Bana Bir Saatini Ayırır Mısın?

29 Mayıs 2012Tuğba Akbey İnan70 Yorum »

Her gün belli saatlerde eve gelmesine alışık olduğumuz eşim, bu yıl normalden daha yoğun bir çalışma temposuna girdi. (Beni geçindirmek giderek zorlaşıyor sanırım ) Bu sebeple en az onun kadar bizim için de yorucu bir yıl oldu bu yıl. Haftanın yedi günü eve geç gelen bir baba modeli, kızımın da pek hoşuna gitmedi tabii.

Evde çocuk/lar varsa hele, durumun çok daha zor olduğunu söylemeliyim. Annenin daha merhametli ve şefkatli olması gereken düzende bir otoriteye ve kural koyucuya her zaman ihtiyaç var. Günümüz babaları yoğun iş tempoları arasında pek çok mesuliyeti annelere yüklediklerinden (ya da hanımlar pek çok yükü yüklendiklerinden) sürekli söylenen insanlara dönüştük hepimiz.

Belki bizim durumumuz geçici bir süreç olduğu için rahatlayacağız yaza doğru inşallah, ama ömrünün uzun kısmı çocuklarını uykularında görmek zorunda olan babalar ve çocukları için hayatın ne denli zor olduğunu artık biliyorum.

Bunun yanında bazı sohbetlerde, beyefendilerin üç dört çocuğuna rağmen her gece eve on ikide gidiyor olmasını büyük bir hizmet gibi anlattıklarını duyunca, bazıları için dışarda olmanın yükü evde olmaktan daha kolay diye düşünmüyor değilim.

***

Uzun yıllardır yaptığım radyo programlarında fark ettim ki, konu evlilik ve çocuk olduğunda program saatleri yetmez genelde. Bir türlü çözemediğimiz en önemli sorunlarımız hep bu iki konudan çıkar. Bunun altını, özellikle hizmet etmek ve çalışmak gayesiyle çocuğunu ve evini ihmal eden babalar için durumun hiç de öyle olmadığını belirtmek için çiziyorum. Yani eksik bıraktıkları parayla ya da başka insanlarla dolmuyor. Her şey bir denge üzerine olursa manalı oluyor nihayetinde.

İtiraf etmeliyim ki, evlilik hayatım boyunca en çok bu yıl bu kadar çok söylenen ve sorumlulukları altında ezilen birine dönüştüm ben. Çocuğunun pek çok hallerine şahitlik edememek de babalar için yürek kanatıcı olmalı.

Hayat şartlarının pek çok konuda zorlayıcı olduğunu biliyorum. Bu durumda olanlar belki bir derece mazur olabilirler. Ama gözlemlediğim bir şey var ki eve geç gelen babalar ekonomik anlamda daha az kazananlar değil ki! Toplantıdan toplantıya koşturan, sürekli meşgul olan, tatillerde bile telefonu elinden düşürmeyenler hep daha fazlası için çalışanlar genelde?

***

Eve geç gelmek için bir sürü bahane bulunabilir elbet. Ama hiç bir şey çocuğun kalbinde bırakılan çizikler kadar mühim değildir bence. Geri döndüremediğimiz tek şey zamanken yıllar sonra pek çok şey için iş işten geçmiş olabilir Allah korusun.

Bu hikâye her şeyi anlatıyor diye düşünüyorum:

Adam eve döndüğünde, 5 yaşındaki kızını kapının önünde beklerken bulur. Çocuk babasına sorar:

“Hoş geldin babacığım. Sen bir saatte ne kadar para kazanıyorsun?”

Yorgun gelen adam sertçe cevap verir:

“Bu senin işin değil!”

“Babacığım lütfen!”

“Ne olacak? 20 TL.”

“Peki bana 10 TL borç verir misin?”

“Adam iyice sinirlenip bağırır:

“Benim, senin saçma oyuncaklarına veya başka şeylerine verecek param yok! Hadi derhal odana git!”

Çocuk mahzun mahzun odasına girip kapısını kapatır. Adam sinirli sinirli “Bu çocuk nasıl böyle şeylere cesaret eder?” diye düşünür. Aradan bir müddet geçtikten sonra biraz daha sakinleşir. Çocuğa, belki de gerçekten lazım olduğunu düşünür. Odasına gidip henüz uyuyamamış olan çocuğa der ki:

“Al bakalım istediğin 10 TL. Sana az önce sert davrandığım için üzgünüm. Ama yorucu bir gün geçirmiştim.”

Çocuk sevinçle “Teşekkürler babacığım!” diyerek babasını kucaklar. Yastığının altından diğer buruşuk paraları çıkararak babasının yüzüne bakar ve yavaşça paraları sayar. Bunu gören adam iyice sinirlenerek yine sertçe sorar:

“Paran olduğu halde neden benden para istiyorsun?”

“Babacığım, yeterince yoktu.”

Bu sırada elindeki paraları babasına uzatarak son sözünü söyler:

“İşte 20 TL babacığım. Bir saatini bana ayırır mısın?”

tugbaakbeyinan@gmail.com

Okunma Sayısı : 24.818

Yorum yapın

“Bana Bir Saatini Ayırır Mısın?” için 70 Yorum

  1. seymen dedi ki:

    Anneler babalardan, çocuklara babalık yapmalarını mı bekliyor, yoksa annelik yapmalarını mı, bunu iyice bir düşünsünler. Baba’da çocuğunu sever, sevmeli ama onun sevmesi anne gibi olmaz, olmamalı, sevgiyi göstermenin değişik yolları vardır. Şevkatin kaynağı, merkezi annedir. Baba çocuklarına anneden daha şevkatli gibi görünüyorsa orada bir sorun vardır.

    • tugbaakbeyinan dedi ki:

      Evet bir sorun vardır ama çok sefkatli olan baba çocuktaki pek çok boşluğu da doldurur merak etmeyin.yani iki şefkatsizden daha iyidir şartlar her durumda

  2. Enver SEÇKİN dedi ki:

    Tuğba hanım, bu kadar yorum içinde benim de aklıma takılan bir konu aldı. bahsettiğiniz ve bu denli tartışmalara neden olan hikayenin asıl sahibinden hiç bahsetmemiş olmanız bildiğim kadarıyla bu hikaye Cüneyd SUAVİ beye aittir. uzun zaman evvel zafer dergisinde onun kaleminden okuduğumu hatırlıyorum. hani özgün fikirlerin, hikayelerin asli sahibine atfen yazılması kul hakkı terettüp etmemesi açısından elzemdir diye düşündüğüm için yazdım bu notumu. teşekkür eder, saygılar sunarım.

    • tugbaakbeyinan dedi ki:

      Hikayeyi o kadar çok okuduk ki sanırım artık anonim hale geldi.Eğer onunsa elbette haksızlık olsun istemem.Teşekkür ederim,ben de diğer okurlarımızda öğrenmiş olduk bu vesileyle…

  3. Deniz dedi ki:

    Eger bir baba evine gelip sadece tv’sine, bilgisayarina gomuluyor sa ya da hizmet ediyorum deyip coluguyla cocuguyla hic ilgilenmiyor vakit ayirmiyorsa ortada bir problem var demektir ikisi de ayni sey ayni tutum bu yuzden bosanmalar da oluyor. kardesim o kadar hizmetteyse gozun mubarek olsun, evlenme oruc tut icabinda!

    • seymen dedi ki:

      Problem vardır tabi ki de, bu problem adamın eşi konusundaki hayal kırıklıklarından kaynaklanıyor da olabilir.

      • Deniz dedi ki:

        Dogru olabilir, su da mumkun aile sorumlulugundan bi haber olmak. Inanin boyle tipleri de gorduk. En fiyakali cumlelerle etrafini etkileyen birisinin haniminin akittigi gozyaslarini bilirim. simdi selamettedirler insallah!

        • seymen dedi ki:

          Dediğiniz durumla karşılaşmamak için, bayanlar evlenmeyi düşündüğü erkeğin babasının, eşine ve çocuklarına nasıl davrandığına dikkat etmeli.

