Vâlid

07 Kasım 2016Uğur Tuğrul9 Yorum »

uğur“Ve vâlidin ve mâveled” (Beled:3)

“Babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim.”

Demek babalık üstüne yemin edilecek muhterem bir makammış.

Âyetin hemen devamında şöyle buyruluyor, “biz insanı bir sıkıntı ve zorluk içinde (olacak ve bunlara göğüs gerecek şekilde) yarattık.”

Demek babalık meşakkatli vazifeleri de beraberinde getiriyormuş. Öyle başıboş bir makam değil.

Şimdi herkes çocuklardan şikayetçi. Yaramaz, söz dinlemez, hırçın vs. Peki bu çocuklar bu hale nasıl geldi.

Bir zaman bir hocadan işitmiştim, “Hayırlı evlâd yatak odasından başlar, besmeleyle başlar” diye.

Evet cima adabında işe eûzü besmeleyle başlamak da vardır. Zira hadiste istiaze edilerek başlanılan bir ilişkiden eğer çocuk hasıl olacaksa, o çocuğa şeytanın zarar veremeyeceği bildirilmiş. Hayırlı evlâdın çok şartları olmakla beraber, başlangıçta tohumun rastgele atılmaması olmazsa olmaz şartlardan.

Eûzü ve besmele gibi tabirler basit birkaç kelâmdan ibaret değildir. Çok küllî manaları bir tarafa, şöyle bir manası da var ki, insan hem nebatî, hem hayvanî, hem melekîhislerle donatılmış. Besmelesiz, Allah’a sığınılmadan yapılan işlerde bazı hayvanî hisler teskin olmuyor. Mesela bir nimeti yerken Allah hatırlanmasa “Minnetsiz, tabiattan koparmak canavarca his verir.” İşte besmele hayvanî hisleri susturup melekî hisleri uyandırıyor.

Aynı kıyasla cima halinde de işin hayvanî boyutta kalmaması ancak Allah’ı hatırlamakla ve istiaze etmekle mümkün. Zira hadisin ifadesiyle,ehl-i iman için meşrusu ibadet kabul edilmiş bir işte besmelesiz, istiazesiz hareket etmek şeytanın müdahalesi yol verir.

İnsanın vücuduna sebep olan ilişki maddi bir mahiyetten ibaret değil. Zira Efendimiz (asm),Çocukların, kalb meyveleri olduğunu belirtmiş. Halbuki yapılan işin zahiren kalble pek alakası yok gibi.. fakat uygunluk cihetleri vardır.

Mesela anne babanın huyu da çocuğa geçiyor. Kalbî temenni ve arzular çocukta tezahür edebiliyor. Çok anlatılır; ‘çok istediği halde okuyamayan bir kişinin çocuğunun âlim olduğu.’ Hem eskimez eserlerde yazar, ‘Tatmin edici bir ilişkiden hasıl olacak çocuk daha gürbüz olur.’ İstenmeden olan çocukların zayıf bünyeli oldukları herkesin malumudur. Hatta ilk çocukların mahcub edalı, utangaç, sonrakilerin ise ona nisbetle kısmen ârsız olması anne babanın o dönemlerdeki birbirlerine karşı hissiyatından kaynaklanıyor. Hatta hayalde canlanacak bir suretin çocuğa geçebileceğine ihtimal verilmiş. Evet, çocuklar esasen kalb meyveleridir, cima adabında kalbi ve hayâli temiz tutmak da vardır.

Meseleye bir de şu pencereden bakalım. Ben kendim işittim ki, deprem olan bir vilayette bir çift o gece yeni evlenmiş. Evleri de yıkılmış. Fakat çiftin bulunduğu oda yıkılmamış. Hem hiç işitmiyoruz,göçük altından ailevi bir durumda birilerinin çıktığını. Madem Cenab-ı Hakk onları mahcubiyetten muhafaza ediyor, öyle ise ibadet şuurunu taşımak lazım.

Hadisin beyanıyla, babanın bir vazifesi de çocuğuna güzel isim koymaktır. Muhterem ecdadımız kız evlada, ikram edilen manasıyla ‘kerîme’, erkek evlâda da hizmet edilen manasıyla ‘mahdum’ tabir etmiş. İnsana yapılan hitabın onun şahsiyetini yönlendireceği, konulan ismin de dua hükmünde fıtratına tesir ettiği artık ilmen bilinmektedir.

