Din ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği (2)

04 Kasım 2019Sema Maraşlı1 Yorum »

semaCinsiyet Eşitliği Yaratılışa İhanettir

Din, toplumsal cinsiyet eşitliğini savunanların önünde en büyük engellerden biridir. Eşitlikçiler tepki geleceğini bildikleri için doğrudan dine saldıramıyorlar bu yüzden “din ya da yaratılış” kelimesi yerine “ataerkil sistem, patriyarka ya da gelenek” kelimesini kullanarak dine her türlü saldırıyı yapıyorlar. Gelenek ve din aynı şeyler olmasa da hatta bazı konularda zıtlıklar olsa da genel olarak geleneğin çıkışı da çoğu o zaman o toplumun dininden fazlasıyla etkilenmiştir.

Toplumsal cinsiyet eşitliği savunucuları cinsiyete de doğrudan saldırırlarsa tepki geleceğini bildikleri için “cinsiyet” yerine “toplumsal cinsiyet” diyorlar. Biyolojik cinsiyet doğuştandır fakat cinsiyet rollerini toplum yükler, diyerek cinsiyet rolleri üzerinden cinsiyete savaş açmışlardır.

Cinsiyet eşitliği dinimiz tarafından lanetlendiği için, eşitlikçiler cinsiyet üzerinden dine de saldırıyorlar. İslam ve kadın en çok tartışma konularından biridir din düşmanlarının. Kadın ve cinsiyet rolleri üzerinden dine yapılan saldırılar bazı Müslümanlarda aşağılık kompleksine sebep oluyor. Kıyamete kadar hükümleri geçerli olan bu mükemmel son din, sanki tarihte kalmış bazı olayları anlatan günümüze hitap etmeyen bir tarih kitabı gibi algı operasyonlarına maruz kalıyor. Bu konuyu savunan başörtülü kadınlar sık sık televizyonlarda görülüyor. Tarihselcilik rüzgarına kapılan kişiler, cinsiyetçilerin ekmeğine yağ sürmeye devam ediyorlar.

Toplumsal cinsiyet eşitliği savunucuları kadın ve erkeğin eşit olduğunu iddia ederken Rabbimiz kadın ve erkeği farklı yarattığını bildirir bize hayat rehberimiz Kur’an-ı Kerim’de:

“Allah’ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeyleri iç çekerek arzu etmeyin. Erkeklerin de kazandıklarından nasipleri var, kadınların da kazandıklarından nasipleri var. Allah’ın lutfundan isteyin; şüphesiz Allah her şeyi bilmektedir.” (Nisâ sûresi; 32)

Bu âyeti kerime’de kadın ve erkeğin birbirinden üstün özelliklerle farklı yaratıldığı beyan ediliyor. Kur’an-ı Kerim’e inanan bir kişi bu açık âyete rağmen kadın ve erkeğin eşit olduğunu savunamaz. Kadın ve erkek farklı yaratılmış, biri diğerinden daha üstün yaratılmamış; ikisine de birbirinden farklı üstün meziyetler verilmiştir. Kadın ve erkek birbirlerinin özelliklerine bakarak, iç çekerek o özellikleri arzulamaması için de ihtar edilmiş.

Cinsiyet özellikleri olarak birbirinden farklı üstün meziyetlere sahip olan kadın ve erkeğin arasında erkeğin yöneticiliğinden dolayı farklılık vardır. Erkeklerin cinsiyet rolü olarak evin reisi olması sebebiyle evde söz hakkı üstünlüğü vardır.

“Allah’ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılmasına bağlı olarak ve mallarından harcama yapmaları sebebiyle erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudurlar. Saliha kadınlar itaatkârdır.” (Nisâ sûresi;34)

Yaratıcımız, liderlik vasıfları yönünden kadından daha farklı özellikler verdiği erkekleri aileye koruyucu ve yönetici tayin etmiş, evin geçiminden erkeği sorumlu tutmuştu. Ailenin reisi erkektir. Erkek dışarının kadın da evin içinin sorumluluklarını üstlenecektir. Hz.Peygamber kızı Hz. Fatıma’yı (r.a) evlendirdiğinde kızını ve damadını karşısına alarak damadı Hz.Ali’nin (r.a) evin geçiminden kızı Fatıma’nın da evin tertip ve düzeninden sorumlu olduğunu bildirmiştir.

Bu elbette karı-kocanın birbirlerinin sorumluğuna yardımcı olmamaları anlamına gelmez. Evin içinin sorumluluğu kadın da olduğu müddetçe kadının ihtiyacı olduğu zamanlar erkeğin karısına yardım etmesi bir rol karmaşasına sebep olmaz. Ya da çalışan kadının evine maddi katkısı geçimden esas sorumlu erkek olduğu müddetçe yine bir rol karmaşasına sebep olmaz. Fakat ev işleri yarı yarıya, geçim yarı yarıya gibi şirket mantığı evliliklerde rol karmaşasına sebep olur.

