum. Aksine ben de öyle şirret kadınlar biliyorum, Kocalarını bezdirir, hayata küstürür. Demek istediğim herkesi aynı kefeye koymaktan kaçınıp meselenin özüne inmek gerek. Hiç bir şeyin standardı olmayan bu ülkede, hele insanın hiç bir ortalaması yok. Hal böyleyken farazi genellemelerden kaçınmak daha isabetli olacaktır.

        Bir kısım kadınlarımız İslam’ın belirlediği özgürlüğe dahi sahip olamıyorken bir kısmı ise sınırın da ötesinde özgür olabiliyor. Kızlarımızı ve erkeklerimizi eğitmeliyiz. Müslüman olduğunu iddia eden insan hiç olmazsa, neye tabi olduğunu bilsin. Düzeni inşa edip ayakta tutacak ve kadını kuşatıp muhafaza edecek olan erkeğin cehaleti affedilemez bir ihmaldir. Kızlarımızı böyle kimselere nasıl emanet edelim.

        Eşler de insan, bir şekilde ayakta kalmaya çalışacaklar ve bazı savunma mekanizmaları geliştirmeleri kaçınılmaz olacaktır. Şartlara uyum sağlayacaklardır. Yaprakları dökülmüş dikenli bir gül gördüğümüzde şikayet etmek kolay. Güle sormaz mı insan yaprakların neden döküldü diye. Kıymet değer erkekler de yaprağı dökülmüş güller ile muhattab olduğunda güllerin hepsine mi sövsün?

        Evlenmek istediği gibi, yetişmiş bir bey bulamamaktan yakınan kızlarımızı daha da yıpratmayalım. Beklentilerinden ödün mü versinler? Kendilerini bilsinler. Hem erkekler hem kızlar kendilerini bilsinler. Olmadıkları bir insana dönüşmeye çalışmasınlar ve aynı dili konuşamayacaklarını bildikleri kimselere de takılmasınlar. Umutsuzluk yanlışa düşürmesin.

        Meselelerimiz geniş perspektiften ve kalıplarla daraltmadan değerlendirelim. Zamane şartları deyip de Cahili toplumla entegre olmaya, velev ki onlardan değilsek, yalnızlıktan kaçınarak bazı adetleri kabule de yönelmeyelim. Kardeşlerim işte Allah’ın imtihanı. Bizleri, imanımızı böylece test ediyor. Fedakarlığımız, ecrimiz, Allah nezdinde kıymetimiz takvamız nisbetindedir. Bekar olanın da evli olanın da imtihanı kendince olup işte seviyesine göre derecesini yükselteceği imkanlar sunuyor. Yılmayalım, yıkılmayalım. Vesveseden uzak durup çareler arayalım. En önemlisi eğitmimizi tamamlamaya azami gayret edelim.

        Ve Şefkat dostlarım. Şefkat gösterelim. Herpimiz bu dünyaya masum bebekler olarak geldik. Kimimiz daha çocukken başladı dünyanın derdi çilesi. Unutmayalım, unutturmayalım. Şefkat gösterelim ve adil olalım. Öfkemiz, kırgınlıklarımız bizi zulme ve kalp kırmaya yöneltmesin. Belki hepimizin ihtiyacı olan bir nefes sükunet ve damla damla şefkat. Belki o takdir yeşerecek tekrar kalpler..

        Selam ve dua, ile hakkınızı helal edin.

        Abdullah Bey Şahsınıza değil ortayadır sözlerim. Hakkınız helal edin.

        • Ayşe diyor ki:

          Mustafa Bey,

          Allah razı olsun yazınız için.. Umarım siz gibi düşünenlerin düşünmekten öte hayatına geçirenlerin sayısı artar da güzelim ülkemin hali biraz düzelir belki.. Bizim yüce dinimizi hak ettiği yere getirerek yaşayanlardan ve başkalarının yaşamasına vesile olanlar landan olabiliriz inşallah..

          • Yalnızadam diyor ki:

            Sanki evlilikle ilgili beklentiler çook yüksek tutulduğu için gelmemiş gelecekle ilgili endişe duyulduğu için vee kendimiz dört dörtlük insanız da evleneceğimiz kişinin de öyle olmasını istediğimiz için bu kadar çok bekarlıktan yakınmalar var gibi geliyo bana.Sanırım dilimizdeki iman ile kalbimizdeki imanın aynı olmaması da ayrı bir sorun.Yazıyoruz konuşuyoruz biliyoruz süperiz ama yaşamaya gelince……..Bir de gerçekten dille istediğimizi kalben de istiyor muyuz.
            saygılarımla.Dua eder dua beklerim.

        • Abdullah Bir diyor ki:

          Aleyna ve Aleyküm Selam Mustafa Bey Kardeşim

          Öncelikle Yapıcı vede bizim iyi niyetli yorumlarımızda ki tespitlerimizi başka bir üslup ile TEFSİR ettiğiniz için teşekkür ederim.

          Taktir edersiniz ki her yiğiti’in bir yoğurt yiyişi vardır. Bizim üslubumuz biraz sert ve acımazsız gibi görünse de amacı üzüm yemek olan aklı selim insanların bilgi ve tecrübelerimizden faydalanmak için çaba gösterdiklerini görmek bizi ziyadesiyle memnun ediyor.

          Gelelim sizin tespit ve önerilerinize;

          “…her kızımız böyle değil, ve bu algılar zaman içerisinde ediniliyor.”

          Herkesin aynı olmadığı konusunda haklısınız. Aksini iddia etmek abesle iştigal etmektir. Bilinmelidir ki Kişiler ile derdimiz yok. Bizim işimiz fikirler ile. Ayrıca Bizim sözlerimizin hedefi gönüller yıkmak değil gönülleri yapmak, restore etmektır.

          “Kızlarımızı rekabet hissine itmeye, kendilerinin vazgeçilemez olduğuna ikna etmemize lüzum var mı?”

          Evet var. Bu güne kadar annesi ve çevresinde ki insanlar tarafından “kızım sen bakiresin, çok güzel ev işi, yemek biliyorsun, bakiresin, gençsin, güzelsin,bitanesin, çok değerlisin” vb gazlar ile kendisini bulunmaz hint kumaşı sanan uyuyan prensesleri birilerinin güzellik uykusundan uyandırması gerekiyor

          “kendilerine denk yahut dillerinden anlayacak bir eş bulamamanın çırpınışındayken, bir kısmı bekarlığı dahi seçenek olarak değerlendirmeye başlamışken….”

          Öncelikle bir konuda anlaşalım. Burada ki mesele YOK olduğu için BULAMAMAK değil, VAR olan(lar)ı BEĞENMEMEKTİR. İkisi bir birinden çok farklıdır. Ve dahi konunun özünden uzaklaşması ve hastalığınTEDAVİ’sinin yanlış olmasının gerçek sebebi bu TEŞHİS hatasıdır.

          “onlara gibi sözlerle yaklaşmak hem çok kırıcı, hem de zalimce”

          Us ile uslanmayanı etmeli tektir, tektir ile uslanmayanın hakkı kötektir. Bizim burada kimseyi fiilen dövme gibi bir yetkimiz olmadığına göre sözlerimizi kirli ama bir o kadar da kıymetli bir halının tozlarını döken bir tür kötek olarak kabul edin.

          “Erkeklerin içinden niceleri var ki, kendileriyle yüzleşen, tanışan kızlarımızda derin yaralar açıyor, erkeklere karşı kötü yargılar ekiyor sinelerine. Nice erkekler de var ki, adam yerine konmayı haketmiyor.”

          Adam olmayan veya adam iken adamlıkdan istifa etmek zorunda kalan erkeklere yeterince zulmeden ve bel altı vuran FEMİNAZİ varken kimse benden düşene birde benim vurmamı beklemesin.

          “Kadınlarımız niçin ve nasıl bu noktaya geldi. Onu dahi sorgulamak gerek.”

          “Hastalığın sebeplerini görmek yerine semptomlara odaklanmak, ateşli hastalıkta ateşi düşürmeye odaklanmak gibi. İlk müdahale ateşi düşürmek olsa da, hastalık nedir bir görelim ve hastayı iyi edelim. Yoksa ateşi düşürmeye uğraşarak bir yere varamayız.”

          İyi ya işte bizde yazılarımızda tamda bundan bahsediyoruz. “Üzüm üzüme baka baka kararmasın” diye çaba gösteriyoruz bunca zamandır. Yoksa benim gibi tuzu kuru, evlendirecek kız kardeşi ve kızı dahi olmayan huzurlu ve mutlu bir erkeğin ne işi olur başkalarının derdiyle…

          “Ona hak ettiği yeri göstermeden ondan asalet ve kadınlık beklememiz doğru mu?”

          İyi, güzel ve doğru söylüyorsun, ama eksik söylüyorsun kardeşim.
          Ben ve benim gibilerin bütün çabası bunu ( sözde değil özde kadına layık olduğu yere ulaştırmak ve değerli) yapmak. Ama senin ve FEMİNAZİ lerin fark etmediği veya fark ettiği halde anlamak istemedikleri şeyde bu zaten.

          Biz diyoruz ki:

          KOCANIZA CARİYE ve TAM MANASIYLA TESLİM OLUN KOCANIZ DA BİR ÖMÜR BOYU SİZİN KÖLENİZ OLSUN…

          FEMİNAZİ mikrobu bulaşmış sözde Müslüman kızlarımız ne diyor;

          Hayır, biz kimsenin cariyesi olmayız, çünkü biz kraliçe olmaya layığız.

          İyide fıtratı bozulmamış hiçbir erkek genetik kodları gereği hiçbir kadına tabii olmaz, olamaz. Zalim FEMİNERKEK-FEMİNAZİ ler tarafından Fıtratı bozulmuş kadının ağzının içine bakan sözde erkekler bu konu dışındadır. Kaldı ki yaptıklarıyla erkeklerin fıtratını bozan anne ve eş olan erkekler belli bir süre sonra kendi elleriyle yaptıkları erkeği bile beğenmez, yeri geldiğinde;

          ELİNDEN HİÇBİR ERKEK İŞİ GELMEZ, NE DESEM TAMAM DER KABUL EDERSİN, ADAM SANA POSTA KOYDU GIKINI BİLE ÇIKARTAMADIN BENİ ve ÇOCUKLARINI BİLE KORUMAKTAN ACİZSİN, SEN NE BİÇİM ERKEKSİN, BEN SANA NASIL GÜVENEBİLİRİM vb vb vb

          sözler ile beğenmediklerini, böyle bir erkek istemediklerini dile getirmeye başlarlar. Eeee, ne demiş atalarımız “kendin ettin, kendin buldun” ne diye sızlanıyorsun şimdi…

          “Düzeni inşa edip ayakta tutacak ve kadını kuşatıp muhafaza edecek olan erkeğin cehaleti affedilemez bir ihmaldir. Kızlarımızı böyle kimselere nasıl emanet edelim.”

