Müslüman Kadınları Kocalarından Kurtarmak!

06 Şubat 2013Sema Maraşlı59 Yorum »

Son on yılda İslam dünyasına yönelik saldırıların gerekçelendirilmesinde Müslüman kadının acılarını dindirme iddiası önemli bir yer tuttu.” diye başlıyor “İşgal Kadınları” kitabı.

Feminist söylemden faydalanılması gerektiğini her zaman savunan ve kendini de kırılgan bir feminist olarak tanımlayan Yıldız Ramazanoğlu “İşgal Kadınları” kitabında feminizmi eleştirirken aslında gerekliliğine de inandığı için “Emperyalist feminizm” diye bir ayrımı vurgulayarak Batı’nın cinsiyet eşitliği iddiasıyla İslam ülkelerini nasıl işgal ettiğini anlatmış.

“İşgal Kadınları” batının iki yüzlülüğünü görmek ve İslam ülkelerinde “kadın hakları” söylemlerinin ve şiddet haberlerinin sebeplerini anlamak açısından aydınlatıcı bir kitap olmuş. Gerçi Yıldız Hanım bu konuyu ülkemiz açısından şiddet ve kadın haberleri boyutunda incelememiş fakat kitabı bitirdiğinizde aynı metotların şu anda ülkemizde de yapılmakta olduğunu ayan beyan gün yüzüne çıkıyor.

Yıldız Ramazanoğlu, yıllarca katıldığı uluslararası kadın konferanslarında Batılı kadınların İslam dinini aşağılayarak Müslüman kadınları kurtarma çabalarının bugün gelindiği sonucu görünce yazma ihtiyacı duymuş bu kitabı. “İşgal Kadınları” kitabından  dikkatimi çeken cümleleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

“Uluslararası zirvelerde Müslüman kadınlar İslam’ın kadını nasıl da aşağıladığını anlatan bir dizi konuşma dinlemek zorunda kalıyorlardı. Batılı kadınların handikapları, yalnızlıkları, güvensizlikleri, terk edilmişlikleri ve toplumsal dayanışma ve şefkatten uzak “prozac toplumu” haline gelişleri her türlü sorgulamadan muaf tutuluyorlardı. “

Tabii bunları anlatanlar sadece Batılı kadınlar değil. İslam ülkelerinden toplantılara katılan kadınların çoğunluğunun dini değerlere dikkat etmeyen, Batının hoşuna gidecek söylemlerle gelen kadınlar olduğunu anlatıyor Yıldız hanım:

“Mesela konferanslara Afganistan’dan ve Irak’tan gelen kadınlar; İşgal’in ülkelerine verdiği zararları anlatmadıkları gibi bir de İşgalci ABD yi överek onların ağzıyla konuşuyorlar. Bu kadınların işgalle kıyıma uğrayan erkekler için bir aldırmazlık içinde olması dikkat çekiyor. Irak ve Afganistan’ da işgal öncesi neredeyse yok denecek kadar az olan tecavüz olaylarının işgalle birlikte çok fazla artmış olması, kocası, oğulları ve erkek evlatları işgalciler tarafından öldürülen binlerce kadının ne kadar zor durumda kaldıkları Irak ve Afganistan’ı temsilen gelen kadınlar tarafından hiç dile getirilmiyor.”

Yıldız hanım bu kadınları “kariyerist ve işgalcilerle kol kola kadınlar” diye tanımlıyor.

Bu kongreleri kimler düzenliyor?

“Ekim 2005’te Barselona’da 1. Uluslararası İslamcı Feminizm Kongresi düzenlendi. Bu kongreyi düzenleyenlere baktığımız zaman kendini ateist agnostik olarak tanımlayan kadınların çoğunlukta olduğunu görüyoruz.”

Ateist ve agnostik kadınlar İslamcı feminizm kongresi düzenliyorlar! Ne kadar hayırsever kadınlar bunlar! Ateist kadınların Müslüman kadınları bu kadar düşünmesi karşısında gözlerimiz yaşardı. Sadece bununla kalsa iyi. İsrailli kadınlarda Filistinli kadınları düşünürlermiş:

“İsrailli feminist kadınların düzenlediği bir toplantı vardı. Konu: Filistinli erkeklerin kadınlara uyguladığı şiddet. Dünyanın en sürekli ve en acımasız şiddetini uyguladıkları bir yerde babaların eşlerin oğulların öldürüldüğü gözlerin bağlanıp götürüldüğü bir ülkede Müslüman kadınların en büyük düşmanı olarak müslüman erkekleri gösterme çabası vardı.”

