Evlerdeki savaşın kazananı ego!

24 Kasım 2013Haberler11 Yorum »

elifEn büyük eksiğimiz bu, ne kendimize gülebiliyor ne hatalarımızla yüzleşebiliyoruz. Bir araştırma sonucuna göre boşanma davaları bu yıl rekor rakamlara ulaşmış. Bir yanda yuva yapmak için uğraşan sözüm ona âşıklar, bir yanda da yuvayı yerle bir eden ‘ego’ savaşları…

 

ABD’li mucit, siyasetçi ve yazar Benjamin Franklin, “Savaşın kazananı olmaz” demiş zamanında. “Franklin de kim?” diye soracak olanlara, paratonerin ve dahi pek çok alet-edevatın mucidi ve ABD başkanlarından biri olduğunu söyleyelim; hâlâ hatırlamayan varsa 100 dolarlık banknotun üzerine baksın bir zahmet. Sevimli bir şekilde gülümser oradan, mucitlerde muzip bir gülümseme vardır zaten. Bakınız Einstein; o da mucitlerin kralıdır ve o da “Savaşta kazanan olmayacağını söyler” ve ekler “Barış için çalışacağım”. Bilinçaltının ve insan ruhunun derinliklerine sızmış, eline su dökülemez çalışmalara imza atmış Freud’a yazdığı mektupta, okul kitaplarının savaşları yücelttiğini, trajediyi ve geride bıraktıklarını dillendirmediğini yazar ve bugüne kadar yazılmış en klas cümlelerle fırçasını atar, sınırsız bir zekaya sahip olan çılgın adam.

Beynin ve evrenin sınırlarını zorlayan Einstein kadar dipköşe girdiği ruhumuzda sığınacak yer bulamayan Freud da mezarında rahat değil, şöyle bir etrafa bakarsak anlayacağız.

Savaş bir zamanlar yapıldığı gibi ‘mertçe’ değil artık, ülkeler top ve tüfek olmaksızın savaşmakta, halklar kendi aralarında birbirini yemekte ve bu yeni dünya paranoyası evlere kadar girmiş durumda.

Çok ilginç geliyor bana, boşanmaların artması. İnsan gün geçtikçe yalnızlaşırken ruh ve beden ikizini ararken nasıl oluyor da kaprislerine ve ihtiraslarına yeniliyor? Ego dediğimiz şey, nasıl oluyor da bunca şişip sadece kendini değil içine girdiği bedeni de balon gibi patlatıyor.

“Aşkından ölüyorum” dediği adamla kaçarak evlenen genç kadın, nasıl oluyor da “İhtiyaçlarımı karşılayamıyor” diye üç ay sonra dava açabiliyor (üçüncü sayfa haberlerinden alınma bir örnek) veya “Onsuz yaşayamam” diyerek duvarlara şiirler yazan ve sevdiği kadının adını koluna kazıtan bir adam nasıl oluyor da bir yıl geçmeden boşanma davası açıyor; “Aşkımız bitti” bahanesiyle. Ya sevmeyi unuttuk ya hiç sevmedik; sevmeyi bilemedik.

Yeni dünya düzeni böyle; ne, ne kadar ve ne ölçüde işimize geliyorsa o kadar seviyor, o kadar yaşıyoruz! Aşk da payına düşeni alıyor sistemde, yerlerde sürünüyor.

Aileler de işin ucunu bıraktı, herkes sadece kendi çocuğunu seviyor; kendisiyle ilgili. Dünya homosapiens’in çevresinde dönüyor! Zavallı Einstein…

Gülmeyi, dalga geçmeyi ve özür dilemeyi hatırlayıp karşımızdakini dinlediğimiz zaman bütün sorunlar çözülecek üstelik bu kadar basit.

“Hata bende” demek meziyettir, anne babalarımız, büyükanne ve büyükbabalarımız, hâlâ el ele tutuşan beyaz saçlı arkabalarımız Marslı değiller ki! “Ne salakmışım, hayatım ben o hatayı nasıl yaptım, özür dilerim” demek evliliklerin en büyük kurtarıcısıymış, ABD’de yapılan bir araştırma sonucuna göre. Bu kadar basit işte; erkek de kadın da affediyormuş özür akşamleyen eşini. Ama yine 0-5 yaş grubuna inmek gerekiyor ‘özür dilemeyi’ öğrenebilmek için. Freud’un da kemikleri sızlıyor bu noktada, adam ne yapsın öğretilerini bıraktı işte; kalkıp hortlasın mı!