      • Seyfi dedi ki:

        *Doğru söylüyorsun bencede….ama problem çocuk ve insan yetiştirmede ara toplum gibiyiz hala…Ve büyükleri de yeterince eğitemiyoruz.
        ………….Kadın osmanlıdaki gibi analık ruhunda değil,sadece kendisini mutlu edecek birini arıyor.Biraz da kafa yapısına uygun oldumu tamam.
        …………Baba evinde koca yok,nazını çekecek kimsede yoksa veya tam aksi çok nazlandırmışsalar al başına bela…
        …………………Erkek evine her zaman gelmeyecek hergün çocuklarla ilgilenemeyecek tabi.Eskiden de bu böyleydi.Savaşlar,tebliğler,toplantılar,iş ve ticaret hayatı….
        ………….Kadın kocayı buldu mu tapuyu üzerine geirmiş muamelesi yapmaya başlıyor maalesef.Dengeyi bilmiyor günümüz kadını.
        ………………Hayme hatunu açıp bi okusunlar analık nasıl yapılıyormuş…
        Kocayı tamamen masumdur demiyorum,ama ana demenin günümüzde küçültüldüğünü düşünüyorum vesselam…

  4. tarık dedi ki:

    Tuğba hanımın iyi niyetimi bildiğini umarak 1-2 noktaya daha katılmadığımı ifade edeyim:

    1-Son yıllarda duyulan bir başka geyik daha şu “Çocuğunun pek çok hallerine şahitlik edememek” Ben bunun da olmazsa olmaz olduğuna inanmıyorum. Batı kaynaklı Antropoloji, ilkel insanın tek derdinin yemek olduğunu söyler, böyleyse yemek ve avlanmak dışında sürekli çocuklarıyla beraber olan o ilkel toplumda bunun bir üstünlük getirmesi gerekirdi. “Çocuğunun pek çok hallerine şahitlik edememek” saplantısını yine aileyi çocuğa köle etmek ve kişilerin kendi ruh dünyalarına seyahate çıkmasını engelleme girişimi veya sebebi olarak görüyorum. Hiç bir çocuk anne babası her haline şahitlik etmedi diye bunalıma girmez, aksine şahitlik edenlerin çocukları bunalttığını aksi tesir yaptığnı o kadar ilgiye rağmen büyüyünce kendilerini huzur evlerine atan çocukları ardında tamemen kırılmış kapler kaldığını görüyoruz. Bence bunu da doğalına bırakmak lazım. Herşeyine biz şahitlik etmek durumunda değiliz, bir kısmına öğretmeni bir kısmını arkadaşı, bir kısmını minik yüreğiyle tutulduğu aşkı, bir kısmını eşi şahit olacak.

    Knedi ebeveynlerimiz veya onunkiler bizim hangi halimize ne kadar şahit oldu, olmaları ne kazandırdı, olmamaları ne kaybettirdi bakmak lazım. Doğalı bozmamak lazım.

    2-“Eve geç gelmek için bir sürü bahane bulunabilir elbet. Ama hiç bir şey çocuğun kalbinde bırakılan çizikler kadar mühim değildir bence.” buna ben de katılırım ama o geç gelme bahanesi tamemen maddi ise o zaman. İlk paragraflarda belirtilen manevi sebeberse ona katılamıyorum, sebebini de izah ettim zaten.

    3-Yazıdaki hikaye gibi nette olan hikayelerin de reel olmadığını, bu tip örneklerin verilerek insaları reel gerçeklerden uzaklaştırarak hayali ve çoğu zaman ulaşılması rasyonel olmayan hayellere sürüklediğini düşünüyorum. Zaten bunların kaynakalrı araştırılınca çoğu itibariyle kapitalsit düşüncenin hüküm sürdüğü batı kaynaklı hikayeler. Yazıları önemli bir kesim tarafından dikkate alınan kalemlerin bu tip hayali hikayeleri, rasyonel sorunların rasyonel çözümleri için ideal olarak olarak ortaya koymasında da mahzur görüyorum.

    • tugbaakbeyinan dedi ki:

      kullandıgımız dil zamanagöre değişir elbet,kırk elli yıl önce yazsaydım başka bir dil kullanırdım ama dileğim aynı olurdu sanırım:)…ama bu rollerimizi hakkıyla yapmammız gerçeğini değiştirmez öyle değilmi?ayrıca babasıyla ilişkileri iyi olmayan pek çok kız çocugunun hayatlarının geri kalan kısımlarında bunun sıkıntılarını yaşadıklarını biliyorum.ayrıca imtihan gerçeğini de unutmamaya çalışıyorum:)sizin söylemeye çalıştıgınızı da anlıyorum..ama çocuga yalnızca bu penceren bakmayı göze alan biri kadına da erkeğe de böyle bakacak o zaman.ama bunu istemiyorsunuz.kadının düzeltmesi ,içselleştirmesi gerekn hususları dillendiriyorsunuz.(buna itirazım yok.cümlemin örneği yalnızca) orda bunun bir imtihan oldugu,pek çok alimin hanımınyla sınandıgı ve günümüz erkeği gibi hemen pes etmediğini söyleyemiyorsunuz.
      belki de o kadın vesilesiyle erkek pek çok sevap kazanacak,kim bilebilir?
      metin karabaşoğlunun sevdiğim lafıdır.”anne ve babanınızın size nasıl davrandıgı onların mtihanıdır.sizin imtihanınız onları nasıl içselleştirdiğiniz ve yorumladığınızdır.”ben konuya burdan bakmaya çalışıyorum.şiddetin dilini içselleştirip yorumlama biçimime,öğrendiklerimi uygulayıp uygulayamadıgıma,çocuguma iyi bir emanetçi olup olmadığıma….duruma bu sorgulamalar üzerinden giderseniz erkeği yargılamadıgımı da görürsünüz… sadece onlara sormak istiyorm,eşimle de sıkça konuştugumuz gibi- vurdukları kuşlar uçurduklarına değiyor mu?

      • Süheyla dedi ki:

        pek çok alimin hanımınyla sınandıgı ve günümüz erkeği gibi hemen pes etmediğini söyleyemiyorsunuz.
        ***

        Sizin bu cümleniz bana bir velinin hikayesini hatırlattı.İsmini bilmediğim, aynı zamanda keramet sahibi bu veli,karısından sürekli dayak yiyip hakaret işitirmiş.Fakat bütün bu kötü muameleye rağmen ne karısına kötü bir söz edermiş ne de kendisine atılan dayalara geri cevap verirmiş.Kendisine “neden bu kadını boşamıyorsun ya da 2.eşi almıyorsun?” diye sorduklarında bu veli,”Ben halime çok şükrediyorum.Eğer ben bu makama geldiysem tamamen karıma sabretmem vesilesiyledir.”demiş.Karısı bir zaman sonra vefat etmiş.Ama o velinin maneviyatında da eskisi kadar kuvvet kalmamış çünkü artık sabretmesi gereken bir karısı yokmuş.

        • seymen dedi ki:

          Neden kadınlardan çok az veli çıkıyor. 🙂

          • Süheyla dedi ki:

            Biliyorum Süheyla hanımınki sadece bir fıkraydı, şakaydı, ama peygamberimiz bize sıkı sıkı tembihlemiştir ki şakayla da olsa yalan söylemeyelim.

            ***

            Yalan söylemiyorum sayın Uğur Mustafa,bu şekilde düşünmeniz hiç hoş değil.Bu hikaye okuduğum bir hikaye değildi ama kırk yıldan fazla ömrünü ilme adamış,pek çoğumuzun adını dahi işitmediği yüzlerce velinin adını ve hayatını çok iyi bilen değerli bir büyüğümden dinlemiş olduğum bir hikayeydi.İtibar edersiniz etmezsiniz sizin bileceğiniz şey, ama beni “şaka yapıyor,fıkra anlatıyor,şaka da olsa yalan söylemeyin “gibi sözlerle itham etmenizi gerektirmez.Tuğba hanım size çok güzel bir cevap vermiş.Tekrar tekrar okuyun derim.

        • Uğur Mustafa dedi ki:

          Erkekler karılarının fenalığına sabretmek zorunda filan değil. Keza kadınlar kocalarının haksız yere dövmesine katlanmak zorunda da değil. Nisa Suresinin 34. ayetinde geçen haklı vurma hariç.

          Çünkü insanlar sabrederler, sabrederler, aşırı sabrederlerse, sonunda çok fena patlayıp her tarafı mahvederler. Bu işler böyle olur; herkesin bir sabır sınırı vardır ve bundan kaçış yoktur. Burada Nisa Suresinin 34. ayetini hatırlatırım ve hatırlatırım ki orada erkeklere verilen liderlik ve yetkiler yanında kadınlara açık açık kocaya itaat etmek emredilmektedir.

          Ayrıca Peygamberimizin hanımlarına (ki bu ümmetin anneleri olan en iyi kadınlardı) bir ay boyunca yaklaşmadığı “ilâ hadisesi”ni okumayı tavsiye ederim. Sonunda Allah’ın elçisi bizzat Allah tarafından savunulmuş, hanımları şiddetli bir şekilde ikaz edilmiştir.