“Bu yıl Avrupalıların düzenleyeceği bir seri toplantının ana başlığı: Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki İslam Toplumlarında Kadına Yönelik Şiddet. Büyük Ortadoğu Projesinin bir ayağı sanırım. “

Batının bu toplantılarla amacı Müslüman kadınları özgürleştirmek ve onları kocalarından kurtarmak. Yoksa batının İslam ülkelerini işgal ederek ne gibi bir kötü niyeti olabilir? İşgal edilen ülkelerin şu anki durumlarına baktığımız zaman batının onlara yaptıkları iyilikleri (!) görüyoruz.

Mesela Irak’ ın şu anki hali anlatılmış kitapta:

“İşgal edilen ülkelerde büyük acılar yaşandı, yaşanıyor. İHH’nın 2008 de yayınladığı rapora göre iki milyon Iraklı saldırılarda hayatını kaybetti. Bir milyon kadın dul, beş milyon çocuk yetim kaldı. Altı milyon insan açlık çekiyor on beş milyon insan karanlıkta. İki bin doktor öldürüldü, yirmi bini de ülkeyi terk etti. Bugün Irak altı milyonu aşkın göçmenle dünyada en çok mültecisi olan ülke. “

ABD Irak’ta sözünü tutmuş. Iraklı kadınları kocalarından kurtarmış, özgürleştirmiş.Bu arada kanatlarını kırmış, boyunlarını bükmüş, tecavüze uğramışlar onlar için önemli değil. Koca şiddetini bitirmişler mi biz ona bakalım. Görünüşe göre ortada koca kalmadığına göre koca şiddeti de kalmamış.

Afganistan’ın hali daha da içler acısı. Batı işgal ettiği ülkelere ne getirdi? Uygarlık mı? Hayır. Hepsi eskisinden daha kötü durumda. Irak’da işgal öncesi tecavüz vakaları çok nadirken işgalden sonra çok artış göstermiş. Batının kadınlara özgürlük diye vaadettiği bu muydu? Kocalarını öldürmek, kargaşa çıkarmak ve tecavüz. Hesap soracak bir yerleri bile yok. Fakat bu durum Batıya ne gam ne keder.

İşgal kadınları” kitabında Batı’lıların bir İslam ülkesine göz diktiğinde izlediği metotları görüyoruz. Adamlar programlı çalışıyor (!)

Haberler yapılıyor: İşgal kuvvetlerinin işgal öncesi kendi halkını bunun gerekliliğine inandırması gerekiyor, halkından tepki görmemek için. Bunun için en iyi yol tabii ki medya. İslam ülkelerinde yaşanan münferit olayları basında abartarak yayınlıyorlar. Sanki kendi ülkelerinde kadınlara hiç şiddet uygulanmıyormuş gibi İslam ülkelerinde arada yaşanan kadına yönelik şiddet haberlerini günlerce kendi medyalarında haber yapıp halka o ülkenin erkeklerinin ne kadar barbar ve ölmeyi hak ettiklerine ikna etmeye çalışıyorlar.

Afganistan’ın işgalinden önce Batıda Afganlı erkekleri barbar gösteren haberleri çıkıyor sürekli. Küçük yaşta evlendirilen kız çocukları, kocası tarafından camdan atılıp bacağı kırılan, dayak yiyen, öldürülen, Afgan kadının haberi batı halkını Afganistan’ın işgalinin haklı bir sebebi olduğuna ikna ediyor.Sanki batıda hiç kadına şiddet ve cinayet yokmuş gibi.

“Dünyanın her yerinde hatta batılı ülkelerde misliyle her gün her saniye yaşanan olaylar sadece burada oluyormuş hissi veren haberlerden maksat Müslüman erkeklerin ölümü hak edişini kanıtlamak.”

Filmler çekiliyor: Müslümanları yerin dibine batıran: “Biz onları öldüreceğiz ama siz onlar için üzülmeyin onlar çoktan ölmeyi hak etmişti” diye batı halkını işgale ikna edecek filmler. Bu konuda yapılmış pek çok film var. Yıldız hanım kitapta “Soroya’ yı Taşlamak” (2008) filmini örnek göstermiş. İran, Afganistan ve Irak’tan sonra saldırılacak üçüncü hedef olarak gösterilirken İslam’a ve İran’a yönelik nefret oluşturacak bu film pek çok ülkede gösterime giriyor. Zaten İslam’ı ve Müslümanları kötüleyen filmler ara ara batıda gösterime muhakkak girer bununla birlikte bir de işgal öncesi özel çekilen filmler var.

