Evlerin Efendisi Çocuklar mı?

27 Ekim 2016Mehmet Emin Karabacak3 Yorum »

mehmet1-150x150Ömer bin Hattab (r.a) şöyle dedi: “Cebrail (a.s), Nebi (s.a.v)’e kıyametin ne zaman kopacağını sorduğunda Nebi (s.a.v) ona şöyle cevap vermişti: ‘Bu konuda sorulan, sorandan daha bilgili değildir!’

Cebrail (a.s): ‘Bana kıyametin alametlerini söyle’ dedi.

Nebi (s.a.v.): ‘Cariyenin efendisini doğurması, çıplak, fakir koyun çobanlarının yüksek bina yapmada birbirleriyle yarışmalarını görmendir!’ buyurdu.” (Müslim, 8)

Hadiste geçen özellikle “Cariyenin efendisini doğurması” ibaresini düşündüğümüz zaman, Peygamber Efendimiz (s.a.v) sanki asırlar öncesi, günümüz annelerinin düşecekleri durumu tarife etmektedir.  Günümüz annelerin durumlarına şöyle bir baktığımız zaman, çocuk yetiştirirken çektikleri sıkıntılar ve karşılığında gördükleri muameleler ortadır.

Anne babalar, çocukları için gecesini gündüzüne katıp bütün enerjilerini harcarlarken aynı güzellikler, çocuklar tarafından anne babalarına gösterilmemektedir.

Cenab-ı Hakk:“Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine «Öf!» bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle.” (İsra,23)  buyurduğu “Öf” bile denmeyecek anne babalara çocuklar, arkadaşlarına hitap eder gibi hitap ettikleri, cariye gibi davrandıkları bir çağda yaşamaktayız.

Günümüz anne babaların birçoğu yokluk ve sıkıntı içinde büyüdükleri için, aynı sıkıntıları çocuklarının da yaşamalarını istememektedirler. Bu, düşünce olarak güzel fakat uygulamada birçok sıkıntıları da beraberinde getirmektedir. Bunun sonucunda yok yoktan anlamayan ve yokluk bilmeyen bir nesil ortaya çıkmaktadır.

Yemeyip yedirilen, giymeyip giydirilen, el bebek gül bebek büyütülen çocuklar, büyüdükleri zamanda aynı fedakârlığı anne babalarından beklemeye devam edeceklerdir. Anne babaları tarafından okumaları için fedakârlık yapılan çocuklar, adam olmak yerine sorumsuz oldular. Her hizmetleri ayaklarına götürülen bu çocuklar, kendi ayakları üzerinde duran, bağımsız bir kişi olmaları beklenirken bağımlı birer kişi oldular. İhtiyaçları zamanında karşılanmadığı zamanda anne babalarına cariye ve köle gibi muamele etmektedirler.

Biz görmedik onlar görsün, biz çektik onlar çekmesinler, okusunlar adam olsunlar diye daha doğmadan kullanacağı tüm eşyaları alınır. Daha iyi beslensin diye özel mamalarla beslenir. Daha rahat etsin diye konforlu beşik ve yataklara yatırılır.  Yürümesini düşe kalka öğrenmek yerine örümceklerle öğretilir. Kendi yerse karnını doyuramaz diye kocaman olmasına rağmen anne babası tarafında yedirilir. Dışarda oynarsa bir yerini incitir diye teknolojinin getirdiği oyuncaklar önüne yığılır. Her şeylerin en iyisi çocuklar adına düşünülüp yapılmaya çalışılır. Eğer anne çalışıyorsa bakıcının en iyisi tutulur. Kreşinde en iyisine verilir.