          Kadın dırdırına katlanarak veli olunuyorsa, Peygamberimiz (s.a.v.) bu velilerden daha “sabırsız” olduğu ve karılarına büyük tepki gösterip onları kendisinden 1 ay boyunca uzaklaştırdığı, bütün Müslümanlara rezil ettiği için hâşâ daha mı aşağı seviyede?…

          Biliyorum Süheyla hanımınki sadece bir fıkraydı, şakaydı, ama peygamberimiz bize sıkı sıkı tembihlemiştir ki şakayla da olsa yalan söylemeyelim.

          • tugbaakbeyinan dedi ki:

            siz tahammül etmekle sabır göstermeyi feci şekilde karıştırmışsınız Mustafa Bey!Sabreden hiç kimse bir gün patlamaz.Çünkü sabır sizin anladıgınız manada pasif bir eylem değildir.Ayrıca Nisa suresini 34.ayete kadar okuduysanız 19.ayeti de gözden kaçırmış olamazsınız.
            “Ve onlarla iyi geçinin. Fakat eğer onlardan hoşlanmadınızsa, o taktirde umulur ki, sizin hoşlanmadığınız bir şey hakkında Allah pek çok hayır kılar.”

            kocanın eve erken gelmesi,çocuklarıyla ve eşiyle güzel zamanlar geçirmesi midir itaat ayetine ters düşen?bağışlayın beni ama her konunun hep aynı merkeze getirlmesini artık erkeklerin bir kaç ayet ve hadis üzerinden yaşamlarını idame ettirdiğine yoracagım.

          • Süheyla dedi ki:

            bağışlayın beni ama her konunun hep aynı merkeze getirlmesini artık erkeklerin bir kaç ayet ve hadis üzerinden yaşamlarını idame ettirdiğine yoracagım.
            ***

            Tuğba Hanım,

            bu site, biz yorumcular sayesinde maalesef ki faydalı,bilgilendirici bir site olmaktan çıkıp,kadınların ve erkeklerin sürekli restleştiği bir siteye dönüştü iyice.

          • seymen dedi ki:

            Bekar arkadaşlar herşeyin kesin çizgilerle ayrıldığını, eşlerin arasındaki durumların ticari sözleşme gibi olduğunu sanıyorlar. Dövmek diye birşey vardır, ama adamın dediğini yapmadığı için değildir o, ahlaksızlık, edepsizlik gibi durumlarda çeşitli uyarılardan sonra iş daha kötüye gitmesin diye vardır.
            Adamın namaz kılan, edepli karısına bunu hatırlatması bile ayıptır.
            Benimde Suheyla hanımınkine benzer çok sağlam kaynaklardan duyduğum menkıbeler var. Masalların, hikayelerin hepsi yalan ve anlatılmaması lazım gelir o zaman, temel mantığı kavramak lazım.
            Peygamber (s.a.v.) efendimiz kimseyi vede özellikle de annelerimizi hiçbir zaman rezil etmemiştir, bu konuda tövbe edin, yoksa cezası daha bu dünyada başınıza gelir.

          • Süheyla dedi ki:

            Peygamber (s.a.v.) efendimiz kimseyi vede özellikle de annelerimizi hiçbir zaman rezil etmemiştir, bu konuda tövbe edin, yoksa cezası daha bu dünyada başınıza gelir.
            ***

            Kusurları örten Efendimiz,kalkacak ümmetin annelerini cümle aleme rezil edecek,nasıl bir mantık bu?Sizin de dediğiniz gibi tövbeyi gerektirecek bir mantık.Eee her şeyi mantık çerçevesinde açıklamaya çalışırsak olacağı budur.

          • seymen dedi ki:

            Size hak verdim ama, siz benim temel mantık sözüme itiraz ettiniz gibi. Mantıkda düşünmede önemlidir.

          • Süheyla dedi ki:

            Size hak verdim ama, siz benim temel mantık sözüme itiraz ettiniz gibi. Mantıkda düşünmede önemlidir.

            ***

            Hayır hayır sözüm size değildi:))

            Demek istediğim,hayatta herşeyi mantık kurallarıyla açıklayamayız.Mantığında kifayetsiz kaldığı anlar vardır.Mesela bir velinin keramet göstermesi çokta mantığa uygun değildir.Bazı çok dindar zatlara göre keramet gibi şeylerin olması imkansızdır hatta kimilerine göre böyle şeylere inanmak şirktir.Mesela tasavvufu şirk olarak gören ekoller vardır.Yani her şeyi mantık çerçevesinde açıklamaya çalışırsak bir yerde tıkanıp kalırız.Sonuçta batın diye de bir durum vardır değil mi:)

          • seymen dedi ki:

            Ben hocamın çok kerametlerini gördüm, hissettim.

          • Uğur Mustafa dedi ki:

            Tuğba Hanım demişsiniz ki: “kocanın eve erken gelmesi,çocuklarıyla ve eşiyle güzel zamanlar geçirmesi midir itaat ayetine ters düşen?”

            Böyle bir cevabı bana vermenize çok içerledim; çünkü benim bu sayfadaki diğer yorumlarımı onaylayan bizzat sizsiniz. Onlarda babanın aileyle ilgilenmesinin önemini vurgulayıp durdum. Bu durumda nasıl olur da bana bu alıntıladığım fikri atfedersiniz?

            Benim yorumumda cevap verdiğim şey, Süheyla Hanımın karısından sürekli hakaret yiyen veli hakkındaki hikayesiydi. Erkekler karılarının (ve kadınlar kocalarının) nahoşluklarına katlanacaklar, ama hiç kimse sözel şiddete katlanmak zorunda değil.

          • Uğur Mustafa dedi ki:

            Seymen Bey,

            Öncelikle, ben kadınları sürekli dövmekten filan söz etmedim. Söylemediğim şeyleri bana atfederek bana iftira etme. Hatta bu sitede, hatta bu sayfada, kadınlar aleyhinde sert konuşan ve erkeklerin aileye karşı vazifesini azaltmaya çalışan ben değilim, sensin.

            Tuğba Hanım benim lafımı yanlış anlamış, herhalde eksik okumuş. Sen de benim yazdığımı okumadan o yanlış anlama üzerine bana söylemediğim sözleri atfedip iftira etme.

            İlâ hadisesini de siyerlerde oku. O zaman göreceksin ki ben tövbe edilecek yanlış bir söz söylemedim, ama konuyu bilmeden konuştuğun için sen günaha girdin.

          • seymen dedi ki:

            Herkesin yazdığı ortada duruyor. Okuyucuların takdirine bırakıyorum değerlendirmeyi.
            Kimin iftira edip etmediğine onlar karar versinler.
            Keskin sirke küpüne zarar, daha sen çoluk cocuk ortada yokken böyleysen, işin zor.

      • Uğur Mustafa dedi ki:

        Allah yolunda hizmet filan yapacağım diye aile ihmal edilemez. Bir baba önce ailesini doyurmak ve ailesini mutlu etmekten sorummludur. Bu konuda birçok hadis okudum. Mesela en basitinden, paramız olduğunda onunla önce kendi ailemizi mutlu etmekten sorumluyuz. Hiç şüphesiz zamanımız konusunda da aynısı geçerli.

        Dolayısıyla, anne baba çok önemlidir, aile çok önemlidir. Ama aşağıda söylediğim üzere, birçok yönden bu mesele bir anne-baba meselesinden de öte bir topluluk (kabile, köy, mahalle) meselesidir. İnsanlar şaablar ve kabileler kılınmışlardır, onları böyle kılan bizzat Allah’tır (bakınız: Hucurat suresinin 13. ayeti). Kabile yerine dayanışma esasına dayalı adam akıllı bir mahalle veya köy de geçer. İşte ancak böyle bir topluluğun içinde büyüyen çocuklar yeterince sağlıklı olabilirler.

        İngilizcesi olanlar için Gabor Mate ismini internette aramalarını öneriyorum. Bu doktor Müslüman değil, ama çok doğru söylüyor. Yukarıdaki Kur’an’dan katkıları ben yaptım. Mate’nin kabile/mahalle/köyün önemine yaptığı vurguyu Hucurat Suresinin 13. ayeti ile bağlantılandırmamak imkansız.

