Tatlıya Bağlayalım

15 Ağustos 2018Sema Maraşlı Kitapları2 Yorum »

tatlıya bağlayalım kapakBu kitapta; eşinizi, kayınvalidenizi, gelininizi, damadınızı, çocuklarınızı, annenizi, babanızı, büyükannenizi… göreceksiniz.

Aile bağlarını güçlendirmenin,

eşlerin her ikisinin de zararlı çıktığı hesapları kapatmanın,

yepyeni muhabbetler başlatmanın,

aile hayatına canlı renkler katmanın,

yaşama sevincini her dakika tatmanın,

can sıkıcı günleri unutmanın, evliliği ayakta ve zinde tutmanın sırlarını bulacaksınız.

Her hikâye bir şifa kitabının satırları gibi…

 

Kitaptan Bir Hikaye

Sanma ki dert sadece sende var. Sendeki derdi nimet sayanlar da var. (Hz.Mevlânâ)
         Bir Damda İki Mevsim

Off, bu gün çok karışık rüyalar gördüm, hayırdır inşallah. Pek de hayır çıkacak gibi durmuyor ama neyse, bakalım ne olacak? Rüyamda kayınvalidemle, görümcelerimle uğraştım. İkisi ile de aram pek iyi değil.

Nişanlılık günlerimde büyük görümcemle gayet iyiydik. Düğün alışverişi sırasında oldu ne olduysa. Ondan beri benimle uğraşıyor. Her aldığımıza bir kusur bulup hiçbirini beğenmemişti. Biz de onun beğendiklerini almadık o zaman. “Bakın farklı bir tarzı varmış, güzelmiş…” diye bize kullanışsız, tuhaf, zevksiz şeyleri gösterip almamızı istemişti. Sanki kendi kullanacak. Düğünden beri benimle zoraki konuşuyor, problem çıkarmak için uğraşıyor.

Küçük görümcem ise ayrı bir dert. Kazık kadar olmuş, hâlâ evin en küçüğüyüm diye şımarıyor. Küçükmüş… Aman küçül de cebime gir!.. Lise son sınıfa gelmişsin. En çok ağabeyini görünce şımarıyor. Onlara gidince sarılıyor, öpüyor. O öyle yapınca sinirden çatlıyorum, ben de odadan çıkıyorum.

Cep telefonum çalıyor, büyük görümcem arıyor. Geceki karışık rüyadan sonra gelen bu telefondan hiç hoşlanmadım.

“Efendim abla.”

“Sen ne yalaka bir şeysin. Ne yapmaya çalışıyorsun, anlamıyorum? Şirin gelin rolü oynamaktaki gayen ne kızım senin?”

“Ben ne demek istediğini anlamadım.” dedim kendimi koltuğun üzerine bırakırken. Ellerim de sesim de titremeye başlamıştı.

“Anneannemin kırkının duası bende yapılsın.” demişsin.

“Annen ‘Bizim salon küçük, kalabalık olacak, nasıl sığacağız?’ dedi, ben de ‘Bizim salon geniş, bizim evde yapabiliriz.’ dedim.”

“Aman aman, iyi gelin rolü oynamaya da bayılırmış hanımefendi. Ben senin niyetini biliyorum, kızım. Annemlerin maddi imkânlarından faydalanmak istiyorsun da hâlâ ne bekliyorsun? Ellerinde avuçlarında ne varsa düğünde sana harcadılar. Geride pek fazla bir şey kalmadı. Onu da ben sana yedirmem, boşa uğraşma.”

“Benim öyle bir niyetim yok.”

“O toplantı senin evinde olmayacak, diyorum; işte o kadar…”

Telefonu pat yüzüme kapatıverdi. İnanmıyorum yaa!.. Benim paracı olduğumu nasıl söyler! Gözyaşlarım çoktan yola çıkmışlardı bile. Hayır yaa, ağlamak istemiyorum. En iyisi onu muhatap almamak. Kayınvalidemi arayayım da kızından bu söylediklerinin hesabını sorsun.

Kızının ağzının payını versin, dedim ama onun değil ama benim ağzımın payını verdi: Annesinin kırk duası onun evinde olacakmış, benim evimde artık yapamazmış, kızına bir şey diyemezmiş, küsermiş. Zaten kızının kocası ile arası iyi değilmiş.

Kızını evlendirirken durumları bu kadar iyi değilmiş, kızının çeyizini en iyisinden yapamamışlar, kaynanası da bazı istedikleri pahalı diye almamış, bize her şeyin iyisi alınınca biraz canı sıkılmışmış. Ne biraz canı sıkılması yaa, resmen kıskançlıktan çatladı. Tabii ona böyle söyleyemedim.