          Yapmayın Allah aşkına. Siz hala mevcut düzeni inşa edenlerin erkekler olduğunu mu düşünüyorsunuz?

          Bu ifadenizde ki “kadın-erkek” kelimelerinin yerini değiştirin, ve kendi ifadenizi tekrar okuyun. Eğer siz hala Bu ifadenizde samimi iseniz benim size söyleyecek başka bir şeyim yok.

          “Yaprakları dökülmüş dikenli bir gül gördüğümüzde şikayet etmek kolay. Güle sormaz mı insan yaprakların neden döküldü diye.”

          Hangi gülden bahsediyorsun kardeşim. Bütün yapraklarını dökmüş ve ortada sadece dikenleri kalmış bir bitkinin hala GÜL olduğunu ve güzel koktuğunu iddia etmek abesle iştigaldir. Bu hayal ürünü ütopik bir bakıştır. Gerçekte ise ortada bir gül yoktur. Orada var olan işe yaramaz ve zararlı dikenli bir DAL dır.

          “Beklentilerinden ödün mü versinler?”

          Kesinlikle…. 25 ini aşmış, Müslüman ve takvalı olduğunu iddia eden vede talibi olan erkeklerden önce kendisine sorması gereken “BEN BU İNSANIN MEŞRU BEKLENTİLERİNE CEVAP VEREBİLİRMİYİM sorusundan önce her taliplisine açık veya gizli bir sekilde “SEN BANA NE VERECEKSİN” sorusunu soran Kızlarımız hala (en verimli ve güzel zamanlarını evde kös kös oturarak veya küçük dağları ben yarattım, bu yüzden ben kraliçe olacak kızım havasıyla geçen ) yaşadıkları Sindirella hayatından kendilerini çekip çıkartacak, sarayına prenses yapacak beyaz atlı prenslerini bekliyorlarsa daha çok beklerler. Bekarlık da ki yaş 30 u geçince de başlarlar ” MÜSLÜMAN ERKEKLER BİZİM DEĞERİMİZİ BİLMİYOR”diye yakınmaya.

          Ne demişti atalarımız:

          Eeee, etme bulma dünyası, Kendi düşen ağlamaz…

          “Ve Şefkat dostlarım. Şefkat gösterelim. Herpimiz bu dünyaya masum bebekler olarak geldik. Kimimiz daha çocukken başladı dünyanın derdi çilesi. Unutmayalım, unutturmayalım. Şefkat gösterelim ve adil olalım. Öfkemiz, kırgınlıklarımız bizi zulme ve kalp kırmaya yöneltmesin. Belki hepimizin ihtiyacı olan bir nefes sükunet ve damla damla şefkat. Belki o takdir yeşerecek tekrar kalpler..”

          Güzel sözler… Ama uzun süredir uyuyan sözde Müslüman Sindiirella’larımızı uyandırmaktan ziyade daha fazla uyumalarına sebeb olacak tatlı bir ninni, daha fazlası değil…

          Son Söz:

          Birilerinin gerçek hayat dediüği, benimse Sanal Alem olarak gördüğüm bu dünyanın da kendi gerçekleri var. Birileri bunu görmüyor veya işlerine gelmediği için görmek istemiyor.

          Ve işin dahada vahim tarafı işte bu, RÜYA İÇİNDE RÜYA GÖRMEK…

          Selametle…

          • Ayşe diyor ki:

            Abdullah Bir Bey,

            Öncelikle şunu belirteyim, ben tüm yazılanları okumaya çalışıyorum.. Belki bi yanlışım vardır görememişimdir düzeltirim kendimi diye.. Lakin, sizin yazılarınızı okuyunca sürekli sanki kadınların suçlu olduğu gibi bi kanıya varıyorum.. Şöyleki, sizin yazdıklarınıza binaen;

            1-“Bu güne kadar annesi ve çevresinde ki insanlar tarafından “kızım sen bakiresin, çok güzel ev işi, yemek biliyorsun, bakiresin, gençsin, güzelsin,bitanesin, çok değerlisin” vb gazlar ile kendisini bulunmaz hint kumaşı sanan uyuyan prensesleri birilerinin güzellik uykusundan uyandırması gerekiyor.” demişsiniz..
            Siz Türkiye gibi bi ortamda herkesin maddi durumunun ortalama seviyede olduğu olduğu çoğunun sobalı evde büyüdüğü, okumaya bile gönderilmediği, “aman kız okursa kötü olur” gibi düşünce septomlarının olduğu bir ülkede nasıl sindirella gibi yaşayan kızları hayal ediyorsunuz. Nasıl onların kendilerini hint kumaşı olarak gördüklerini düşünüyorsunuz. Evet bu tür tipler var. Lakin bu tür tipler Türkiye ortalamasında en fazla % 1. Ha, sizin çevrenizde bu tür kişiler çoğunluktaysa, entellektüellerin olduğu bi ortamdaysanız bilemem..Kendi çevremden arkadaşlarımın akrabalarımın çevresinden biliyorum, kendi yaşadıklarımdan tecrübeliyim ki, sizin sandığınız gibi kızlarımızın öyle sindirella gibi büyültüldüğü yok. Bizim anne-babalarımız da sindirella gibi büyütülmedikleri gibi bizi de öyle büyütmediler..

            2-“Öncelikle bir konuda anlaşalım. Burada ki mesele YOK olduğu için BULAMAMAK değil, VAR olan(lar)ı BEĞENMEMEKTİR. İkisi bir birinden çok farklıdır. Ve dahi konunun özünden uzaklaşması ve hastalığın TEDAVİ’sinin yanlış olmasının gerçek sebebi bu TEŞHİS hatasıdır.” sözünüde “Var olanları BEĞENMEMEK” mi? Var olanlar bizi beğenmiyor desek daha doğru olur. Ya da şöyle diyelim.. Var olanlar bizi bi seçenek olarak gördükleri için bi bakayım işime gelirse alırım işime gelmezse almam deyip bi sürü kızla günlerce saatlerce konuşup, sonrasına “ELEKTRİK ALAMADIM BEN” -ki elektrik alamama olayını da tamamen dünyeviliğe bağlayan kalple ruhla hiç alakadar ol(a)mayan diyen kararsız insan yığınlarıyla dolu iken nasıl bizim Var olanları beğenmediğimizi söylersiniz. Kaldı ki Biz bi Osmanlı torunu olduğumuzla övünürken, gayet heybetli bi müslüman olarak duran Osmanlımızın yerine kot pantolonlu dar gömlekli veya ti-şötlü (halk tabiriyle güdük tiplerin) kıyafetiyle olduğu kadar düşüncesiyle de dar olan kimselerin var olduğu, ahlak, edeb gibi kavramların içini doldurmadan yaşayanların, namaz kılmayı veya dini vecibeleri yerine getirmeyi sanki bi görevmişcesine algılayan, 30 kusür yaşına gelmesine rağmen bunların önemini dahi bilmeyen, içi boş içini doldurmayı bile düşünmeden yaşayan kimselerin varlığı ile dolu iken etraf( biz bu tipleri bile kabul etmişken).. biz İslam dini üzerine hakiki yaşayanlardan olmayı bilinçle yaşamayı anlattığımız zaman da ağzını açıp dinleyen, kafasında da da “ya bu kız aşırı yaşıyo ya ben bu kızla yapamam deyip elektirik bahanesini öne süren bi hint kumaşları varken, bizim Var olanları BEĞENMEMEMİZ değil mesele.. Var olanların akıllarının başka türlü çalıştığı.. Bu da maalesef ki modern toplum olduk ya! onun getirileri olsa gerek..

            4-Biz diyoruz ki:

            KOCANIZA CARİYE ve TAM MANASIYLA TESLİM OLUN KOCANIZ DA BİR ÖMÜR BOYU SİZİN KÖLENİZ OLSUN…

            FEMİNAZİ mikrobu bulaşmış sözde Müslüman kızlarımız ne diyor;

            Hayır, biz kimsenin cariyesi olmayız, çünkü biz kraliçe olmaya layığız.” demişsiniz.. Biz hiç kimseye biz senin cariyen olmayız demiyoruz. Lakin millet artık haram-helal noktasının o kadar benimsemiş ki!, harama-helale dikkat etmeden “sen benim cariyemsin şöyle şöyle davranman lazım bana yoksaaa bak seni bırakır giderim bak yoksaaa sen bensiz kalırsın evde kalırsın..” gibi saçma sapan septomlu ve dengesiz kişilerle dolmuş etraf.. Erkek dediğin sahiplenir korur kollar. Bu sadece dışardan gelenlerden değil, şeytani ve nefsani olan her şeyden Allahın yasak kıldığı “Yapma Kulum” dediği her şeyden koruyup kollar. Biz anlatmaya çalıştıkça “bu ne ya bununla mı uğraşıcam” – ya da korktuğunda olsa gerek diyorum ben- kaçan bi çok erkek biliyorum ben.. Takıntılı ve de dengesiz kişilerle dolmuş etraf.. Bu FEMİNAZİ dediğiniz olayı da çıkaran kadınlar değil. erkeklerin sahiplenici özelliklerini kullanmamalarından, pısırık durmalarından ötürü kadınların kendi kendilerini koruma yöntemi desek daha doğru olur..

            5-Hangi gülden bahsediyorsun kardeşim. Bütün yapraklarını dökmüş ve ortada sadece dikenleri kalmış bir bitkinin hala GÜL olduğunu ve güzel koktuğunu iddia etmek abesle iştigaldir. Bu hayal ürünü ütopik bir bakıştır. Gerçekte ise ortada bir gül yoktur. Orada var olan işe yaramaz ve zararlı dikenli bir DAL dır.” demişsiniz. Bi gül düşünün bu gülün yapraklarını birisi eline alıp koparmadıkça vakti zamanı gelinceye kadar o gül yapraklarını dökmez.. Vakti zamanı gelince görevi biter solar dökülür yaprakları.. lakin birisi eline alıp o gülü dalından koparıp yapraklarını koparırsa elbette sadece dikeni kalacaktır gülün.. bilmem anlatabildim mi Abdullah Bey..