        Bakınız, Doktor Mate’nin kitaplarından birinin ismi pek çok şeyi tek başına açıklıyor: “Çocuklarınıza Tutunun: Anne-babalar Niçin Akranlardan Daha Önemli Olmalıdır (Hold On to Your Kids: Why Parents Need to Matter More Than Peers).” Yayın yılı 2005.

        • Uğur Mustafa dedi ki:

          Yukarıda yazdım ki : “Mesela en basitinden, paramız olduğunda onunla önce kendi ailemizi mutlu etmekten sorumluyuz.” Birçok hadiste bu uyarıyı görebiliriz. Ama hadisin kendisini buraya getirmediğim için biliyorum ki bunu fırsat bilerek ileri geri konuşanlar olacaktır. Parası olduğunda onu önce ailesine harcama onları doyurmak içindir. Yoksa karımız ve çocuğumuz bizden tamamen gereksiz ve lüks şeyler istiyorsalar, bunları sağlamak yerine paramızı tasadduk edebiliriz.

  5. tarık dedi ki:

    Tuğba hanıma katılmadığım diğer bir konu da şu:

    “Bunun yanında bazı sohbetlerde, beyefendilerin üç dört çocuğuna rağmen her gece eve on ikide gidiyor olmasını büyük bir hizmet gibi anlattıklarını duyunca, bazıları için dışarda olmanın yükü evde olmaktan daha kolay diye düşünmüyor değilim.”

    Tabi buradaki beyfendiler gerçekten evdeki yükten kaçmak için sohbetleri dini hizmetleri bahane ediyorlarsa onu bilemem ama son zamanlarda bir de bu moda başladı. Son 30 seneden beri artan bir dini hayat var. Toplumsal dokuda artan bu dini hayat, herşeyi sebebe bağlayan Allah tarafından gökten zembille inmedi. Yüzbinlerce fedakar insan samimiyetle bazısı kuran kurslarında, bazısı parti toplantılarında, bazısı cami sohbetlerinde, bazısı yurtlarda evlerde okullarda çalışarak, maddi ve manevi füyüzat hislerinden fedakarlık yaparak bu noktaya gelindi. Bu fedakarlıklar olmasaydı şu an şu sitede dini konuları yazmanın imkansız olduğunu anlamak için cunta ve darbe içeren haberlere bakmak yeterli sanırım.

    Efendimize kardeşinin sürekli ilim için hadis için evden uzak olduğunu ve tarlada yardım etmediğini şikayet eden birine cevabı enteresandır: Ne biliyorsun, belki o kazandığın kısmının sebebi de kardeşinin ilim talebidir. (Tam ifade böyle olmayabilir esası bu)

    Son yıllarda özelikle babanın eve ve çocuklara ilgisinin çoğunun yöneltilmesine dair o kadar propaganda var ki, ideal erkek olarak mesaisi biter bitmez evine gelip karısıyla çocuklarıyla beraber olması gereken, tatillerde bile akrabaları ziyaret yerine kendi karısı ve çocuğuyla tatile giden ideal bir prototip var. Bu prototipin islami olmadığı açık. Kadınlara yüklenen gereksiz ego, ve erkeğin herşeyiyle kadınla ilgilenmesi zannı artık erkeği de ikna etmiş durumda. 60-70 senelik bir ömrün sadece erkek-kadın eşler ve çocuklar için geçirilmesi o ömre yazıktır ve erkek de kadın da bu kadar ilgiyi mutlak olarak haketmemektedir bence.

    Bilemeyiz, 30-40 senden beri kendi çocuklarından fedakarlık yapıp gece yarılarına kadar kendi meşrebince dine hizmet eden erkeler sayesinde siz başörtülü biz de namaz kılar haldeyiz.

    Bilemeyiz, 3-4 çocuğun sağlıklı ve imanlı yetişmesinin sebebi belki de gece 12 ye kadar kalınan sohbette duası makbul birinin duasıdır.

    Bilemeyiz, O sohbetlerin ve dine hizmetlerin bereketiyle rızıklanıyordur o ev, o bereketle asi olmuyordur o çocuklar.

    Hem bence, bir erkek evine ayda 1000 tl fazla girecek diye ekstradan saatlerce çalışması yerine, o saatlerini dine hizmette kullanması daha mantıklı, daha bereketli, daha emre uygundur. 1000 tl nedir ki, bir kaza 100 katını götürür. O yüzden kadınların kahve köşelerine, demhane bucaklarına gitmeyip gece yarılarına kadar sohbetlere ve hizmetlere giden kocaları için her gün 2 rekat şükür namazı kılmaları boyunlarının borcudur. Hayat, kocayla veya kadınla 2 cümle sohbet edip belki gıybet yapacak kadar değersiz değil. Elbette sohbet muhabbet yine olacak ama önem derecesi başka hayati ve dünyaya geliş maksadından önce olmamalı.

    • cielo dedi ki:

      dinini tebliğ eden adam, dininin özgürce yaşanması için uğraşan adam çocuğunu çoğu zaman ihmal ediyorsa o çocuk zaten Allah ın koruması altındadır ve her çocuk öyle ya neyse. biz bu adamlardan bahsemiyoruz ki. tv den karıdan kızdan netten gözünü alamayan adamların çocuklarına olan ilgisizliğinden bahsediyoruz ve bu adamların kaliteli zaman geçirdim yeterde artar diye vicdanlarını rahatlatmasını diyoruz en azından ben öyle. seni gören de bu ülkede ilgisiz sevgisiz her çocuğun babası bu dinin yaymışda gecesini gündüzüne katmışda ondan ilgilenememiş sanır. 3-5 adam dediğin gibidir. azınlık değil sorunumuz çoğunluk.

      • tarık dedi ki:

        “tv den karıdan kızdan netten gözünü alamayan adamların çocuklarına olan ilgisizliğinden bahsediyoruz ”

        Konu bu olduğunda zaten söylenecek bişey yok, zaten bu tip adamlara neyi ne kadar anlatsanız da faydası yok.

    • eymen dedi ki:

      Hemen hemen her gece sohbete hizmete gidipte (büyük) çocukları namaz kılmayanları da görüyoruz. Herşey dengeli olmalı haftada 2-3 akşam ilim için, hizmet için dışarıda olunabilir, fazlası iyi değil. Önce çocuklarımızdan ve eşimizin hakkından sorumluyuz.

      • tarık dedi ki:

        O mantıkla bakacak olursak Hz. Nuh’ta gelen vahiylere rağmen arada evde pinekleyip kafir olarak geberip giden oğlu ve eşiyle ilgilenmeliydi. Veya ilgilendi de yetmedi.

        Bunlar elma ile armut gibi birbirine karıştırılmaması gereken şeyler. Çocuğun hidayeti illa başında bekleyerek olmaz. Herkes hergün 12 ye kadar eve gelmesin sohbete gitsin demiyoruz, dediğimiz kişi gerçekten bu durumda ise bu kişiye 7 gün yerine 4 gün git yoksa çocuğun namaz kılmaz denemez. Hz. Nuh da olsa evdeki baba tesir etmeyebilir, tesir Allah’tan. Peygamberimizin öz amcasınnı durumu hakkında ayet geldi. Bu ayrı o ayrı.

    • efe dedi ki:

      baba gerçekten adam gibi adammış.

      • efe dedi ki:

        nice çocuk vardır babasının annesinin bir bakışına kabuldur ama anne baba dünyada yoktur.anneleri babaları yoklar ama o duygunun var olması,bitmemesinden dolayı oluşan hasretle bu hasleti ahirette sonsuzluğa taşımayı garantilemişlerdir.ister anne ister baba öyle olmalıki o bakışla bakacak çapa erişmesi için,hep o bakışla bakmak için kendisini eğitmesi kendisini (bir ben var benden içeri)dinlemesi gerekir.

  6. tarık dedi ki:

    Modern aile yapısında her şey gibi bu da abartılıyor kanaatindeyim. “Aman çocuklara çok zaman ayırın aman onların ne istediklerini bilin” gibi ifadelerle anne-babaları çocuklara köle, çocukları da minik firavunlar haline getirdiklerini düşünüyorum.

    Bence olay, anne babanın merhemet duygusunda bitiyor. Bir babada çocukla ilgilenme, merhamet duygusu yok ise siz ona ne kadar eğitim verseniz de, zorlasanız da o baba-anne yine ideal şekilde ilgilenmez çocukla. Asrı saadette geçen hedisedir; Efendimiz torunlarını sevip okşayıp öpünce biri hayretle “Benim 10 tane çocuğum vardır hiçbirini öpmedim” der. Bunun üzerine Efendimiz “Allah senin kalbinden merhameti almışsa ben ne yapabilrim” buyurmuştur. Şimdi en büyük terbiyeci ve eğitimci olan Efendimiz bile belki o zata etkili olamadı. Çünkü olay kapte biter, otomatiktir.