Ayrıca kızının da evinin salonu geniş, madem bende olmasını istemiyor, bari kızının evinde olsun. Yok, onu da kızı istemez, hanımefendinin evceğizi kirlenir, dağılır, yorulur. Ayrıca anneciği de kızına kıyamaz.

Hemen Ali’yi aradım. Olanları anlattım ve en son “Bitti artık, annen de kız kardeşinde benim için bitti…” dedim. O da çok şaşırdı, ne söyleyeceğini bilemedi. “Annemle ablamla konuşurum…” deyip kapattı.

Of Allah’ım nefes alamaz oldum!.. Bekârken ahdetmiştim “Kocamın ailesi ile iyi geçineceğim…” diye. Fakat onlar benimle iyi geçinmek istemiyorlar, ne yapayım? Meğer ben saf gibi boşu boşuna uğraşmışım. Of of, darlandım!.. En iyisi annemi arayayım, bakalım, bu kadar laftan sonra yine bana her zamanki gibi “Kocanın ailesi ile iyi geçin…” diyebilecek mi?

Anneciğim daha çalar çalmaz açtı telefonu. Sesini duyunca ağlamak geldi içimden. “Kızına eller neler dedi annem…” diyemedim. Hiçbir şey anlatamadım.

Kayınvalideme bir telefon daha açıp haksızlık yaptığını, taraf tuttuğunu söyleyip içimi boşaltıp rahatlasa mıydım? Evet yaa. Alttan almayacaksın, ezdirmeyeceksin kendini. Tam elime telefonu almıştım ki telefon çaldı. Ağabeyimin hanımı Handan yengem aradı: “Evdeysen az sonra sana bir uğrayacağım.” dedi. Neyse, şimdi kayınvalidemi aramam, dursun. Şu evi bir toparlayayım.

Yengem, üç yaşındaki yeğenimle birlikte yarım saat sonra elinde bir kutu çilekli yaş pasta ile geldi. Yeğenimi çok seviyorum, çok tatlı bir kız, biraz bana benziyor, hala olmak bambaşka güzel bir şeymiş. Çocuklar kızımın odasında oynarken biz de oturma odasına geçtik. Çaylarımızı içerken yengem dertlerini dökmeye başladı. Annemden pek bir şikâyetçiydi.

“Ben annenle anne-kız gibi olalım istiyorum ama o ayrımcılık yapıyor. Ben bir yana siz iki kız kardeş bir yana. Olmaz ki öyle, ben de çok kırılıyorum.”

“Annem seni çok sever, nasıl böyle söylersin?” dedim hayretle.

“Siz fark etmiyorsunuz, çok ayrımcılık yapıyor. Bir fıkra var hani: Sıcak bir yaz günü kayınvalide başköşede, kızı ile damadı, oğlu ile gelini de damın birer tarafına yatak yapıp yatmışlar. Gece kayınvalide bakmış ki, kızı ve damadı yatağın içinde birbirinden uzak uyuyorlar; hemen damadı dürtmüş: “Damat damat, hava serinledi, kızım üşüyecek, birbirinize sarılın yatın.” demiş. Sonra bir bakmış ki gelini oğluna sarılmış öyle yatıyor: “Gelin, gelin, bu sıcakta ne sarıldın, oğlumu terleteceksin, biraz uzaklaş bakalım.” demiş. Bunun üzerine gelin oturup ellerini açmış: “Ey yüce Rabb’im, sen nelere kadirsin. Bir damda iki mevsimi birden yaşatıyorsun, damın bir tarafı soğuk bir tarafı sıcak.” demiş. İşte annen de aynen böyle yapıyor. Size gelince başka bana gelince başka.

“Fıkra komikmiş. Ya evet öyle yapan kayınvalideler var fakat ama annem seni bizlerden hiç ayırmaz.”

“Hem de çok iyi ayırıyor ama sen dikkat etmemişsin. Mesela ben kızıma iki yaşında çocuk odası takımı aldım. Annen: ‘Daha çocuk küçük, biraz daha büyüyünce alsaydın…’ dedi. Ama sen daha kızın iki aylıkken çocuk odası yaptın, sana bir şey demedi.”

“Öyle mi demişti, hiç hatırlamıyorum.”

“Sonra ben salonun perdelerini değiştirdim de ‘Ne gerek vardı, diğeri daha yeniydi, çok da güzeldi.’ dedi fakat ablan perdeleri değiştirdiğinde: “İyi oldu, salon böyle daha ferah oldu.” dedi.

“Eski perdeler ablamın salonunu daha karanlık gösteriyordu ya onun için söylemiş olmalı.”

