Erkeğe Şiddet 5 (Psikolojik Baskı)

31 Mart 2015Sema Maraşlı30 Yorum »

7_bSadece hanımların katıldığı bir kahvaltı sonrası yaptığım seminerde arada çay servisi için gelen garsonlar konuşmalarımın bir kısmını duymuşlar. Kapıya yakın yerde oturan bir arkadaşım vardı. Daha sonra o anlattı. Garsonun biri diğerine hayretler içerisinde “Duydun mu? Kadın erkeklere iyi dedi.” demiş.

Erkeklere iyi demek, artık şaşılacak, hayret edilecek bir şey haline geldi. Erkekler aşağılanmaya, suçlanmaya, her kötülüğün günahından sorumlu tutulmaya o kadar alışmışlar ki birisi iyi deyince şaşırmaya başladılar.

Kim bu erkekler? Biz kadınların babası, kardeşi, eşi, oğlu, ağabeyi, dayısı, amcası, hocası…Rabbimizin tarifi ile de dostu.

” Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velîleridir (dostları ve yardımcılarıdır).” Tevbe sûresi: 71. âyet-i kerîme

Hangi ara birbirimize düşman olduk?  Ülkemizdeki 38 milyon erkek sürekli psikolojik bir saldırı altında. Artık erkek olmaktan utanmaya başladılar. Gerçi bu sadece bizim ülkemize değil feminizm hareketi sayesinde tüm dünyada erkeklere psikolojik bir baskı uygulanıyor.

Fakat artık batı ülkeleri akıllanmaya başladı. Erkek düşmanlığının cinsiyetler arasında bir iç savaşa yol açtığını gördüler ve cinsiyetler arası savaşı dindirmek için kitaplar yazıyorlar, makaleler kaleme alıyorlar. Fakat biz hâlâ tam gaz erkek düşmanlığına devam ediyoruz. Erkek düşmanlığı sebebi ile yapılanlar erkekler üzerinde ciddi bir psikolojik baskı uyandırıyor.

Erkekler üzerindeki bu baskıyı daha iyi görmek için konuyu üç ana başlık altında inceleyebiliriz:

1- Değersizleştirme: Romantizm hareketi erkekleri değersizleştirmede çok önemli bir rol oynadı. Romanlar, filmler, diziler sayesinde gerçek olamayacak kadar mükemmel erkek tipleri üretildi: Zengin, yakışıklı, güçlü, kadın ne yaparsa yapsın onu ölümüne seven (yüzüne tükürse yağmur yağdı, Yarabbi şükür, diyen)  hiçbir özel günü unutmayan, bütün işinin gücünün içinde kadına sürprizler yapan…vs.

Erkekler, hayal kahramanı tiplerle yarışmak zorunda bırakıldılar ve doğal olarak pek çok erkek bu yarışı kazanamadı. Kazanamayanlar “odun, öküz…” gibi sıfatlarla etiketlendiler. Televizyonda reklamlarda, dizi ve filmlerde  erkeklere pek çok hakaret ediliyor fakat kimsenin gıkı çıkmıyor. Fakat kadınlara hakaret edemezsiniz, aşağılayamazsınız. Onlar sosyal koruma altındalar. Masumlar! Melekler!

2- Sindirme: Burada medya desteği ile feminizm hareketinin etkilerini açıkça görüyoruz. Feministler “Feminizm erkek düşmanlığı değil” deseler de yaptıkları işin neticesinde ortaya çıkan sonuç erkek düşmanlığından başka bir şey değil. Feminizm kadın erkek arasına nifak sokmaktan başka bir işe yaramıyor.

Feministler kadın haklarını o kadar çok gündeme getirdiler ki kadınlar sorumluluklarını unuttular. O kadar çok eziklik edebiyatı yaptılar ki  kadınlar gerçekten ezilme paranoyasına girdiler. Tabii ki ezilmemek için ezmek gerektiği vurgusu da yapıldığı için kadınlar erkekler üzerinde psikolojik baskı kurmakta bir mahsur görmüyorlar.

Korumacı ve merhametli yaratılan erkek cinsi, bireysel suçlar bahane edilerek feministler tarafından cani ilan ediliyor. Sonuç: Erkekler erkek olduklarından dolayı utanmaya başladılar. Şiddet haberleri sonrası medyada erkeklerin yaptığı yorumlara bakıyorum, hep “Erkek olduğum için utandım” diyorlar.

Oysa bir kadın cinayet işlediğinde biz kadınlar kadın olduğumuz için utanmıyoruz ve medya gücü ile de utandırılmıyoruz. Özgecan cinayetinden kısa bir süre sonra, bir abla on sekiz yaşındaki kız kardeşinin üzerine benzin döküp diri diri yaktı. Fakat medyada kısa bir haberle geçiştirildi. Fakat bunu kızın ağabeyi yapsaydı ortalık yıkılırdı.

Ağabey üzerinden suç bütün erkeklerin üzerine yıkılırdı. Erkeklerin yaptığı bireysel suçlar, bütün erkekler üzerine yıkılarak erkekler sindirilmeye, bedenen değilse de psikolojik olarak yok edilmeye çalışılıyor.

3- Korkutma: Kanunlar vasıtası ile erkekleri cezalandırma ve psikolojik hadım etme operasyonu. Nafaka, mal paylaşımı, tazminat, evden uzaklaştırma, hapis cezası, hacizle çocuk görme gibi. Erkeğin karısına sesini yükseltmesi bile suç sayılıp evinden uzaklaştırma cezası verilirken kadın kocasına ne yaparsa yapsın suç sayılmıyor. Sanki erkeklere insan muamelesi yapılmıyor.

Hükumetimiz, Avrupa Birliği hayali ve feminist derneklerinin baskıları ile kendi vatandaşını kadın erkek diye ikiye ayırıp, erkek olanlara bir zamanlar Amerika’da beyazların zencilere yaptığı ırkçılık gibi, cinsiyetçilik ayrımcılığı yaparak erkeklere zenci muamelesi yapmakta bir mahsur görmüyor. Erkeksen suçlusun, kötüsün. Hemcinslerine bu kötü muameleyi layık gören siyasetçiler de erkek maalesef.

Bu erkekler “Erkekler şiddet yanlısı, onlara en ağır cezayı vereceğiz” dersek kendimizi o erkeklerden ayırabiliriz, kendimizi aklayabiliriz zannediyor olmalılar. Oysa onlar feministlerin gözünde, erkek oldukları için doğuştan suçlular, bu yüzden ne yaptıkları ya da ne söyledikleri önemli değil, ah bir bunun farkına varabilseler.