    Son zamanlarda ortaya çıkan bir kavram kaliteli vakit geçirme. Bunda da kasıt satranç oynamak, kitap okumak değil samimiyetttir. Siz çocukla 15 dakika yarım saat samimi olarak, onun seviyesine inerek vakit geçirirseniz, o sırada tv ve net ile meşgul olmazsanız çoğu kez o süre yeter çocuğa. Ama adam isterse eve 5 de gelsin, adamın hayatı tv, telefon, net ise beraber geçirdikleri 5-10 saat de yetmez.

    Ayrıca zaten, çocuk belli bir yaştan sonra anne babanın değil akranlarının oyun arkadaşlığını ister ve sizden çok onları tercih eder. Evin tek çocuğu ve anne babanın ilgisi bile olsa çocuk mutlaka yaşıtını arar. Annenin durumu biraz daha farklı ama özellkle babanın çocukla dyaloğu eğer baklavadaki serbet gibi ölçülü olmalı. Çevremde birkaç örnek var erkek çocuğu babasına aşırı bağımlı, çocuk 10-12 yaşına gelmiş adeta sünepe gibi bir karakteri oluşmamış. Bişey soruyorsun çocuk babasına bakıyor. Ölçüyü kaçırmamak lazım.

    Babanın içinde varsa, çocuk da hoşlanıyorsa beraber saatlerce olabilirler. Ama ebeveynleri özellikle babayı sürekli böyle bir propaganda ile çocukların kölesi yapmaya yöneltme asla babada farkındalık oluşturmuyor. Sadece çocuğa karşı sözüm ona “ideal” baba olmadığı hissine kapılıp kendisini rahatsız hissediyor ve zamanla bu rahatsızlık nedeni olarak da çocuğu görüp iyice uzaklaşıyor.

    Her şeyi fıtrata, doğallığa bırakmak lazım. Efendimizdeki gibi. Sanki Efendimiz o kadar işin gücün savaşın arasında her an torunlarıyla mı beraberdi. Hayır ama beraberken onlar susadığında koskoca peygamber evi alt üst ediyor su arıyordu. Çok ilgisizler hariç baba-çocuk arasında oluşan bu tabii denge bozulursa daha kötü sonuç getirir.

  7. hasret dedi ki:

    tuğba hanım yine çok güzel bir konuya değinmişsiniz..
    ne hikmettir ?sizin yazdığınız konular benim yaşadığım olaylarla aynı zamana ,aynı konulara denk geliyor.tevafuk oluyor..:))

    önce bir misalle açıklayayım.bu aralar benim eşim de çok yoğun eve erken gelemiyor.geldiği zaman kızım uyumuş oluyor.sabahta kızım erkenden okula gidiyor(7 yaşında) ve babasını göremiyor.geçen gün bana şaşırtıcı bir soru sordu.
    __anne sana bir şey sorucam..
    __sor kızım.
    __babam artık geceleri eve gelmiyor mu?
    __o nerden çıktı? tabiiki geliyor..
    __ben geceleri babamı görmüyorum da artık geceleri eve gelmediğini, yatmadığını düşündüm..dedi.

    bakarmasınız çocuğun düşündüklerine.öyle şaşırdımki ..bir kaç gün babasını göremeyen çocuk babası eve gelmediğini sanıp üzülüyor.hiç böyle düşüneceği aklıma gelmezdi…kimbilir neden gelmediğinide kafasında farklı düşünmüştür..

    gerçekten geniş aile olarak yaşamak,yada şöyle diyelim aileye yakın olmak çocukta çok olumlu şekilde gelişimini sağlıyor.zaman zaman çocuğun babasının yerini dedesi dolduruyor.yani erkek modeli olarak babasını göremeyen çocuk dedesini kendine model seçip onunla gezip vakit geçiriyor..buda vakit geçiremeyen babalar için bir nebze rahat nefes almasına ayrıca çocuğun duygusal açlığının bir nebze azalmasını sağlıyor.

    bir de çocukla çocuk olabilen ,sırtana yükleyip gezdiren ,kendi zamanındaki oyunları torunlarıyla oynayan,onlara öğreten ,oyuncak bile yapan ,geniş huylu,çocuğa kızmayan ,çocuğu hoş gören babanne varki dostlar başına!!!süper baanne o :)( kayın validem)…ozaman o çocuktan mutlusu yok..

    ama insanın hayatında baba çok önemli.onunla geçirilen her an,her muhabbet başkadır..bu kız evladı içinde erkek evladı içinde baba çok önemlidir.daha geçenlerde eşim işe gittiğinde bizim küçük daha 2 yaşında .baba sen” beni götüy(r)müyon”dedi.ve gün boyunca herseferinde babasını andıkça suratını büzüştürüp evdeki herkese şikayet edip sanki o anı yaşıyor gibiydi..eşim bunu duyunca çok üzüldü.ve telafietti..baba ile geçirilen zaman farklı ve gerklidir..

    bakın şu ünlülerin yada şan şöhretin içinde olan insanlara ..büyük çoğunluğu babasıyla arası hep kötü olan aile kurumu düzgün olamayan yada başında babası olmayan kişilerdir.sonra çıkıyor.falanca babasına küs ,falanca babasına sahip çıkmadı.zamanında babaları sahip çıksaydı belkide o renki görünen ancak içinde hayatlarında hiçte renkli olmayan duygusal açlık çeken ve acı hikayeler olmazdı belkide..

  8. Deniz dedi ki:

    Eskiden bir babanin couguyla “kaliteli vakit gecirmesi” diye bir sey bilinmezdi. Hersey kendi dogalligi icinde cereyan ediyordu.Cocugun ihtiyaclari problemleri cogunlukla icinde yasadigi buyuk aile fertleri tarafindan karsilaniyordu.rahmetli babamin aksam eve geldiginde kollarini acarak bana ” ogretmenim’ diye hitap edisi belki de guven duygumu saglamlastiran unsurlardan biridir.
    Gunumuzde ise daha cok cocuk cekirdek aile icinde yetistiginden babanin ilgisine eskiye oranla daha cok ihtiyac hissediyor. Ama degismeyen bir sey var ki herseyden onemlisi evine kosarak, mutlu donen babadir. Esas olan budur kalteliteye ihtiyac var da bana gore yukarida hikayede ozetlenen “kaliteli zaman” denen sey bir parca modern bir algi. Babanin disaridan selam verip iceriye adim attigi andan itibaren hanimin guler yuzu babanin cocuklarinin yasina gore onlarla kisa da olsa havadan sudan bir iki kelam etmesi birlikte sofra basinda toplanmak herkesin birbirinin gozune bakmasi babanin ya da annenin diye ayiredemeyecegimiz bence hayati noktalar. Benim simdi cocuklarimin bir kismi disarida okudugundan bu sofra basinda toplanmayi (ben oturamasam da:)) oyle ozluyorum ki hep soyle yaparim diye planlar kuruyorum; eminim babamiz da da aynisini dusunuyordur zannediyorum.
    Cocuklar bizim icin hem bir imtihan vesilesi hem bir nimet. Ozellikle ufakken daha cok annenin taniklik ettigi o bicir bicir sevimli haller biraz daha buyuyunce dayanamadigimiz noktalarda terlikle arkadan kosturmalar , aksam geldiginde babanin sabri varsa hep gunluk muhabbete dahildir.(Konu disi ama onun icin sahsen 3 yasinda cocugu olan bir annenin cocugunu tam gun krese vermesini anlayamam. )
    Butun bunlarin yaninda bir gozlemimi aktarmak istiyorum. Cocuk ebeveyniyle parka geliyor. Kimi anne baba bir kenarda oturuyor cocuk kendi basina bir seyler yapiyor . Kimi anne baba ise cocugunun oyununa bizzat dahil oluyor (tabii cocugun oynayabilecegi arkadas varsa o da kenardan seyrediyor ) soylemek istedigim gerektiginde cocugunuzun oyununa dahil olabilmek anne icin de baba icin de esit agirlikta.
    Bir de ozellikle erkek cocuklari icin babanin cocugunun yasina gore bir sorumluluk verip asamalarini birlikte takip etmeleri baba-ogul diyalogunda onemli noktalardan.

