İstanbul Sözleşmesi ve 6284 e Neden Karşıyız?

20 Temmuz 2019Sema Maraşlı18 Yorum »

cinsiyet 6284İstanbul sözleşmesi ve sonuçları ile ilgili çok yazı yazdım. Konuyu yeni duyanlar ya da neden karşı çıktığımızı anlamayanlar için madde madde sebepleri:

İstanbul sözleşmesi ve onun uygulanması için çıkarılan 6284 e karşıyız ve acilen iptal edilmesini istiyoruz. Çünkü:

1-İnancımızdan dolayı karşıyız. “Toplumsal cinsiyet eşitliği” adı altında cinsiyet rollerine savaş açan, kadını erkekleştirme, erkeği kadınlaştırma politikalarını  kabul etmiyoruz. Ailenin çatısı cinsiyet üzerine kurulmuştur. Cinsiyet yoksa aile yoktur. Aile yoksa din de yoktur vatan da yoktur.

2-Eşcinselliği meşru kabul ettiği için karşıyız. Dinimizce lanetlenen  sapkınlıkların, kanunlarla meşrulaştırılmasına ve yaygınlaştırılmasına karşıyız.

3-Sözleşme ile açıkça dine, örfe ve namusa savaş açıldığı için karşıyız.

4-Adaletsiz olduğu için karşıyız. İstanbul sözleşmesi ve 6284 kadının kurban-erkeğin saldırgan olduğu ön kabulü ile hazırlanmıştır. Kadının beyanı esas kılınmıştır. Bu da erkek cinsiyetini baştan suçlu ilan ettiği için masumiyet karinesine ve insan haklarına aykırıdır.

5-Cinsiyetçi bir yasa olduğu için karşıyız. Cinsiyetçilik de ırkçılık gibi faşist-bölücü bir akımdır. Bazı sapık ve cani erkeklerin suçunu bütün erkeklerin üzerine yıkarak medyada sürekli “erkek şiddeti” diyerek erkek cinsiyetini suçlu ilan etmek bölücülük ve kışkırtıcılıktır.

6-Ayrımcılık yaptığı için karşıyız: Kadın hakları-erkek hakları gibi hak ayrımcılığı cinsiyetçiliktir. İnsanların hakları vardır ve bir ülkenin kanunları vatandaşlarını kadın-erkek demeden korumak zorundadır. Kanunlarda bir eksiklik varsa bir cinsiyet için ayrı kanun çıkarılmaz, kanunlar de değişiklik yapılır.

7-Kadın ve erkeği birbirine düşman ettiği için karşıyız. Kadın karşısında erkeği suçlu ilan edip erkeği ötekileştirmek, kadın ve erkek arasına düşmanlık tohumu serpmekten başka bir işe yaramaz. 6284 sonrası kanunlarla kışkırtılan binlerce kadın, eşi tarafından fiziksel şiddete maruz kalmadığı kocalarını evden attırmıştır. Bu da sözleşme ile ekilen düşmanlık tohumlarının ürün verdiğini gösteriyor. Polis zoru ile evinden atılan, uzaklaştırma alınan kocaların çoğu da karısın pişman olsa bile eve dönmeyip boşanmayı seçiyorlar.

8-Aileyi dağıttığı için karşıyız. Tabii ki evliliklerin azalması boşanmaların artmasının tek sebebi bu sözleşme değil, hiçbirimiz de bunu iddia etmiyoruz; fakat ailenin dağılmışında büyük ve hızlı bir etkisi olduğu da açıkça görülüyor.

9-Kadını üstün cinsiyet ilan ettiği için karşıyız. Şiddet tanımı içindeki özellikle “psikolojik şiddet” kadınların da uyguladığı bir şiddet çeşidi olduğu halde, sanki kadın bütün bu şiddet çeşitlerinde arınmış, hiçbir şekilde erkeğe psikolojik şiddet uygulamayan üstün bir cinsiyet, olarak kabul edildiği için. Bu da toplumda haksızlık yapan kadınların “kadınım ben kadın…” gibi söylemlerle k sadece kadın olduğu için kadınların haksızken bile haklı çıkması gerektiği yanılgısına düşmelerine sebep oluyor.

10-Ailenin yatak odasına kadar iç işlerine karışıp “Kocaları tecavüzcü” ilan ettiği için karşıyız.

11-Anlaşmazlıktan sonra karı-kocanın barıştırılmasına karış olduğu için karşıyız.

12-Aile anlaşmazlıklarının kamu davasına dönüşmesine karşıyız. Bu kişilerin özgür iradesine saygısızlıktır.

13-Kanunların, kadınların eline erkeklere karşı canları istedikleri şekilde sallayacakları bir sopa olarak verilmesine karşıyız. Karı-koca anlaşmazlıklarında eğitimle hallolacak pek çok evlilik problemlerinin çözümü için adım atılmayıp onarmak değil, dağıtmak için çalışmalar yapılmasına karşıyız.

14-6284 de cezalar toptancı olduğu için karşıyız. Erkeğin kadına sert bir söz söylemesi ile dayağı “şiddet” diye aynı kefeye koyması, kadına laf atma ile tecavüzü “cinsel istismar” diye aynı kefeye koyması ve hepsini aynı kanunla yargılaması ve birbirine yakın cezalar verilmesi adalete aykırıdır. Adaletsiz yasalar halkın devletine olan güvenini sarsar.

15-İnsanların şeref ve haysiyetleri güvence altında olmadığı için karşıyız. Cinsel istismar konusunda kadın beyanı esas olduğu için, iftiralar karşısında erkeklerin ve ailelerinin haysiyetleri güvence altında değil. Kanundan sonra birilerine düşmanlık besleyen bazı kadınlar cinsel istismar iftirası atarak öç almaya başladılar. Bu iftiralarla erkekler hem hürriyetlerinden oluyor hem de toplum nezdinde aşağılamaya maruz kalıyorlar. Cinsel istismar iftiraları ile binlerce erkek masum olduğuna dair açık delilleri olduğu halde, ağır cezalarla zindanlara atıldığı için karşıyız.

16-Genç evlilerin yuvasını dağıttığı için karşıyız. İstanbul sözleşmesinden sonra 18 yaş altında evlenen erkekler cinsel istismar suçu ile yargılanarak10-15-20 yıl gibi tecavüzcülerle aynı cezaları alıyorlar. Hürriyetlerinden oluyorlar, yuvaları dağılıyor, çocukları babasız büyüyor, eşleri maddi ve manevi pek çok sorunla başbaşa kalıyor.

17-Kadına karşı şiddeti bitirme bahanesi ile kadına karşı şiddeti artırdığı için karşıyız. İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sonrasında kadına yönelik şiddet ve cinayetlerin arttığı çok açık bir şekilde eldeki verilerle belli.

18-İstanbul sözleşmesi kadına karşı şiddet konusunda Batı ülkelerine ülkemize müdahale hakkı verdiği için karşıyız. Bu ülke güvenliğimiz açısından büyük bir tehdittir.

İstanbul sözleşmesi ve 6284 ün insan psikolojisi üzerideki etkilerini neden psikiyatrlar, psikologlar ve toplum sağlığı uzmanları anlatmıyorlar? İstanbul sözleşmesini ancak sözleşmeden kesesini dolduran bazı hukukçular, feministler ve feministlerin yardakçıları savunuyor hem de şiddeti artırdığını göre göre.

Kısacası biz İstanbul sözleşmesine ve 6284 de aklımızı kullanabildiğimiz için, insana saygı duyduğumuz için, cinsiyetçilik yapmadığımız için, adalet, vicdan ve merhamet sahibi olduğumuz için, dinimize ve aile kurumuna sahip çıkmak istediğimiz için karşıyız.

İstanbul sözleşmesi ve 6284 acilen iptal edilmelidir.

AB ye girmek için ailemiz satılık değildir.

Konu ile ilgili daha detaylı bilgi almak isteyenler için

http://www.cocukaile.net/6284-kadin-beyani-magduru-kocalarin-hikayeleri/

http://www.cocukaile.net/cinsel-istismar-iftirasi-magdurlari/

http://www.cocukaile.net/genc-evlenenlere-ozgurluk/

http://www.cocukaile.net/istanbul-sozlesmesi-iptal-edilsin/

Twitter dan destek olalım.

#İstanbulSözleşmesiCinayettir

#İstanbulSözleşmesiİptalEdilsin

#6284Kaldırılsın

#GençEvlilereÖzgürlük

#AByeGirmekİçinAilemizSatılıkDeğildir

Bazı kadın derneklerinin şiddete karşıymış gibi yapıp “Cins var cins var.” “Bazı cinslerin diğer cinslerden öğreneceği çok şey var” diyerek tüm erkekleri zan altında bırakmasının kime ne faydası olacak? Bu videolar mı kadına şiddeti bitirecek?

İstanbul sözleşmesinin kadınları getirdiği durum da aşağıda görülüyor. Feministler çok rahat bir şekilde ellerinde bu pankartlarla aile düşmanlığı ve erkek düşmanlığı ile bölücülük yapabiliyorlar ve bu suç kabul edilmiyor. Bunun aksi olsaydı pankartlarda “erkekler” yerine “kadınlar” yazsaydı kabul etmeyecek olanlar, erkekler yazdığında da kabul etmemelidirler bir parça insaf ve vicdan sahibi iseler.

erkeklik suçtur

emek hırsızı erkeklererkekleri öldüreceğiz

 

 

Okunma Sayısı : 7.171

Yorum yapın

“İstanbul Sözleşmesi ve 6284 e Neden Karşıyız?” için 18 Yorum

  1. ALBATROS diyor ki:

    “Türk’ün ateşle imtihanı!