Günümüzde yaratılıştan gelen cinsiyetler arası doğal farklılıklar, ayrımcılık, olarak görülüp cinsiyet farklılıkları üzerinden cinsiyete savaş açıldı.

Farklılık yaratılışın temelinde vardır. Kâinatta zıtlık üzerine kurulu bir sistem var. Doğmak-ölmek, nefes almak-nefes vermek, uyku-uyanıklık, siyah-beyaz, gece-gündüz, yer-gök, dişilik-erillik…Zıtlar birbirini tamamlar ve bütünler.

Canlılarda erillik ve dişilik bütünün birbirini tamamlayan iki zıt kutuptur.  Bitki ve hayvanlarda da vardır. Zıtlar çifti oluşturur.

Çiftler, arasında bu zıtlık hayatın dinamiğidir. Artı ve eksi kutuplar nasıl birbirine çeker ve bir araya geldiklerinde enerji oluştururlarsa, dişi ve erkek de birbirini çeker ve bir araya gelip hem kendi eksik enerjilerini tamamlarlar hem de hayat enerjisi oluşturup neslin devamını sağlarlar.

Zıt kutupların birbirini tamamlayan iki tarafı olan kadın ve erkek, kıymet bakımından birbirine eşdeğerdir. Uçlardan biri diğerinden daha kıymetli değildir; çünkü ikisi de tek başına yarımdır ve bütünlüğü sağlamak için birbirlerine ihtiyaçları vardır. Biri artı biri eksidir. Artı ve eksi uçlardan biri olmazsa elektrik oluşmaz. İnsan cinsinde de hayatı ve dinamiği sağlayan zıt kutupların buluşmasıdır.

Yaratılışta farklı meziyetlerle donatılmış olan kadın ve erkeğin cinsiyet rollerinin farklı olması muhakkak adalete uygun olandır. Günümüzde yapılmak istenen farklı olanı eşitlemek ve kadın ile erkeğe aynı sorumlulukları yüklemek adalete uygun değildir.

Erkeklerin evin geçimini sağlayan, koruyan gibi cinsiyet rollerinin durumu da kadınların sahip olduğu bakıp büyüten ve besleyen gibi roller de saldırı altındadır.

Zıtlar birbirine benzediğinde aynılaştıklarında sistem bozulur. Kadın ve erkek birbirine benzediğinde kişinin fıtratı bozulur ve bu da kişinin ruh sağlığını olumsuz etkiler. Kişinin ruh sağlığını korumak için de, aile kurumunun korunması için de cinsiyet özelliklerinin korunması gerekir.

Toplumsal cinsiyet eşitliği teorileri dinimizde lanetlenmiştir. Eşitliği sağlamak için kadının erkekleşmesi, erkeğin kadınlaşması gerekliliğinin dinimizde hiç yeri yoktur.

Resûlullah (s.a.v.), kadınlaşan erkeklere ve erkekleşen kadınlara lânet etmiştir.  “Erkeklere benzeyen kadınlara ve kadınlara benzeyen erkeklere Allah lanet etsin!”

“Kadınlardan erkeklere benzeyenler, erkeklerden de kadınlara benzeyenler bizden değildir.” diyerek  Allah’ın Rasûlü benzeşmeyi yasaklamış, cinsiyet farklılıklarının korunması konusunda da sert bir uyarıda bulunmuştur.

Maalesef ki son yıllarda dindar kimliği olan kişiler toplumsal cinsiyet eşitliğini savunur oldular. Bu kişilerin ya kendi dinlerinden haberleri yok ya da kötü niyetliler.

Bize düşen toplumsal cinsiyet eşitliği teorisinin asla İslam ile uyuşmadığını ulaşabildiğimiz kadar kişiye anlatabilmektir.

Nesli korumak için de cinsiyet farklılığı ve farklığın hikmetleri üzerine çalışmalar yapmak da gereklidir.

 

Not: Seri olarak başladığım Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ile ilgili ilk yazının linki:

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Adaleti Nedir?

http://www.cocukaile.net/toplumsal-cinsiyet-esitligi-nedir-1/

 

Okunma Sayısı : 1.038

Yorum yapın

“Din ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği (2)” için 1 Yorum

  1. ANA YÜREĞİ diyor ki:

    Sema hanım yazınızın tamamına katılmakla birlikte şunları eklemek isterim;

    Toplumsal cinsiyet eşitliğini savunanlar ve bunu bilinçsizce benimseyerek yaşamının parçası haline getirenler, birde henüz ne olduğunu anlamayarak suskun duranlar var.

    Medya kanallarında yürütülen proje şeytani bir kurgudur. Cinsiyeti eşitlemek, kadını ve erkeği ortadan kaldırarak, anne, baba, çocuk ve akraba kavramlarını yıkmaktır.

    Kavramlar yıkılırsa ne olur?
    Cins kadın olsun erkek olsun cinsiyetinin kimliğini ve sorumluluğunu ona yükleyerek yaratan Rabbini unutur.
    Rabbinin yarattığını unutan sapkınlığı daha çabuk benimser ve kıyametin kopması için tüm sapkınlıkları gerçekleştirmeye çalışan şeytani aklın kucağına düşer.