  9. yasemin dedi ki:

    Eşim öğretmen olduğu için oğlumuzla çokça vakit geçirme imkanına sahip.Ben de özellikle bırakıyorum birlikte birşeyler yapsınlar diye.Sabah kalktığında yaptığı ilk iş çalışma odasına bakmak,orada göremeyince çok mutsuz oluyor.Canı acıdığında önce bana gösteriyor sonra koşarak babasına 🙂 şükrediyorum,eşim ilgili bir baba.Yeni doğduğu zamanlarda da gece kalkıp ilgilendiği olurdu.O zamanlarda alışıyorlar belkide birbirlerine.Biryerde okumuştum çocuk görgüyü anneden dini babadan öğrenir diye.Güzel çocuklar yetiştirmek için babaların ilgisi çok çok önemli vesselam.

  10. Gülay dedi ki:

    Çocuğunun pek çok hallerine şahitlik edememek demişsiniz ya yazınız da en çok içimi acıtan kanatan o haller işte.. her ne kadar işlerimiz dışında vakit geçirmeye çalışıyor olsak bile kızımız hep isyanlarda 🙁 güzel yazınız için teşekkür ediyorum..

  11. tarık dedi ki:

    Şimdiki çocuklar şanslı arkadaş. Para problemi aşılmış, babasından aldıklarıyla 20 tl biriktirip babasından vakit bile alıyor. Demek ki top, tabanca, şeker, büskevit gibi çocuğun yaşaması için gerekli ana unsurlarda sorun çözülmüş 🙂

    Valla ben babamdan 20 tl koparsam 1 hafta babalık görevlerinden azleder affederdim onu. 20 tl bu ya boru değil:)

    Çocukluğu şimdi yaşamak varmış, hem her türlü ihtiyacın giderilsin hem de anne babana piskolojik baskı yap. İyimiş valla.

  12. Ömer Çetin dedi ki:

    Herkes , kaderini yaşar.. Ve kaderin cilvesi , insanlar bu sitede yorum yapmışlar..
    Herkes bilgi alışverişinde bulunmuşlar … Nefs ve ben bilirim cihadı ön plana
    Çıkmış…Yazar , yazısını yazmış …,Bize okumak öğrenmek , öğretmek düşer ….
    Terki dünya terki ukba terki terk…..

  13. Uğur Mustafa dedi ki:

    Çok doğru yazdınız, ama her şeyi anne ve baba sırtlanamaz. Ben bir doktorla yabancı bir veb sitesinde yapılan mülakatı okumuştum. Doktor diyordu ki çocukların beyinlerinin tam gelişmesi ve psikolojik sağlıklarının iyi olması için geniş aileye ihtiyaçları vardır, dedelere, ninelere, amcalara, dayılara ve geniş ailenin diğer üyelerine; hatta daha da geniş bir kabile veya mahalle ortamında büyümeleri gerekir. Bu şekilde onları sevip onlarla ilgilenecek büyüklerle beraber yetişirlerse ancak sağlıklı olurlar. Yine diyordu ki ama bırakın kabileyi veya mahalleyi veya geniş aileyi, artık çekirdek aile bile bizim Amerika’da yok olmaya başladı. Anne bir yerde, baba bir yerde çalışıyor, çocuk el âlemin elinde yuvalarda yetişiyor, bu yüzden psikiyatrik hastalıkların sıklığı arttıkça artıyor, özellikle çocuklar türlü kaygı, duygudurum, dikkat eksikliği ve hiperaktivite vb. hastalıkların pençesine eskisine nisbeten çok daha fazla düşüyor.

  14. AHSEN dedi ki:

    Bir erkek nasıl baba olmak istiyor yada bunu göze alabiliyorsa sorumluluklarını da yerine getirmeli.Bir babanın sorumlulukları nedir bunu genel bir çerçevesini çizecek olursak neler olur mesela.Ben mesela eşim olduğu zaman yarı yarıya bu sorumluluğu paylaşmak istiyorum ama on ikide eve gelen bir eşden ne bekleyebilirsiniz ki bir kadın olarak bu kadar fedakarlığı kaldırabilir miyim bilemiyorum mesela benim çevremde babalar genelde çocuklarıyla ilgililer benim babamda öyleydi kıyafetlerimizi o alır okul konusunda herşeyimizle ilgilenir daha birçok konuda bizimle ilgilendiğini bilirim işe belli saatlerde gidip belli saatlerde dakik olmasını istiyoruz ve akşam evde geçen zamanın çoğunluğunu ailesine ayırmalı bir eş.

    • eymen dedi ki:

      Adem (a.s.)’ a sormak lazım.
      “Baba olmak isterken sorumluluklarını da düşündün mü diye? Düşünmediysen niye o kadar çocuk yaptın. Her ne kadar onların maddi ihtiyaçlarını karşıladın, onlara Allah (c.c.)’ı anlattın, ahlaklı olmalarını öğütledin ama bu yetti mi Ey Adem (a.s.). Onlarla oynamadın, psikolojileriyle ilgilenmedin, çok çocuk yaptığın için herbirine yeterince sevgi gösteremedin, ilgilenmedin bak başımıza neler geldi. ” Diyeceksiniz neredeyse.

      “Ey İbrahim (a.s.), kücücük çocuğu annesiyle nasıl çölün ortasına bıraktın, senede birkaç defa ziyaret etmekle babalık yaptığını mı sandın.” Diyeceksiniz neredeyse.

      Yarı yarıyaymış, bal gibi feminizm işte bu.

      • AHSEN dedi ki:

        Birincisi konuları hararetli karşıt görüş savunması haline dönüştürülmesinden son derece rahatsız olan bir insan olarak yorumlarımda daha ziyade merak ettiğim hususlarda insanların yaşadığı tecrübe ve bilgilerinden yararlanma niyetindeyim bu gözle bakarsanız eğer ve eğer sizde feminist nitelemesini yakıştırmadan önce konuyu daha verimli bir hale dönüştürme çabası içinde olursanız eğer çok daha güzel yapıcı yorumlar yapacağınıza eminim Eymen bey sizde baba olmuşsunuz ALLAH çocuklarınızı bağışlasın bu durumda konuya farklı bir yaklaşımınızla katkı sunabileceğiniz kanaatindeyim.

        Sorumlulukları elbetteki karşılaştırmıyorum anne ve baba tamamen birbirinden ayrı karakterde ve çocuklarına karşı farklı zaman dilimlerinde üzerlerine düşen sorumlukların ne olduğunu bilir ve her ebeveyn bunu yerine getirir bana göre böylece sorumluluk paylaşılmış olur kasdettiğim buydu.Merak ettiğim erkeğin bütün yaşam koşullarına rağmen çocuklarına karşı yapması gereken sorumluluklarının çerçevesinin nasıl çizileceği idi.Üç beş gün evde olmayn bir babadan nitelikli zamandan bahsetmişsiniz ama olmadığı günlerin telafisi olabilecek mi?Örnekler vermişsiniz ama ben daha çok günümüz koşullarında onca sıkıntıların yaşandığı bugünlerde nasıl üstesinden gelinmesi gerektiğinin daha çok irdelenmesi ve çözümlerin aranması daha sağlıklı olur.Çocuğunuz bizzat annesini de şikayet etmiş size kendiniz birebir yaşamışsınız.Sorumluluk paylaşımı nerede başlıyor ve nerede bitiyor ve nerde fedakarlığa dönüşüyor bir baba acaba çocuğu büyük bir sorunla karşılaştığında işinden dolayı ayırmadığı zamanların vicdani muhasebesini yapıyor mu çünkü konu çalışan annelerin çocuklarına ayırmadığı zamanlar olunca çok tartışılıyor ..diyeceksiniz ki aynı değil kadın çalışmak zorunda değil bunun tartışmasına girmeyeceğim sadece söylemek istediğim her ebeveyn çocuğuna ayırmadığı zamanın vebalini taşır.