            6-Kesinlikle…. 25 ini aşmış, Müslüman ve takvalı olduğunu iddia eden vede talibi olan erkeklerden önce kendisine sorması gereken “BEN BU İNSANIN MEŞRU BEKLENTİLERİNE CEVAP VEREBİLİRMİYİM sorusundan önce her taliplisine açık veya gizli bir sekilde “SEN BANA NE VERECEKSİN” sorusunu soran Kızlarımız hala (en verimli ve güzel zamanlarını evde kös kös oturarak veya küçük dağları ben yarattım, bu yüzden ben kraliçe olacak kızım havasıyla geçen ) yaşadıkları Sindirella hayatından kendilerini çekip çıkartacak, sarayına prenses yapacak beyaz atlı prenslerini bekliyorlarsa daha çok beklerler. Bekarlık da ki yaş 30 u geçince de başlarlar ” MÜSLÜMAN ERKEKLER BİZİM DEĞERİMİZİ BİLMİYOR”diye yakınmaya.” demişsiniz. Evet şimdiden zaten öyle yakınıyoruz. MEŞRU DAİREDE ne yaşanacaksa yaşanır. Nişanlı bile olmanız bu meşru daireye girdiğiniz anlamına gelmez. Lakin bu durumun maalesef ki ne kadar suistimal edildiğini asıl mağdur olan tarafın her zaman kadın olduğunun farkındasınızdır umarım.. Ülkemde neden boşanma davaları son zamanlarda arttı. bunun alt yapısını incelediğimizde her iki tarafında maddi beklentiler üzerine inşa edilen bi yuva ve de karşılanmayan beklentiler..manevi olarak içi doldurulmamış evlilikler ve giderek artan boşananların yüzdesi..Bir de siz durmuş bize sindirella gibi ütopik hikayenizden bahsetmişsiniz. Küçük dağarı biz yarattık havasına hiç gir(e)medik biz. Girmek gibi bi niyetimiz yok. lakin karşımızda bi domates almayı bile bilmeyen okumuş bi yerlere gelmiş bi konuma gelmiş! ama insani ilişkilerden bi haber burnu havalarda ego insanı olmuş, aman ben mutlu olayım da başkası mutlu olmasa da olur diyen, sen beni mutlu edeceksin ben seni mutlu etmek gibi bi görevim yok, beni mutlu etmezsen ben yabancılara giderim ben başklarına giderim diyen, karşısındakinin ne istediğini ne beklediğini ne hissettiğini sormayı hiç aklından bile geçirmeyen bi tür var karşımızda.. siz hangi sindirellalıktan bahsediyorunuz Allah aşkına..

          • Mustafa_/) diyor ki:

            Abdullah Bey, gerçekten önceki yorumlarınızı okuduktan sonra yazdıklarımı anlayabileceğinizi umarak çok açıklayıcı olmadan, akıcılığı bozmadan yazmayı tercih etmiştim. Zahmete soktuğum ve yanlış anlaşıldığım için özür dilerim. Tepkinizin şiddeti ben şaşırttı.
            Yazdıklarınızda haklı olduğunuzu yazının başında ve ayrıca şu kısımda da belirtmiştim : “Sondan başlayayım. Kızlarımızı rekabet hissine itmeye, kendilerinin vazgeçilemez olduğuna ikna etmemize lüzum var mı? Bu soruyu sorduğumda verilecek farklı cevaplar var ki hepsi de doğrudur.” Soru kısmını alıp cevabı göz ardı etmiş olabilir yahut detayı kaçırmış olabilirsiniz. Nitekim yeterince açık yazamamışım.
            Benim üzerinde durmak ve dikkat çekmek istediğim nokta, bu bahsettiğinizin tek mevcut problem olmadığı, tek bir pencere ile tek bir probleme odaklanmanın da adil ve çözüme götürücü olmayıp hak etmediği tepkiyle karşılaşan kimseler için kırıcı olduğuydu. Ki bu noktada zaten sanıyorum görüş birliği içerisindeyiz. Yoksa size muhalif olmak gibi bir duruşum yok. Ben de samimiyetle bazı konuların tepkisellik içerisinde göz ardı edilmemesi yönünde kendimi sorumlu hissediyorum.
            Buraya kadar bir fikir ayrılığımız yoksa bir diğer düşüncem, şu yazınızla ilgili: “İyi ya işte bizde yazılarımızda tamda bundan bahsediyoruz. “Üzüm üzüme baka baka kararmasın” diye çaba gösteriyoruz bunca zamandır. Yoksa benim gibi tuzu kuru, evlendirecek kız kardeşi ve kızı dahi olmayan huzurlu ve mutlu bir erkeğin ne işi olur başkalarının derdiyle.” Buradan da anladığım kadarıyla, zaten hepimiz meseleleri şahsi gözlemlerimizden ve sübjektif pencerelerimizden değerlendirdiğimizden, sizin çevrenizde olsun yakınınızda olsun yüzleştiğiniz bir takım deneyimler, sizde bu probleme karşı ciddi bir farkındalık oluşturmuş ve kendinizi buna karşı ciddi şekilde sorumlu hissediyor olmuşsunuz. Bu düşüncelere sahip olmanızı samimiyetle takdir ediyorum. Çünkü bahsettiğiniz problemin ehemmiyetinin yakinen farkındayım. Bunu yazının başında da söylemiştim. Şuna dikkat çektim: Kadınların ve erkeklerin arasında zalimler olduğu gibi, ne erkeklerin ne de kadınların hepsi mazlumdur ne de hepsi zalim. “Bizim derdimiz kişilerle değil fikirlerle” dediğiniz gibi bu konuda sizi destekliyorum. Benim söylediklerim sizin fikirlerinizle çatışmıyor. Zaten fikirlerinize ters şeyler söyleme düşüncem ya da niyetim yoktu. Dediğim gibi sadece başka bazı noktalar daha var dikkat edilmesi gereken ve her kızımız aynı fikir akımına mensup değil ki bunu siz de zaten dile getirmişsiniz. Hatta sizin söylediklerinizi söyleyen, bu probleme dikkat çeken kadınlarımız, hoca hanımlarımız var.
            Benim karşı çıktığım nokta ise şu düşünce: “Öncelikle bir konuda anlaşalım. Burada ki mesele YOK olduğu için BULAMAMAK değil, VAR olan(lar)ı BEĞENMEMEKTİR. İkisi bir birinden çok farklıdır. Ve dahi konunun özünden uzaklaşması ve hastalığın TEDAVİ’sinin yanlış olmasının gerçek sebebi bu TEŞHİS hatasıdır.” Kişisel gözlemlerden yola çıkarak, bu kadar kesin ve toleranssız yargılara ulaşmayı isabetli bulmuyorum. Evet, ortada büyük bir problem var, ama her şeyi o probleme indirmek…
            Her çeşit insanımız olmakla beraber feminizm hastalığı ortalığı kasıp kavuruyor ki buna karşı uyanış gerçekleştirilmeli. Evlenecek eş arayanlara bakıyorsunuz, ne aradığını sorduğunuzda olmayacak şeyler sıralıyor sonra kimse yok diye yakınıyor. Bu işte gerçek bir problem. Ama burada yazılan, her insanın problemi eğil. hayır! Kabul etmediğim bu. Böyle bir ön yargı ile insanlara yaklaşılmasının elde kalan küçük bir azınlığın kaybedilmesi, gönlünün kırılması, belki çözümü olan sıkıntılarının görülememesi gibi bir sonuç doğurur. Mecelle’deki hükümlerden birisi: “Def’-i mefasid celb-i menafiden evladır” Fıkıhta zararı önlemek, fayda sağlamaktan önce gelir. Belki çevrenizde rastlamadığını için habersiz olduğunuz kişiliklerdeki insanlar da burada yazıyor olabilir. Bütün bir toplumu yalnız kendi deneyim ve gözlemlerimizle sınırlayarak hataya düşebiliriz.
            Sanıyorum yazının devamında okuduklarınız sebebiyle bir tepkisellikle yaklaşmışsınız. Cümleleri paragraflardan ve paragrafları bütünden izole olarak değerlendirmiş ve bir kısmına benim yüklemediğim manaları yükleyerek bana, iddia etmediğim fikir ve yaklaşımları izafe etmişsiniz. Mesela şu cümleme karşılık; ““Düzeni inşa edip ayakta tutacak ve kadını kuşatıp muhafaza edecek olan erkeğin cehaleti affedilemez bir ihmaldir. Kızlarımızı böyle kimselere nasıl emanet edelim.”” Şöyle yazmışsınız; “Yapmayın Allah aşkına. Siz hala mevcut düzeni inşa edenlerin erkekler olduğunu mu düşünüyorsunuz?”. “Gül” benzetmesine ise değinmiyorum. Sanırım, başlardaki sözlerim size biraz kırıcı ve rahatsız edici gelmiş olmalı. Bunun için tekrar özür dilerim. Sakin bir zihinle okuduğunuzda umuyorum göreceksiniz.
            Tepkiselliğimizin farkında olmamız gerektiğine inanıyorum. Eğer insanlara bir şeyleri doğru şekilde aktarmak, aksaklıkları giderip yardımcı olmak niyetimiz varsa, içinde bulunduğumuz durumu da duygusallıktan uzak ve doğru bir üslupla okumalı ve alçak gönüllüğü elden bırakmamalıyız. Bu memleket kurulduğundan beri her adım bir şeylere karşı tepki ile atıldı. İçinden çıkılmaz noktalara gelinmesinin, büyük problemlerle karşılaşıyor olmanın altında bu tepkisellik yatıyor olabilir. Ortada bir sarkaç var ve savruluyor. Biz de onu dengelemek istiyor ve kendi hamlelerimizi yapıyoruz. Ama sonra gün geliyor sarkaç öbür taraftan savrulmaya başlıyor. Toplumsal hareketler de böyle savrulmalar yaşar elbet. Doğal bir süreçtir. Eğer doğal seyrinde giderse sonunda dengeye gelmesi umulur. Ama insan faktörü genellikle dengeleri ön görülemez hale getirir. Mühendislikte buna iterasyon deriz. Geri bildirimli fonksiyonlar her düzeltme sonunda denge noktasına biraz daha yaklaşır. Arabalardaki hız sabitleyici sistem de bununla çalışır. Toplumsal akımların seyri de tarih içerisinde göze çarpıyor. Daha önce aile kavramının yok olduğu, çocuklu ailelerin yerini köpek sahiplerinin aldığı Avrupa bu gün aileye dönüş kıpırtıları gösteriyor. Ama bir sonraki akım ne olacak? Feminizm de benzer bir akım. Güçlü dönemlerini yaşıyor. Aynı zamanda bu durumun yarattığı problemler de fark ediliyor ve sizin gibi farkında olan insanlar yazdıklarıyla diğerlerini de uyandırıyor. Çözüm aradığımız konularda meselelere daha üst perdelerden bakalım. Her konuda da bir ana kaideye ihtiyacımız var ki o da Allah’ın (c.c.) koyduğu ince esaslardır. Demek istediğim ideali bilelim ve insanları o ideale davet edelim, elimizden geldiğince hayatımızı uydurarak örnek olmaya çalışalım.
            Dünya hayatına gereğinden fazla değer vermeyelim. Gerçekten pek yakın bir anda son nefesimizi verdiğimizde zaten bir rüyanın içerisinde olduğumuzu anlayacağız. Tek gaye Allah’ın rızasını kazanmak ve yaratılışımızda yüklendiğimiz sorumlulukların farkında olmak. Unutmayalım ki herkesin “gerçekliği” kendisine göredir. Onunla doğar ve o dosya onunla kapanır. İçinde yaşadığımız çevre ve şartlar da kendimize özgüdür. Göz önünde bulunduralım.
            Tespitlerinizin istisnasızlığı dışında size muhalif olduğum bir düşüncem yok. Farklı bir noktaya değindiğimi ve gösterdiğiniz hassasiyeti takdir ettiğimi bir kez daha samimiyetle belirtmek isterim.
            Selametle..