Hem zamanımızda çok görüyoruz. İnsanlar evcil hayvanlarına dahi muntazam vakit ayırıyor, günlük gezintiye çıkarıyor, hatta atıklarını elleriyle temizliyor.. tabi neticede hayvanla arada sadakat gibi bazı bağlar oluşuyor. Pekala, bu ilgi ve alakanın az bir kısmı evlada ve aileye ayrılmış olsa, insanın yüksek olan fıtratı arada kopmaz bir bağı kendiliğinden kurmayacak mıdır?

“Sizin hanenizdeki masum evlâdlarınızla masumane sohbet, yüzer sinemadan daha ziyade zevklidir.” Bu zevki yakalamak lazım.

Peder ve valideye şefkat duygusu verilmiş ki evlâdını ebedî cehennem ateşine düşmekten muhafaza etsin. Halbuki şimdiki aileler “aman çocuğum dünyada rahat etsin” diye ahiretini nazara almıyor, onu tamamıyle dünyaya teşvik ediyor. Fıtrî şefkati yanlış yerde kullanmanın bir cezası olarak layık olduğu hürmeti göremiyor.

Bazen buna da dikkat edildiği halde bilinemeyen bir nokta var: Aileler evlâdını temellük ediyor. Yani kendi malı gibi davranıyor. O, Allah’ın kulu olduğu, kendisine emanet olduğu, Allah’ın farzları da belli olduğu halde “benim evlâdım benim yolumdan gitmeli” gibi bazen haksız arzularla evlâdına baskı uyguluyor. Bu da aksü’l-ameli netice veriyor. Temellük ettiği için herşeyine müdahale ediyor, kendi şahsiyetinin oluşmasına fırsat vermiyor. Allah’u a’lem bu hatanın bir cezası olarak da evlâdlar ailelerden alınıyor. Her biri başka bahanelerle, yani ya çalışmak, ya okumak, ya evlenmek gibi sebeplerle ailelerden uzaklarda yaşıyor. Ta ki o haksız temellük davasından vazgeçilsin, herkes Allah’a karşı kendi kulluğunu ortaya koysun.

Elhasıl: Temiz bir mahsul için evvela o tohuma menşe olan kalb temiz olmalı. Güzel, sağlıklı bir netice için helaline iştiha ve muhabbet olmalı, hissiyat sıkılgan ve soğuk olmamalı. Terbiyeli, olgun evlâdlar için tavırlar istikametli, hitaplar düzgün olmalı. Sadık, iffetli evlâdlar için ilgi alaka, sevgi daima canlı olmalı; zira ilgi ve sevgi evde karşılanmayınca yanlış yerlerde aranıyor. Sağlam bir aile için birbiriyle müfritane irtibat,insanî bir hürmet,affedici -ve affettiği şeyi unutan- bir merhamet olmalı.

İmanın kazandırdığı şuur ve sorumluluk, sünnetin adap ve düsturları, ebedî beraberlik fikrinin vereceği sadakat hisleri bir ailede hükmetmeli. Vesselam.

Okunma Sayısı : 1.441

Yorum yapın

“Vâlid” için 9 Yorum

  1. Uğur Tuğrul diyor ki:

    Hazret-i Sultan Mehmed Fatih hakkında küçükken yaramaz olduğu söyleniyor. Halbuki büyük bir evliya olduğu hadiste sabit. Yani bir çocuk yaramaz diye o aileye su-i zan edilemez. Yazıda geçen bahisler şimdiki neticelerin birer sebebidir. Yani başka sebepler olduğu gibi böyle sebepler de var. Bunlar bize öğretilmediği, hep maddi fener ve sebeplerle yetiştirdiğimiz için hiç bu manalarda haberimiz yok.

    • Uğur Tuğrul diyor ki:

      Hep maddi fenler ve sebeplerle yetiştirildiğimiz için bu manaları bilmiyoruz. Ben de istedim ki bu noktalara dikkat çekeyim. Zira bunlar da gayet esaslı birer sebeptir. O yüzden farklı ve çarpıcı geldi sanırım. Herkesin hususi aile yapısı, dünyası farklıdır, Allah onları istediği gibi imtihan eder. Bu sebeple kimseye su-i zan edemeyiz ve hakiki sebeplerini de bilemeyiz. Fakat bu zamanda bu kadar umumi neticelerden de ibret almamak, acaba bu hallere düşmemek için neler yapmalıyız diye düşünmemek de şuurlu bir müslümana yakışmaz.