“Bir tek bunlar değil ki. Ben hamileyken birkaç kıyafet aldım diye ‘Ben hamileyken iki kıyafet bana yetmişti fazlasına ne gerek var?’ demişti fakat sen hamileyken birlikte çarşı çarşı gezip kaç tane hamile kıyafeti aldınız…”

Düşündüm, gerçekten öyle olmuştu fakat annem oğlunu düşünerek böyle söylemişti. Çocuk odasına ve salona perdeleri alırken taksit yaptırıp borca girmişlerdi. Maddi olarak zorlanmasın diye ağabeyimi düşünmüştü. Bize bir şey demediğine göre damadın cebini pek düşünmüyor demek ki. Tabii şimdi yengeme böyle söylesem yine alınır. “Beni değil oğlunu düşünüyor, demek ki benim hiç değerim yokmuş” der bu kez de. Aslında oğlunu düşünürken de ikisini düşünmüş oluyor, sonuçta borç öderken sıkıntısını ikisi birlikte çekiyorlar.

“Ben kızımı üç yaşında kreşe göndereceğim zaman ‘Çocuk daha küçük, biraz daha büyüyünce gönderseydiniz.’ dedi fakat sen gönderince “Çocuk evde çok sıkılıyordu, iyi oldu, okulda çocuklarla oynuyor.’ dedi.”

“Benim kızım çok yaramaz ya, evde baş edemiyorum diye öyle söylemiştir, yoksa senin kızını daha çok sever.”

“Hayır, kızlarının çocuklarını daha çok seviyor. Çocuklar bir aradayken benim çocuklarımdan çok sizin çocuklarınızla ilgileniyor, yemeklerini yediriyor, oynatıyor.”

“Hayır hayır, bu sevgi meselesi değil, sen gelini olduğun için ‘Alınır mısın, canın sıkılır mı?’ diye senin çocuklara pek karışmıyor, biz kızları olunca canımız sıkılır mı diye düşünmüyor. Bizin çocuklarla hem ilgileniyor hem de her şeylerine karışıyor, yeri gelince onlara kızıp bağırıyor. İnan ki bu sevgi meselesi değil.”

“Yok yok, bal gibi de sevgi meselesi. Geçenlerde kızıma güzel bir elbise aldım, ‘Nasıl babaannesi?’ dedim: ‘Çok güzelmiş, güle güle giysin ama zaten çok elbisesi vardı, çabuk da büyüyor, birkaç ay sonra bu elbise de olmaz üstüne, paranızı boşa harcamayıp biraz biriktirseniz…’ dedi. Benim çocuğuma aldığım şey için ‘Boşa harcamasaydınız…’ dedi yaa!..”

“Yengeciğim, annem onu kötü niyetle söylemedi ki. Kiradan kurtulmak, ev almak istediğinizi biliyoruz. Annem de o niyetle söylemiştir muhakkak. “

“Yok, ben bakıyorum, ben ne yapsam batıyor. Bütün bunlar da beni annenden soğutuyor. İnan, artık yüzünü bile görmek istemiyorum.”

“Olur mu canım öyle şey, aşk olsun!.. Annem senin böyle düşündüğünü bilse çok üzülür. O sizi düşündüğü için öyle söylüyor. Hatta itiraf edeyim, annemin seni bizden daha çok sevdiğini düşündüğüm, seni kıskandığım zamanlar çok olmuştur. Bir şey olduğunda ‘Gelinim de gelinim…’ der, sensiz bir şey içine sinmez. Bizi işe çağırır, seni yemeğe çağırır.”

“Bizi değil, canım. Beni düşünmüyor, sadece oğlunu düşünüyor; onun boğazını, onun kesesini düşünüyor. Bu da benim canımı sıkıyor.”

O an yengeme ne diyeceğimi bilemedim. En iyisi kendimden örnek vermek dedim ve o sabah yaşadıklarımı anlattım. O gelmeden önce kayınvalidemi aramak için elime telefon aldığıma kadar. Ve kayınvalidemin görümcemle benim aramda yaptığı ayrımcılığı.

Mevzuyu enine boyuna konuştuk. En son şuna karar verdik: İnsan gelinini ne kadar severse sevsin, çoğu zaman farkında olmadan evladının yanında oluyor. Çünkü evlat onun kanı, canı, bir parçası. Evladına karşı sevginin yanında koruma isteğiyle davranıyor. Bizim de çocuklarımız var, büyük ihtimalle biz de aynı durumda kaldığımızda çocuklarımızın yanında olacağız.

En iyisi bu mevzularda alınganlık etmemek. Bize kızına davrandığı gibi davranmıyor diye kayınvalideye düşman olmaya gerek yok. “Anne-kız gibi olamasak da iki iyi dost olabiliriz. O zaman kendimizi kızı ile kıyaslamayız…” diyerek konuyu bağladık.