Aslında bunu anlamaları için feminist derneklerinin sitelerine bakmaları yeter. Hükumet yetkilileri kadınlar lehine yaptıkları bütün ayrımcılıklara, erkeklere yaptıkları bütün zulümlere rağmen hiçbir feminist dernekten “aferin” almadıkları gibi her gün artan şiddetten dolayı da suçlanıyorlar. Feministler “Akıl bizim aklımızdı, yapılanlar bizim isteklerimizdi.” demiyorlar, demeyecekler de. Ne yapılırsa yapılsın, erkek cinsi yaşadığı sürece onlar her halükarda suçlamaya devam edecekler.

Hükumetin acilen gözünü açıp erkekleri ve canileri ayırması, erkeklerin üzerindeki bu psikolojik şiddeti durdurması lazım. Caninin kadını erkeği olmaz. Cinsiyet ayrımı yapmadan suçlular cezalandırılsın, zulme uğrayanlar korunsun. Ayrımcı değil adaletli olsunlar.

Baskılar yüzünden erkeklerin çoğu kötü olduklarına inanmaya başladılar, birileri iyi deyince şaşırıyorlar. Erkekler kötü olduklarına ikna olup, inandıklarında bunun toplumumuza ve aile yapımıza nasıl bir etkisi olacak hiç düşünen yok mu? Erkekler “Ben kötüymüşüm bundan sonra iyi olayım” deyip iyi olmaya mı çalışacaklar yoksa “Zaten kötüyüm biraz daha kötü olmamın bir zararı olmaz.” diye mi hareket edecekler? Azıcık psikolojiden anlayan insan bunun sonucunu görebilir. Allah devlet yetkililerimize basiret versin.

 

 

Okunma Sayısı : 17.478

.../nisa için yorum yapın

“Erkeğe Şiddet 5 (Psikolojik Baskı)” için 30 Yorum

  1. Sadece Fatih dedi ki:

    Yorumların tamamını okumadım ancak gördüğüm kadarıyla genelde karı koca arasındaki ilişkide kadının rolüyle ilgili şeyler yazılmış.

    Erkekler sadece eşlerinden şiddet görmüyor ki 🙂 Erkek evlatların annelerinden gördükleri şiddete de değinmek lazım. Mesela bir çok anne kaynanalık yapacağım derken oğluna psikolojik şiddet uyguluyor ama farkında değil. Ya da oğlunun hanımıyla yaşadığı sorunların kökeninde annesinden öğrendiği kadın figürünün, gördüğü psikolojik şiddetlerin, duygusal şantajların izleri olabiliyor.

    • .../nisa dedi ki:

      Sadece Fatih bey,

      Paylaşılamamak ile arada kalmak mükafatı mı çoktur külfeti mi çok mudur bilemedim. İktidar savaşlarının arasında kalan erkeğin Allah yardımcısı olsun. Hem anne hemde eş dominant karakterde ise Allah iki kere yardım etsin.

      Buna benzer bir durum bir tanıdığın evliliğinde vardı erkek çareyi anneyle eşini aynı ortama getirmeyerek buldu. Gelin ile kaynananın iletişimi dışarıdaki iki yabancı insan gibi.

      İyi bir damat kazanılmış erkek evlattır kötü bir damat kaybedilmiş kız evlattır sözüne ilave iyi bir gelin kazanılmış kız evlattır kötü bir gelin kaybedilmiş erkek evlattır.

      • Sadece Fatih dedi ki:

        Nisa Hanım.

        Tespitlerinize katılıyorum özellikle son paragrafınıza. İlk paragraftaki durum mükafat mı? Bence öyle. Değer gördüğünüzü gösterir. Külfeti de arada kalmaktır 🙂

        Burada insanlar yazıyor şöyle yemek yapsın evle ilgilensin vb. Bunları beklemediğimi yazmıştım. Aslında bu işin uzmanları niye öyle yazdığımı anlayabilir demiştim. Akşam eve geldiğimde kapıda beni güleryüzle bir hanımın karşılayacağına ihtimal vermiyor olmamın sebebi ne olabilir acaba 🙂

        Diyorum ki, sayın anneler, feminist anlayışlarla erkek evlatlarınızı öğütmeyin.

        • .../nisa dedi ki:

          Sadece Fatih bey,

          Bende aynı şeyi kız çocuğunun inceliğini naifliğini bozan kız babaları için ve erkek evladı yetiştiren ileride bir aileye koca yetiştiren anneler için yazmıştım.

          Efendi gibi davranılan çocuktan büyüğünce efendilik beklenir. Aslında kadınında evlilikte aradığı değer görmek erkeğinde değer görmek.

          Yaşadığımız aile ortamı özellikle ilk örnek olarak gördüğümüz kadın erkek anne baba ilişkileri bizim gelecekteki aile tasavvurumuzu da etkiliyor. Kadınların hepsi böyle erkeklerin hepsi böyle gibi genellemelere de sebep oluyor.

          Sema hanım bir örnek yazmıştı küçük bir erkek çocuğun anne ben o erkeklerden olmayacağım diye içerlemesi küçük bir zihni cinsiyetinden utanmaya itecek kadar kötü olmamalıyız. Bazen aynı şeyler kadınlar içinde yapılıyor varlığı günah işleme sebebi gibi. Belki de temel sorun karşımızdaki kişiyi ilk önce eşrefi mahlukat olarak görememizden, yanlış fiillerin düşmanı olmak yerine cinsiyetlerin düşmanı olmamızdan kaynaklanıyor.

          İhtimal vermeme sebepleriniz neler olabilir?

          İlk kadın örnek anne figüründen hareketle özellikle feminist yada dominant bir karakterde ise;

          1. Erkek evlat için evlilikten soğuma ve bütün kadınlar aynıdır kavgacı anlaşılamaz bilinçaltısı.

          2. Kız evlat için evlilikten soğuma ve bütün erkekler aynıdır kadınları ezmek istiyor ipleri hep elimde bulundurmalıyım erkekler kaba algısı.

          3. Evliliği huzur bulmak sekinete kavuşmak olarak görmeyip mücadele için ringe çıkan, rakibi yenmek isteyen boksörler gibi görmek.

          Saliha kadın tabirinin zihinlerimizde daha fazla yer etmesi için sadece ibadetlerle sınırlamamız gerekiyor eşini haramdan koruyacak söz ve davranışları da vurgulamak gerekiyor.

          Tatlı dil diye bir dil var üslup var bunu kadın erkek öğrenmemiz gerekiyor. Mesela al ile alırmısın hitabı arasındaki etki farkı.

          Hz. İbrahim’in oğlu Hz.İsmail’in evine gittiğinde gelinle arasında geçen konuşmadan sonra oğluna eşiğini değiştirsin diye not bırakması ve sonrasında gelişen olaylar rivayet edilir.

          Benim fikrim umutsuz olmayalım hala birbirinin kıymetini bilen, üzerine titreyen, varlığı için şükreden insanlar vardır.