      Bu sebeple muhtelif duyduğum, öğrendiğim hakikatleri ve bazı aldığım dersleri Allah için paylaştım. Ta ki okuyuculara da birer pencere olsun. Bilmeyenler bu manaların da farkında olsun.

      Selametle..

      • Derman() diyor ki:

        Bu yazdıklarınız insanın hayatını kolaylaştırıcı ve düzene sokan şeyler.Uygulayarak değerlerimiz eksilmez aksine artacaktırGenellikle bilim deyince akla batının bilime yaklaşımı geliyor.Batı pek göremediği şeyleri pek araştırmıyor.Fakat onlar araştırmadı diye bişeyi yok kabul edemeyiz.Batı herşeye maddeci yaklaşıyor.
        Bununla ilgili size Rus bir bilim adamının ismini vermek istiyorum.Bu konu hakkında bir araştırma yapıp buraya yazsanız çok faydalı olur.Kişinin ismi Dr. Peter Gariaev.Dna hakkında değişik çalışmalar var.Mesela gayrı meşru ilişkilerin insanları nasıl etkilediği hakkında bazı şeyler söylüyor.Siteyi takip edenlerde bakabilirler.

  2. ... diyor ki:

    “Hatta ilk çocukların mahcub edalı, utangaç, sonrakilerin ise ona nisbetle kısmen ârsız olması anne babanın o dönemlerdeki birbirlerine karşı hissiyatından kaynaklanıyor.”

    Gözlemlediğim de kesin değil ama çoğunlukla ilk çocuklar bu mizaçta oluyor. Annenin ilk hamileliği olduğu için biraz ürkek ve anneye daha bağlı olabiliyorlar. Hamilelik stresli zor geçmişse çocukta hırçınlık olabiliyor.

    Çoğu Allah dostu annesinden bahsederken annesinin abdestli gezdiğinden abdestli emzirildiğinden bahseder. Ama bununla beraber yaşanan ve devam eden bir dindar ortamın olduğunu ve gayretin olduğunu da görüyoruz.

    Bazen her şey usulünce olmasına rağmen çocukların özel durumla hastalıkla dünyaya gelme ihtimalide var. Bunlar bazen tıbbın kabul ettiği faktörler olabilir bazen anne babada hiçbir sorun olmamasına rağmen bu şekilde dünyaya gelebilir. Mesela akraba evliliği olanlarda yada kan uyuşmazlığı olanlarda 2. veya 3. çocuklarda ortaya çıkan durumlar. Yine annenin hamilelikte aldığı ilaçlar yada psikolojik baskılar bunlarda etkileyebiliyor.

    Kesin yargıya varmak zor kuvvetli ihtimaller olduğu gözüküyor ama istisnalar kaideyi bozabilir. Özel durumu olan anne ve babanın çocuğu hiçbir özel durumu olmadan dünyaya gelebiliyor. Ahlaksız olan anne ve babanın çocuğu aksine ahlaklı olabiliyor. Yada dindar anne babanın evladı ahlaksız olabiliyor.

  3. Zeyno diyor ki:

    Bazi yazilanlar bana cok ilginc geldi . insanlar digerlerinin cocuklarina bakip kari Kocanin mahrem Hayati hakkinda zan yapmaya baslamaz umarim. Mesela istenmeyen cocuklarin zayif bunyeli oldugu herkesin malumu denmis. Benim malumum degildi ilk defa duyuyorum. Ama Cok Aglayan huysuz bebeklerin annenin istenmeyen hamilelik yasamasiyla ilgili olabilecegini Iddia eden psikolojik arastirmalar var. Eslerin birbirleirnden cekinmeleri cocugu cekingen yapar mi bu da Cok ilginc. Hayale gelen simalar cocugun semalini etkiler mi bu hem ilginc hem korkunc:) Bunlari yazarken kaynaginiz nedir Cok Merak ettim.

