2 Yaş Çocuğu Annesi Olmak- 2 Yaş Sendromu mu?

Dillerde bir efsane dolanıyor: 2 yaş sendromu, İngilizce “terrible two-terrible twos”. Böyle söylendiğinde, her 2 yaşına gelen çocuk bir sendrom yaşayacak ve bu dönem korkunç geçecek gibi algılanıyor.

Aslında öyle değil, bu dönemi bir kriz ya da sendrom olarak yaşamayan pek çok çocuk var. Ben daha çok annelerle çalışan bir erişkin psikiyatrisi asistanı olarak ve 21 aylık bir çocuk annesi olarak, bu yazıda daha çok bu dönemin anneye bakan yönüne değineceğim.

Ama bu dönemi anlamak için, çocuğun nasıl bir değişim ve gelişim yaşadığından kısaca bahsetmek gerekiyor. Bebeklik dönemlerinde 18-21 ayı ve 21 ay – 2,5 yaş arasını birer dönem olarak görebiliriz. 18-21 aylık bir bebek, motor becerileri gelişmeye başlamış olsa da, bedenine ve dış dünyaya henüz “rahatlıkla” uyum sağlayabilmiş değildir. Yürürken, koşarken düşer. Bir yerlere tırmanırken dengesini sağlayamaz. Yeni yeni konuşmaya başlamış olsa da kendisini istediği gibi anlatamaz. Bebek için aslında zor bir dönemdir. Düşünsenize, elinizi uzatıyorsunuz, bir şey üstünüze düşüyor, yürüyorsunuz ayağınıza bir şey takılıyor, düşüyorsunuz, ürkütücü değil mi?
Peki 21 aydan sonra neler olur? Bebek kendini daha rahat ifade etmeye başlar, ayakları yere daha sağlam basar, istediği yere daha rahat tırmanır ve rahatlamaya başlar. Hayata fiziksel olarak daha çok adapte olmuştur ve artık bu engelleri aştığına göre farklı şeyler öğrenmeye başlayacaktır.

Daha önce bir robot gibi anne-babasını ya da kardeşlerini taklit eden bebek, artık tercih yapmayı, inisiyatif kullanmayı öğrenmeye başlar. “Hayır” demeyi öğrenir. Bizim onun “hayır”ları karşısında şaşkınlığımızı seyreder, bizim durumumuz ona komik gelir, güler.

Bu yeni süreçte, anne-babasını taklit eden bir papağan olmadığını, kendi “ben”i olduğunu fark eder ve olabildiğince bizim söylediklerimizin tersini söyler. “Yemek yiyelim- yemeyelim” “dışarı çıkalım-çıkmayalım” “şunu giyelim- giymeyelim” gibi. Böyle yaptığında aslında bireyselleşmeye çalışıyordur. Kendi tercihlerinin sonuçlarını görmeye çalışıyordur. Kıyafet seçmeye başlar, “onu giymem, bunu giyelim” ler başlar.

Bir taraftan, kendi istekleriyle neyin gerçekten olabileceği, neyin olamayacağı gerçeğinin tam olarak farkında değildir ve bir sınır arayışındadır. Bu noktada anne-babaların en çok zorlandığı şey de sınırları belirlerken olmaktadır.

Aslında sınırları daireler olarak düşünürsek, en büyük daire bizim evimiz, evimizin kurallarıdır. Bu en büyük daire, ona kendini güvende hissettirecek, sabit ve sağlam bir yapı imajı sağlayacaktır. Bunun dışında küçük daireler bu büyük dairenin içinde yer alabilir. Bunlar içinde değişiklikler yapılabilir.

Örneğin çocuğun anne-babaya asla vuramayacağını bilmesi büyük daireden sayılabilir. Ama kırmızı ya da beyaz kazağını giymesi, değişebilir küçük daire kurallarından biri olabilir.

Anne-baba olarak bizler nasıl bir tavır sergileyebiliriz?