Akşam Gazetesi

Okunma Sayısı : 4.353

Yorum yapın

“Evlerdeki savaşın kazananı ego!” için 11 Yorum

  1. seyyah dedi ki:

    Arkadaşlar yazarın hali tavrı giyimi vs uygundur, değildir o apayrı bir konu fakat bunu burada kendisini rencide edecek şekilde söylemek Kuranın bize öğrettiği edep ve ahlaka uygun düşmez. Yalnız müslüman veya (size göre) dindar kaynaklardan mı besleniyorsunuz yani? Her hangi bir eşyayı yahut da bilgiyi bunu gavur üretmiş diyerek kullanmamamız mümkün mü? Allahu Teala bize hem dünya alimi hem de ahiret alimi olmamızı öğretiyor. Dünyadaki tüm ilimler de Allah’ın yarattıklarını anlamak için değil midir… Bu ister bir müslümandan olsun ister bir gayri müslimden. Freud, Skinner, Einstein veya her kim ise nasıl bir hayat yaşadıkları bizi ilgilendirmez azılı müşrikler bile olabilirler fakat bu dünyada yaşamış ve de adını bırakmış ise bunun bir hikmeti vardır. Herkes iyi şeyler yapacak diye bir şey yok kötü ve yanlış şeyler de olacak ki iyinin ve iyiliğin kıymeti anlaşılsın. Unutmayalım ki Graham Bell bugünkü iletişim çağının bu denli ilerlemesine önemli katkıda bulunmuş, vesile olmuş birisidir. Bu insanları tanımak, bilmek veyahut ilimlerini kullanmak ve konuşmalarımızda bahsetmek ise İslam’a kesinlikle ve kesinlikle aykırı bir şey değildir.

    • alieren dedi ki:

      Hayatı boyunca cinsellik ve seks ile uğraşmış ve insanoğlunun yaptığı bütün sapkınlıklara bir bilimsel kılıf uydurmaya çalışmış bu ensest ilişki meraklısı Freudu,Einstein ve Graham bell gibi mucitlerle aynı kefeye koymanız en hafif tabir ile tam bir bilgisizliktir.

      Elbette sadece müslüman kaynaklardan beslenmeyeceğiz fakat iyi,güzel doğru olmayan en önemlisi her türlü cinsel sapkınlığı bir bilimsel kılıfa sokarak meşrulaştıran zehirli fikirlerede asla hoşgörü ve tolerans göstermeyeceğiz.

    • necmettin dedi ki:

      “bunu burada kendisini rencide edecek şekilde söylemek Kuranın bize öğrettiği edep ve ahlaka uygun düşmez.”

      Tabii işte bizi 90 yılldır dini hassasiyetimizi kemalist-laik düzen böyle cürüttü.
      Müstehcenlik, cıplaklık ve bu millete zorla dayatılan seküler hayat tarzı mübarek adeta kutsallaştı.
      Eleştirilmesi bile yasak. Böyle büyük sapıtma varmı yer yüzünde başka bir ülkede?
      Her rezilliği kabul ede ede bu ülke fuhuş ve zina yuvasına döndü.
      Yılda 120’000 boşanma ile Cumhuriyet tarihinin rekoruyla bir toplumsal felaket yaşıyoruz. Hala farkında değıiliz.
      Işimiz gücümüz aman dekoldeye dokunma!
      Illa deprem’mi gerek bazı toplumlara?

      Konuya gelince: Tamam ilimin her türlüsünden faydalanmak gerek. Kabul.
      Fakat Sigmind Freud gibi Yahudi kökenli hayatta her şeyi bastırılmış cinselliğe dayatan ve “cinsel içgüdünün gelişiminin, bebeklikten erişkinliğe ” olarak izleyen “bilinçdışı ve haz ilkesinin üstünlüğünü” kabul eden “çocuksu cinsellik ve Oediepus karmaşasını” ön planda tutan bir bilim adamının aile hayatına ne yararı olacak?

