Gönül Kabı Nasıl Dolar?

24 Haziran 2015Evlilik Okulu, Sema Maraşlı15 Yorum »

7_b“İyilik ederseniz, kendinize iyilik etmiş olursunuz. Şâyet kötülük ederseniz o da kendinizedir.” (İsra suresi; 7. Âyet-i Kerîme)

“Sabret. Çünkü Allah, iyilik yapan, iyi harekette bulunanların mükâfatını zâyi etmez.” (Hud suresi; 115. Âyet-i Kerîme )

Dervişe bir gün sormuşlar:

“Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?”

Derviş “Size farkı gösteriyim.” deyip, önce sevgiyi dilden kalbine indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi sofrada yerlerini almışlar. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar getirilmiş.

Derviş şöyle bir şart koymuş:

“Bu kaşıkların sapının ucundan tutup öyle yiyeceksiniz.”

“Peki” deyip çorbalarını içmeyi denemişler.

Fakat kaşıklar uzun geldiğinden sıcak çorbayı döküp saçmaktan hem kendilerini yakmışlar hem de ağızlarına bir damla bile götürememişler. En sonunda bakmışlar olacak gibi değil sofradan aç kalkmışlar.

Daha sonra derviş, bu defa sevgiyi gerçekten bilenleri yemeğe çağırmış. Onlara da aynı şartı dile getirmiş.

Her biri uzun kaşığını çorbaya daldırmış, sonra karşısındakine uzatarak çorbalarını içmişler. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve sofradan afiyetle, şükrederek kalkmışlar.

Derviş sevgiyi gerçekten yaşayanların farkını soranlara:

“Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse o aç kalacaktır. Ve kim karşısındakini düşünür de doyurursa o da onun tarafından doyurulacaktır. Şüphesiz şunu da unutmayın. Hayat pazarında her zaman alan değil, veren kazançlıdır.”

Hikaye, dinimizin iyilik ve güzel ahlakla ilgili emirlerinin hikmetini güzel anlatıyor. Nefsimizi terbiye edip açgözlülükten kurtulur, başkalarını düşünürsek gönül kabımız da ahiret azığımız da o zaman dolacak. Yoksa bedenimiz doyarken gönlümüz hep aç kalacak.

Bekarlar kendilerini mutlu edecek eş adayını bekliyorlar, nişanlılar nişanlısından dertli, “beni mutlu etmiyor” diye, evlilerin gözü eşinin yaptıklarında ya da yapmadıklarında. Kimsenin kendini gördüğü yok. Erkekler “İyi bir kavvam olmak için ne yapmalıyım?” kadınlar ise “Saliha bir eş olmak için ne yapmalıyım?” sorularını kendilerine pek sormuyorlar.

Rabbimiz, bizi iyilik ettiğimizde mutlu olacak şekilde dizayn etmiş. Fakat maalesef son elli yıldan beri ortaya çıkan özgürlük salgını, bencillik mikrobu ile kitlelere bulaştırıldığı için elimizdeki kaşıklar uzadıkça uzadı, önümüzdeki yemekler çeşitlendikçe çeşitlendi; fakat genel bir açlık hali var. Tüm dünyada depresyon oranları yüzde yüz artarken mutluluk sonuçları da gittikçe aşağı düşüyor. Avrupa genelinde intihar oranları son on beş yılda iki kat artmış.

Eskiden insanlar bir odaya sığıp bir ömür geçirmişler; şimdi ise birkaç odalı evlere sığamıyorlar. Neredeyse her şey varken birkaç eksik yüzünden birbirlerini yiyorlar.

Sevmek en çok ihtiyacımız olan şey; fakat sevmekten çok sevilme derdindeyiz. Elbette sevilmeyi istemek de doğal fakat sevilmek için gayret göstermek gerek; fakat biz direktifler veriyoruz. Zorla ve cepren sevgi almaya çalışıyoruz. Oysa sevgiyi ancak iyilik ederek elde edebiliriz.