        • Abdullah Bir diyor ki:

          Sayın Mustafa_/)

          Yorumlarınızdan anladığım kadarıyla sizin bu konuda ki düşünceleriniz de bizim ki gibi SAMİMİ ve DÜRÜSTCE

          Arada “yoğurt yeme” farkı var sadece. Ben size kızgın değilim. HBu konuda “hakkımız varsa helal olsun” der bizde sözlerimiz ile sizi kırdıysak sizden helallik isteriz.

          Selam ve dua ile…

        • NİLGÜN diyor ki:

          Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun Mustafa Bey,

          İlk kez yorum yazdığım için öncelikle kendimi tanıtayım. Siteyle yaklaşık bir yıl önce tesadüfen karşılaşan, o zamandan beri arada sırada çıkan yazıları ve yorumları okuyan, bazı görüşlere katılmakla beraber bazılarının gerek mana perspektifinde gerekse de üslup perspektifinde okumaktan bile üzüntü duyan biriyim. ”Benim amacım amme hizmeti, çıkarım yok” denilip çok ağır ithamlar veya ahlaksız diyemesemde terbiye sınırlarını aşan ifadelerin kullanıldığı (bu yüzden sağolsunlar site yöneticilerinin müdahale etmek zorunda kaldıkları, hatta kişisel özgürlükleri kısıtlamamak adına minimal boyutta ve elzem durumlarda yapılan
          müdahalelere bile yorum sahiplerinin kızıp site yönetimine karşı haksız bir tutuma girdikleri) ortamda yorum yapmayı aklımın ucundan bile geçirmiyordum. Yazılanlardan mümkün olan faydayı kendi adıma çıkarmak yeterli geliyordu.

          Az önce sizin yorumunuzu okuyunca kişisel alışkanlıklarımın hilafına da olsa yorum yapmak elzem bir ihtiyaç haline geldi :) İlk önce sizi canı gönülden tebrik etmek isterim. Üslubunuz o kadar nazik ve o kadar seviyeli ki, görüşlerine katılmadığınız insanları bile kırmamak için o kadar çaba sarf edilmiş ki, günümüzde artık sayıları çok azalmış beyefendi insanlardan olduğunuzu tahmin etmek hiç de zor değil. Günümüzde ne yazıkki beyefendilik veya hanımefendilik kavramlarının ya içi boşaltılmış, herkes işine geldiği gibi kullanıyor veya gereksiz görülüyor. Tabiri caizse artık geçer akçe değil. Ne yazıkki bu inançlı çevrelerde de böyle. İnsanlar kendilerini mutlak doğru olarak alıp (velev ki doğru söyleseler bile) o kadar fütursuzca ve incitecek şekilde konuşup yazı yazıyorlar ki insan hayret ediyor. Kalp kırmamak, nefret ettirme yerine sevdirmek kavramlarını hayatlarından o kadar çıkarmışlar ki bu durumu ifade ettiğinizde ”ne var, yalan mı söylüyorum, işine geirse, benim düşündüğüm doğru, ben bu işin uzmanıyım vs. vs. ” diye öyle bir çıkışmaları var ki bu insanlardan Yunus Emre’nin ” söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı” ifadelerini algılayıp uygulamasını beklemek en hafif ifade ile hayalperestlik olur. Zaten bu tip insanlarla uğraşmanın beyhude olduğunu düşünüyorum. Ama çevremde de bulundurmamaya özen gösteriyorum. Fakat yorumunuzu okuyunca istemsiz olarak gülümsedim, manası ilk okuyuşumda anlamama rağmen ifadelerinizin nazikliği ve üslubunuzun beyefendiği açısından birkaç kez daha okudum. Yazınız insanın dimağında tatlı bir tat bırakıyor. İçerik olarak da katılmakla beraber hele de yazının muhattabı olan kırık bir belki de birkaç gönlü nasıl onarmaya çalıştığınızı görmek insan olarak bizi mutlu etti. Hatalı davranışları bile çok yargılayıp yerme taraftarı olmasam bile nerede görürsem göreyim takdir etme taraftarıyım ki bu güzellikler varlığını sürdürsün, hatta artsın. Bu uzun yazımı bir müminin bir münine yapabileceği en iyi dua ile bitirme isterim. Allah sizden razı olsun. Sizin gibi meramını incitmeden söyleyen, kalp kırma yerine başkalarının kırdığı gönülleri onarmaya çalışan, kesinlikle insanlık haklarına riayet ettiği halde sözünü helallikle bitiren beyefendilere ve tabii ki sizin bayan versiyonunuz olabilecek hanımefendilere toplumumuzun ihtiyacı var.

          Selam ve dua ile…

          • .:. diyor ki:

            Her iki yarum yapan ve görüşlerini paylaşan kardeşlerimiz birbirlerinden karşılıklı olarak uzun zaman önce helallik istemişlerdir.

            Dikkatinizden kaçmış olabilir.

            Şikayetçi olduğunuz durumlara yazınız içerisinde belkide farkında olmadan kendiniz düşmüş olabilirsiniz.

          • Mustafa _/) diyor ki:

            Ve aleykümselam Nilgün Hanım. Hakkımda gösterdiğiniz hüsnü zannınız için teşekkür ederim. Dert sahibi bir yüreğiniz olduğunu görüyorum. Yazınızı okuduğumda yüzümde bir tebessüm belirdi, sözleriniz içimi ısıttı. Ben bunların ne kadarına layık olabilirim ki diye nefsimi sorgularken, boş bir vakitte yazdığım yazılarımla bir Müslümanın kalbinde ferahlığa, yüzündeki gülümsemeye beni vesile kıldığı için Rabbime hamd ettim. Üstelik Böylesi samimi bir yazı ile karşılık görmek…

            Aslında yazdıklarımda, görüşlerine katılmadığım kimselere karşı nezaket göstermekten ziyade meselelerin bir öbür yüzüne dikkat çekme çabam vardı. Zaman içerisinde fark ettim ki iki karşıt fikirli insan aslında ikisi de haklı ancak bütünün yalnız parçalarına takılmış kimseler olabiliyor. Hakikatin her biri bir ucundan yakalamış ve ona sıkı sıkıya sarılmış olabiliyor. Bunu samimiyetle, iyi niyetle savunuyor ve bunun kavgasını veriyor olabiliyor. Sonuçta aynı niyette, samimi fakat çatışan iki taraf oluyor ortada. Ve bu durum beni üzüyor. Neticesinde kalpler kırılıyor ve olumlu bir sonuca ulaşılamıyor.

            İnternet ortamında bilhassa insanlar karşılarındakinin ne duymaya muhtaç olduğundan çok, kendilerinin ne söylemek istediklerine odaklanıyor. Halbuki Rasulullah s.a.s. dahi karşısında kimin dinlediğine bağlı olarak hem ne söylediğini hem nasıl söylediğini özenle seçmiş ve karşısındakinin ihtiyacına göre yaklaşmıştı. Çünkü niyet Allah rızası, gaye karşısındakini kurtarmak. Yoksa her gelen hastaya doktor aynı reçeteyi uzatabilir mi?

            İnsanlar internet ortamında yazmayı seviyor. Bir şekilde ihtiyaçlarını karşılıyor sanırım. Bazen çevremizle içimizde biriken yaşanmışlıklardan edinilen tecrübeyi paylaşma, başkalarını bundan uzak tutma bir yerde de yaşanmışlığın verdiği bilgeliği tatma arzusu olabilir. Aynı kuyuya kimse düşmesin, ben yaşadım kimse yaşamasın olabilir. Yahut hıncını çıkarma, biraz isyankarlık, bir nebze bu hatalara düştüm ama dersimi aldım bak durumu.

            Oysa bir mevzuda tebliğ veya emr-i bil ma’ruf nehy-i anil münker konusunda izlenen yolda 3 köşetaşı vardır. Bunlar niyet, söylenen söz ve Üsluptur.

            En başta, bu yazıyı yazarken gerçekte niyetim ne, içimden geçen ne? Gerçekten Allah rızası mı amacım, şahsım nezdinde yoksa bir eksikliği gidermek mi. Niyetim gerçekten karşımdakine Allah rızası için yardımcı olmak mı. Bu noktada verilecek cevaba göre ne söyleyeceğimiz ve nasıl söyleyeceğimiz kısmı değişiklik gösterecektir. Karşındakini bir hatadan çevireceksin ve onu uyarıyorsun. Bunu kendi üslubunca dile getiriyorsun. Peki karşındaki o üsluptan anlayabilen birisi mi, yahut o üslup o kimseye hitap ediyor mu? Ölümün hak olduğu şu dünyada ne kadar az düşünüyoruz değil mi? Az biraz sorgulayıp yaşadıklarımızla tamama erebiliyoruz. Oysa Allah’ın İlminin derinliğinde sınır var mı..

            Allah c.c. cümlemizi razı olunan kullarından eylesin.

            Selam ve dua ile..

          • Mustafa _/) diyor ki:

            Ve aleykümusselamu ve rahmetullahi ve beraketuhu..