    Tanzimat’tan beri Türk milletinin, Avrupa’ya karşı vermek zorunda kaldığı en büyük, en uzun soluklu, en çetin ve en acımasız savaşıdır bu. Hiç bitmemiştir ve bitmeyecektir. Zira Türk milletine nihai olarak galebe çalmanın temel yolu buradan geçmektedir. Aksi hâlde bin kez ezseler, bin kez dirilmektedir…

    İşte bu varoluş mücadelesinin ana merkezi Türk aile yapısıdır. Zira Türk milletini ayakta tutan en önemli kalesi ailedir. Güçlü aile bağları, Türk gencinin her zaman ve her şartta bedenen ve ruhen sıhhatli, vatan sevgisi ile dolu ve şehadet arzusuyla yüklü olarak yetişmesini sağlamaktadır. Bir milletin en güçlü noktası veya kalesi neresi ise düşman da orasını hedef alır. Bütün saldırılar, taarruzlar, hücumlar oraya olur. Bu bazen sinsi bazen açık hedeftir. İşte Türk milletinin Tanzimat’la başlayan Cumhuriyet döneminde de hız kesmeden devam eden esas mücadelesi bu cephede verilmektedir. Filmler, diziler, romanlar, karikatürler ve daha nice yollarla hep aile bağları aşındırılır. AB kanunları ve dayatmaları ile de bu mücadeleyi kolaylaştırıcı yollar açılır.

    Geçtiğimiz pazar günü İstanbul, LGBT hareketinin çirkin boyutlarının nerelere geldiğini açıkça gözler önüne serdi. Devlet büyüklerinin, vatan sevdalılarının, Türk milletinin geleceğini düşünenlerin ellerini başının arasına alıp dikkatle değerlendirmeleri gerektiğini gözler önüne serdi.

    Açıkçası İstanbul seçimlerini değil asıl bu hareketin milletimizi nereye götürmekte olduğu üzerinde derin analizlerin yapılması lüzumunu gösterdi. İstanbul seçimi bunun yanında bataklıktaki sivrisinek mesabesindedir.

    İnanıyorum ki bu değerlendirmenin sonunda, karşımıza çıkan ilk sonuç, “Biz kime hizmet ediyoruz?” olacaktır. Batı, öldürücü zehirleri bizim elimizle bize şırınga etmektedir. Zehri şekerle kaplayıp sunmaktadır. Basireti bağlı ve Batı’nın yağlı lokmasına tav olanlar, size şekeri göstererek, “Ne var bunda, tatlı şeker işte”, deyip gözü kara bir şekilde projelerin figüranı hâline gelmektedir. “Batı, bu parayı niçin bana veriyor, maksadı gayesi nedir?”, diye asla sorgulamamaktadır.

    Şekerle kaplı zehir

    İşte bizi bu noktalara getiren ve hız kesmeden devam ettirilen, şekerle kaplı bir zehirden de öte gitmeyen Soros projesinin adı ‘Cinsiyet Eşitliği’dir.

    Türkiye’nin 11 Mayıs 2011’de imzaladığı 14 Mayıs 2012’de onayladığı İstanbul Sözleşmesi (Avrupa Konseyi Sözleşmesi), güya kadınlara yönelik şiddet ve ev içi şiddetin önlenmesi gibi masumane bir şekilde sunuluyordu. Oysa hemen akabinde sözleşmenin, cinsel yönelim ve toplumsal cinsiyet kimliği dâhil yani LGBT’lileri de içine alan, hiçbir ayrıma yer vermeksizin herkese sağlanması gerektiği ifade edilmeye başlandı. Nitekim LGBT’li bireyler de korunma hakkı kazandı.

    Bu gelişmeler ne mana ifade ediyordu? Türk’ün üç bin yıllık anane, ahlak, edep ve değerlerinin mahvolması değil mi? Nitekim sözleşmenin bir maddesi, “taraflar kültür, töre, din gelenek ve namus gibi kavramlarla bu sözleşme kapsamındaki herhangi bir şiddet eylemine gerekçe olarak kullanılmamasını temin edecektir” hükmünü taşımaktaydı. Burada güya adı “şiddet eylemidir!” Şu kanuna göre baba oğluna, ana kızına, evin beyi eşine nasihat bile veremez hâle gelecektir. O nasihat karşı tarafça şiddet veya baskı olarak değerlendirilirse ne olacaktır? Dikkat ediniz, neden bu kanunlar çıktıkça aile içi geçimsizlikler de artmakta şiddet azmakta, yuvalar bölünmekte, boşanmalar çoğalmaktadır. Neden ters etki yapmaktadır? Vekiller, sosyologlar, psikologlar bunları hakkıyla değerlendirip niçin çözüm önerileri sunmaz? Herkes bana iş çıksın, para kazanayım sevdasında mıdır?

    Öte yandan projeler Soros tandanslı olunca hemen herkes nasıl da sahiplenivermektedir. Şimdi hemen herkesin ağzında, kurumların ve kuruluşların ise faaliyetlerinde mutlaka göstermek istedikleri bir çalışma var. “Cinsiyet eşitliği projesine katkı yapıyoruz”. “Cinsiyet eşitliğine saygılıyız”. “Cinsiyet eşitliği eğitimine hazırız” vs… Ne oluyoruz, birdenbire nereden çıktı bunlar? Spor kulüpleri, bir kısım sivil toplum kuruluşları, belediyeler sanki her biri belli bir merkezden emir almış gibi harekete geçiverdiler.

    Tıpkı bir dönem “Kutlu Doğum Haftası” kutlamaları gibi. Diyanet, valilikler, belediyeler, millî eğitim camiası ve hatta muhalefet partilerinin liderlerine kadar hemen herkes Kutlu Doğum Haftası’nı en yüksek düzeyde kutlamaya kalkardı. Kutlu Doğum Haftası kalkıp 1400 senedir uygulandığı hâle geri dönülünce son mevlit kandilinde neden unuttular acaba? Hiç kafa yormadınız mı? Demek ki maksat Peygamber efendimizi anmak değildi, İslam’ı bozmaktı!

    Artık FETÖ-Metö demeyeceğim, düpedüz Soros projeleri ile Batı’nın kültür emperyalizmi devam etmektedir. Soros ve benzeri kuruluşların paraları bir yerlere akıtılmaktadır. Onların bursları ile palazlanan, desteği ile bir yerlere gelenler de bedel ödemeye devam etmektedir. Türk ve İslam’ın azılı düşmanları her cenahtan taarruz hâlindedir.

    Putin kadar olamamak!

    Bu tehlikeyi Putin kadar göremeyecek miyiz?

    Biz 2011-12 yıllarında Türk ailesini yıkımın eşiğine götürecek bu faaliyetlere onay verirken Rusya’da Moskova Yüksek Mahkemesi, 2012 yılında “Eş Cinsel Onur Yürüyüşü”nün 100 yıl süreyle Rus başkentinde yapılmasını yasaklama kararını çıkarmıştı.

    Yasak kararına gerekçe olarak da eş cinselliğin nesil bozukluğuna yol açacağını göstermişlerdi. Anlaşılıyor ki, bataklığın sebebini iyi keşfetmişlerdi. Nitekim Soros vakıflarının kullanılmasının yolunu kapatırken, bu faaliyetleri özendirecek tüm sitelere de erişim yasağı getirmişlerdi.

    Rusya bu kararları alırken Putin’e en büyük eleştiri Obama’dan gelecektir. Hollanda ve Fransa devlet başkanları da Rusya’daki dünya kupasına gelmeyeceklerini belirterek bu kararları protesto edeceklerdir.

    Evet, Rusya tehlikenin farkında olmuş, nesillerinin mahvolacağını görmüş ve ona göre tedbirler almıştı. Peki, bizde, bu geleceğimizi karartacak projeler ile kim ve nasıl mücadele edecektir?

    Bu konuda ilk akla gelecek elbette ki Millî Eğitim Bakanlığı’dır. Hâlbuki MEB Bakanı Ziya Selçuk bir taraftan tarih derslerini ortadan kaldırmak için kararlılığını gösterip bir taraftan da, “Cinsiyet eşitliğine duyarlı okul geliyor” müjdesini verirken büyük haz ve mutluluk duyuyordu.

    Evet, bu Millî Eğitim Bakanı, Soros hedeflerinin gerçekleşmesi yolunda eğitim sistemimizi hazırlayan adam olarak tarihe geçecek adımları atmaktadır. Maalesef MEB’nın başında bulunduğu süre içerisinde telafisi imkânsız girişimlere kapı aralayacaktır.

    Onun tarih düşmanlığının maksadı daha iyi anlaşılmaktadır. Zira bu milletin köklerine zehir akıtmadan, köklerini kurutmadan, kökleriyle bağını koparmadan başarılı olamazsınız. Soros ve avanesi bunu iyi bilmektedir. Diğer taraftan tasavvuf edebiyatını seçmeli yapmaktaki gayesi de bu vesile ile ortaya çıkmış bulunmaktadır. Belli ki bu sayede müfredatlarda edebiyatın da içini boşaltacaktır. Edepsiz ve ahlaksız bir edebiyat dersinin kapısını aralayacaktır. Coğrafya dersini seçmeli yapmakla da dünya vatandaşı bir Türk oğlunu yetiştirecektir. “İslam felsefesi” dersleri ile de dini tartışmaya daha liselerde açmayı planlamaktadır.

    Bir dönem bu faaliyetlere kapı aralayan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı maalesef bugün de tehlikenin farkında değildir. Gençlik ve Spor Bakanlığı bu tehlikeye karşı ne kadar duyarlıdır ve neler yapmaktadır. Bunlara alabileceğimiz açık bir cevap var mıdır?

    KADEM denen kuruluş ise Sümeyye Erdoğan Hanım’ı siper edinip Soros projelerinin en büyük destekçisi gibi faaliyetlere imza atmaktan çekinmemektedir. En büyük dertleri 6284 Sayılı Kanun’un takipçisi olmak ve Türk aile yapısında onulmaz yaralar açmaya devam etmektir. Sümeyye Hanım acilen bu kuruluşu terk etmelidir. Yoksa Sayın Başkan’ımıza ve davasına en büyük zararı kendisi kanalıyla vermekte olduklarını iyi düşünmelidir.

    Sümeyye Erdoğan Hanım ve bütün AK Partililer şunu da unutmasınlar. Bütün bu faaliyetler yürütülürken hedefe hep Sayın Erdoğan konulmaktadır. LGBT’lilerin yürüyüşleri dahi, Tayyip Bey’in karşıtlığı hâline getirilmiştir. Zira öyle sinsice hareket etmektedirler ki onun düşmanlığını bu tarafa kanalize ederek LGBT’li hareketini, Türkiye’nin bir numaralı gündemi gibi göstermeyi başarmışlardır. Nitekim sırf bu maksatla CHP’li belediyeler de onlara desteklerini fazlasıyla sunmuşlardır.