“İyi ki geldin yenge. Ben de az daha telefon açıp kayınvalidem ile kötü olacaktım.” dedim. “Belli ki görümcem de beni kıskanmış, kayınvalidem de kızının tarafında olmak zorunda kalmış. Kayınvalide olmak zormuş be yenge…” dedim, gülüştük.

Ben de seninle konuşunca rahatladım, annene müthiş bir kızgınlık duymaya başlamıştım ki senin de aynı mevzuları dert ettiğini görünce kızgınlığım geçti. Demek ki hepimizin başında olan mevzular bunlar.”

“Dert etmeye değmez aslında şu ölümlü dünyada fakat kendimizi kaptırıyoruz. Bak, kayınvalidemin annesi öleli haftaya kırk gün oluyor, daha dün gibi. Gittiğimiz zaman anneannenin elini öpüyorduk, duasını alıyorduk. Abdest alırken yardım ediyorum, terliğini önüne koyuyorum, seccadesini seriyorum, diye ne kadar mutlu oluyordu, dua ediyordu. Yaşarsak bizim de kayınvalide olmamız uzak sayılmaz. Zaman çok çabuk geçiyor. Ölürsek zaten gençliğimizi böyle ıvır zıvır kıskançlıklarla geçirdiğimiz için diğer tarafta çok pişman oluruz.”

“Haklısın, kendimizi dünyaya kaptırıp gidiyoruz. Üç kuruşluk meselelerle ömrü heba ediyoruz. Oysa yaptığımız iyilikler ahiret azığımız. Ancak dünyada yiyeceğimizi düşünüyoruz da diğer tarafı unutuyoruz.”

“Yiyecek deyince bir parça daha pasta alır mısın yenge?”

“Pasta değil ama çay alırım.”

Mutfağa doğru giderken salondan çıkan yeğenimi gördüm, eli yüzü pasta bulaşığı içindeydi. Salona girdiğimde küçük bir çığlık attım. Büyük koltuğum çilekli pastaya bulanmıştı. Yeğenim kendi pastasını bitirince mutfaktan bir parça daha almış, onu da gizlice yemek için salondaki koltuğa otururken elinden düşürmüş. Pastayı eliyle toplayıp mutfak beziyle sileyim derken koltuğu berbat etmiş. Yengem çok üzüldü, hemen temizlemek için deterjan aramaya başladı.

“Mühim değil, ben temizlerim.” dedim.

Şimdi bu ablamın kızı olsaydı iyi bir kızardım ama gelinimizin canı sıkılır diye kızamadım. Eğer görümcemin kızı yapsaydı çocuğuna bakmadı diye annesine sinir olurdum. Velhasıl sonuç aynı olsa da adamına göre tavrımız değişiyor. Hepimiz yapıyoruz bunu. Hayat bu. Bu gerçeği kabullenmek gerek, bunu anladım bugün. Ve çok rahatladım.

Okunma Sayısı : 1.380

Yorum yapın

“Tatlıya Bağlayalım” için 2 Yorum

  1. Ebrar (hüzün gecesi) diyor ki:

    Bölüm başlarında paylaştığınız özlü sözler çok güzel Sema Hanım. Bu kitapta en çok hoşuma giden “Sükutun da bir sesi vardır. Onu duyacak kulak lazım” oldu. Hikayeler zaten birbirinden güzel. Bilhassa “Gelinlik” hikayesi bekar kızların aklında bulunmalı.
    Sema Hanımın, sitenin tüm yazar, yorumcu ve takipçilerinin bayramı mübarek olsun. Alem-i İslam için hayırlara vesile olması duasıyla…

  2. Lütfiye diyor ki:

    Çok yerinde bir hikaye. Teşekkürler…

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Yeni müfredatta cinsiyet eşitliği ne kadar yer aldı bilmiyorum. Bilgi sahibi olan okuyucular yazarlarsa memnun olurum.) Yeni okul dönemi açıldı, Allah sonumuzu hayreylesin. Özellikle "okul dönemi" dedim, ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Tartışmalarda öfkelendiğimiz an, gerçek için değil, kendi hesabımıza çalışmaya başlarız. “  ( T. Carlye)

Kitap

Algı Yönetimi ve Manipülasyon

Algı Yönetimi ve Manipülasyon "Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi" kitabı nasıl kandırıldığımızı çok iyi gözler önüne seren bir kitap. Mücahit Gültekin kitapta bilimsel açıklamalarla birlikte günümüzden ve İslam tarihinden örneklerle  yalın bir ...
Devamını Oku