Bu Kadar da Haksızlık Olmaz ki!

11 Mart 2012Ademler & Havvalar43 Yorum »

Bir Adem Diyor ki…

Geçen gün bir mail aldım. Eski eşim nafaka artırım davasını kazandığını ve artık 250 lira yerine 500 lira yatırmam gerektiğini , eksik yatırmış olduğumu yazmış. Şaşırdım, kardeşimi aradım ; kardeşim aynı zamanda avukatım. Kardeşim de olayı doğrulayarak dava açılan ilçe adliyesine evrakı yolladığını ve ek süre talep ettiğini ancak bu talebimizin kabul edilmediğini söyledi.

Daha yüzümüzü kimse görmeden kendimizi savunamadan davacının isteği kabul ederek nafaka arttırılmış. Artık 250 lira yerine 500 lira vereceğim. Bazıları ‘’ nasılsa oğluna gidiyor , olsun varsın’’ diyor ama durum öyle değil, Oğlum ne zaman gelse fukara çocuğu gibi giyinmiş oluyor, bir bakışta anlaşılıyor ki bu çocuğun bakımı yok ve ayda 100 lira bile harcanmıyor. Oğlumun ne eğitimi ne de giyimi anne ve babasının yaşam standardına uymuyor . Ben aldığım bütün maaşımı bile versem bu durum değişmeyecek. Para başka yere harcanacak.Oğlum gene bakımsız yaşayacak.Ama hakim bunu bilemeyecek çünkü beni dinlemeyi gereksiz bulmuş

Aslında bu olay beni pek de şaşırtmadı. Son 5-6 yıl içinde adaletin kılıcının keskin tarafının benden tarafa yönelmesini pek çok kez yaşadım. Eski eşimle adalet karşısında defalarca karşı karşıya geldim ve bir kere olsun memnun bir şekilde ayrılmadım.

Aramızda sorunların ilk başladığı zamanlarda eşim kendi yüzünü tırmalayarak yaraladı ve kız kardeşimle benim birlikte bunu yaptığımızı söyleyerek şikayetçi oldu. Kendi kendini yaraladığını gören ve akrabam olmayan 2 kişinin şahitliğine rağmen yargılandım ve 5 yıl süren bir dava sonucunda beraat edebildim.Ben beraat ettim ama kimse çıkıp da ona “sen neden iftira attın, neden mahkemede yalan söyledin” diye sormadı.

Oğlumun velayetinin bana verildiği ve onu sakladığı bir zaman çalıştığı hastaneye gittim ama 5 metre yakınına ulaşamadığım halde gitti ve darp raporu aldı .Sonradan bana söylediğine göre çocuğu vermemek için benden kaçarken omzunu kapıya vurmuş ve bu nedenle ben suçluymuşum. Hakkımda dava açıldı. Darp etmediğimi ispat etmeme rağmen ‘ eşe kötü muamele etmek’ ten ceza almaktan kurtulamadım. Ama ona böyle bir darp raporu alıp mahkemeye vermekten dolayı bir yaptırım uygulanmadı.

Bu olayı görünce bir şikayette daha bulundu ve eşe kötü muamele etmekten bir ceza daha aldım. Kardeşime hakimin söylediği gerekçe ise benim eşime ‘’biz artık hasımız’’ demem. Halbu ki bu söylem ikimizin de bildiği bir yaşanmış olaydan alınmış bir pasajdı ve ikimiz de kullanıyorduk.Anlaşılan benim kaşlarımı çatmam bile kötü muamele için yeterli bir gerekçe olmuştu.

Boşanma davamızda evimize gelen temizlikçi kadını şahit olarak gösterdi. Kadının yalan söylediğini ispat ettik ve yalan beyandan dava açtık. Eski eşim geldi ve o kadına şahitlik yaptı ama hakime yemin etmeyeceğini sadece bildiklerini söyleyeceğini beyan etti ve bir şekilde kadının yanılarak yanlış beyanda bulunduğunu ima etti. Hakim de yanlışlıkla böyle bir beyanda bulunulduğuna kanaat getirerek temizlikçi kadını beraat ettirdi.