    Yine bakınız İstanbul’a başkan seçilen İmamoğlu’nun ilk icraatlarından biri de “Cinsiyet Eşitliği Komiyonu” oluşturmak için harekete geçmek oldu. Bu teşebbüs AK Parti ve MHP’li üyelerce reddedildi. AK Partili belediyeler CHP’lilerin LGBT’ye destek mesajlarına yerinde tepkiler koydu. İyi de bugüne kadar KADEM’in faaliyetleri, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının uygulamalarını ne yapacağız. Ziya Selçuk ve Diyanet’i nereye koyacağız. Demek ki bizim bakanlıklar ve çoğu kurumlar CHP’nin, LGBT’lilerin ve Soros’un ellerini ovuşturmasına ve bir kısım uygulamalarını zevkle takip etmelerine sebep olmaktadır. Onların değirmenine su taşımaktadır.

    Peki, Diyanet camiası ile TV’lerde ahkâm kesen anlı şanlı ilahiyat profesörleri nerededir, neler yapmaktadır! Soros destekli FETÖ projesi Kutlu Doğum Haftası’nı muhafaza için ölümüne mücadele veriyorlardı. Cinsiyet Eşitliği Projesi’nin gerisindeki meş’um maksadı hiç sezmiyorlar mı?

    Papa bile Avrupa’da bu sapkın faaliyetlere savaş açarken, Rusya yasaklarken bizimkilerin suskunluğu ne ile izah edilebilir! Sadece Sayın Başkan Ali Erbaş Bey’in bir kınaması ile geçiştirilecek bir mesele midir?

    Diyanet Vakfı neredeyse Türkiye bütçesine yakın paralarını nereye harcamaktadır? Soros vakıfları dünya kadar parayı gençlerimizin dinini imanını çalmak, ahlakını edebini yok etmek için uğraşırken Diyanet camiası onun kadar olamıyor mu?

    Bana kalırsa Diyanet, hac organizasyonlarını, umre faaliyetlerini bıraksın gençliğimizi düşünsün. Nesillerimizin dinini doğru bir şekilde bilmesi ve yaşamasıyla ilgilensin. Merak buyurmasın herkes haccını, umresini bir şekilde yerine getirir.

    Şunu da ifade edeyim ki bu konu partilerüstü olup millî bir davadır.

    Bu tehlikeyi görmeyenler topuğuna değil beynine kurşun sıkmaktadır. Bunun sonucu bir milletin en ağır acılar içerisinde göz göre göre ve can çekişerek ölümüdür. Bunun panzehiri yoktur.

    Bilhassa Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Devlet Bahçeli Bey’in bir araya gelerek geç olmadan bu konuyu görüşmesini, çözümler üretmesini ve hatta kanunlar çıkarmasını can-u gönülden diliyorum.”

    TEFEKKÜR
    Dost bî-vefâ, felek bî-rahm, devran bî-sükûn,
    Dert çok, hemdert yok, düşman kâvî, tali’ zebûn.

    Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil
    05.07.2019

  2. ALBATROS diyor ki:

    “Nitekim bugünlerde milletin en büyük sıkıntısı durumundaki İstanbul Sözleşmesi, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projeleri ve 6284 no’lu kanun gibi problemleri dile getirdiğimizde derhâl birtakım mihraklardan tepkiler de ardı ardına yağıyor. Özellikle medyada tepki verenlerin çoğunun maksadı belli:

    “AK Parti bu yanlış uygulamalara devam etsin. Önümüzdeki ilk seçimde de boyunun ölçüsünü alsın. Silinsin gitsin. Millete de ne olursa olsun. AK Parti’ye verdiği desteğin cezasını çeksin!”

    Hayır, işte biz böyle düşünenlerden değiliz! Bize göre AK Parti milletin, devletin, bayrağın, dinî değerlerin yanında bir partidir. Cumhurbaşkanımız bu konularda hassas bir liderdir. Onun adına hatalı hareketlerde bulunarak hatalı işler yaptıranları uyaracağız. Bu bir ilim adamı olarak görevimizdir zihniyetiyle hareket ediyoruz.

    İşte Sayın Cumhurbaşkanı, nasıl bazılarının kendisini kullandıklarından müşteki ise Sümeyye Hanım da aynı durumdadır. Onun da KADEM’deki konumunu dikkatle değerlendirmesi gerekmektedir. Zira KADEM sayesinde Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı meclise girebilmekte o ve onun gibi LGBT’li dernekler meş’um projelerini sürdürmektedir. Fatura ise Sayın Cumhurbaşkanının hanesine yazılmaktadır.

    Bu arada KADEM bazı noktalarda İstanbul Sözleşmesi’nden güya rahatsızmış. Rahatsızlık öyle ağız ucuyla dile getirilmez. İstanbul Sözleşmesi kalkıncaya ve 6284 no’lu kanun değiştirilinceye kadar faaliyetlerimizi durduruyoruz diyebiliyor musunuz? Diyemezsiniz çünkü varlık sebebiniz bu! Milleti düşünmeyen, AK Parti’yi hiç düşünmez!

    KADEM’in başkanı neredeyse bütün faaliyetlerine Ayşe Paşalı’nın akıbetini örnek gösterdi. Bir kişinin yanlış işi yüzünden bir milleti öldürecek projeler geliştirilmez. Milletin diniyle değerleriyle oynanmaz!

    Yüreğiniz yetiyorsa TÜİK’in (Türkiye İstatistik Kurumu) 2005-2018 arasındaki evlenme ve boşanma verilerini inceleyiniz. Evlilik içi tecavüz kavramından İstanbul Sözleşmesine, 6284 no’lu kanundan kadının güçlendirilmesi eylem planına kadar alınan ve alınmakta olan kararlar aileyi güçlü mü kıldı temelinden mi sarstı? Evlenmeleri artırdı mı yoksa gençleri evlilikten soğuttu mu? Boşanmaları durdurdu mu çoğalttı mı? Zinayı mı yoksa nikâhlı beraberliği mi özendirdi?

    Haydi değerlendirin ve kamuoyu ile paylaşın. Zira TV’ler size açık, istediğiniz an basın açıklaması yapabilirsiniz. Onlar da KADEM’e iftiralar diye yayınlarlar! Bakınız artık mızrak çuvala sığmıyor, millet sıkıntıları yaşıyor. Sizin basın açıklamanız sadece yaraya “rîze-i elmas” (yarayı derinleştiren ve kapanmasını önleyen elmas tozları) ekiyor.

    Feministler, İslam düşmanları ve hatta ve hatta kadın ve aile düşmanları bayram ediyor! Zira onlar asılda kadın falan düşünmezler! Sadece kadını bir yerlere sığıntı yapmanın derdindedirler!

    Safınızdakilere dikkat!

    Ahmet Hakan, “Ben KADEM’ciyim” diye manşet atıyor, -ki daha önce de bir FETÖ projesi olduğu kesinleşmiş bulunan “Kutlu Doğum Haftası’nın yanındayım” demişti- Tokat Milletvekili Özlem Zengin Hanım da “zor zamanda” yanlarında olduğu için kendisine teşekkür selamı çakıyor!..

    Sayın milletvekili! Hangi bakımdan zor durumdaydınız söyler misiniz? Gerçekleri göstermek, hataları sıralamak size zor mu geliyor? Yok haksız isek buyurun sizi üç haftadır tevdi ettiğimiz suallere açıklama yapmaya davet ediyorum.

    Nihal Bengisu Karaca Hanım, “siz erkekler” diyerek ayırımcılığın daniskasını da yaparak, bizi kadın karşıtı gibi gösterip tenkide kalkarak güya kendince “yargı dağıtıyor”muş(!) Sayın Karaca şunu unutma! Ailede kadının ve erkeğin değeri birbirlerine kıymet vermekle artar. Anası, eşi, kızı ve kız torunu bulunan bir erkeğe siz kadın sevgisi mi öğretmeye kalkıyorsunuz? Bunu kanun yoluyla mı öğreteceksiniz? LGBT yolunu açarak mı o sevgiyi vereceksiniz? Önce dertlinin bir derdini dinleyin sonra hükmünüzü verin. Sizin babanız, dedeniz, oğlunuz, erkek kardeşiniz varsa benim size erkeklere değer veriniz demem zaid olmaz mı? Ne demek kadın-erkek ayrımı yaparak meseleye yaklaşmak! Unutmayınız cinsiyeti ile övünen üstünlük düşünen ahmaktır. Zira bunlar kişinin elinde değildir. Allah vergisidir. Müslüman kendini hayvandan bile üstün göremez. Üstünlük sadece takvadadır. Size hangi dersi anlatayım ben!

    Hangi sıfatla yargı dağıttığı belli olmayan ve milleti seviyesiz gösterip sonra da seviyesizleşmek için Allah’tan yardım dilenen Karaca, meseleyi ele alırken hem her şeyden şikâyetçi, hem kanunlar sürsün, hem hatalar var ve hem de uygulama aynen devam etsin mantığıyla yazısını kaleme alırken hatırıma hemen kurbağanın haşlanması hikâyesi geliyor.

    Kurbağayı hafif hafif ısıtacaksın. Ilık suda biraz keyif alan kurbağa haşlandığını anladığında iş işten geçmiş bulunacak. Nitekim Karaca da, “siz sesinizi çıkarmayın, biz de sizi idare edelim nasıl olsa bir nesil sonra yoksunuz” derken bu gidişle uyanmaya dahi vaktimizin olmayacağını nasıl da ağzından kaçırmış! Haklı zira bu gidişle ne aile ne memleket kalacak!

    Bir de Karar gazetesinde Elif Çakır! KADEM’i tenkit edenlere karşı nedense pek alınmış! “Sayın Cumhurbaşkanımız bunlara niçin haddini bildirmiyor”, “Beştepe’den neden okkalı bir cevap yok” diyerek derin üzüntüsünü dile getirip kahroluyor!

    Güler misin ağlar mısın? Aynı hanım daha önce de Sayın Cumhurbaşkanımızı diktatör olarak suçlamaktaydı! Şimdi ise diktatörlüğe özendiriyor! Nasıl bir mantık ve nasıl bir anlayıştır bu? Hâlbuki KADEM-Soros diyen de olmadı. Çünkü iddiaları okumak, anlamak gibi bir gayretleri de yok bunların.