          • Sadece Fatih dedi ki:

            Nisa Hanım.

            Tespitleriniz için teşekkür ederim. Ben kendi durumumu inceledim de yapacak bir şey yok artık. Gerçek niyeti evlilik olan biriyle karşılaşırsam ve o da kişiliğimdeki çarpıklıklara katlanmayı göze alırsa neden olmasın. Bu zor bir ihtimal ama. Armutun sapı üzümün çöpü diyenler için bende epey çöp var…

            Böyle anlatınca dominant bir annem olduğu sanılıyor, öyle tahmin edileceğini bildiğimden özellikle önceki yorumumda yazmadım, aynı şeyi doğruladık. Çok sevdiğim anacığım dominant değildir, ancak çok fena duygusal şantaj yapar 🙂 Dediklerini öyle yaptırır, bu da adamı çok yoruyor. Her kadın gibi o da anlayışsız ve bencildir fakat bu konularda standartların biraz üstünde… Bir de bazı psikolojik rahatsızlıkları da var, genetik, teyzelerimde de var, OKB ve davranış bozukluğu. İş öyle olunca şu an o benim annem mi yoksa ben onun babası mıyım bazen karışıyor, zorla ilaç içiriyoruz mesela, takip ediyoruz, geçen kafasına göre bırakmış, başka bir hastalığı nüksetmiş.

            Zaten hayattan beklentilerim az, bir de karşımdaki kadından beklentim az olunca, bir günaydın denilse bile seviniyorum. Hiç alkol almayan insanın bir kadehte sarhoş olması gibi. Bu da karşımdaki insanda duygusal açlık olarak anlaşılıyor. Çünkü onlar bu konularda tecrübeli. Çok öncelerden karşı cinsten ilgi görmenin tadına varmışlar.Böyle olunca frekanslar tutmuyor tabi…. Onların görüştükleri erkekler anneleri tarafından özgüven manyağı yapıldığı için kızlara yaklaşımları ben gibi olmuyor.

            Benim durumum epey paradoks içeriyor. Hayattan beklentilerim az ama eşimle iletişim kurabilmem için incelik ve derinlik sahibi birisi olması gerektiğini düşünüyorum. Yani eğitimli birisini tarif ediyorum. Bu eğitimi okul dışında başka yerlerden alan kızlarla tanıştırılma ihtimali olmadığını söylemiştim. Mecburen üniversite vb. okumuş birisine yöneliyorum. Onların da gözleri açılmış oluyor. Mesela geçen bir yorumda görüşmüyorum diye yazdığım hanım tesettürlü olmasa da namazında niyazında ama sosyal çevresinde erkeklerle takıldığı ortamlar varmış. Benimle aynı iş yerinden, ileride tesettüre girer mi bilmiyoruz, derdim çift maaş vb. olsa balıklama atlardım ama derdim bu değil çok şükür. Bu yazdığımı onları kötülemek için yazmıyorum da hem eğitimli olsun istiyorum hem de gözü açılmamış. Allah yazdıysa olur 🙂

          • .../nisa dedi ki:

            Sadece Fatih bey,

            Öncelikle geçmiş olsun Allah acil şifalar versin annenizin böyle davranmasının altında muhakkak bir psikolojik sebep korku kaygı vardır.

            Okb hangi konularda temizlik ibadet gibi mi yoksa kişiler üzerinde mi takıntı var. Siz elinizden geldiğince ilaçlarını almasına özen gösterin daha da şiddetlenecek bir duruma sebep olabilir. Bazen ruhumuzda hasta oluyor bazen dışsal sebeplerden bazen içsel kiminin çocukluğuna kadar gidiyor.

            Okb ciddi boyuttaysa ailedeki kişileri de etkileyebilir temizlik takıntısı olan kişilerle yaşamak simetri hastalığı yada mükemmeliyetçilik yorabilir. Bazı erkeklerin eşleri memlekete gittiğinde biraz nefes aldıklarını evde rahat hareket ettiklerini duymuştum Duygusal şantaj için annelerin kullandıkları en iyi silah sütümü helal etmem.

            Saliha kadın islama uygun yaşamakla beraber eşine karşı sorumluluklarını da yerine getiren yürüyen ölünün yaşadıkları yazısında bunun önemini daha iyi anladık. Bu tanımın açılımını da yeni öğrendim salih ıslah ve sulh kelime kökünden geliyor hem ıslah eden düzelten hemde sulh ortak akılla hareket eden.

            Duygusal açlık yalnız yaşamaktan dolayı da olabilir insan robot değil muhakkak duygularını paylaşacak anlaşabilecek hemhal olacak birini arar bu fıtridir bununda en ahlaklı helal olan yolu eşiyle duygusal paylaşımdır. Bu sebeple evlilik niyetiyle hareket eden insanlar flört edenlerden ayrılır.

          • Sadece Fatih dedi ki:

            Sağolun Nisa Hanım.

            Çok şükür ciddi bir sorun yok. Yapılması gerekenleri yapıyoruz elden geldiğince. Tespitleriniz için teşekkür ederim.

            Selametle kalın.

    • sennur dedi ki:

      bunu evlenmeden farkındalık olarak kazanmışsanız sizi tebrik ederim ,
      orta yolu bulmak erkeğin kavvamlık sırrında ; bunu da hak sahiplerine hakkını vererek yapabilir ancak ,
      gerektiğinde annesine anne bu benim eşim , iyi dileklerin için teşekkür ederim , hayırımıza dua edersen iyi olur deyip , annesine büyüklüğünü hissettirmek ,
      eşine de ,hanımım bu benim annem , onun yeri ayrı , senin yerin ayrı , ikinizde olmadan yapamam , sen benim biricik hayat arkadaşımsın , hayatı paylaşırken ,annemin rızasını almaya bana yardımcı olur musun ? bazı söylemlerine he diyelim ,gönlünü alalım gibi yaklaşımlar da bulunursa , her iki taraftan da kazanır.

      ancak ,bunu yapabilen BEYLER (maalesef çok az )
      birçoğu hanıma tapıp!!!! anneyi unutuyor .anne ile iletişimde bulunmuyor ,
      ya da tam tersi anne her konuda hayata müdahele edip , hanımlar ikinci planda kalıyor.
      sonuç mu evlilikler MUTSUZ AİLE ORTAMına dönüp , mutsuz kadınlar dan mutsuz çoçuklar yetişiyor…

      (çok mutsuz kullanmışım ama gözlemlediğim hayat bu )
      aile yakınları ile iyi iletişim kurmuş , sıcak ilişkide bulunan insanları TEBRİK ETMEYE başladım ,kendi adıma:):):)

  2. Uğur 017 dedi ki:

    Sema Hanım çok güzel yazmışsınız da romantizm hareketi tabiri yanlış olmuş. Romantizm hareketi ondokuzuncu yüzyılın ilk yarısındaki bir edebiyat sanat ve fikir akımıydı. Hepsi erkek olan romantikler duygulara önem verirlerdi ama bugün romantizm dendiğinde akla gelen duygulara değil fakat mesela tabiattaki heybet, ihtişam ve Allah’ın sanatı karşısında şaşkınlık gibi duygulara. Alman şair ve düşünürü Goethe ve İngiliz tarihçi edebiyatçı ve düşünür Carlyle gibi romantik düşünürler muhteşem tabiat anlatımı ve muktedir Tanrı anlayışı sebebiyle Kuran ve Hazreti Muhammed’e hayran idiler.