    Sadece buradaki amaç, yani cinsiyeti yok etmek, sapkınlık oluşturmak için değildir. “TEK TİP YARI ROBOTİK İNSAN KURGUSU” elde etmek için , yani bir nevi robotlaşmak için tek cins olmak gerek.

    Herkesin tek bir inandığı efendisi, tek bir yurt, tek bir cins yalnızca güçlü olan ve bu kurguya uyum sağlayanların yaşamasına izin verileceği, geri kalanların, Mars ta yaşam var, dünya kirli ve yetersiz diye gözünün dünyaya kapattırarak, biyolojik bir katledilme dönemine gireceğiz.

    Kimisi bunlara komplo teorisi der, çünkü DÜŞMANI olan ŞEYTANİ AKLI tanımaz. Tanımak ta istemez. Rahat hayatım bozulmasın ben kendi yaşamıma bakarım derken, algıyla inandığı değerleri, yediği içtiği ile biyolojik vücut yapısı (cinsiyetini), izledikleri ile ise gerçekçiliği yitirerek SANAL BİR DÜNYANIN KAPISINI ARALAR.
    SANAL, evet hiçbir şeyin gerçek olmadığı her şeyin yapay bir kurgu olduğu SANAL DÜNYA.
    Yediğin, içtiğin, giydiğin gerçek değil, zira cinsiyetin yok, sevgi, üzülme, öfke, iman, günah, helal YOK, sadece EFENDİLER (insan üstü varlık olarak kendini benimseyen) ve onların ihtiyaç duyduğu nüfus kadar köle (atası maymun yada balıktan gelme aciz, hipnozlu efendisine hizmet etmek için bekleyen şuursuz yaratıklar) var.

    Toplumsal cinsiyet eşitliği tamamen benimsenip kabul edildiği noktada kendimizi bulacağımız yer, ya yok edilmiş fazla insan topluluğu içi ya da hizmet için bekleyen yaratıkların içidir.

    İster inan ister inanma… İster kavra ister kavrama!

    Bizler şuursuzca izlediğimiz programlar ve tükettiğimiz yapay besinlerle ruhumuzu ve bedenimizi kirleterek imanı yok ediyoruz. Ne bu kurguyu anlayacak şuur nede mücadele duygusuna sahip olabiliyoruz.
    Günümüz kavram kaosunda, insanların tefekkürden ve sorgulamadan uzak, taklide dayanan değer yargıları ardında, İslâm Dini, âdeta görünmez olmuştur.

    BİZİ ŞEYTANDAN ÜSTÜN KILAN TEK FARK;
    ŞEYTAN HZ. ADEM’E (A.S.) SECDE ETMEMİŞTİ
    BİZLER de YARADANA SECDE ETMİYORUZ….

    secde etmek:“eğilmek, boyun eğmek, tevazu ile alnı yere koymak” değildir sadece,
    secde etmek:“Allah’a secde edin” (en-Necm 53/62)
    -İnsan dahil olmak üzere canlı ve cansız bütün varlıkların Allah’ın koyduğu kanunlara boyun eğmesidir.
    -Fıtratlarının gereği olarak yaratıcının kendileri için koyduğu kanunlara tâbi olup onların dışına çıkamamalarıdır.
    -İtaattir, teslimiyettir.
    – “Allâh”a secde etmek, O mutlak varlık yanı sıra, ne senin ne de bir başka varlığın, vücudunun “var” olmadığını idrak etmek, müşahede etmektir!

    “Aslı Hû, nesli Hû”; derler bilirsiniz…

    Aslı elbette ki önemlidir insanın… Aslı önemlidir mahlûkatın… Aslı önemlidir varlık âleminin… Buna “Hakikati” de denilir…

    Denilir de…

    Bir de işin faslı vardır!

    İşin hakikati, yani aslı önemlidir!

    Allâh asla kullarına azap etmez! Herkes elleriyle ortaya koyduklarının sonuçlarını yaşar!

    Bu gerçeği iyi kavrayalım lütfen…

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Şu an ocak 2019, bu süreçte ders kitaplarından bütün cinsiyet rolleri çıkartıldı ve 162 okul pilot okul olarak seçildi "cinsiyet eşitliğine duyarlı okul" adı altında cinsiyetsiz ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Bir eylemin, iyi ya da kötü olduğuna işaret eden tek bir nitelik vardır; eğer dünyadaki sevgi oranını arttırıyorsa iyidir ancak insanları ayırıyor ve aralarında düşmanlığa sebep oluyorsa kötüdür. “ ( Le Tolstoy)

Kitap

Algı Yönetimi ve Manipülasyon

Algı Yönetimi ve Manipülasyon "Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi" kitabı nasıl kandırıldığımızı çok iyi gözler önüne seren bir kitap. Mücahit Gültekin kitapta bilimsel açıklamalarla birlikte günümüzden ve İslam tarihinden örneklerle  yalın bir ...
Devamını Oku