    Evet görülüyor ki bunların hiçbirinin derdi, Türk’ün, Müslümanın aile yapısı değil! Sadece AK Parti hata etsin, erisin, bitsin sevdasındalar! Ne aile ne de millet onları ilgilendirmiyor! Bunlara ilaveten yine KADEM’i alkışlayan Taslaman ve İsmail Saymaz gibilerini ise konuşmaya gerek yok, zira maksatları herkes tarafından biliniyor!

    Öte yandan bazıları da İstanbul Sözleşmesi’ni ve 6284 no’lu yasayı tenkit edenleri hemen FETÖ veya trol gibi simgelerle suçlayıp işi sulandırmaya hedef şaşırtmaya çalışıyor.

    Buyurun Sayın Özlem Zengin Hanım da dâhil olmak üzere KADEM’cilere bir görev. Şurası herkesçe bilinmektedir ki, neredeyse eğitiminden sporuna kadar 17/25 Aralık 2013 yılından önceki bütün özel veya devlet projelerinde FETÖ elini görmek mümkündür. Öyleyse 2005 yılından 2013 yılına kadar aile yapımızı mahvetmek yolunda ilerleyen İstanbul Sözleşmesi de dâhil çıkarılan kanunları bir araştırın bakalım. Altından kim çıkacak?

    Dinimizi ve milletimizi mahvetmeye azmetmiş bulunan bir FETÖ için uygulamanın ilk adımı nereden başlamalıydı sizce? İstanbul Sözleşmesi’nde CHP ve HDP nerede duruyordu?

    Şayet bunların cevabını verebilirseniz bütün meseleyi çözersiniz!

    Tekrar söylüyorum mesele KADEM değil! KADEM’in arkasında kendisini gizleyen ve İstanbul Sözleşmesi’nden faydalanarak Türk aile yapısını bitiren Mor Çatı Kadın Sığınağı ve daha onlarca LGBT’li derneğin meş’um faaliyetleridir.

    Evet, bunlar hem milletin hem de AK Parti’nin temellerini kemirmeye devam ediyor!

    Sahi o derneklerin arkasındaki Rockefeller, Soros, Ford vesair kuruluşların desteklerini daha araştırmadınız mı? Nedense bu suallere karşı hiç sesiniz çıkmadı!

    Özlem Zengin Hanımefendi Ahmet Hakan’a teşekkür tweetleri atacağı yerde bu konuları araştırmak üzere Meclis’te bir araştırma komisyonu kurulması için çalışsa ne güzel olurdu!

    Artık darbe hamasetini bir tarafa bırakın! FETÖ zihniyetinin devam ettirildiği projelere odaklanın!

    TEFEKKÜR
    Bu dehr-i taabde nâil-i câh olmağa lâ-büdd
    Utanmaz yüz tükenmez söz işitmez bir kulak ister

    Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil
    26.07.2019

  3. ALBATROS diyor ki:

    “Sinop’ta Kuzey Fest Organizasyonu

    Neredeyse bir aydır Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nın KADEM sayesinde Meclis’te yer bulduğunu Türk aile yapısını çökertme yolunda korkunç adımlar attıklarını ifade ediyorum. KADEM’den Meclis’e adım atan AK Partili iki bayan vekil azim ve gayretle İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkmaya çalışıyor. Peki diğerleri Türk aile yapısını koruma ve kollama yönünde sahteci mi? Neredeler?

    Bakınız kendi icraatı olduğu hâlde CHP, Kazdağları’nı nasıl AK Parti’nin üzerinde yıkmakta mahir davranıyor. Sahte hesaplarla canımıza okuyor. Peki İstanbul Sözleşmesi’nde CHP neden yanınızda bulunuyor söyler misiniz? Bugüne kadar hangi hayırlı hizmetinizin yanında durdu? İstanbul Sözleşmesi’ni kaldırın bakalım nasıl çıldıracaklar?

    S-400’leri getirmek adına ABD’ye kafa tutmaktan daha mı zor, İstanbul Sözleşmesini kaldırmak? Evet bana göre daha zor! Zira en büyük silah vatanı, dini, namusu, bayrağı, ezanı uğruna ölümü göze alan gençtir. S-400’ler ile kalplere hükmedemezsin, ancak ve ancak bedenlere hükmedebilirsin. İstanbul Sözleşmesi ise kalpleri sahte hâle getiriyor. Güçlü aileleri güçsüz kılıyor. Dini imanı mahvediyor.

    CHP’liler Kazdağları’nı gündeme taşırken AK Partililer geçen hafta Sinop’ta tertiplenen Kuzey Fest Organizasyonu‘ndan haberdar oldu mu acaba?

    Ana babaların dahi ne oluyor diye bakması ve girmesi yasak olan çadırlarda 14-18 yaş arası gençlerin yatırıldığını ve sponsorların çadırların yanı başında sınırsız içki dağıttıklarını gördüler mi? İçeride nelerin yaşandığından haberdar oldular mı? Böyle bir organizasyona izin veren valiyi sorguladılar mı? KADEM oradaki genç kızlarımızın durumu, geleceği ve gelecekte nasıl bir yuva kuracakları konusunda ilgilenmez tabii ki! Onlar İstanbul Sözleşmesi’nden sonra kuruldular! Pir ü paklar. Sadece Ayşe Paşalı olayını misal gösterip kadın haklarını kadınlara duyurmaktan haz alırlar. O aileyi ve yuvaları yıkan hakları, İstanbul Sözleşmesi’nin tanıdığından da gafiller. Arkalarında Batılı vakıflarla destekli derneklerin ne haltlar karıştırdığı ile ilgilenmezler! Uyandıkları gün pek acı olacaktır!

    İmamı sahte, hizmeti sahte, kurbanı sahte, altın nesli sahte FETÖ hadisesinin bu millete nasıl bir bela ve felaket olduğunu maalesef anlayamadan daha büyük uçurumlara doğru gitmekteyiz.

    Şu kurban ve hac mevsiminde sahteden gerçeğe, suretten asla dönelim de bir nebze olsun farkı fark edelim…”

    Prf.Dr.Ahmet Şimşirgil

  4. ALBATROS diyor ki:

    “Aslında bu konuda, sadece sorunun çözülmesi yetmez. Bu yanlışı kim nasıl örgütledi ve buraya kadar getirdi ve kimse nasıl oldu da bu rezaleti görmedi, göstermedi. Bu konu son derece hayati önem taşıyan bir konu. “Yanılmışız” diye geçiştirilecek bir konu değil.

    Hatta, nasıl oluyor da hâlâ bugün birileri direnebiliyor ve belediyelere “Cinsiyet Eşitliği Komisyonu” kurulması için yazı gönderebiliyor!

    Bakın, “Toplumsal cinsiyet eşitliği” üzerine 1.500’den fazla akademik çalışma yapılmış.
    Faiz ya da 15 Temmuz üzerine bu kadar çalışma yapılmamıştır. Bravo Türkiye Üniversiteleri! Anlaşılıyor, parayı veren düdüğü çalıyor. İstanbul Sözleşmesi ile ilgili 27.000’den fazla akademik makale var.
    Üniversiteler çalışıyor!?

    Buyurun bu makalelerden bazıları, [PDF] 81 İl İçin Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Karnesi / 31 İlgili makale. [PDF] academia.edu. Türkiye’de Yerel Siyaseti Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Üzerinden Düşünmek: Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede Belediyeler / 6 İlgili makale. [PDF] dergipark.org.tr. Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Politika Yaklaşımı Çerçevesinde Türkiye’de Belediyelerin Hukuksal ve Siyasal Durumları / 5 İlgili makale . [PDF] ticaret.edu.tr. Kadın-erkek eşitliği için pozitif ayrımcılık. 24 İlgili makale. [PDF] ceidizleme.org. Yerelde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği İçin Araçlar ve Mekanizmalar. 4 İlgili makale. [PDF] dergipark.org.tr. Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı 2012-2015’in Genel Bir Değerlendirilmesi / 18 İlgili makale. ktu.edu.tr. [PDF] Avrupa Ülkeleri Anayasalarında Toplumsal Cinsiyet ve Kadın-Erkek Eşitliği ile İlgili Düzenlemeler / 2 İlgili makale. [PDF] dergipark.org.tr. BÜYÜKŞEHİR BELEDİYELERİNDE TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ ALGISI: STRATEJİK PLANLAR / 1 İlgili makale. dergipark.org.tr. [PDF] DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE SOSYAL BÜTÇELEME (CİNSİYETE DUYARLI BÜTÇE) YAKLAŞIMI. / 10 İlgili makale. [PDF] dergipark.org.tr. TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTSİZLİĞİ KONUSUNDAKİ FARKINDALIĞIN BELİRLENMESİNE YÖNELİK AKADEMİSYENLER ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA. Google’de aratınca ilk sayfaya bunlar geliyor ve daha birçok makale var.

    Dilerim bu iş daha fazla sürüncemede bırakılmaz ve eylülden önce bu konuda topluma güven veren bir açıklama yapılır. Meclis ya da yönetim, kim bu konuda inisiyatif üstlenecekse bir an evvel harekete geçmeli ve bu yöndeki çalışmalar durdurulmalı. Eylül – ekimden sonra çok geç kalınır. Benden söylemesi. Bayramın son günü, siyasi tartışmaların gölgesinde kutlamaya çalıştığımız Kurban Bayramına bu temenni ile veda edelim.
    Selâm ve dua ile..”

    ABDURRAHMAN DİLİPAK

  5. ALBATROS diyor ki:

    Sultan Fatih’in zehirlenerek şehid edilmesi,
    Ayasofya’ camiin (vakfiyesine rağmen) müzeye tebdili,
    ve
    ismiyle müsemma istanbul sözleşmesi,

    İ S T A N B U L’ U N F E T H İ N İ N R O V A N Ş I D I R!

  6. ALBATROS diyor ki:

    İktidarda “Mor Çatı” mı var? –
    19.07.2019
    Prf.Dr. Ahmet Şimşirgil

    Hak ve bâtıl, belâya varınca mücadele;
    İki çapraz çizgiyle çözüldü muadele.

    Üstad Necip Fazıl Kısakürek Bey tartışmaların alevlendiği zamanlarda işte böyle muhteşem bir beyti ile bütün bir mücadeleyi noktalardı. Çözümü gösterir, hakkı yerli yerine oturturdu.