Kitaplar yayınlanıyor: Birinci körfez savaşı sırasında İranlı bir doktorla evlenerek Tahran’a gelen Betty Mahmoudi’nin yazdığı “Kızım Olmadan Asla” kitabı tüm dünya kamuoyunu İran aleyhinde birleştirmede çok etkili olmuş. Kitap İranlıların ne kadar vahşi, acımasız ve gaddar olduğunu anlatıyor kadının kocası üzerinden. Kadının kocası doktor Mahmoudi dünyanın dört bir yanına yazılanların aslı olmadığına dair pek çok açıklama göndermişse de hiç biri yayınlanmamış.

Kendi halkını kötüleyen yazarlar da Batılıların gözdesi. Yıldız hanım Azer Nefisi’nin “Tahranda Lolita Olmak” kitabını Newyork da bir kitapçıya girince görüyor. Kitabın görünmemesinin mümkün olmadığını anlatmış kitapta. Kitabevinde kitaplar piramit şeklinde okur kapıdan girince görecek ve almaya teşvik edecek şekilde dizilmiş. Kitap on iki yaşında bir kıza göz diken yaşlı bir adam üzerinden Müslüman erkekleri kötülüyor.

Mısırlı yazar Neval el-Saadawi de var. “Sıfır Noktasında Kadınlar” gibi kitaplarıyla İslam dünyasında kadınlara ne kadar canavarca davranıldığını anlatan kitaplar. Saadawi’ nin kitapları Batı’da Arap kadınlarının kurtarılması gerektiği fikrini besler.

Yıldız hanım Batıda değer gören kadın yazarlarla ilgili şu cümleleri kurmuş:  “Avrupa’da Müslüman dünyanın kadın yazarlarına ancak toplumlarını aşağıladıkları ve kendilerine ve dünyaya Batılı gözle baktıkları zaman gören, dikkate değer bulan anlayış genelde yaygındır entelektüel çevrelerde.”

“Edebiyatın ve sanatın, kötülüğün ve saldırganlığın hizmetine verilebilmesi dünyanın başına gelen en kötü şey.”

Batı Müslüman kadınları özgürleştirme iddiası ile girdiği İslam ülkelerinde kadınların kocalarını, kardeşlerini ve oğullarını öldürerek onları özgürleştirmiş. Tabii bu katliamlardan hiç bahsedilmiyor.

Kitabı bitirdiğimde ilk düşündüğüm şey “Sıra bize gelmiş” oldu. Her gün televizyonlarda gazetelerde şiddet haberleri var. Aile bakanımız şiddeti durdurmak için çırpınıyor, yeni kanunlar çıkarıyor, cezaları artırıyor, kelepçeler, butonlar fakat devlet çaresiz kalıyor, cinayetlerin önüne geçemiyor. Binlerce kadın devletten koruma istiyor, en çok bütçe şiddeti önlemek için kullanılıyor fakat ne hikmetse şiddet azalacağına artıyor. Diğer ülkelerin gidişatına bakaraktan Batılı ülkelerin “Siz kadınları koruyamıyorsunuz madem, biz koruyalım.” diyerek gelip ülkemize yerleşmeleri an meselesi gibi duruyor. Feminist kadın dernekleri de boş durmuyorlar, kadınları kocalarına karşı kışkırtılıyor.

Bizdeki bu kadına şiddet haberleri batı televizyonlarında da yer alıyor. Kanada’dan yeni gelen bir hanımla bir kaç gün önce sohbet ettik. Oradaki Türklere “Memlekete dönmeyi düşünüyor musunuz?” diye sormuş. Aldığı cevap: ” Haberlerden Türkiye’nin halini görüyoruz. Terör, şiddet, yaşanacak hali kalmadı ülkenin” demişler. Kendi vatandaşlarımız bile bunu söylüyorsa şiddet haberleri Batılı halkı nasıl etkiliyor?

Kanada, Amerika ve Avrupa’nın pek çok ülkesinde kendi ülkelerinde olan terör ve aile içi şiddet haberlerinin yayınlanmasında kısıtlama, bazılarında da yasak var. Bizim medyamız ise bir tane haber günlerce yayınlıyor ve dolayısıyla zihinlerimizi işgal ediyor. Bu haberlerin şiddet gören kadınlara bir faydası olmadığı gibi şiddetin azalmasına değil artmasına katkı sağladığı açıkça görüldüğü halde ısrarla yayınlanıyor.

Kitapta “Barbar Erkekler diye bir bölüm var. Kabil’de erkekler tarafından öldürülen beş kadın için bir kaç yüz kadın yürüyüş yapmışlar.