Küçük bebeğimizin nasıl da hızla büyüdüğünü, şaşkınlıkla izlediğimiz bu süreçte, her aşamanın keyfini çıkarıp, sakin ve huzurlu bir tavırla onun tepkilerini takip edip, onu yakından anlamaya çalışabiliriz. Bu süreç gerçekten, bir çiçeğe su verip büyümesini izlemek gibi bir şey. Bir izleyici olduğumuzu bazen unutup, onun bütün gelişim aşamalarına karışıp müdahale ediyor hale gelebiliriz. Bu yaşadıklarımızın ne kadar doğal bir süreç olduğunu unuttuğumuzda, çocuğumuzla inatlaşabiliriz.
-Hayır onu yi-ye-cek-sin, onu gi-ye-cek-sin ! gibi..
Bu aslında, ona izin verip, kararını bekleme dönemidir biraz. Bu aşamada ona seçenekler sunabiliriz. Mesela yemek: 2 ya da 3 çeşit yiyeceği 2-3 ayrı tabakta önüne koyarak “Hangisini yemek istersin?” diye sorabiliriz. Yine giysi konusunda, mevsimine uygun olmak koşuluyla örneğin 2 ya da 3 kazak çıkarıp, hangisini giymek istediğini sorabiliriz. Bir tanesini seçer ve giydirilirse, tercihine önem verildiğini , değerli olduğunu hissedecektir.

Burada sınır ise, mevsim dışı kıyafetler olabilir. Mesela kışın, dışarı çıkarken kısa kollu bir t-shirt giyemeyeceği sınırını anne burada koyabilmelidir. Yoksa çocuk bir bocalama yaşar, her istediği olabilir gibi hisseder ve kafası karışır. Bazen sınırları koyduğumuzda olumsuz tepki verir ancak bir-iki defa doğru bir üslupla tekrarlandığında alışacaktır, öğrenecektir.

Yemek yemek istemediğinde, küçük bir kapta, onun ulaşabileceği bir yere yemeği ya da meyveyi koyup, “peki, yemek istediğinde buradan alabilirsin” diyebiliriz. Gerçekten yemek istiyor olabilir ama size “hayır” demek için yememiş olabilir. Böyle yaparsak bir süre sonra gidip ordan meyvesini alacaktır, ya da gerçekten yemek istemiyordur ve almayacaktır.

Bir şeyi teklif ettiğimizde, ısrarla “hayır” diyorsa, çok üstelemeden, 3-5 dakika sonra tekrar teklif edebiliriz.

Tüm bunlar olurken, o her şeye “evet” diyen, sizi hep taklit eden bebeğiniz gitmiş, yerine yeni bir çocuk gelmiştir sanki, bu sizi telaşlandırmasın, evet, bebek gidiyor, yerine tatlı mı tatlı, sizi daha iyi anlayan, size kendini daha iyi anlatan bir çocuk geliyor.

Bazı insanlarda, çocuk sahibi olmadan önce şöyle bir düşünce vardır: “Benim çocuğum olursa, çok uslu olacak, onu harika yetiştireceğim, gittiğimiz yerlerde hiçbir şeyi karıştırmayacak, hiçbir şeyi kırmayacak, ben ne dersem onu yapacak”. Bu aslında doğala aykırı bir düşüncedir. Çünkü çocuğun yaradılışı buna imkan vermez.

Çocuk, hata yapmadan doğruyu bilemez. Bu düşünceyi yoğun olarak taşıyan anneler, kendisine isyan eden, tepki gösteren, inatla tepinen bir çocukla karşılaştıklarında psikolojik olarak dağılabiliyorlar. Bunu önlemenin yolu : Çocuğu çocuk olarak kabul etmek, ve anne olarak aslında onun gelişimine her ne kadar katkıda bulunuyor olsak da, onun biricik, kendine has bir karakterinin oluşacağını, büyüyen gelişen ve bizden farklı bir birey olduğunu bilmek olsa gerek.

Unutmayalım, 2 yaşlardaki her çocuk bir sendrom yaşamaz, ama biz onların doğal tepkilerini bir sendrom olarak değerlendirebiliriz.

Kaynak: Your two year old-terrible or tender/Louise Bates Ames, Frances L. Ilg

Dr. Rabia Nazik Yüksel


Bunlar da ilginizi Çekebilir

2 Yorum Yorum Yaz

Yorum Yaz