    Gerçi bugün romantizm dendiğinde akla gelen duygular da erkeklere aittir. Çünkü kadınlar güzellik karşısında kendinden geçmek ve güzelliğe hayranlık gibi duygularla pek alakalı değildir. Kadınlar kendilerini korunma ve beslenmeye muhtaç hissettiklerinden çok daha maddiyatçı düşünürler. Başarılı olup para kazanmaya ve çok fazla çalıştığı için mutsuz olmaya zorlanmış her erkeğin arkasında dırdırcı ve mal düşkünü bir kadın vardır. Bu yüzden de dünyada en acınmayacak kadın zengin olan kocası tarafından daha genci için terk edilen kadındır çünkü kocasını aşırı çalışıp mutsuzluk içinde aşırı para kazanmaya teşvik etmiş olan kişi bu paragöz kadının kendisidir.

    • Abdullah Bir dedi ki:

      Uğur 017 Kardeşime…

      “Kadınlar kendilerini korunma ve beslenmeye muhtaç hissettiklerinden çok daha maddiyatçı düşünürler. Başarılı olup para kazanmaya ve çok fazla çalıştığı için mutsuz olmaya zorlanmış her erkeğin arkasında dırdırcı ve mal düşkünü bir kadın vardır. Bu yüzden de dünyada en acınmayacak kadın zengin olan kocası tarafından daha genci için terk edilen kadındır çünkü kocasını aşırı çalışıp mutsuzluk içinde aşırı para kazanmaya teşvik etmiş olan kişi bu paragöz kadının kendisidir.”

      Bu mükemmel tespitinden dolayı seni tebrik ediyorum kardeşim.

      Ayırca;

      Bu konuda 2 Ayeti de burada ki diğer arkadaşların dikkatli okuması ve üzerinde tefekkür etmesini istirham ediyorum.

      “Mallarınız ve çocuklarınız ancak birer fitnedir; Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır.” (Teğâbun, 64/15)

      “Bilin ki mallarınız ve çoluk çocuğunuz birer fitnedir. Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır.”(Enfal, 8/28

      Cümleten hayırlı cumalar…

      • Yahya dedi ki:

        Abdullah Abi,

        Tegabun 14’ü de hatırlatmak isterim.

        Hayırlı cumalar.

        Birde bizim aramızda niçin hafız yok?

        Selam ve dua ile…

      • Uğur 017 dedi ki:

        Abdullah Bey, yorumunuz ve iltifatınız için sağ olun. Saygılarımla

  3. Abdullah Bir dedi ki:

    Kolay kolay TV seyretmem. İş yerimde ve evimde ki TV yi (olağanüstü bir durum olmadığı sürece) günlerce açmadığım olur. Bu nedenle hangi kanalda hangi program, dizi var bilmiyorum.

    Ancak gecenlerde TV ye nadiren göz attığım günlerden bir gün kanallar arasında gezerken İSTANBUL’lu GELİN isimli dizinin bir sahnesinde KADININ kocası olacak Faruk karakterinin karısına

    “HAMİLESİN ve BEN SENİN ÇALIŞMANI İSTEMİYORUM” diyor.

    Buna karşılık karısı olan kadın sinirli, kızgın bir şekilde ve bağırarak

    “SEN BANA NE YAPACAĞIMI SÖYLEYEMEZSİN, NE ZAMAN NE YAPACAĞIMA BEN KARAR VERİRİM, BEN EVDE OTURMAK İÇİN OKUMADIM BUNCA YIL, BEN ÇALIŞMAK İSTİYORUM VE ÇALIŞACAĞIM, SEN BANA KARIŞAMAZSIN”

    vb sözler söylediğini gördüm. Buna karşılık sert karakterli ve ailesinin REİS’i olan Faruk ise kendisinden hiç beklenmeyecek bir şekilde tıpkı SÜT DÖKMÜŞ bir kedi misali yelkenleri suya indiriyor ve

    ” HAKLISIN, ÖZÜR DİLERİM”

    vb sözlerle geri adım atıyor. Kocasının bu geri adımından cesaret alan gelin hanım kocasından daha fazla TAVİZ kopartmak için başka bir takım taleplerde bulunmaya başlıyor. Bu sahneden sonra ben sinirle kanalı değiştirdim ve Sema Hanım’ın yukarıda ki yazısında da net olarak

    “1- Değersizleştirme: Romantizm hareketi erkekleri değersizleştirmede çok önemli bir rol oynadı. Romanlar, filmler, diziler sayesinde gerçek olamayacak kadar mükemmel erkek tipleri üretildi: Zengin, yakışıklı, güçlü, kadın ne yaparsa yapsın onu ölümüne seven (yüzüne tükürse yağmur yağdı, Yarabbi şükür, diyen) hiçbir özel günü unutmayan, bütün işinin gücünün içinde kadına sürprizler yapan…vs.

    Erkekler, hayal kahramanı tiplerle yarışmak zorunda bırakıldılar ve doğal olarak pek çok erkek bu yarışı kazanamadı. Kazanamayanlar “odun, öküz…” gibi sıfatlarla etiketlendiler. Televizyonda reklamlarda, dizi ve filmlerde erkeklere pek çok hakaret ediliyor fakat kimsenin gıkı çıkmıyor. Fakat kadınlara hakaret edemezsiniz, aşağılayamazsınız. Onlar sosyal koruma altındalar. Masumlar! Melekler!”

    şeklinde ifade ettiği cümleler gözümün önüne geldi ve bir kez daha yazdıklarından ve yaptıklarından dolayı gıyabında sayın Sema Hanım’a DUA ve TEŞEKKÜR; Müslüman Türk kadınına ve erkeğine bu ve benzeri yöntemlerle SUBMİNAL mesajlar vererek onları fıtratından uzaklaştıran, erkekleri evlilikten soğutan-korkutan ve kurulmuş ailelerin ise parçalanmasına, dağılmasına sebep olan herkese ise BEDDUA ettim.