          • NİLGÜN diyor ki:

            Tekrar selamun aleyküm Mustafa Bey;

            Öncelikle her zamanki nazik ve özenli üslubunuzla yazdığınız cevaba teşekkür ederim. Yazdıklarınıza ne kadar katıldığımı söylememe bilmem gerek var mı? Özellikle ”tebliğ veya emr-i bil ma’ruf nehy-i anil münker konusunda izlenen yolda 3 köşetaşı ve kendi üslubunca dile getirip karşındaki o üsluptan anlayabilen birisi mi, yahut o üslup o kimseye hitap ediyor mu?” ifadeleriniz burada yorum yapan veya halkayı genişletelim bu zamanda her mümin kulda olması gereken özellikler olarak görüyorum. Aslında üslup konusu o kadar geçiştirilen bir mesele ki önemini ne yazıkki toplum henüz idrak edebilmiş değil. Maksadımız üzüm yemek de olsa bağcıyı dövmek atasporu haline gelmiş :-) Bilmiyorum toplumumumuzda bunu nasıl değiştirebiliriz. Babamın bize öğütlediği gibi güzel örnek olmaya çalışıyorum, ve tabii ki güzellikleri nerede görürsek görelim takdir etmeye, bu güzellikleri çoğaltması için Rabbimize dua etmeye dikkat ediyorum. Allah sizin gibi beyefendilerin sayısını arttırsın, aslında bilgi birikimi ve dini bakımdan dolu olan yanlışlıkları düzeltme gayesinde olan ama belki alıştığı tarzdan dolayı, belkide fark etmeden doğruyu söylerken insanları istemeden kıran kardeşlerimizinde üslubunu sizinki gibi kılsın. Peygamber Efendimiz (sav) bedevilere bile yaptıkları onca yanlışa rağmen nasıl ve ne şekilde tebliğ yapmıştır arada düşünmek lazım.

            Tesbitinize gelince sizi yanıltmış olmaktan üzüntü duydum. Benim kırık bir yada birkaç gönül derken kastettiğim yukarıdaki yorumlardan takip ettiğim Ayşe hanımefendi ve aynı durumdaki temiz hanımefendilerdi. Tabiiiki kalbimiz mümin kardeşlerimiz adına kırık. Ama hamdosun kişisel imtihanım o yönde değil. Yaklaşık 1,5 yıldır evliyim ve Allah’ıma hamdü senalar olsun gözümün ışığı, gönlümün efendisi, inşallah beraber haşr olacağımız, dünya ve ahirette ayrı kalmamak için her türlü çabayı gösterdiğimiz, dünyanın bütün zorluklarına karşı birbirimizi desteklediğimiz, birbirimizin yüzüne gülümsemeden 10 sn dahi bakamadığımız, birbirimizin üstüne titremekten zevk aldığımız, ilk tatilimizde beraber umreye gittiğimiz Rabbimin en büyük nimetlerinden biri olan beyefendi bir kocam var. Allah (cc)’u her mümin kardeşime bizimki gibi evlilikler versin bizimkinide daim etsin inşallah.

            Daha önce belirttiğim gibi çok fazla kendimden bahsetmeyi veya duygusal biri olmam bakımından tanımadığım insanlarla polemiğe yol açıp incinebileceğimi düşünüp yorum yapmadım. Şu anda bunları da madem sınırlı da olsa yorum yapmaya başladım, daha önce rastladığım ve beni çok üzen, bir mümin kardeşimin ”buradaki yazılara bakarak evlenmekten korkuyorum” ifadesine binaen yazdım. Korkmayın kardeşim, inanın çok çok iyi evliliklerde var. Hele de Kur’an ve sünneti merkezinize koyduktan sonra herşey o kadar güzelleşiyor ki anlatamam, cemaatle kılınan namazlar, sabah namazına uyandırmalar vs vs. Evlilik arefesindeyken babam bana ve eşime aranızda anlaşmazlık çıktığında annelerinize veya babalarınıza koşmayın. Kimin haklı kimin haksız olduğu konusunda sadece Kurana ve sünnetlere bakın, meseleleri o şekilde çözün, tabiiki bir büyük tavsiyesi almak istediğinizde veya yardım durumunda biz daima buradayız” dedi.Peki hiç mesele çıkmıyor mu? Dönüp 1,5 yıla bakıyorum hatılayabileceğim bir meselemiz olmadı. Ufak tefek yanlış anlaşılmalar, veya dozunda kıskançlıklar babamın verdiği reçeteyle kolayca çözüldü :-) Hatta bu sitedeki bir yorumcu ”mümin evliliğinde çok mutlu olamaz, onun imtihanıdır” gibi (yanlış olmasın kelimeleri tam hatırlayamıyorum) bir ifade yazmıştı. Çok üzülmüştüm. Kendisine güvendiğim bilgili insanlara danıştım da sonrasında biraz rahatladım :) Bu arada ilk tatilimizdeki umre ye annem, babam, kayınvalidem ve kayınpederimle çıktık. Etraftaki insanların şaşırmalarına ve yanlış yapıyorsun demelerine rağmen. Ve çok güzel geçti :-)

            Son bir anektot olarak şunu belirteyim ki buradaki bir çok önyargıya uymayan biriyim. Biraz yorucu ama fıtratıma uygun bir işte Allah rızasını gözeterek çalışıyorum, eşimden yaş itibariyle büyüğüm, ailem beni gerçekten zamanın normlarına göre ortalamanın çok üstünde bir özenle büyüttüler. Üniversitedeki bir arkadaş ”ilerde eşinin babanın evinde de mi şunu şunu gördün diyemeyeceği tek kız herhalde sensin” derdi. Akademik anlamda başarılıyım. Maddi anlamda Türkiye ortalamasının üstünde kazanıyorum. Bunlar siteden anladığım kadarıyla negatif özellikler :-) Ve bu özelliklerim muhtemelen buradaki insanlar gibi düşünecek taliplerimi korkutmuş olabilir. Lakin eşim gibi (Allah ondan razı olsun) sağlam iradeli ne istediğini bilen ve zahire takılmayıp insanı asıl insan eden özelliklerine bakan birisi için asla ehemmiyetli olmadı. Israrla talip oldu ve talebin arkasında inaçla durdu (yanlış anlaşılmasın, yaş nedeniyle eşimi ilk tekliflerinde geri çevirmiştim) ve beni de ikna etti. Tabii ki kalplerin elinde olduğu Rabbimiz de niyetimizin temizliğiyle orantılı kalplerimizi birbirine ısındırdı ve kalbimize sevgiyi nakşetti çok şükür. Kapitalist düzen gözüyle bakıldığında diğer taliplerime göre spektrumun daha başlangıç noktasına yakın olmasına rağmen bende eşim gibi zahire önem vermeyen biri olduğum için eşimin nasıl biri olduğunu idrak etmeye başlayınca teklifini kabul ettim ve geri kalan süreçten bu güne kadar hiçbir zorluk çıkarmadım. Etrafın sözlerine kulaklarımı kapadım. Ben ona cariye oldum, o bana sözün geri kalanının manası güzel olsada eşim için kullanmak bana ağır geliyor :) o da çok çok iyi oldu diyelim :-) Az önceki zahirde görülen özelliklerimden hiç biri eşime karşı en ufak bir saygısızlık veya ihmarkarlık nedeni olamaz. Veya vazifelerimi yapmama özrü olarak görmüyorum. Çünkü annem ve babam kalbinde Allah korkusu olan insanlar. Ben okurken annem hep”kızım insan cumhurbaşkanıda olsa evinde evinin hanımefendisidir, ünvanlar dışarıda kalır” derdi. Ailem imanlı, güzel ahlaklı ve vicdanlı yetişmemiz için ellerinden geleni yaptılar ve dualarıyla devamlı desteklediler. İnanırmısınız bilmem, işim eşimden geç başlamasına raqğmen erken kalkarım, sabah namazından sonra akşamki yemeği hazırlarım. Bu sayede akşam gelince yarım saatte çok güzel yemekler pişiyor. Eşim bu konuda seçicidir :) Eşimden önce eve geliyorum, kapıyı ona ben açıyorum. 1,5 yıllık evliliğimde eşim geldiğinde kapıyı açamamış olmam bir elin parmaklarını geçmez ve bu da onun bildiği ve tasvip ettiği nedenler içindir. Evimin temizliğine ve düzenine dikkat ederim, eşim için yemek yaptığım kıyafetimi çıkarıp yemek kokusu sinmemiş sadece eşime hitap edecek kıyafetler giyer, üstüme başıma çekidüzen veririm. Bazen çok daha rahat eşofman alternatifi cazip gelse de işe giderken kendimize çekidüzen veriyoruz, ömrümün merkezindeki insan için neden uğraşmayayım diyorum. Bizi yakınen bilen insanlardan bazıları kendimi yıprattığımı ve rahat etmediğimi söylüyorlar, ama burası zaten rahat etme yeri değil ki, kaçırdıkları nokta o. Hem severek yapınca insana da yük gelmiyor. Hem spor salonlarına o kadar para yığmaya gerek kalmadan form da oluyorsunuz :-) Tabii ki bu işin şakası :). Tahmin edebileceğiniz gibi eşim de bana karşı her zaman aşırı şefkatli ve sevgi doludur. Ve bu evimizi cennetten bir bahçeye çeviriyor. Tabiki örnekler herkesi kapsamaz. Bunun farkındayım ama buradan mutlu yuvalar kurmak istiyenlere naçizane önerim her türlü konuda her çeşit önyargıyı bir kenara koysunlar. İnşallah bizimkiler gibi hatta daha fazla mutlu evlilikler kurarlar. Evli kardeşlerimizin evlilikleri cennet bahçesine döner inşallah. Evlilikten korkmayın :)

            Konuyu çok dağıttım ama başa dönecek olursam tekrar Allah sizden razı olsun Mustafa Bey,

            Selam ve dua ile…

          • Gulpembe diyor ki:

            Nilgun hanim, iyi ornekleri paylasma aliskanligimizi yok maalesef; bu biraz nazardan korkuldugu icin oluyor. Diger yandan sunu goruyorum ki mutlu insanlari bu toplum sevmiyor; mutlu tablolar onlara gore ukalalik yada kibir ornegi. Insanlarin yaklasimi gayrete gelmek degil; ibret almak uzere yani kotuyu duymaya daha egilimli.. Damdan dusenin halini Damdan duser anlar tabii ama henuz dama cikip yukseklere yelken acmak niyetindeki insanlarin idealizmini kirmaya gerek yok. Yeni nesil erkekler kendilerini ifade etme ve duygularini tanima noktasinda seleflerinden daha öndeler. Bunda sosyal hayatta kadinlarin daha fazla rol almaya baslamsiyla kattklari yumusatici ve demokratik havanin, cinslerin birbirini taniyarak buyumesinin de etkisi var.
            uslub farki biraz da bundan kaynaklaniyor yani yeni nesil erkeklerden daha umitliyim acikcasi.
            Sizin daha fazla yazmaniz bu karamsar tablonun kirilmasina da yardimci olur; hep sikayet ve aglamak islami degil. Rasulullah ” kalbim aglar, yuzum guler” buyuruyor. Insanlar borclu cikmamak adina selam vermiyor, tebessum etmiyor sokaklarda. Aslinda bu sitenin karamsar havasi sokagin bir izdusumu sadece; o yuzden iyi ornekler anlatilmali ki sokaklar degissin.