Çocukların okul çağı gelince en iyi okul en iyi öğretmen derdine düşünülür. Okula gidip gelirken yorulmasın diye servise verilir. Sabahları evin prens ve prensesini kaldırmak için ayağına en az dört beş kez gidilir. Gerekirse kahvaltısı ayağına götürülür. Çantası, beslenmesi, harçlığı okula gitmeden hazırlanır. Eğer servisle gidip gelinmiyorsa okul çantası anne babası tarafından taşınır. Okusunlar büyük adam olsunlar diye yapılan bütün fedakârlıklar, çocukları hazırcılığa alıştırdığında sorumluluk duygularını geliştirmeyecektir. Bugün okula giderken üst başını giyemeyen, yatağını, odasının toplayamayan, çantasını taşımaktan aciz olan çocuklardan sorumluluk duygusunu geliştirip büyük adam olması beklenilmemelidir.

Yine kimse rahatsız etmesin ve daha rahat ders çalışsın diye çocuk odaları özel donatılır. Ellerine anne babalarının dahi kullanamadığı son teknolojik özelliklere sahip telefon alınıp verilir. Dahası telefonuna da bilmem kaç dakika, kaç bin SMS ve interneti de her ay düzenli olarak yüklenir.

Ders çalışması için oda verilen bu çocuklar, odalarında ders çalışmak bir yana internet ve sanal alemde gezinmekten depresyona girmektedirler. Bunun sonucunda da çocuklar ne odalarından ne de sanal alemden çıkabilmektedirler. En küçük uyarılarda da psikolojileri bozulmaktadır. Aman psikolojileri bozulmasın odasında rahat ders çalışsın denilen çocuklar, odalarını haremlik selamlığa dönüştürdüklerinde odalarına da izin alınarak girilmektedir. Bu çocuklar, bırakın odalarını toplamayı okuldan geldikleri zaman odası toplanmadığı zaman evin hizmetçisine hesap sorar gibi annelerine hesap sormaktadırlar.   Adam olup sorumluluk sahibi olsun diye her şeylerini zamanında yapılıp tosun gibi yetiştirilen bu çocuklar, en küçük sıkıntılarda ister istemez toslayacak ilk kişilerde ister istemez anne babaları olacaktır.

Günümüz erkek çocukları kocaman oldukları halde anneleri yokken ocağa bir çay koyup kahvaltı usulü de olsa bir şeyler hazırlayamamaktadırlar. Kızların birçoğu bırakın yemek yapmasını doğru dürüst çay yapmasını bilmemektedirler. Okumaları için mutfaktan uzak tutulan bu çocuklara bir iş buyurduğun zamanda kıyameti koparmaktadırlar. Bugün birçok anne baba, çocuğuna bırakın marketten ekmek aldırmayı bir bardak su dahi isteyememektedir.

Baba oğlundan su ister; büyük oğlu yorgunum der, ortanca oğlu dersim var der, en küçük oğlu: “Kalk baba kalk! Bunlardan sana hayır yok kendin iç bir bardakta bana getir.” der.

Evet bugünün anne babalarının bütün dünyaları çocukları. Varsa yoksa onlar. Anne babalar, aman onlar üzülmesinler, sıkıntı çekmesinler, rahat etsinler, okuyup adam olsunlar diye yerli yersiz istekleri ikiletmeden alınır. İsteklerine hayır denmeyen bu çocuklar, zamanla kendilerinin efendi zannedip anne babalarına emirler yağdıracaklardır. İstedikleri olmadığı zamanda efendilikleri fazlasıyla yapacaklardır.

Görev yaptığım okulun birinde bir öğrenciden sürekli şikâyet gelmesi üzerine çocukla bir görüşme yaptım. Çocuğun öğretmeni, ailesi ve çocukla yaptığım görüşmede şu sonuçlara ulaştım. Çocuk çok zeki olmasına rağmen, şımartılarak büyütüldüğü için herkese illallah ettirmiştir.  Çocuğun babasıyla yaptığım görüşmede babanın söylediği şu cümle her şeyi anlatmaya yetiyordu: “Hocam, ben bu çocuk istedi diye gece ikide çarşıdan tavuk alıp getirdim.” (M. Emin Karabacak, Bayramlık İstemeyen Çocuklar, Tebeşir Yay. 4.Baskı, Konya,2016)

Anne babaların çocuklarına hizmet etmeleri ilkokul, ortaokul, lisede olduğu gibi üniversite öğrenim sırasında da devam etmektedir.  Hatta çocuklarını evlendirdiklerinde birazcık da olsa rahatlarına bakacağı zamanda yine çocukları tarafından torunlarına baktırılmaktadır. Böylece annenin hizmetkârlığı çocukların efendilikleri torunlarına bakıcılığıyla da devam etmektedir.