“İyilik de eşit değildir, kötülük de. Sen kötülüğü en güzel olan hareketle sav. O zaman görürsün ki seninle kendisi arasında bir düşmanlık olan kimse, sanki yakın/candan bir dost oluvermiştir.” (Fussilet suresi; 34. Âyet-i Kerîme)

Oysa bizler, kötülük edenlere iyilik yapıp sevgi oluşturmayı bırakın, bencilliğimiz ve iyilik beklentimiz yüzünden sevgiyi öldürüyoruz ve en sevdiklerimizle hasım oluyoruz. Büyük aşklarla evlenenler kısa sürede birbirlerine düşman oluyorlar.

“Ben takıntısı” yüzünden bitiyor evliliklerin pek çoğu. “Beni ihmal ediyor, ben böyle bir evlilik istememiştim, ben mutsuzum, ben daha iyisine layığım, ben daha iyisini hak ediyorum…”

Gönül alırken değil, verirken mutlu olmaya programlanmışken eşini sadece onun ihtiyaçlarını karşılayacak bir araç olarak görenlerin gönül kabı nasıl dolar ki?

 

Okunma Sayısı : 9.670

Yorum yapın

“Gönül Kabı Nasıl Dolar?” için 15 Yorum

  1. nevin diyor ki:

    yazılarınız için çok teşekkür ederim.sizi evlilik terapistim olarak görüyorum. Arkadaslarıma da tavsiye ediyorum.Allah ilminizi artırsın.Daim ve kaim eylesin .

  2. sevda diyor ki:

    Sorun o değil kardeş…
    Öyle insanlar var ki, sendekini paylaşmakla yetinmiyor, sende ne varsa alıp götürüyor. Eğer eşin, kayınvaliden, iş arkadaşın,…gibi yakınlarınsa yani mesafe koyamayacağın ve irtibatını sağlıklı ve kesintisiz ve şartsız koşulsuz koruman gereken kişilerse, dini ve ahlaki değerleri de hayatlarına geçirememişlerse, senin vericiliğin onların hayrını artırmıyor; ayrıca sende de sürekli vermekten, sürekli memnun edememekten dolayı yıpranma oluyor.
    Allah rızası için yapabiliyorsan tükenmezsin. Allah rızası için yapmak niyetle ve tevekkülle olur. Bu insanlar senin verme niyetinde olmadığını da alıyorlar, yapma niyetinde olmadığın işi sana zorlayarak yaptırtıyorlar.
    Ölçüsüzce istiyorlar. Oldu bittiye getiriyorlar. Psikolojik baskı uyguluyorlar. Hayatına kendileri yön vermeye çalışıyorlar. Sana akan kaynak yoksa, senden giden seni tüketir.
    Lafın gelişi değil, gerçekten cevap arıyorum Sema Hanım…

    • Yahya diyor ki:

      Sevda hanım,
      Maydanoz olmak istemem :) ama ne demek istediğinizi çok iyi anlıyorum. Ancak mesele bu zaten, iki tarafta aynı hassasiyetlere sahip olsa, iki tarafta sadece ve sadece Allah rızasını düşünse zaten bu mevzuları konuşmayız, sizde bu soruyu sormazsınız.

      Ne yapabilirsiniz, öncelikle siz Allah rızası için yapmaya devam edersiniz.
      Karşı tarafa tatlı tatlı kibarca mazeretlerinizi ve/veya iş bölümü yapmayı teklif edebilirsiniz. Sizi zora sokacak veya kıracak kişilerden veya ortamdan nazik bir şekilde kacınabilirsiniz.
      [“Bir kavgada, erkekliğin %90’ı kaçmak, %10’u da saklanmaktır”, dedikleri gibi kavgadan (problemden) olabildiğince sakınmaya çalışmalısınız]
      Kaçınılmaz olaylara tepkinizi, şikayetinizi, eleştirinizi hemen o saniye göstermemeye çalışın. Bir çok kez 5-10 dak sonra bazen 1-2 gün sonra dile getirmeniz her zaman daha etkili olur.
      Ve en önemlisi, Allah rızası için bu insanlara bazı dini ve ahlaki değerleri hayatlarına geçirmeleri için yardımcı olun. Nasıl mı? kısa 10-15 dak. dini sohbetler veya genel sohbetler düzenlemeye çalışın. Siz yapamazsanızda aile büyüklerine bunu teklif edebilirsiniz. Yaşamış olduğunuz sıkınıtıyı Peygamber efendimizin (sav) hayatından veya sahabe hayatından bulup bu insanlara “nasihat eder gibi değil” tesadüfen karşınıza çıkmış gibi okuyabilirsiniz veya onların okumasını teşvik edebilirsiniz.
      Bu insanlara karşı ASLA ve ASLA dini bir kitap karıştırıp yaşamış oluduğunuz durumun aynısını bile bulsanız ve bu konuda rabbimizin bir emri dahi olsa siz bunu onların önüne koymayın. Dolaylı yöntemlerle bunu bulmalarına vesile olun sadece… 😉 (şöyleki, iş yerinde bir sıkıntı yaşadım ve bu beni olabildiğince rahatsız etti, o hafta cuma namazında hoca cuma hutbesinde o mevzuya değindi…)
      Daha da uzatmak istemem ama her zaman sabır ve dua ile Rabbimizden destek isteyiniz..
      Sema hanımın da tavsiyelerini duymak isteriz.