    • cihad dedi ki:

      Abdullah abi,

      O çekilen dizilerin ve filmlerin masum bir niyetle çekildiğine ihtimal vermiyorum, ihtimal vereninde aklına şaşarım.

      Bu zamanda küfrün/batılın propaganda ve operasyon merkezi medya olmuş ve oluyor. Bu sebepledir ki basın ve sanat özgürlüğünü putlaştırıyorlar.

      Sosyolojinin evrensel babası olan İbn-i Haldun’a isnad edilen şöyle bir söz okumuştum..

      “”Sosyal değişimler önce gözde sonra kulakta ve en son beyinde gerçekleşir””

      Gözlerine ve kulaklarına hakim olamayanlar akıllarını ve ruhlarını kiraya veriyor haberi yok.

      • Sadece Fatih dedi ki:

        Cihad Bey, Abdullah Bey.

        Tespitinize katılıyorum. Bahsettiğiniz yayınların hepsinin maksatlı olduğunu düşünüyorum. Popüler kültür adı altında ülkemize sokulmaya çok evvelden başlanmıştır. Fırsatım olursa bir ara tarihsel sıralamasına göre araştırıp, döküm alıp buraya yazacağım. Benim çocukluğum özel televizyonların serbest bırakılıp arka arkaya televizyon kanallarının açıldığı döneme denk geldi. Dahası o yıllarda bizim memlekette ciddi şekilde çarşaf çarşaf doğum kontrol propagandası da yapılıyordu. Aklımız ermeyince bu da ne oluyor diyorduk o yaşlarda. Hangi birini yazacağız 🙂 Cinsiyet değiştiren “sanatçı”ları mı yazalım, kadın kılığına giren adamın abuk subuk yarışma programlarını mı yazalım. Format gereği sevgilisinden şiddet görüp erkekleri şiddet meraklısı, kadınları ezilen göstereni mi, ahu ahu diye taklalar atanı mı yazalım. Cep telefoncu “Özgür kız”ı mı yazalım. Kıyafetsiz oyuncak bebekler. Yabancılardan çakma “çılgın gençlik” dizileri. Görmüyoruz sanki. Yıllardır dizi-film takip etmem. En son ekmek teknesinde bıraktım. İyi ki bırakmışım..

        Mücadele zor. Ancak mümkün. En azından doğruyu anlatma fırsatı bulursak gençler kendileri bilir ne yapacaklarını. Bir arkadaşımdan duydum. Bu ara ergen tayfada artistlik, farklılık olsun diye deistiz vb. diye dolanan çok varmış. Yahu bırakın cool olmayı, Allah’a kul olmaya çalışın diyoruz 🙂

        Televizyon olan evlerde çizgi filmlere aman ha dikkat diyorum. Hanım kardeşlerimiz bazı şeyleri göremeyebiliyor. Bir çizgi film var, iş yerinde muhabbeti açılmıştı, sakın ha izletme küçüklerine dedim, abim de aynı şeyi söyledi dedi 🙂 Eskiden çizgi filmlerde görece bol kıyafet giyen kadın figürler şu an dikkat edilirse dar şort ve badi giyiyor, ayrıca vücut hatları özellikle belirginleştiriliyor, hayvan karakterler bile olsa. Bunların çocukların bilinç altına işlememesi mümkün değil. Bu yüzden hanımlar, evde televizyon varsa çocuğu susturacağım diye her çizgi filmi açmayın. Dini hassasiyeti olmayan arkadaşlarım bile çocuklara televizyon izletmiyor.

        Konu çizgi filmden açılmışken kadın hakları savunucularımız acaba neden pedofili içeren masallara, çizgi filmlere gıkını çıkartmıyor. Mesela rapunzel diye bir karakter vardı. Saçını uzatıp tanımadığı bir adamı kuleye alıyor. Zehirli elmayla uyutulan pamuk prensesi uykusunda öpen prens en basitiyle taciz suçunu işliyor. (yedi cücelerin reşit olmadığına inanmak istiyorum.)

        Son cümlem de şudur ki bekar kardeşlerimiz beklentilerimiz yüksek kimseyi beğenmiyoruz diyoruz ya acaba bunun sebebi çocukluktan beri erkekleri yetişkin olduklarında bir prensesin, kadınları da beyaz atlı prensin beklediği masallarını fazlasıyla dinlemiş ve izlemiş olmamız olabilir mi?

        Selametle kalın.

        • .../nisa dedi ki:

          Yorum yazan herkes çok güzel noktalara değinmiş. Yazmış olduklarınıza ilave olarak çocuklar küçük parmaklarıyla dokundukları yayınları bilmiyorlar çizgi film izlerken uygunsuz reklamlara ve yayınlara farkında olmadan geçebiliyorlar. Kesinlikle telefonda güvenlik ve sınırlama olmalı.

          Farklı amaçla bulunan kişilerin ağına da düşebiliyorlar. Emniyette bilişim suçlarında görevli olan bir tanıdığın söyledikleri ürpertici pedofili konusunda toplum olarak dikkatli olmalıyız.

          En güzeli tablet tv telefondan çocukları uzak tutmak genellikle anneler yaramazlık yapıyor yada ağlıyor diye sakinleştirmek için veriyorlar ama farkında olmadan en büyük kötülüğü yapıyorlar.

          Subliminal mesajla beraber bazı çizgi filmler şiddet yüklü konuşmalar kaba.

    • Yahya dedi ki:

      Abdullah abi,

      “bakıyorum o dizi, bu program; kanal kanal dolaşıyorsunuz 🙂 ”

      Esasın bu “medya” unsuru hemen hemen her ülkede aynı şekilde faaliyet gösteriyor, sadece ülkemize mahsus değil.

      Her ülkenin kültürü, değer yargıları ve inançları farklı bunları tespit edip dejenere ediyorlar. Özellikle yurt dışında bulunduğum ülkelerde dikkatimi çeken “eş cinsel” içerikli dizi ve muhtelif yayınlar. Hatta canlı yayınlarda dahi eş cinsel veya cinsiyet değiştirmiş kişileri program yapıcı veya sunucu olarak kullanıyorlar. Bu bilinçli, programlı, sistematik ve istenerek yapılıyor.
      (Bu toplum mühendisliği adı altında yapılıyor.)
      Maalesef bu medya şirketlerine/patronlarına bir şeyde yapamıyorsunuz. Hem maddi yönden çok güçlüler, hem ellerinde iletişim & yayın ağı var, hem de kanuni olarak ifade-fikir-basın özgürlükleriyle korunuyorlar.

      Burda esas görev bize düşüyor, tepkimizi öncelikle böyle program, kanal vs. izlemeyerek göstermeliyiz. Bir ara evlilik programlarıyla ilgili bir çok haber çıkmıştı: RTÜK nerde, niye dur demiyorsunuz, yasak geldi vs. gibi… Halbuki hiç kimse sizin TVnizi açıp X kanalını zorla seyrettirmiyor.