İşte günümüz anne baba çocuk ilişkisi bu şekilde sürüp gitmektedir. Anne babanın gecesini gündüzünü katıp hizmet ettiği çocuklar, bütün bu hizmetlere karşı anne babasını baş tacı yapması beklenirken cariye muamelesi yapmaktadırlar.

Okullarda verdiğim seminer sonrası mümkün mertebe velilerin sorularını da cevaplamaya çalışırım. Malum seminer konularımız çocuk eğitimi olunca sorular da genelde çocukların söz dinlememeleri olur. Hocam; “Ben böyle yaramaz, böyle sorumsuz, böyle gailesiz çocuk görmedim…” sorularıyla sık sık karşılaşmaktayız. Hatta birçok öğrenci velisi üniversite okuyan çocuklarından da bu ve buna benzeyen konulardan şikâyetçilerdir.

Çocuklarından bu şekilde yakınan velilere kimse özel olarak üzerine almamak şartıyla şu geribildirimi veriyorum: “Bu çocuklar uzaydan gelmedi. Avrupa’dan Amerika’dan ya da Afrika’dan da bize eğitilmesi için gönderilmedi. Yuva’dan ya da konu komşumuzdan da emaneten almadığımıza göre o zaman çocuklarda değil de eğitimcilerinde ya da eğitimlerinde bir problem vardır diyorum.

Evet, günümüzde ders çalışmayan, laftan anlamayan, sorumsuz, vurdum duymaz çocuklar çok. Bu çocukların çok olmasına çokta, bu çocuklar yerden mantar biter gibi birden ortaya da çıkmamışlardır. Sonuçta bu çocuklarında bir anne babaları var ve bu çocuklar onların ürünüdürler.

Çocuklar; anne karnından hiçbir şey bilmeden doğduklarına göre duygu, düşünce ve davranışlarının şekillenmesinde anne babasının katkısı çok büyüktür. Cenab-ı Hakk bu konuda Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Allah, sizi analarınızın karnından, siz hiçbir şey bilmez durumda iken çıkardı. Şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi.” (Nahl,78)

Sonuç olarak; çocuk eğitiminde Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle hareket edip, en iyi şekilde yetiştirmeye çalışan anne babalar, bu dünya da olduğu kadar öbür dünya içinde sorumluluklarını yerine getirmiş olacaklardır.  Hayırlı evlat yetiştirme adına üzerine düşen görevi fazlasıyla yapan anne babaların çocukları hayırsız çıksa dahi emeklerinin karşılığı olarak Rabbim mükâfatını verecektir. Bu çocuklar annelerine cariyeye davranır gibi davransalar dahi sabrettikleri takdirde onların günahlarının dökülmesine ve ahiretteki derecelerinin artmasını sağlayacaktır Allah’u alem.

 

Okunma Sayısı : 5.170

Yorum yapın

“Evlerin Efendisi Çocuklar mı?” için 3 Yorum

  1. ... dedi ki:

    5 kuşağın durumunu değişimini sırasıyla çarık, kara lastik, ayakkabı, sezonluk ayakkabı, kıyafetlere göre ayakkabı özetler.

    Büyük dedelerle ilgili duyduğum yokluk ve savaş üzerineydi.

    Dedemler onlara göre biraz daha şanslıydı savaş yoktu ama iş yükü ağırdı.

    Babam dedemlere göre daha şanslıydı iş yükü azalmış köyden şehire göç olmuştu.