          • Süleyman diyor ki:

            Böyle güzel tabloları görmekte önemli. Vurdumduymaz bir yapım olduğundan dolayı kötü evlilikler hakkında yazılanlar ve pişmanlıklar beni çok sarsmıyor ama genede o kadar çok anlatılmış ki insan biraz ürkebiliyor.

            Nilgül Hanım

            Yazınız/yorumunuz çok güzel olmuş. Her bireyin bir mesleği, hobisi, zanaati veya ilgilendiği bir spor dalı olmalı. Öbür türlü kişiler çevresine ve etrafına dadanıyor. Kendini ve çevresindekileri mutsuz ediyor. Bende şahsen eşimin (bu bir meslekte olabilir ama zorunlu değil) bir uğraş sahibi olmasını arzu ederim bu güzel birşey. Sadece çocuk sahibi olunduğu zaman bu uğraşının çocuğun maddi ve manevi gelişiminin önüne geçmesini istemem.

            Özellikle yorumunuzda ebebeynlerinizin olgun tutumları dikkatimi çekti. Ben henüz bekarım. Evlilik söz konusu olduğu zaman hemen aileye bakıyorum çünkü çoğu şey aile de bitiyor. Babanızda annenizde iyi aileye çok iyi bir örnek. Zira aile hakikaten işleri kolaylaştırıyor. İyi bir aile sahibi olmak hakikaten iyi bir eş gibi Allah ın verdiği en büyük nimetlerden. Benimde elhamdülilah çok sevdiğim ve benim işlerimi kolaylaştıran, önümü açan, hayrı tavsiye eden bir annem ve babam var. Allah a sonsuz hamd olsun bu nimetler için.

            Ben özellikle böyle güzel tabloları anlattığınız için teşekkür ediyorum. Allah aile huzurunuzu daim eylesin. Eşinizle muhabbetinizi arttırsın. İyi be güzel evlatlar nasip etsin.

            Birde son olarak sanırım akademisyendsiniz.Arş. Görevlisi vb. (Kariyer demiyorsunuz ama akademik başarı diyorsunuz diye:)

          • NİLGÜN diyor ki:

            Esselamun Aleykum

            Değerli Gülpembe ve Süleyman kardeşlerim, güzel yorumlarınız için teşekkür ederim.

            Normalde hiç yorum yapmayan ben çok sık yorum yapmaya başladım, bu beni biraz korkutuyor :-) Neyse, hayırlısı.

            Süleymen Bey, çocuk ile ilgili yazdıklarınıza ben de eşim de katılıyoruz. Zaten inşallah evladımız olunca izinlerden sonra belli bir süre ücretsiz izin alma tercihi gündemimizde. Çocuk konusunda annenin çok büyük vazifeleri olduğunu biliyorum, ama günümüzdekinin aksine aşırı korumacılıktan, bireyselliğini zedeleyecek kadar düşkünlükten yana değilim. Tabii ki anne şefkatinin zararlı olduğunu söylemiyor veya onu küçümsemiyorum ama günümüzde yetiştirme normlarının değiştiği bir gerçek, ve sonuç olarak da şu an yakındığımız bir nesil meydana geldi. Eskilere bakıyorum çocuklar henüz 4 yaşındayken uzak bir şehirde medrese eğitimine başlıyorlarmış. O annelere şefkati yetersiz mi diyeceğiz. Ve nasıl bir nesil çıkmış ortada. Şu an ise yeni nesil bizi karamsarlığa gark ediyor. Şimdilerde Türk çocuklarında konuşma yaşı neredeyse eskiden hafızlık yaşı ile eşitlendi. Kısaca kız veya erkek evladımı cam fanustaki kırılacak bir kristal gibi değil, her türlü kötülükten elimizden geldiğince korurken gerekli iman, bilgi, ilim, güzel ahlak ve şahsiyet kazandıracak şekilde yetiştirmeye çalışacağız. Ve kendimizi bu konuda geliştirmeye çalışıyoruz. Rabbim bizleri ve tüm mümin aileleri muaffak eylesin.

            Bunun haricinde işim ve daha önce belittiğim bu sitenin genel sakinleri tarafınca negatif görülen özelliklerim bilakis bizim için çok büyük artılar oldu. Hayatımızı güzelleştirdi. Tabiki bu sadece benden kaynaklanan bir durum değil, karşımda kocam gibi beyefendi biri var. Eskiler güzel söylemiş ”su gelir iki taştan, iyilik iki baştan” :-) Sanırım anlatmak istediğimi herkes anladı. Onun için henüz evlenmemiş kardeşlerime tavsiyem önyargılarınızdan kutulun ve müstakbel eşinizin hanımefendiliğine, beyefendiliğine, şahsiyetine, Allah korkusuna, imanına, temiz ahlakına, üslubuna (sadece size karşı değil, diğer insanlara da özellikle de astlarına ve ailesine davranış ve üslubunu kastediyorum) ve tabii ki ailesine dikkat edin. Bu arada dış görünüşün tamamen önemsiz olduğunu asla savunmuyorum. Evlenecek kişiler kesinlikle birbirinden hoşlanmalı, yalnız şu da bir gerçek ki gönül sevdiğine güzel dermiş :-) Allah hepimize güzel yuvalar nasip etsin.

            Ailem konusunda da çok haklasınız. Rabbimin bana verdiği en büyük nimetlerden. İnşallah bizde çocuklarımızı öyle yetiştirebiliriz. Ve tabiiki evlenirken eşinizin ailesini dikkate almalısınız. Zaten siz bu düşünce yapısındayken inşallah çok güzel bir yuva kurarsınız. :-)

            Son olarak bu çok güzel dualarınız için çok çok teşekkür ederim. Rabbim size misliyle versin inşallah. Bu arada dikkatiniz çok yüksek. Evet genel geçer mesleğimin üzerine akademisyenlik gülünü eklemeye çalışıyoruz. Bu hem fıtratıma daha uygun hemde insanlara daha fazla ulaşıp fayda sağlayabilirim gibime geliyor. Aralık ayında ciddi bir sınava gireceğim. Tüm mümin kardeşlerimin dualarına talibim. Malum müminin mümine duası makbul dualardan :-)

            selam ve dua ile…

      • hüzün gecesi diyor ki:

        Sayın Abdullah Bir Bey,
        Öncelikle şunu belirtmek isterim ki;siteyi 1.5 yıldır takip ediyorum ve mümkün mertebe yorumlara da göz atıyorum. Siz ve sizin gibi birkaç yorumcuyu özellikle okuyorum. Tecrübelerinizi buradan, yola yeni çıkanlar için paylaşmanız çok güzel. Hatta bazen sizin de sitede yazı yazmanızın faydalı olacağını düşünmüşümdür. Dikkatimi çeken bir nokta var ve o yüzden yorum yapmak istedim. Bu YABANCI alternatif konusunu birkaç yorumunuzda dile getirdiğinize şahit oluyorum ve bu konuya bir haşiye açmak nevinden bir iki kelam etmek isterim.
        Evet günümüzün olanaklarıyla erkeklerin YABANCI HANIM alternatiflerine ulaşmaları mümkün. Benim merak ettiğim mevzu MÜMİN ERKEKLER için, gözünü haramdan sakınan, okul iş vb ortamlara girmek zorunda kalsa da başını yerden kaldırmayan, gerek olmadıkça erkeklerle konuşmayan, okul tatil dönüşlerinde vs erkekler el uzatacaklar diye ortamı terk eden ya da köşe kapmaca oynayarak haramdan sakınan, gülüşünü bakışını özetle kadınsı hallerini sadece HELALİNE saklayan, bazı zorunluluklar nedeniyle çalışıyor olup kendine diyanet noktasında denk biri çıktığı taktirde işi gücü bırakıp-velev kadrolu dahi olsa- evinin hanımı, çocuklarının annesi olmayı dileyen YERLİ HANIMLAR mı yeğdir yoksa iman ve İslamiyetten bihaber eşine sıra gelene kadar türlü türlü yollardan geçmiş YABANCI HANIMLAR mı yeğdir???
        Yabancı hanımların tercih nedeni olduğu savunulan mevzu, çiftler problemlerini kabul edip çözme gayreti içinde olduktan sonra aşılamayacak sorunlar değildir diye düşünüyorum. Aşılamayacak bir şey varsa, o da bazı erkeklerin sapkın görüşleridir. Sırf bu yüzden 1 aylık, 11 aylık evliliğini bitirip boşanmak zorunda kalan kızlarımız da var. Eğer yazılacaksa bir şeyler biraz da bu, baştan iyi görünen ama sonradan çirkef olduğu anlaşılan erkekler için yazılmalı. Bir de NİŞAN akdinin NİKAH akdi gibi olmadığını anlamayan, karşısındaki kişi henüz helali olmadığı halde el ele olmaktan yani HARAMDAN sakınmayan muhafazakar (!) gençler ile ilgili de nasihatlerinizi görmek isteriz açıkçası.
        Bu vesileyle çoookk yakın bir tanıdığımın yaşadığı vukuatı aktarmak isterim. Bahsettiğim kişi internet vesilesiyle yurt dışından bir bayana ulaşmış ve onunla evlenme kararı almıştı. Karşı taraf da bu ülkeye geldikten sonra erkeğin istediklerini (örtü namaz vs.) yapmaya hazır olduğunu söylüyordu telefonda. Geleceği zaman gümrükteyim şu kadar lira lazım gönderin deyip, paraları alıp olduğu yerde kaldı. Sonuç: Elde ne kadın var ne de para. (Karar onları tercih edecek erkeğe kalmış artık….)
        Netice-i Kelam: Her iki cinsten de iyiler ve kötüler mevcuttur. İMTİHAN SIRRINA binaen olsa gerek iyiler iyilere, kötüler de kötülere denk gelmeyebiliyor. Hayatta herkesin bir imtihanı var ne de olsa. Kimi hastalıkla sağlıkla kimi de yoksulluk zenginlikle kimide eş ve evlat ile imtihan olunur.

        Binler selam ve dua ile…

        • .:. diyor ki:

          Giden miktar büyük müydü ?

          • hüzün gecesi diyor ki:

            2009 yılı için ve benim bildiğim kadarıyla 2000-2500 tl idi. Kişi aylık belli bir geliri olan birisi olmayınca doğal olarak onu fazlaca vurdu bu durum.

        • Abdullah Bir diyor ki:

          Sayın Hüzün Gecesi

          “Tecrübelerinizi buradan, yola yeni çıkanlar için paylaşmanız çok güzel. Hatta bazen sizin de sitede yazı yazmanızın faydalı olacağını düşünmüşümdür. ”

          İltifatlarınız için teşekkür ederim. Biz sadece Bilgimizin sadakasını ve zekatını vermeye çalışıyoruz. Ayrıca bu sitede yazmak ile ilgili düşüncenizin muhatabı ben değil Sayın MARAŞLI dır.