      Mesele burda da bitmiyor; en masum, en tarafsız haber programlarında bile manipülasyon, ajitasyon ve provokasyon itinayla devam ettiriliyor.
      Biraz konunun dışına çıkıyorum ancak; bizden dediğimiz (en azından ben öyle görüyordum) Al Jazeera televizyonu gözümüzün içine baka baka Türkiye’yi kötüleyen, ötekileştiren, rencide eden haberler yayınlıyor. Hadi CNN/BBC gibi kanalların menşeyi belli Al Jazeera’ya ne oluyor?

      Bu mevzu bitmezde…

      Selam ve dua ile

      • Abdullah Bir dedi ki:

        Yahya Kardeşim’e…

        Yazdıklarının hepsini biliyorum ve izninle de altına imzamı atıyorum.

        Dünyayı yönetmeyi amaçlayan ( bunda büyük oranda başarılı oldular) ÜST AKIL (Rothschild Hanedanlığı ) ellerinde ki ve kontrolleri altında ki MEDYA GÜCÜ-SİNEMA-TİYATRO-BALE vb faliyetler ile İLETİŞİM-SANAT adı altında “Toplumları-Milletleri” BİLİNÇLİ ve SİSTEMATİK bir şekilde ENFORME-MANİPLE ediyor ve YÖNLENDİRİYOR.

        Sonuç;

        25-30 yıl öncesinde TV de ki bir filmde 2-3 sn lik öpüşme sahnesinde bile “ayıp-günah ve cocuklarının ahlakı bozulmasın” diye Tv yi kapatarak tepkisini ortaya koyan “Müslüman Türk Milleti” bugün küçük kardeşin abisinin hanımına, evlatlığın babasının genç karısına, erkeğin baldızına göz koyduğu dizileri (ensest ilişkileri-sapıklıkları) normal bir şeymiş gibi ailecek seyreder hale geldi.

        Akabinde bilinçaltı algılarını direkt etkileyen bu tür SUBMİNAL mesajlar ile oluşan ahlaki dejenarasyon- yozlaşma neticesinde aşırı büyüyen ve HELAL OLARAK DA TATMİN EDİLMESİ ÇEŞİTLİ YÖNTEMLER (17-18 yaşında ki erkek ve kızların evliliklerin ayıplanması, yasaklanması, evliliğin zorlaştırılması, bedensel ve cinsel özgürlük adı altında aile hayatının tu kaka ilan edilmesi, cocuk yapma kariyer yap’ manın güzel gösterilmesi-dayatılması, tüketim cılgınlığı, parayı putlaştırma vb) ile engellenen CİNSEL TATMİN ARZUSU gayri meşru- haram-yasak-suç-günah olan eylemlerin ( COCUK TACİZLERİ, ENSEST ve HOMOSEKSÜEL-LEZBİYEN İLİŞKİLER, CİNSEL SALDIRILAR vb) sayısında ciddi artışlara böyle giderse de korkarım yeni LUT, SODOM-GOMORE felaketlerinin yaşanmasına sebep olacak.

        İnsanlığı ve Müslümanları manen perişan ve yok etmek isteyen Şeytanlaşmış İnsanlara karşı verdiğimiz her türlü savaşta Allah biz Müslümanların yar ve yardımcımız olsun. (Amin)

        • Yahya dedi ki:

          Abdullah Abi,

          Allah razı olsun, tekrar.

          Bir ara Sıtkı Aslanhan’ı sıkıştırdım; hem bu malum aileyi yıkma kanunları hem de hükümetin bu TV, internet, eğitim vs. politikaları hakkında niçin gerekli mercilere yüklenmiyorsunuz dedim; önce ailenin içini halledelim dedi; oralara da geleceğiz inşAllah dedi.
          Dolayısıyla bizlere büyük iş düşüyor.

          Bakalım hakkımızda hayırlısı olsun.

          Selam ve dua ile…

      • Feyza dedi ki:

        “Abdullah abi,
        “bakıyorum o dizi, bu program; kanal kanal dolaşıyorsunuz 🙂 ” cok guldum.. 🙂 🙂
        Diziler halkin afyonu.
        Bizim toplumumuzda gerceklik algisinda sorun yasandigi icin problem buyuk. Dizi ve film karakterlerini gercek kisilikleriyle bagdastirip o denli icsellestiriyor halkimiz. Haliyle oynanan senaryolari da gercek hayatla bagdastirmaya calisiyoruz ve gercekte boyle bir dunya olmadigi icin sonrasi hayalkirikligi. Bu zaafimiz kullanilarak yapimcilar eliyle kukla gibi her ruh haline burunebiliyor, istenildigi bicimde sekillendiriliyoruz.

        Haniminin her emrine amade ve her istegini onaylayan bjr erkek kadini mutlu edebilir mi? Bu sadece bir serap. Oyle gosteriliyor fakat her kadin egosuna yediremese dahi derinlerde bir yerde, hayatini guvenle teslim edebilecegi, kendini kiskanan, yeri geldiginde kurallar koyan ve onun adina endiselenen bir erkegin yaninda kendini guvende hissetme ve aidiyet duygusunu pekistirici bir erkege ihtiyac duyar. Sut dokmus bir kedi sevimlidir ama yeterli degil.

        Son derece zararli yayinlar fakat isin ilginci, anneler kizlari ile bu dizileri oturup izliyor ve hakkinda beraber yorum yapabiliyorlar. Cok sasirdigim manzaralardan birisi. Bir anne kendi kizini kendi eliyle ve elinde kahvesiyle cayiyla nasil bu kadar rahat zehirleyebilir? Bu, bir kopegin kedi yavrusunu emzirmesi sahnesinden daha ilginc ama maalesef siradan bir yasam karesi..

      • .../nisa dedi ki:

        Yahya bey,

        Kesinlikle toplum mühendisliği yapıyorlar bununda en kolay ve özgür alanı Tv medya. Bize nasıl olmamız gerektiğini çaktırmadan dikte ediyorlar. Kadınlar şöyle olmalıdır erkeklerde böyle olmalıdır şeklinde. Bir tanıdık söylemişti dizi ve filmlerdeki kişiler yaşamlar öyle bir gösteriliyor ki sanırsın Türkiye’de herkes İngilizler gibi renkli gözlü hayatlarda yalıda geçiyor.

        Gündemde olan başka bir konuda dizi ihracatı. Bizim kültürel yozlaşmaya maruz kalmamız yetmiyor gibi dünyaya taşınıyor.