    Biz babamlara göre çok daha şanslıydık belirli eğitim görmüştük iş yükümüz yok denecek kadar azdı.

    Şimdiki nesile baktığımda ise evet görünürde konforun zirvesine ulaşmış durumdalar her şeyleri ellerinin altında çevrelerinde pervane olan aileleri var ama beden olarak değil zihin olarak yorgunlar.

    Değişen şartlara ve zorluklara göre insanda irade oluşur. Bu yüzden sadece çocuklara yüklenmek yerine şartların değiştiğini kabul etmek zorundayız. Ebeveynlerin davranışları ve tutumları da gözardı edilmemeli. İfrat ve tefrit halinde olunca karşılaştığımız duruma da şaşırmamız gerek.İnsanın doğasında nankörlük vardır ve kolay kavuşulan imkanlar nimet olarak değil hak olarak görünür. Biz çocuklara sabretmeyi şükretmeyi öğretebiliyor muyuz?

    • Süleyman dedi ki:

      Çok güzel bir örnek vermişsiniz. Hakikaten çok hoşuma gitti.

      Geçen bir servisle seyahat ediyorum. Şöför şikayet ediyordu. Yol boyunca bir şeylere şikayet etti. En son hayat bu kadar zor değildi eskiden dedi. Baktım adamın altında son model bir transporter. Telefonunu görmedim ama oda genellikle son model birşeyler oluyor. Yalnız hayat çok zor. Çok sıkıntılı filan diyor. Hakikaten günümüzde nimetlerde boğulurken nedir bu şükürsüzlük.

      2. söylemek istediğimde şu. Çocukları şımartmamak ve bazen zorlamak gerekli ama bunun neden yapıldığının da anlatılması lazım. Mesela ben gözlemliyorum. Fakirlik sebebiyle yokluk çeken kişiler eğer ekonomik bir ferahlık görürse daha hırslı oluyor ve gözü hiçbir şey görmüyor. Kimi zaman aç kalmak, az yemek tavsiye edilmiş bizim dinimizde. Bu halin insanın halini terbiye etmesinde yardımcı olacağı söylenmiş fakat bunu o niyetle yapmayınca açlık insanı hırsa, gözü doymamaya itiyor.

      Demek ki bir şeyi yaparken her şeyden önce niyetimizin ne olduğunu saptamalıyız ve bunu çocuğa da aktarmalıyız. Son örnekle bitireyim. Geçen bir lokantada idim. Bir anne kola istedi. Çocuğa da verelim deyince o hanım hayır kola ona zararlı dedi. O içmesin. O çocuk ileride ee kola sana zararlı değil de bana zararlı demez mi? Çocuğa her şeyi vermemek gerekli derken kendimize de her şeyi almamak lazım 🙂

  2. Abdullah hasan dedi ki:

    Rahmetlik tİMURTAŞ HOCA BUNU ÇOK SÖYLERDİ 30-40 yıl önceleri: Bu nesil gökten zembille inmedi.

Dünden Bugüne

Hadis-i Şerif Düşmanlığı

Bizim halkımız Kur’an-ı Kerimi pek bilmez. Bu elbette büyük bir eksikliktir fakat yine de dinimizi Peygamber Efendimizin hayatı ile öğrendiğimiz için halkın inancı sağlamdır. Batılılar yüzyıllar boyunca İslam ülkelerine hoca kılığında ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Mutlu bir evliliğin reçetesi gayet basittir: Birbirinize karşı oldukça nazik davranın.” ( Marie France)

Kitap

Yuvamızda Huzur Bulalım Diye

Huzur, modern dünyada, moda dışı bir kelime gibi duruyor artık. Oysa, Huzur; ne tatlı bir kelimedir. Huzur; ruhun, zihnin ve bedenin sükûnet bulma hâlidir. Huzur; gönlün yatışması, nefsin tatmin olmasıdır. Huzur; baş dinçliği, gönül ...
Devamını Oku