    Bazen tarafların kendini belli etmesi ne kadar önemlidir. Safları gördüğün zaman kimin haklı kimin haksız olduğunu anında anlarsın. Onun için yanında ve safında olanlara dikkat etmelisin.
    Kendini öyle sorgulamalısın!

    Sultan II. Abdülhamid Han’ın bu hususta şaşmaz bir mihenginden bahsedilir.
    O, mühim bir karar vereceği zaman, yaverlerinden birini çağırır ve “Git, bakalım Rus elçisine sor, şu konuda ne düşünüyor” dermiş. Yaveri gider, Rus elçisi ile muhabbet sırasında o konuyu da açar, fikirlerini dinler ve ardından gelerek Abdülhamid Han’a nakledermiş. Padişah bundan sonra tamam dermiş şimdi tam tersini yapın!

    Burada ders çıkarılacak nokta elbette Rus elçisi Osmanlının menfaatine olacaksa olumsuz, Rusya’nın menfaatine ise olumlu konuşacaktır. Padişah da ona göre tavrını belirlemektedir.

    Şimdi bu iki noktayı neden anlattım? Bu millet “İstanbul Sözleşmesi” ve 6284 no.lu kanundan artık gına getirmiş durumdadır. Aile yapımızı çökerttiğini, dinimizi temelinden sarstığını görmekte ve endişelerini dile getirip bu meş’um sözleşmenin bitirilmesini istemektedir.

    Ancak milletin feveranını hakkıyla gündeme taşıyabilen yoktur. Bu konuda en ciddi tenkitleri yıllardır Sema Maraşlı Hanım yapmıştı.
    Benim ve Yusuf Kaplan Bey’in yazısı ve twitleri bir anda gündemi sarstı. Milletten görülmemiş olumlu tepkiler geldi.

    Biz bilhassa KADEM’in faaliyetlerini öne çıkardık. Zira KADEM, yanlış ve hatalı işlerinin ötesinde İstanbul Sözleşmesi ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği projelerinin dalgakıranı durumunda idi. Çünkü bu projeleri destekleyen gerideki 95 derneğin çoğunun arkasında hep Soros vardı.
    İşte birileri hemen konuyu Soros ve KADEM ilgisine getirerek sulandırmaya çalıştı. İftira dediler. Birileri de KADEM’in yanındayız mesajları verdiler.

    Bakınız bu konuyu asla sulandıramazsınız. Zira bu sözleşme ve projeler milletin yuvasını yakıyor, ailesini yıkıyor, evlatlarını mahvediyor.
    Birileri ise bunları görmüyor, hatta zil takıp oynuyor. Kim bu zil takıp oynayanlar?

    Caner Taslaman, Ahmet Hakan, Karar gazetesinden Elif Çakır vs… Bunlar ardı ardına KADEM’in yanındayız dediler ve destek çıktılar.
    Sebep ne? Zira İstanbul Sözleşmesi, KADEM sayesinde ayakta duruyor. Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, KADEM ve İstanbul Sözleşmesi sayesinde Meclis’e girip faaliyette bulunabiliyor. Onlarca LGBT’li dernek bu sözleşmeye dayanarak aile yapımızı sinsi sinsi kemiriyor.

    Artık “Ey KADEM’ciler”, demiyorum. Zira KADEM Başkanı Saliha Okur Gümrükçüoğlu yanına sayın Cumhurbaşkanımızın kızını da alarak basın açıklaması yaparken, İstanbul Sözleşmesi’ni biz çıkarmadık diyerek suçu Reis’e yıkmasıyla düşünce yapısını da göstermiştir. AK Parti’ye en büyük zararı kendisinin vermekte olduğunu ispatlamıştır. Benim sözüm Sayın Sümeyye Hanım‘a. Milletin nefretini kazanmak yolunda son sürat ilerleyen bu İstanbul Sözleşmesi’ne karşı net tavrınızı gösteriniz. Bu KADEM’den çıkınız. Yoksa gerçekten Reis’e büyük zarar verdiğinizi ve siz oradasınız diye, Reis’e hürmeten söz söyleyemeyenler olduğunu biliniz. Sizi öne koyarak birilerinin rahatça AK Parti trollüğü yapmakta olduğunu lütfen artık görünüz.

    Bunun için sadece KADEM’i destekleyenlere bakmanız ve onların altına gelen yorumlara göz gezdirmeniz yeterlidir!
    Tabii bir de gerçekten doğruları savunduğunu bildiğim ve inandığım bir kısım AK Parti yetkililerine sesleniyorum:
    Hakkı ne zaman dile getireceksiniz. Aile yapısını mahveden bu sözleşmenin kalkması için tarihî misyonunuzu ne zaman ifa edeceksiniz?
    Bu konunun fecaatini bilen ve takdir eden Memur-Sen, haklı bir taleple İstanbul Sözleşmesi’ne son verilsin derken, Mor Çatı Kadın Sığınağı yetkilileri de şöyle efeleniyordu:
    “İstanbul Sözleşmesi tartışmaya açılamaz!..”
    Evet, bu ülkede kim iktidarda bilelim.
    AK Parti mi yoksa Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı yetkilileri mi?

    KADEM’deki bu korku neden?

    Bu ülkede son yıllarda garip bir söylem yerleşti. Şayet uzmanı değilsen bir mesele hakkında doğru da olsa fikir yürütemezsin!
    Sanki coğrafya uzmanı değilsen Uzungöl’ün hangi bölgede olduğunu bilemezsin.
    Gıda mühendisi değilsen yemeğin lezzeti hakkında fikir beyan edemezsin.
    Spor yorumcusu değilsen “yahu bu Slimani golcü falan değil” diye hüküm veremezsin.
    Evet, ben hayatımda böyle cahilce bir yorum görmedim. Birisi doğru bir ifadede bulunuyor ama muhatabı hemen senin mesleğin ne, titrin ne, sen konuşamazsın diyerek ahkâm kesiyor.
    Oysa muhatabın hükmü yanlışsa ve sen de bu konuda bir şeyler biliyorsan doğrusunu söylersin veya doğru kaynaklara yöneltirsin. Yapmazsa da artık kendisi bilir dersin.
    İşte İstanbul Sözleşmesi tartışmaları Anadolu’da bazı KADEM yetkililerinin ne düşüncede olduğunu göstermesi bakımından da faydalı oldu. Bunlardan bir tanesi Konya temsilcisi Kübra Karçaaltıncaba Solak idi. Sema Maraşlı Hanım’a attığı tweet tam bir cehalet örneği idi.
    Sema Maraşlı Hanım yıllardır İstanbul Sözleşmesi’nin aile yapımıza verdiği zararı irdeleyen bir hanım kardeşimiz. Bu konuyu en fazla araştıran, neticelerini gösteren değerlendiren bir araştırmacı. Kendisini hem tebrik ediyor ve hem de bu konuda ondan çok istifade ettiğimi belirtmek istiyorum.

    Bu Konya temsilcisi hanım, Sayın Maraşlı’ya bir taraftan güya bilmediği konularda ahkam kesmemesini istihza ile belirtirken diğer taraftan daha felaket bir şekilde sonunda “Sen git Kur’ân okut” ifadesini kullanabiliyor.

    Söz altundur gönül levhinde derc et,
    Teraziye vur ondan sonra sarf et.

    Demişler. Söz söylerken yeri, maksadı son derece önemlidir. Bu hanım Kur’ân-ı kerim okutmanın önem ve ehemmiyetinden bahsederken birilerine bu işi tavsiye etmiyor.
    Sözünü ve işini beğenmediği, aşağıladığı bir hanıma ifadesinin sonunda, “sen git Kur’ân okutmakla meşgul ol”, “konferans vereceğin yerde kızlara Kur’ân öğret” demek Kur’ân-ı kerimi okumayı ve öğretmeyi hafife almak aşağılamaktır. Mevzumuz Kur’ân-ı kerim öğretmek midir ki böyle bir mukayesede bulunulsun. Yoksa muhatabın, Kur’ân-ı kerim öğretmeyi mi hafif görmektedir?

    Yazıklar olsun… Kur’ân-ı kerim okumak ve okutmanın önemi konusunda burada meseleye girmeyeceğim ama “Biz Kur’ân’a ve Peygamber’e göre aile yapısını savunuyoruz” diyenlerin maksadı, kızdıklarında hemen nasıl da açığa çıkıveriyor!

    Bu bayan kendisini öyle güçlü görüyor ki, “Alanı olmadığı konularda konuşan tarihçiler de sussun!” diyerek bizlere de aba altından sopa göstermeyi ihmal etmiyor.

    Herkes sussun, sadece diş hekimi sosyolog hanım konuşsun öyle mi?
    Şunu unutmayalım ki yapıcı ve yol gösterici tenkitten ancak hatalı işler yapanlar ve bunu bile bile işleyenler korkar. Aksi hâlde teşekkür edilir. Anlamıyorum KADEM’de bu korku ve rahatsızlık neden?

    Bir gerçek ve bir tiyatro oyunu!
    Dr. Tahsin Ünal Bey’in, “Türk’ün Sosyo-Ekonomik Tarihi” adlı eserinden bir pasaj:
    Milletin beka ve hâkimiyetlerinin kaynaklarından biri de onun gökler kadar engin, kayalar kadar sert bir ahlâk, bir iman ve bir karı koca sadakatine sahip, erkeklerin mert, kadınların iffet ve ismet sahibi olmasıdır. 15 sene Türk tarihini tetkik ederek tarih yazmış olan Amerikalı bir tarihçi “Türklerin yıkılmadan birbiri arkasında devletler ve imparatorluklar kurmalarının sebebini onların sağlam aile yuvaları kurmalarında aramalıdır. Gerçi onlar İslâmî devirde ‘üçten dokuza kadar şart olsun. Hanım ben seni boşadım’ dediler mi, ailelerinden ayrılabiliyorlardı. Fakat karakter sahibi bir Türk erkeğinin ağzından bu bir çift sözü çekip çıkarabilmek için, dört camız gücü lazımdır” demektedir. Ahlâkî metanet ve sağlam karakter denilen budur…

    Şimdi de bir tiyatro oyunu yazalım!
    Evlenecek çiftler nikâh memurunun bulunduğu masada yerini aldılar. Davetliler kalabalık. Nikâh memuru ailenin öneminden bahsederek çiftleri karı koca ilan edecek ve davetliler de alkış tutacaklar.
    Ancak o gün nikâh memuru, gelin adayına dönerek haklarını da sıralamaya başladı:

    “Bak kızım! Şayet bu beyin sana ters bakarsa; yaptığın yemeği beğenmezse; hatta seni yemek yapmaya, çocuğuna bakmaya zorlarsa; gezdiğin erkeklere karışırsa, kadınlara saçı uzun aklı kısa falan derse sana şiddete başlamış demektir. Onu derhâl evden uzaklaştırma hakkına sahipsin. Boşanırsan tazminatın olacak, ömür boyu nafakan olacak daha neler neler olacak. KADEM, Mor Çatı vesair derneklerin üyeleri sana bunları gelip uzun uzun anlatacaklar hatırından çıkarma!”