  2. cem t dedi ki:

    Yazarın görüşlerini beğenmezsiniz anlarım. Kıyafeti açıktır gözünüz kayar, rahatsız olursunuz hadi onuda anlarım. (bu konu hakkında ALLAH a hesabı verecek olan kişi o kadın yazar oluyor.) Fikirlerini beğenmediğin kişiyi yakıştırmamak anca gerici ve yobaz olduğunuzu gösterir. Sadece sen mi müslümansın yoksa cennetle mi müjdelendiniz? Kadının tezlerini çürütecek bilimsel bir yayınınız veya eseriniz varmı?

  3. .:. dedi ki:

    Arastirma sonucu degil.. Bizzat devletin resmi kaynaklari bu sekilde diyor. 2012 rakamlari Bu topraklarda gelmis gecmis en yuksek bosanma rakamlari malesef.

    Artmasindaki en buyuk sebeblerden birisi bu konuda sorumlu olan yonetenlerin yetersiz ve basarisiz olmalaridir. Onlarinda ego sorunu olabilir. Normal yoldan yapilamayanlar kanun gucu ile. POZİTİF EGO.

    Kendi ulkesinde olup bitenden haberi olmayan onundekini goremeyenin, ileriyi goremeyenin, Sonuclari dahi okuyamayan, kendi kulturune, yasam bicimine ve dinine uymayan ülkelerden, sirf onlar taktir edecek diye, Erkek ile erkegin evlenmesinin normal ve kanunla yasal oldugu ulkedeki yasalari kopyalayip getirip esitlik yapacagim diye bir tarafa Ego pompalamasindan baska birsey degil.

    İslam dininde erkege verilmis olan bosanma yetkisi, yasalarla pozitif ayrimcilikla kadina verilmis (bir tarafa ego destegi .:) adaletin terazisi bozulmus bir kere. tarafli ve adil degil. Sonucunda maddiyat oldugu icin. Aslinda asil konu maddiyatla ilgili egolar.

    Evelki gun bir haber vardi, mevcut aile bakani, belediye baskani olma ihtimaline gore yerine gelecek olan ismi gecen bayan vekilin biyografisine bakmak icin arastirma yapayim dedim. Web sayfasini buldum.

    Ego mudur bilemiyorum ama, gelen gideni aratmasin, Sayfasinda kadinlar icin yazdigi oyle oneriler varki, sastim kaldim Simdi bu sayin vekil aile bakani olursa. Vay ulkemizin temel tasinin haline. Aile ile ilgili birsey yazmamis.

    Yazdiklari bir kadinin ; hazirladiklari meclisten gecirdikleri yasalarla nasil galip gelecegini, nasil kazanacagini pozitif ayrimciligin nasil oldugunu bir guzel anlatmiş, ve linklemis, Tek tek butun bu konu ile ilgili telefonlari hepsini vermiş. ne yazikki onlarca satirda, bir tane bile aile ile ilgili birsey yok, inanin bir tane bile. Ne bir aile merkezi, ne bir heyet, ne bir kari koca gidilecek sorunun cozulmesine yardimci olacak birsey. Aile ici siddet tanımı oyle yapilmis galiba EGO sorunu burada da var. Eve dsaridan zorla sokuluyor gibi.

    Bu sayin vekile sadece sunu sormak lazim, Bu siddet tanımına soktugunuz her ne davranis ise, Ya yalan ve sahte ise, Ya siddeti yapan kisi bizzat kendisi ise (bunun icin yasalarda bile yaptirim yok). Erkek nereye basvuracak, bir tane telefon yok orada. Bu konu ile ilgili yasalarin getirdikleri de sanirim bir cinsin ego probleminden kaynaklaniyor , ne dersiniz?

  4. Bir Adem dedi ki:

    Bu yazar gibi giyinen ve dışara çıkan kadınlar olduğu sürece, boşanmalar şüphesiz artar. Yazar daha da açık fotoğraf bulamadımı? Hiç yakışmıyor bu siteye.