        • eymen dedi ki:

          Önce kaç yaşındaki çocuklardan bahsediyoruz onu bir belirleyelim, gerçekten babalar ihtiyacı olduğunda çocuklarını yanında olmuyor mu. Dindar çevrede gördüğüm babaların hepsi de çocuklarına karşı ilgili, düşünceli, herşey çocukların eğitimine göre ayarlanmış durumda (okul, dershane, yaz okulu, kuran dersi, yüzme dersi). Oturacağımız evi bile onları düşünerek seçiyoruz. Bizim çalışmamız didinmemiz hep onlar için zaten, biz kendi keyfi için çalışan insanlar değiliz. Ben çocuklarıımı düşünmesem kendi kendimi emekliye ayırır, dünyayı gezerim. Buna imkanım var, ama çocuklarımıza da birşeyler bırakalım diye çalışıyoruz. Onlar daha iyi eğitim alsınlar diye uğraşıyoruz.
          Böyle olduğu halde sanki sorumsuz kişiler mişiz gibi muamale görmek moralimizi bozuyor. Kadınlar kendi yapmaları gerekenleri de bize yıkmaya çalışıyorlar gibi. Biraz büyümüş çocuklarla ilgili en büyük sorun annelerin çocuklarına söz dinletememesi, bu onları yoruyor, bu yorgunluğu biraz da erkekler çeksin diyorlar. Peki bizim annelerimiz nasıldı, biz onları bu kadar dinlememezlik edebiliyormuyduk. Tabi ki hayır. peki neden ne. Annelerimiz bizi babalarımızla korkuturdu, babalar otoriteydi ve bu sayede kendileri rahat ederlerdi. Bugünkü anneler çocukların yanında babaya meydan okuyunca otorite bitiyor. Anne babadan korkmamalı elbet ama biraz kokuyormuş gibi yapması kendi yararına. Bilmem anlatabildim mi.

          • seymen dedi ki:

            1. Ders: Sevgi-Saygı-İkram
            “Erkeğin evde otorite olması ve kadının erkeğe saygı göstermesi aynı zamanda en iyi çocuk eğitimi metodudur. Kadın kocasına saygılı olursa, çocuklarda babaya saygı duyarlar. Günümüzde ailelerin en büyük sorunu ergenlerle, gençlerle baş edememek. Neden?

            Çünkü evde çocuğun çekineceği bir otorite yok. Anne çocukla çok yüz göz olduğu için ve sevgisi ağırlıkta olduğundan dolayı çocuk için otorite olamıyor. Çocuk babasını sevdiği kadar, ondan korkup çekinmeli ki hareketlerine dikkat etsin. Ölüm ya da boşanma gibi sebeplerle çocuk babasız büyüyorsa babanın boşluğunu büyükbaba, dayı gibi bir erkek yakının doldurması gerekir.

            Evde kadın sevgiyi, baba otoriteyi temsil etmeli. Aynı zamanda kızlar babaya, ağabeye saygı duyarlarsa eşine de saygı gösterme noktasında sıkıntı çekmez.”

        • eymen dedi ki:

          “Üç beş gün evde olmayn bir babadan nitelikli zamandan bahsetmişsiniz ama olmadığı günlerin telafisi olabilecek mi?Örnekler vermişsiniz ama ben daha çok günümüz koşullarında onca sıkıntıların yaşandığı bugünlerde nasıl üstesinden gelinmesi gerektiğinin daha çok irdelenmesi ve çözümlerin aranması daha sağlıklı olur.”

          Babanın üçbeşgün evde olmamasını (olamamasını) savunmadım veya söylemedim. Yanlış anlamışsınız. Eve gelirsiniz herkesin halini hatırını sorarsınız, beraber yemek yerken (bu çok önemli) gene herkesle konuşursunuz. Bunun dışında ayrı ayrı her çocukla (benim 5 tane) bazı günler ‘birebir’ en azından 15-20 (veya 50-60) dakika özel olarak yaşına göre oynarsınız, konuşursunuz, beraber markete gidersiniz vs. . Bilmem anlatabildim mi.

          Anne ve babanın çocuklarla ilgili (çocukların olmadığı ortamlarda) sık sık istişare yapmaları ve konuşmaları gerekir. Anne çocukların özel durumlarını babaya aksettirir, baba da anneye pratik çözümler önerebilir kanaatindeyim.

          • AHSEN dedi ki:

            selamün aleyküm
            🙂 “bilmem anlatabildim mi” diye sormanıza gerek yok ben sizi gayet iyi anlıyorum merak emeyin ve yazdıklarınızdan dolayı teşekkür ederim bir babadan ve bir erkekten yaşadıklarını anlatması buna yönelik çözüm arayışı içinde olması bizler için çok daha iyi yönlendirici oluyor inanın.Çocuğumun olmasını küçük bir kız çocuğuyken bile şiddettle arzulardım hala öyle olmamasının demekki bir hikmeti varmış diye düşünüyorum çünkü bilinçli insan olarmak çok daha önemli bir çocuk düşünmeden önce.Her insanın bileceği veya bilemeyeceği eğitim konusunda insan ilişkilerinde çok eksiklikleri vardır kimse annesinden karnından bu şekilde doğmaz ve her insanın yaşadığı ortam onun karakterinde farklı şekiller oluşmasına sebep olur insanları eksiklikleri hataları olan kullar olarak kabul etmeli bu konuda onlara karşı daha yapıcı yol gösterici olmamız lazım eşimize çocuklarımıza kardeşlerimiz arkadaşlarımıza olsun bence bir baba da bu şekilde donanımlı olmalı eşini bile ona yol gösterici yapıcı olması gerekli onu yönlendirmeli bence eğer bir yanlışı varsa.

            bizim yanlışımız bu biz bekliyoruz ki karşımızdaki kişi anne ise herşeyi dört dörtlük yapsın biz yokkende çocuklarına iyi baksın o insanın yaşayabileceği sıkıntılar da olabilir belki üstesinden gelemeyeceği durumlar var o anki psikolojisi soruna odaklanmasında sıkıntı yaratmış olabilir bunlar çok normal bu durumda devreye girecek kişi baba eş bir kadın çaresiz kaldığı anlarda eşini yanında ister doğal olarak bence eğer eşi baba olarak istişarelerle veya yol göstererek veya destek olarak çok iyi eşinin her zaman yanında olacağını hissettirebilir.Sizin için kasdetmedim işinden dolayı birkaç gün seyehat eden insanlar çok insan eşiyle birlikte hayatı göğüslemek ister sizler sizin içinde istenmeyen bir durum olmadığını bütün çabanızın çocuklarınız için olduğunu söyleyebilirsiniz haklı olarak çalışma hayatı zordur bilirim bu durumda eşinize her konuda elinizden geldiği kadar yardmcı olmaya çalışırsınız.

            bence bu konu kadınların otorite kurmak istemesiyle babanın eski otoritesinin kaybolmasının pek bi alakası yok.Çocukların kötü davranışlar sergilemesinin kaynağının diğer eşe yüklenilmeside haksızlık varsa sıkıntılar bunun sorumluluğu her ikisinindir çünkü onlar sizin çocuklarınız.Benim babam bizimle daha çok ilgilenirdi annem hiçbir zaman otorite kurabilen bir insan değil ve biz herzaman babamızın verdiği terbiye sınırlarının dışına çıkmadık korkmadıkda bana göre baba ile korkutmak sorunların çözümünde hiçde doğru bir yol değil.

            son yazdıklarınızda çok doğru her zaman olması gereken bir durum bence.

            birde siz kendinizi eşi eve bir hafta gelmeyen bir kadın yerine koyun bu duruma ne kadar tahammül edebilirsiniz?

  15. eymen dedi ki:

    Çok fazla ara vermeden, kaliteli geçirilecek az zamalarda yeterli olabilir diye düşünüyorum. Yani çocukla haftada birkaç gün 15-20 dakika güzel bir şekilde ilgilenilebilse bile çok iyi olur.

    • cielo dedi ki:

      bu da hep erkeklerin bahanesi:) anne 24 saat baksın ama babanın çookkk kaliteli 15-20 dk. sı yeterli olsun. kendinizi mi yoksa eşlerinizi mi kandırıyorsunuz. çocukla abidik gubidik yapmanıza gerek yok. her daim ilginizi belli edin yeter onlara. 15-20 dk. ayırıp sonra yüzünü görmezseniz çocuğun pek bir anlamı olmuyor.

      • eymen dedi ki:

        Adam hergün akşam altı da evde ama çocuklarla hiç ilgilenmiyor, daha mı iyi yani. Ben geceleri çook çocuk salladım, çook çocuk uyuttum, ama annesi kadar yapmamızı da bekleyemezsiniz herhalde değil mi?
        Çocuğun kaç yaşında olduğuda önemli, tek çocuksa oynayacak kimsesi yoksa daha çok ihtiyaç duyar.
        Merak ettim sayın cielo siz kaç çocuk büyüttünüz?