Aynı kadın bu sefer aramızdaki bir senet davasında şahit oldu. Bir ev almıştık ve emlakcıya bir senet vermiştim. Evin parasını ödemesi için eşime parayı verip senedi almasını söylemiştim.o gün bir işim olduğu için kendim gidemedim. Eşim parayı verip senedi almış ama saklamış . Boşanma davası açınca senedi ortaya çıkardı . Ben senedin emlakcıya verilen senet olduğunu ispat ettim ama temizlikçi kadın ortaya çıktı ve senedi eşimin bana verdiğini benim de ona geri verdiğimi gördüğünü söyledi . Sonuç olarak benim senedi ödememe hükmedildi ve senedi ödemek zorunda kaldım.Düşüncem odur ki eğer ilk başta bu temizlikçi kadın yalan beyanda bulunduğunda ceza alsaydı ikinci bir defa böyle bir şeye kalkışmayacaktı. Ama bu kadın daha sonraları da eşime şahitlik yapmaya devam etti.

Boşanma davası sırasında oğlumla görüşebilmek için adliye memuru götürüyordum. Bir gün oğlumu alırken eşim kavga çıkardı. Adliye memurlarının elindeki dosyaları yere fırlattı, benim üstüme yürüdü ve hakaret etti,tehdit etti,eline ayakkabı alarak üzerime yürüdü. Annesi de küfür etti.Görevli memurlar tutanak tuttu. Ben de şikayetçi oldum. Sonuçta annesi ceza aldı ama eşime ceza verilmedi

Aynı şekilde gene bir gün oğlumu alırken görevli memurlarla birlikte arabaya binerken bize doğru el hareketi yaptı.El hareketinden kastım çoğunlukla erkeklerin yaptığı cinsel eylemi ifade eden türden. Memurlar gene tutanak tuttu ben de gene şikayetçi oldum. Sonuçta gene bir yaptırımla karşılaşmadı.Bu tutanak dikkate bile alınmadı.

Daha bir sürü olay anlatabilirim.. Daire amiri olduğum yere gelip saatlerce bağırıp çağırması olayında da suçsuz bulundu. Çevresinde bulunanlarla evime gelip kendi evimin bahçesinde darp edilmemden bile çok az bir ceza ile kurtuldu.

Tüm bu yaşananlar sonunda bir şeyin farkına vardım. Kadına yönelik pozitif ayrımcılık var. Ama bu kavram yanlış uygulanıyor ve kötü niyetli kişileri suça teşvik edebilecek özelliğe sahip. Aynı zamanda bu ayrımcılık evliliklerin temeline dinamit koyabilecek ve tüm Türk aile sistemini bozabilecek kadar tehlikeli….

Eğer eşimin yaptığı suçlar hoş görülmeyip gerekli yaptırımlar uygulanmış olsaydı bu noktaya kadar gelmeyecek ve boşanmayacaktık. Eminim ki eşim ne yaparsa yapsın adalet kurumlarının kendisini tuttuğunun farkına vardı ve fütursuzca davranmaktan çekinmedi.Adaletin her zaman kendisini daha haklı gördüğünün farkına vardı ve biz ayrıldık.

Çevremde bana kötü diyebilecek hiç kimsenin olmadığını düşünüyorum . Bu güne kadar hiç kimse ile bir sorunum olmadı ama bu boşanma sürecinde adli sicil sahibi oldum.Eğer ben iyi biriysem sabıkam olmaması gerekirdi, ama ben bunu hak etmişsem çevremdekilerin ve benim doğru bildiğimiz her şey yanlış.

Şimdi bir davanın temyiz sonucunu bekliyorum.Yukarda da bahsettiğim evimin bahçesinde darp edilmemle ilgili davada aldığı küçük cezanın yanında velayet hakkının da kalmayacağı söylendi. Oğlumu alıp onuruna yakışır bir şekilde yetiştireceğim günü bekliyorum. Şu an annesinin evlilik dışı biriyle beraber yaşadığı bir ortamda gününü geçiriyor.Dava 2006 da başlamıştı. Daha bitmedi. Ama ben sabırla bekliyorum.