    • alieren dedi ki:

      Sayın Adem bence bu yazarın giyiminden ziyade yazısında yere göğe sığdıramadığı,övüp övüp bitiremediği ve insanlara bir bilim adamı olarak takdim ettiği şahsa bakmak gerekir.Kim bu”muhterem” freud denen şahıs önce onu tanıtalım.

      Freud yahudi asıllı bir avusturyalı psikologdur.Bütün hayatı boyunca ilahi dinlere karşı düşmanlık beslemiş ve her fırsatta bu dinleri aşağılamıştır.Cinselliği ve özelliklede ensest ilişkiyi kendi deneyimlerinden yola çıkarak herzaman yüceltmiştir.Burada yazarın benim herhangi bir gariplik görmediğim resiminden ziyade freud denen bu adamı”Ruhumuza sığacak yer bulamayan”diyerek övdüğü bu yazının esas olarak bu siteye hiç yakışmadığıdır.

      Evlilikler ve boşanmalarla ilgili söylediklerine gelince önerdiği tek şey”özür dilemek” valla ben buradan şunu anlıyorum ki bu yazarın kafası en az freud kadar iyi çalışıyor.

      • cem t dedi ki:

        Sevgili bir adem.
        Bu kadar yazıda sadece yazarın resmine mi takıldın. Sadece aklında o mu kaldı?

        • Aysel dedi ki:

          Sevgili ‘ bir adem ‘

          Sizin hayata ve kadina bakisinizda aynen bu yaziya verdigin cevap gibi sanirim. Konu neyden bahsediyor siz ne cevap vermissiniz. Yazarin görunusune yaptiginiz yorumdan nefsinize hakim olamayan harama bakmaktan sakinanayan bir erkek profili ciziyorsunuz. Allah yardimciniz olsun…

          • Necmettin dedi ki:

            Aysel hanım

            yani dekolte ve cıplaklığı Islam’a aykırı olduğundan eleştirmek bir erkek icin nefsine hakim olamıyor kadını hor görüyor anlamına geliyor sizin icin?
            Bu nasıl bir mantık acaba?
            Evet erkekde harama bakmaması gerek.
            Fakat yani tahrik etmek serbest, kadın mübarek bir yaratık hic eleştirilmeyecek ne yaparsa yapsın! Hep suc erkekde.
            Allah asıll böyle feminizmle ruhu zehirlenmiş kadınlara yardımcı olsun!

          • Bir Adem dedi ki:

            Madem dün akşam yazdığım yorumum yayınlanmayacak, Necmettin beyin katkısını tekrarlamaya gerek yok. Aysel hanım hakkındada. Yazarda inanılmaz bir samimiyetsizlik var. Yazıyı yorumlamaya hiç gerek yoktur, çünkü yazısı yazarla tamamen zıt. Boşanma ve egodan bahsediyor, ama kendisi en büyük boşanma sebebi. Toplumu hayatıyla giyişiyle fitneliyor ama boşanmadan bahsediyor. Yazarın soyunma tarzı ve showları yeterli zaten.
            Aysel hanım, Allah cümlemizin yardımcısı olsun! Fasıklardan ve feminist zihniyetten korusun!

Dünden Bugüne

Hadis-i Şerif Düşmanlığı

Bizim halkımız Kur’an-ı Kerimi pek bilmez. Bu elbette büyük bir eksikliktir fakat yine de dinimizi Peygamber Efendimizin hayatı ile öğrendiğimiz için halkın inancı sağlamdır. Batılılar yüzyıllar boyunca İslam ülkelerine hoca kılığında ...
Devamını Oku

Güzel Söz

" Bir evin güzelliği uyumdur. Bir evin tadı bağlılıktır. Bir evin sevinci sevgidir. Bir evin zenginliği çocuklarıdır. Bir evin yasası hizmettir. Bir evin refahı memnun olan gönüllerdir. " (Henry Taylor)

Kitap

Yuvamızda Huzur Bulalım Diye

Huzur, modern dünyada, moda dışı bir kelime gibi duruyor artık. Oysa, Huzur; ne tatlı bir kelimedir. Huzur; ruhun, zihnin ve bedenin sükûnet bulma hâlidir. Huzur; gönlün yatışması, nefsin tatmin olmasıdır. Huzur; baş dinçliği, gönül ...
Devamını Oku