        • cielo dedi ki:

          çocuk büyütmedim ama çocuk oldum:) çocukluk tecrübelerime dayanarak yazıyorum. kız çocuğu için şunu diyeyim o zaman. eğer kız çocuğu babadan yeterli sevgiyi ve ilgiyi alamazsa bunu ergenlik döneminden itibaren karşısına çıkan her erkekten isteyecek ve bekleyecek. bu ilgiyi ve sevgiyi alabilmek için de karşısındaki insanın her dediğini yapacak. ayrıca babanın sevgisi ve ilgisi çocuğun özgüveni için gerekli ve bunu anneden alamıyor maalesef.

          • eymen dedi ki:

            Babasını çok benimserse de kocasını beğenmez. Ölçülü olmak lazım diye düşünüyorum. Çocukların babalarına saygı duymalarını sağlamak annelerin en büyük görevlerinden biridir diye düşünüyorum. Saygı gösterilen baba çocuklarıyla daha çok ilgilenir. Benim üç kızım, iki oğlum var.

        • hasret dedi ki:

          şöyle bir şey duymuştum insan babası gibi birisini seçermiş.ama isteyerek ama istemeyerek.bir kız baba evinde şiddet görüyorsa aynı şekilde koca evinde de görürmüş yada illa kocasının bir huyu babasınınkine benzermiş.valla bakıyorumda benim kocamın huyları babama bayağı benziyor 🙂

          • seymen dedi ki:

            Benim kayınpederim benle hiç alakası olmayan bir insan, ne tiplerimiz, ne işlerimiz, n ede huyumuz hiç benzemez birbirine.

    • dilruba dedi ki:

      Az zaman kısmına ben de katılmıyorum ama önemli olan kaliteli zaman geçirmektir.Yoksa 24 saat çocukla aynı evde bulunmak da değildir kaliteli zaman geçirmek.Sürekli anne babayla vakit geçirmek de hem çocuğu bunaltır hem kişisel gelişimine engel olur.Haftada bikaç gün 15-20 dakika bence az.Baba böyle yapıp anneye 24 saat ilgilenmesi şart koşuluyorsa da dengesizlik.

    • tugbaakbeyinan dedi ki:

      bu yorumunuza katılmam mümkün değil doğrusu…makinadan söz ediyor gibisiniz…duyguları olan çocuktan bahsediyoruz oysa…

      • eymen dedi ki:

        Hem kadınların çalışmasını savunacaksınız, hemde çocuk makina değil diyeceksiniz.
        Çocuğun babaya ihtiyaç duyduğu zamanlar vardır, anneye ihtiyaç duyduğu zamanlar vardır. Önemli olan ihtiyacın karşılanması. Geçenlerde üç günlüğüne şehir dışına çıktım (yanlız pek çıkmam), dönüşte 10 yaşındaki oğlum annesini şikayet etti bizimle ilgilenmiyor diye, hadi bakalım.
        Bebek anneye ihtiyaç duyar, biraz büyüyünce onunla oynamanızı ister, elinden tutarsınız gezdirirsiniz, mutlu olur. Büyüdükçe istemez sizinle gezmeyi, ayrı takılmak ister, sadece tek yapamayacağı şeyler için sizden birşeyler bekler. Kocaman çocuklara bebek muamelesi yapılması da bizim toplumumuzda özgüvenin gelişmemesinin en büyük nedenlerindendir..

        Hikaye de ki baba çocuğuyla en az 5-6 ay birşey yapmamış, bir şey paylaşmamış biridir herhalde. Kadınlar duygusal olduklarından bu tür hikayelerden çok etkileniyorlar. Böyle birşey gerçek olabilir mi diye hiç düşünemiyorlar maalesef. Annesi yok mu bu çocuğun, çocukla ilgili babasına birşey dememiş mi, bu kadar duygusuz bir baba neden evlensin çocuk sahibi olsun. Ajitasyon hikayesi bunlar. Bunları bırakın bizim ülkemizden her yönüyle bildiğiniz gerçek hikayeleri yazın.

        Bir de padişahların çocukları niye sorunlu olmamışlar, mesela Fatih’in babası, Fatih’le ömründe kaç saat oyun oynamış, ilgilenmiş. Küçüklüğünden (5-6 yaş) itibaren bir Sancağa gönderildiği için pek sık görüşememişlerdir herhalde. Az bir zamanda yeterli olmuş demek ki.

        • tugbaakbeyinan dedi ki:

          hangi cümlemden kadınların çalışmasını savundugum yargısını çıkardınız anlamadım ben:))

          • eymen dedi ki:

            Eskilerden aklımda öyle kalmış, çalışıyorsunuz falan ya, başkasıyla karıştırdım herhalde. Yanlış söylemişim pardon.

      • dilruba dedi ki:

        Yanlış anladınız tuğba hanım ben bunları bir çocuk olarak söyledim.Yorum biraz özet olunca anlaşılamadım sanırım.Şu örnek üzerinden gidersem daha sağlıklı olucak.Bu sitede hep çalışan hanımların çocuklarıyla ilgilenemediği savunuluyor.Benim annem çalışmıyor bütün gün evde birlikte olsak da hepimiz kendi alemimizdeyiz.Küçükken de arkadaşlarım da ben de annelerimizle vakit geçirmek istemezdik ilkokulda sürekli annesiyle birlikte olan en iyi arkadaşım annem diyen çocuklarla dalga geçilirdi.Sürekli anne babanın çocuğun yanında olması bunaltır kameralarla donatılmış kreşler bile çocuğun psikolojisini etkiler.Önemli olan ihtiyacı olduğunda yanında olabilmek anne için de baba için de.
        Kaliteli zaman geçirmek zaman geçirmekten çok daha önemlidir buna kim itiraz eder.Annesi çalışan bir arkadaşım var ve annesinin izin günleri onun için o kadar değerli ki o vakitleri en iyi şekilde değerlendiriyorlar birlikte özel şeyler yapıyorlar.Bu yüzden annesiyle paylaşımları benim annemle paylaşımlarımdan çok daha fazla.

        • eymen dedi ki:

          Size değil bana demiş, yanılmıyorsam.

        • tugbaakbeyinan dedi ki:

          size değildi yorumum eymen beyeydi:) her itirazı feminizme yormakta giderek karşımızdakini anlamayı zorlaştıran bir unsura dönüşüyor korkarım eymen bey.babanın anne olmasını beklemek belki feminizmin etkisiyle olabiir ama babanın baba olmasını dilemek gibi hakkımızda var öyle değil mi?

          • eymen dedi ki:

            Babanızdan bir şikayetiniz yoksa, babanız gibi babalar isteyin, son yıllarda maalesef dengeler hepten bozuldu. Büyklerimizin küçük hatalarını düzelticez diye büyük hatalar yapılmaya başlandı.
            Baba evde otoriteyi temsil etmeli, baba palyaço olmamalı, çocuklarla belli bir yaşa kadar oynarsın sırtına alırsın, ama bir yaştan sonra çok yüzgöz olmak hem otoriteyi bozar, hemde saygı olmaz babaya. Onbeş yaşında kız babasına babişko diyor, onu gören öbürleride bunu normal sanıyor. Anne saygı konusunda çocuklara örnek olacak, yanlız kaldıklarında istediği gibi davranır, ama çocukların yanında babaya hürmet edilmesi gerektiğini hissettirecek.

            Bugün biraz ters tarafımdan kalkmışım herhalde yorumlarım hep sert oldu, kusura bakmayın artık.

  16. kadir dedi ki:

    Vaybe çocuk 20 tl ye babasının 1 saatini satın almış. acıdım çocuğa ne kadar şefkate ihtiyacı var yavrucağın benim böyle işten gelmemi bekleyen gelince onunla ilgileneceğim oyunlar oynayacağım çocuğum olsa onu hiç üzmem. öper koklarım onu.

Dünden Bugüne

Hadis-i Şerif Düşmanlığı

Bizim halkımız Kur’an-ı Kerimi pek bilmez. Bu elbette büyük bir eksikliktir fakat yine de dinimizi Peygamber Efendimizin hayatı ile öğrendiğimiz için halkın inancı sağlamdır. Batılılar yüzyıllar boyunca İslam ülkelerine hoca kılığında ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Mutlu bir evliliğin reçetesi gayet basittir: Birbirinize karşı oldukça nazik davranın.” ( Marie France)

Kitap

Yuvamızda Huzur Bulalım Diye

Huzur, modern dünyada, moda dışı bir kelime gibi duruyor artık. Oysa, Huzur; ne tatlı bir kelimedir. Huzur; ruhun, zihnin ve bedenin sükûnet bulma hâlidir. Huzur; gönlün yatışması, nefsin tatmin olmasıdır. Huzur; baş dinçliği, gönül ...
Devamını Oku