        İzleme gibi bir zorunluluğumuz yok ancak şikayet etmek gibi bir hakkımızın olduğunu düşünüyorum. Evlilik programlarıyla ilgili Rtük’e şikayette bulunduk ne hikmettir bunca şikayete rağmen programlar kaldırılmadı aksine diretildi gibi. Toplum bir taraftan şikayet ederken bir taraftan da izliyor mu? Oflu hocanın anlattığı gibi vaazda beni dinleyip hak veriyorsunuz ama eve gidince açıp survi… izleyeceksiniz.

        Eşcinsel ve efemine tarzı kişilerin medyada çokça görünür olması kurbağanın pişirilme hikayesine benziyor ilk çıktığında tepkiler büyük oluyor zamanla görünürlük arttıkça tepkide azalıyor. Müslüman mahallesinde salyangoz satılıyor.

        İsmini yazdığınız kanallar Türkiye’de yeni bir gezi olacak mı diye avcı gibi bekliyorlar. Bu manipülasyon,ajitasyon ve çarpıtma amacı güden medyaya sadece Tv değil sosyal medyada dahil.

        • Sadece Fatih dedi ki:

          Bunları yapan yayan kesimin toplumları ifsad etmek için yaptığı aşikar. Öyle ki sadece Müslümanlar değil diğer topluluklar da tehdit altında. Peki bu kesimin kendisi bu bataklığa müsade ediyor mu? Biz alfabemizi değiştirmekle övünürken ki alfabemiz orijinal türk alfabesi de değildir, adamlar bitmek üzere olan bir dili ve alfabeyi dirilttiler. Ülkelerinde bazı yerlerde kadın ve erkekler ayrı kaldırımlardan yürüyormuş. Bizde olsa irtica vb.

          İrtica çığırtkanlığı yapanlar çok rahat ama. Çünkü ümmetin çoğunluğunun (ben de dahil) mışıl mışıl uyuduğunun farkındalar.

  4. İlhan dedi ki:

    Karım sistematik psikolojik siddet uyguluyor kendisine vurursam çocuğu daha kolay alacağı için fiziksel şiddetde uyguluyor karşılık vermiyorum çünkü hemen rapor alacak mahkemede sunacak çocuğumu kaybetmemek için tahammül ediyorum avukatlara sordum çocuğun küçük alman mümkün değil diyorlar yaşadıklarını ispatlasan bile çocuğu anneye verirler diyorlar sekiz aydır depresyon tedavisi görüyorum gizli olarak hayattan hiçbir beklentim kalmadı yaşama sevincim kalmadı iş hayatım olumsuz etkileniyor oğlum için sabrediyorum böyle hukuk böyle adalet olmaz olsun…

    • Yahya dedi ki:

      Karınız harekete geçmeden siz harekete geçiniz.
      6284 sayılı kanunu akıllıca lehinize kullanın, çok işe yarayacaktır.
      Depresyonu lehinize de kullanabilirsiniz. Psikolojik şiddetle, depresyonu doktor raporuyla ilişkilendirin.
      Çocuğunuz için bir şeylere katlanmayın, önce kendinizi kurtarın sonra çocuğunuz için teşebbüslerde bulunursunuz!

      Eğer harekete geçmezseniz sizin için daha kötü sonuçlar doğuracak olaylara maruz kalacaksınız. Önce psikolojinizi, sağlığınızı sonra da işinizi kaybedersiniz. Oğlunuz büyüdüğünde *sağlam, dimdik* bir baba bulamaz!

      Allah yardımcınız olsun.

  5. Murat Başeğmez dedi ki:

    Mükemmelsiniz. Ve o kadar feministe dönüştü ki kadınlar, bu yazıyı bir kadının ağzından duymak daha onur verici. Sayenizde anladım ki mesele cinsiyet değil insan olma meselesi. Kadınlar erkeklerle eşit olucam diye kadınlığından uzaklaştığının ve erkekleştiğinin farkına varmadan yaşaya dursun…

  6. Emre dedi ki:

    Sema hnm ALLAH razı olsun. Sizin gibi hakkaniyetli bayanlarımız artsın ki gerçekten doğru bir evlilik yapalım. Emin olun bu kafanın aynısı benim ve bu kafaya sahip olmayan diğer herkese karşı isyanım da sesim de oldukça yüksek. İNŞALLAH bu algı bir an önce kırılır ve normalleşmeye başlarız. Yavaş yavaşta başlıyoruz. Kaleminize, yüreğinize sağlık.

  7. esra dedi ki:

    bazi dusuncelerinize katilsamda bazilarina katilmiyorum siz ve sizin gibi dusunenler yuzunden erkeklerin kadinlara bakis acisi degisiyor.kadin kole degil kadin ilgi gosteriyosa esine eside gostermek zorunda cicek bocek mukemmel erkeklik degil istedigimiz guler yuz tatli diil bu dinimizinde geregidir sadece eve para getirmeyi erkeklik olarak algilayan isi bitti saniye karisini adam yerine koymayan okuz oglu okuz hayvan oglu hayvandir bu nett

    • Abdullah Bir dedi ki:

      Sayın Editör

      “sadece eve para getirmeyi erkeklik olarak algilayan isi bitti saniye karisini adam yerine koymayan okuz oglu okuz hayvan oglu hayvandir bu nett”

      Daha önce veya hali hazırda boynuna tasma takılmasına müsade etmeyen bir erkekten gerekli ve haklı tepkiyi görmüş kadın görünümlü bu FEMİNAZİ’nin yukarıda ki hakaretinin gözünüzden kaçtığını düşünüyorum.

      Sitenizin daimi ve seviyeli bir yorumcusu olarak hakaret ve nefret dolu bu yazının kaldırılması konusunda yaptığım bu hatırlatma ve uyarının şahsınızda bir anlamı olur diye düşünüyorum.

      Umarım yanılmıyorumdur….

      Esra’ya…

      Kırık Küpün içinde ne varsa dışarıya o sızarmış. Benden size bir büyük nasihatı, dünya ve ahiret saadetiniz için önce “haddinizi” sonrada “kendinizi” bilin…

  8. .:. dedi ki:

    Yakın zamanlarda Feminist kesim ve Kadın derneklerinin baskıları ile tek taraflı olarak erkeklere karşı, çözüm bulma amacı altında (aslında zorlama ve inciltme amaçlı) zorunlu terapi kursları alınmaya başlanabilir. Batı dan alınan kopya yasalar içerisinde bu kısmı eksik bırakmışlar.

    Aslında terapi çözüm için gerekli olabilir. Fakat amacı dışında kullanılınca çözüm yerine artan karmaşa oluyor. Eşler kadın ve erkek bu terapilere katılmıyor. Direkt olarak erkeği zorunlu terapiye alıyorlar. ve zamanlamaları da erkeğin güncel yaşantısını da etkiliyor. (tabiri caiz ise yontmaya ve ehlileştirmeye çalışıyorlar.) Zaman olarak ülkemiz için hazır olmayabilir. Ama bu feministlerin sağı solu belli olmaz.