Ama işin beni üzen tarafı şu ki haklı olduğum ve hakkımı alacağım davalarda yıllar geçip giderken ben sonuca ulaşamazken, nafaka artırımla ilgili davada benim tezlerim dinlenmeden karar verilebilmiştir. Bu olay gönlümde bardağı taşıran son damla olmuştur.

Eski eşimin birlikte yaşadığı kişinin aynı adliyede memur olmasının etkisinin olmadığını düşünüyorum. Bunu ispat edecek bir durumum yok. Zaten bu şahıs ortada yokken de eşim yeteri kadar adliyenin imkanlarından faydalandı.

Sonuç olarak olayları tek tek ele alınca kadına yönelik pozitif ayırımcılık kadını mağduriyetten korumak açısından iyi gibi gözükse de , tüm yaşananlar birleşince bu düşüncenin toplumu yıkıma götüreceğini düşünüyorum. Kadın ya da erkek kim olursa olsun suç işlemişse cezasını görmeli. Eğer sistem suç konusunda da pozitif ayırımcılık yapıp kadını cezalandırmayıp erkek cinsi mağdur ederse kadını suça teşvik etmekten başka bir işe yaramayacaktır.

Bu yazıyı kaleme almamdaki amaç kendimle ilgili haksızlıkların düzeltilmesi talebi değildir. Ben yılmadan haklı mücadelemi sürdürmeye devam ediyorum.Ama toplumun yararına kullanılması adına edinilmiş tecrübeleri gerekli yerlere ulaştırmanın herkesin görevi olduğunu düşünüyorum. Yaşadığım deneyimler kadına yönelik pozitif ayrımcılığın da bir sınırının olması gerektiğini düşündürüyor.

Çevreme bakınca yeni yetişen nesilde kızların daha çılgın, erkeklerin daha ağırbaşlı hareket ettiklerini görebiliyorum. Eskiden Türk toplumunun erkekleri daha kusurluydu fakat kadınları daha sabırlı oldukları için yuvalar dağılmıyordu. Yuvayı yapan dişi kuş toplumu da kanatları altına alıyordu. Korkarım ki bu denge bozuluyor.

Kaprisli, sınırsız isteklere sahip, hür olduğunu düşünen, eşine saygı göstermeyi utanç sebebi sayan bir nesil kadın geliyor. Kadınlar bu gün bile artık eşlerine saygı göstermiyor. Zorluklara hiç tahammülleri yok. Her şey kolay olsun hazır olsun istiyorlar. İstedikleri olmayınca düzeni hemen bozuveriyorlar. Bu nedenle boşanmalar hızla artıyor.

Bizi biz yapan değerlerimizin pek çoğu ortadan kayboldu. Dini değerlerin kılavuzluğunda düzenli bir hayat yaşayanların sayısı azalmış durumdadır. Benim çocukluğumda adab-ı muaşeret denilen bir kavram vardı. Bugünkü adıyla görgü kuralları.. Artık kimse ondan bahsetmiyor. Geleneklerimizin birer birer kaybolması da bizi başıboş bırakan sebeplerden.

Artık hırsızlık ,yalan, darp ,şiddet gibi kötülüklerden bizi uzak tutacak bünyemize uygun bir öğreti sistemimiz kalmadı sayılır. Eğer yasalar olmasa toplumumuzda her şey mubah hale geldi.Yasaları uygularken yapılan pozitif ayrımcılıklarla artık elimizde kalan son silahı da toplumumuzun yarısına karşı etkisiz hale getirmiş olacağız.

Kadına yönelik pozitif ayırımcılık kavramının tekrar irdelenerek daha akılcı bir şekilde hayata geçirilmesi gerektiği düşüncesindeyim.

 Not: Bu okurumuz doktor. Toplumda hatırı sayılan bir mesleği var. Öyle olduğu halde ve haklı olduğu bu kadar aşikar iken bu kadar haksız çıkarıldıysa sade vatandaş neler çekiyor, varın gerisini siz düşünün.

Okunma Sayısı :