    Evet, bu sözlerden sonra ben artık damat efendinin hâlini merak ediyorum. Ne dersiniz ey KADEM yetkilileri bir araştırma yapalım mı?
    Sakın Başkanınız da basın toplantısı düzenleyip, “Biz böyle bir şey talep etmiyoruz savunmuyoruz” demeye kalkmasın!

    10 Temmuz 2019 günü KADEM Adana İl Temsilciliği, Adana Orman Bölge Müdürlüğü’nde kadınları toplayıp hangi haklarını hatırlattı söyler misiniz? Siz aileyi güçlendirmek adına mı yoksa “rahat bir yaşantı sizi bekliyor bu aile kahrını ne diye çekiyorsunuz” demek için mi varsınız?
    Evli barklı hanımları toplayıp boşandıktan sonraki yasal haklarını hatırlatmak mıdır sizin göreviniz? Merak etmeyin boşanacak kadına, avukatları bunları fazlasıyla yerine getiriyorlar! Siz aileyi güçlü kılmaya bakın.
    O toplantılarda dinimize göre erkeklerin kadınlar üzerindeki haklarından da bahsedebiliyor musunuz? Ancak İstanbul Sözleşmesi ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği projeleri onlara fırsat vermiyor değil mi?

    TEFEKKÜR
    Nice tahrîr edeyim vasfını derd ü elemin
    Bağrı yufka kâğıdın gözleri yaşlı kalemin

  7. ALBATROS diyor ki:

    KADEM yalnız değil! –
    12.07.2019
    Prf. Dr. Ahmet Şimşirgil

    Üç yılı aşkın bir süredir gazetemde önce “Pazar” sonrasında ise “Cuma Divanı” adlı köşemde yazılar kaleme almaktayım. Açıkçası en fazla tepki aldığım beş yazıdan biri de geçen hafta, “İstanbul Sözleşmesi (Avrupa Konseyi Sözleşmesi)” ve “Cinsiyet Eşitliği” konusunda yazdıklarım oldu. Konu hakkında şikâyetçi sayısı beni ürküttü.

    Taksim’de neyin onuru olduğu belli olmayan LGBT’liler yürüyüşünden sonra, aile sistemimizin bataklığı hâline gelmiş bulunan İstanbul Sözleşmesi’ne ciddi tepki koyanlardan biri de Yusuf Kaplan Bey idi. O,
    benim de ifade ettiğim üzere Tanzimat’tan beri Türk aile yapısına Batı’nın bu en büyük saldırısını dile getirerek Twitter’da şöyle bir yazı paylaştı:

    “Tanzimat’tan bu yana en büyük tehdit ailenin çözülmesidir.
    Ailenin korunması millî güvenlik meselesi hâline gelmiştir.
    Ailenin çözülmesine yol açan Millî Eğitim, Aile Bakanlığı ve KADEM projeleri derhâl durdurulmalıdır!..”

    Fakat ertesi gün hem benim yazıma ve hem de Yusuf Bey’e bir kısım yerlerden tepkiler de geldi. Bunlardan Selçuk Bayraktar Bey tweetinde şöyle demişti.
    “KADEM ailenin birliğini ve korunmasını savunur, Soros projeleri iftirası vebaldir. Müslümanın hakkaniyetine yakışmaz. Çok etkileşim alınması doğru söylendiği anlamına gelmez.”

    Selçuk Bayraktar Bey’in bilhassa ülke silah sanayiine yaptığı hizmetleri hiç kimse inkâr edemez. En fazla takdir edenlerden biri de benim. Peki buradaki maksadın İstanbul Sözleşmesi olduğu bilindiği hâlde, KADEM’i korumak adına neden böyle bir sahiplenmenin içine girdi? Elbette bunu bilmeyen olamaz. Ancak şu da herkes tarafından bilinmektedir ki
    KADEM’in içinde yer alan Sayın Sümeyye Hanım’ın Bayraktar’ın eşi ve Cumhurbaşkanımızın da kızı olması bugüne kadar bazı yanlışların görülmesine hep engel oldu. İnsanlar belki uzun süre sırf bu yüzden seslerini çıkarmadılar veya çıkaramadılar.

    Bugün gelinen noktada ise hemen herkes İstanbul Sözleşmesi’nin ülkeyi nerelere getirdiğini ve daha ne felaketlere doğru yelken açtırdığını görmekte ve de yetkililere şikâyetlerini iletmek istemektedir.
    Bunları değerlendirmek yerine tek bir tweetle, Soros KADEM’i desteklemiyor diyerek sıyrılmaya ve yanlışları kapatmaya çalışmak büyük ucuzluktur!..

    Aslında bunu söyleyen de olmadı. Bendeniz de dâhil, Cinsiyet Eşitliği ile ilgili projeler geliştiren bir kısım belediyelerin, STK’ların ve hatta spor kulüplerinin hep Soros’tan nemalandıklarını ve onun adına faaliyet yürüttüklerini yazdık.

    KADEM ise bunu kullanarak, “biz almıyoruz, iftira ediyorsunuz”, noktasına getirdi.
    Birincisi, Soros’tan destek almamak faaliyetlerin doğru olduğunu göstermez.
    İkincisi, sizinle beraber ve hatta sizin gücünüzden istifade ile Cinsiyet Eşitliği projesini yürüten diğer kuruluşları görmek gerekir.
    Üçüncüsü ise İstanbul Sözleşmesi bugüne kadar nelere mal oldu ve daha ülkeyi nerelere sürükleyecektir.
    KADEM yetkilileri bu defa da sakın, “onlar bizi bağlamaz” basitliğine kaçmasınlar!..

    Bakınız Türk halkı imdat istercesine, “Ailem çöküyor, lütfen tedbir alın” diyerek yetkililere seslenirken Meclis’te neler oluyordu?
    3 Temmuz 2019’da TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu, İstanbul Sözleşmesi’nin etkinliğinin artırılması için alınması gereken hukuki ve idari tedbirler ve bu mücadeleye STK’ların katkıları konusunda gündem toplantısı hâlindeydi. Bir anlamda, “Türk Aile yapısını çökertme hareketini hızlandırın” manasına gelen bir gündem.

    Bunu nereden anlıyoruz? Buyurun katılımcıları görelim.
    KADEM’in yanı sıra Türk Kadınlar Birliği, GİKAP, Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, KASAV ve Kadın Dayanışma Vakfı.
    Şimdi KADEM yetkilileri lütfen bana açıklasınlar! Eşcinselliği savunan “Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı” ile nasıl birlikte hareket ediyorsunuz? Sizi bir araya getiren hangi güçtür?
    Mor Çatı’yı tanımıyor musunuz?
    Bakınız Mor Çatı Kadın Derneği’nin sadece şiddet tariflerine basit bir misal vereyim. Sitelerinde ilişkilerde şiddetin boyutunu tarif ederken;

    “Sevgilin kadın ve erkeklerin birbirinden farklı işler yapması gerektiğini düşünüyorsa”;
    “Sevgilin bir erkek sevgilisini korumalı ve kıskanmalıdır düşüncesine katılıyorsa”, şiddetle karşı karşıya kalabilirsin.

    Eşi tarifini bile kullanmayıp hep “sevgilin” ifadesini seçen, 13 yaşından itibaren flörtü destekleyen bu kurumlarla nerede anlaşıyorsunuz ve birlikte ne yürütüyorsunuz anlatabilir misiniz?

    Zira bunlar nikâha ve İslam’a düşmanlar. 18 yaşına kadar nikâh kıyıp evlenen genci tecavüzcü diyerek insan yerine koymayıp en aşağılık mahluk gibi görenler 13 yaşındaki kızın ise istediği gençle istediği şekilde flört etmesine her türlü yeşil ışığı yakmaktadır.
    Baba veya anne, oğlunu veya kızını böyle davranma diye ikaz ederse baskı ve şiddetin alanına girmektedir.
    Bu durum dini temelden yıkmak değil de nedir?

    Zira sevgili peygamberimiz “Din nasihattir” buyurdu. Baba oğluna, anne kızına, eşi hanımına yanlış gördüğü bir hususta ikaz görevini yapamayacak mı?
    İşte bu durum ailenin temeline dinamit, milletin geleceğine atom bombası koymakla birdir!
    Bakınız İstanbul Sözleşmesi’nin kabulü ile birlikte uygulamaları izleme ve müdahil olma hususunda ülke genelinde bir anda tam 95 tane dernek peydah oldu. Bunlar İstanbul Sözleşmesi’ni vesile ederek neler yapıyorlar Sayın Selçuk Bayraktar veya KADEM yetkilileri bana anlatabilir mi?
    Bunların kaçını Soros vakıfları destekliyor söyleyebilirler mi?
    Bunlardan “Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı” başta olmak üzere, “Mor Salkım Kadın dayanışma Derneği”, “MORel Eskişehir LGBT”, “Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği”, “Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği”, “Sınır Tanımayan Kadınlar Derneği”, “Mersin LGBT 7 Renk ve Araştırma Derneği”, “Cinsiyet Eşitliği İzleme Derneği” ve daha bunun gibi niceleri neler yapmaktadır biliyor musunuz? Millete anlatır mısınız?

    Gidiniz o bölgelerde temiz ve asil milletin ne sıkıntılara maruz kaldığını görünüz.
    İşte Rusya’da Putin bütün bu faaliyetlere yol açacağını bilerek İstanbul Sözleşmesi’ne imza koymadı. Putin’in FETÖ okullarına tek engel olan başkan olduğunu da hatırdan çıkarmayınız!