      Allah yardımcınız olsun!

      • .:. diyor ki:

        “Bir kavgada, erkekliğin %90’ı kaçmak, %10’u da saklanmaktır”

        Geriye birşey bırakmadın .:)

        Kavgadaki öbür işleri kim yapacak .:)

        • Yahya diyor ki:

          Akıllı insan inanın kavgadan sakınır, kaçınır. Mesela trafikte, sokakta, iş yerinde vs… ve ikili ilişkilerde

          Bunu zulume karşı mücadele ve cihad ile karıştırmamak lazım.

    • ... diyor ki:

      Sevda hanım,

      İnsanın çoğu kez imtihanı en yakınları ve sevdikleriyle oluyor. Dediğiniz gibi belirli mesafe koysanız olmuyor,mesafe koyulsa kurala yine uyulmuyor küs durmak bizim inancımızda yok. İki tarafta dini eğitim olsa ve daha önemlisi dini ahlakı yaşayabilse imtihanlarımız kolay olur ama buda bizim dünyaya gelişimizin gelişmemizin doğruyu yanlışı öğrenmemizin kuralına uymaz. Doğru iletişimi ve ahlakı öğrenmek öğretmek zorundayız.

      Kemal Sayar’a bir danışan sizin sorunuza benzer bir konuda başvurmuştu. Danışan sürekli istenileni yapmış eş evlat ve ailesi için. Özellikle kendisinin belirttiği şey kimseye hayır diyemiyorum. Probleminin adı hayır diyememek söylenileni mutlaka yapmak yapmaya çalışmak. Şuan yatağa bağımlı olarak yaşıyor annesi bakımını yapıyor psikolojisi sinirleri altüst olmuş.

      Bir hakikat bizim psikolojik ruhsal sorunlarımız çoğu zaman bedene sinyal veriyor ve bedende bir şekilde hastalık olarak zuhur ediyor. Baktığınızda doğru bir yol izlenilmiş mi?

      Bizim belkide en büyük yanlışımız bu noktada. Biz hep denileni yapmakla yada karşı tarafa gereğinden fazla taviz vermekle bir taraftan kendimizi gereğinden fazla yıpratırken diğer taraftan yaptıklarımızla karşı tarafa onun gelişimini sağlayacak doğru yöntemide kullandırmıyoruz. Bu aynı çocuğunun her dediğini yapan aşırı korumacı annenin çocuğunun gelişimini ahlakını karakterini istemeden yok etmesine benziyor. Narsist kişiliklere zemin hazırlıyoruz.

      İnsan fıtratında var olan bir özellikte nankörlük ve verilen hizmete alışmak. Onu bir ikramdan çok artık hak olarak görmek. Karşı tarafa minnet duygusuna kapılmamak için bu özelliğimizi gün yüzüne çıkarıyoruz.

      Niyetimizde hizmetimizde Allah’ın rızasını kazanmak için olmalı. Eğer bu olmazsa emin olun bu hayatın şartlarını kaldıramayız. Mutlaka sonsuz kudret sahibine sığınacağız. Ticaret kafasıyla hareket etmek yerine vasat olanı tercih etmeliyiz. Davranışlarımızda dengeli ve kararlı olmalıyız.

      Merhamet konusu. İnsanların en merhametlisi Peygamber Efendimiz. Onun çizdiği yollar izlenmeli. Merhameti kimlere nasıl ne şekilde göstermiş.