Beş kadın faili meçhul bir şekilde öldürülmüştü. Aynı göstericilerin binlerce insanın ölümü ile ilgili bir itirazları yoktu. Çünkü batı kaynaklı haberlerin diline göre öldürülen özellikle erkeklerse onlar zaten bütün bu sonuçları hak edecek kadar vahşi, kötü, köktenci, geleneksel, anlayışsız ve barbardı.”

“Kadına yönelik haksızlıkların kaynağı olarak doğrudan İslam dünyasına işaret eden bir göz var. Avrupalı kadınların yaşadığı şiddet, cinsel taciz ve istismar, Avrupa’da yaşayan ve Avrupalı olmayan kadınların uğradığı ırkçılık ve dışlanma hiç söz konusu bile olmuyor. “

“İslam toplumlarında kadına yönelik şiddetin ana gündem maddelerinden biri olması kabul edilemez. ABD’de mesela her beş kadından biri ağır şiddet görüyor eşi ya da partneri tarafından.” “Amerika’da şiddet çok yaygın. Saniyede bir kadın dövülüyor.”

Fakat onlar bu şiddet vakalarının üzerini örtüyorlar. Şiddet olayları bizden çok daha fazla olduğu halde bunu medyaya malzeme yapmayarak hem sistemi koruyorlar, şiddetle baş edemeyen bir devlet görüntüsü çizmiyorlar hem aile yapılarını korumaya çalışıyorlar.

Avrupa Parlamentosu’ nun Türk kökenli Hollanda milletvekili Emine Bozkurt AP’ nin Kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği raportörü olarak “2020 Perspepektifiyle Türkiye’ de Kadın” adlı rapor hazırlamış. Raporda ‘Bu aynı zamanda Avrupa’nın ve dünyanın da sorunu, Avrupa’da da şiddet var ve üzücü durumlar yaşanıyor. cümleleri Hristiyan Demokratların önergeleriyle rapordan çıkarılmış.

Şiddeti Müslümanların üzerine yıkmaya çalışan Hristiyan topluluklar kendi ülkelerindeki şiddeti hiç mevzu bahis ederler mi?

Yıldız hanım kitapta: “Batı’nın değerlerini İslami değerlerden ayırt etmek için en çok telaffuz edilen kavram, toplumsal cinsiyet eşitliği oldu son on yıllarda.” diyor.

Şimdilerde de bizim ülkemizde de toplumsal cinsiyet konusu çok gündemde fakat Yıldız hanım işgal öncesi şiddet haberleri konusunu bizim ülkemiz açısından değerlendirmemiş. Avrupa’nın iki yüzlülüğüne başörtü konusunda değinmiş. Bir de ülkemizdeki feminist söylemleri destekleyerek örnekler vermiş.

Yıldız hanımın katıldığı uluslararası feminist toplantılar bizi bilgilendirmesi açısından işe yaramış.  Yıldız Hanımın bütün bu tespitlerine rağmen kadın konferanslarındaki Batılı kadınlardan hâlâ ümidi var. “Aramızda bir kız kardeşlik ruhu var.” diyor. Bu ne hümanist bir bakış açısı (!) hayret doğrusu. Bu kadar şeyi görüp hâlâ içinden iyi bir şeyler çıkarmaya çalışmak lağımda boncuk aramaya benziyor.

Yıldız Ramazanoğlu’ nun feminizm gerekliliği ile ilgili görüşlerine katılmıyorum, kitapta örnek verdiği kadının özgürleşmesi konusunda Ali Şeriati’nin görüşlerine de katılmıyorum fakat kitap Batı’ılıların feminizm aracılığı ile yaptığı zulümleri görmek açısından okunmalı.

“İşgal Kadınları” kitabını özellikle Cumhurbaşkanımızın, Başbakanımızın, Aile Bakanımızın, Milletvekilerimizin, kadın hakları ile ilgilenenlerin ve ülkemizin üstünde ne oyunlar oynanıyor bilmek isteyenlerin okuması elzem.

Özellikle kendini dindar diye tanımlayan, her buldukları fırsatta erkekleri kötüleyerek, kadınları koruduklarını zanneden feminist kadın yazarlarımızın okuması zaten şart. Yazıları ile kime hizmet ettiklerini ve ne büyük veballere girdiklerini fark etmeleri için. Ayrıca “kadın hakları ve kadına şiddet hikayeleri” ile memleketimizin üzerinden ne dolaplar dönüyor diye merak edenler için de aydınlatıcı bir kitap olmuş. Okunmasını tavsiye ederim.

Sema Maraşlı     www.cocukaile.net

Konu ile ilgili “Aslında Kadına Şiddet Yok” yazımın linki

https://www.cocukaile.net/aslinda-kadina-siddet-yok/

 

 

 

 

 

 

 

 

Okunma Sayısı :