          “MÜMİN ERKEKLER için, gözünü haramdan sakınan, okul iş vb ortamlara girmek zorunda kalsa da başını yerden kaldırmayan, gerek olmadıkça erkeklerle konuşmayan, okul tatil dönüşlerinde vs erkekler el uzatacaklar diye ortamı terk eden ya da köşe kapmaca oynayarak haramdan sakınan, gülüşünü bakışını özetle kadınsı hallerini sadece HELALİNE saklayan, bazı zorunluluklar nedeniyle çalışıyor olup kendine diyanet noktasında denk biri çıktığı taktirde işi gücü bırakıp-velev kadrolu dahi olsa- evinin hanımı, çocuklarının annesi olmayı dileyen YERLİ HANIMLAR mı yeğdir yoksa iman ve İslamiyetten bihaber eşine sıra gelene kadar türlü türlü yollardan geçmiş YABANCI HANIMLAR mı yeğdir???”

          İnsanların en büyük yanılgılarından bir tanesi zaten bu PEŞİN HÜKÜMLÜ OLMAK, ÖN KABUL, ŞARTLANMIŞLIK.

          Böyle olunca da mevcut sorunları tanımlamak, tespit etmek; kişiler arası çatışmaları ve anlaşmazlıkları çözmek mümkün olmadığı gibi aksine büyütmek ve daha da karmaşık hale getirmek kaçınılmaz oluyor.

          Örneğin sizin yukarıya alıntıladığım bir paragrafınız da peşin hükümlü olmanızın getirdiği tam 8 tane YANLIŞ ÖN KABUL var.

          1- Takvalı bekar Müslüman bir kadın ÇALIŞMAK ZORUNDADIR. Evlenince işini bırakabilir.

          2- Ülkemizde ki mevcut ortam ve şartlarda kadının çalışması vede aynı zamanda takvalı olması MÜMKÜNDÜR.

          3-Yerli hanımların hepsi masum, namuslu ve göründüğü gibi temizdir.

          4- Bir kadının en önemli ve ilk görevi EVİNİN HANI; ÇOCUKLARININ ANNESİ OLMAKTIR.

          5- Müslüman erkeklerin tamamı evlenecekleri kadının öncelikle iyi bir ev hanımı ve iyi bir anne olmasını hayal ederler.

          6- Türk kadını haricinde ki her yabancı kadın FAHİŞE dir, tövbe etmek istemezler her zaman öyle kalacaklardır.

          7- Türk kadını haricinde ki yabancı kadınların hiçbirisi Müslüman değildir veya hepsi KAFİR dir, değişmezler ve öyle kalmaya mahkumlardır.

          8- Ve en önemlisi de ( net olarak olmasa dahi) benim insanlara yabancı bayanları tavsiye ettiğim suçlaması.

          Tespitlerimizden sonra gelelim cevap ve çözüm önerilerine…

          Bir kez daha net olarak ifade ediyorum ki benim “yabancı bayanlar” ile ilgili sözlerim bir TEKLİF ve DAYATMA DEĞİLDİR.

          Benim bu konuda ki ifadelerimin tamamı mevcut ama görülmeyen YAŞANMIŞLIKLARIN TESPİTİ ve yabancı bayanların kendilerini seven ve velinimeti olan kocaları olan erkeklere değer verme, sahip olma, onları mutlu etme konularında emsalleri olan Türk kızlarından daha fazla çaba harcadıkları ve başarılı olduklarını, bu nedenle de zaten evlenememekten şikayet eden Müslüman Türk kızlarının alternatifi olduklarını göstermektir.

          Özetle bizim sözlerimiz TEKLİF değil TESPİT dir.

          tespitlerinde çevremizde yaşanan örneklerden elde edilmiş bilgiler olduğunu ve bu bilgileri elde ettiğimiz verilerin (yabancı kadınlar ile evliliğin) son zamanlarda NEDEN ve NASIL arttığını, bununda önemli bir bilgi olduğunu söylemekten başka bir şey değil.

          “Bir de NİŞAN akdinin NİKAH akdi gibi olmadığını anlamayan, karşısındaki kişi henüz helali olmadığı halde el ele olmaktan yani HARAMDAN sakınmayan muhafazakar (!) gençler ile ilgili de nasihatlerinizi görmek isteriz açıkçası.”

          Ezeli ve küllü ilim sahibi olan yaratıcısını dinlemeyen kulların bu konuda ilmi olmayan benim gibi birisinin sözlerini dinlemesi ve gereğini yapması ne kadar mümkün olur bilmiyorum ama ben yine de söyleyeyim.

          ” İslam da zararın önlenmesi faydanın sağlanmasından önce gelir” Bu nedenle ister evli, ister nişanlı isterseniz bekar olun ama ne olursa olsun ZİNA’ya yanaşmayın”

          ” kişi internet vesilesiyle yurt dışından bir bayana ulaşmış ve onunla evlenme kararı almıştı. Karşı taraf da bu ülkeye geldikten sonra erkeğin istediklerini (örtü namaz vs.) yapmaya hazır olduğunu söylüyordu telefonda. Geleceği zaman gümrükteyim şu kadar lira lazım gönderin deyip, paraları alıp olduğu yerde kaldı. Sonuç: Elde ne kadın var ne de para”

          Bu konuda haklısınız. Bunca uyarıya rağmen internette gördüğü sahte bir fotoya aldanarak kendisini “Sinek misinanın ucundaki yeme av eden sazanlar” var mı var.

          Ama sizde kabul edersiniz ki yabancı bayanlar ile tanışmanın ve evlenmenin sadece bir yoludur internet, ama tek yolu değildir.

          Kaldı ki zengin bir koca bularak evlenip 2 ay sonra eften püften bir konudan dolayı çongar çıkartıp boşanmak için mahkeme kapısında sabahlayan ve evli kaldığı iki aylık sürenin karşılığında 2 aylık kocasından bir ömür boyu HARAÇ almakla internette dolanırırcılık yapmak arasında sadece YÖNTEM farkı vardır…

          • hüzün gecesi diyor ki:

            Selamün aleyküm Abdullah Bir Bey,
            Bir paragrafıma nazaran bazı analizlerde bulunmuşsunuz ve sadece belli bir konuda yaptığım kısa bir açıklama için bende olmayan bir düşünceyi o paragrafa bakarak çıkarmışsınız. Neden derseniz;
            1- Takvalı bekar Müslüman bir kadın ÇALIŞMAK ZORUNDADIR. Evlenince işini bırakabilir.
            Ben kadın çalışmak zorundadır demedim yazdığım bu paragraftan bu anlam çıkmıyor ama şu çıkıyor: Eğer ki bir ZORUNLULUK nedeniyle çalışıyorsa ve elhamdülillah müslümanım diyorsa İslam’ın ona çizdiği sınırlara riayet etmesi gerekiyor. okul iş vb ortamlara girmek zorunda kalsa da…. diye devam eden cümle ile sıraladıklarım takvalı olup çalışabilir anlamına gelmez. Şu bir gerçek ki evde olanların kendilerini haramdan sakınmaları bir derece daha kolaydır. Ama dışarıda olmak ZORUNDA OLANLARIN öyle mi? Kız olsun erkek olsun hiç fark etmez öyle bir zamandayız ki sağa dönseniz haram sola dönseniz haram devam ediyor bu zincir. Diz kapağını aşan eteği giyen hanımları gördüğümüzde bizler de (hemcinsimiz olsa bile avret olduğundan) bakışlarımızı indirmek zorundayız.Bu konuyu nazara vermemin sebebi buydu.
            Sadece bu yoruma bakarak hüküm çıkardığınız için, benim başka platformlarda kadınların çalışma meselesi tartışıldığında bazı hemcinslerimin Hz. Hatice (r.a) validemizin de ticaretle uğraştığını çalışıyor olmalarına dayanak gösterdiklerinde ; Hz. Hatice(r.a) hicretten önce vefat etmiştir. Doğal olarak Kuranı Kerimin bütün hükümlerine muhatap olmamıştır. Muhatap olmadığı hükümlerden de sorumlu tutulamaz gibi bir tepki verdiğimi bilmiyorsunuz. Küçük bir kesitle GENEL yargılara varmak YANLIŞ olsa gerek. Bana bu konuyla ilgili soru sorulduğunda verdiğim cevap bellidir: İslam’da kadının çalışma zorunluluğu YOKTUR. Bekar iken babası erkek kardeşleri, evlendiğinde kocası, kocası yoksa devlet onun geçimini temin etmekle yükümlüdür.(şu anki devletin bazı memurları dul maaşı verdiği hanımlara yoklama yaparken bazılarına niye uygun birini bulup evlenmediklerini de soruyormuş orası da ayrı bir trajedi.) Farkındaysanız hayat herkesin karşısına aynı imkanlarla çıkmaz ve çıkmıyor da. Nefsimin bu yöndeki kusurlarını biliyorum elhamdülillah ve kendime dini kılıf uydurmaya çalışmıyorum.
            2- Ülkemizde ki mevcut ortam ve şartlarda kadının çalışması vede aynı zamanda takvalı olması MÜMKÜNDÜR.
            Ben, Türkiye’de günümüz şartlarında harama bulaşmadan çalışılacak bir kurum olduğunu düşünmüyorum Diyanet bile olsa…
            3-Yerli hanımların hepsi masum, namuslu ve göründüğü gibi temizdir.
            Böyle bir iddiam yok Ben başını kapattığı halde nargile tüttüren kız da gördüm. yerli hanımların hepsi MASUM OLMADIĞI GİBİ hepsi de FEMİNİZM DALGASINA KAPILMIŞ DEĞİLDİR.
            4- Bir kadının en önemli ve ilk görevi EVİNİN HANI; ÇOCUKLARININ ANNESİ OLMAKTIR.

            5- Müslüman erkeklerin tamamı evlenecekleri kadının öncelikle iyi bir ev hanımı ve iyi bir anne olmasını hayal ederler.

            Helal dairesi geniştir keyfe kafi gelir.
            6- Türk kadını haricinde ki her yabancı kadın FAHİŞE dir, tövbe etmek istemezler her zaman öyle kalacaklardır.

            7- Türk kadını haricinde ki yabancı kadınların hiçbirisi Müslüman değildir veya hepsi KAFİR dir, değişmezler ve öyle kalmaya mahkumlardır.