      İsmet Özel’in güzel bir sözü var “El alem ne der diye kahrolası bir put vardır.”
      El alemin ne dediğini bırakıp Allah nasıl emretmiş, Peygamber Efendimiz nasıl yapmış ve bizim vicdanımıza fıtratımıza uygunluğu.

      Doğru telkin yada iletişim için karşı tarafı zaten eş anne baba kardeş yada arkadaş olarak tanıyıp bildiğimiz için zayıf ve güçlü taraflarınıda biliriz buna göre hareket edin. Sorunlardan kaçmakla yada ertelemekle olmuyor sadece biriktikçe birikiyor.

      İnsanların yaradılışından gelen cemal ve celal özelliklerini değiştiremezsiniz ama hayır yönüne çevirebilirsiniz. Güçlü yanlarını takdir edin her insan takdirden hoşlanır. Zayıf yönlerini ancak sabırla kıssalar sünnet ve kitaplar ile telkin edebilirsiniz.

      Ama bu arada önceliğiniz kendiniz olmalı. Çünkü kendi nefsini terbiye edemeyen başkasını edemez. Siz öncelikle kendinizden sorumlusunuz ve bu beden size emanet edildi.

      • sevda diyor ki:

        Bu önerilere ilave edeceğim bir şey yok.. Teşekkür ediyorum. Elimden geleni yapıyorum da.
        Kendimi çok tükenmiş, dibi bulmuş gibi hissediyorum 5_6 yıldır. Kendime biraz yüklensem bünyem kaldırmıyor. Direncim azalıyor. Fakat görünürde sorun olmadığı için yakınlarım dinlenmeme fırsat tanımıyorlar. Zaten üzerimde bir sürü yük var, ben de kendimi toparlama sürecini kendime lüks görüyorum.
        Maddi ihtiyaçlar da önemli ama ben manevi ihtiyaçlarını daha çok önemsiyorum. İnsanların desteğe,karşılıksız sevgiye,aranıp sorulmaya,güzel örnek görmeye,hayırlı ilme,saygı duyulmaya çok ihtiyaçları var.
        Peki devam edebilmek için, kaybolan enerjimi nasıl bulacağım, sabrım ve tahammülüm çok azalmış, bu noktada kendimi nasıl toparlayacağım? 35 yaşındayım, bu yaşa kadar hep başkaları için çabaladım, Allah nasip ederse böyle de devam etmek niyetindeyim. Niyetim buyken, ben bu gücü kendimde bulamıyorum. Keşke her insan başkalarını da düşünse de yükümüz azalsa ve biz de tükenmeden daha verici ve yapıcı olabilsek.

        • ... diyor ki:

          Sevda hanım ,

          Yazdıklarınızda çok derin manalar var. Evet belkide insanın en büyük ihtiyacı bu hayatta anlaşılmak hayata bir anlam verebilmek birşeyler yapmak bunu cennet için değilde Allah rızası için yapmak.

          Dediğiniz dibe vurmak olayını bende 3 yıl önce yaşadım ve geçen yılda yaşadım daha ağır oldu gelen gideni arattı. Size yazdığım tavsiyeler aslında başımdan geçen Tecrübe edilen durumlar. Çok geçmişte kalmamak lazım ama geçmişte derslerde unutulmamalı bazen kısır döngü içinde kalabiliyor. Çok şükür ben atlattım birşeyleri kaybedince yada korkularla fani olanla yüzleşince bu hayatta neyin değerli olup olmadığını anlıyorsunuz. Tükenmişlik ise bunu çok genç yaşta yaşıyoruz yeni hayaller idealler ve hayatlar tanımak lazım. Tecrübeyle sabit. Bazen ihtiyacımız olan bir pencerenin açılması yada kilidi açacak doğru anahtar.

          Öncelikle benim yaptığım hata yada Tecrübe ettiğim durum yaranızı açığa vurun. Bu ister dua ile Rabbinize ister bir kağıda yazmakla yada samimi bir dosta güvenle söylemekle.