    • Feyza diyor ki:

      Zeyno kardesim, Erzurumlu Ibrahim Hakki hz.nin Marifetname isimli cok makbul, degerli bir eseri vardir. Icinde cima ve cesitli cima halleri ve zamanlarindan mahsul olan cocuklarin tabiatlarina dair burada yazan ve buna benzer teferruatli bilgiler bulabilirsiniz. Islam dunyasinda makbul bir zat ve eserdir. Bugun tip dunyasinda da eserde yazilan pek cok hakikat yanki uyandirmistir. Tavsiye ederim. Yanizca insan anatomisi degil, evrenin varolus sirlari ile ilgili de cok degerli bilgiler barindirir. Selamlar.

      • zeyno diyor ki:

        marifetname de birbiriyle celisik seyler var.yazilan hersey birebir dogru Kabul gorup amel edilemez. ama bir fikir verebilir belki.

      • Derman() diyor ki:

        Şimdi marifetnağmenin yazılış tarihi 1700’lü yıllara dayanıyor.Aynı tarihte Jean-Baptiste Joseph Fourier isimli Fransız bilim adamı var.Bu tarihlerde yaptığı bazı matematik çalışmalar şuan mühendislik fakültelerinde halen kullanılıp öğretilmektedir.Günümüzde sinyal işleme çalışmalarında onun çalışmaları üzerine eklenen araştırmalar kullanılmaktadır.İbrahim hakkı hz bizim için bir değerdir; fakat Avrupa’da o dönemde çok iyi bilim adamları yaşamış.
        Mesela Marifetname’de kitabında evrim hakkında yazılan şeyleri okuyabilirsin.Ben evrime inanmıyorum fakat Marifetnağmede evrimle alakalı tam anlayamadığım şeyler var.Yani bu kitap göz ardı edilemez bence fakat değişmez kaynak olarak kullanmakta yanlış.

        • ... diyor ki:

          Peygamber Efendimiz( s.a.v.)’in “Hikmet, değerli bilgiler müminin yitik malıdır, onu nerede bulursa almaya daha hak sahibidir.” (Tirmizi, İlim 19; İbn Mâce, Zühd 17) hadisi şerifini dikkate almalıyız. Bu batılı bilim adamlarının araştırmaları da olabilir müslüman bilim adamlarının alimlerin araştırmaları da olabilir.

          Darwin evrim teorisini ortaya atarken biriktirdiği canlı türü defterine de bakmak gerekir. İbrahim Hakkı hazretleri de bir teori ortaya atmaktadır. Canlı türüne kademe kademe bakabilir. Bir buluşu yada gerçeği bulmak için insanlar sayısız yanılabilirler ama bir kıvılcım yakabildiklerini de unutmamak gerekir.

          Müslümanların etkin olduğu Endülüs ve Osmanlı döneminde tıp,fizik,astronomi,matematik felsefe alanında çağının üzerinde eserler verildi araştırmalar yapıldı. Yıllarca batıda İbni Sina’nın eserleri ders kitabı olarak okutuldu. Ama gün geldi biz müslümanlar dünyaya yeni bir şeyler söyleyemedik araştırmalar yapamadık.

          Batının bulduğu her bilgi doğru ve insanlığa faydalığı değil hatta insanlığa tehdit. Ama biz müslümanlar da onların faydalı bilgilerinden yararlanmamız ve insanlığa faydalı şekilde kullanmamız konusunda geride kaldık.

Dünden Bugüne

Nasıl Hitap Ediyorsunuz?

Bir mikrop gibi nasıl geldi yerleşti dilimize, bilmiyorum. Çocuklara, gençlere hitaplarımız bozuldu.  Neredeyse kimse çocuğuna “Oğlum, kızım, yavrucuğum, evladım, çocuğum…” demiyor. Anne-babalar çocuklarına “anneciğim, babacığım” diyor, halalar çocuğa “halacığım” teyzeler” ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ En eğitimli kişi yaşadığı, yaşadığı hayatı en iyi anlayandır. “ ( Hellen Keller)

Kitap

Çocuğunuzun Sahibi Değilsiniz

“Sormamız gereken soru şu: Geçmişimizin şimdiki yaşamımızı ne kadar süre daha yönetmesine izin vermek istiyoruz? Daha ne kadar başka bir zamanın hayaletleriyle savaşmak istiyoruz?" #drshefalitsabary nin kitabını internette kitap araştırmaları ...
Devamını Oku