    Biz ise CHP’nin teklif sunması ve HDP’nin destek olması ile İstanbul Sözleşmesi’ni ilk olarak imzaladık. CHP ve HDP bugüne kadar sizin başka hangi projenize destek oldu söyler misiniz?

    Dolayısıyla KADEM, burada milletin bu meş’um sözleşmeye tepkisini şimdilik önleyen bir dalgakıran hüviyetindedir.
    KADEM’in gerisinde ise gizlenmiş, ülkenin geleceğini ve aile yapısını mahvetmek üzere ordu gibi çalışan genelde Soros vakıfları ile desteklenen onlarca STK vardır.

    İstanbul Sözleşmesi’nin kalkması, KADEM’in varlığına mâni midir?
    KADEM varlığını ve varsa hayırlı hizmetlerini yine devam ettirsin. Aksi hâlde, bu necip milletin aile yapısını çökertmeye kararlı İstanbul Sözleşmesi’ni kaldırmaya mâni olmaktaki niyeti ve gayreti nedir?
    Artık bunu millete anlatamazsınız!
    Şunu da görünüz! AK Parti hareketini Davutoğlu, Gül, Babacan hiç kimse bitiremez.
    AK Parti kendi kendini bitirir. Bunda da en büyük etki, Sayın Cumhurbaşkanı’mızın çevresinden gelmektedir.

    Sayın Selçuk Bayraktar sadece attığı Tweet’inin altına geldiği yorumları okursa ve Anadolu’da AK Parti teşkilatlarına bu faaliyetleri sorup, -ama sadece sorup- sessizce dinlerse, sözümüzü daha iyi anlayacaktır.

    Bir daha ifade edeyim ki bu durum partiler üstü bir meseledir. Millî bir davadır. İstanbul Sözleşmesi Batı’nın diktesidir. Bu ülkeyi mahvetmek adına en büyük ve tehlikeli projesidir!.. Bu duruma artık her kesimden insanın ve bütün bir milletin tavrını göstermesi gerekmektedir.
    Yoksa, “Kim ki dişi ağrır, o bağırır”, demişler.
    Bugün başı dara düşenler bağırıyor. Yarın millet topyekûn bağıracak ama duyan bulunmayacak. Zira tehlike büyük.

    Ayrıca bu meş’um sözleşmeye karşı çıkmak AK Partiye hasım olmak, trol olmak değil bilakis en büyük destektir. İşin erbabı sözümü çok iyi anlar.
    Zira asıl trol olmak, “hataları ve yanlışları doğru göstermek için uğraşıp partisine ve davasına zarar vermekle” olur.

    TEFEKKÜR
    Can sıkar dersin bir âdem doğru bir söz söylese,
    Bir müdâhin bin yalan söyler de sıkmaz cânını!..

    • havva diyor ki:

      konuyu çok güzel anlatan bir yazı olmuş. Malesef toplum o kadar ilgisiz ki bunları bizzat yaşayana kadar anlamayacak.

  8. Şirpençe diyor ki:

    Dr. Gültekin, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği’nin en iyi uygulandığı ülkeleri araştırdı! Kadına şiddette başı çeken ülkeler:

    Finlandiya, Norveç, Danimarka

    TCE’nin en iyi uygulandığı ülkelerde araştırma yapan Dr. Mücahit Gültekin, “Finlandiya tecavüz oranları verilen 50 ülkenin içinde 4. sırada. Danimarka’da her yıl 50 bin kadın tecavüze uğruyor.” dedi. Norveç’in başkenti Oslo’da, iki evden birisinde yalnız insanların oturduğunu hatırlatan Gültekin;
    “Biz neden kadını ve aileyi toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifine dayanan mevzuatlarla şekillendirmeye çalışıyoruz?” ifadesini kullandı.

    2012 yılında 5 parametre üzerinden yaptıkları araştırmanın sonucunu paylaşan Dr. Mücahit Gültekin, araştırmalarında ‘Dünyada toplumsal cinsiyet eşitliğinin en iyi uygulandığı ülkelerde kadının durumu nedir?’ sorusuna cevap aradıklarını belirterek şunları söyledi:

    “2012 yılında Dünyada toplumsal cinsiyet eşitliğinin en iyi uygulandığı ülkelerde 5 parametre üzerinden bir araştırma yaptık. Finlandiya tecavüz oranları verilen 50 ülkenin içinde 4. sırada. Danimarka’da her yıl 50 bin kadın tecavüze uğruyor. Geçtiğimiz günlerde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, ‘bu nasıl bir paradoks?’ diye açıklama yaptı.”

    ‘Biz niçin bu ülkeleri model alıyoruz?’

    “Kadının sadece psikolojik ya da ekonomik anlamda değil fiziksel ve cinsel anlamda çok yüksek derecede şiddet gördüğü ülkelerden bahsediyoruz. Norveç’in başkenti Oslo’ya bakıyoruz, iki evden birisinde yalnız insanlar oturuyor. Biz niçin bu ülkeleri model alıyoruz? Biz neden kadını ve aileyi toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifine dayanan mevzuatlarla şekillendirmeye çalışıyoruz?”

    YENİ AKİT GAZETESİ

  9. Gülgül diyor ki:

    Toplumsal bir inancımız vardı bizim çok geçmişten gelen.. karı koca arasına girilmez! denilirdi ve bunu herkes bilirdi. Bu fikrin temelinde ise bir inanış yatardi. “nasıl olsa barışacaklar” fikrine inanış. En geç üçüncü gün barisilirdi.. kimse kavgalara karışmazdi. Toplumsal ahlakımiz böyleydi. Karı Koca arasına hiç kimse karışmazken, o toplumun en ciddi otoritesi olan devlet, en kucuk meseleden baslayarak karisiyorsa vay o karı kocanın haline…

  10. kiraz diyor ki:

    basit bir tartışmadan sonra evden uzaklaştırılan baba, eve döndüğünde çocuklarına otorite kuramıyor, çocukları bile babaya saygı duymuyorlar, aşağılıyorlar. Babaya saygı duymayan, babanın sözünü dinlemeyen ve sürekli karşı gelen çocuklar, okullarında veya girdiği toplumlarda saygısız, sevgisiz, bencil, ukala, çevresine hakaret eder hale geliyorlar.

  11. Meczub diyor ki:

    Erkeklere koca olarak Peygamberin sallahu aleyhi vesellemi örnek almalısın temalı reklamlar yerine, *Çiftleşme döneminde eşine kur yapan hayvanları örnek göstererek Kocalığı anlatmaya(!) çalışarak* TÜM ERKEKLERİ aşağılıyan “başörtülü(!) feminist” KADEM’in, Allah cezasını versin, Rabbim Fırsat vermesin. Allahûmme Amîîîn…

    Aileyi koruma şövalyeliği üzerinden Aileyi katledenlere, erkeği potansiyel katil, tecavüzcü, şiddetçi gösteren batı yalakalığınız yerin dibine batsın. Zaten evliliğe uzak bakan erkekleri kadınlardan hepten tiksindireceksiniz. Genç kızları erkeklerden(potansiyel hayvan diye gösterip) korkutacak, uzaklaştıracaksınız…

    Bunun lezbiyenliğe, evlilik dışı nesle ve ailesiz çocuklara kapı açacağını göremeyecek kadar körsünüz. En az 3 çocuk değil, evlenen kadın-erkek bile göremeyeceksiniz. İz’ansızlar…

    • ALBATROS diyor ki:

      Sevgideğer Meczub rumuzlu bilge kardeşim;

      Meczupluk buysa eğer, ben aklımdan istifa ediyorum!
      Dualarına bütün samimiyetimle zerreler adedince amin, diyorum.

      Niçin hayvanı örnek gösteriyor sorusuna cevaben:

      Allah’u Teala sevdiği bir kulunun “sevgisini” her kalbe vermezmiş sevgili meczup!

      Bitli baklanın da kör alıcıları olurmuş.

      Benzerler birbirini çekermiş sevgili bilge meczup!
      Demek ki kendilerini ayıya yakın hissediyorlar ki ayıyı örnek gösteriyorlar!

      Dilden dökülenler, kalpten taşanlarmış sevgili bilge meczup!
      Demek ki kalpte ne varsa dışarı onu sızdırıyor.
      Ayı dile gelseydi, böyle bir benzetmeden Allah’a sığınır;
      -Ayılara, ayıp etmeyin ey ayılar!
      Bizden ne feminist, ne ateist çıkar, bizden size ekmek çıkmaz!
      Bel hüm adal güruhuna, ruh-u denilerinizle defolun! derlerdi!

      Rabbim,
      Bizleri ve sizleri Cihad’dan alıkoymasın.
      Amin.

  12. Meczub diyor ki:

    Erkeklere koca olarak Peygamberin sallahu aleyhi vesellemi örnek almalısın temalı reklamlar yerine, *Çiftleşme döneminde eşine kur yapan hayvanları örnek göstererek Kocalığı anlatmaya(!) çalışarak* TÜM ERKEKLERİ aşağılıyan “başörtülü(!) feminist” KADEM’in, Allah Belasını versin, Rabbim Fırsat vermesin. Allahûmme Amîîîn…

    Aileyi koruma şövalyeliği üzerinden Aileyi katledenlere, erkeği potansiyel katil, tecavüzcü, şiddetçi gösteren batı yalakalığınız yerin dibine batsın. Zaten evliliğe uzak bakan erkekleri kadınlardan hepten tiksindireceksiniz. Genç kızları erkeklerden(potansiyel hayvan diye gösterip) korkutacak, uzaklaştıracaksınız…

    Bunun lezbiyenliğe, evlilik dışı PİÇ NESİLE ve ailesiz çocuklara kapı açacağını göremeyecek kadar körsünüz. En az 3 çocuk değil, evlenen kadın-erkek bile göremeyeceksiniz. İz’ansızlar…

  13. ALBATROS diyor ki:

    YUSUF KAPLAN’DAN İSTANBUL SÖZLEŞMESİYLE İLGİLİ ÖNEMLİ MESAJLAR:

    Türk aile yapısının büyük bir felaketle karşı karşıya bırakılmak istendiğinin altını çizen Gazeteci Yazar Yusuf Kaplan, “Henüz içine sürüklendiğimiz felaketin, tehlikenin farkında değiliz. Toplum olarak farkında değiliz, hükümet henüz olayın farkında değil. Aileyi yitirirsek toplum biter. Toplum biterse bu ülke paramparça olur.” dedi.