          Bende aslında sizin gibi bir hakikat mana manevi Arayış içindeyim inanın bunun eksikliğini hiçbir karşılayamıyor ve bundaki zevkte hiçbir şeyde yok. Düşünce Hikmet tefekkür sanat bunlarda derinleşmek lazım belkide kaybolan,ihtiyacımız olanlarda. Bu yüzden günümüzün kişisel gelişimcileri yada belirli kavramlar üzerinde bu sevgi ruh din inanç olur edebiyatını yapmak yerine kendinize dönün derim bende şuan bu durumdayım. Gerçek manada Kuran’ı kerimi tefekkür Peygamberimizi tanımak konusunda ve insan olarak nereden geliyorum nereye gidiyorum ihtiyacım nedir iyi kötü yaşadıklarım yaptıklarım yapamadıklarım sorusu.

          Günümüz insanın problemi sevgi olduğu gibi sevilmek sevmek anlaşılmak isteği. Dediğiniz gibi bir taraftan bencilce değil bir taraftanda yorulmakla zoraki değil. Belkide çok dünyevileştiğimiz nefsi baktığımız için çabuk tükeniyoruz ve tüketiyoruz. Sanırım bizim sevgi kavramımızında incelenmeye ihtiyacı var. Buda kesinlikle Peygamber efendimizi tanımaktan ve anlamaktan geçiyor. Allah korkusundan çok sevgisini kalbimize yerleştirmekle. Biz korktuğumuz için ve tanımadığımız için sevemiyoruz. Belkide en başından buradan başlamamız gerekiyor. Polyanacılık yapmak olmaz ama imtihan olmuşsanız biraz sıkıntınız olmuşsa emin olun size öğretilen hakikatler vardır. Selam ve dua ile

          • sevda diyor ki:

            Benim sevgi anlayışım…Bunu irdeleyeceğim.
            Yarayı açığa vurmak konusunda da düşüneceğim.
            Dünyayı sevmesek de, yaşıyor isek, dünyevi bir şeyleri de hedeflemek lazım sanırım. Zamanımı kendime ve şahsi ibadetime göre ayarlayamadığımı görüyorum. Beni hep başkalarına Allah rızası için hizmet etmek duygum yönetiyor. Yorgun olmayı, yetişemeyişimi, başka önceliklerim olduğu için hayır demeyi çoğu zaman kendime yediremiyorum. Bazı kolaycı yapıda yakınlarım da bu özelliklerimi bilerek ya da bilmeyerek suistimal edebiliyorlar. Hatta zamanla bunu alışkanlığa dönüştürüp bana ait bir görevmiş gibi davranıyorlar. Bunları yazıya dökerken bile kendimi kınıyorum, Allah rızası için yapsaydım bunlara takılmazdım diye…
            Yahya Bey’in dediği gibi çok zora sokacak kişilerden de yapabildiğim kadar uzak kalmamın gerektiğini anlıyorum. Çünkü çevrelerinde nazlarının geçeceği pek kimseleri de yok. Beni kendimi düşünmekten alıkoyan duygu da, bu insanların hemen hepsinin psikolojisinin bozuk oluşu. Hepsinin kırılmışlıkları, küskünlükleri var hayatlarında. İnancımla örtüşmediğini düşünüyorum kimseyi yüz üstü bırakmak istemiyorum. Ama yetemediğimi de farkediyorum.
            Allah razı olsun öneriler için.

    • ... diyor ki:

      Sayın Sevda Hanım,

      Allah sizdende razı olsun. Güzel niyetleriniz ve çabalarınız var. Rabbim hayrınızı kabul etsin.

      Sizin bahsettiğiniz durumların birkaç açıklaması olabilir.

      Biz bayanlar yaradılış itibariyle ve Allah’ın hikmeti fıtratımızda annelik özelliği olduğu için empati yada hemhal olma özelliğimiz var.Bu sizde hassas olabilir. Yani duygusal yaradılışımızdan dolayı karşımızdaki insanın yerine kendimizi koyma sıkıntılı konularda yardımcı olma annelerde bebeği büyütmede bu durum çok ileri seviyede.

      Dert dinleme ve yardımcı olmayla beraber ister istemez o insanın haleti ruhu içinde olabiliyorsunuz.Bununla ilgili Sayın Tuğba Akbey İnan’ın bir yazısı vardı.

      Bazı insanlar yaradılıştan hassaslar ve kırmamak için çabaladıkça kendileri daha ağır kırılıyorlar.Çok bir beklentiniz yok aslında insanların anlayışlı ve adil olmaları.