            Burda yanlış anlaşılmaya sebep olan benim ve özür dilerim. Yabancı hanımların hepsi öyle demek istemediğim halde BAZI ifadesini eklemeyi unutup genelleme şeklinde algılanmasına ben sebep oldum.
            8- Ve en önemlisi de ( net olarak olmasa dahi) benim insanlara yabancı bayanları tavsiye ettiğim suçlaması.
            Size böyle bir şey söylemek istemedim sadece bazı yorumlarınızda bunun üzerinde durmanız dikkatimi çekti.Yanlış anlaşıldıysam ya da kırıldıysanız hakkınızı helal edin.
            Çevrenizdeki örneklere dayanarak bunu ifade ettiğinizi söylemişsiniz. Benim çevremde gördüğüm örneklerden biri de bir tanıdığın evlendiği kişinin temiz olmadığı anlaşılınca kısa sürede boşanmış olması gerçeğidir. Farklı çevreler farklı yorumlamalara neden olmuş doğal olarak.
            Henüz helal daireye girmeden rahatlık gösteren erkeklere de nasihatler vermenizi yazmamın sebebi, yorumlarınızın genel olarak evlilikte de evlilik görüşmesinde de kızlar suçluymuş gibi bir algı oluşturması. (belki sadece ben de öyle olmuştur bilemeyeceğim.)

            Kaldı ki zengin bir koca bularak evlenip 2 ay sonra eften püften bir konudan dolayı çongar çıkartıp boşanmak için mahkeme kapısında sabahlayan ve evli kaldığı iki aylık sürenin karşılığında 2 aylık kocasından bir ömür boyu HARAÇ almakla internette dolanırırcılık yapmak arasında sadece YÖNTEM farkı vardır…

            Burada yazdıklarınıza harfiyen katıyorum. Boşanmış beylerin sitede yaptığı yorumlar korku filmi gibi adeta. İnsanın inanası gelmiyor çünkü akıl ve mantık kabul etmiyor. Boşanmak için evlenmek…. Bu kadının fıtratına fazlasıyla aykırı bir durum. Çünkü o bir kişi olsun ve ömür boyu olsun ister ve o evlilikte rızay-ı ilahinin kapısını aralayabilmişse eğer ebedi saadete de birlikte gitmek ister. Günümüz toplumuna uygulanacak acil eylem planı : Fabrika ayarlarımıza geri dönmek olsa gerek…
            Bir de yukarıdaki yorumunuza istinaden şunu söylemek istiyorum. Görünüşte sadece Ayşe hanıma yazılmış gibi olsa da kızlarımız ifadesiyle bizi de kapsıyor. Günümüzün 25 yaş ve üstü olan kızları sizin dediğiniz gibi kızım sen birtanesin vs cümlelerle büyümemişlerdir. Varsa çok küçük bir azınlık olsa gerek. Biz tam tersi “Elin kızı şöyle, elin kızı böyle, işin benim zanaatın senin, sizi alan akşamdan alır sabah kapının önüne koyar ” gibi cümlelerle bugünlere geldik psikolojik olarak biz de yetersizlik ve eziklik hissi oluşturabileceği hiç düşünülmeden…..
            Sürçü lisan ettiysem hakkınızı helal edin. Saygılar.

          • Abdullah Bir diyor ki:

            Sayın Hüzün Gecesi

            “Küçük bir kesitle GENEL yargılara varmak YANLIŞ olsa gerek”

            Bu ifadeniz genel anlamda ve sıradan insanlar için doğru bir tespit. Ama ben bu kategoride değilim…

            Daha önce bir çok kez bu platformda deklare ettim. Bu sitenin müdavimleri biliyorlar ama ya sizin dikkatinizden kaçtı veya görmediğiniz için benim uzmanlık alanımın SOSYAL İLETİŞİM-İLETİŞİM SOSYOLOJISI olduğunu tekrar tekrar yazmak zorunda kalıyorum.

            Özetle benim işim veri analizi, yani eldeki az bilgiyi tahlil ve analiz ederek çok bilgiye sahip olmak, elde edilen veriler ve bilgiler ile kişiler ve olaylar hakkında sonuca varmak.

            Bunu ispat etmek için ( sizin hiç bir yorumunuzda açıkça belirtmediğiniz, ima etmediğiniz, sizi şahsen tanımadığım halde sadece yorumlarınızdan yola çıkarak) sizin hayatınız hakkında bir kaç bilgiyi-tahmini burada paylaşmak istiyorum.

            Diğer kardeşleri erkek, 3 veya 5 çocuklu bir ailenin ( yaşca veya eylemsel anlamda en büyük çocuğu) 29-32 civarında bir yaşta, özellikle annesinin “kendisini sürekli başkalarının kızlarıyla kıyaslaması, ekmeğini eline alması veya meslek sahibi olması konusunda yaptığı baskılar ve dayatmalar nedeniyle inançları, mahalle baskısı ve mecburiyetleri arasında sıkışan, ruhunda ve hayatında “gel-git” ler yaşamış-yaşayan; istediği tek şey kendisini seven ve sahip çıkan bir kocaya ve içinde çocuk cıvıltılarının eksik olmadığı cennet bahçesi bir yuvaya sahip iyi bir anne ve hayırlı bir eş olmak olan, ama daha önce nişan veya söz atmış olduğu için evlilik konusunda ince eleyen-sık dokuyan, bu nedenle de halen bekar, anne ve babasına yardım etmek veya hayatını idame ettirmek için istemediği halde çalışmak zorunda olan eğitimci-öğretmen bir bayansınız.

            Lütfen bu yazdıklarımı teğit veya reddetmek için bana cevap yazmayın.

            Benim amacım “bakın ben bu işi biliyorum” demek değil.

            Sadece sizi anladığımı ve analız yapabilme eğitim ve bilgim sayesinde sizin hayatınız ve yaşadıklarınız hakkınızda yukarıda yazdıklarımdan çok daha fazla (isabet yüzdesi yüksek) çözümleme ve tahminler yapabileceğimi göstermek istedim.

            Allah hayırlı insanlar ile karşılaştırsın Cümlen(m)izi… (amin)

          • hüzün gecesi diyor ki:

            Abdullah Bir Bey,
            Lütfen bu yazdıklarımı teğit veya reddetmek için bana cevap yazmayın.
            Öncelikle bu ricanızı kırmak zorunda kaldığım için kusura bakmayın lütfen.
            Yorumunuzu okurken gayri ihtiyari güldüm ve Allah da sizi güldürsün.
            Ve şunu söylemek istiyorum 29-32 yaş civarında değilim henüz 25 yaşındayım daha o kadar yaşlanmadım :) ve 3-5 değil 2 kardeşiz.
            Büyüklerin elin kızı şöyle böyle sözleriyle okumayı tercih etmedim ki zaten onların bana başkasını övdükleri mevzular örgü dantel cinsindendi ben de bunları değil kitap okumayı tercih ediyordum. Çünkü okumayı ve gelişmeyi seviyorum.
            Bir diğer konu bırakın nişan söz atmayı ben henüz böyle bir konuda görüşme yapmış dahi değilim. Zahirdeki sebep insanların engel durumuna takılıyor olmaları gibi görünse de arkadaki hakikat KÜLLİ İRADENİN “OL” DEMESİDİR ve ben bunun idrakindeyim. Elhamdülillahi ala külli hal.
            Eğitim fakültesi mezunuyum orası doğru.
            Ricanızı daha fazla kırmamak ve özel hayatıma dair ayrıntıya girmek istemediğimden bu kadarla yetiniyorum.
            Saygı ve Selamlar….

  18. hakan diyor ki:

    Yazınız için teşekkür ederim. Özellikle Allah’a dua etmemiz tavsiyenizden dolayı yazınız çok güzel olmuş. Evlenememenin bir sebebi de reklamlar. Çocukluğumuzdan beri reklamlarda ekrandan (arzulu bir eda ile) yüzümüze, gözümüzün içine bakan reklam güzelleri biz erkeklerdeki beklentileri çok yükseltti. Belki bu gerçeğin de farkında olursak işimiz kolaylaşır. Herşey imtihan, çok isteyip de evlenemeyenler ise öyle böyle ekseriyetle kaybediyorlar.
    Yorumları kontrol eden arkadaş: teşekkürler.

  19. yürekferyadı diyor ki:

    “kimisi yağmur altında şemsiyesiz dolaştırılır, bela yerine rahmet yağsın üzerine diye.”

    Mesele değer bilip değerini verecek olana tabi olmada. Değerini verebilecek olan mesaisini başka yerlerde kullanmak isteyebilir. her insan ihtimalleri kendi yaptıklarıyla ve karşısındakinin yaptıkları ile azaltır ve azalır.

    Şemsiyeli şemsiyesiz fark eder mi? Birbirine kaynamış iki yürek için…

  20. rabia diyor ki:

    merhabalar sizlerin hangı Dunyadan baktıgınız merak ettim inanın bu kadar erkek ıcın kadın ıcın eleştirır tarzda son bı ay ıcınde görüştüğüm adaylar ve fiyaskolar liste v.s herşey fasa fiso ..insanlar kalmamış.. emin olun bekarlık ben kendi adıma Allah benı koruyor diyorum …yanı bazen tek başınada bir elma olursunuz bu hayat herşeyı yaşatır ve siz tek başına yaparsınız ..kendi başardıklarımı çevrem yuvası olanlar veya olmayanlar yapamıyor ..kişi bireyliğinın farkında yaşayacak .. evlendim 3 ay sonra eşim oldu bilemzsın ılla ıkı kişi hayat veya çocuklar .. yanı bazen yalnızlıktır hayatınız zorlamamak lazım

    • Yalnızadam diyor ki:

      Rabi Hanım.Feministler gibi yalnız yaşamayı tercih eden kadınlara başarılar diliyorum.Allah resulu evlenin diyor siz ise ( ne başardınız bilmiyom) yalnız yaşamayı överek anlatıyorsunuz.Rabbim tüm bekar ve yalnız yaşayan müminlere hayırlı eşler nasip etsin.size de.Aminnn

  21. ahde vefa diyor ki:

    Gayret var,niyet var,istek var…her şey bununla bitmiyor,olsaydı ya…

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Şu an ocak 2019, bu süreçte ders kitaplarından bütün cinsiyet rolleri çıkartıldı ve 162 okul pilot okul olarak seçildi "cinsiyet eşitliğine duyarlı okul" adı altında cinsiyetsiz ...
Devamını Oku

Güzel Söz

" Allah erkeğin eşi ile muhabbet etmesinden memnun olur, bundan dolayı ikisine de sevap yazar.Ve rızıklarını arttırır. (Hadis-i Şerif) "

Kitap

Algı Yönetimi ve Manipülasyon

Algı Yönetimi ve Manipülasyon "Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi" kitabı nasıl kandırıldığımızı çok iyi gözler önüne seren bir kitap. Mücahit Gültekin kitapta bilimsel açıklamalarla birlikte günümüzden ve İslam tarihinden örneklerle  yalın bir ...
Devamını Oku