    “Hükümete baskı uyguluyorlar”

    “Türkiye’nin içindeki bazı kuruluşlar (kadın Hakları, insan hakları vs), içeriden ve dışarıdan AB vb yerlerden fonlanan kuruluşlar, hükümete baskı uyguluyorlar.” diyen Kaplan sözlerini şöyle sürdürdü: “Baskıyı özellikle İstanbul Sözleşmesi konusunda uyguluyorlar. Bazı noktaları iyi niyetli olabilir ama kadına şiddet, tecavüz gibi konular zaten savunulamaz. Burada aile gidiyor, aile gittiği zaman toplum çöker. Bir şekilde, İslâmî dünya tasavvuru üzerinden, İslamî ilkeler üzerinden Müslümanların haklarını, hukukunu koruyacak, bütün kurumlarını İslam’ın tanımladığı, İslâmî ilkeler tarafından şekillendirilen bir devlet yok. Türkiye dışarıdan 200 senedir müdahale altında. Tanzimattan itibaren devlet gitti, toplum çatırdamaya başladı. Abdülaziz’in bilekleri kesildi. Abdülhamit tahttan indirildi, dahi bir insanı, içerideki işbirlikçilerini de kullanarak tahttan indirdiler. Menderes’i idam ettiler. Özal’ı katlettiler. Muhsin Yazıcıoğlu’nu gözümüzün içine baka baka katlettiler. Bu ülke bizim elimizden alındı. Batılıların elçileri üzerinden Osmanlı’ya çeki düzen vermeye çalıştılar. Tanzimat modernleşmesiyle birlikte, Cumhuriyet sekülerleşmesi, laikleşmesiyle birlikte bu toplum yörüngesini yitirdi.”

    “Tayyip Erdoğan’a nefes aldırmak istemiyorlar”

    Bu süreçte Recep Tayyip Erdoğan’ın da hedefe yerleştirildiğinin altını çizen Kaplan şöyle devam etti: “Tayyip Erdoğan’a nefes aldırmak istemiyorlar. ‘Diktatör’ diyorlar, yapılan yanlışları eleştiriyorum ben; eğitimde çöktük, kültür hayatında yerlerde sürünüyoruz. Genç kuşağı kaybediyoruz. Unutmayalım ki yaşadığımız mücadele bu ülkeyi nasıl tekrar alabiliriz mücadelesidir. 200 senedir biz bu ülkeyi geri almak için mücadele veriyoruz. Bu ülke sabotaj şebekesi tarafından; ekonomik olarak, siyasi olarak, hariciyesi, kültür hayatı, medyası bakımından bu ülkenin çocuklarının elinden alınmıştır. Ne kadar başarılıyız, ne kadar başarısızız bu tartışılabilir. 200 senedir bu toplum ayakta duruyorsa, dinamizmini yitirmediyse, hala bütün felaketlere karşı dimdik ayakta durabiliyorsa bunun temel nedeni, ailenin sağlam olmasıdır.”

    “New York Times bile görüyor!”

    “Bu durumu New York Times Gazetesi görüyor. Marmara’da 1999 yılında gerçekleşen depremde devlet deprem bölgesine gidemedi, gidemiyordu, ortalıkta devlet yoktu; Van’dan, Kars’tan ve daha bir çok ilimizden insanlar anında deprem bölgesine ulaştılar. New York Times Gazetesi bu durumu, ‘Bu nasıl bir şey yahu’ diyerek manşetine taşıdı. Avrupa’daki çözülme daha ileri bir düzeyde.
    Bu toplumun dimdik ayakta durmasını sağlayan şey aile ve müslüman cemaatlerdir. Özellikle silsilesi olan, geleneği olan tarikatlerdir.

    Tarikatlerin, cemaatlerin yaptıkları yanlışları, Ankara’da ihale peşinde koşturmasını kabul etmiyorum. Cemaatlerin kendilerine çeki düzen vermesi lazım. Bu eğitim sistemi ne yapıyor? Benim çocuğumu alıyor, beynini yıkıyor. Pozitivizmle, ezbercilikle zihnini delik deşik ediyor, ruhunu yok ediyor, dinsizleştiriyor, sonra da getirip eşcinsel olarak benim önüme koyuyor. Türkiye dünyada işgal edilemeyen, sömürgeleştirilemeyen bir ülkedir ama zihnen, kültürel olarak işgal ediliyor. Ailenin çökmesi bu demektir. Dünyada ailenin en güçlü olduğu yer Türkiye’dir. Göçebe kültüre sahip dinamik bir toplum var Türkiye’de. Çadırdan bir dünya devleti çıkarmışız, ailenin temelleri bizde çok köklüdür.”

    “Amaç eşcinselliğin meşrulaştırılması”

    Sözlerini “Aileyi çökerttiğiniz zaman bu toplum çöker. İstanbul Sözleşmesi bu amaca hizmet etmektedir.” diyerek sürdüren Kaplan, mesajlarını şu ifadelerle verdi: “Eğer insanlar bilinçli olarak imzaladılarsa büyük bir vebal altındadırlar, eğer bilinçsiz bir şekilde imzaladılarsa da bir an evvel bu sözleşmeyi kaldırmalıdırlar. İstanbul Sözleşmesi’nin hedeflediği şey ailenin yıkılması, eşcinselliğin meşrulaştırılması ve eşcinsel evliliklerinin yaygınlaştırılmasıdır. Bunlar Müslüman bir toplumda olacak şey değil. ‘Batı’da aile çökmüştür. Bu insanlar insan türünü koruyabilecek durumda değiller. Bizim dünyaya verebileceğimiz en büyük kurum aile modelimizdir. Bu konuda batıdan alabileceğimiz, öğrenebileceğimiz hiçbir şey yoktur. Biz bu ülkede tecavüzü, kadına şiddeti engelleyecek bir yasa yapamıyor muyuz? Ben bir Müslüman olarak bir kadının şiddet görmesini, itilip kakılmasını savunamam, bu mümkün değil. Devlet kadına şiddeti önlemek için gerekiyorsa bir yasa yapmalı zaten, bunu konuşmaya, tartışmaya bile gerek yok, lakin bunu aileyi koruyacak şekilde yapmalı. Bu konuda batılıların yasalarına falan ihtiyacımız yok.”

  14. ALBATROS diyor ki:

    BİR AYET-İ KERİME,
    BİR DERS:

    “İPLİĞİNİ İYİCE BÜKTÜKTEN SONRA, GERİ ÇÖZEN KADIN GİBİ OLMAYIN”

    Sakın, bir grubun diğer gruptan daha güçlü olması sebebiyle yeminlerinizi aranızda (güçsüzler aleyhine) bir kandırma aracı yaparak, ipliğini iyice büktükten sonra geri çözen kadın gibi olmayın.
    Allah bu şekilde sizi imtihan etmektedir. Ve O, hakkında görüş ayrılığına düştüğünüz şeyleri kıyamet gününde size mutlaka açıklayacaktır.
    Nahl Suresi.
    92.Ayet

    Tefsir (Kur’an Yolu)

    Buradaki teşbih, yemine sadakat göstermenin sadece dinî bir hüküm değil aynı zamanda aklın da bir gereği olduğuna işaret eder. Çünkü objektif ahlâk ölçülerini kişisel çıkarların üstünde tutan selim tabiatlı insan, bir kimsenin tutmayacağı halde yemin etmesini mantıksal bir çelişki olarak görür. Âyet, teorik olarak yanlış sayılsa bile pratikte sıkça rastlanan “Güçlü olan yeminini bozabilir, verdiği sözü yerine getirmeyebilir” şeklindeki aldatmacı anlayışı özellikle yadırgamakta ve yasaklamaktadır.

    Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 436-437

  15. ALBATROS diyor ki:

    BİR MESELDİR:

    Kötü yola düşmüş bir kadın, bu yoldan kazandığı paralarla bir hayır yapmak istemiş.
    Zamanın bilgesine giderek:
    -Efendim, bir hayır yaptırmak istiyorum ne tavsiye edersiniz?

    Bilge:
    -Felân mevkide bir köprü yaptırırsan makbule geçer.
    O beldenin öyle bir köprüye ihtiyacı var, demiş.

    Bu tavsiye üzerine kadın, kazandığı paralarla güzel bir köprü yaptırmış.
    Bir gün şiddetli yağan bir yağmur ve sonrasında oluşan seller, köprüyü alıp götürmüş.

    Kadın bu duruma çok üzülmüş.
    Yine bilge kişiye giderek bu olayı açıklamasını istemiş.

    Bilge cevaplamış:
    Kızım!
    Meniyle yapılan hayır,
    Maun ile yıkılır!

    KISSADAN HİSSE:

    Kalpleri birbirine bağlayan yol ve köprüleri (AİLEYİ) yıkan bir zihniyet,
    yol ve köprü yapmakla övünüyor. Ne kadar ilginç değil mi?

    Sebep olduğunuz göz yaşları selden bir tufan olup, yollarınızı da köprülerinizi de alıp götürecek!
    Geri sayım başladı bile…
    Bir porsiyon ders, buyrun lütfen!

  16. recep gültekin diyor ki:

    Sema hanım

    Ağzına eline sağlık. Cenabı hak hayırlı işlerinizde muvaffak eylesin.

Dünden Bugüne

Ayşe Askere Git Ali Sofra Kur

(30.9.2015 tarihli bir yazım. Şu an ocak 2019, bu süreçte ders kitaplarından bütün cinsiyet rolleri çıkartıldı ve 162 okul pilot okul olarak seçildi "cinsiyet eşitliğine duyarlı okul" adı altında cinsiyetsiz ...
Devamını Oku

Güzel Söz

“ Bir insan niçin yaratılmışsa ona o kolaylaştırılır. “ ( Hz. Muhammed s. a. v )

Kitap

Algı Yönetimi ve Manipülasyon

Algı Yönetimi ve Manipülasyon "Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi" kitabı nasıl kandırıldığımızı çok iyi gözler önüne seren bir kitap. Mücahit Gültekin kitapta bilimsel açıklamalarla birlikte günümüzden ve İslam tarihinden örneklerle  yalın bir ...
Devamını Oku