    Buna da hazırlıklı olmak lazım.

    Çözüm var aslında eğer bir terapi yapılacak ise işin ehli olanlarla, doktorlar işin uzmanları ve hatta din adamlarının katılımları ile eşlerin bilakis karşılıklı katılımı olarak yapılmalıdır.

    Olur da ileride ayrılma durumu olduğu zaman . bu terepilerde elde edilen sonuçlarla birlikte. Kişilerin tekrar bir araya getirilmesi eğer aşılamayacak gibi ise belli bir süre boşanma olmadan ayrılık söz konusu olabilir. Ancak bu zaman içerisinde kişilerin anlaşamayacakları, devam edemeyecekleri öngörülürse. Boşanmaya gidilmelidir. Aksi halde durum olduğundan kusur üretmek için hile yapılıyor (davalarda parasal değer elde etmek için). Bu da erkeğe veya kadına karşı dez avantaj olabiliyor.

    Batının sistemi çok kötü. İşin içerisinde hep hile var ve pozitif ayrımcılık. Derneklerle ve yasalarla güçlü olan taraf kadınlar. Erkeklerde yasalardaki ayrımcılıktan dolayı kendi çözümlerini üretiyor. Bu da genelde tatsız oluyor.

    Psikolojik baskı genelde erkeklere yapılsa da bunu izah edemiyorlar. Kadınlar kendi lehlerine herzaman kullanabiliyorlar.

    Şikayet söz konusu olduğunda Bir erkek bulunduğu yerdeki mülki amir veya karakol a gidip psikolojik şiddet gördüğünü söylese genelde onu kaile almazlar ve gönderirler. Ancak tersi olursa, aynı şartlarda kadın şikayet ederse kadını dinlerler. Hatta yönlendirirler. Çünki yapıyı böyle kurdular. Bu eğitimleri polis karakollarında verdiler. Malesef yine tek taraflı yapıldı. Sonuçları görülen geröeklerdir.

    Yazı serileriniz başarılı olmuş, görülemeyen ve bilinemeyen bazı gerçekler de vardır. Ancak siz yine de Şiddet konularında Devletin yetkili organlarının çözüm arayışı bulma çabalarının, çok ötesindesiniz. Onlar çok gerilerden gelmektedirler ve tek taraflı bakış açıları var. Bu güne kadar Türkiyedeki basın kuruluşları olsun, sivil toplum kuruluşları olsun hatta devletin en etkin birimleri olsun Vesaretle bu konuya eyilemediler. Sizin haricinizde bir örnek tadi yok. Koca Türkiye cumhuriyetinde. Sayın Cumhurbaşkanı ve satın başbakan dahil.

    Kadın bakanlığını saymaya gerek yok. Bakanlığın içindeki tanımlamalarda erkek adam yerine koyulmuyor biler. Yaptığımm incelemelerde Dikkatimi .eken hususlar da olmustur. Başta KADEM Aile bakanlığını yönetiyor gibi. Öte yandan Hacettepe ünüversitesi ve Alman ve Hollandalı bazı kuruluşlar. Türkiyedeki yasalar da bu şekilde organize edikmiş. hep tek taraflı. Sonuçları da malesef ortada hiç hoş durum değil bu yapı içindekiler kedi yaptıkları yanlışlardan çıkamıyorlar. Batırdıkça batıyor. Aile adına Pozitif hiç bir değer yok malesef. Ancak Kadın aileden ayrıştırılarak ayrı bir pozitif ayrımcılık yapılmaktadır.

    Görülen o ki. Ailenin ve erkeklerin psikolojisinden ziyade toplumun psikolojiside bozulacak.

    Bakalım bu derneklerin yaptıkları çalışmalar Rakamlara pozitif veya negatif ne değer katacak. Bosanmalar, Evlilikler, Babasız çocuklar, intiharlar, erkek ve kadın şiddetleri hatta çocuk şiddetleri, doğum oranları, çocuk ölümleri, çocuklarda suç oranları, alkol, uyuşturucu, eğitimin kalite düşmesi ve başarı, devlet kurumlarındaki verim kayıpları, işsizlikler v.s.

    Tespitleriniz ve cesaretiniz için tebrik ederim. Her babayiğit in ele alabilecek ve gündeme getirebileceği konular değildir. Tespitlerinizde sesi çıkmayan sessiz çoğunluğun sesi oldunuz.

  9. tarık dedi ki:

    ah ağzınıza sağlık her kadın sızın gıbı düşünse inanın ülkemizde ne cinayetler ne kavgalar olurdu aile içinde günden güne bır cokuş sureklı çalışan bir adam ama hiç bir şey yapmayan diyen kadınlar bayanlar bence bayan olduklarını özellikle annelik yapmaları annecilik yapmagı artık bırakmaları gerekir,sonumuz bence günden güne çok kötüye gidiyor erkekler az bir şey yapsa sesini yükseltse sen bana bağıramassın veya sen kimsin bana bağırıyorsun gibi cümleller duymaktayız halbukı erkek bağırdıyından değil işden stresli olabilir,evi geçinmekde zorluk çekebilir ve günümüzde ki kadınlar hemen kendini savunma maduna geçdiğini zannediyorlar ve kavga başlıyor ve aile yıpranmaya başlıyor eski kadınlar gerçekden böylemiydi cail derler bir kısmı (nenelerimize,dedelerimize) ama kendi aralarında bir saygı vardı bence erkeğini seven sayan bir kadın ne söylerse yapan bir bayanlar vardı şimdi ağzını açmayı bırak az kaşları catsa sen kötü bakıyorsun gözünün üstünde kaşın neden var gibi bence allah c.c sonumuzu hayır etsin

Dünden Bugüne

Hadis-i Şerif Düşmanlığı

Bizim halkımız Kur’an-ı Kerimi pek bilmez. Bu elbette büyük bir eksikliktir fakat yine de dinimizi Peygamber Efendimizin hayatı ile öğrendiğimiz için halkın inancı sağlamdır. Batılılar yüzyıllar boyunca İslam ülkelerine hoca kılığında ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Güzel ahlak; cömertlik, bağışlayıcılık, sabır ve tahammüldür. “ Hasan-ı Basri

Kitap

Yuvamızda Huzur Bulalım Diye

Huzur, modern dünyada, moda dışı bir kelime gibi duruyor artık. Oysa, Huzur; ne tatlı bir kelimedir. Huzur; ruhun, zihnin ve bedenin sükûnet bulma hâlidir. Huzur; gönlün yatışması, nefsin tatmin olmasıdır. Huzur; baş dinçliği, gönül ...
Devamını Oku