      Diğer bir durum depresyon ihtimali olabilir. Size olduğunuzdan daha zor durumda olduğunuzu, hiçbirşeyin anlamı olmadığını, bozuk bir ruh hali, kendinden uzaklaşma, mutlu olamama, sürekli yorgunluk hali gibi durumlarla ortaya çıkabilir.

      Kendi çapımda size ve en başta kendi nefsime önerim yada dayanak diyelim. Peygamber Efendimiz’de Peygamberliği boyunca sürekli dert dinlemiş çözümler sunmuş. Hayatını okuduğunuzda O’nun (S.a.v) imtihanları daha ağır. Engelli olan bir insanla diyaloğu beni etkiledi. Bazen diyorsunuz dünya bir yana bir insanı sıkıntısından kurtarmak ona faydalı olmak bir yana.

      Aslında insan karşısındaki insana yardım ederken en büyük yardımı kendine yapar bunda büyük bir rahatlama huzur vardır. Siz fıtratınızda varolan merhamet,yardımcı olma özelliğinizi birkaç kişi yüzünden köreltmeyin. Aşırı olandan kaçının.

  3. Begum diyor ki:

    Karsiliksiz ve beklentisiz sevemiyoruz ne yazikki. en ufak bi darbe algimizda sevgimizde azalma olabiliyor. Hakiki sevgi iyilik gordugunde artmayan kotuluk gordugunde ise azalmayan sevgidir.

  4. adem diyor ki:

    İnşallah Allahı çok seven biriyle evlenirim..

  5. sevda diyor ki:

    Bir gün bir genç çölde atının üzerinde ilerlerken yaşlı bir adam
    yanına gelir ve “Oğlum ben yaşlıyım bineğim de yok, izin ver de
    atına ben bineyim sen yaya yürü der”.
    Genç: “Tamam amca gel bin” diyerek attan iner ve yaşlı adam
    ata biner. Genç adam, amcanın yüzüne tebessüm ederek
    yanında yürür. Yaşlı adam bir iki adımdan sonra atı hızlandırır
    ve kaçmaya başlar. Maksadı atı çalmaktır.
    Atının çalındığını gören genç adam ise arkasından şöyle
    seslenir: “Amca, sen benim atımı değil huyumu çaldın. Benim
    evde bir tane daha atım var, ben ona da binerim. Ama bundan
    sonra her kim benden atımı isterse asla vermem.” der.
    Sema Hanım gönül kabı her zaman dolmuyor malesef…Bazen verdikçe tükeniyorsunuz. Üstelik tükenen bütün güzel duygularınız ve gönül sağlığınız oluyor. Bunun bir formülü yok mu acaba, tükenmeden vermek ve sevilmeden sevmek nasıl olacak? Biz insanız zira, sınırlarımız dar. Aciziz, zayıfız, gücümüz az.İnsan vericiliğini nasıl ayarlayacak? Hem bencil olmayıp hem de nasıl başkaları için verici ve yapıcı olacağız?

    • Yahya diyor ki:

      Sevda Hanım,
      insan bilgisini, sevgisini ve duygularını paylaşarak bir şey kaybetmez. Hatta zaman gibi emek gibi değerli mefumlarınıda paylaşarak bir şey kaybetmez. Sadece biraz dikkatli olmak gerekir. Diğer maddi mefumlarda ise “çalan” insan her zaman kaybeder. Siz bir şekilde bunu tekrar kazanırsınız.

      Rabbimiz tüm gizliyi saklıyı kalplerimizdekini bilendir. Size bize fazlasıyla verebilecek güctedir.

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Şu an ocak 2019, bu süreçte ders kitaplarından bütün cinsiyet rolleri çıkartıldı ve 162 okul pilot okul olarak seçildi "cinsiyet eşitliğine duyarlı okul" adı altında cinsiyetsiz ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ En eğitimli kişi yaşadığı, yaşadığı hayatı en iyi anlayandır. “ ( Hellen Keller)

Kitap

Algı Yönetimi ve Manipülasyon

Algı Yönetimi ve Manipülasyon "Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi" kitabı nasıl kandırıldığımızı çok iyi gözler önüne seren bir kitap. Mücahit Gültekin kitapta bilimsel açıklamalarla birlikte günümüzden ve İslam tarihinden örneklerle  yalın bir ...
Devamını Oku